Ana Sayfa Tüm Haberler

Obezitede Kalıcı ve Güvenli Sonuç Mümkün

001

Hormon Bilim ve Sağlık Derneği (HOBİSAD) tarafından düzenlenen “Bilim Köprüleri – Dengenin Dinamiği” çalıştayının sonuç raporu, obezite tedavisinde giderek büyüyen bir riske dikkat çekti. Rapora göre, sosyal medyada yayılan “hızlı zayıflama” vaatleri ve özellikle yeni nesil obezite ilaçlarının hekim kontrolü dışında kullanımı, bireyleri ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakıyor. Uzmanlar, bu eğilimin tedavi güvenliğini tehdit ettiğini ve acil önlem gerektirdiğini vurguluyor.

Obezitenin yalnızca kilo fazlalığı değil; metabolik, psikolojik ve sosyal boyutları olan kronik bir hastalık olduğunun altı çizilen raporda, tedavinin tek başına ilaç kullanımına indirgenemeyeceği ifade edildi. Kalıcı ve güvenli sonuçlar için hasta merkezli yaklaşımın benimsenmesi, yaşam tarzı değişikliklerinin tedavinin temelini oluşturması ve en önemlisi hekim ile eczacının koordineli çalıştığı multidisipliner bir yapının güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Tek Başına Ilaç Kullanımı Yeterli Değil

000

Çalıştay sonuçlarını değerlendiren HOBİSAD Başkanı Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, obezite yönetiminde tek başına ilaç kullanımının yeterli olmadığını vurgulayarak şu açıklamalarda bulundu:

“Obezite, biyopsikososyal boyutları olan ciddi ve kronik bir hastalıktır. Başarılı bir yönetim için farmakolojik tedavilerin doğru hasta seçimiyle ve mutlaka hekim kontrolünde uygulanması gerekir. Özellikle son yıllarda kullanılan inkretin temelli ilaçlar, uygun hastalarda etkili sonuçlar sağlayabilmektedir. Ancak bu ilaçların kontrolsüz kullanımı ciddi sağlık riskleri doğurabilir. Biz bu çalıştayla, hastanın ruh halinden sosyal koşullarına kadar tüm süreci kapsayan hasta merkezli bir yaklaşımı savunuyoruz. Eczacılar, hastaların eğitimi ve ilaçların yan etkilerinin takibinde kritik bir köprü görevi üstlenmektedir. Kalıcı başarı ise ancak hekim ve eczacı arasındaki güçlü iş birliğiyle mümkün olur.”

Güncel Farmakolojik Tedaviler

Raporda güncel farmakolojik tedaviler ve güncel yaklaşımlara ilişkin şu bilgiler verildi:

Farmakolojik tedaviler, obezitesi olan bireylerde veya fazla kilosu olup obezite ile ilişkili sağlık sorunları bulunan kişilerde uygun hastalarda etkili bir tedavi seçeneği olarak değerlendirilmektedir. Ancak farmakoterapi yaşam tarzı değişiklikleri ile birlikte uygulanmalıdır.

Tedavi hedefleri yalnızca estetik kaygılar değil, metabolik sağlığın iyileştirilmesi, eşlik eden hastalıkların azaltılması ve uzun dönem sağlık risklerinin kontrol altına alınması olmalıdır.

İnkretin Bazlı Tedaviler

Son yıllarda obezite tedavisinde kullanılan farmakolojik ajanlar önemli gelişmeler göstermiştir. Özellikle inkretin temelli tedaviler (GLP-1 reseptör agonistleri ve GLP-1/GIP kombinasyon tedavileri) uygun hasta seçimi ve düzenli takip ile klinik olarak anlamlı kilo kaybı sağlayabilmektedir.

Farmakolojik tedavilerin etkin ve güvenli şekilde kullanılabilmesi için doğru hasta seçimi yapılması, doz titrasyonunun dikkatli planlanması, yan etkilerin yakından izlenmesi ve uzun dönem takip sistemleri kurulmalıdır.

