Ana Sayfa Tüm Haberler

Hastane Yöneticisinin Baş Ucu Kitapları

Mehmet ATASEVER

Türkiye’de 2003 yılında başlatılan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık alanında son 15 yılda devasa bir dönüşüm gerçekleştirilmiştir. 2002 yılında 19 milyar TL civarında olan sağlık harcamaları 2016 yılında 120 milyar TL’ye yaklaşmıştır. Birçok sağlık göstergesinde iyileşmeler sağlanmıştır. Dünya ülkelerinin de takdirini kazanmış sağlıktaki bu uygulamaları, işin mutfağındaki kişilerden biri olan ve 10 yıla yakın bir süre Sağlık Bakanlığı Strateji Başkanlığı yapan Mehmet ATASEVER detaylı sektör analizleri ile ilgililerin hizmetine sundu. Atasever’in sağlık sektörü ile ilgili bugüne kadar yayınlanmış 7 kaynak kitabı bulunmaktadır. Bu kitaplardan ikisi İngilizce olarak yayınlandı.

Türkiye Sağlık Hizmetlerinin Finansmanı ve Sağlık Harcamalarının Analizi 2002- 2013 Dönemi Yayım Yılı: Ankara, 2014 ISBN: 978-975-590-521-1

“Türkiye Sağlık Hizmetlerinin Finansmanı ve   Sağlık   Harcamalarının   Analizi   2002

-213 Dönemi“ çalışmasında; 2002-2013 döneminde Türkiye’de sağlık hizmetlerinin finansmanı için ne kadar harcama yapıldığını, bu harcamaların  hangi  kaynaklardan finanse edildiğini, hangi hizmet sunucusuna harcandığını, hangi sağlık hizmetleri için kullanıldığını, yapılan harcamaların niteliğini, 2002 yılı ve öncesi sağlık sisteminin durumunu, 2002-2013 dönemi gelişmeleri ve 2013 yılı itibariyle sağlık sisteminde gelinen noktayı bulmak mümkündür.

Türkiye’de Ağız Diş Sağlığı ve Dental Görüntüleme Hizmetleri Yayım Yılı: Ankara, 2015 ISBN: 978-605-5851-46-0

“Türkiye’de Ağız-Diş Sağlığı ve Dental Görüntüleme Hizmetleri” kitabında, Türkiye ağız-diş sağlığı hizmetleri, yönetimi, hizmet sunumu, finansmanı ve harcamaları incelenerek analiz edilen kapsamlı bir çalışma yapılmıştır. Çalışma ile 2003 yılından itibaren izlenen politikalar neticesinde Türkiye’de ağız-diş sağlığı hizmetlerinin nasıl geliştiği, finansmanı ve yapılan harcamaların detaylı analizi yapılarak, sektörün mevcut durumu, stratejisi ve hedefleri incelenmiştir.

Döner Sermaye Sağlık İşletmeleri: Tespitler ve Öneriler Yayım Yılı: Ankara, 2016 ISBN: 978-605-87841-2-3

“Döner Sermayeli Sağlık İşletmeleri: Tespitler ve Öneriler” çalışmasında Türkiye’de döner sermayeli sağlık işletmelerinin tarihsel gelişimi, mevcut durumu ve sorunları ile ilgili önemli tespitler ve çözüm önerileri sunulmuştur. Çalışmada Türkiye’de döner sermayeler ile ilgili genel bilgileri, döner sermayeli sağlık işletmeleri ile ilgili bilgileri, döner sermayeli sağlık işletmelerinin mali yapısı ve giderlerini artıran hususları, sorunlarını ve çözüm önerileri ile strateji ve hedeflerini bulabilirsiniz.

Analysıs Of Turkısh Pharmaceutıcal Sector Published on: 2017 ISBN: 978-3-659-91990-9

“Analysis of Turkish Pharmaceutical Sector” is a comprehensive book that analyzes Turkish pharmaceutical industry, its financial structure and developments affecting industry from different perspectives. The book examines how pharmaceutical sector developed in Turkey after the policies followed since 2003, financing of the sector, pharmaceutical expenditures via detailed analyses and investigates the current situation, strategies and objectives of the sector.

Financing of Health Care Services and Analysis of Health Expenditures in Turkey Between 2002 and 2013 Published on: 2017 ISBN: 978-3-330-05173-7

“Financing of Health Care Services and Analysis of Health Expenditures in Turkey – Between 2002 and 2013”, is a comprehensive study which presents a detailed review of the progress that occurred in health expenditures from 2002 to 2013. Analyzing how health expenditures in Turkey were affected  by the policies implemented between 2003  and 2013, the book presents an in-depth discussion and analysis of the progress in management and provision of health care services, as well as putting light on some significant changes made to health care financing and social security network.

Türkiye Tıbbi Cihaz Sektör Analizi  Yayım Yılı: Ankara, 2017 ISBN: 978-605-87841-3-0

“Türkiye Tıbbi Cihaz Sektör Analizi” çalışmasında tıbbi cihaz sektörünün Dünyada ve Türkiye’de tarihsel gelişimini, mevzuatını, sınıflandırılmasını, Türkiye’de tıbbi cihaz finansmanı ve harcamalarını, Türkiye’de tıbbi cihaz sektörünün üretim, ithalat, ihracat rakamları ile analizini ve  tıbbi cihaz sektörünün SWOT analizini bulabilirsiniz.

Türkiye İlaç Sektörü Analizi Yayım Yılı: Ankara, 2015 ISBN: 978-605-84583-2-1

“Türkiye İlaç Sektörü Analizi” çalışmasında Türkiye ilaç sektörünün değerlendirilmesini, 2002-2014 Döneminde Türkiye ilaç sektörünü etkileyen gelişmeleri, Türkiye’de ilaçfinansmanı, fiyatlandırma ve geri ödeme sistemini, Türkiye ilaç harcamalarının gelişimini, ilaç sektör analizini ve ilaç sektörünün stratejisi ve hedeflerini bulmak mümkündür.

Türkiye Sağlık Hizmet Alımları Rehberi Yayım Yılı: Ankara, 2017 ISBN: 9786056766329

“Türkiye Sağlık Hizmet Alımları Rehberi“ çalışmasında Türkiye’de sağlık sektöründe hizmet alımları ile ilgili yönetim, Sağlık Bakanlığı ve kamu ihale mevzuatı, muhasebe ve ödeme işlemleri ile ilgili uygulamaya yönelik detaylı bilgilere ulaşılabilir. Çalışmada sağlık  hizmet alımları ile ilgili genel bilgileri görüntüleme hizmet alımları, tıbbi laboratuvar hizmet alımları, diğer sağlık hizmet alımları, destek hizmet alımları ve HBYS hizmet alımları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Hizmet alımları ihale işlemleri, uygulama ve ödeme işlemleri uygulamada olan yasal mevzuatlar ışığında açıklanmıştır. Sağlık hizmet alımları muhasebe işlemleri güncel uygulamalardan yola çıkılarak örnekler kayıtlarla birlikte anlatılmıştır. Türkiye’de hizmet alımlarının finansmanı ve harcamaları incelenmiştir. Hizmet alımlarının alt işverenlik, muvazaa ve kıdem tazminatı konusu değerlendirilerek, SWOT  analizi yapılmıştır.

Sağlık İşletmelerinde Tıbbi Laboratuvar Hizmet Alımları Yönetimi

Yayım Yılı: Ankara, 2017 ISBN: 9786056766350

“Sağlık İşletmelerinde Tıbbi Laboratuvar Hizmet Alımları Yönetimi” kitabında hizmet alımları ile ilgili genel kavramlar, tarihsel gelişimi, mevzuatı, sınıflandırılması ve verileri açıklanmıştır. Tıbbi laboratuvar hizmet alımlarının tanımı, kapsamı, sınıflandırılması, ihtiyacın tespiti ve teknik özelliklerin belirlenmesi anlatılmıştır. Çalışmada tıbbi laboratuvar hizmet alımları ihale işlemleri, işleyişi ve ödeme işlemleri, dikkat edilmesi gereken hususlar, sınır değer hesaplanması ve sorumluluklar açıklanarak, tıbbi laboratuvar hizmet alımları muhasebe işlemleri, kıdem tazminatı, KDV tevkifatı ve Damga vergisi uygulamaları anlatılmış ve  tıbbi laboratuvar hizmet alım harcamaları yıllar itibarıyla detaylı bir şekilde nominal ve reel rakamlarla ve kurumsal bazda ayrıştırılarak anlatılmış ve analiz edilmişti

Yayınlar Nobel Kitap’tan temin edilebilir. Satın Alma: esatis@nobelkitap.com

Mehmet ATASEVER Hakkında

Halen Kamu İhale Kurumu Kurul Üyesi olarak görev yapan Atasever 10 yıla yakın Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı Yapmıştır. Erzurum Atatürk Üniversitesi İ.İ.B.F. İşletme Bölümünü 1992 yılında bitirmiş, aynı üniversitede Üretim Yönetimi ve Pazarlama alanında yüksek lisans yapmış, Muhasebe-Finans alanında doktora çalışmaları devam etmektedir. Sağlık ekonomisi, yönetimi ve finansmanı hususunda bilimsel çalışmaları olan ve bu alanda ulusal ve uluslararası birçok organizasyonda görev yapan Atasever’in; Türkiye Sağlık Hizmetlerinin Finansmanı ve Sağlık Harcamalarının Analizi, Türkiye İlaç Sektörü Analizi, Türkiye’de Ağız- Diş Sağlığı ve Dental Görüntüleme Hizmetleri, Türkiye Tıbbi Cihaz Sektör Analizi, Döner Sermaye Sağlık İşletmeleri: Tespit ve Öneriler, Tıbbi Cihaz Sektör Analizi, Türkiye Sağlık Hizmet Alımları Rehberi ve Sağlık İşletmelerinde Tıbbi Laboratuvar Hizmet Alımları Yönetimi isimleri ile yayınlanmış kaynak kitapları bulunmaktadır. Atasever, http:// www.mehmetatasever.org kişisel sayfasından takip edilebilir.

 

advertorial | İncikimya’dan Hastanelere Hijyenik Çözüm

“Bir hasta odası içerisinde kapı kolunun, wc mandallarının, tutunma barlarının, serum askılığının ve buna benzer sık temas edilen yüzeylerin CuVerro ile yapıldığı durumda o odanın toplam hijyene yüzde 90 oranında katkı sağladığını görüyoruz”

CuVerro Türkiye  Genel Müdür Yardımcısı Bünyamin Yılmaz, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

CuVerro antimikrobiyel ürününün hastanelere satışı konusunda İnci Kimyanın rol ve sorumlulukları nelerdir? Üretim, satış ve pazarlanması zincirinde kurumunuz hangi pozisyonda yer almaktadır, kısaca tanıtabilir misiniz?

Cuverro Antimikrobiyel Metal’in Türkiye, Ortadoğu ve Rusya bölgesi olarak tek yetkilisiyiz. CuVerro antimikrobiyel etkinlik gösteren farklı formları ve ölçüleri olan yarı mamül bir metal. Biz bu yarı mamülü ürün üretmek isteyen firmalara tedarik ediyoruz.

