Ana Sayfa Tüm Haberler

Sağlıkta Ekonomik Krizin Tablosu: Malzeme Alımı Durduruldu

Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Gazi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Demircan tarafından Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanlığına ulaştırılan 5 Ekim 2018 tarihli yazıda, hayati öneme haiz malzeme dışındaki alımların durdurulması istendi.

Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi faaliyetleri çerçevesinde ihtiyaç duyulan ilaç ve tıbbi sarf malzemelerin tedarikçisi olan firmalar, son zamanlarda döviz kurlarında meydana gelen değişiklikler sebebiyle Sağlık Uygulama Tebliğinin (SUT) üzerinde fiyat vermektedir. Bu doğrultuda, sağlık hizmetinin sunumuna devam edilebilmesi, sağlık hizmetlerinin bekletilemez, aksatılamaz, insan sağlığı ve yaşamının ihmal edilemez özelliği nedeniyle ameliyatlarda/işlemlerde kullanılacak malzemelerin ve satın alma sürecinin hızlandırılması amacıyla yapılacak ameliyat/işlemin zorunluluğu ve hayati önem arz edip etmediğine ilişkin gerekçeli raporun satın alma işlemlerinin altına eklenmesi gerekmektedir.

Bu süreçte hayati öneme haiz malzemeler alınacak olup, diğer elektif ameliyat, işlem vb için kullanılacak olan malzemelerin alımı bir süreliğine ertelenecektir.

Bölümünüz tarafından düzenlenecek “Hayati Öneme Haiz” belgesi sayesinde hem bölüm hem hastane hem de üniversite yönetimi Sayıştay Başkanlığı, Maliye Bakanlığı gibi denetleyici kurumlar karşısında hesap verebilir olacak, bunun yanı sıra “Devleti zarara uğratmak” ve “Kamu zararına sebebiyet vermek” tarzı suçlamalar karşısında kanıt olarak kullanılabilecektir.

Sonuç olarak, hayati öneme haiz olan işlemlere devam edilmesi, elektif işlemlerin ise ertelenmesi konusunda göstereceğiniz anlayış ve iş birliği için teşekkür ederiz.

Bu yazı Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanlığına, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanlığına, Beyin Ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanlığına, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanlığına, Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanlığına ve Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanlığına Ulaştırıldı.

2 Farklı Astım İlacı Türkiye’de Üretilecek

GSK, Türkiye’de solunum ilaçlarının yerel üretimini destekleyecek bir teknoloji transferi için 214 milyon TL’lik (25 milyon sterlin) yeni bir yatırım yapacağını açıkladı. 

Türkiye’deki 60. yılını kutlamaya hazırlanan GSK, solunum hastalıklarının tedavisinde kullanılan nebül teknolojisinin Türkiye’de üretilmesine karar verdi. Nebül üretimindeki teknoloji ve bilgi birikiminin Türkiye’ye transferi, 2021 yılında iki farklı astım ilacının yerel olarak üretilmesini sağlayacak.

Selim Giray

Oldukça zorlu, kompleks bir ilaç üretim teknolojisine sahip olan nebüllerin içinde, sıvı halde ilaç bulunuyor. Bu ilaç, nebülizatör adı verilen cihaz yardımıyla buhar haline getirilerek; ağızdan solunma yoluyla çeşitli akciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılıyor.

Bu yatırım ile GSK, Türkiye’nin bu alandaki toplam gereksiniminin yüzde 60’ına denk gelen, yıllık 8,5 milyon kutu nebülü yerel olarak üretebilir hale gelecek. GSK, bu yeni üretim faaliyeti için Abdi İbrahim ile iş birliği yapacak.

GSK Türkiye Genel Müdürü ve Başkan Yardımcısı Selim Giray şunları dile getirdi:
“GSK, 60 yıldır Solunum, Aşı, HIV, Antienfektifler, Sinir Hastalıkları, Dermatoloji ve Üroloji alanlarında Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Yenilikçi solunum cihazlarımızın yerel üretim kapasitesini artırmaya yönelik bu işbirliği, ülkemize olan bağlılığımızı bir sonraki evreye taşıyor. Yerel üretim ortaklarımızla aşı ve ilaç alanında teknoloji ve bilime dayalı diğer fırsatları değerlendirerek, her anında iyilik sağlık için çalışmaya devam edeceğiz.”