Hastaların inkretin temelli ilaçlara hekim reçetesi olmadan ulaşabilmeleri konusunda, eczacıların hastaları hekim kontrolü olmaksızın ilaç kullanmamaları konusunda uyarmaya çalıştıkları ancak bu konuda zaman zaman güçlük yaşandığı ifade edildi.

Orlistat

Orlistatın günümüzde daha az gündeme gelmesine rağmen obezite tedavisinde belirli bir yeri olduğu değerlendirildi. Özellikle kilo kaybı sonrası idame döneminde kullanılabileceği ifade edildi.

Orlistata bağlı gastrointestinal yan etkiler konusunda hastaların önceden bilgilendirilmesinin tedaviye uyumu artırabileceği belirtildi ve bu süreçte eczacıların hasta eğitimi açısından önemli katkı sağlayabileceği vurgulandı.

Kas Kaybı Riski ve Beslenme Yönetimi

Farmakolojik tedaviler sırasında kilo kaybının bir kısmı yağsız vücut kütlesinden gerçekleşebilmektedir. Bu nedenle kas kütlesinin korunması tedavi planının önemli bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

Yeterli protein alımı ve düzenli egzersiz programları kas kaybının önlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Diyetisyen kontrolünde planlanan beslenme programları hem kas kütlesinin korunmasına hem de sağlıklı kilo kaybının sürdürülebilmesine katkı sağlamaktadır.

Ayrıca farmakolojik tedavi alan hastalarda mikrobesin dengesinin korunması ve uzun dönem sürdürülebilir beslenme planlarının oluşturulması gerektiği vurgulandı.

Raporun tamamı için tıklayınız.

Kağıtsız Hastane Dönemi

tolga esiz

Sağlık sektöründe “kağıtsız hastane” vizyonu bir hedef olmaktan çıkıp zorunluluğa dönüşürken, süreç ve doküman yönetimi alanında kurumsal yazılım çözümleri geliştiren Paperwork Satış Direktörü Tolga Eşiz, yapay zekânın tıbbi süreçlerdeki kritik rolünü ve Intelivus teknolojisinin sunduğu yeni imkânları anlattı.

Sağlık sektöründe “kağıtsız hastane” ve “dijital arşiv” hedeflerine Paperwork nasıl bir katma değer sağlıyor?

Tolga Eşiz: Sağlıkta kağıtsız hastane vizyonu, sadece dokümanları tarayıp bir klasöre atmak değildir. Asıl mesele; klinik ve idari süreçlerin, güvenli erişimin ve sistem entegrasyonlarının tek bir omurgada yönetilmesidir. Biz Paperwork olarak burada üç temel katmanda değer üretiyoruz. İlki, hasta dosyalarından tetkik sonuçlarına kadar tüm içeriği tekil bir dijital depoda yönettiğimiz Content Server (ECM) katmanı. İkincisi, belgeyi arşive atıp bırakmak yerine hasta kabulden hekim onayına kadar tüm akışı yöneten Süreç Otomasyonu (BPM) katmanı. Sonuncusu ise HBYS ve PACS gibi hastane sistemleriyle API üzerinden konuşan Entegrasyon katmanıdır. Kısacası biz, bu süreci sadece bir IT projesi olmaktan çıkarıp sürdürülebilir bir operasyon modeline dönüştürüyoruz.

Intelivus Akıllı Belge İşleme (IDP) teknolojisinin karmaşık tıbbi raporlarda ve hasta dosyalarında sağladığı en somut avantajlar neler?