Örneğin, en son projemiz olan Acıbadem Maslak Hastanesinde, proje için kapı kolu üreten firmaya kapı kolunu üretebilmesi gerekli malzemeyi tedarik ettik.

Hastanelerde CuVerro antimikrobiyel metal kullanımına ilişkin yaptığınız klinik araştırma ve sonuçlarını paylaşır mısınız?

CuVerro, EPA (Environmental Protectionn Agency) onaylı ilk ve tek metal malzemedir. EPA’nın bir ürüne onay vermesinin koşulları arasında yeterli sayıda klinik çalışma ile ispat edilmiş etkinlik var.

CuVerro Almanya’dan Amerika’ya, İngiltere’den Kanada’ya uzanan toplam 13 ülkede onlarca yapılmış klinik çalışmaya sahip. Klinik çalışmaların tamamı CuVerro’nun hasta odasında eşsiz bir hijyen sağladığını doğruluyor.

Hastanelerin bu ürüne karşı ilgi düzeyi, kullanım yaygınlığı ne düzeyde?

CuVerro Türkiye’de henüz yeni bir ürün olmasına karşın hastanelerde enfeksiyon komiteleri gibi ilgili birimler ve kişiler tarafından ciddi ilgi görüyor. Bu ürünleri kullanabilecek vizyona sahip yönetici sayısının daha da artacağını öngörüyoruz.

Hastaneler için maliyeti nasıldır?

Bu ürünleri standart geleneksel ve özelliksiz ürünler ile karşılaştırırsak elbette yeni bir maliyet getiriyor. Ancak hastane enfeksiyonuna yakalanan bir hastanın ortalama maliyetinin 1500 dolar seviyesinde olduğunu düşünürsek CuVerro ile yapılmış ürünlerin maliyet azaltıcı etkisi olduğu ortaya çıkıyor. Yale Üniversitesi tarafından yapılan çalışmaya göre orta ölçekte bir hastanenin yatırım giderini maksimum 3 yıl içerisinde geri aldığı görülüyor.

Donanımın kullanım süresi/dayanıklılığına ilişkin bilgi verir misiniz?

Antimikrobiyel özellik ömür boyu devam eden bir özellik. Ancak donanımın dayanıklılığına gelince biz bitmiş nihai bir ürün sunmuyoruz. Bunu, aldığınız ürünün kalitesine bağlı olduğunu söyleyebilirim. CuVerro ürün sağladığımız üreticileri belirli kriterlere göre belirliyor ve sektörün en iyi firmaları ile iş birliği yapmaya çalışıyoruz. 

Hasta güvenliği/çalışan sağlığına sağladığı yararlar neler? Hijyen dışındaki diğer koruyucu özellikleri nelerdir?

Bir hasta odası içerisinde kapı kolunun, wc mandallarının, tutunma barlarının, serum askılığının ve buna benzer sık temas edilen yüzeylerin CuVerro ile yapıldığı durumda o odanın toplam hijyene yüzde 90 oranında katkı sağladığını görüyoruz. Bir çalışan ya da hasta yüzlerce hatta binlerce kişinin dokunarak kontamine ettiği tutunma kolunu tutmak yerine o kontaminasyonu devamlı gideren antimikrobiyel özellik gösteren tutunma koluna tutunmuş oluyor. Bu da hastane enfeksiyonuna maruz kalma riskini minimize ediyor.

Kamu hastanelerinde antimikrobiyel metal kullanımına ilgi düzeyi nasıl?  

Kamu ve şehir hastaneleri ile görüşmelerimiz devam ediyor. Tabiki özel hastaneler kadar hızlı ilerleyemiyorsunuz. Ancak aldığımız geri dönüşler hep olumlu. Bu tarz faydalı ürünleri sadece özel hastanelere gidebilen hastalara değil de tüm herkese ulaştırabilmek için çalışıyoruz.

Dünyada kullanım yaygınlığına ilişkin genel bilgi verebilir misiniz?

Şu anda çok ciddi bir kullanım eğilimi var, sadece komşumuz Yunanistan’da ciddi sayıda hastanede bu donanım kullanılıyor. Avrupa ve Amerika’da yoğunlukta olmak üzere Şili gibi ülkelerde de ilginin arttığını söyleyebiliriz.

Türkiye’nin 2023 Sağlık Politikaları Vizyonu

klinikiletişim’in yeni sayısının dosya konuları neler?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu: “Bugün itibariyle 1441 özel sağlık hizmet sunucusu ile sözleşmemiz yürürlükte

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş: “Mart ve Nisan aylarında, özel hastanelere yönelik 1500 yatak alımına onay verdim. Bu yüzde 5 büyüme demektir”

GSS Genel Müdürü Mustafa Özderyol: “İki hastaneden birinin dünya standartları üzerinde verdiği hizmet ile diğerinin uzman hekim bile bulundurmadan verdiği hizmeti aynı değerlendirmek istemiyoruz”

Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Alper Cihan: DRG’ye neden geçmiyoruz? Maalesef ki otomasyonlarımızın yüzde 80’i bunu yapma yeteneğinde değil”

Dünya Bankası Yöneticisi Dr. Enis Barış: “Dışarıdan bakılınca, ABD’deki sağlık sistemi herkesin erişmek istediği bir sistem olarak görülüyor. Ama bu gerçekte öyle değil!”

Özel Hastanelerin Güncel Talepleri Neler?

Sağlık Market ile daha fazla yerli ürünle daha iyi fiyat, stok yönetim ve sağlık hizmeti Hedefleniyor

Hüseyin Çelik yorumuyla, Türkiye’nin Sağlıkta 2023 Vizyonu

GE Sağlık Türkiye Genel Müdürü Yelda Ulu Colin: “Gelecekte sağlık trendleri 3 alt başlık altında toplanacak: Bireysel sağlığın takibi, hasta ve hastane yönetimi ve tıpta gelecek”

Medipol Üniversitesi Öğr.Üyesi Prof. Dr. Ahmet Zeki Şengil: “Vakfı kuran onu finanse etsin mantığıyla yaklaşırsanız sadece kendi içinizde kalır ve uluslar arası yarıştan kopuk halde varlık savaşı verirsiniz”

Özel Hastanelerde Acil Servis Bulundurma Zorunluluğu Kaldırılmalı!

  • Bütün özel hastanelerde acil servis bulundurma zorunluluğu kaldırılmalı; bazı hastanelerde hastanenin talebine veya Bakanlığın planlamasına bağlı olarak tam teşekküllü acil hizmeti verebilecek servisler kurulmalı
  • Sağlığı geliştiren hastane kavramı gündeme alınmalı
  • Yaşlı dostu hastane arayışı geliştirilmesi ve hastaneler bu konuda kendilerini konumlandırmalı. Kamu-özel ortaklığı yöntemiyle yaşlı bakım merkezleri yaygınlaştırılabilir
  • Nadir hastalıklar hastanesi kurulmalı
  • Şehir hastanelerinde özel sektör olarak müteahhitler ve finans sektörü yer alıyor; bu konuda tecrübe kazanmış özel sağlık hizmet sunucuları da yer almalı
  • Yeni açılan şehir hastaneleri arasında standart birliği yok
  • Sağlık turizminde kamu özel sektöre rakip olarak konum alıyor; kamu sağlık turizmini gelir kapısı olarak görmemeli
  • Değer bazlı ödeme modeli üzerinde çalışılmalı

Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın

Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın, OHSAD’ın ilk günü düzenlenen ve kendisinin de moderatörlüğünü yaptığı özel sağlık hizmet sunucuları, tedarikçiler ve akademisyenlerin katıldığı Yuvarlak Masa Toplantısı sonuçlarını anlattı. Toplantıda sağlıklı yaşam kültürü, koruyucu sağlık hizmetleri, aile hekimliği, acil sağlık hizmetleri, yaşlı hizmetleri, kamu-özel ortaklığıyla yapılan şehir hastaneleri, sağlık turizmi konuları masaya yatırıldı.

Tartışma konularını Vizyon2023 hedefiyle belirlediklerini ifade eden Prof. Dr. Aydın şunları kaydetti:

“Tüm tartışmalarda konu belirlenen başlıklarla başlasa da finansman ile bitti. Bir dokunup bin ah işittik. Çok daha kritik olan yatırım, insan gücü planlaması, inovasyon, Ar-Ge, eğitim gibi konuları başka bir oturuma ertelemek zorunda kaldık. Bu görüşler, toplantıya katılan kişilerin görüşleridir. Ben de görüşleri özetleyerek sizlere aktarmaya çalışacağım.

Özel Sektör Koruyucu Sağlık Konusuna İlgi Duymuyor

Özel sağlık sektörü, sağlıklı yaşam kültürü ve koruyucu sağlık hizmetleri konusunda yer alabileceğini ümit ediyor. Ancak mevcut şartlar altında bunun öncelikli bir gündem olmadığını ifade ediyor. Buna rağmen sağlıklı yaşam merkezleri açabilmesi için eğer ruhsat kriterleri belirlenirse özel sektörün bu alana ilgi duyacağı ifade ediliyor. Sağlığını koruyan bireyler için teşvik mekanizmaları kurulması veya tam tersi korumayan kişilere karşı yaptırım uygulanması yönünde politika geliştirilebileceği, bu konuda yeni önlemler alınabileceği konusunda görüşler var. Tamamen hastalanmış bireylerin sağlık kuruluşlarına başvurduğu ve bunun geri ödemesinin yapıldığı bir modele sahip olduğumuz eleştirisiyle ‘madem koruyucu hekimliği ön plana almamız isteniyor o halde sağlam çocuk ve erişkin muayenesinin de karşılığının olmalı’ diye görüş ifade ediliyor.

‘Sağlığı Geliştiren Hastane’ Kavramı

Sağlığın geliştirilmesi çok geniş bir kavram… Bunun topluma yönelik bir tanıtım faaliyeti olmaktan öte sağlığı geliştiren hastane kavramlarının da gündeme alınması gerektiğini ileri süren görüşler var. Tele sağlık, evde bakım destekli yaşam hizmetleri tüm bunların entegre yapı içinde ele alınması ve özel sektöre alan açılması şeklinde fikirler öne sürüldü.

Aile Hekimliği Konusunda da Sektör İlgisiz

Aile hekimliği konusunda genellikle özel sağlık sektörü çekinik duruyor. Bugünkü yapı içinde bakıldığında çekinik duruyor. Ancak modelde değişikliğe gidilir ve bölge tabanlı olarak belli şekilde özel sektöre fırsat verilirse aile hekimliğinin daha verimli yürütülebileceği iddiaları da var. 

Her Hastanede Acil Servis Olmak Zorunda Değil!