Ek olarak Türkiye’nin GSK için önemli bir yönetim merkezi olduğuna değinen Selim Giray, “İlaç, Tüketici Sağlığı ve Tedarik Zinciri olmak üzere üç bölge İstanbul’dan yönetiliyor. İstanbul, aralarında Rusya, Mısır ve Suudi Arabistan’ın da yer aldığı 17 ülkenin yönetim üssü” dedi.

Obezite İçin Harekete Geç!

Johnson & Johnson Medikal Cihazlar’ın desteğiyle organize edilen “Obezite İçin Harekete Geç!” projesi ilk adımını 19 Eylül 2018, Çarşamba günü Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde attı. Proje ilerleyen tarihlerde farklı il ve hastanelerde devam edecek.

Obezite ile ilgili farkındalık yaratmayı ve halka ücretsiz sunulan ölçüm hizmetiyle risk grubundaki kişileri hekime yönlendirmeyi hedefleyen proje kapsamında, hastanenin ana girişinde bir çadır kuruldu. Buraya başvuran kişilerle yapılan görüşmeler neticesinde risk grubunda bulunan kişiler, ilgili bölümlere yönlendirildi.

Projenin tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Coşkun günümüzün salgın hastalığı olan obezite ile ilgili şu bilgileri verdi:
“Aşırı kilo ve obezite, sağlığa zarar verebilecek anormal veya aşırı yağ birikimi olarak tanımlanmaktadır. Vücut kitle indeksi (VKİ) erişkinlerde obeziteyi sınıflandırmak için yaygın olarak kullanılan, vücut ağırlığının kilogram cinsinden değerinin, boy uzunluğunun metre cinsinden değerinin karesine bölünmesiyle elde edilen basit bir ölçümleme yöntemidir. Vücut kitle indeksi 30 kg/m2’den büyük olan bireyler obez grubuna girmektedir. Dünyada 1975’ten günümüze obezite oranı yaklaşık 3 kat artmış olup, Dünya Sağlık Örgütü’nün en son verilerine göre dünyada yaklaşık 2 milyar fazla kilolu bireyin olduğu ve bunların yaklaşık 700 milyonunun obez olduğu belirtilmektedir. Ayrıca yapılan çalışmalarda 2030 yılına kadar obezite oranlarının dünya nüfusunun yarısına çıkabileceği tahmin edilmektedir.”

 Obezitenin Maliyeti
“Obezite son zamanlarda küresel bir sağlık sorununa dönüşmüş olup dünyada önlenebilir ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Yapılan araştırmalarda obezitenin dünya çapındaki maliyetinin, sigara içme ve terörle mücadelenin maliyetine yakın olduğu gösterilmiştir. Ayrıca, obezite devlet ekonomilerine de ciddi anlamda yük getirmektedir. Obezite; kalp hastalıkları, diyabet, solunum hastalıkları, yüksek kolesterol, karaciğer hastalıkları, kısırlık, kanser gibi birçok hastalık için önemli bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Özellikle orta yaşlarda gelişen şeker (diyabet) hastalığının birinci sebebi obezite olarak kabul edilmektedir. Uluslararası Kanser Araştırma Kuruluşu’nun verilerine bakıldığında yılda en az yarım milyon kanser vakasına obezitenin sebep olduğu görülmektedir.”

Prof. Dr. Halil Coşkun, eskiden bulaşıcı hastalıklar ve yetersiz beslenme sonucunda erken ölümler meydana gelirken, günümüzde durumun değiştiğini belirtti:
“Obezitenin eskiden sadece yüksek gelirli ve gelişmiş̧ ülkelerin bir sorunu olarak düşünülmekteydi. Ancak obezite oranları hem gelişmiş̧ hem de düşük ile orta gelirli gelişmekte olan ülkelerde giderek artmaktadır. Aslında, dünya nüfusunun çoğunluğu insanların yetersiz beslenme sonucu değil, aşırı beslenme ile ilgili hastalıklardan öldüğü ülkelerde yasamaktadır. Dünyada eskiden bulaşıcı hastalıklar ve yetersiz beslenme sonucunda erken ölümler meydana gelirken, bu durumun günümüzde bulaşıcı olmayan ve genellikle aşırı beslenme ile ilişkilendirilen kronik hastalıkların sebep olduğu daha ‘genç̧’ yaştaki ölümlere doğru kaydığı görülmektedir. Günümüzde aşırı beslenmenin yanında teknolojideki gelişmelerle beraber iş ve çalışma şekillerinin geçmişteki normlara göre oturarak yapılır hale gelmesi, fiziksel aktivitede azalmaya ve obezite riskinin artmasına neden olmuştur.”

