reklam
Ana Sayfa Tüm Haberler

DEİK İş Konseyleri Seçimleri Yapıldı!

Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Genel Başkanı Dr. Reşat Bahat, DEİK Sağlık İş Konseyi Başkanlığına seçildi. Güven Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Vekili Nüket Küçükel Ezberci ise Türkiye-Arjantin İş Konseyi Başkanı oldu.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) İş Konseyleri Seçimli Genel Kurulu 11 Ocak 2020 Cumartesi günü İstanbul’da gerçekleştirildi. Toplam 145 İş Konseyi’nin Seçimli Genel Kurulu, aynı gün eş zamanlı yapılarak, İş Konseylerinin yeni Başkanları ve Yürütme Kurulu Üyeleri seçildi.

İki yılda bir düzenlenen DEİK İş Konseyleri Seçimli Genel Kurulu kapsamında DEİK üyelerinin katılımları ile toplam 2 bin 530 oy kullanıldı. İş Konseylerinin yeni başkan ve yürütme kurulları 2 yıllık çalışma dönemi için göreve geldi.

Nail Olpak

İki yılda bir gerçekleştirdikleri İş Konseyleri Genel Kurulu’nun hayırlara vesile olmasını dileyen DEİK Başkanı Nail Olpak, “2 yıllık çalışma döneminden sonra, görevlerini devreden İş Konseyi Başkanlarımıza ve Yürütme Kurullarımıza teşekkür ediyor, yeni dönemde bayrağı devralan ve taşımaya devam edecek olan İş Konseyi Başkanlarımıza ve Yürütme Kurullarına başarılar diliyorum. İş Konseylerimiz bizim omurgamız ve bir omurganın var oluş gayesi; maksimum derecede sağlam, olabildiğince esnek, vücudumuzun ihtiyaçlarına olabildiğince verimli destek sağlamaktır. Bu verimi sağlamak adına seçimlerimizin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki süreçte, İş Konseylerimiz ile yeni başarılara imza atmaya devam edeceğiz” dedi.

DEİK’te 19 Kadın İş Konseyi Başkanı oldu

145 İş Konseyinin 121’inde mutabakat ile tek liste ile seçime girerken, 24 İş konseyinde de seçim yarışı yaşadıklarını belirten Olpak, “Yani konseylerimizin yüzde 16’sında yarış oldu. Üyelerimizin yüzde 80’i (2.700) yükümlülüklerini yerine getirerek seçme ve seçilme hakkı kazanırken, bunlardan yüzde 94’ü de (2.530) bugünkü seçimlerimizde oy kullandı. Geçen dönem 15 Kadın İş Konseyi Başkanımız vardı. Bu dönem ise 19 Kadın İş Konseyi Başkanımız oldu” ifadelerini kullandı.

DEİK’te iki yıl süresince görev alacak İş Konseyi Başkanlarının listesi:

İŞ KONSEYİBAŞKAN
Türkiye-ABD İş KonseyiMehmet Ali Yalçındağ
Türkiye-Afganistan İş KonseyiSüleyman Ciliv
Türkiye-Almanya İş KonseyiSteven Young
Türkiye-Angola İş KonseyiAbdullah Eriş
Türkiye-Arjantin İş KonseyiNüket Küçükel Ezberci
Türkiye-Arnavutluk İş KonseyiA. Galip Tözge
Türkiye-Avustralya İş KonseyiMustafa Mertcan
Türkiye-Avusturya İş KonseyiGülsüm Azeri
Türkiye-Azerbaycan İş KonseyiSelçuk Akat
Türkiye-Bahreyn İş KonseyiBilgün Gürkan
Türkiye-Bangladeş İş Konseyi İş KonseyiHülya Gedik
Türkiye-Belarus İş KonseyiYılmaz Soycan
Türkiye-Belçika İş KonseyiAysu Özlem Gökçe
Türkiye-Benin İş KonseyiHalit İnci
Türkiye-Birleşik Arap Emirlikleri İş KonseyiTevfik Öz
Türkiye-Bosna Hersek İş KonseyiMuzaffer Çilek
Türkiye-Brezilya İş KonseyiNihal Kayar
Türkiye-Bulgaristan İş KonseyiMustafa Zeki Sarıbekir
Türkiye-Burkina Faso İş KonseyiAhmet Dal
Türkiye-Burundi İş KonseyiSedat Kaymak
Türkiye-Cezayir İş KonseyiFuat Tosyalı
Türkiye-Cibuti İş KonseyiSalım Metin
Türkiye-Çad İş KonseyiCan Hakan Karaca
Türkiye-Çekya İş KonseyiNazmı V. Akıman
Türkiye-Çın İş KonseyiKorhan Kurdoğlu
Türkiye-Danimarka İş KonseyiEmrah İnce
Eğitim Ekonomisi İş KonseyiProf. Dr. İrfan Gündüz
Türkiye-Ekvador İş KonseyiReşat Ovalı
Türkiye-Ekvator Ginesi İş KonseyiAdnan Bostan
Türkiye-Endonezya İş Konseyiİlhan Erdal
Enerji İş KonseyiHaluk Kalyoncu
Türkiye-Estonya İş KonseyiEngin Tumbaz
Türkiye-Etiyopya İş KonseyiCüneyt Çöke
Türkiye-Fas İş KonseyiMehmet Büyükekşi
Türkiye-Fildişi Sahili İş KonseyiMerve Yalçın
Türkiye-Filipinler İş Konseyiİlkem Şahın
Türkiye-Filistin İş KonseyiCemalettin Kerim
Türkiye-Finlandiya İş KonseyiHalil Kulluk
Türkiye-Fransa İş Konseyi İş KonseyiHüseyin Çağatay Özdoğru
Türkiye-Gabon İş KonseyiErsel Topaloğlu
Türkiye-Gambiya İş KonseyiŞaban Dinç
Türkiye-Gana İş KonseyiTuran Koçyiğit
Türkiye-Gine İş KonseyiFatih Volkan Kazova
Türkiye-Güney Afrika İş KonseyiFatih Kemal Ebiçlioğlu
Türkiye-Güney Sudan İş KonseyiZafer Topaloğlu
Türkiye-Gürcistan İş KonseyiCemal Yangın
Türkiye-Hırvatistan İş KonseyiMustafa Sani Şener
Türkiye-Hindistan İş KonseyiTevfik Dönmez
Türkiye-Hollanda İş KonseyiMurat Özyeğin
Türkiye-Hong Kong İş KonseyiTalip Murat Kolbaşı
Türkiye-Irak İş KonseyiEmin Taha
Türkiye-İngiltere İş KonseyiOsman Okyay
Türkiye-İran İş KonseyiOsman Aksoy
Türkiye-İrlanda İş KonseyiRemzi Gür
Türkiye-İspanya İş KonseyiZeynel Abidın Erdem
Türkiye-İsrail İş KonseyiI. Sinan Ak
Türkiye-İsveç İş KonseyiHasan Erendemir
Türkiye-İsviçre İş KonseyiYılmaz Yıldız
Türkiye-İtalya İş KonseyiZeynep Bodur Okyay
Türkiye-Japonya İş KonseyiŞerif Tosyalı
Türkiye-Kamboçya İş KonseyiVolkan Öztürk
Türkiye-Kamerun İş KonseyiAygen Yenigün
Türkiye-Kanada İş KonseyiNurdan Erbuğ
Türkiye-Karadağ İş KonseyiNaser Alim
Türkiye-Katar İş KonseyiM. Başar Arıoğlu
Türkiye-Kazakistan İş KonseyiYüksel Yıldırım
Türkiye-Kenya İş KonseyiGökhan Gül
Türkiye-Kırgızistan İş KonseyiAydın Mıstaçoğlu
Türkiye-KKTC İş KonseyiNazım Hikmet
Türkiye-Kolombiya İş KonseyiKemal Tahir Güleryüz
Türkiye-Kongo Cumhuriyeti İş KonseyiTamer Taşkın
Türkiye-Kongo Demokratik Cumhuriyeti İş KonseyiMehmet Hilmi Kağnıcı
Türkiye-Kore İş KonseyiAlı Kibar
Türkiye-Kosova İş KonseyiMerve Özer Yılmaz
Türkiye-Kuveyt İş KonseyiEbru Özdemir
Türkiye-Kuzey Makedonya İş KonseyiBilal Kara
Türkiye-Küba İş KonseyiMehmet Bülent Aymen
Türkiye-Letonya İş KonseyiMustafa Necatı İşol
Türkiye-Lıbya İş KonseyiMurtaza Karanfil
Türkiye-Lıtvanya İş KonseyiGökhan Yavuzer
Türkiye-Lübnan İş KonseyiAbdulkadir Akkuş
Türkiye-Lüksemburg İş KonseyiAtılla Demir Yerlikaya
Türkiye-Macaristan İş KonseyiAdnan Polat
Türkiye-Madagaskar İş KonseyiYalçın Kıroğlu
Türkiye-Malavi İş KonseyiMüjde Ferahlı
Türkiye-Malezya İş KonseyiHasan Gümüş
Türkiye-Mali İş KonseyiFatih Altunbaş
Türkiye-Malta İş KonseyiHalis Ali Çakmak
Türkiye-Mauritius İş KonseyiBerna Gözbaşı
Türkiye-Meksika İş KonseyiAyşe Nazlı Dereli Oba
Türkiye-Mısır İş KonseyiMuhammet Mesut Toprak
Türkiye-Moğolistan İş KonseyiCengiz Gül
Türkiye-Moldova İş KonseyiSinan Bora
Türkiye-Moritanya İş KonseyiZeynel Abidin Kaymak
Türkiye-Mozambik İş KonseyiSüheyla Çebi Karahan
Türkiye-Namibya İş KonseyiGünnur Diker
Türkiye-Nepal İş KonseyiMehmet Mustafa Akıncılar
Türkiye-Nijer İş KonseyiMurat Efendi Ataer
Türkiye-Nijerya İş KonseyiHakan Özel
Türkiye-Norveç İş KonseyiMehmet Selahattin Ünlü
Türkiye-Orta Amerika ve Karayipler İş KonseyiOğuz Satıcı
Türkiye-Özbekistan İş Konseyiİzzet Ekmekçibaşı
Türkiye-Pakistan İş KonseyiAhmet Cengiz Özdemir
Türkiye-Peru İş Konseyiİbrahim Yıldırım
Türkiye-Polonya İş KonseyiErcan Emrah Duman
Türkiye-Portekiz İş KonseyiÖzer Öz
Türkiye-Romanya İş KonseyiÖmer Süsli
Türkiye-Ruanda İş KonseyiErhan Barutoğlu
Türkiye-Rusya İş KonseyiMithat Yenigün
Sağlık İş KonseyiDr. Reşat Bahat
Türkiye-Senegal İş Konseyiİhsan Şahin
Türkiye-Seyşeller İş KonseyiAv. Süleyman Boşça
Türkiye-Sırbistan İş KonseyiBayram Akgül
Türkiye-Sierra Leone İş KonseyiAybars Ünal
Türkiye-Singapur İş Konseyiİbrahim Süha Güçsav
Türkiye-Slovakya İş Konseyiİsmet Güral
Türkiye-Slovenya İş KonseyiFatih Canpolat
Türkiye-Somalı İş KonseyiAhmet Samı İşler
Türkiye-Sri Lanka İş KonseyiBeşir Uğur
Türkiye-Sudan İş KonseyiSerdar Yıldızgörer
Türkiye-Suriye İş KonseyiSait Kılıç
Türkiye-Suudi Arabistan İş KonseyiFatih Gürsoy
Türkiye-Şili İş KonseyiMehmet Bahadır Balkır
Türkiye-Tacikistan İş KonseyiCihangir Fikri Saatçioğlu
Türkiye-Tanzanya İş KonseyiAytaç Muhittin Dinçer
Türkiye-Tayland İş KonseyiCemil Çakar
Türkiye-Tayvan İş KonseyiNejat Oğuz Karayeğen
Türkiye-Togo İş KonseyiBerna Akyıldız
Türkiye-Tunus İş KonseyiMustafa Denizer
Türkiye-Türkmenistan İş KonseyiHalil Avcı
Türkiye-Uganda İş KonseyiErcan Ata
Türkiye-Ukrayna İş KonseyiRuşen Çetin
Uluslararası Teknik Müşavirlik İş KonseyiMunis Özer
Türkiye-Umman İş KonseyiÜmit Kiler
Türkiye-Ürdün İş KonseyiÖmer Faruk Akbal
Türkiye-Venezuela İş KonseyiAhmet Altuğ Oğuz
Türkiye-Yemen İş KonseyiMuhammet Uğurcan Barman
Türkiye-Yeni Zelanda İş KonseyiMehmet Emin Hitay
Türkiye-Yeşil Burun İş KonseyiEsat Onur Tuğay
Türkiye-Yunanistan İş KonseyiLevent Sadık Ahmet
Yurt Dışı Yatırımlar İş KonseyiAbdullah Çerekçi
Türkiye-Zambiya İş KonseyiEsra Cevahir
Türkiye-Zimbabve İş KonseyiHıfsı Soydemir

Hemofili A Hastalığının Toplumsal Yükü

Soldan sağa: Can Balkan, Cem Ar, Simten Malhan, Kaan Kavakli, Bulent Antmen

Türkiye’de Hemofili A hastalığının, yıllık ekonomik yükü 3 milyar liraya yakın. Hasta başı yıllık maliyetin yarım milyon lirayı aştığı hastalık nedeniyle oluşan yıllık toplam giderler, toplam sağlık harcamalarının %1,62’sini oluşturuyor.