Sağlık hizmet sunumu konusuna gelelim…  İlk yardım ve acil hizmetlerinde geçmişte de girişimlerin olduğu belirtildi; 112 kanalıyla Bakanlığın kamu hizmeti olarak büyük bir ağ kurması nedeniyle şimdilik özel sektörün acil servis hizmetlerinin dışında kaldığı ancak aile hekimliğinde olduğu gibi bölge bazlı olarak özel sektörün burada da sorumluluk alabileceği ve alması halinde de daha verimli hizmetler sunabileceği yönünde iddialar dile getirildi.

Özel hastanelerin her birinde zorunlu olarak acil servis bulunduğu ve burada aslında gerçek acil hizmeti verilemediği ifade edildi. Buralarda çalışacak uzman hekim bulunamadığı için hem hizmetlerin aksadığı hem de legal olmayan yollarla buralara hekim teminine zorlanıldığı gerçeğinden hareketle bütün hastanelerde acil bulundurma zorunluluğunun kaldırılması ve bazı hastanelerde gerek hastanenin talebine veya Bakanlığın planlamasına bağlı ama tam teşekküllü acil hizmeti verebilecek acil servislerin kurulması şeklinde yaygın bir kanaat olduğu dile getirildi.

Hekimlerin kadro planlamaları da mevcut. Acillerde nöbet tutacak hekim konusunda ciddi sıkıntı çekildiği belirtildi. Acillerde kamudan hizmet alımı yoluyla hekim çalıştırma fırsatının sunulması yönünde talepler ifade edildi. Bu konuda çalışmalar olduğu anımsatıldı.

Sağlık hizmet sunumunda acil sağlık hizmetlerde ödeme problemi, sürdürülememesi, maliyetin karşılanmaması ve hastanelere çok büyük yük getirmesi konusu ısrarla telaffuz edildi.

Yaşlı Dostu Hastane Arayışı

Hızla yaşlanan bir toplum olmamız vurgusuyla bundan sonra yaşlı bakım hizmetlerinin önem kazanacağı dikkate alınarak yaşlı dostu hastane arayışının da geliştirilmesi ve hastanelerin bu konuda kendilerini konumlandırması gerektiği yönünde görüş ileri sürüldü.

Sağlıklı yaşlanma konusunda belki kamu-özel ortaklığı yöntemiyle yaşlı bakım merkezlerinin ülkede yaygınlaştırılabileceği öne sürüldü.

Mevzuattan Şikayet Had Safhada

Her şeye rağmen özel sağlık hizmet sunucularının bürokrasiden ve mevzuattan çok şikayetleri var; mevzuatın güncellenmesi ve tolere edilebilir hale gelmesi şeklinde görüşler işleri sürüldü.

İşini Doğru ve Başarılı Yapanlara Ödül

Geri ödemede tüm sağlık hizmet sunucularının aynı muameleye tabi tutulduğu halbuki vaka bazlı analizler yapılsa çıktılara bakılsa bilhassa organ nakli gibi hastaların merkezden dağıtıldığı alanlarda bu tür kriterler dikkate alınsa ve farklılaştırılma olsa bu işi doğru ve başarılı yapanlar için ödüllendirme modeli geliştirilebileceği aktarıldı.

Nadir Hastalıklar Hastanesi Yaklaşımı

Nadir hastalıklara özel önem verilmesi, bunun her geçen gün büyük bir yük haline geldiği, tedavi protokolleri konusunda belirsizlikler olduğu, maliyetlerin çok hızlı arttığı dile getirilerek nadir hastalıklar hastanesi gibi bir yaklaşımın gündeme alınabileceği belirtildi.

Bakanlıklar arası Uzlaşı Sağlanmalı

Palyatif bakım, yaşlı bakım merkezinin açılması konusunda Sağlık Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında farklılıklar olduğu ve ortak mevzuat geliştirilmesi konusunda talepler dile getirildi.

Şehir Hastanelerinin 2 aktörü: Müteahhitler ve Finans Sektörü

Kamu özel ortaklığı ile inşa edilen ve ülkemizde art arda açılan şehir hastaneleri konusunda uzun bir tartışma yapılmadı. Buna rağmen şehir hastanelerinde özel sektör olarak müteahhitlerin ve finans sektörünün var olduğu ve bunlar kadar aslında özel sağlık hizmet sunumunda tecrübe kazanmış özel sektörün de yer alması gerektiği fakat burada eksik olduğu yönünde vurgu yapıldı. Bu hastanelerde özel sektör olarak ele alınmayan doğrudan kamu olarak yürütülen tıbbi hizmetlerin de özel sağlık işletmeleri tarafından üstlenebileceği modellerin geliştirilebileceği yönünde görüşler vardı. 

Şehir Hastaneleri Arasında Standart Birliği Yok

Fiziki şartlarda kamu sağlık hizmetlerinde düzelme olduğu ifade edildi ve bunun yanı sıra bir kaygı dile getirildi; henüz açılan şehir hastaneleri arasında standart birliği olmadığı, insan kaynağı konusunda ciddi sıkıntılar çekileceği ve bu hastanelerde özel sağlık hizmeti sunucuları yerine müteahhitlerin varlığına dikkat çekilerek düşük kaliteli cihazların kurulduğu yönünde kaygılar paylaşıldı.

Küçük Ölçekli Özel Hastanelerin Geleceği Belirsiz

Şehir hastanelerinin ülke genelinde yaygın olarak faaliyete geçmesiyle daha küçük ölçekli olan özel hastanelerin geleceğinin ne olacağı ve haksız rekabet yaşanacağı konusunda kaygılar olduğu ifade edildi.

Sağlık Turizminin Yatırım Boyutu

Sağlık turizmi konusunda, Türkiye’ye hastaya getirilmesi konusunda özel sektörün başlattığı yoğun bir gayret var. Ancak kamunun hem bunun bir paydaşı olma hem de regülasyonu hatta teşviki konusunda bir çalışması olduğu biliniyor. Bu açıdan sadece hasta getirmeye yönelik değil bu hastaların geldiği hizmetlere ihtiyaç duyan ülkelere giderek hastalara hizmet verilmesi, gerekirse bu ülkelere yatırım yapılması ve teşvik sistemlerinin geliştirilmesi yönünde öneriler oldu.

Sağlık Turizminde Kamu-Özel Rekabeti

Türkiye’nin sağlık turizminde marka değerinin artırılmasına yönelik faaliyetler özel sektör eliyle yapılmaktaydı. Şu anda devletin de faaliyetleri var. Sağlık Bakanlığının çalışmalarıyla bu alanda bir anonim şirket kurulması öngörülüyor. Yani marka değerinin arttırılması yönünde kamunun da sahiplendiği büyük bir faaliyet var. Ancak bu faaliyetler de olumlu gelişmeler yanı sıra bazı kaygılar var; bilhassa bu amaçla kurulması planlanan uluslar arası sağlık hizmetleri anonim şirketi aracılığıyla sağlık turizminde kamunun özel sektöre rakip olarak ortaya çıkabileceği yönünde sorular dile getirildi. 

Sağlık Turizmi Kamunun Gelir Kapısı mı?

Sağlık turizmi konusunda sektör istekli görünüyor, kamunun desteği olumlu karşılanıyor ama tereddütle karşılandığı alanlar var. En büyük tereddüt de kamunun sağlık turizmini gelir kapısı olarak görüp özel sektörü dışlayarak sadece kendi işi gibi görmesi yönünde kaygılar var.

Yurt İçinde Kök Hücre Çalışmaları

Her ne kadar yaygın değilse de kök hücre gibi deneysel amaçlı olmak kaydıyla izin verilen bazı tedavi yöntemleri ülkemizde de uygulanıyor, bunlara sınırlı yerde izin verildiği ve sınırlı kapasite olduğu için yurt dışına gittikçe artan sayıda hasta gittiği bilgisi paylaşıldı. Bu konuda da tedbir alınarak ülkemizde bu alanın geliştirilmesi teklifi yapıldı.

Her Tartışmanın Sonu Hep Finansman

Her konunun sonunda finansmana gelindi. Finansman konusunda toplantıda söylenen değil ama kendi çıkarımımız olan bir özeti paylaşmak isterim:

GSMH içinde sağlığa ayrılan payın yetersiz olduğu konusunda ciddi bir fikir birliği var, en azından ilk aşamada Türkiye’nin içinde bulunduğu orta-üst gelir grubu ülkelerin ortalamasına çıkartılması daha sonra bunun da üzerine çıkarılması yönünde talep ve beklentiler had safhada.

Hizmet bedellerinin güncellenmesi konusunun detayına girildiğinde farklı görüşler ifade ediliyor. Fark alınmayan hizmet bedellerinin hiç olmasa Sağlık Bakanlığının maliyetleri dikkate alınarak yeni bir fiyatlandırmaya gidilmesi talep ediliyor. Fark alınan hizmetlerde ise ya böyle bir düzenleme yapılması ya da sınırın kaldırılması ki hangisi yapılırsa yapılsın en azından maliyetlerdeki artışa göre güncellenebileceği bir model oluşturulması beklentisi hakim.

Dolar ve Enflasyon Bazlı Fiyat Güncellemesi

Aslında burada bir örnek veriliyor; şehir hastaneleri sözleşmelerinde özel girişimci ile yapılan anlaşmalarda dolar ve enflasyon bazlı fiyat güncelleme uygulaması benzerinin SGK’nın özel sağlık hizmet sunucuların yaptığı ödemeye uygulanabileceği yönünde görüşler var.

Tamamlayıcı sağlık sigortasını da kapsayacak şekilde özel sağlık sigortalarında teşvik modelinin oluşturulması ve SGK’nın yükünün hafifletilmesi yönünde talepler var.

Aslında çok sık dile getirilen özel hastanelerin fark sınırlaması kaldırılırsa sorunlarının azalacağı dile getiriliyor.

Değer Bazlı Ödeme Modeli

Ödeme modelinden şikayetler çok fazla; bunun için değer bazlı ödeme modeli üzerinde çalışılması ve daha hakkaniyetli ödeme modelinin hayata geçirilmesi talepleri dile getiriliyor.”

 

 

SGK Tedavi ve İlaç-Malzeme Kalitesini İzleyecek!

“İki hastaneden birinin dünya standartları üzerinde verdiği hizmet ile diğerinin uzman hekim bile bulundurmadan verdiği hizmeti aynı değerlendirmek istemiyoruz. Üstün standartlarda sağlık hizmeti sunan hastanelere gerekli ayrıcalıkları tanımak istiyoruz”

“Hem hekimlerimizin tedavi kalitelerini hem de bize vaatlerle gelen ilaç ve malzemelerin gerçekten başarılı olup olmadıklarını izlemek istiyoruz. 2023’e kadar bu izlemleri daha raporlaştıracağız”

“SGK olarak bir intramüsküler enjeksiyona kurumumuzun ödediği para ile kanser cerrahisine ödediği para aynı seviyede! Bir pansuman için ödediğimiz para bütün KVC ameliyatlarıyla aynı. Bütçeler yeniden analiz edilmeli”

Mustafa Özderyol

SGK Genel Sağlık Sigortası (GSS) Genel Müdürü Mustafa Özderyol, sağlık finansmanında 2023 vizyonu konusunda bir sunumda geri ödeme sistemindeki çarpıklıkları ve çözüm önerilerini ifade etti. Bütçeyle ilgili rakamlar vererek konuşmasına başlayan Özderyol, “Geçen sene bütçemiz 78 milyar TL idi ve 2018 için 87 milyar TL gibi bir planlama yaptık. Müracaat sayısı her geçen sene katlanarak devam ediyor. Bu çok hasta olduğumuzdan mı yoksa sektöre güvenmediğimizden mi bu kadar çok hastaneye başvuruyoruz! Bunun araştırılması gerekir diye düşünüyorum. 20 kez hekime giden hastalarımız var” diye konuştu.