Tolga Eşiz: Sağlıkta en büyük zaman hırsızı; belgeyi anlamlandırmak ve veriyi doğru yere aktarmaktır. Intelivus, patoloji raporundan onam formuna kadar her dokümanı türüne göre otomatik sınıflandırıyor. Belgenin içindeki hasta kimliği, protokol numarası veya tetkik parametreleri gibi kritik verileri cımbızla çeker gibi yakalayıp sisteme işliyor. Literatürde “documentation burden” dediğimiz, klinisyenlerin zamanını tüketen o yoğun dokümantasyon yükünü hafifletiyoruz. Böylece hekimlerimiz zamanını kağıtlara değil, doğrudan hastalarına ayırabiliyor.

intelivus ai

Tıbbi süreçlerde hata payı kabul edilemez. Yapay zekâ tabanlı sistemleriniz bir “güvenlik kalkanı” olarak nasıl çalışıyor?

Tolga Eşiz: Sağlıkta “hız” tek başına yeterli değildir; kontrollü bir hız gerekir. Biz yapay zekâyı süreç kontrolleriyle birleştirerek bir kalkana dönüştürüyoruz. Örneğin Intelivus bir veriyi çıkardığında; mükerrer rapor, eksik alan veya hatalı protokol numarası gibi durumlarda sistem anında uyarı veriyor. Kritik adımlar, örneğin bir hekim onayı veya komite kararı, workflow üzerinde atlanamaz şekilde tasarlanıyor. Bu yaklaşımımızla “AI veri üretir, BPM doğrular ve yönlendirir, Content Server ise güvenle saklar” prensibiyle hareket ediyoruz.

Sağlık verileri KVKK kapsamında “özel nitelikli veri” olarak tanımlanıyor. Paperwork bu noktada ne tür güvenceler sunuyor?

Tolga Eşiz: Sağlık verisi güvenliği sadece şifreleme ile çözülemez; yetki, izleme ve maskeleme bir bütün olmalıdır. Paperwork’te “en az yetki” prensibiyle çalışıyoruz; bir hemşire, hekim veya arşiv görevlisi aynı belgeye kendi yetkisi ölçüsünde erişir. Hatta yetkisi sınırlı personelin operasyonu yürütebilmesi için belgenin hassas kısımlarını maskeleyerek gösteren teknolojiler sunuyoruz. ISO 27799 gibi sağlık bilişimi standartlarıyla tam uyumlu bir mimariyle, “kim, ne zaman, hangi veriye erişti” sorusuna saniyeler içinde kanıt sunabiliyoruz.

Yapay zekâ gelecekte sadece belgeleri yönetmenin ötesine geçip tıbbi karar destek süreçlerini de besleyecek mi? Paperwork’ün bu konudaki yol haritası nedir?

Tolga Eşiz: Kesinlikle evet. Sektör artık “belgeyi sakla” aşamasından, iş akışı içinde öneri ve özet üreten bir yardımcı katmana evriliyor. Bizim yol haritamız; belgeden bilgiye, bilgiden ise içgörüye giden bir süreç. Ancak burada çok net bir çizgimiz var: “AI karar verir” değil, “AI önerir, insan onaylar, süreç uygular.” Bizim odak noktamız klinisyenin yerine karar vermek değil; ona doğru bilgiyi hızlıca ulaştırarak karar verme sürecini iyileştirmektir. Paperwork, sağlık profesyonellerine en değerli varlıklarını, yani zamanlarını geri kazandırmaya devam edecek.

HIV Testine Erişim Kolaylaştırılmalı

whatsapp image 2025 11 27 at 15.54.55

1 Aralık Dünya AIDS Günü öncesinde Gilead Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenen “HIV Zor Değil / HİÇ Zor Değil” temalı basın toplantısında uzman hekimler ve sivil toplum temsilcileri bir araya gelerek erken tanının hayati önemine dikkat çekti. Toplantıda, HIV testine erişimin kolaylaştırılması, damgalamanın azaltılması ve toplumda açık diyaloğun güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Paydaşlar, düzenli testlerin yaygınlaşmasının hem kişilerin yaşam kalitesini artıracağı hem de Türkiye’nin HIV kaynaklı sağlık yükünü azaltacağı mesajını verdi.