Nadir görülen genetik geçişli bir kan hastalığı olarak, dünyada yaklaşık 180 bin1, Türkiye’de ise 5 binden fazla kişinin yaşamını olumsuz etkileyen Hemofili A hastalığının bireyler ve sağlık kurumları üzerinde yarattığı etki, Roche desteğiyle hazırlanan ‘Hemofili A Hastalığının Toplumsal Yükü’ araştırmasıyla sunuldu.

Araştırmanın sonuçları Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Sağlık Ekonomisti Prof. Dr. Simten Malhan, Türkiye Hemofili Dernekleri Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Kaan Kavaklı, Ege Hemofili Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Can Balkan, Çukurova Hemofili Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Antmen ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Ar  katılımıyla gerçekleştirilen bir toplantıyla paylaşıldı.

Araştırmayı gerçekleştiren öğretim üyelerinden, Prof. Dr. Simten Malhan, “Hastalık yükünü tespit ederken en çok ölüme yol açan, en çok sakat bırakan ve en çok maddi harcamaya sebep olan şeklinde sıralayabileceğimiz ana kriterleri dikkate alıyoruz. Bu kriterler kapsamında gerçekleştirdiğimiz bu araştırmayla, Hemofili A hastalığının bir yıl için maliyetlerini belirleyerek, hastalığın ülkemiz için yükünü tespit etmeyi amaçladık” sözleriyle araştırmanın temel hedefini açıkladı. 

Türkiye’nin toplam sağlık harcamalarının %1,62’sini oluşturuyor

Prof. Malhan bir hastalığın sadece birey üzerinde değil; aile, yakın çevre ve işveren açısından düşünüldüğünde aslında topluma bir maliyeti olduğuna dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti: “Herhangi bir hastalığın toplumsal yükü tespit edilirken tıbbi ve tıbbi olmayan direkt harcamalarla birlikte hastalıktan kaynaklanan iş gücü kaybı, erken emeklilik, erken ölüm ve manevi kayıpları da kapsayan dolaylı maliyetler de dikkat alınır. Bizler de Hemofili A kapsamındaki bu araştırmayı gerçekleştirirken tedavi, takip tedavileri ve hastalık gidişinin neden olduğu maliyetlerle birlikte hasta, hasta yakını, kamu ve toplumsal etkilerinin maliyetlerini modellemeye de dahil ettik ve hastalık yükü analizini bunlara göre yaptık.”

Türkiye’de 5.055 Hemofili A hastası var

Yaptıkları araştırma sonucunda Türkiye’de bulunan 5.055 Hemofili A hastasının, hasta başı maliyetinin yıllık 559 bin 259 TL olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Simten Malhan, “Tek bir hasta için hesaplanan bu maliyetten yola çıkıldığında nadir bir hastalık olarak görülse de Hemofili A’nın ülkemiz için hastalık yükü 2 milyar 827 milyon TL olarak tahmin ediliyor. Bu rakam Türkiye’nin toplam sağlık harcamalarının %1,62’sını oluşturuyor.

Genetik geçişli olan Hemofili hastalığı,  erkeklerde ortaya çıkıyor

Türkiye Hemofili Dernekleri Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Kaan Kavaklı,  pıhtılaşma bozukluğu ile seyreden, genetik geçişli ve hayat boyu süren bir kan hastalığı olan Hemofili konusunda şu bilgileri verdi: “18 bini ABD,  6 bini Almanya, 6 bini Fransa ve 6 bini  de İngiltere’de olmak üzere dünyada 180 bin Hemofili A hastası bulunuyor. Genetik geçişli olan ve genellikle erkek bebekler ve çocuklarda ortaya çıkan Hemofili A hastalığının Türkiye’deki hasta sayısı ise 5 binin üzerinde. Gençler ile genç erişkinlerde sıklıkla görülen Hemofili A’nın yaş ortalaması ise 25. Yetersiz tedavi durumunda Hemofili A hastalarının kalıcı eklem sakatlıkları ve kafa travmaları sonrasında yaşanabilecek beyin kanamalarıyla da ölüm riskiyle karşı karşıya geldiklerini vurguladığımızda, bu hastalığın tedavisinin ne kadar büyük önem taşıdığı daha iyi anlaşılabilir.”

Çocuklarda tedaviye, ilk kanamadan sonra veya 3 yaş civarında başlanıyor

Toplantıda hastalığın çocukluk çağındaki seyri konusunda bilgi veren Ege Hemofili Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Can Balkan ise “Hemofili hastalarına genellikle yaşamın ilk yılında tanı koyuyoruz ancak tedaviye ilk kanamadan sonra mümkünse 3 yaşından önce başlıyoruz. Bu noktada ailenin hemofili ile doğru şekilde tanışması ve profesyonel destek alması kritik bir önem taşıyor” diye açıkladı.

Fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı bir birey büyütme hedefiyle yürütülen tedavide çocukların aşılarından, ağız hijyen ve bakımından egzersiz ve spor çalışmalarından okul hayatına kadar birçok konuya dikkat ettiklerini vurgulayan Prof. Dr. Can Balkan “Çocukların tedavileri sırasında en çok onları kanamalardan koruyacak konular üzerinde odaklanıyoruz. Eklem kanamaları, hayatı tehdit eden kanamalar ve kalıcı sakatlıkları engelleme üzerine yoğunlaşarak; çocuk ve ailesinin yaşadığı çeşitli manevi zorlukları; onların farklı uygulama yolundan kullanılan ve daha uzun etkisi olan tedaviler tarafındaki beklentileri üzerine çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz.”

Yaklaşık  %60’ını erişkinler oluşturuyor

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Ar ise Türkiye’de yaşayan hemofili hastalarının yaklaşık %60’ının erişkin olduğunu ve erişkin hastalarda en çok kalıcı sakatlıklar, cerrahi girişimler, hayatı tehdit eden kanamalar ile  sosyal sorunlar ile mücadele ettiklerini vurgulayarak şu bilgileri verdi: “Erişkin Hemofili A hastalarında sıklıkla evlenme ve çocuk sahibi olma, iş ile çalışma hayatına ek olarak sosyal yaşama ilişkin konuları kapsayan sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Hastalar, Hemofili A nedeniyle maruz kaldıkları olumsuzluklara bağlı olarak sadece aile ve sosyal ilişkilerinde problemler yaşamakla kalmıyor, aynı zamanda genel sağlık durumları ve ağrıları sebebiyle de yarı zamanlı çalışmaya ve erken emekliliğe yönelmek durumunda kalabiliyorlar.”   

Hedef, tüm hastaların kanamasız bir yaşama ulaşması

Toplantının sonunda Hemofili A tedavisinde bugüne kadar gelinen noktayı ve tedavinin geleceğine ilişkin beklentilerin değerlendirmesini ise Çukurova Hemofili Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Antmen yaptı ve şu bilgileri verdi: “Hemofili tedavisi için yürütülen çalışmalarla, tedavi kaynaklı olarak hasta ve ailelerinin üzerine binen yükü azaltmayı, tedaviye uyumu arttırmayı, hastalarda kanamasız bir dünya hedefimize ulaşmayı, hastaların yaşam kalitelerini arttırmayı, sosyal ve fonksiyonel olarak sağlıklı bireyler olmalarını sağlamayı ve hastalığa kür bulmayı bekliyoruz. Bizler de gerek ülkemizdeki kapsamlı hemofili bakım merkezlerimizde sağladığımız tedavi ve hizmetler, gerekse de yaptığımız yeni araştırmalarla bu konuya katkımızı sürdürmeye devam ediyoruz.”   

Cumhurbaşkanlığından 2 Atama

Mehmet Selim Bağlı & Nüket Küçükel Ezberci

25 Aralık 2019 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanlığı atama kararlarına göre; SGK Başkanı Mehmet Selim Bağlı; Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Bakan Yardımcılığına atandı.

Güven Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı, TÜSİAD Yedek YK Üyesi ve Sağlık Çalışma Grubu Başkanı Nüket Küçükel Ezberci de , Cumhurbaşkanlığı Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu Üyeliğine atandı.

Nobel İlaç: İlaçta Dışa Bağımlılık Azaltılmalı!

20 ülkede kendi organizasyonları ile faaliyet gösteren Nobel İlaç, Özbekistan ile gerçekleştireceği yeni sağlık projelerini Taşkent’te düzenlenen Özbek-Türk Sağlık İş birliği Forumunda duyurdu.

Özbek-Türk Sağlık İş birliği Forumu, T.C Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Özbekistan Sağlık Bakanı Dr. Alisher Shadmanov önderliğinde dost ve kardeş iki ülkenin kamu ve özel sağlık sektör temsilcilerine Taşkent’te ev sahipliği yaptı. Yüzde yüz Türk sermayeli Nobel İlaç, katıldığı forumda ortak sağlık uygulamaları için gerçekleştirecekleri yeni projeleri duyurdu.

Türkiye’de üç, Özbekistan ve Kazakistan’da birer olmak üzere beş üretim tesisine ve farklı farmasötik formlarda yıllık 200 milyon kutu üretim kapasitesine sahip Nobel İlaç, Türkiye’de ve ülke dışında toplamda 3000 çalışanı ile GMP standartlarına uygun ilaç üretmeye ve 50 ülkeye ihracat yapmaya devam ediyor.

İlk Üretim Tesisi Özbekistan’da Kuruldu

Hasan Ulusoy

Türkiye ve Özbekistan arasında sağlık alanındaki iş birliğini geliştirmek üzere düzenlenen Özbek-Türk Sağlık İş birliği Forumu kapsamında ülkedeki Türk yatırımcılar adına konuşma yapan Nobel İlaç Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Ulusoy, iki ülke arasında inşa edilen stratejik iş birliklerinin güçlenerek devam edeceğini bildirdi.  Türkiye dışında ilk üretim tesislerinin Özbekistan’da kurulduğunu söyleyen Hasan Ulusoy, şirket hedefleri ve yeni iş planları hakkında bilgi verdi:

“Bütün sektörler için gelecekte var olabilmenin ön şartı haline gelen yüksek teknoloji ve özellikle ilaçta biyoteknoloji ürünlerinin kullanımı her geçen gün artmaktadır. Firmamız da TÜBİTAK önderliğinde açılan ‘Biyobenzer İlaçların Yerli Olarak Geliştirilmesi ve Üretilmesi’ projesine sunulan 23 firmaya ait 28 başvuru arasından seçilen ilk dosyaya sahip. Yeni üretim yatırımımız da bu sahada olup, ülkemiz ihtiyacı yanında ihracat potansiyeline de sahip bir tesis tamamlanma aşamasına gelmiştir.