Bütçe Rakamları Nasıl?

2017 itibariyle 25 bin civarında eczane, 2396 adet hastane-tıp merkezinin faaliyet gösterdiğini belirten Özderyol, şunları kaydetti:

“2018’de devlet hastanelerine öngörülen rakam 36 milyar TL idi; eczanelere 28 milyar civarında, üniversite ve özel sağlık hizmet sunucularına da 10’ar milyar TL öngörüldü. Üniversiteler 11 milyarı da bulacak gibi çünkü 4-5 özel hastane bu yıl içinde vakıf üniversite ile afiliye olarak statüsünü üniversiteye taşıyacak.”

Hizmet Sunum Kalitesine Göre Ödeme

Özderyol, nüfusun yüzde 99’unun GSS kapsamı içinde yer aldığını anımsatarak şöyle konuştu:

Sağlık hizmetinin kalitesinin ve etkililiğinin arttırılması yönünde adımlar atmayı planlıyoruz. Sağlık Bakanlığı ile iş birliği çerçevesinde klinik kalitenin hastalıktaki tedavi kılavuzlarının da eşliğinde hastanelerin klinik çıktılarının değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. İki hastaneden birinin dünya standartları üzerinde verdiği hizmet ile diğerinin uzman hekim bile bulundurmadan verdiği hizmeti aynı değerlendirmek istemiyoruz. Üstün standartlarda verilen sağlık hizmetlerinden dolayı bu hastanelere gerekli ayrıcalıkları tanımak istiyoruz. Zaten gidişatın sonunda da bu noktaya varmamız gerekiyor. Birinden aldığımız sağlık hizmetinin sonucunda 10 tane komplikasyonla uğraşıp daha büyük maliyetlerle kuruma çıktıları gelirken diğerinden aldığımız sağlık hizmetinde hiçbir komplikasyonla uğraşmadan iş gücünde fazla bir kayba sebebiyet vermeden insanlarımızı daha sağlıklı yaşatarak sonuca ulaştırıyorsak bu iki hastaneye karşı bizim de bakış açımızın farklı olması gerekmektedir.”

Hekime Karşı Güvensizlik Var

Koruyucu hizmetlerin önceliklendirmesi gerektiğini belirten Özderyol, “Aile hekimlerinin daha etkin daha sistemin içine çekilerek kullanılması gerekiyor. Toplumumuzda güven meselesi var bu konuda, bir ayda 20 kez müracaat eden hastalar varsa burada bir güvensizlik var. Binlerce reçetenin sistemimizde olmasına rağmen ilaçlarının alınmadığını görüyoruz. Bu da güvensizliğin neticesi olduğunu düşünüyorum” dedi.

“Tedavi ve ilaç-Malzeme Kalitesini İzleyeceğiz”

Özderyol, kronik hastalıklara harcanan tutarları daha fazla izlemek ve bu hastalıklarda kullanılan ilaç ve malzemelerin etkinliklerini analiz etmek istediklerini belirtti ve şöyle devam etti:

“Hem hekimlerimizin tedavi kalitelerini hem de bize vaatlerle gelen ilaç ve malzemelerin gerçekten başarılı olup olmadıklarını izlemek istiyoruz. 2023’e kadar bu izlemleri daha raporlaştırıp kamuoyuyla da paylaşacak hale geleceğiz. 

Kendi İlacımızı Üretmeliyiz

“Bence bu ülkede sevk zinciri mutlaka hayata geçirilmelidir. Şahsi fikirimdir, bir hasta evden çıkıp elinde kimliğiyle üçüncü basamak bir hastaneye giderek bir profesörü rahatsız etmemelidir. Uzman hekime ulaşım bu kadar kolay olmamalıdır” diye konuşan Özderyol şunları kaydetti:

“Nadir hastalıklarda ve biyoteknolojide gerekli çalışmaların yapılmadığını düşünüyorum. Bugün 87 milyarımız sadece nadir hastalıkların tedavisine artık yetmeyecek hale gelecek. Yıllık 2 milyon TL ilaç ödediğimiz nadir hastalıklar olduğunu gördüm. Bizim gibi nadir hastalıkların sık yaşandığı Orta Asya coğrafyasında sadece 1 milyar TL ilacın yüzde 5 bütçesini bir hastalığın ilacına verir ve topu topu 500 kişiyi tedaviyi etmiş olursak sistem sürdürülemez. Ülkemizde bu ilacı, bu malzemeleri üretecek kapasiteyi oluşturmamız lazım.

Bir örnek vermek isterim; yurtdışından getirdiğimiz bir ilaç vardı ve çok pahalıya aldığımızı söylediler. Bu konuda bir araştırmaya girdim; pahalıya satın aldığımızı fark ettim. Aynı fabrikada aynı bantta iki ilaç üretiliyormuş, ülke birinci ilaç için bir belgesini eksik bırakıyor ve dünyada kimse bunu tanımıyor. İkinci ilaç için tüm belgeler tamam. Mevzuatlarımız diyor ki A belgesi yoksa bu ilaç ülkeye girmez. Bu o ülkede 9 dolar ve bizim ülkemizde 100 dolar. Bu üretimleri biz kendimiz yapmadığımız sürece hep kaybeden olacağız.”

SUT Güncellenmesi Katsayıya Bağlanabilir

Üniversite hastanelerinin özel hastanelerden daha fazla ücret alması konusunda yöneltlen soruyu Özderyol şöyle yanıtladı:

“Üniversite hastanelerine giden hastalarla özel hastaneye giden hastalar aynı değil! Kimsenin kabul etmediği yoğun bakımdaki hastalar üniversitelerin yoğun bakımlarında kalıyor. Üniversitelere verdiğimiz bu farklılıklar yüzde 10 ile 15 arasında değişiyor. Zaten tüm üniversitelerin kamuya bütçesi 10 milyar TL. Kamu üniversitelerin hiçbiri hastalardan ilave ücret almıyor, vakıf üniversiteleri alıyor. Yüzde 200 fark oranı yasal bir düzenleme. SUT konusunda kesinlikle revizyon yapılmalı. İlaç benzerinde olduğu gibi bir katsayıyla güncellenebilir duruma getirilmeli. 2005’ten beri sistemin içindeyim ve o günden bu yana hiç zam almamış işlemler var. Bütçelemeyle bu sistemin yol alması zor evet ama teknolojisi bittiği halde fazla ödeme yaptığımız birkaç işlem de var. Bir intramüsküler enjeksiyona kurumumuzun ödediği para ile kanser cerrahisine ödediği para aynı seviyede! Bir pansuman için ödediğimiz para bütün KVC ameliyatlarıyla aynı. Bütçelerin analiz edilerek gözden geçirilmesi gerekiyor. Bu ülkede yapay kalp cihazına bağlanamadığı için hayatı son bulan hastalar tarafına bütçe aktarılarak bu organizasyonun tamamlanması gerekiyor.”

Sağlıkta 2023 Türkiye Vizyonu

Hüseyin Çelik, Türkiye’nin sağlıkta 2023 vizyonununda yer alan konu başlıklarını klinikiletişim okurları için yazdı.

“Koruyucu sağlık hizmetlerinin ve sağlıklı yaşam kültürünün geliştirilmesi, halk sağlığı programlarının aile hekimliği sistemi ile entegre bir yapıda hayata geçirilmesini sağlamak 2023 vizyonunun en önemli öncelikleri arasında yer almalıdır”

“Sevk zinciri ile ikinci ve üçüncü basamağa giden kişilerden daha düşük katılım payı alınması ya da hiç alınmaması yoluna gidilmelidir. Sevk zinciri, sağlık harcamalarında yeni bir tasarruf aracı olarak ele alınmamalıdır”

“Toplumun mesai saatleri sonrası normal poliklinik ihtiyaçlarına yönelik beklentilerini karşılayacak bir model geliştirilmelidir”

“Uygulamalı sağlık eğitim imkanı kapasitesi arttırılmadan gerçekleşen kontenjan artışları, sağlık eğitiminde önemli bir risk alanıdır; istihdam bazlı kontenjan belirleme süreci başlatılmalıdır”

“Savunma sanayi örneğinde olduğu gibi, Ar-Ge aşamasında yeni piyasaya girecek ürün ve hizmetlere de kamu alım garantileri verilmelidir”

“Sağlık Bakanlığının regülasyon kurumu olma yapısı güçlendirilmelidir”

Sağlık sektöründe son 15 yılda gerçekleştirilen reform çalışmaları, 1989 yılında Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından hazırlatılan Sağlık Master Planı çalışması sonrasında, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen sağlık reformu çalışmalarında elde edilen birikimin hayata geçirilmesi ile mümkün olmuştur. Yapılacak reformlar konusunda genel bir uzlaşma sağlanmasına rağmen, uygulamaya geçirecek bir iktidarın olmayışı, ülkemize ve vatandaşlarımıza çok şey kaybettirmiştir. Ancak 1990’lı yılların gerçekliğinde ortaya konulan ve son 15 yılda uygulanan ve sonuçları alınan politikaların, 2023 vizyonunda toplumun değişen ve artan beklentileri yanı sıra, sağlık teknolojileri alanındaki oyun bozucu gelişmeler karşısında kapsamlı bir gözden geçirmeye ihtiyaç duyduğu ve ikinci nesil reformların hazırlanması ve hayata geçirilmesi gerektiği genel bir kabul görmektedir.

2002 yılından itibaren uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programının başlangıcında GSMH’nın % 5,2’si  olan sağlık harcamaları, kimilerine göre “dünyanın hiçbir yerinde olmayan bonkör bir sisteme” rağmen, 2016 yılı itibari ile GSMH’nın % 4,2 sine düşerek satınalma gücü paritesi ile de OECD ülkelerinin en düşük oranı olarak gerçekleşmiştir. Bu durum ilk bakışta olumlu bir gösterge gibi görünürken, vatandaşların ve sağlık sisteminin artan ve değişen ihtiyaçları ve sorunları dikkate alındığında, artık harcamaların azaltılmasına yönelik politikaların sonuna gelindiğini söyleyebiliriz.

Bu yazıda, 2023 Türkiye’sinde yaşama geçirilmesi önerilen sağlık politikalarının temel başlıklarına ve öncelenmesi gereken bazı hususlara kısaca değinmeye çalışılacaktır.

