“Türkiye’nin nüfusu 100 milyon dolayına erişecek. Asıl düşünülmesi gereken, bu nüfusun yol açacağı medikal ve sosyal sorunlar olmalıdır. Hedef, genç ve kalabalık değil, nitelikli ve sağlıklı nüfus olmalıdır”

6

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) ve Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı (SSYV) iş birliğinde “Nüfus Politikaları Kitapçığı” hazırlandı. “Türkiye nüfusundaki değişiklikten endişe duymalı mıyız?” başlığıyla yayımlanan raporda öne çıkan hususlar şunlardır:

“Tahminlere göre Türkiye’nin nüfusu günümüzden yaklaşık 50 yıl kadar sonra 100 milyon dolayına erişecek; yaşlı nüfus artacak ve çocuk nüfus azalacak. Ancak, gelecekte çalışan nüfusun (15-64 yaş) toplam nüfus içindeki yüzdesi değişmeyecek. Geçmiş yıllarda ülkemizde nüfus sayımları ev ziyaretleriyle (kadastro yöntemiyle) yapılırken günümüzde adrese dayalı olarak kayıtlardan yapılmaktadır. Ülkemizin nüfusu ilk nüfus sayımının yapıldığı 1927 yılında 13.648.270 idi. Nüfusumuz ilk sayımdan buyana 6 kattan daha fazla artarak 2024 yılında 85.664.994’e yükseldi. Nüfuzumuzun 2100 yılında 100 milyona erişebileceği tahmin edilmektedir.

Endişeler Neler?

Hükümetimiz başta olmak üzere bazı çevreler ülkemizdeki nüfus değişikliğinden endişe duymaktadır. Bu görüş şöyle ifade edilmektedir:

• Gelecekte çalışan nüfusun yetersiz kalacağı düşünülmektedir.
• Etnik gruplar arasındaki nüfus dengesinin bozulacağı endişesi vardır.
• Nüfusun azalmasının bir beka sorunu olduğu görüşündedirler.
• Güçlü Türkiye için genç bir nüfusa sahip olunması savunulmaktadır.

Nüfus Politikaları Kurulu Oluşturuldu

Dolayısıyla, genç bir nüfus için doğum hızının yükseltilmesi ve kadının toplumdaki geleneksel rolünün güçlenmesi arzulanmaktadır. Söz konusu endişelerden yola çıkarak 25 Aralık 2024 tarihinde 172 sayılı Nüfus Politikaları Kurulu Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlandı. Kararnamede Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde kurulan “Nüfus Politikaları Kurulunun” temel görevi şöyle tanımlandı:

Demografik yapıda meydana gelen değişimler ile doğurganlık oranının azalmasına neden olan faktörleri ve bunların ortaya çıkardığı sonuçları kapsamlı olarak incelemek ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak.

Doğumları Teşvik Edici Önlemler

Yani, Kararnameyle kurulan kurul kararlarında bağımsız bırakılmamış, nüfusu arttırıcı, doğumları teşvik edici önlemler almakla görevlendirilmiştir. Nitekim, erken evlenmeyi ve doğumları teşvik edici kararlar alınmaya başlanmıştır. (Evleneceklere parasal destek; çocuk ödenekleri; doğum sonunda uzun süreli izinler vb.)

Kaygılar Neler?

Yukarıda açıklanan eylemlerin işaret ettiği doğumları arttırıcı politikaya geçiş girişimleri sağlık çevrelerindeki uzmanlar arasında bazı kaygılara neden olmuştur:

1. 1965 yılından bu yana “bir insan hakkı olarak” büyük emeklerle ve başarıyla yürütülen ve ülkemiz için son derece önemli olan antinatalist politika terkedilebilir;
2. Doğumları teşvik yaklaşımı sonucunda kadın ve çocukların sağlığı zarar görebilir;
3. Sağlıksız koşullarda yapılacak düşükler ve anne ölümleri artabilir;
4. Kadının cinsel yaşamıyla ilgili karar verme bağımsızlığı zarar görebilir;
5. Kadın haklarının ve kadının toplum içindeki statüsü zarar görebilir;
6. İşsizlik, eğitimsizlik, yoksulluk, eşitsizlik gibi sosyal sorunlar daha da artabilir. Kısaca, atılan bu adımda ülkemizde “pronatalist” politikaya geri dönüleceği izlenimi vardır. Bu politikanın daha sonraki aşamalarında doğum kontrolü uygulamalarının da kaldırılacağı ve Anayasamızın 41. maddesinde belirtilen devletin aile planlaması hizmetlerini sunma görevinden vazgeçileceğinden endişe edilmektedir. Oysa doğurganlığın düzenlenmesi/ aile planlaması hizmetleri, bireylerin özgürce karar verip kendi seçimlerine/tercihlerine bağlı uygulamalar olup sağlıklı olmanın da en önemli koruyucu yönüdür.

group of people standing in line for covid 19 vaccine injection, flat vector illustration. coronavirus vaccination queue

“Nüfusu arttırıcı politikanın temel gerekçesi olan gelecekte çalışan nüfusun azalacağı ve yabancı işgücüne gerek duyulacağı endişesi geçerli değildir. Çalışan nüfus oran olarak azalmayacağı gibi, sayısal olarak artacaktır”

Çalışan Nüfus Azalacak mı?