“Turquality Destek Programındayız”

Nobel, ihracat yapılan yaklaşık 50 ülkenin 20’sinde kendi kadroları ile tanıtım ve satış faaliyeti yürütmekte, dolayısıyla markalı ürün ihraç etme imkânı yaratmakta ve bu sayede ülkemiz önceliklerine paralel şekilde katma değeri yüksek, cari açığı azaltma hedefine uygun faaliyet göstermektedir. 2000’li yılların başında belirlenen ‘kendi organizasyonlarımız ile yurtdışı operasyonlarına başlama’ hedefinde ilk adım olarak da kardeş ülke Özbekistan seçilmiş ve geçen sürede ciddi mesafe alınmıştır. Tüm bu çabalarımız, devletimiz tarafından da takdir edilerek ‘Dünyada Türk markaları oluşturmak’ amacıyla oluşturulmuş Turquality destek programı çerçevesinde teşvik kapsamına alınmıştır.”  

Yıllık Bir Milyar Dolar Civarında İhracat Sözkonusu

Üretimde dışa bağımlılığın can sıkıcı bir durum olduğundan söz eden Ulusoy, ülkemizin sağlık konusundaki kalkınma planlarını ve Nobel İlaç’ın buna yönelik hedeflerini şöyle açıkladı:

“Ülkemiz için, eczacılık ürünlerinde dış ticaret açığı can yakıcı bir problem olmaya devam etmektedir. Halen yıllık bir milyar dolar civarı bir ihracat ancak yapılabilmekte, bu da dört milyar dolara yakın seyreden dış ticaret açığının kapatılmasına çare olamamaktadır. Nobel İlaç yıllardır ihracatı ithalatından yüksek olan, net fazla veren bir firmadır. Bu tablo, ilaçta dışa bağımlılığın azaltılması amacı doğrultusunda devletimizin Kalkınma Planlarında yer alan ‘Sağlık Endüstrilerinde Yapısal Dönüşüm Programı Eylem Planı’ ile de tam olarak örtüşen gurur verici bir durumdur. Malumunuz olduğu üzere bu planlarda, ‘ülkemizde artan ve yaşlanan nüfus, ortalama yaşam süresinde yükselme, sağlık hizmetlerinde ve ilaca erişimde iyileşme, artan refah düzeyi ve farkındalık gibi faktörler nedeniyle ilaç ve tıbbi cihaz talebinin artması sosyal güvenlik harcamalarında ve cari açık üzerinde baskı oluşturmaktadır’ tespiti vardır. Bu tespite uygun şekilde de 2023 vizyonu çerçevesinde ‘yurtiçi ilaç ihtiyacının değer olarak %60’ının yerli üretimle karşılanması’ hedefi konmuştur. Biz, yıllardır ülkemizin bu idealine paralel hizmet ediyor olmaktan gurur duyuyoruz.”

Kanser İlaçları Üretim Sahamızın Tamamlanmasını Amaçlıyoruz

Ulusoy, Özbekistan’da kurulan Nobel Pharmsanoat hakkında şu bilgileri verdi: “ Nobel Pharmsanoat bizim için ‘Ata yurdunda bir Türk şirketidir.’ 2000 yılında temsilcilik açılmış, 2002 yılında ise tamamen öz sermaye ile Nobel Pharmsanoat kurulmuştur. Halen, uluslararası GMP (İyi İmalat Uygulamaları) standartlarında tek vardiyada yıllık 10 milyon kutu ilaç üretebilen bir kuruluştur. Şu günlerde kanser ilaçları üretim sahamızın tamamlanması için de yoğun bir çaba içerisindeyiz. Bu tesislerin aksaksız işletilmesi için ihtiyaç duyduğumuz yüksek vasıflı personelin eğitimine özen gösteriyoruz. Bu amaçla Özbekistan’da yapılan eğitimlerin yanında, çalışanlarımıza Türkiye, Almanya, Hindistan, Çin ve Güney Kore gibi ülkelerde çağdaş ilaç üretimi babında eğitim imkânı sağlıyoruz.

Nobel Pharmsanoat, sayısı 400’ü bulan donanımlı ve aidiyet duygusu yüksek çalışanları, geniş ürün yelpazesi, yüksek teknolojiye sahip modern ve çevreye saygılı tesisleri ile ülkede önemli bir Türk markası haline gelmiştir. Nobel Pharmsanoat, Özbekistan faaliyetleri yanında Kazakistan, Afganistan, Gürcistan, Tacikistan gibi ülkelere ihracat da yapmaktadır. Kıtalar arası ticaret yollarının kavşağında bulunan Ata Yurdumuz Özbekistan’a yatırımlarımız artarak devam edecektir. Çabamız, 33 milyon nüfusu ve yüksek potansiyeli ile bölgedeki cazibe merkezlerinden biri olan Özbekistan’ın sağlık camiasına dünyadaki en yeni molekülleri yerli üretim olarak sunmak ve ülke ekonomisine katkı sağlamak içindir. Biz kendimizi artık Özbekistan’ın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.” dedi.

Türkiye’de yaklaşık 800 bin Atriyal Fibrilasyon Hastası Var!

Atriyal Fibrilasyon Nedir?

Atriyal Fibrilasyon (AF) bir kalp ritim bozukluğudur ve en yaygın inme nedenlerinden biridir. AF ölümcül komplikasyonların riskini artıran bir hastalıktır. AF kalp yetmezliğinde beş kat, kardivasküler kaynaklı ölümlerde iki kat artışa sebep olurken, inme vakalarının riskini de iki katından fazla artırmaktadır. Bugün ülkemizde 800.000 atriyal fibrilasyon hastası olduğu tahmin edilmektedir. Atriyal fibrilasyon geleneksel ilaç tedavilerinin yanı sıra yenilikçi yöntemlerle de tedavi edilebilmektedir.

Johnson & Johnson’dan Farkındalık Etkinlikleri

18-24 Kasım tarihleri tüm dünyada Atriyal Fibrilasyon Farkındalık Haftası olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede Johnson & Johnson Medikal Cihazlar Türkiye, bu yıl İstanbul Maratonu süresince atriyal fibrilasyon konusuna dikkat çeken etkinlikler düzenledi. Maraton haftası süresinde İstanbul içindeki toplu taşıma araçlarında yer alan 8.000 ekrandan atriyal fibrilasyona dikkat çeken film yayımlandı.

Johnson & Johnson tarafından maraton fuarında dağıtılan broşürlerle 40.000 katılımcı atriyal fibrilasyon ve nabız ölçümü konusunda bilgilendirildi.

5. Tıbbi Tedarik Kongresi 11 Aralık 2019’da Ankara’da Başlıyor!

Tıbbi tedarik zincirinin tüm taraflarının ortak geleceğinin konuşulacağı Tıbbi Tedarik Kongresi, 5. kez 11-13 Aralık 2019 tarihleri arasında Ankara Eliz Otel ve Kongre Merkezinde yapılacak.Tıbbi tedarik yönetimiyle ilgili sorunlar, yeni teknolojiler ve başarılı uygulamaların gündeme taşınacağı ve Sağlık Bakanlığı, üniversiteler, özel sağlık kuruluşları ve tıbbi tedarik sektörünün önemli sivil toplum kuruluşlarının destek ve katılımlarıyla düzenlenen 5. Tıbbi Tedarik Kongresinde bu yıl, İKMİB gibi ihracatçı birliği de yer alacak.

Tema: Sağlıkta Ortak Gelecek

Tıbbi tedarik yönetimiyle ilgili tüm tarafları bir araya getirecek Kongrede “Sağlıkta Ortak Gelecek” başlığı altında Ar-Ge ve üretim kapasitesinin geliştirilmesi, sağlık endüstrisinde yerelleşme ve millileşme, ihracat kapasitesinin geliştirilmesi ve globalleşme, ödeme sürelerinin hizmete yansımaları, değer bazlı tedarik ve tedarik paylaşım platformu Sağlık Market konularının gündeme gelecek ve ilaç ve tıbbi sarf malzemelerde kullanım alışkanlıklarının bir değerlendirmesi yapılacak. Kongrenin konuşmacıları arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Bakan Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, T.C. Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Dr. Abdulvahit Sözüer, TİTCK Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz, KHGM Genel Müdürü Prof. Dr. Hilmi Ataseven ve SGK Başkanı Dr. Mehmet Selim Bağlı gibi tedarik sektöründe önemli isimler yer alacak.

Sektörün Problemleri ve Çözümler Masaya Yatırılacak

Tıbbi tedarik yönetimiyle ilgili sorunları tartışmak, yeni teknolojileri takip etmek ve başarılı uygulamaları paylaşmak amacıyla sektörün tüm bileşenlerinin biraraya geleceği Kongrede Sağlık Bakanlığı ve tıbbi tedarik vizyonu (alternatif fiyatlama modelleri), ulusal bütçe ve sürdürülebilir sağlık hizmet sunumu, üniversite hastanelerinin tedarik sorunları ve geleceği konuları masaya yatırılacak ve alternatif satın alma yöntemlerinin bir karşılaştırılması yapılacak.

3 Önemli Çalıştay

Birbirinden etkili panelleri ile üç gün boyunca sektörün nabzını tutacak olan kongre “İKMİB Medikal”, “TÜSEB Sektör Buluşması” ve “Sağlık Kümelenmelerinin Endüstrinin Geleceğindeki Rolü ve Önemi” olmak üzere üç önemli çalıştaya ev sahipliği yapacak. Ekspoturk tarafından organize edilen Kongre, Sağlık Endüstrisi Platformundan Tüm Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi Dernekler Federasyonu (TÜMDEF), Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası (SEİS), Araştırmacı Tıp Teknolojileri Üreticileri Derneği (ARTED), Sağlık Gereçleri Üreticileri ve Temsilcileri Derneği (SADER), İVEK, Üniversite Hastaneler Birliği (ÜHB), İKMİB ve Medikal Kümelenmeler Platformu işbirliğiyle gerçekleşecek.

Kişi Başı Sağlık Harcaması 2.030 TL!

Sağlık harcamaları, 2018 yılında %17,5 oranında artarak 165 milyar 234 milyon TL’ye ulaştı. Cari sağlık harcamasının toplam sağlık harcaması içindeki payı, 2017 yılında %93,1 iken, 2018 yılında %93,8 oldu.

Sağlık harcamaları gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) %4,4’ünü oluşturdu
Toplam sağlık harcamasının GSYH’ye oranı, 2018 yılında %4,4 oldu. Genel devlet sağlık harcamasının GSYH’ye oranı ise, %3,4 olarak gerçekleşti. 

Sağlık harcamalarının %77,5’i genel devlet bütçesinden karşılandı
Genel devlet sağlık harcamasının toplam sağlık harcaması içindeki payı, 2017 yılında %78 iken, 2018 yılında %77,5 olarak gerçekleşti.

Cepten Sağlık Harcaması Yüzde 20 Arttı
Hanehalkları tarafından tedavi, ilaç vb. amaçlı yapılan cepten sağlık harcamaları, 2018 yılında %19,4 artarak 28 milyar 655 milyon TL oldu. Hanehalkları tarafından cepten yapılan sağlık harcamalarının toplam sağlık harcaması içindeki payı, 2018 yılında %17,3 olarak gerçekleşti.

Kişi başı sağlık harcaması 2.030 TL olarak gerçekleşti
Kişi başı sağlık harcaması, 2017 yılında 1.751 TL iken, 2018 yılında %15,9 artarak 2.030 TL’ye yükseldi. Kişi başı sağlık harcaması ABD Doları ($) bazında değerlendirildiğinde ise, 2017 yılında 480 $ iken, 2018 yılında 430 $ olarak hesaplandı.