Sağlıklı Yaşam Kültürü

Dünya ile birlikte ülkemizde de hızla artan yaşlanma ve kronik hastalıklar, kaçınılmaz bir şekilde sağlık harcamalarının artışının önemli bir gerekçesi olacaktır. Kültüre dönüşmeyen politikaların da, uzun erimli uygulama imkanı bulamayacağı açıktır. Bu nedenle, hem finansal açıdan hem de sağlıklı bir toplum yaşamı açısından, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının uygulamaya geçirilmesinde; toplumun temel değer ve eğilimleri ile uyumlu, kültür boyutu ile desteklenmiş politikaların geliştirilmesi büyük önem ve öncelik taşımaktadır.

Koruyucu Sağlık Hizmeti

Sağlık sektörünün tüm bileşenleri tarafından adeta kutsanan koruyucu dağlık hizmetleri, son dönemde yapılan önemli kazanımlara rağmen, hiçbir dönemde sağlık sistemimizin uygulanmasında temel öncelik olma ve kalma özelliğini kazanamamıştır. Uzman hekimlik uygulamalarının, tanı ve tedavi alanındaki ilaç ve teknolojilerinin hakim olduğu yapı, kendini daha dinamik bir şekilde topluma ve politika yapıcılara kabul ettirerek her açıdan gelişim gösterirken, koruyucu sağlık hizmeti alanı kendisini yeterince geliştirme fırsatı bulamamıştır.

Genel Sağlık Sigortasının (GSS) bireye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerini finanse etme görevini ve yetkisini de kullanarak; koruyucu sağlık hizmetlerinin ve sağlıklı yaşam kültürünün geliştirilmesi, halk sağlığı programlarının aile hekimliği sistemi ile entegre bir yapıda hayata geçirilmesini sağlamak 2023 vizyonunun en önemli öncelikleri arasında yer alması sağlanmalıdır.

Aile Hekimliği

Ülkemizde yaklaşık 50 yıl geciken aile hekimliği uygulaması, başlangıçta önemli bir kazanım olarak ortaya çıkmıştır. Ancak sistemin kuruluş amaçların yönelik olarak, sürekli değişen toplum ve sağlık sistemi ihtiyaçlarına göre güncellenmesi beklenirken, tedavi edici hekimliği destekleyici bir anlayış ile gelişim göstermiştir. Artık aile hekimliğinin hem fiziki, hem yasal, hem de çalışma ve ücretlendirme politikalarının güncellenerek halk sağlığı, koruyucu sağlık hizmetleri ve birinci basamak sağlık hizmetlerinde toplumun daha fazla itibar ettiği bir yapıya kavuşturulması sağlanmalıdır.

Sevk zinciri uygulaması, altyapısına yönelik hiçbir hazırlık yapılmadan zorunlu hale getirilen 2009’daki uygulamasından farklı bir anlayış ile zorunluluk getirilmeksizin sevk zinciri ile ikinci ve üçüncü basamağa giden kişilerden daha düşük katılım payı alınması ya da hiç alınmaması yoluyla teşvik edici bir anlayışla hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

Sevk zinciri, sağlık harcamalarında yeni bir tasarruf aracı olarak ele alınmamalı, elde edilecek tasarruf, ikinci ve üçüncü basamak ücret tarifelerinde artış yapılarak aynı gelirin daha az hastaya daha fazla zaman ayrılarak elde edilmesi amacına yönelik kullanılmalıdır.

Acil Sağlık Hizmetleri

Acil sağlık hizmetleri, toplumda yerleşen “acil” algısı nedeniyle tüm sağlık sisteminin en zayıf halkası olmaya devam etmektedir. Toplumun mesai saatleri sonrası normal poliklinik ihtiyaçlarına yönelik beklentilerini karşılayacak bir model geliştirilerek, gereksiz acile başvurmasını engel olmaya yönelik bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmalarına önem ve öncelik verilmelidir. (En azından 112 Acil’in gereksiz yere aranmaması ve ambulanslara yol verilmesi konusunda verilen önem kadar)

Sağlık Hizmeti Sunumu

Sağlık hizmetlerinin sunumunda kamu, üniversite ve özel girişim tarafında sunulan hizmetlerin mülkiyet ayrımı olmaksızın yürütülmesi ve kamunun verimlilik, kalite ve memnuniyet açısından rekabet içerisinde çalışması ayrı bir öneme sahip bulunmaktadır. Ayrıca sağlık hizmet sunumunda hekimin hastaya ayırdığı zamanın arttırılması dahil olmak üzere, kaliteye yönelik faaliyetlerin öncelenerek, bunun sonucu ortaya çıkacak maliyet artışını da göze alarak yürütülmesi, bugüne kadar sağlanan kazanımların sürdürülebilirliği için de önemli bir güvence oluşturacaktır.

KÖİ/Şehir Hastaneleri

Şehir hastaneleri projeleri, deprem riski taşıyan kamu sağlık tesislerinin hızlı bir şekilde yenilenmesi, hizmet sunumu bakımından fiziki ve teknoloji standartların arzu edilen noktaya taşınması, ayrıca bunların yol açacağı finansman ve işletme yüklerini özel ile paylaşılarak yürütülmesi açısından önem arz etmektedir.

Ancak sağlıkta dönüşüm projesi ve onun önemli bir bileşeni olan GSS’nin sözleşmeli bir yapıda sağlık hizmeti satın alma yoluyla tüm risklerin özelde kaldığı bir modelin de sağladığı sonuçların dikkate alınarak gelecek planının yapılması önem taşımaktadır.

Sağlıkta Yatırım ve İnsan gücü Planlaması

Sağlık hizmetleri yatırımlarında Anayasamızda öngörülen planlı döneme oldukça geç geçilmiş, özel girişim bakımından bugün yaşanan kimi darboğazların büyük sorunlar oluşturmadan atlatılmasında 2008 de başlayan yatırım planlama uygulamalarının önemli bir payı olmuştur. Ancak sadece özele uygulanan planlama ile kamunun, sağlık teknolojilerindeki ve hastalık yükündeki değişimden bağımsız yatırım yapması kamu kaynaklarının verimsiz kullanılması riskini taşımaktadır. Sağlık insan gücü alanında sayısal kriterleri karşılama kaygısı, eş zamanda kaliteli sağlık eğitim kaygısı ile birleşmeyince, önemli bir deneyimli sağlık insan gücü yetersizliği sorunu ile karşılaşılma riski oluşmaktadır. Uygulamalı sağlık eğitim imkanı kapasitesi arttırılmadan gerçekleşen kontenjan artışları, sağlık eğitiminin önemli bir risk alanı olduğu dikkate alınmalı; ayrıca istihdam bazlı kontenjan belirleme süreci de başlatılmalıdır.

Sağlık Sektöründe İnovasyon ve Milli Üretim

Sağlık sektörünün ithalata dayalı yapısı, uzun erimli politikalar ile desteklenmediği için beklenen seviyede yerli üretime dönüşmemiştir. Son dönemde yapılan yerelleştirme çalışmaları önem arz etmekle birlikte, kamu alım garantisi verilecek ürünlerin kapsamının artık gelecekte pazar payını kaybedecek ürünlerden ziyade, yeni nesil sağlık politikalarının gereklerine ve yüksek ihracat potansiyeli olan teknoloji ve ilaçlara yönlendirilmesi sağlanmalıdır. Savunma sanayi örneğinde olduğu gibi, Ar-Ge aşamasında yeni piyasaya girecek ürün ve hizmetlere de kamu alım garantileri verilerek ticarileşme süreçlerine katkı verilmesi değerlendirilmelidir.

Sağlık Diplomasisi, Sağlık Turizmi ve Sağlık Eğitimi

Sağlık hizmetlerinin ve eğitiminin; hedef ülkelerle yürütülen diplomatik, ekonomik ve kültürel ilişkilerde oldukça önemli bir katkısı bulunmaktadır. Ülkemizin sağlık hizmeti sunumunda elde ettiği kazanımların, hedef pazarlarda sağlık yatırımı ve sağlık işletmeciliği ile sürdürülmesi özel bir öneme sahip bulunmaktadır. Bu amaçla sağlık turizminde uygulanan teşviklerin işletmeciliğe yönelik olarak geliştirilmesi sağlanmalıdır. Bu süreçte sağlık eğitimi, sağlık turizmi ve sağlık işletmeciliği fırsatlarının birlikte ele alınarak politika geliştirilmesi, sağlanacak kazanımları da önemli ölçüde olumlu yönde etkileyecektir.

Sağlık Finansmanı

Sağlık sisteminin belki de en kritik konularını sağlığın finansman kaynakları, modelleri ve sürdürülebilirliği konuları oluşturmaktadır. Ülkemizde tüm toplum bireylerinin gelirine göre prim ödediği, yararlanma koşullarında ise eşit haklara sahip olduğu GSS sistemi dünyaya model teşkil etmektedir.

Sistemin öncelikle sağlıklı bir toplum oluşturmak adına getirilen koruyucu sağlık hizmetlerinin finansmanından da sorumlu olmasına rağmen, aradan geçen 10 yılda bu alanda kayda değer bir ilerleme sağlanamamıştır. Diğer taraftan ise GSS’nin tedavi harcamalarında kamu ya da özel mülkiyete bağlı olduğuna bakılmaksızın yerindelik kontrolünü yapmasına yönelik görevleri, öncelikle Sağlık Bakanlığı hastanelerinde sonra da devlet üniversitesi hastanelerinde gerçekleştirilen global bütçe yöntemi ile etkisiz hale gelmiştir. Bu durum GSS’yi sağlık sigortacılığı yapmaktan uzaklaştırarak, sadece ödeme/kasa konumuna gelmesine neden olmaktadır. Bu yapılarda bu amaca yönelik sistemlerin kurulmaması da değer bazlı ödeme modellerinin tartışılmasını gündeme getirmiştir.

GSS’nin sağlık hizmeti sunan kurumlardan bağımsız ayrı bir organizasyon olarak asli görevlerini yapmasına izin verilmeyecek ise, Sağlık Bakanlığının yeniden yapılandırılması suretiyle hizmet sunumundan özerk kamu sağlık işletmeleri kurumuna devrederek çekilmesi, regülasyon kurumu olma yapısının güçlendirilmesi ve geri ödeme fonksiyonunun muhatabı olmasına yönelik hususların da tartışılmaya açılmasının önemli olduğu değerlendirilmektedir.

Ayrıca bireysel emeklilik sisteminde olduğu gibi, 2016 yılı itibariyle cepten yapılan 19.562 Milyon TL’lik harcamanın da; tamamlayıcı sağlık sigortası sistemleri ile ikinci bir sağlık sigorta güvencesine kavuşturulması yoluyla GSS sisteminin sürdürülebilirliği ve vatandaşın sağlık hizmeti sunumunda ödeme süreçlerinde yaşadığı olumsuz deneyimlerin önlenmesine anlamlı bir katkı sağlayacaktır.