HIV konusunda farkındalık yaratmak ve erken tanının kritik rolüne dikkat çekmek amacıyla Gilead Türkiye ev sahipliğinde “HIV Zor Değil / HİÇ Zor Değil” temalı bir basın toplantısı düzenlendi. Açılış konuşmasını Gilead Türkiye Genel Müdürü Deepshikha Kiyawat’ın gerçekleştirdiği toplantıda, enfeksiyon hastalıkları uzmanları ve HIV alanında çalışan sivil toplum kuruluşları bir araya geldi. Paydaşlar, HIV testine erişimin kolaylaştırılması, damgalamanın azaltılması ve toplumda açık diyaloğun güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Düzenli testlerin yaygınlaşmasının hem kişilerin yaşam kalitesini artıracağı hem de Türkiye’nin HIV kaynaklı sağlık yükünü azaltacağı ifade edildi.

Yönetilebilir bir Kronik Enfeksiyon

1980’lerde ortaya çıkan HIV enfeksiyonu, tıptaki gelişmeler sayesinde bugün yönetilebilir bir kronik enfeksiyon haline geldi. Ancak buna rağmen toplumda HIV enfeksiyonu ve tedavi edilmediğinde ilerleyerek yol açabileceği AIDS hakkındaki bilgi eksikliği sürüyor. Bu durum, kişilerin test yaptırma konusunda çekingen davranmasına, dolayısıyla hem tanının geç konmasına hem de enfeksiyonun yayılmasına yol açıyor. HIV/AIDS alanında yenilikçi tedaviler geliştiren Gilead ise yaklaşık kırk yıldır küresel çapta HIV ile mücadelede bilimsel inovasyonun öncüsü olarak çalışıyor.

Korkmadan, Damgalanmadan

gilead logo

Gilead Türkiye Genel Müdürü Deepshikha Kiyawat, konuşmasında testin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Her bireyin korkmadan, damgalanmadan ve belirsizlik yaşamadan sağlığıyla ilgili adım atabilmesi temel bir haktır. Erken tanı doğru tedaviye erişimin ve HIV ile özgür bir yaşamın önünü açar. Ancak, HIV enfeksiyonu hala önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Bugün biliyoruz ki, HIV ile ilgili zorluklarımız tıbbi değil; bilgi eksikliği, ön yargılar, sessizlik ve duygusal bariyerler. Bu nedenle doktorlarımız, özne dernekleri ve diğer sivil toplum kuruluşları ile çalışıyoruz ve hep birlikte ‘HIV HİÇ Zor Değil’ diyerek güvenli test yaptırmanın yollarına dair farkındalığı artırmayı amaçlıyoruz.

Gilead olarak bugüne kadar 30.000’den fazla ücretsiz ve anonim HIV testi bağışıyla erken tanı sürecine katkı sağladık. Türkiye’de yürüttüğümüz araştırma hibe programı kapsamında HIV, hepatit ve diğer enfeksiyon hastalıkları alanında toplam 2 milyon ABD dolarına ulaşan 84 projeye destek verdik. Önümüzdeki dönemde yeni inisiyatifler ile hep birlikte HIV epidemisini sonlandırmak için çalışmaya devam edeceğiz.” 

Düzenli Tarama, Erken Tanı

Prof. Dr. Serhat Ünal (HAKED- HIV AIDS Korunma ve Eğitim Derneği) şöyle konuştu:
“HIV ile mücadelede en kritik adım, toplumda doğru bilgiyle farkındalığın artırılmasıdır. Kilit gruplarda düzenli tarama, erken tanı ve tedaviye yönlendirme hem bireysel sağlığı korur hem de toplumdaki genel HIV yükünü azaltır. Tıp alanındaki gelişmeler sayesinde HIV artık yönetilebilir bir enfeksiyondur; ancak damgalama ve bilgi eksikliği erken tanının önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor.”