TÜİK’ten Açıklamalar

Sağlık harcamaları konusunda veri derleme ve analiz çalışmaları, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü tarafından geliştirilen Sağlık Hesapları Sistemi metodolojisine uygun olarak, ülke genelinde ilk kez Sağlık Bakanlığı tarafından, 1999-2000 yılları için uygulanan “Ulusal Sağlık Hesapları” projesi ile gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamdaki çalışmalar, takip eden yıllarda Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yürütülmüştür. En son 2017 yılına ait Sağlık Harcamaları İstatistikleri Haber Bülteni 15 Kasım 2018 tarihinde yayımlanmıştır. Bu haber bülteni ile, 2018 yılına ait sağlık harcamaları istatistiklerinin yanı sıra, karşılaştırmalı temel göstergeler de sunulmaktadır.

KULLANILAN VERİ KAYNAKLARI:

  1. Genel Devlet Sağlık Harcamaları İçin:
     Genel ve Özel Bütçeli Kuruluşların sağlık harcamaları için, Hazine ve Maliye Bakanlığından alınan Bütçe Hesap Sonuçları kullanılmıştır.
     Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) sağlık harcamaları, nakit bazlı değerler esas alınmak suretiyle Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığından ve SGK’dan alınmıştır.
     Yerel yönetimlerin (Belediyeler, İl Özel İdareleri, vb.) sağlık harcamaları için, Bütçe Hesap Sonuçları kullanılmıştır.
  2. Özel Sektör Sağlık Harcamaları İçin:
     Hanehalkları tarafından yapılan cepten sağlık harcamaları, TÜİK tarafından uygulanan Hanehalkı Bütçe Anketi sonuçlarına dayalı olarak tahmin edilmiştir.
     Özel sigorta şirketlerinin sağlık harcamaları, Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği tarafından anket yoluyla derlenmiştir.
     Özel sektör “Diğer” sağlık harcamalarında, hanehalklarına hizmet eden kar amacı gütmeyen kuruluşların ve diğer işletmelerin yaptığı sağlık harcamaları kapsanmıştır. İstatistiksel tahmin sürecinde, ulusal hesaplardaki özel sektör sağlık hizmetlerinin üretim değerinden yararlanılmıştır.
  3. Yatırım Harcamaları İçin:
     Genel ve Özel Bütçeli Kuruluşların yatırım harcamaları için, Hazine ve Maliye Bakanlığından alınan Bütçe Hesap Sonuçları ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının verileri kullanılmıştır.
     Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) yatırım harcamaları, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığından alınmıştır.
     Yerel yönetimlerin (Belediyeler, İl Özel İdareleri, vb.) yatırım harcamaları için, Bütçe Hesap Sonuçları ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının verileri kullanılmıştır.

Stryker İstanbul’da Yeni Ofisini Açtı

Tıbbi teknoloji şirketi Stryker, son teknoloji Stryker inovasyonlarını sunmak için İstanbul’da yeni bir ofis açtı. Sancaktepe’de açılışı gerçekleştirilen Stryker’ın yeni tesisinde, operasyon ve teknik servis olarak kullanılacak alan haricinde, ofis ve sağlık profesyonellerinin kullanımı için geliştirilen en son teknoloji ile üretilen ürünlere yönelik teorik ve pratik eğitimlerin eş zamanlı verilebileceği alanlar da mevcut.

İlk kez 2015 yılında Kayseri’de hastane yatakları üreten Muka Metal’i satın alarak Türkiye’ye yatırım yapan Stryker, bu yeni merkez ofisi ile Türkiye’deki yatırımlarını artırarak sağlık hizmetlerine kattığı değerin yanı sıra Türkiye ekonomisine de değer katmaya devam edecek.

Stryker’ın Sancaktepe’de hizmete soktuğu yeni tesis ve merkez ofisin açılış törenine T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Arda Ermut ve Amerika Birleşik Devletleri İstanbul Başkonsolosu Daria Darnell katıldı.

7 binden fazla patent & 862 milyon dolarlık Ar-Ge bütçesi

Ali Aksoy

Açılışta konuşan Stryker Türkiye Ülke Müdürü Ali Aksoy, “80 yıllık geçmişi ile Stryker, öncü medikal teknoloji firmalarından bir tanesi. Stryker, medikal teknolojinin pek çok alanında sağlığa değer katan çözümler üretmeye ve geliştirmeye devam ediyor. Dünyada 7 binden fazla patent sahibi ve 862 milyon dolarlık Ar-Ge bütçesi ile katma değerli sağlık hizmeti için çözümler üreten bir şirket olarak Türkiye’ye yaptığımız doğrudan yatırım ile burada olmaktan mutluluk duyuyoruz. Türkiye, gün geçtikçe gelişen ekonomik gücü ve özellikle Sağlık Bakanlığının sağlık alanında bir atılım hamlesi olan Şehir Hastaneleri projelerinin başarısıyla birlikte önemli bir sağlık üssü olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bu hastane yapıları ile birlikte ülkemiz sağlık turizminin de merkezi olacak kapasitede. Stryker olarak, yüksek kaliteli, en son teknolojilerimizin yanı sıra sağlık profesyonelleri için hazırladığımız medikal eğitimlerimizin de desteğiyle Türkiye’nin sağlık alanındaki gelişimine katkıda bulunacağımızdan eminiz.”

Stryker 2011 yılında Türkiye pazarına girdi

Açılışa katılarak konuşma yapan T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Arda Ermut, “Mevcut yatırımcılarımızın genişleme türü yatırımları en az ülkemize gelen sıfırdan yatırımlar kadar ön plana çıkıyor. Çünkü mevcut yatırımcılarımız ülkemizi tanıyan, güvenen ve uzun vadeli potansiyeline inanan şirketler. Dolayısıyla, 2011 yılında Türkiye pazarına giren ve bugün itibarıyla 70’ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren Stryker’ın yeni ofis açılışı bizim için büyük anlam taşıyor. Tüm Stryker ekibine şükranlarımı sunuyorum. Doğrudan yatırımlar anlamında küresel pazarın daraldığı ve rekabetin giderek arttığı bir ortamda yatırım ortamının çekiciliğini artırmaya yönelik çalışmalar daha da önem kazanıyor. Türkiye bu anlamda bir başarı daha elde ederek Dünya Bankası 2020 Yılı İş Yapma Kolaylığı Endeksi’nde 10 basamak birden yükselerek 33. sıraya yerleşmiştir. Bu da Türkiye’nin yatırım ortamındaki iyileşmelerin bir sonucu olması bakımından çok önemli bir gelişmedir”

Sağlık ekosistemi için önemli bir yatırım

A.B.D. Başkonsolosu Daria Darnell, A.B.D. ve Türkiye’nin ortak ticaret hacimlerini arttırmayı hedeflediklerini ve hem sağlık profesyonellerinin hem de hastaların faydasına olacak çalışmalar için sağlık sektöründe iş birlikleri yapıldığını belirtti. Stryker gibi şirketlerin yaptığı yatırımların bu çalışmalar için büyük önem taşıdığını ekledi.

Tüm Boyutlarıyla Türkiye Sağlık Politikaları Raporu!

Dr. Mehmet Altuğ

Özel Hastaneler Platformu, Türkiye sağlık sistemine ilişkin görüş ve önerilerden oluşan bir rapor yayımladı.

Raporda sağlık politikaları, finansmanı, insan gücü, mevzuat, medikal endüstri, uluslararası boyut, aile hekimliği ve sağlıklı yaşam politika ve uygulamaları detaylarıyla tartışıldı.

Özel Hastaneler Platformu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mehmet Altuğ, sağlık sektöründe yaşanan gelişmelerin kalıcı ve daha etkili olabilmesi için kapsamlı bir rapor hazırladıklarını belirterek sistemdeki aksaklıkların düzeltilmesini hedeflediklerini ifade etti.

Raporda geçen tespitler ve öneriler şöyle:

Sağlıklı Yaşam ve Koruyucu Sağlık Hizmetlerinde Özel’in Rolü:

Tespit: 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 3 ncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ilgili Bakanlığın muvafakatını alarak, kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarına koruyucu sağlık hizmeti görevi verir ve bu kurum ve kuruluşların bütün sağlık hizmetlerini denetler.” hükmü gereği özel sağlık kurumlarının da koruyucu sağlık hizmeti verme yetkisi bulunmaktadır. Ayrıca 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki “a) Kişilerin hastalanmalarına bakılmaksızın kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile insan sağlığına zararlı madde bağımlılığını önlemeye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri.” hükmü gereğince SGK tarafından koruyucu sağlık hizmetlerinin 73 üncü madde hükümleri çerçevesinde özel sağlık kurumlarından da hizmet satın alınması mümkün bulunmaktadır.

Öneri: Yukarıdaki Kanun hükümlerinin de verdiği imkân ve yetkilerden hareketle ülke genelinde yaygın özel hastane, tıp merkezi ve polikliniklerden koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında hizmet alınması mümkün bulunmaktadır. Bu kapsamda; sigara bırakma, madde bağımlılığı, obezite, çocukluk dönemi aşılamaları, gebelik sürecinin izlenmesi, meme ve göz taraması v.d. kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin sunulmasında özel sağlık kurumlarının da kapsama alınması önerilmektedir.

Aile Hekimliği Uygulamasında Özel’in Rolü

Tespit: Aile Hekimliği uygulaması ülkemizde 2005 yılından itibaren kademeli olarak 2010 yılında tüm yurtta uygulanmaya başlamış, ancak vatandaşın öncelediği bir sağlık hizmeti aşamasına henüz gelememiştir.

Öneri: Aile Hekimliği görev ve yetkisinin Vakıf Üniversitelerinde olduğu gibi özel sağlık kurumlarına da verilerek sistemin etkinliğinin arttırılması değerlendirilebilir. Ayrıca Aile Hekiminin tetkik ve laboratuar hizmetlerini özel sağlık kurumlarından alınması sağlanabilir.

SAĞLIK HİZMETİ SUNUMU POLİTİKA VE UYGULAMALARINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

Yatırım Planlaması

Tespit: T.C. Anayasasının 56 ncı maddesi Devlete, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 3 ncü maddesi ise Sağlık Bakanlığına kamu ve özel sağlık kurumlarını “yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde” planlanmasına yetki vermektedir. Söz konusu yetki ilk defa 15.2.2008 tarihinde sadece özel sağlık kurumlarını kapsayacak şekilde kullanılmaya başlanmış ve bugüne kadar da bu şekilde uygulana gelmiştir.

Öneri: Planlama’nın Anayasa ve Yasa’da düzenlendiği şekliyle kamu (Sağlık Bakanlığı ve Devlet Üniversitesi), Vakıf Üniversitesi ve özel sağlık kurumlarını kapsayacak şekilde uygulanması sağlanmalıdır. Ayrıca planlamanın il bazında, en az gelecek 5 yılı kapsayacak şekilde ilan edilerek kamuya duyurulması sağlanmalıdır.

Sağlık Bakanlığı Hastaneleri Rol ve Sorumlulukları

Tespit: T.C. Anayasasının 56 ncı maddesi “Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.” hükmünü içermekte olup, Anayasa’mıza göre sağlık hizmeti sunumunun bizzat Devletin işlettiği sağlık tesisleri tarafından yerine getirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Ülkemiz uygulamasında Sağlık Bakanlığı yasal düzeyde TBMM ve Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılan regülasyonları uygulama, kanunla ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile verilen konularda alt regülasyonlar yapma yetkisine sahip bulunmaktadır. Aynı zamanda bizzat sağlık hizmeti sunmaktadır. Bu durum Devlet ve Vakıf Üniversiteleri ile özel sağlık kurumlarının aleyhine sonuçlar doğurmaktadır. 663 sayılı KHK ile Sağlık Bakanlığının “kürek çeken değil, dümen tutan Bakanlık” olarak konumlandırılması amacıyla bağlı kuruluş olarak kurulan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu uygulamasından kısa süre içinde vazgeçilerek, doğrudan sağlık tesisi işletmeciliğine geri dönmüştür. Anayasamız gereği Devletin sağlık hizmeti sunması bir zorunluluk olmayıp tercih olduğu dikkate alındığında, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeli ile sağlık hizmet sunumunun destek süreçlerini kapsayan bölümleri ile radyoloji, laboratuar ve fizik tedavi-rehabilitasyon uygulamalarının özel girişimciler eliyle yürütülmesi konusunda önemli bir aşama kaydedilmiştir.