“Bebeklik ve okul öncesi dönemlerinde kazandırılacak alışkanlıklar, obezite ile mücadelenin en önemli adımıdır!”

Basın toplantısında konuşmacı olan Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Erkan Yardımcı ise obeziteden korunma ve obezite tedavisi hakkında bilgi verdi: “Obezite ile mücadeledeki en önemli nokta korunma programlarının uygulanmasıdır. Dünya Sağlık Örgütü, obezite ve aşırı kilonun önlenmesi için, bebeklik ve okul öncesi dönemlerden başlamak üzere beslenme, fiziksel aktivite ve medya kullanımı ile ilgili önerilerde bulunmaktadır. Yeni doğan ve bebeklerde emzirme; okul öncesi dönemde, su, şekersiz içecekler, meyve, sebze, tahıl ürünlerinin bol miktarda tüketimi ve şekerli gıdaların az tüketilmesi; 3-5 yaşlarından itibaren günde en az 60 dakika fiziksel aktivite programlarının uygulanması obezitenin önlenmesinde merkezi bir rol oynamaktadır. Ayrıca, çocukların yatak odalarında televizyon bulundurulmaması, sosyal medya erişimlerinin sınırlandırılması ve oturarak geçirilen boş zamanların azaltılması obezitenin önlenmesi için alınabilecek önlemler arasındadır.” 

Dünyada Yılda 650 bin Obezite ve Metabolik Cerrahi Ameliyatı Yapılıyor

Diyet ve egzersiz tedavilerine rağmen kalıcı kilo kaybı sağlanamayan ve obezite ile ilişkili ek hastalıkların olduğu obez bireylerde, cerrahi tedaviler giderek artan oranlarda uygulanmaktadır. Günümüzde obezitenin tedavisinde en etkili ve kalıcı tedavi yöntemi ise obezite ameliyatları olarak kabul edilmektedir. Vücut kitle indeksi > 40 kg/m2 veya VKİ > 35 kg/m2 olan ve obezite ile ilişkili bir hastalığı olan bireyler ameliyat olabilmektedir. Özellikle uygun hastalardaki yüz güldürücü sonuçlarıyla dünyada yılda yaklaşık 650.000 obezite ve metabolik cerrahi ameliyatı uygulanmaktadır. Dünyada Amerika Bileşik Devletleri başta olmak üzere, Fransa, Almanya, İngiltere gibi Avrupa ülkelerinde obezite ameliyatları yaygın olarak uygulanmaktadır. Ülkemizde son yıllarda ameliyat oranlarının giderek artmasıyla yılda yaklaşık 20.000 ile 25.000 arasında ameliyat uygulanmaktadır.”

Projeyi destekleyen Johnson & Johnson Medikal Cihazlar Türkiye İş Birimi Direktörü Alper Tandoğan, “Obezite gibi önlenebilir küresel bir sağlık sorununa karşı toplumu ve özellikle gelecek nesilleri yetiştiren aileleri bilgilendirmenin önemine inanıyoruz. Obezite için Harekete Geç! projesi obezite ile ilgili farkındalık yaratmayı amaçlarken, risk taşıyan bireylerin de bir an önce harekete geçerek sağlıklarını kontrol altına almalarına çağrıda bulunuyor. Çok kıymetli hocalarımızın liderliğinde Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ni bu projede desteklemekten büyük mutluluk duyuyoruz. Buradan aldığı güçle başlayan projeyi Sağlık Bakanlığı’nın katılımıyla farklı illere ve farklı merkezlere taşımayı planlıyoruz.” dedi.

TİTCK: İlaçta 3 Milyar TL’lik Yerelleşme Hedefi Yakalandı

İthalden imale geçiş çalışmaları kapsamında ilaçta yerelleşme ile 6 Milyar 1 Milyon TL’lik bir potansiyelin hedeflendiğine dikkat çeken Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz, 2018 yılı sonu itibari ile bu hedefin 3 Milyar TL’lik kısmının yakalanmış olacağını belirtti. Yerelleşme kapsamına alınan 609 ilaçtan yıllık 2,74 Milyar TL satış değerindeki 371 ilacın yerelleştiğini söyleyen Gürsöz, yerelleşmeyen 238 ilacın ise çoğunlukla pazar değerini yitirmiş ilaçlar olduğunu ifade etti.