Kuşkusuz sağlık sisteminin 2023 vizyonunda gündeme gelecek konuları yukarıdakiler ile sınırlı olmayıp çok daha radikal reform çalışmalarının cesaretle tartışılarak, ülkemizin ve toplumumuzun değişen ve artan ihtiyaçlarına cevap veren, sağlık sisteminin trendlerini ve teknolojik değişimi de dikkate alan öncü bir sağlık politikası değişikliği hepimizin sorumluluk alanına girmektedir.

 

 

Gelecekteki Hastaneler ve Hasta İlişkileri Nasıl Kurgulanacak?

“Gelecekteki hastaneler dijitale daha fazla entegre edilmiş, profesyonel rol dağılımlarının olduğu yapılar şeklinde faaliyet gösterecek. Bu yönde değişik meslekler ortaya çıkmaya başladı bile; bilgisayarcı doktorlar, teknisyen hemşireler, hukukçu doktorlar bunlardan bazıları”

“Gelecekte sağlık trendleri özellikle üç alt başlık altında toplanacak: Bireysel farkındalık ve bireysel sağlığın takibi, hasta ve hastane yönetimi ve tıpta gelecek”

“Türkiye’nin yaşlanma ivmesi Batı ülkelerine göre daha hızlı hale geldi. Yakın zamanda yaşlı nüfusa hitap eden değişik sağlık harcamaları ve problemleriyle karşı karşıya kalacağız. Yaşlı kategorisine hızlıca giriyoruz ve bu alışılmadık sorunlara yol açacak” 

GE Sağlık Türkiye Genel Müdürü Yelda Ulu Colin

Dünyada ve Türkiye’de nüfusun yaşlandığına dikkat çeken GE Sağlık Türkiye Genel Müdürü Yelda Ulu Colin, dünya nüfusunun 2025 yılına kadar bir milyar daha artacağını ifade etti. “Kentleşme oldukça hızlı ilerliyor, hareketsiz bir orta sınıf oluşuyor ve bunun getirdiği hastalıklar gittikçe çoğalıyor” diye konuşan Colin, bu hastalıkların çoğalmasının sağlık sisteminin üzerindeki finansal yükü arttırdığını vurguladı. Colin’in verdiği bilgiye göre, 2015 yılında 7 trilyon dolar küresel sağlık harcaması yapılmış ve bu harcamanın 2020’de 8.7 trilyona ulaşması bekleniyor.

Gelecekteki 3 Sağlık Trendi

Gelecekte sağlık trendlerinin özellikle üç alt başlık altında toplanacağını ifade eden Colin, şunları kaydetti:

“Bireysel farkındalık ve bireysel sağlığın takibi, hasta ve hastane yönetimi ve tıpta gelecek üç önemli konu başlığımız. Bireysel sağlık farkındalığı ve yönetimi adı altında şunları paylaşmak isterim: 2020 yılında küresel sağlık harcamalarının yaklaşık yarısı üç ana hastalığa ayrılacak gözüküyor; bunlar kardiyovasküler, kanser ve solunum hastalıkları. Diyabet gün geçtikçe artıyor. Harcamalar da artıyor. Bireysel, dijital takip ve toplumların sağlığının dijital takibi gün geçtikçe önem kazanıyor. İki örnek vermek isterim; Brezilya’daki olimpiyatlarda GE’nin kurduğu bir sistemle tüm yarışmacıların sağlık dataları önceden sisteme girildi ve yarış boyunca takip edildi. ABD’de de buna paralel başka bir çalışma yapıldı. ABD kadın güreş milli takımının sağlık dataları uzun süre takip edilerek tüm antrenmanları ve beslenme düzenleri ona göre ayarlandı. Sonuçta bu güreş takımının dört yıldaki sakatlık oranlarında yüzde 60 oranında azalma saptandı. Biz sağlığı dijital olarak takip edebilir ve koruyucu sağlık dediğimiz kavramı hayata geçirebilirsek sağlık harcamalarında da kayda değer bir düşüş yakalayabiliriz.”

Türkiye’de Yaş Ortalaması 78

Colin, ortalama yaşam sürelerinin arttığına işaret etti ve şunları söyledi:

“OECD ortalamalarına baktığımızda 1990 yılında insanların ortalama yaşam süresi 75 yaş civarındayken 2015’te 82.5 yaş ortalamasına uzamış. Türkiye’de de durum iç açıcı; 2016’da 78 yaş ortalamasına çıkmış. Hızlı bir yaşlanma sözkonusu. Türkiye’nin yaşlanma ivmesi Batı ülkelerine göre daha hızlı hale gelmiş. Yakın zamanda yaşlı nüfusa hitap eden değişik sağlık harcamaları ve problemleriyle karşı karşıya kalacağız. Yaşlı kategorisine hızlıca giriyoruz ve bu alışılmadık sorunlara yol açacaktır. Bunun için bireysel hastalık takibi önemli. Hastanın sağlığının uzaktan izlenebilmesi gün geçtikçe daha fazla konuşuluyor. Mesela, cilde takılan kablosuz cihazlarla insan teriyle analiz yaparak uzaktan veri takibi sağlanması ve insan vücuduna ait birçok değerin takip edilebilmesi bunun güzel bir örneğidir.”

Teşhis ve Tedavide Söz Sahibi Olma

“İnsanlar sadece takip değil teşhis ve tedavide de kendisi karar verici duruma geçmek istiyor” diye konuşan Colin şu örneği verdi:

“Biliyorsunuz meme taraması zorunlu ama aynı zamanda kadınların korkulu rüyası. Kompresyon sırasında işlemin acı verici olması ve bunun kulaktan kulağa yayılması sözkonusu! GE’nin inovasyon dalında ödüle layık görülen mamografi cihazından örnek vermem gerekirse, bu cihazla kompresyon esnasında kadın kendi memesini kendisi sıkıştırarak işlemi kontrolüne alabiliyor. Bu cihaz, ülkemizde de kullanıma girmiş durumda; Acıbadem Altunizade Hastanesinde kullanımdadır.”

Sağlık Verilerimizi Kendimiz Takip Edebileceğiz

Mobil uygulamaların günlük hayatımızın parçası haline geldiğini ifade eden Colin, “Sadece hastalar değil sağlıklı insanlar da kendi verilerini takip edebiliyor. Sadece iphone ve ipad üzerinde şu anda 8 bin üzerinde sağlık uygulaması mevcut. Sağlığın korunması da bireysel farkındalığın artmasıyla çok güncel bir konu haline geldi. Genç nüfus hem kendi sağlığını hem de fiziksel görünüşünü kontrolünde tutabilmek için birçok aplikasyon kullanmaya başladı. Geçtiğimiz günlerde, Apple’nin ABD’de bir açıklaması oldu; sağlık veri takip ürünleriyle ilgili, bir anlaşma üzerinden, 300 hastaneye 40 sağlık sistemi girdiler, tüm isos kullanıcılarına bu verileri açtıklarını duyurdular. Hasta medikal verilerini artık iphone telefonlarına uyarlayabilecek. Etik ve hukuk altyapısı paralel ilerlerse göreceğiz ki hasta verilerinin takibi, kişisel sağlık takibi elimizdeki kolumuzdaki cihazlarla mümkün hale gelecek ve farklı firmalar da sağlık sektörüne yatırım yapabilecek!”

Teknisyen Hemşireler, Hukukçu Doktorlar

Colin, günümüzde hasta deneyiminin hastaneler için kilit kavram değerinde olduğunu ifade ederek şunları kaydetti:

“Günümüz hastane mimarisinde hastaların yakınlarıyla daha fazla vakit geçirebileceği alanların yaratıldığını, acil merkezinin daha fazla teknolojik cihazla donatıldığını, teşhis cihazlarının ameliyathane alanlarına girdiğini, akıllı bina uygulamalarının yaygınlaşmaya başladığını görüyoruz. Değişik departmanlarda, insan psikolojisini etkileyebilecek farklı renk ve dekorasyonlarla hastaların iyileşme süreçlerini hızlandırmak üzere mimari çalışmalar yapılıyor. Gelecekteki hastanelerin dijitale daha fazla entegre edilmiş, profesyonel rol dağılımlarının olduğu (bu yönde değişik meslekler ortaya çıkmaya başladı, bilgisayarcı doktorlar, teknisyen hemşireler, hukukçu doktorlar vb) yapılar olduğunu ifade edebiliriz. Herhalde bizden sonraki nesil, üniversiteden mezun olduğu zaman ne iş yapacağını bilmeden mezun olacak ve farklı meslekleri yapacak. Bunun paralelinde otelcilik hizmetleri de değişme uğrayacak.”

Yapay Zeka ile Sıfır Hata

Tıpta gelecekte yapay zekanın kullanımının artacağını belirten Colin, “Daha hızlı, daha doğru, daha çok iletişim ve daha çok artan hasta memnuniyetine odaklı, yapay zeka kullanımıyla ilgili cihazlar ortaya çıkıyor. Mobil röntgen cihazlarının içerisine eklenmiş yapay zeka üzerinde çalışılıyor. Akciğer grafisi ile ilgili bir örnek vermek isterim; Sağlık Bakanlığı hastanelerinde makine başına günde 300-400 grafi çekildiği belirtiliyor. GE’nin üzerinde çalıştığı bir yöntemde, yapay zeka akciğer grafilerini ‘normal, normal değil’ şeklinde kategorize ederek doktora sunuyor, önceliklendirme yaparak doktorla paylaşıyor. Bu uygulama hayatımıza girecek.

Yine acilde hastalarla ilgili çok hızlı karar alıp aksiyona geçebilmek için yapay zekanın cihazın içine eklenmiş olduğu bir uygulama örneği hayatımıza yerleşecek. Dört odacığı ve aortu tek prop dokunuşuyla gösteren ve doktoru yönlendiren, karar verme mekanizmasında hatayı azaltan uygulama günlük hayatımızda kullanıma girecek.

İnsanın hayat felsefesinde sonsuza kadar yaşama isteği var diye düşünüyorum. Gelişen teknolojiler kişisel farkındalığımızın daha da artmasına, kendi tanı ve tedavilerimizde hasta olarak daha etkin rol oynamasına yarıyor. Gelecekte insanların kendi DNA’larına uygun beslenme düzeni oluşturacaklarına ve yaşama koşullarıyla ilgili değişiklikleri yapabileceklerini düşünüyorum” diye konuştu.

Hızlı, Etkin ve Sürdürülebilir Tedarik Sistemi için Sağlık Market

Sağlık Bakanlığının sıcak gündeminde yer alan sağlık market ile daha fazla yerli ürünle daha iyi fiyat, stok yönetim ve sağlık hizmeti hedefleniyor

Prof. Dr. Sabahattin Aydın: “Toplu alımlar ölçek ekonomisinden yararlanma fırsatı verdiği için avantajlar sunuyor; ancak önü alınmaz problemleri de beraberinde getiriyor”

Dr. Abdulvahit Sözüer: “Sağlık markette daha planlı ve gelişmiş bir merkezi takip sistemi ile tedarik hedefleniyor. Satın alma süreçleri Devlet Malzeme Ofisi (DMO) aracılığı ile yürütülecek”

Mücahit Civriz: “7 bölge, 4 irtibat bürosu ile çalışmalarımıza devam ediyoruz. Devlet Malzeme Ofisi (DMO), kamunun en büyük online satın alma portalıdır”

Geleceğin satın alma ve tedarik süreçlerine ilişkin bir kritik adım olarak değerlendirilen sağlık market uygulaması, 27 Nisan 2018’de, Medipol Üniversitesinde yapılan TÜSAP (Türkiye Sağlık Platformu) Vizyon Toplantısında masaya yatırıldı.