Öneri: KÖİ modelinin uygulanmasından elde edilen deneyimler ve özel sağlık kurumlarının sağlık hizmeti sunumunda sağladığı başarı dikkate alınarak; KÖİ modeliyle işletilen Şehir Hastanelerinin tıbbi hizmetler de dahil olmak üzere tüm işletmesinin, Sağlık Bakanlığı nam ve hesabına özel girişimciler eliyle yürütülmesi konusunda gerekli teknik ve yasal çalışmaların yürütülmesi önerilmektedir.

Devlet Üniversite Hastaneleri Rol ve Sorumlulukları

Tespit: Ülkemizin Dünyada nitelikli sağlık hizmeti sunumunda saygın bir yere sahip olmasının önemli nedenlerinden birisi de Üniversite Tıp Fakültelerinden ve Hastanelerinden yetişen nitelikli hekim kadromuzdur. Devlet Üniversite hastaneleri hukuken yükseköğretim kurumu statüsünde “Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi” olarak faaliyet sürdürmektedir. Bu durum Üniversite hastanelerinin işletmeciliğini zorlaştırmaktadır.

Öneri 1: Devlet Üniversite Hastanelerinin işletmecilik ilkelerine göre yönetilebilmesi için Kanunla Üniversite hastanesi tanımı yapılması ve yönetim modelinin işletmecilik ilkelerine göre belirlenmesi sağlanmalıdır.

Öneri 2: Devlet Üniversite hastanelerinde görev yapan deneyimli öğretim üyesi kadrosundan özel sağlık kurumlarının da yararlanabilmesi için Kurumsal sözleşmeye dayalı olarak çalışma modelinin esnetilmesi sağlanmalıdır. Öğretim üyesine ödenecek döner sermaye payının belirlenmesinde hizmet sunumunda üniversite kaynaklarının kullanılmadığı dikkate alınarak 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesindeki üst sınır olan %85 oranının uygulanması sağlanmalıdır.

Vakıf Üniversite Hastaneleri Rol ve Sorumlulukları

Tespit: Vakıf Üniversiteleri, eğitim ve öğretim bakımından Devlet Üniversiteleri ile aynı statüde hizmet sunan, kamu tüzelkişiliğine haiz yükseköğretim kurumlarıdır. Tıp eğitimi amacıyla kurulan Tıp Fakültesi ve diğer sağlık bilimi lisansiyerlerinin uygulamalı eğitim ihtiyacını karşılamak üzere kurulan Vakıf Üniversitesi hastaneleri 15.2.2008 tarihinde özel sağlık kurumları için getirilen yatırım planlaması sonrası sayılarında önemli bir artış meydana gelmiştir.

Öneri: Vakıf üniversitelerinin de kamu sağlık tesisleri ile birlikte planlama çerçevesinde aynı kurallara tabi tutularak hizmet sunması sağlanmalıdır.

Özel Hastanelerin Rol ve Sorumlulukları

Tespit: T.C. Anayasasında yer verildiği üzere, Devlet özel sağlık kurumları eliyle de sağlık hizmeti sunumunu gerçekleştirebilecek durumdadır. 24.5.1933 tarihli ve 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu ile özel hastaneler gerekli yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bugün ülkemizin dünyanın birçok ülkesinden sağlık turizmi kapsamında sağladığı hasta ve elde edilen deneyim özel hastane işletmeciliğinde kazanımların önemini ortaya koymaktadır.

Öneri: Hususi Hastaneler Kanunu’nun günümüz ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeniden ele alınarak sadece özel hastaneleri değil, kamu ve üniversite hastanelerini de kapsayacak şekilde “Hastaneler Kanunu” çıkarılmalıdır.

Ayakta Teşhis ve Tedavi Hizmeti Sunan Sağlık Kurumları (Tıp Merkezleri ve Poliklinikler)

Tespit: Ülkemizde 2017 yılı itibariyle 696 Tıp Merkezi ve 335 Poliklinik yurt genelinde hizmet sunmaktadır. Söz konusu yapılar, ülkemizde sağlık hizmetinin yurt sathına yayılmasında önemli işlevler üstlenmektedirler.

Öneri: Tıp Merkezlerinin A, B ve C grubuna ayrılması sonrası, A grubuna geçmek isteyen kurumlardan özellikle fiziki şartları sağlamakta zorlanan sağlık kurumları için gerekli kolaylıklar sağlanmalıdır.

Sağlık Hizmet Sunumunda Yerel Yönetimler

Tespit: Gerek 5216 sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu 7 nci maddesi, gerekse 5393 sayılı Belediyeler Kanunu 14 üncü maddesi kapsamında Belediyelerin sağlık hizmeti sunma yetkisi bulunmaktadır.

Öneri: Diğer kamu sağlık tesisleri yatırımlarında önerdiğimiz gibi Belediyeler tarafından açılacak sağlık tesisleri de planlama hükümlerine tabi olmalıdır. Belediyelerin hizmet sunumunu bizzat kendisinin yapması yanında, bu hizmeti özel sağlık işletmelerine gördürmesi de bir seçenek olarak dikkate alınmalıdır.

Sağlık Hizmet Sunumunda Basamaklandırma

Tespit: Sağlık Hizmet sunucularının 5510 sayılı Kanunun 70 nci maddesi gereği birinci, ikinci ve üçüncü basamak olarak sınıflandırma yetkisi Sağlık Bakanlığı’na verilmiştir. Bakanlık tarafından yapılan sınıflandırmaya uygun olarak SGK tarafından ödeme yöntemleri belirlenmektedir.

Öneri 1: Sağlık hizmet sunucularının sınıflandırılmasında sağlık hizmet sunucusunun hekim ve diğer sağlık insan gücü kapasitesi, faaliyet gösterdiği branşlar, fiziki kapasite, teknoloji düzeyi ve sağlık hizmeti çıktıları dikkate alınarak belirlenmeli, özel hastanelerin de kriterlere uyması halinde 3 üncü basamak olmasına imkân tanınmalıdır.

Öneri 2: 2019/10 sayılı Basamaklandırma Genelgesi ile Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile Devlet Üniversite hastanelerinin, herhangi bir kritere tabi tutulmaksızın doğrudan 3 üncü Basamak sağlık kurumu olarak tanımlanması, buradan hizmet alan vatandaşların aranacak kriterler nedeniyle korunan haklarının yeterince önemsenmediği sonucunu doğurmaktadır. Sağlık hizmet sunucusunun mülkiyetine bakılmadan basamaklandırma kriterlerine tabi olması sağlanmalıdır.

Öneri 3: Vakıf üniversite hastanelerinin 1219 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi ile tanımlanan çalışma modellerine uygun olarak, özel sağlık kurumu gibi Basamaklandırma kurallarına tabi tutulması sağlanmalıdır.

Öneri 4: Özel dal hastanelerinin mevcut Genelge ile 3 üncü Basamak olmaları mümkün değildir. Mükemmeliyet Merkezleri yaklaşımın yaygınlaştığı bir dönemde özel dal hastanelerinin birikimlerinin dikkate alınmaması kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Branş bazlı 3 Basamak olma hakkının tanımlanması sağlanmalıdır.

Öneri 5: Özel sağlık kurumlarının 3 üncü Basamak olmalarını teşvik edecek; branş ilavesi, uzman hekim kadrosu tahsisi, merkez ve ünite açma hakkı verilmesi, yatak ilavesi benzeri uygulamalar getirilmelidir

Sağlık Hizmet Sunumunda Sevk Zinciri

Tespit: Sağlık hizmet sunumunda sevk zinciri uygulaması 5510 sayılı Kanunun 70 inci maddesi ile tanımlanmıştır. Sevk zinciri uygulaması özellikle 2 nci ve 3 üncü basamakta uzmanlık isteyen alanlarda hizmet alan hastalara daha fazla zaman ayrılarak tıbbi hizmet kalitesinin arttırılması için önemli bir fırsat olarak görülmelidir. Bu amaçtan uzaklaşılarak salt sağlık harcamalarından tasarruf amacına yönelik ele alınan sevk zinciri yaklaşımı, 2nci ve 3 ncü basamak hizmet sunumunu riske edecektir.

Öneri: Aile Hekimliği uygulamasının hekim başına vatandaş sayısının 2500’ün altında düşürüldüğü illerden başlamak ve kişileri zorlamaksızın teşvik edici bir anlayışla uygulamaya konulması, uygulamanın kalıcılığı açısından önem taşımaktadır. Bu amaca yönelik olarak aile hekimliğinden sevkli gelen kişilerden katılım payı almayarak ya da daha düşük almak suretiyle sevk zincirinin hayata geçirilmesi önerilmektedir. Bu sayede uzman hekimlerin hastaya daha fazla zaman ayırarak tanı ve tedavide etkinlik sağlanabilecektir.

Bu nedenle sevk zinciri ile elde edilecek mali kazanım tutarında, 2 nci ve 3 ncü basamak hizmet sunucuların geri ödeme fiyatlarına artış yapılarak uygulaması önem arz etmektedir. Uygulamanın temel kazanımı; sağlıklı toplum ve bireyler yanında, mali olarak işletme giderleri ile tetkik ve ilaç giderlerinde sağlanacak tasarruf olacaktır. Uygulamada 1 nci Basamak’tan 2 nci Basamağa yapılan teşvik edici sevk uygulamasının, 2 nci Basamaktan 3 ncü Basamağa da uygulanması gündeme alınmalıdır.

Evde Sağlık Hizmetleri

Tespit: Sağlık hizmetlerinin teknolojik gelişmelerle birlikte mobilize olması, evde sağlık hizmeti sunumunun yaygınlaşmasını daha da kolaylaştırmaktadır. Evde sağlık uygulaması bugüne kadar kamu ya da özel sağlık kurumları tarafından sunulmakla birlikte, geri ödeme bakımından sadece kamu sağlık tesislerine bu hak tanınmış bulunmaktadır.

Öneri: Evde sağlık uygulamalarının özel sağlık kurumları tarafından da sunulduğu dikkate alınarak özel sağlık kurumlarından da hizmet alınması (kamu reel maliyetlerinden düşük olmamak üzere) sağlanmalıdır. Özellikle kanser ve kronik hastalıklarda ortaya çıkan artış dikkate alındığında SGK tarafından sadece kamu sağlık hizmet sunucularında yapılan palyatif bakım ödemlerinin özel sağlık kurumlarının da dahil edilmesi önerilmektedir.

Palyatif Bakım Hizmetleri

Tespit: Dünya’da ve ülkemizde kronik hastalıklarda ve özellikle kanser vakalarındaki artış nedeniyle hastanelerde verilen palyatif bakım hizmetleri, yaşamlarının son evresinde yaşayan hastaların nitelikli hasta yataklarını işgal ederek yüksek maliyetlere yol açılmakta aynı zamanda bakım maliyetlerini arttırmaktadır.

Öneri: Palyatif bakım merkezlerinin, şartlarının hastaların son dönemlerini aileleriyle birlikte geçirebileceği ve manevi terapi şartlarının da sağlandığı bir anlayış ile hastaneye bağlı olarak, farklı binada ya da hastane ile aynı ve/veya bitişik parselde açılmasına izin verilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca bu merkezlerin kemoterapi gibi günübirlik işlem uygulamasına da imkân verilmesi dikkate alınmalıdır.

112 Acil Sağlık Hizmetleri

Tespit 1: Acil ambulans hizmetlerinin sunumu ülkemizde tamamına yakını 112 sistemi aracılığı ile Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Uygulamada özel sağlık kurumlarının ruhsatlandırma aşamasında ambulans bulundurma ya da hizmet satınalma zorunluluğu getirilmesinin bir gerekçesi kalmamıştır. En büyük kamu ve üniversite hastanelerine bile bu zorunluluk getirilmezken, küçük ölçekli özel sağlık tesislerinde bu zorunluluğun aranması milli kaynakların israfı anlamına gelmektedir.