TÜSAP Sağlık Platformu’nun düzenlediği ‘İlaçta Yerlileşme ve Millileşme’ başlıklı 6. Sağlıkta Vizyon Toplantısı, başta Sağlık Bakan Yardımcıları Prof. Dr. Muhammet Güven ve Prof. Dr. Emine Alp Meşe olmak üzere Sağlık Bakanlığı yetkilileri, ilaç sektörünün ileri gelenleri ve akademisyenlerin katılımı ile 3 Eylül 2018’de, Bezmiâlem Yaşam Bilimleri ve Biyoteknoloji Enstitüsünde yapıldı.

İlaçta yerlileştirme çalışmalarının konuşulduğu toplantının gündeminde ithalden imale geçiş, sağlık girişimleri (Start-up) platformu projesi ve aşı yerlileştirme projeleri olmak üzere üç ana başlık yer aldı. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD), İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) ve EY’nin katkıları ile gerçekleşen toplantıda TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı ve Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz konuşma yaptı.

Konuşmasında yerelleşme ve millileşme arasındaki kavram farkına değinen TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı ve Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın, “Roma hukukunda kural olarak yargıda bulunulurken evren, ‘kişi’ ve ‘nesne’ olmak üzere iki odakta düşünülür. Halbuki bugün dünyada ‘bilgi’ çok daha değerli… Hukuk sistemlerinde bile kendine tam yer bulamamış bir olgu, bir güçten bahsediyoruz. Millilik sadece bu bilgiyi elinizde bulundurmak mıdır, yoksa bunun üretim süreçlerinin belli oranını elinize almak mıdır? Bir şeyin milli olması için bilgisinin size ait olması gerekiyor. Kimin ürettiği ya da nerede ürettiğiniz çok da önemli değil. Iphone Amerika için milli bir üründür ama Çin’de üretilir, onlar için yerli bir üründür” dedi.

İlaçta 5 milyar dolarlık ithalat
İthalden imal ilaca geçiş ile gerçekleşecek ilaçta yerelleşme sayesinde ilaç sektöründe yüzde 18 olan ihracatın ithalatı karşılama oranını artırarak öncelikle cari açığın düşürülmesini hedeflediklerini söyleyen Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz, “Ülke olarak 2017 yılında yaklaşık 157 milyar dolara ulaşan ihracat, 250 milyar dolara ulaşan ithalatımız vardı. Yaklaşık yüzde 65’lik bir orana tekabül ediyor. İlaç sektörüne geldiğinizde yaklaşık 900 milyon dolarlık ihracata karşı 5 milyar dolarlık ithalat söz konusu. Burada ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 18 seviyelerinde. Genel ekonomik tablonun uzağındayız. Böyle bir tabloyu önünüze aldığınızda ilaçta yerelleşme projesi ile cari açığın düşürülmesi hedefini ilk sıraya koymanız beklenen bir şey” diye konuştu.

371 ilaç yerelleşti

İlaçta yerelleşme ile yüzde 65 seviyelerinde olan kapasite kullanım oranlarını da artırmayı hedeflediklerini söyleyen Gürsöz, “İthalden imale geçiş çalışmaları kapsamında ilaçta yerelleşme ile 6 Milyar 1 Milyon TL’lik bir potansiyel hedeflendi. 2018 yılı sonu itibari ile bu hedefin 3 Milyar TL’lik kısmı yakalanmış olacak. Ayrıca toplam 609 ilaçtan yıllık 2,74 Milyar TL satış değerindeki 371 ilaç yerelleşirken yerelleşmeyen 238 ilacın ise çoğunlukla pazar değerini yitirmiş ilaçlar olduğu görüldü” dedi.