Türkiye’de sağlık sektörüne yön veren 41 kişinin katılımıyla 5. kez yapılan toplantıda, Türkiye’nin 2023 yılı vizyonuna ilişkin görüşler yanı sıra değer bazlı sağlık hizmetiyle sürdürülebilir sağlık finansmanı, kamunun satın alma ve tedarik modeli olarak sağlık market uygulaması irdelendi.

Sağlık finansmanında 2023 vizyonu ve sağlık market konularının gündemi oluşturduğu TÜSAP sağlık teknolojileri toplantısına Sağlık Bakanlık yetkilileri, sağlık sektör sivil toplum örgütleri başkanları, üniversite yetkilileri ve destek ortağı firmaların üst düzey yetkilileri katıldı.

TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı ve Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın, Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Dr. Abdulvahit Sözüer ve Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürü Mücahit Civriz başta olmak üzere sağlık sektörünün ileri gelenlerinin bir araya geldiği toplantıda ağırlıklı olarak hızlı satın alma ve tedarikin sağlık finansmanına olumlu etkilerine değinildi.

Johnson&Johnson ve EY Türkiye firmalarının katkıları ile gerçekleşen toplantıda sağlık hizmet sunumunda miktar değil değerin öne çıktığı belirtilerek gelecek projeksiyonlarda sağlıkta insan gücü planlamasının önemi vurgulandı. Sağlık hizmetlerinde tedarik zincirinin yönetilmesi ve finansal yapının sürdürülebilirliği konusunda dünyada uygulanan modellerin paylaşıldığı toplantıda, bu modellerin kurgusunda değer bazlı ödeme, veri odağında sağlık hizmeti, verimlilik ve sürdürülebilirlik kavramları üzerinde duruldu.

Geleceğin Satın Alma Modeli

TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı ve Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın, sağlık sektörü içindeki dinamizmin belli noktalarda bir yandan fırsatlar doğururken diğer yandan devasa sorunlarla karşı karşıya bıraktığını ifade etti ve kamu ihalelerinin zaman zaman kalite, fiyat ve hız konusunda süreçleri zorlaştırarak yönetilmesi zor bir sorun haline dönüştüğüne değindi. Geçmiş deneyimlerden bahseden ve toplu alımların ölçek ekonomisinden yararlanma fırsatı verdiği için avantajlar sunduğuna ancak önü alınmaz problemleri de beraberinde getirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sabahattin Aydın, geleceğin satın alma ve tedarik süreçlerine ilişkin yeni bir adım olan sağlık market uygulamasının önemli bir gündem konusu olduğunu belirtti.

“Merkezi Tedarik Modelleri Oluşturmak Gerekli”

Dünyanın artık değer bazlı satın alma; merkezi tedarik; tedavi kalitesine göre geri ödeme ve veri odaklı finans uygulamaları gibi yeni arayışlara girdiğine dikkat çeken Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Dr. Abdulvahit Sözüer, Türkiye’de doğru bir finansman yönetimi için merkezi tedarik modelleri oluşturmak gerektiğini ifade etti.

Değer bazlı sağlık hizmet modeli ile hasta çıktılarının hastanın da ötesinde tüm sağlık sistemi aktörleri ve destekleyici mevzuata faydası olacak şekilde yönetilmesi ve toplam maliyetlerin bariz bir şekilde iyileştirilmesi amacıyla ihale yönteminin değerlendirilme kriterlerinden bahseden Dr. Abdulvahit Sözüer, sağlık markette daha planlı ve gelişmiş bir merkezi takip sistemi ile tedarikin hedeflendiğine ve satın alma süreçlerinin Devlet Malzeme Ofisi (DMO) aracılığı ile yürütüleceğine değindi.

DMO, Kamunun En Büyük Online Satın Alma Portalı

DMO’nun 1926’dan bu yana faaliyetlerini sürdürdüğüne ve bugün kamunun ihtiyaç duyduğu çeşitli ürünlerde 30 milyarlık mal alımının 4 milyarına aracılık eden bir kurum olduğuna değinen DMO Genel Müdürü Mücahit Civriz, 7 bölge, 4 irtibat bürosu ile çalışmalarına devam ettiğini kaydetti. DMO’nun kamunun en büyük online satın alma portalı olduğunu ifade eden Mücahit Civriz, sağlık market ile ilgili Sağlık Bakanlığının ekipleri ile yoğun bir çalışma sürecini yürüttüklerine değindi ve rekabete açık, firmaları da mevcut şartları ile yaşatabilecek hızlı bir modelleme ile sektörün hep birlikte kazanacağına vurgu yaptı.

Kimler Katıldı?

Sağlık teknolojileri konulu TÜSAP Vizyon Toplantısına; SADER, Ajansfa İVEK, OHSAD, Johnson&Johnson, Bozlu Holding, MÜSİAD Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Medipol Üniversitesi Rektörlüğü, Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü, Beykent Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı, SEİS, AİFD, Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı, SASDER, Volitan Consulting, ARTED, EY Türkiye, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı, TOBB, İstanbul Kent Üniversitesi, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü, Üniversite Hastaneleri Birliği MASİAD, Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Üsküdar Üniversitesi Rektörlüğü, İEİS, Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı, Medtronic Türkiye, TÜMDEF, Cumhurbaşkanlığı Ekonomik İzleme ve Değerlendirme Koordinasyonu temsilcileri katıldı.

Türkiye PIC/S Üyesi oldu;

Global İlaç Ticaretinde Avantajlı Dönem Başladı

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) Farmasötik Denetim İşbirliği Konvansiyonuna (Pharmaceutical Inspection Co-operation –  (PIC/s) tam üye olarak kabul edildi. Üyelik kabulü ile Türkiye ilaç sektörünün uluslararası ticarette önemli avantajlar sağlaması öngörülüyor.

Türkiye’nin ilaç, tıbbi cihaz ve kozmetik ürünlerin regülasyon ve denetiminden sorumlu olan Kurumun Pharmaceutical Inspection Co-operation (PIC/s)’e tam üye olduğunu ifade eden TİTCK Başkanı Yardımcısı Fatih Tan, 30 yıl önce Türkiye’den bir başvuru yapıldığı ancak standartların yerinde olmaması nedeni ile kabul edilmediğini belirtti. TİTCK’in tekrar başvurusuyla, Türkiye’nin 1 Ocak 2018’den itibaren PIC/s resmi üyeliği Tayvan’da tüm ülkelerin oybirliği ile kabul edildi.

Üyelik değerlendirme süreci kapsamında İrlanda, İsviçre, Yeni Zelanda, Arjantin ve Malezya sağlık otoritelerinin müfettişlerinden oluşan 5 kişilik PIC/s denetim ekibinin 10 gün boyunca denetim ve incelemelerde bulunduğunu ifade eden Tan, “Kanunlardan, yönetmeliklerden ve mevzuatlardan başlayarak müfettişin alım standartlarına, aldığı eğitimlere kadar 78 parametrenin tamamını gerçekleştirmeniz gerekli. Amerika bu yerinde denetimi iki seferde geçmiş, biz tek seferde geçtik” dedi.

“İhracat Rakamlarına Yansımaları Oldu”

Türkiye’nin PIC/s üyeliği ile birlikte dünyaya akredite olduğunu açıklayan Tan şunları kaydetti:

“Birçok ülke üyeliğimiz ile birlikte direkt GMP denetimlerini kaldırdı. Bu tabi ihracat rakamlarına önemli yansımalar getirdi. Bu, ülkede kaliteli ihraç üretildiğinin tescili anlamına geliyor. Hatta herhangi bir ülkeye mal satmak istediğiniz zaman o ülke otoritesi bir hafta ilaç üretim tesisini denetlerdi. PIC/s üyeliği ile birçok ülkenin bu denetimini ortadan kaldırmış olduk. Bu olumlu yansımalar getirdi.”

 

Sağlık Yatırımcıları Neler Konuştu?

Bu yıl 9. kez yapılan Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Kurultayı, sağlık yatırımcıları ve kamu otoritelerinin karşılıklı sağlık politikası tartışabildiği birkaç ciddi platformdan biri! Gelenekselleşmiş olması ise öne çıkan en önemli özelliği.

Tartışma konuları pek değişmiyor; başı çeken sağlığın finansmanı ile geri ödeme konusunda neredeyse her yıl aynı talepler ve çözüm önerileri sıralanıyor ki pek yol kat edildiği söylenemez.

Bu senenin sıcak konuları arasında; yükselme trendi içinde olan vakıf üniversiteleri, sağlık hizmet sunumunda global ölçekte dikkat çeken eğilimler, gelecekte medikal hizmet profili, hastanelerin ve hekimliğin değişen yüzü ve özellikle doktor – hasta ilişkisinde hastanın güçlendirilmesi gerektiği yönündeki tartışmalar öne çıktı.

OHSAD’ı yıllardır takip eden biri olarak ifade edebilirim ki, sağlık politikaları mevzu bahis olduğunda her yıl biraz daha şaşkınlıkla kabul edilen husus, bu alandaki tüm oyuncuların – hizmet sunum modelinin ve tüm ilişkiler ağının aynı küresel dalga içinde yer aldığı gerçeğidir. Kurultayın tartışma konuları başta olmak üzere, hizmet sunumundan yapılan yatırımlara, sağlık sisteminin gittiği yön bunu netlikle ifade ediyor.

Kurultayın bu sene ağırladığı Dünya Bankası Yöneticisi Dr. Enis Barış’ın ilk günkü sunumu dikkat çekici özellikteydi. ABD’deki sağlık hizmeti sunumundaki güncel eğilimlere ilişkin bilgiler veren Barış, Türkiye’de sağlık sisteminde yapılması gereken başlıca düzenlemeler arasında, tıp eğitiminin gözden geçirilmesi ve dönüştürülmesi ile kanıta dayalı, veri odaklı bir tıp uygulaması kültürünün aşılanması olduğunu ifade etti.

Kamunun en büyük yatırımları arasında yer alan şehir hastaneleri, özel sektörün hararetli tartışmalarının konusu artık değil! Fakat bir detay var ki, KÖİ (kamu-özel ortaklığı) modeli özel sermayeli kuruluşların gözünü kamaştırmış vaziyette ve bu finans uygulamasının birçok modele kaynaklık edebileceği fikri sıklıkla öne sürülüyor.