Öneri 1: Özel sağlık kurumlarının ruhsatlandırma ve faaliyet süresince ambulans bulundurma ya da hizmet satınalma zorunluluğunun kaldırılması sağlanmalıdır.

Öneri 2: 112 tarafından taşınan acil hastaların hasta transfer kuralının kamu ya da özel ayırımına tabi tutulmaksızın hastanın tıbbi durumu ve sağlık tesisinin yakınlığı ile hasta tercihini dikkate alan bir algoritma ile yürütülmesi sağlanmalıdır.

Öneri 3: Acil sağlık hizmetlerinin fiyatlandırılmasında kamu ve özelde fark alınmaması kuralından hareketle, hastaların kamu ve özel sağlık tesislerinde kabulünü teşvik edecek ödeme sistemi getirilmesi sağlanmalıdır.

Öneri 4: Bu amaçla gece saatlerinde ve hafta sonu yapılan acil hizmetlerinde daha yüksek bir katsayı uygulanması sağlanmalıdır.

Öneri 5: 112 Acil Komuta Merkezi tarafından özel sağlık hizmeti sunucularına ait ambulanslara verilen görevlendirmelerin bedellerinin ödenmesi sağlanmalıdır.

Tespit 2: Acil sağlık hizmet sunumunda “acil tanımının” SGK, Sağlık Bakanlığı ve 2008/13 ve 2010/16 sayılı Başbakanlık Genelgelerinde farklı şekillerde yapılmakta ve uygulanmaktadır.

Öneri: Uygulamada vatandaş ve sektör mağduriyetine meydan vermemek için “acil” tanımının Sağlık Bakanlığı ya da SGK tarafından yapılarak, diğer mevzuat düzenlemelerinin de buraya atıfta bulunması suretiyle sürecin yürütülmesi ihtiyacı bulunmaktadır.

Sağlık Hizmetlerinde Bilişim Uygulamaları

Tespit: Sağlık hizmet sunumu, tıbbi teknoloji, yazılım ve iletişim altyapısındaki gelişmeler sonucu giderek daha fazla dijitalleşmektedir. Ancak uygulamada yürütülen bürokratik işlemler bu gelişmeleri yansıtmamaktadır.

Öneri 1: Gerekli güvenli bilişim standartları belirlenmek ve altyapısı kurulmak suretiyle, sağlık hizmet sunumunda ve bürokratik işlemlerde gerekli dijitalleşme sağlanmalıdır.

Öneri 2: Bilgi paylaşımının kriterleri belirlenmeli, verilerin hangi kurallar çerçevesinde nasıl değerlendirileceği ile ilgili kılavuzların yayınlanmalı ve sağlık kuruluşlarının da kamudaki hasta bilgilerine kamu ile eşit şartlarda erişimleri sağlanmalıdır. (Örneğin ikamet bilgisi)

Öneri 3: Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hükümlerine uygun olarak, GSS ve E-Nabız verilerinin 5510 sayılı Kanunun 98 inci maddesi hükümlerine istinaden uygulanmasına başlanan Tamamlayıcı Sağlık Sigortası uygulamasının yaygınlaşması için Medula-Özel Sağlık Sigortaları (SAGMER) entegrasyonunun yapılması sağlanmalıdır.

Öneri 4: Sağlık verilerinin yasallığının sağlanması ve bu verilerin güvenli ortamda kullanılması yetki ve sorumluluğunun Sağlık Bakanlığında olduğu bilinci ile E-Nabız-Medula entegrasyonunun sağlanması önemli bir gelişmedir. Ancak sürecin tek veri anlayışı ile yürütülerek, özel sağlık hizmeti sunucularının operasyonel faaliyetlerinin gecikmesine ve gereksiz maliyetler ile karşılaşmasının önüne geçilmesi sağlanmalıdır.

Öneri 5: Sağlık sisteminin ve politikalarının doğru bir şekilde izlenmesi ve yönetilebilmesi için anonimleştirilmiş verilerin düzenli bir şekilde üçüncü taraflar ile paylaşılması sağlanmalıdır.

Kalite ve Akreditasyon

Tespit: Kalite ve Akreditasyon ülkemizin sağlık hizmet sunumunda gösterdiği başarının taçlandırılması ve sürekli kılınması için vazgeçilmez bir olgudur. Artık sağlık sistemimizin fiziki gerekliliklerin çok ötesinde sağlık hizmet çıktıları ile ölçülmesi gerekliliği bulunmaktadır.

Öneri: Kamu ve özel ayrımı olmaksızın tüm sağlık hizmet sunucularının aynı kalite ve akreditasyon kurallarına tabi olması, uygulamanın gerekli özen ve tarafsızlığın gösterilerek yürütülmesi beklenmektedir.

Hasta ve Çalışan Memnuniyeti

Tespit: Hasta ve çalışan memnuniyeti etle tırnak gibi birbirinden ayrılamayacak ve ayrılmaması gereken iki unsurdur. Ülkemizde Sağlıkta Dönüşüm Programı ile gerçekleştirilen başarılı çalışmalar sonucu sağlıkta vatandaş memnuniyeti %39 dan %75 lere çıkmıştır.

Öneri: Sağlık hizmet sunumunda hasta memnuniyetini arttırmaya yönelik uygulamaların, çalışan memnuniyetini arttırmaya yönelik boyutu ile birlikte ele alınması sağlanmalıdır. Bu amaçla yürürlükte olan Hasta Hakları Yönetmeliği’nin “Hasta ve Çalışan Hakları Yönetmeliği” olarak yeniden yayımlanması sağlanmalıdır.

Sağlıkta Şiddet

Tespit: Sağlık hizmetinin 7/24 aralıksız ve özveri gerektiren bir meslek olmasına rağmen bir o kadar da hizmet alanların saldırı ve şiddetine maruz kalınması kabul edilemez bir durumdur.

Öneri 1: Konunun yasal düzlemde alınacak önlemler kadar, sağlık hizmet alan hasta ve hasta yakınları tarafından sağlık çalışanlarına sahip çıkacağı uygulamaların da önemi ihmal edilmemelidir. Hasta ve çalışan güvenliğinin birlikte ele alındığı uygulamaların geliştirilmesi sağlanmalıdır.

Öneri 2: Her türlü yazılı, görsel ve işitsel mecralarda sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik bütüncül bir iletişim dili geliştirilmelidir. “Yargısız infaz” yaklaşımı ile yapılan basın haberlerine gerekli yaptırımların uygulanması sağlanmalıdır.

Öneri 3: Özel sağlık kurumlarında sağlıkta şiddete yönelik olmak üzere polis memuru bulundurulabilmesine yönelik gerekli mevzuat düzenlemesi yapılmalıdır.

Denetim

Tespit: Ülkemizde sağlık hizmeti sunumu alanında mevzuat geliştirilirken gösterilen gayret ve özen, özellikle denetim aşamasında gösterilmemektedir. Özellikle özel sağlık kurumlarının uygulamada her türlü iş ve işleyişi denetime ve gerekli yaptırımlara tabi tutulurken, kamu sağlık tesisleri için aynı kuralların mevzuat açısından aranmaması, arananların ise uygulamada denetlenmemesi bu kurumlardan hizmet alan vatandaşların haklarının ihmal edilmesi sonucunu doğurmaktadır.

Öneri 1: Ruhsatlandırma ve faaliyet denetiminde kamu özel ayrımının kaldırılması ve kurumların mülkiyetine göre değil, bu tesislerden hizmet alan vatandaşların haklarının öncelenerek denetimlerin tarafsız ve eşit bir şekilde yürütülmesi sağlanmalıdır.

Öneri 2: Denetim ekiplerine özelden de temsilci katılması sağlanmalı, bu amaçla sektör dernekleri ile yakın işbirliği içerisinde çalışılmalı; kalite akreditasyon örneğinde olduğu gibi denetçilerin sertifikasyonu sağlanmalıdır. Ayrıca yıl boyunda farklı ekiplerle yapılan denetimlerin birleştirilerek bütüncül bir açıdan yapılması sağlanmalıdır.

SAĞLIK HİZMETLERİNİN FİNANSMANI POLİTİKA VE UYGULAMALARINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

Sağlık Finansman Kaynağı

Tespit: Ülkemizde sağlık finansman sistemi Dünya’ya örnek gösterilen bir yapıya sahiptir. Bunda doğumundan ölümüne kadar tüm vatandaşların kapsama alınmış olması; sağlık hizmeti kapsamı dışında herhangi bir sağlık hizmetinin bulunmaması, yoksulların priminin Devlet tarafından vergilerle finanse edilmesinin önemli bir etkisi mevcuttur.

Öneri: Halen uygulanmakta olan GSS finansman sisteminin devam ettirilmesi, ancak tahsil edilen GSS primlerinin %25’i kadar ek Devlet katkısı ödenmesi uygulamasının prim tahsilat başarısına değil, GSS’nin sağlıklı toplum hedefinde gösterdiği başarıya göre ödenmesi sağlanmalıdır.

Cepten Sağlık Harcamaları

Tespit: Ülkemizde sağlık harcamalarının bedelleri primler ve yoksullar için vergi kaynaklarından ödenen primlerle karşılanmasına rağmen, bukaynakların nihai finanse edeni yine vatandaşlardır. Dolayısı ile cepten yapılan harcamaların da sağlık finansmanının bir enstrümanı olduğu gerçeğinden hareketle, varlığı değil oranı tartışılmalıdır.

Öneri: Cepten sağlık harcamalarının %15-%20 bandı arasında tutulmasına yönelik politikalar izlenmeli, sağlık hizmetinin bedava olduğu yanılsamasına neden olacak uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Katastrofik Sağlık Harcamaları

Tespit: Ülkemizde GSS ile geliri asgari ücretin üçte birinden az olan bireylerin GSS primlerini Devlet ödemektedir. Bu vatandaşlarımızın sağlık hakları en yüksek limitten aylık 2.399 TL GSS primi ödeyen vatandaşlarımız ile aynıdır. Buna rağmen sağlık harcaması nedeniyle yoksullaşan hane halkları olabilmektedir.

Öneri: Sosyal yardım kanunları kapsamında sağlık harcaması nedeniyle katastrofik sağlık harcaması yapan vatandaşlara gerekli mali yardımların yapılması suretiyle katastrofi gerekçe gösterilerek, GSS’nin finansal sürdürülebilirliğini riske edecek politika ve uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Katılım Payı

Tespit: Katılım payı, cepten ödemeler bölümünde de açıklandığı üzere, tüm harcamanın vatandaş tarafından ödendiği gerçeğinden hareketle bireyin kendi finanse edeceği sağlık hizmetini sosyal sağlık sigortacılığı prensipleri nedeniyle ortaya çıkabilen gereksiz kullanımların azaltılması için önemli bir kontrol aracıdır. Ancak uygulamada katılım payı vatandaşların sağlık tesisi tercihini etkilemeye yönelik uygulanmaya başlanmış ve özel sağlık kurumlarına giden vatandaşlarımızdan daha yüksek katılım payı alınmak suretiyle adeta cezalandırılmaktadırlar.

Öneri: Katılım paylarının sağlık kurumlarının mülkiyetine değil, lüzumsuz kullanımını azaltmaya yönelik uygulamaların çeşitlendirilmesi sağlanmalıdır. Katılım payı uygulamasının, amacı dışında mülkiyete dayalı olarak uygulanması ve özel sağlık kurumlarından hizmet alan vatandaşların cezalandırılmasına son verilmelidir.

Özel Sağlık Sigortaları ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortası

Tespit: Tamamlayıcı sağlık sigortası, GSS’nin finansal sürdürülebilirliğinin sağlanması ve cepten ödemelerin ikinci bir sağlık sigortası güvencesine kavuşturulması adına taşıdığı önem nedeniyle toplum genelinde yaygınlaştırılması gerekmektedir. Aynı şekilde bireyin Genel Sağlık Sigortası güvencesi dışında ikinci bir sigorta olarak aldığı özel sağlık sigortalarının da sistemdeki varlığı önem taşımaktadır.