Start-up Girişimcilik Platformu

Yenilikçi ürünlerin yerli üretimi konusunda sağlık Start-up’larını tek çatı altında toplayacak bir platform kurma hazırlığı içinde olduklarını ifade eden TİTCK Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz, “FDA verilerine göre 2016 yılında 19 yeni ilaç molekülünün 13’ü girişimciler tarafından geliştirildi. Dünyada artık iş yapış modelleri değişiyor. Yeni teknolojilerin ilaç Ar-Ge sürecinde önemli hale gelmesiyle büyük ilaç şirketleri girişimcilerle daha fazla işbirliği yapamaya başladı. Son yıllarda hızla düşen Ar-Ge verimliliği, Start-up’ların önemini arttırmakla birlikte yeni moleküllere erişim sağlamak isteyen büyük ilaç firmalarının birleşme-satın alma işlemlerinin yolunu açtı. Bu anlamda sağlık girişimcilerini biraraya getirecek Start-up Girişimcilik Platformunu çok önemsiyoruz. Uygulamanın Kamunun mentörlük ve yönlendirmeleri ile gerçekleşmesi planlanıyor.

Çalışmalarımıza başlarken birçok ülkenin benzer yapılarını inceledik. Hindistan’ın Bangalore şehrinde kurulan Biyoinkübasyon Kuluçka Merkezi de bunlardan biri idi. Muazzam bir altyapısı var. Hindistan böyle bir merkezi kurma iradesini göstermiş ve eminim ki çok yakın bir tarihte yenilikçi ilaçların o merkezden çıktığına hep birlikte şahit olacağız. İnovasyon sadece Avrupa’dan, Amerika’dan çıkmayacak. Çin’den, Kore’den çıkacak, Hindistan’daki Biyoinkübasyon Merkezinden çıkacak.

Artık G20 üyesi bir ülkeyiz, ekonomik anlamda dünyanın 16. büyük ülkesiyiz. Bunlarla birlikte bizim inovasyon liginde teknoloji ve bilim üretimi anlamında ilk 20’de yer almamız, Dünyanın inovasyon ve Ar-Ge networküne dahil olmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

TİKA, Türk-Kırgız Dostluk Hastanesi inşa etti

Konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı resmi Kırgızistan ziyaretinden bahseden Dr. Hakkı Gürsöz, Kırgızistan ile sağlık alanında iki önemli anlaşmaya imza attıklarını ifade etti. İlaç ve tıbbi cihaz konusunda teknik iş birliği anlaşması çerçevesinde TİTCK’ın Kırgızistan’a özellikle ilaç ruhsatlandırma, denetim prosedürleri, ilaç ve tıbbi cihazda bir veri tabanı oluşturma, ulusal bilgi bankası oluşturma konusunda teknik destek vereceğini belirterek ikinci anlaşmanın TİKA tarafından Kırgızistan’ta inşa edilen Türk-Kırgız Dostluk Hastanesi ile ilgili olduğuna değindi. Hastanenin birkaç ay içinde hizmete gireceğini belirten Gürsöz, hastaneyi incelediğinde hastane donanımları ve tıbbi cihazların neredeyse tamamının Türkiye’den tedarik edilmiş olduğunu görmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Servier, Shire İlacın Onkoloji Bölümünü Satın Aldı

Uluslararası bağımsız bir ilaç firması olan Servier yasal düzenlemelerin ardından Shire’ın onkoloji bölümünün alımını gerçekleştirdiğini açıkladı. 2,4 milyar dolarlık işlem, Servier’in Amerika’da doğrudan bir ticari varlık kurmasını ve grubun zaten var olduğu ülkelerde onkoloji ilaç portföyünü güçlendirmesini sağlayacak.

Bu alım çerçevesinde Servier, onkoloji alanında ONCASPAR®ve ONIVYDE® ürünlerinin pazarlama faaliyetlerini ve ekibini aynı zamanda immüno-onkoloji alanında gündemde olan iki iş birliği işlemini devraldı.

Servier Başkanı Olivier Laureau, “Bu alım, Servier grubunun hedeflerine ulaşmasında önemli bir adımdır.” diyerek açıklamasına şöyle devam etti: “Bu adım, Servier’in dünyanın en büyük ilaç pazarı olan Amerika’daki ticari faaliyetlerini başlattığını ve onkoloji alanında ilaç portföyünü anlamlı ölçüde güçlendirdiğini göstermektedir. Aynı zamanda bu satın alım Servier’in stratejisinde yer alan iki amaca cevap vermektedir: Dünyanın her yerinde yenilikçi ilaçlarla daha fazla hastayı tedavi etmek ve onkoloji alanında bir dünya referansı olmak.”