Nüfusu arttırıcı politikanın temel gerekçesi olan gelecekte çalışan nüfusun azalacağı ve yabancı işgücüne gerek duyulacağı endişesi geçerli değildir. Çalışan nüfus oran olarak azalmayacağı gibi, sayısal olarak artacaktır. Yapılan bilimsel tahminler ülkemizde doğum oranlarının azalmasına karşın çalışan nüfus yüzdesinin değişmeyeceğini göstermektedir. Bağımlı nüfus göreceli olarak sabit kalacaktır, ancak, bağımlı nüfus içindeki yaşlı oranı artacak, çocuk oranı azalacaktır.

“Çalışan nüfusun azalacağı konusundan endişe duymak yerine mevcut işsizlerin çalışır ve üretir duruma getirilmelerini ve yaşlı nüfusun üretime katılmalarını sağlayıcı önlemler alınmasının daha akılcı olacağı açıktır”

Çalışması Gereken Nüfus İşsiz

Gelecek yıllarda Türkiye’de çalışan nüfus oranının azalacağı endişesi bir yana, günümüzde ülkemizdeki çalışması gereken nüfusun (15-64 yaş) tümünün çalışmadığı ve bu grupta içinde işsizlik oranının özellikle kadınlar arasında hayli yüksek olduğu bir gerçektir. Çalışan nüfusun azalacağı konusundan endişe duymak yerine mevcut işsizlerin çalışır ve üretir duruma getirilmelerini ve yaşlı nüfusun üretime katılmalarını sağlayıcı önlemler alınmasının daha akılcı olacağı açıktır.

Sık ve Çok Sayıda Doğum Kadın Sağlığını Nasıl Etkiler?

• Sık ve çok sayıda doğum kadın vücudundaki mineral (demir, kalsiyum, çinko vb) depolarının boşalmasına neden olur.
• Sık ve çok sayıda doğum yapan kadınlarda anemi (demir eksikliği anemisi) ortaya çıkar.
• Sık gebe kalan kadınlarda kalsiyum yetersizliği nedeniyle kemiklerde deformasyon, diş kayıpları ve kemik erimesi – osteoporoz sıklığı yüksektir.
• Sık ve çok sayıda doğum yapan kadınlarda “annenin tükenmesi” tablosu gelişebilir.
• Sık ve çok doğum yapan kadınlarda rahim kasının yeterince kasılamamasına bağlı doğum sonu durdurulamayan kanamalar (atoni) görülebilir. Ölümcül olan bu durumun sonucu olarak rahmin cerrahi olarak çıkartılması bile gerekebilir.
• Çok doğum yapan kadınların sezaryen ameliyatıyla doğum yapma oranları yüksektir.
• Sık gebe kalan kadınların iç organlarında ve derilerinde hücresel yaşlanmalar görülür.
• Kadınlar gebeliği önleyici / doğum kontrolü hizmetlerine erişemez ve alamazlarsa, istemedikleri halde gebe kalıp gebeliklerini sonlandırmak için sağlıksız yöntemlere başvurabilir ve yaşamlarını kaybedebilirler.

Sık ve Çok Sayıda Doğum Çocukların Sağlığını Nasıl Etkiler?

• Sık ve çok sayıda doğum yapan kadınların “premature” (erken ve 2500 gr altında doğum) ve gebelik sürelerine göre“düşük ağırlıklı bebek” (2500 gr altında) doğurma riskleri yüksektir.
• Çok çocuklu ailelerdeki çocuklarda “malnütrisyon” (beslenme bozukluğu) diğer ailelere göre daha sıktır.
• Çok çocuklu ailelerde çocuklarda ishal, zatürre ve bulaşıcı hastalıklar daha sık görülür.
• İki yıldan daha kısa aralıklarla doğum yapılan ailelerde bebek ölüm hızı daha seyrek doğum yapılan ailelerden yüksektir.
• Çok çocuklu ailelerde geçim, eğitim, konut, beslenme gibi sağlığı bozan sosyal sorunlar daha sıktır; bu aileler arasında sokak çocukları, çalışan çocuklar, çocuk gelinler, uyuşturucu, kumar, tütün alışkanlıkları ve şiddet olayları daha yaygındır.