Öneri 1: Bireysel emeklilik sisteminin teşviki benzeri uygulamalar ile Devletin vergi teşvikleri ve/veya prim teşvikleri ile Özel Sağlık Sigortalarının ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortasını yaygınlaştırılması öncelikli konular arasında yer almalıdır.

Öneri 2: Ayrıca poliçe fiyatlarının belirlenmesinde, hastane ile özel sağlık sigorta şirketi arasında yapılan anlaşma fiyatlarından, SGK tarafından geri ödenen tutar düşüldükten sonra kalan bakiyeyi dikkate alacak yaklaşımın dikkate alınması önerilmektedir. Sürekli SUT fiyatına yaklaştıran TSS fiyat sözleşmelerinin 2007 yılından bugüne ciddi bir artış uygulanmayan SUT geri ödeme tutarları nedeniyle bir süre sonra TSS sözleşmelerini ortadan kaldırma riski ile karşı karşıya kalınacaktır.

Sağlık Harcamalarının Yönetimi ve Oranı

Tespit: Ülkemizde Sağlıkta Dönüşüm Programı gibi vatandaşın çok önemli kazanımlarının yer aldığı reform niteliğindeki harcama artışını içeren politikalara rağmen, GSMH’daki sağlığa ayrılan pay %5,8’den %4,5’e düşmüş bulunmaktadır. Halen OECD içinde hem oransal, hem kişi başı sağlık harcaması olarak (nominal ve satın alma gücü paritelerine göre) en düşük ülke konumundadır. Bu durum, ülkemizin Sağlıkta Dönüşüm Programı ile elde ettiği kazanımlarını riskte etmeye başlamıştır.

Öneri: Kişi başı sağlık harcamasının içinde bulunduğumuz orta-üst gelir grubu ülkeler ortalaması olan % 5.85 (2016 yılı) çıkarılması için gerekli kararlar alınmalı ve uygulamalar hayata geçirilmelidir.

Sağlık Hizmetleri Geri Ödeme Tutarları

Tespit: 5510 sayılı Kanunun 72 nci maddesi gereği SGK tarafından finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin geri ödeme tutarlarının belirleme yetkisi “Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu” na ait bulunmaktadır. Söz konusu Komisyon tarafından 2007 tarihinden bugüne geri ödeme tutarlarında kayda değer bir artış söz konusu olmamıştır. Kamu sağlık tesisleri için SUT tarifeleri ile ödenmeyen maliyet artışları genel/özel bütçeden ödenmek suretiyle finanse edilmeye devam edilmektedir. Özel sağlık kurumları ve vakıf üniversiteleri için hastadan yasa gereği alınabilen %200 lük fark tutarda, baz alınan SUT fiyatları artmadığı için fiilen 2013 yılından beri özel sağlık kurumlarının toplam tahsil ettiği tutar dondurulmuştur. (Ekim 2013 ayında 2.01 olan USD Kuru, 2019 yılında yaklaşık 3 katına çıkmıştır).

Öneri: Sağlık hizmetleri geri ödeme tutarlarının (SUT) kamu sağlık tesislerinin toplam maliyeti dikkate alınarak belirlenmesi sağlanmalıdır. Söz konusu fiyatların yıllık en az bütçe gider artışları oranında da arttırılması sağlanmalıdır. Kamu politikaları gereği bu yansıtma yapılmayacak ise Genel Bütçeden kamu sağlık tesislerine aktarılan tutar dikkate alınarak, özel sağlık kurumlarına uygulanacak tutar arttırılmalıdır.

Yeni Sağlık Hizmeti Satınalma Sözleşme Modeli

Tespit: SGK tarafından 5510 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi kapsamında Sağlık Bakanlığı, Devlet ve Vakıf Üniversiteleri ile özel sağlık kurumlarından sözleşmeler yoluyla aldıkları hizmet satınalma modelleri farklılıklar içermektedir. Sağlık Bakanlığından ve Devlet Üniversite hastanelerinden global bütçe kapsamında fatura kesilmeden ve herhangi bir denetim uygulanmadan hizmet satın alınırken, vakıf üniversitelerinden özel sağlık kurumlarına göre yaptırımları daha sınırlı olan protokoller ile hizmet satın alınmaktadır. Özel sağlık kurumlarından ise gerek hizmet satınalma sözleşmeleri bakımından, gerekse SUT kurallarına uygunluk bakımından sıkı bir denetim uygulanmaktadır.

Öneri 1: Sağlık hizmet sunucuları ile yapılan hizmet satınalma sözleşmeleri kurumlar arasında haksızlığa neden olmayacak şekilde yeniden düzenlenmeli ya da uygulanan sözleşme modellerinden hangisini uygulanacağı konusunda kurumlara seçme hakkı verilmelidir.

Öneri 2: SUT kurallarının mülkiyete dayalı uygulanmasında son verilmeli, tıbbi yetkinlik kriterlerine bağlı kılınması sağlanmalıdır.

Fark Uygulaması

Tespit: GSS’nin kapsamında olan vatandaşlarımıza doğumundan ölümüne kadar oldukça kapsamlı bir sağlık hizmeti hakkı sunulmaktadır. Ancak söz konusu hakların sosyal sigorta sistemi içerisinde değişen ve gelişen tedavi yöntemleri, teknolojiler, yeni ilaç ve ürünler, otelcilik hizmeti gibi nedenlerle farklılaştığı ve maliyetlerinin finansal sürdürülebilirlik için risk oluşturduğu durumlarda dengelenmeye ihtiyaç bulunmaktadır. Ayrıca vatandaşlara seçme hakkı verildiğinde en pahalısının seçilmesi de kuvvetle muhtemel bulunmaktadır. Dolayısı ile ödenecek sağlık hizmetlerinin farklılaştığı ve seçenekli hale geldiği durumlarda vatandaşların seçimlerine saygı duyan ve cepten ödemeleri yoluyla GSS sistemi dışına çıkmadan hizmet almalarına imkan veren bir yapı kurulmalıdır. Aksi taktirde artan ve açık veren GSS bütçesi, borçlanma ya da prim artışları yoluyla yine vatandaştan tahsil edilmek durumunda kalınacaktır.

Öneri 1: Vatandaşların ödeyecekleri azami fark uygulamasının tavanını belirlemek SGK’nın görevi olmamalıdır. Sağlık Bakanlığı tarafından sağlık hizmet sunucularının onaylanan fiyat tarifesi ile SUT geri ödeme tutarı arasındaki fark ödenecek fark tutarının üst sınırını oluşturmalıdır.

Öneri 2: GSS ile anlaşma yapmayan kurumların hekimlerinin yazdıkları reçete ve raporlar tanınmalıdır.

Sağlık İnsan Gücünde Planlama

Tespit 1: Sağlık Bakanlığı tarafından 15.2.2008 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan hekim planlaması, yasal dayanak olmadan sadece özel sağlık kurumları için uygulana gelmiştir. Bu süreçte özel sağlık kurumlarının üretim kapasiteleri dikkate alınmadan yatak sayısına göre planlama uygulaması yürütülmüş ve mağdur edilmiştir.

Öneri 1: Özel sağlık kurumlarının Türkiye’de hekim arzında meydana gelen artıştan, yatak kapasitesi yanında toplam ürettiği hizmetin dikkate alındığı bir planlama uygulanmalıdır.

Tespit 2: Yan dal uzmanlıklarda özel sağlık kurumlarının hekim istihdamına izin verilmemesi buradan hizmet alan vatandaşlarımızın cezalandırılması sonucunu doğurmaktadır.

Öneri 2: Yan dal uzmanlıklarda da yukarıdaki yaklaşım uygulanmalı ve cezalandırmaya dönüşmemelidir. Yapılacak düzenleme ile Sağlık Bakanlığında çalışan yan dal hekimlerinin üniversite öğretim üyelerinde de olduğu gibi kurumsal sözleşmeler ile özelde çalışmasına imkan verilmelidir.

Tespit 3: Diğer sektörlerde olduğu gibi sağlık sektöründe de istihdam-eğitim ilişkisi hayati öneme sahiptir. 2547 sayılı Kanuna 2017 yılında eklenen Ek 36 madde ile kurulan Yükseköğretim Programları Danışma Kurulu bu alanda atılan önemli bir adımdır. Gerek hekim ve diş hekimi, gerekse diğer sağlık meslek mensuplarının programlarının açılması, müfredat ve kontenjanlar açısından gelecek 30 yıllık projeksiyonlar ile belirlenmesi önem arz etmektedir.

Öneri 3: 2547 sayılı Kanunda yapılan düzenleme ile getirilen eğitim-istihdam ilişkisinin geciktirilmeksizin hayata geçirilerek nitelikli sağlık insan gücünü yetiştirilmesinde; arz-talep dengesinin ve çağdaş eğitim müfredatının uzun vadeli planlar ile hayata geçirilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca 3308 sayılı Kanunun 20 nci maddesi gereği çıkarılması gereken Yönetmeliğin yayımlanarak uygulamaya işlerlik kazandırılmalıdır.

Tespit 4: Sağlık Bakanlığı tarafından uygulaması yürütülen sertifikalı eğitim programları mezuniyet sonrası sağlık meslek mensuplarının yetkinliklerinin arttırılması ve kimi tıbbi uygulamalarda yetkilendirilmeleri açısından önem arz etmektedir.

Öneri 4: Özellikle ruhsatlandırma ve faaliyet aşamasında zorunlu olan eğitimlerin sektörün ihtiyacı dikkate alınarak düzenlenmeli ve farklı illerde uygulanmasına imkan sağlanmalıdır.

Tespit 5: Özel sağlık kurumlarının hekim istihdamında yaşadığı en temel sorunlardan birisi de nöbetçi hekim sorunudur. Bu sorunun mevcut hekim sayısındaki kısıtlar nedeniyle kısa sürede çözümü mümkün görünmemektedir.

Öneri 5: Gerek Sağlık Bakanlığı, gerekse Devlet Üniversitelerinde görev yapan hekimlerden nöbet saatlerinde kurumsal sözleşmeler ile nöbet hizmeti alınabilmesine ilişkin gerekli mevzuat düzenlemeleri gecikmeksizin uygulamaya geçirilmelidir.

Tıpta Uzmanlık Eğitimi

Tespit: Nitelikli hekim istihdamı için uzmanlık eğitimi özel bir öneme sahiptir. Sağlık Bakanlığı yetki ve sorumluluğunda yürütülen uzmanlık eğitiminin niteliğinin arttırılması ve farklı eğitim kurumlarında verilen eğitimlerin standardizasyonu sağlamak amacıyla mezuniyet aşamasında ulusal bir değerlendirme yapılması gündemde bulunmaktadır.

Öneri: Uzmanlık eğitimi süreçlerinin YÖK tarafından düzenlenmesi konusunda gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Mezuniyet aşamasında eğitim standardizasyonunu sağlamak amacıyla merkezi sınav ile mezuniyet uygulamasının getirilmesi değerlendirmeye alınmalıdır.

SAĞLIK MEVZUATI VE UYGULAMALARINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

Sağlık Mevzuatının Kodifikasyonu

Tespit: Ülkemizde sağlık işletmeciliği, teknoloji ve sağlık insan gücü alanında çok önemli ilerlemeler kaydedilmiş, ancak bu uygulamaların dayanağını oluşturan sağlık mevzuatının bütüncül bir bakış açısı ile ele alınarak güncellenmesi mümkün olmamıştır. Gelecekte hedeflediğimiz sağlık hizmetlerinde Dünya’nın ilk 10 oyuncusu arasında olmak istiyorsak değişen ihtiyaçlara uygun tüm sağlık mevzuatının kodifiye edildiği bir çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır.

Öneri: Üniversitelerin, özel sağlık kurumlarının, meslek örgütlerinin de yer aldığı geniş katılımlı bir ortamda söz konusu çalışma hayata geçirilmelidir.