Grubun yeni şirketi olan Servier Pharmaceuticals LLC (Boston), 80 kişilik bir ekip ile başlayarak Servier ürünlerini ABD’de pazarlayacak. Bu şirket ONCASPAR® ürününün pazarlamasına da devam edecek. Servier Pharmaceuticals LLC, daha önce Shire’ın Global Genetik Hastalıkları ve Onkoloji bölümlerinin başında olan David K. Lee tarafından yönetilecek. Bu firmanın amacı Servier Grubunun stratejisine uygun olarak, Servier’in mevcut portföyüyle ABD’de güçlü bir ticari varlık geliştirmek ve diğer yandan, pazarlanmak üzere olan veya pazarlanan yenilikçi ürünlerle portföyün zenginleştirilmesini sağlamak olacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri dışında, yaklaşık 75 çalışan Servier’in organizasyonuna entegre odu. Yerel mevzuata göre bu ekip, ONCASPAR® ve ONIVYDE® pazarlamaya devam edecek.

Bu satın alma ile Servier Grubu küresel bir biofarmasötik şirket olma hedefinde ilerliyor.

klinikiletişim’in yeni sayısının dosya konuları neler?

klinikiletişim’in yeni sayısının dosya konuları neler?

  • Sağlık Bakanlığı Verileri ile Türkiye Sağlık Turizminde Nerede?
  • Türkiye Sağlık Turizmi Derneği Gn. Sekr. Prof. Dr. Dilaver Tengilimoğlu: “Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş. Aracılığı ile Ülkemize 1 Milyondan Fazla Sağlık Turistinin Çekilmesi Planlanmaktadır”
  • Acıbadem Sağlık Grubunun Sağlık Turizmi Politikaları Nasıl?
  • VM Medıcal Park’ın Uluslararası Hasta Yönetimi Nasıl?
  • Üsküdar Üniversitesinin Uygulama Ortağı NPİstanbul Hastanesinin Akreditasyon Avantajı
  • Liv Hospital Grup Koordinatörü Meri İstiroti:“Türkiye Artık Risk Düzeyi Yüksek Tedaviler İçin De Tercih Ediliyor” 
  • Alanya EAH Başhekimi Prof. Dr. Bülent Adil Taşbaş: “Sağlık Turizminde Kamu Hastaneleri Bir Adım Önde”
  • Dr. Melih Bulut: “Sağlık Turizminde Kamu ve Özel Rekabeti Türkiye’ye Kazanç Sağlamaz!” 
  • Mef Üni. Hukuk Fak. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayfer Uyanık Anlattı:
    Hukuki Açıdan Sağlık Turizmi

Türkiye Sağlık Turizminde Nerede?

Kaliteli sağlık hizmetini, daha uygun fiyatlarla ve daha kısa bekleme süreleri içerisinde almak amacıyla sağlık turizmi kapsamında ülkeleri dışına çıkan yıllık 30 milyon insan trafiğinden söz edilmektedir. Dünyadaki sağlık turizmi harcamaları ise yaklaşık 500 Milyar Dolar ile ifade edilmektedir. Bu rakamın 2023 yılında 1 trilyon dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Sağlık Bakanlığının hedefi, sağlık turizmi alanında en çok tercih edilen ülkeler arasında ilk iki sıraya yükselerek, 2023 yılında 20 Milyar dolar yıllık sağlık turizmi geliri elde etmek!

Ulaşım Kolaylığı

Türkiye, 4 saatlik uçuş mesafesinde yaklaşık 1 milyar insana ve 57 ülkeye hitap eden önemli bir jeografik konuma sahiptir. Türkiye, Türk Hava Yolları gibi dünyada en çok noktaya (120 ülke, 299 şehir ve 302 havalimanı) uçuş yapan bir ulusal havayolu markası ile ulaşım kolaylığı sayesinde sağlık turizmi için en ideal bölge olarak değerlendirilmektedir.

Avantajlarımız neler?

Özellikle hekimlik kadrolarında üst düzey uzmanlaşmış nitelikli insan kaynağı yanı sıra coğrafi yapısı, mevsimsel avantajları, kaliteli sağlık hizmeti sunumu, dünya standartlarında teknolojik ve tıbbi donanımı, Avrupa’ya kıyasla %60’lara varan uygun fiyat avantajı, dünyada ilk sıralarda yer alan termal yeraltı kaynakları, dünyada hızla artan yaşlı nüfusa nazaran genç ve dinamik nüfusu ve tüm bunlara ek olarak geleneksel Türk konukseverliği ile dünyada parlayan yıldız konumunda olan Türkiye’nin, sağlık turizminde de en çok tercih edilen ülkelerinden birisi olmasının önünde hiçbir engel yoktur.