Sağlık Okuryazarlığının Geliştirilmesi

Prof. Dr. Hüsnü Pullukçu (EKMUD- Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği) şöyle konuştu:
“Toplumda HIV konusunda halen çok sayıda yanlış bilgi bulunuyor. HIV gündelik temasla, sarılmakla, aynı ortamı paylaşmakla ya da ortak eşya kullanımıyla bulaşmaz. En etkili korunma yöntemleri düzenli kondom kullanımı, düzenli test ve TÖP (Temas Öncesi Profilaksi)  gibi modern korunma yaklaşımlarıdır. Yanlış kanılar damgalamayı beslediği için, bilimsel bilgiye dayalı iletişim ve sağlık okuryazarlığının geliştirilmesi büyük önem taşıyor.”

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizlikleri

Prof. Dr. Yeşim Taşova (GÜNİDER- Güneydoğu Nöroloji İnfeksiyon Derneği) şöyle konuştu:
“HIV tüm kişileri etkileyebilir ancak toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ve bilgiye erişimdeki sınırlılıklar kadınları ve genç kızları daha kırılgan hale getiriyor. Kadınlarda tanı gecikmesi sık görülen bir durum ve bunun en önemli sebepleri damgalanma kaygısı ve sağlık hizmetine erişimde zorluklar. Oysa gebelikte HIV doğru yönetildiğinde bebeğe bulaş neredeyse tamamen önlenebilir. Erken tanı hem kadınlar hem çocuklar için hayat kurtarıcıdır.”

Testin Yaygınlaştırılması

Prof. Dr. Ömer Fehmi Tabak (HIVEND- HIV Enfeksiyonu Derneği) şöyle konuştu:
“HIV bugün epidemiyolojik olarak hala kontrol altına alınması gereken bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Bunun için en hızlı ve etkili strateji testin yaygınlaştırılması, erken tanı ve tedaviye erişimin güçlendirilmesi. Güncel tedaviler sayesinde HIV kontrol altına alınabilir bir enfeksiyon haline geldi ve bu tedavilere erişim, halk sağlığı açısından en önemli araçlardan biri.”

Sonuçların Gizliliği

Prof. Dr. Ayşe Deniz Gökengin (AIDS ve Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Derneği) şöyle konuştu:
“HIV Testi ülkemizde tüm sağlık kuruluşlarında genel sağlık sigortası kapsamında olan kişiler için ücretsizdir ve güvenle yapılabilir. Sonuçların gizliliği yasal olarak korunur. Ayrıca kişi istediği takdirde, Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezleri’nde kimlik bilgilerini vermeden ve sağlık sigortası kapsamında olmasa da ücretsiz olarak test yaptırabilir. Teste kolay erişim ve gizliliğin korunması erken tanının önünü açıyor ve toplum sağlığına katkı sağlıyor.”

HIV Cinsel Yolla Bulaşmaz

Prof. Dr. Asuman İnan (KLİMİK- Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği) şöyle konuştu:
“Bilimsel olarak bugün biliyoruz ki tedavi ile viral yük baskılandığında HIV cinsel yolla bulaşmaz; bunu B=B yani ‘Belirlenemeyen = Bulaştırmayan’ şeklinde ifade ediyoruz. Bu bilgi hem damgalamayı azaltmak hem de HIV ile yaşayan kişilerin yaşam kalitesini artırmak açısından kritik öneme sahip. Sağlık hizmetine erken başvuru ve tedaviye bağlılık sayesinde HIV ile yaşayan kişilerin uzun, sağlıklı ve üretken bir yaşam sürmesi mümkündür.”

Tedaviye Erişimini Kolaylaşması

Çiğdem Şimşek (Pozitif-iz Derneği) şöyle konuştu:
“Tanı sonrası en büyük ihtiyaç güvenilir bilgi, psiko-sosyal destek ve mahremiyettir. İlk tanı çoğu zaman korku, belirsizlik ve yanlış bilgilerle karşılandığı için danışmanlık ve dayanışma büyük önem taşıyor. Dernekler olarak kişilerin tedaviye erişimini kolaylaştıran, hukuki ve sosyal destek sağlayan, yanlış bilgilerin önüne geçen bir yol arkadaşlığı sunuyoruz. Doğru bilgiye erişim damgalamayı azaltmanın en güçlü yolu.”