Sağlık İhtisas Mahkemeleri ve Malpraktis

Tespit: Sağlık alanında yaşanan hukuki uyuşmazlıklarda kararlar büyük ölçüde bilirkişiler tarafından hazırlanan raporlar doğrultusunda sonuçlandırılmaktadır. Uygulamada yaşanan sorunlar sağlıkta şiddetin de önemli nedenleri arasındadır.

Öneri 1: Gerek malpraktis tazminat davalarında, gerekse sağlıkla ilgili davalara ihtisas mahkemesi olarak bakmak üzere Sağlık İhtisas Mahkemelerinin kurulması değerlendirilmelidir.

Öneri 2: Tıbbi kötü uygulamalar nedeniyle açılan tazminat davalarında istenecek manevi tazminat taleplerine üst sınır getirilmesi sağlanmalıdır.

Sağlık Mevzuatı Uygulamalarının İhlaline Yönelik Alınacak Önlemler

Tespit: Ülkemizde mevzuat düzenlemeleri konusunda gösterilen gayretler, uygulama ve özellikle denetim aşamasında zaafiyete uğramaktadır. Özellikle sağlık alanında insan sağlığını riske edecek faaliyetlerin denetiminde görülen zaafiyet, merdiven altı yapıların yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

Öneri: Söz konusu yapılarla mücadelede bu mevzuat dışı yapıdan zarar gören hizmet sunucuların kurduğu dernek ve vakıflara yetki verilerek, söz konusu uygunsuzlukların tespitinde yetkilendirilmesi sağlanmalıdır.

İmar Barışı Mevzuat Uygulaması

Tespit: İmar Barışı uygulaması ile uzun yıllardır imar mevzuatına aykırı olan binaların deprem güvenliği hariç, mevcut durumlarının yasal hale getirilerek, cezai yaptırım tehdidinden kurtulmaları sağlanmıştır. Ancak kamu ya da özel sağlık kurumları gibi imar mevzuatı dışında diğer yasal ve yönetmelik düzenlemeleri ile binalarına ilişkin aranan ek şartlara ilişkin bir mevzuat düzenlemesi yapılmadığı için Sağlık Bakanlığı mevzuat uygulamaları ile uyumsuz durumlara ilişkin bir çözüm sağlanamamıştır. Bu nedenle imar barışı düzenlemesi ile imar mevzuatına uygun binalarda hizmet sunan sağlık kurumları daha alt düzenleme olan yönetmeliklere uyumsuzluk nedeniyle cezai yaptırım tehditleri ile karşı karşıya bulunmaktadır.

Öneri : Sağlık Bakanlığı tarafından kamu ya da özel sağlık kurumlarını kapsayan yönetmeliklerde sağlık tesislerine özel aranan kriterlerden deprem sorunu dışındaki diğer uyumsuzlukların imar barışı benzeri bir yaklaşımla çözüme kavuşturulması sağlanmalıdır. Söz konusu binaların yenilenmesi için ise kentsel dönüşüm benzeri mekanizmalar yanında, yatak artırımı, uzman hekim kadro artırımı gibi teşvik yöntemlerinin hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

SAĞLIK ENDÜSTRİLERİ POLİTİKA VE UYGULAMALARINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

Tıbbi Cihaz ve İlaç Üretiminde Millileşme ve Yerelleşme

Tespit: Ülkemizin ilaç ve tıbbi cihaz ihtiyacının önemli bir kısmı ithal olarak karşılanmaktadır. Yerli ürüne kamu ihalelerinde verilen %15 fiyat avantajı, kamu alım garantileri ile yerli üretimin teşvikine yönelik Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile yeniden yapılandırılan Sağlık Endüstrileri Yönlendirme Kurulu bu kapsamda önemli adımlar olarak ele alınmalıdır.

Öneri 1: Kamu alım garantilerinde özel sağlık kurumlarının da kapsama alındığı bir yapı kurulmalıdır.

Öneri 2: Yeri ürün alımında uygulanan %15 fiyat avantaj uygulamasının hedefli ürünlerde özel sağlık kurumlarına da tanınması sağlanmalıdır. Ayrıca yerli üretimde amortisman süresinin hızlandırılmış amortisman süresinin altına çekilmesi önerilmektedir.

Öneri 3: Sağlık alanında Ar-Ge ve Ür-Ge faaliyetlerinin geliştirilmesi ve teşviki amacıyla kurulan TÜSEB’in kuruluş amacına yönelik gerekli faaliyetlere başlaması sağlanmalıdır.

Öneri 4: Geri ödemesi yapılacak ilaç ve tıbbi cihazların bilimsel, mali ve hasta yararına yönelik kriterlerin belirlenerek uygulanacağı İngiltere’deki National Institute of Health and Clinical Exellence (NICE) benzeri yapı TÜSEB bünyesinde A.Ş. statüsünde kurulmalıdır.

SAĞLIK HİZMETLERİNİN ULUSLARARASI BOYUTUNA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

Sağlık Turizmi, Sağlık Eğitimi Turizmi, Sağlık Sistemlerinin İhracı ve USHAŞ

Tespit: Ülkemizde sağlık hizmeti sunumu alanında kamu ve özel sağlık kurumları tarafından sağlanan kazanımlar, ülkemizi sağlık turizmi alanında ilk 5 ülke arasına girmesini sağlamıştır. Aynı şekilde sağlık eğitimi alanı da bu süreci takip ederek, özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından ülkemiz Devlet ve Vakıf Üniversiteleri eliyle ciddi bir yabancı öğrenci potansiyeli sağlanmıştır. Diğer taraftan ülkemizi Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında sağlık sistemi tasarımı, hastane işletmeciliği, sağlık bilişimi, kalite ve akreditasyon sistemlerinin kurulması, sağlık mimarisi ve inşaası alanlarında ciddi deneyimler elde edilmiştir.

Öneri 1: Ülkemizin 2023 hedeflerinde ilk 10 ülke arasına girebilmesi için her alanda olduğu gibi sağlık alanında da kazanımlarımızın ihracı sağlanmalıdır. Bu amaçla kurulan USHAŞ’ın bir an öne aktive edilmesi vesektör ile yakın işbirliği içerisinde çalışmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak özel sektörün liderliğinde bu aşamaya gelinen sağlık turizmi alanında, haksız rekabete yol açacak uygulamalardan kaçınılması önem arz etmektedir.

Öneri 2: Özel sağlık kurumlarının sağlık turizmi faaliyetlerinde bulunabilmelerine ya da pazar payını arttırmalarını sağlayacak; branş, tıbbi cihaz, birim-merkez açılmasının teşvik edilmesi sağlanmalıdır.

Sağlık Serbest Bölgeleri

Tespit: 663 sayılı KHK’nın 49 uncu maddesi ile gündeme gelen Sağlık Serbest Bölgeleri uygulaması bugüne kadar realize edilememiştir. 663 sayılı KHK ile yapılan yasal düzenlemenin Serbest Bölgeler Kanununda buna yönelik bir düzenleme getirmemesi ve mevcut mevzuatın hizmet sektörü ihtiyaçlarına cevap vermekte yetersiz kalması, bunda önemli bir etkendir.

Öneri: Dünyadaki hizmet sektörü serbest bölge uygulamaları örneklerinin incelenerek, Serbest Bölgeler Kanununda gerekli düzenlemelerin yapılması sağlanmalıdır. Gerek sağlık turizmi, gerek sağlık eğitimi turizmi ve gerekse yaşlı bakım turizmi amaçlarına uygun olarak yapılandırılacak serbest bölge yaklaşımının sağlıkta planlama hükümleri uygulanmaksızın hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

AB Gümrük Birliği Hizmetler Sektörü

Tespit: AB ile yürütülmekte olan Gümrük Birliğinin güncellenmesi müzakerelerine hizmetler sektörünün de dahil edilmesi önem ve öncelik taşımaktadır. Özellikle hastaların serbest dolaşımı kapsamında ülkemizin de dahil edilmesi sağlık turizmi alanında çok önemli bir kazanım elde edilmesi sonucunu doğuracaktır.

Öneri: Gümrük Birliği güncelleme çalışmalar kapsamına sağlık hizmetleri sektörünün de dahil edilmesi sağlanmalıdır.

Uluslararası Sosyal Güvenlik Sözleşmeleri Nedeniyle İlgili Ülke Sosyal Güvenlik Kurumlarını Sübvansiyon Uygulamasına Son Verilmesi

Tespit: Ülkemizin yurtdışında çalışan vatandaşlarının Türkiye’ye geldiklerinde ya da döndüklerinde emeklilik ve sağlık haklarının korunmasını amaçlayan Uluslararası Sosyal Güvenlik Sözleşmelerinin bugüne kadarki uygulaması, ülkemizin diğer ülkelerdeki sosyal güvenlik kurumlarını sübvanse etmesi sonucunu doğurmuştur. Buna neden olan en temel gerekçe ise, ülkemizdeki SUT geri ödeme tutarlarının gerçek maliyetlerin altında belirlenmiş olmasıdır.

Öneri: Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından mevcut sağlık alanını kapsayan sosyal güvenlik sözleşmelerinin gözden geçirilerek, ülkemizde tedavi olan ilgili ülke sigortalılarının sosyal güvenlik kurumlarına ilgili ülke fiyatları ile fatura edilmesine yönelik düzenlemeler hayata geçirilmelidir.

Cerrahlar Obezite Cerrahisinde İnovasyon için Buluştu!

II. Bariatrik ve Metabolik Cerrahi Sempozyumu, 8-9 Kasım 2019 tarihlerinde Haliç Kongre Merkezinde, 6 farklı ülkeden 130 hekimin katılımıyla gerçekleştirildi.

Prof. Dr. Ahmet Türkçapar, Prof. Dr. Ayhan Mesci, Prof. Dr. Cihan Uras, Prof. Dr. Erhan Aygen, Dr. Fakı Akın, Prof. Dr. Mustafa Taşkın, Prof. Dr. Oktay Banlı ve Doç. Dr. Süleyman Bozkurt gibi isimlerin bilimsel komitesinde yer aldığı Revizyonel Bariatrik Cerrahide İnovasyon konulu sempozyumun bilimsel direktörlüğünü Prof. Dr. Halil Coşkun üstlendi.

IFSO (Uluslararası Obezite ve Metabolik Cerrahi Federasyonu) onaylı, iki gün süren sempozyumda tüm yönleriyle revizyonel obezite cerrahisindeki zorlu vakalara, komplikasyon yönetimine ve tedavi algoritmalarına odaklanıldı. Dünyaca ünlü fikir liderlerinden Prof. Dr. Karl Miller, Prof. Dr. Bruno Dillemans, Prof. Dr. Catalin Copaescu ve Prof. Dr. Jan Paul Mulier’in yer aldığı hekimlerin sunumları ve klinik deneyimleri büyük ilgi gördü.

Johnson & Johnson Medikal Cihazların ev sahipliğindeki sempozyumun açışılında Genel Müdür Refik Öner, şirketin son 4 yılda artarak devam eden sağlık yatırımlarına dikkat çekerek şunları söyledi:

“2016’dan bu yana Türkiye’deki eğitsel ve bilimsel yatırımlarımızla, 4.000’e yakın hekim, hemşire ve sağlık çalışanına dokunduk. Önemli bir kısmı obeziteye odaklanan 170 bilimsel toplantı organize ettik ve bunlardan 47’sini yurt dışındaki Johnson & Johnson eğitim merkezlerinde gerçekleştirdik. Sağlık çalışanlarının bilgi ve deneyimlerini artırmak yönünde gösterdiğimiz çabadan ve paydaşlarımızla kurduğumuz iş birlikleriyle hastalara faydalı olabilmekten dolayı gururluyuz.

Orta vadede, Johnson & Johnson Medikal Cihazlar Türkiye olarak vizyonumuz, ülke profilimizi yükseltmek, ülkemizi diğer bölgelerden gelen hekimler için bir bilimsel toplantı ve medikal eğitim merkezi olma noktasına taşımaktır.”