Dil Desteği

Türkiye sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında gelen hastaların sağlık hizmetine kolay ulaşmalarını sağlamak amacıyla Uluslararası Hasta Destek Birimi Tercümanlık ve Çağrı Merkezi (UHDB) 0 850 288 38 38 çağrı numarasıyla Almanca, Arapça, İngilizce, Rusça, Farsça, Fransızca olmak üzere 6 (altı) dilde 7 gün 24 saat hizmet vermektedir.

Jeotermal Avantajlar

Türkiye jeotermal kaynaklar açısından Dünya çapında bir potansiyele sahip olup, Avrupa’da kaynak potansiyeli açısından birinci, kaplıca uygulamaları konusunda ise üçüncü sırada bulunmaktadır. Termal su potansiyelinin yüksek mineralizasyon içeriği sayesinde etkin tedavi edici özelliklere sahip olması ile birlikte zengin kültürel, doğal ve iklimsel özelliklerle birleşmesi termal sağlık turizmi yanı sıra ileri yaş turizmi ve wellness ortamının oluşmasını sağlamaktadır.

İstatistiklerle Sağlık Turizmi Verileri Nasıl?

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, sağlık turizmi kapsamında ülkeleri dışına çıkan yıllık 30 milyon insan trafiğinden söz ediliyor. Dünyadaki sağlık turizmi harcamaları ise yaklaşık 500 Milyar Dolar ile ifade ediliyor.

Bakanlığın 2018 yılı ilk 6 aylık verilerine göre, sağlık turizmi kapsamında Türkiye’ye gelen turist sayısı 178 bine yakın. Bunun çoğu, 178 bine yakını (yüzde 67) özel hastanelere gelmiş, ortalama 56 bini de (yüzde 24) kamu hastanelerini tercih etmiş. Pastanın yüzde 9’unu da üniversite hastaneleri oluşturuyor.

En Çok Başvuru Deri ve Zührevi Hastalıklara

2018 yılı ilk 6 ay medikal turizm kapsamında hizmet alan hastaların geldikleri ilk 10 klinik sırasıyla: Deri ve zührevi hastalıklar, göz hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, tıbbi onkoloji, iç hastalıkları, estetik cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, genel cerrahi, kardiyoloji ve son olarak kulak burun ve boğaz.

Sağlık Turizminde USHAŞ Dönemi Başladı

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, sağlık turizmi kapsamında ülkeleri dışına çıkan yıllık 30 milyon insan trafiğinden söz ediliyor. Dünyadaki sağlık turizmi harcamaları ise yaklaşık 500 Milyar Dolar ile ifade ediliyor.

Bakanlığın 2018 yılı ilk 6 aylık verilerine göre, sağlık turizmi kapsamında Türkiye’ye gelen turist sayısı 178 bine yakın. Bunun çoğu, 178 bine yakını (yüzde 67) özel hastanelere gelmiş, ortalama 56 bini de (yüzde 24) kamu hastanelerini tercih etmiş. Pastanın yüzde 9’unu da üniversite hastaneleri oluşturuyor.

En Çok Başvuru Deri ve Zührevi Hastalıklara

2018 yılı ilk 6 ay medikal turizm kapsamında hizmet alan hastaların geldikleri ilk 10 klinik sırasıyla: Deri ve zührevi hastalıklar, göz hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, tıbbi onkoloji, iç hastalıkları, estetik cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, genel cerrahi, kardiyoloji ve son olarak kulak burun ve boğaz.

USHAŞ Yurt Dışında Hastane Açabilecek

Sağlık turizmi, artık sadece özel hastanelerin değil kamunun da gelir kapısı! Geçtiğimiz günlerde yasal mevzuatı tamamlanarak hayata geçirilen Uluslararası Sağlık Hizmetleri Anonim Şirketi (USHAŞ), sağlık turizmine ilişkin politika ve stratejiler üretmek üzere kuruldu. Uluslararası hasta kabul eden işletmelerin hizmet standartları ve akreditasyon kriterleri artık USHAŞ’ın sorumluluğunda olacak; şirket bu konuda Bakanlığa önerilerde bulunacak.