Sağlık hizmeti sunucuları, medikal endüstri temsilcileri düşünüldüğünde neredeyse aynı kişilerin her yıl bir araya geldiği OHSAD buluşmasında en önemli değişken kamu temsilcileri tarafında oluyor; Kurultay her yıl veya iki senede bir olmak üzere farklı Bakanları, SGK temsilcilerini ağırlıyor. Kaçınılmaz olarak bazı konular gündem dışı bırakılabiliyor; kamu tarafında yeni göreve gelen temsilcinin çalışma konuları epeyi ağır klasörlerden oluşuyor ve kısa görev süresinde bunların ancak bir kısmına vakıf olabiliyor.

Fatma Ergüzeloğlu
klinikiletişim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

 

Sağlıkta Mega Trendler Neler?

“Tanıdan çok bakımı yöneten sağlık personeli profili, verilen hizmetin sonucuna göre geri ödeme modeli ve sağlığı yönetenler için de daha hafif bir yönetim modeli yani tüm hizmetlerden, tüm fonksiyonlardan sorumlu olmayıp yapıyı yukarıdan yönetme şekli sağlık sektörünün mega trendleri arasında önde geliyor”

“ABD’deki sağlık sisteminin ‘business – iş’ haline geldiği, bu yüzden gerçek anlamda rekabet olmadığı, fiyatların gittikçe arttığı, insanların memnuniyetsiz olduğu, sistemde entegrasyon olmadığı yönünde konuşmalar var”

“Hasta ve doktor ilişkilerindeki hiyerarşik yapı hem ABD hem de Avrupa’da aynı şekilde eleştiriliyor. Geçen gün katıldığım OECD toplantısında şu söylendi: Doktorlar hastaya tepeden bakmasın, ikisi aynı düzeyde olsun! Tedaviye birlikte karar verebilsinler…

Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Sağlık Beslenme ve Nüfus Küresel Uygulama Yöneticisi Dr. Enis Barış

Dr. Enis Barış (solda)

OHSAD, bu yıl, Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Sağlık Beslenme ve Nüfus Küresel Uygulama Yöneticisi Dr. Enis Barış’ı ağırladı. Dr. Barış, sağlık, sağlık hizmeti ve sağlık sistemi kavramlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirtti ve konuşmasına ABD’deki sağlık sisteminin genel hatlarını özetleyerek başladı.

Son yıllarda ABD’de yayınlanan kitapların görsellerini paylaşan Barış, “Dışarıdan bakılınca, ABD’deki sağlık sistemi herkesin erişmek istediği bir sistem olarak görülüyor. Ama bu gerçekte öyle değil. Ben de orada yaşıyorum ve sağlık hizmetlerini kullanıyorum. Her ne kadar son derece ileri teknolojiler kullanılıyor olsa da sistem olarak bakıldığında başarılı değil! ABD’deki sağlık sisteminin “business – iş” haline geldiği, bu yüzden gerçek anlamda rekabet olmadığı, fiyatların gittikçe arttığı, insanların memnuniyetsiz olduğu, sistemde entegrasyon olmadığı yönünde konuşmalar var. Onun dışında Amerikalılar da yaşlanıyor; yaşlılığın daha fazla medikalize olduğu, yaşlı insanların rahat bırakılmadığı ve en ufak durumda ambulansların gelip onları hastaneye taşıdığı, birçok testin yapıldığı, hatta 75 yaşındaki insanlara kolesterol düşürtücü ilaçlar verildiği ve bunun gereksiz olduğu gibi konularda yapılan yayınlar var” dedi.

Doktor – Hasta İlişkisinde Hasta Güçlendirilmeli

Sağlık sisteminde yaşanan sorunlara çözüm öneren kitapların da varlığına dikkat çeken Barış, “Bu yayınların birleştiği konular şöyle; sağlık sektöründe daha fazla rekabet olması, doktorların daha organik ortamda hiyerarşi olmadan çalışabilmesi, doktor – hasta ilişkilerinde hastaların daha güçlü hale gelmesi ki aslında Avrupa’da da öyle… Geçen gün katıldığım OECD toplantısında şu söylendi: Doktorlar hastaya tepeden bakmasın, ikisi aynı düzeyde olsun! Tedaviye birlikte karar verebilsinler…” 

Hasta Memnuniyeti Öncelenmeli

Sağlık sisteminde dünyadaki belirli zorlukları özetleyen Barış, şunları kaydetti:

“Bu konuda ilk saptama; sağlıkla ilgili harcamalar… Sağlık harcamaları her yerde artıyor. Yaptığınız projeksiyonlara baktığınızda gittikçe daha fazla artacak. ABD’de 2040’a kadar olan sürede sağlığın GSMH’deki payı yüzde 27’ye çıkacak. En düşük olan ülkelerde yüzde 14-15 civarında olacak. Harcamalarda devamlı artış var.

İkinci saptama; halkın doktorlardan aldığı hizmetler hakkında ne düşündüğü konusu geliyor; hastalar ‘evet doktorlar bizi tedavi ediyor ama beni dinlemiyor, diğer sorunlarıma ilgi duymuyor, hayatımı rahat şeklide geçirmem yönünde bilgi vermiyor gibi’ geri bildirimlerde bulunuyor. Buradan çıkan mesaj, özellikle kronik hastalıkları olan insanların aldığı hizmetin teknik değil kişiye özel açıdan yani kişiye verilecek tavsiye açısından memnuniyeti gözeten bir yapıda olmamasıdır.

Üçüncü saptama; uzun yaşamın sırrı diye konuşuluyor ama baktığınızda bunların çok azı sağlık hizmetleriyle ilgili. Bunların çoğu kişinin kendisine iyi bakmasıyla topluma entegrasyonuyla ilgili şeyler.”

Sağlıkta Mega Eğilimler Neler?

Sağlıkta mega trendleri anlatan Barış, ilk etapta sistemde hiyerarşilerin ortadan kalkacağına inandığını ifade etti. Barış, şöyle konuştu:

“Sağlık hizmeti sunucuları arasında basamaklandırma diye bildiğimiz uygulama kalkacak. Daha organik bir model olacak. Hasta ortada yer alacak. Birbirleriyle iletişim halinde olan uzmanlaşmış, ekip çalışması yapabilecek insanların olduğu bir model hayata geçecek. Buna çevik organizasyon deniyor.

İkinci mega eğilim, hassas tıp diye bir kavram var. İnsan genomunun parçalanıp ortaya çıkartılmasının fiyatının ne kadar hızlı bir şekilde düştüğü konusu önemli! Şu anda bunun fiyatı bir insan için 100 dolar, fakat bir-iki yıla kadar 10 dolara kadar düşecek. Bunun çok büyük önemi var. Tanı konusunda bunu nasıl kullanacağımız ortaya çıkacak. Gelecekte tıpta uygulayacağımız konuları özetlemem gerekirse;

Hastanın genom bilgisinin alınması, hastanın fizyolojik verilerinin toplanması, yaşam tarzı bilgisi, hastanın çevresiyle ilgili bilgiler, bunların bir araya getirilip harmanlanması, kişiye özel bir panel ortaya çıkması. Bu ortaya çıktığı zaman ‘şu ilacın şu hastalığı tedavi etme olasılığı yüzde 40’ demeyeceğiz artık. Bu çok büyük gelişim ve hızla ilerliyor.” 

Tanıdan Çok Bakımı Yöneten Sağlık Personeli

Tanı konusunda dijitalize olmaya doğru gidildiğini ifade eden Barış, “Peki doktorlar için durum nasıl oluyor; doktorların başka özelliklerini daha fazla geliştirmesi gerekiyor. Bunlardan biri, duygusal zeka! Tıbba girerken insanların yüksek puan almaları yanı sıra kişisel özellikleri, empati yeteneği gibi hususların da devreye girmesi gerekecek. Peki ortaya çıkan tablo nasıl? Birincisi, ortaya çıkan hasta artık çok daha güçlü… Tanıdan çok bakımı yöneten sağlık personeli, verilen hizmetin sonucuna göre geri ödeme ve sağlığı yönetenler için de daha hafif bir yönetim modeli yani tüm hizmetlerden, tüm fonksiyonlardan sorumlu olmayıp yapıyı yukardan yönetme şekli.

İçerik olarak baktığımızda; hassas tıp, hassas halk sağlığı (genetik bilgiyle birleştirdiğimizde bir insanın kilosunu, egzersiz yapıp-yapmadığıyla birlikte daha hassas hale getiriyoruz) hasta merkezli sağlık sistemi kurma yolunda daha entegre bir yapıya doğru gidiyoruz. Bu ortamda kuralları koyma, düzenleme-regülasyon, verilerin güvenliğini sağlama, verilen hizmetler bağlamında kişiyi toplumun içerisinde değerlendirme son derece önemli hale geliyor” diye konuştu.

Sonuca Yönelik Ödeme Şekli

Barış, sağlık iş gücünde çalışan insanların profilinin değişeceğini vurgulayarak şöyle devam etti:

“Mesela artık vücutta elimine edilebilen biyosensörler kullanacağız. Finansmandaki en büyük değişiklik de daha çok sonuca yönelik ödeme şekli ortaya çıkacak. Tüm bunları yaparken dikkat edilmesi gereken noktalardan biri, sistemin hangi yöne gideceği… Sistemin gideceği yön, toplumun değerleriyle çok ilgili… Dünya Ekonomik Formunun ortaya çıkardığı bir tablo var; altı değişken var ve ülkelerin aldığı pozisyon da değişken. Mesela veri nasıl olacak, sağlık sistemi nasıl yönetilecek; ödeyicilerin rolü nasıl olacak gibi pozisyonlara bakıldığında üç husus ortaya çıkıyor; sağlığın gittikçe korporitize olması, sağlıkta toplumsal kontratın/uzlaşının oluşması ve kişinin öne çıkması. Her bir hususun kendine göre rolü var ve hiçbiri başlı başına yeterli değil.”

Yeni Sağlık Sistemi Reformu Önerileri

İnsan sermayesine yapılan yatırımların hastalık yükü, ekonomik yük, politikalar, etki değerlendirmesi ve ekonomik getiriler gibi tüm getirisinin hesaplanması gerektiğini kaydeden Barış, değer esaslı bir sağlık sistemine doğru gidildiğine değinerek Türkiye’de yeni sağlık sistemi reformu için yeni ortaya çıkan gündem maddelerini sıraladı:

  • Tıp eğitiminin gözden geçirilmesi ve dönüştürülmesi
  • Kanıta dayalı, veri odaklı bir tıp uygulaması kültürünün aşılanması
  • Performansa dayalı ödemelerde ince ayar yapılması
  • Kaynak tahsisi ve performans izleme için kültürel açıdan uyumlu PREM, PROM ve PRIM kullanımının yaygınlaştırılması
  • Sağlık hizmetlerinin hızla dijitalleştirilmesi (ör., e-PACK)
  • Sağlık bakım hizmetlerinin dikey ve yatay entegrasyonu
  • Ekip esaslı ve topuma dönük birinci basamak sağlık hizmetleri
  • Genom haritası oluşturma
  • İlaç, cihaz ve sarf malzemeleri ve veri güvenliliği için ulusal Ar-Ge’ye yatırım