5

Çok Sayıda Doğum Sosyal Durumu Nasıl Etkiler?

Ülkelerin sosyal kalkınmışlığının üç göstergesi vardır:

• Toplumun eğitim durumu
• Toplumun sağlık düzeyi
• Kadının sosyal statüsü Çok sayıda ve sık aralıkla olan doğumlar (aşırı doğurganlık) sosyal durumu da olumsuz etkileyen faktörlerden biridir.

Doğumların Fazla Olduğu Ülkelerde,

• Toplumun genelinde eğitim düzeyi düşüktür.
• Özellikle kadınların eğitim düzeyi düşüktür.
• İç ve dış göç oranları yüksektir.
• Hızlı ve çarpık kentleşme görülür.
• Genel toplumda işsizlik oranı yüksektir.
• Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı vardır.
• Özellikle kadınlar arasında işsizlik oranı yüksektir.
• Kadınların üreme konusunda karar verme özgürlükleri sınırlıdır.
• Kadınların çalışma özgürlükleri sınırlandırılmıştır.
• Sağlık kuruluşlarının “sağlıklı gebelik ve güvenli doğum hizmetleri sunumu kapasitesi” aşırı doğurganlığa sahip kadınların çoğunlukta olduğu topluluklarda yetersiz kalır, kadının kadın sağlığı hizmetlerinden faydalanma durumu nicelik ve nitelik açıdan azalır.
• Özetle, çok sayıda ve sık aralıkla doğuran kadınlar insan haklarının çoğundan eşit şekilde yararlanamazlar.

Gebeliği Teşvik Doğumları Arttırır mı? Hayır! Türkiye’de ailelerin az çocuk sahibi olmaları uzun yıllardan beri bir davranış modeli olmuştur. Bu davranışı değiştirmek ve toplumu yıllar öncesine döndürmek mümkün değildir!

Gebeliği Teşvik Doğumları Arttırır mı? Hayır!

Türkiye’de ailelerin az çocuk sahibi olmaları uzun yıllardan beri bir davranış modeli (norm, kural, ölçü) olmuştur. Bu davranışı değiştirmek ve toplumu yıllar öncesine döndürmek mümkün değildir. Ülkemizde,

• Hem kadınlarda hem erkeklerde evlenme yaşı ortalaması yükselmiştir;
• Ergenlik dönemi evlilikleri çok azalmıştır (erken yaşta ve zorla evlendirmeler);
• İlk gebelik yaşı ortalaması yükselmiştir;
• Kentleşme oranı yükselmiştir ve kentli toplum az doğum yapmayı tercih etmektedir;
• Ekonomik zorluklar az çocuk sahibi olmayı zorlamaktadır;
• Kadınların eğitim durumlarının ve çalışmaya katılma oranlarının yükselmesi az çocuk sahibi olmayı teşvik etmektedir. Birleşmiş Milletler Dünya Nüfus Fonu (UNFPA) 2024 yılı raporunda nüfusla ilgili kaygıların yaygın olduğu ülkelerde nüfusu arttırıcı politikaların genellikle etkisiz olduğu, buna karşılık, kadın haklarının zarar gördüğü belirtilmektedir.

Aile Planlaması Hizmeti Verilmesi Gereken Gruplar

Bazı çiftlerin aile planlaması uygulamalarında tıbbi zorunluluklar vardır. Aile planlamasında öncelik verilmesi gerekenler (Risk altındakiler) şunlardır:

• Gebelik aralığı iki yıldan kısa olanlar
• Doğum sayısı 5 ve daha fazla olanlar
• Yaşı 35 ve üzerinde olanlar
• Yaşı 18 ve altında olanlar
• Boyu 150 cm altında olanlar
• Sistemik hastalığı olanlar (diyabet, kalp hastalığı, kansızlık vb.)
• Doğum kanalı (pelvik) darlığı, deformitesi olanlar
• Daha önce güç doğum, düşük, toksemi, eklampsi gibi öyküsü olanlar
• Ruhsal olarak gebeliğe ve anneliğe hazır olmayanlar
• Evli olmayan, ama aktif cinsel yaşamı olanlar
• Daha fazla çocuk istemeyenler
• Göçerler, göçebeler, sığınmacılar

Doğum Kontrolu Uygulayan Aileler

• 2018 yılında yapılan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasında (TNSA) ailelerin %70 kadarının herhangi bir doğum kontrolü uyguladığı anlaşıldı;
• Ancak, etkili yöntem kullananlar %50, geleneksel – etkisiz yöntem kullananlar %20 oranındadır;
• Yani ailelerin %20 kadarı doğum kontrolü uygulamaya karar vermiştir, fakat seçtikleri yöntem etkisizdir (geri çekme; takvim; lavaj vb);
• Bu nedenle, istemeden gebe kalma ve istemli düşükler fazladır; Ülkemizdeki temel strateji, etkisiz yöntem kullananları etkili yöntem kullanır duruma getirmektir.