Kamunun bu atılımı ile Türkiye, sağlık turistini sadece kendi ülke hastanelerine kabul etmekle kalmayacak; hastanecilik tecrübe ve birikimlerini yurtdışına taşıyacak.

Yurt dışında sağlık kuruluşu açmak, işletmek, ortaklık kurmak ve iş birliği yapmak gibi faaliyetler USHAŞ tarafından koordine edilecek.

Sağlık turizmi pastasına kamunun da ortak olması özel sektör yatırımcılarını tahmin edileceği üzere pek memnun etmiyor. Gelir kaynağı bir yana bırakılırsa USHAŞ’ın sağlık turizmi yapan hastaneler ve özellikle aracı şirketlere yetkilendirebilecek olması sevindirici bir gelişme… Bu alanda faaliyet gösteren aracı kurumlar yerli turiste bile güven vermekten uzak!

Sağlık Turizminde Yeni Dönem: USHAŞ Kuruldu

Uluslararası Sağlık Hizmetleri Anonim Şirketi (USHAŞ) hakkında:

  • Uluslararası sağlık hizmetleri alanında ülkemizde sunulan hizmetlerin tanıtımını yapmak,
  • kamu ve özel sektörün sağlık turizmine yönelik faaliyetlerini desteklemek ve koordine etmek,
  • uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin politika ve stratejiler ile hizmet sunum standartları ve akreditasyon kriterleri konusunda Bakanlığa önerilerde bulunmak üzere USHAŞ kuruldu.

USHAŞ’ın Faaliyetleri:

√ Uluslararası sağlık hizmetleri alanında aracılık faaliyeti gösteren kurumlara yetki belgesi vermek.

√ Ülkemizin sağlık hizmetlerinin uluslararası tanıtımını yapmak, bu alandaki tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerini koordine etmek, yönlendirmek ve desteklemek.

√ Uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin aracılık faaliyetlerinde bulunmak, verilen yetki çerçevesinde kamu ve özel sektör kuruluşları adına uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin sözleşme yapmak, yapılan sözleşmelerin yürütülmesine destek olmak.

√ Uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin bilgi alma başvurularına cevap vermek, şikâyetler ve anlaşmazlıkların çözümü için ilgili merciler nezdinde girişimlerde bulunmak, tarafların karşılaşabilecekleri sorunları tespit ederek önleyici tedbirler almak.

√ Ülkemizin sağlık sisteminin tanıtımını yapmak, sağlık sistemleri, sağlık finansmanı ve kamu özel iş birliği modelleri konusunda uluslararası kişi ve kuruluşlara danışmanlık yapmak, bu alanlarda sistemlerin kurulması ve geliştirilmesine ilişkin yurt dışı talepleri karşılamak, projeler yapmak ve uygulamak.

√ Yurt dışında sağlık kuruluşu açmak, işletmek, ortaklık kurmak ve iş birliği yapmak.

√ Sağlık meslek eğitimi turizmine yönelik faaliyetlerde bulunmak.

√ Faaliyet alanına giren konularda ulusal ve uluslararası kongre, seminer ve benzeri etkinliklerde bulunmak, araştırma ve yayın yapmak.

√ Uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin politika ve stratejiler, hizmet sunum standartları, akreditasyon kriterleri, fiyat tarifeleri ve hukuki düzenlemeler konusunda ilgili kuruluşlarla iş birliği yapmak ve bu konularda Bakanlığa önerilerde bulunmak.

√ Sağlık meslekleri eğitimi konusunda teşvikler geliştirmek, bu alanda uluslararası öğrencileri ve eğitim kurumlarını desteklemek.

  • USHAŞ’ın yurt içinde ve yurt dışında şirket kurması veya bir şirkete %50’den fazla hisseyle ortak olmasına karar vermeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.
  • USHAŞ’ın hisselerinin tamamı Hazine ve Maliye Bakanlığına aittir. Ancak, Hazine ve Maliye Bakanlığının mülkiyet hakkı ile kâr payı hakkına halel gelmemek ve pay sahipliğinden kaynaklanan bütün mali haklar Hazine ve Maliye Bakanlığında kalmak kaydıyla, USHAŞ’taki pay sahipliğine bağlı oy, yönetim, temsil, denetim gibi hak ve yetkiler Sağlık Bakanlığı tarafından kullanılır.
  • USHAŞ’ın başlangıç sermayesi on milyon Türk lirası olup, bu tutar Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından karşılanır.