Gebelikte Rahim Tahliyesi (Küretaj)

Gebelikte rahim tahliyesi (küretaj) bir aile planlaması yöntemi değildir. Ancak, tıbbi nedenlerle ya da istemeden gebe kalanların sağlıksız ve riskli yöntemlerle düşük yapmalarını önleme açısından yaşamsal önemi vardır. Ülkemizde rahim tahliyesinin bazı kurallar çerçevesinde serbest olması çağdaş bir uygulamadır.

Önemli Bazı Saptamalar

• Geçmişteki yüksek doğurganlık nedeniyle halen genç bir nüfus yapısına sahibiz.

• Ancak, 2040’lı yıllardan başlayarak yaşlı toplum olacağız.
• 2050 yılında nüfus artışı duracak.
• Çalışan nüfus 2050 yılında da yeterli olacak, hatta sayısal olarak artacak.
• Kaçınılmaz olarak yaşlı nüfus hem sayı hem de yüzde olarak artacak.
• Bağımlı nüfus yüzdesi aynı kalacak, fakat niteliği değişecek (0-14 yaş azalırken, 65+ yaş grubu artacak).
• Doğum sayısını arttırmaya çabalamak boşunadır, az sayıda çocuk sahibi olmak norm haline gelmiştir.
• Önemli olan kalabalık değil, nitelikli nüfustur.
• Kronik hastalık sorunları artmakla birlikte, kadın, anne ve çocuk sağlığı sorunları gündemde olmayı sürdürecektir. Endişe edilecek bir durum yoktur. Ama giderek yaşlanan toplumumuz için hazırlıklı olmak gerekir.

Neler Yapılmalı?

Türkiye’nin nüfusu kaçınılmaz olarak yaşlanacaktır, esasen bu bir ülke için “olumlu bir durumdur ve halk sağlığı uygulamalarının başarısını gösterir”. Nüfusu arttırmak için değil, yaşlanan toplumun sorunlarına hazırlanmak daha hakça ve daha akılcıdır.

✓ Yaşlıları üretime katacak politikalar geliştirilmelidir, örneğin aktif yaşlanma.
✓ “Kronik hasta yönetimi” modeli uygulanmalıdır (Hastanın kendi bakımını üstlenmesi).
✓ Çalışan nüfusun eğitimine önem verilmelidir.
 ✓ Sağlık çalışanlarının nicelik ve nitelik planlaması yapılmalıdır (geriatrist, onkolog, evde bakım elemanı eğitimi gibi)
✓ Parasal kaynak ve harcama planlaması yapılmalıdır.
✓ Kadının statüsünü iyileştirici planlamalar yapılmalı, toplumsal cinsiyet ayrımcılığıyla yalnızca sözde değil, eylemlerle de mücadele edilmelidir.
✓ Halkın sağlık eğitimine önem verilmelidir.
✓ Sağlıklı kentler projesi canlandırılmalıdır.

Araştırma Konuları

Demografik gelişmeler,
Aile planlaması uygulamaları,
Anne ölümleri ve nedenleri o İsteyerek, kendiliğinden ve de septik abortuslar (düşükler),
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve ayırımcılığının duyarlı göstergelerle izlenmesi,
Hastalık yükü nedenleri,
Sağlık hizmetlerini kullanım oranları ve yerleri,
Sağlık harcamaları (koruyucu; tedavi edici, kamu cepten ödemeler vb)
Nüfus politikası isterse pronatalist olsun, aile planlaması (doğurganlığın kontrol edilmesi, aralıklı doğum vb.) engellenemez. Çünkü aile planlamasının da içinde olduğu cinsel ve üreme sağlığı;

• İnsan hakkıdır,
• Sağlık hakkıdır,
• Aile hakkıdır,
• Kadın hakkıdır,
• Bir tıbbi hizmettir.

Doğurganlık, kadın ve erkek bireylerin özgürce karar verecekleri bir konudur / insan haklarındandır ve bu haklarına / özgürlüklerine müdahale edilmemelidir. Türkiye’nin nüfusu 100 milyon dolayına erişecek. Asıl düşünülmesi gereken, bu nüfusun yol açacağı medikal ve sosyal sorunlar olmalıdır. Hedef, genç ve kalabalık değil, nitelikli ve sağlıklı nüfus olmalıdır.