Güvenilir ve Bilimsel Bilgiye Erişim

Nurcan Müftüoğlu (TAPV- Türkiye Aile Sağlığı Planlaması Vakfı) şöyle konuştu:
“Gençler bilgiye çok hızlı ulaşsa da güvenilir ve bilimsel bilgiye erişimleri sınırlı kalabiliyor. Cinsellik eğitiminin çoğu zaman tabu olması riskleri artırıyor. Okullarda kapsamlı sağlık okuryazarlığı programları, genç dostu hizmet modelleri ve sosyal medya üzerinden bilim temelli bilgilendirme hem gençlerin sağlığını güçlendirir hem de uzun vadede HIV epidemisinin seyrini olumlu yönde etkiler.”

Ön Yargılar ve Toplumsal Tabular

Yağmur Şenoğuz (Pozitif Yaşam Derneği) şöyle konuştu:
“Damgalama ne yazık ki hâlâ çok yaygın ve bu durum iş hayatından sosyal çevreye, sağlık hizmetlerine erişimden gündelik hayata kadar pek çok alanda etkisini gösteriyor. Bu stigmanın temelinde HIV’e ilişkin yanlış bilgiler, ön yargılar ve toplumsal tabular yatıyor. Bilim temelli iletişim, medyanın doğru dili, topluma ve sağlık çalışanlarına yönelik eğitimler damgalamayı azaltmanın anahtarı. B=B mesajının yaygınlaşması ise hem kişilerin özgüvenini artırıyor hem de toplumdaki ön yargıları kırıyor.”

Longevity Herkes için mi?

Sağlık sisteminin nereye evrileceği, nasıl şekilleneceği, finanse edileceği her zaman merak ettiğimiz ve nabzını tuttuğumuz bir konu. Geçtiğimiz günlerde düzenlenen The Future Healthcare İstanbul 2025 organizasyonu bu ve benzeri konulara ışık tutan oturumlara ev sahipliği yaptı. Etkinlikte, kişiye özel sağlık uygulamalarının çeşitli tür ve yöntemlerini hayatımıza yerleştiren Longevity kavramı üzerine de epeyi söz söylendi. Uzun ve sağlıklı yaşam arayışının mercek altına alındığı bu kavram hastalıktan ziyade uzun sağlıklı yaşamı irdeliyor. Türkiye nüfusunun küçük ve şanslı nüfusunun ulaşabileceği longevity kapsamında yer alan biyoteknolojik ürün ve hizmetlerle desteklenen iyi ve kaliteli yaşam önerileri sağlık sektörünün sıcak konuları arasında yer alıyor.

Piramidin en altında yer alan geniş kitlelere bakıldığında ise iyi beslenmek ve hastalıklardan korunmak bir yana sağlıklı gıdaya ve tedaviye ulaşmak bile epeyi güç!

Her 8 Kadından Birinin Kansere Yakalanma Riski Var

Meme kanseri farkındalık etkinlikleri kapsamında bilgi veren Türk Tıbbı Onkoloji Derneği Başkanı (TTOD) Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, meme kanserinin, ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu ve 2022 yılında ülkemizde yaklaşık 25 bin kadına yeni meme kanseri tanısı konulduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Nuri Karadurmuş’un verdiği bilgilere göre “Hayat boyu her 8 kadından birinin kansere yakalanma riski bulunuyor. Meme kanseri birçok gelişmiş ülkede yaygın tarama yöntemleri ve toplumsal bilinç sayesinde erken evrelerde yakalanan bir kanser türü olarak yer alıyor.”

Genç Hastalar

Aynı etkinlikte yer alan Europa Donna Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi ve Avrupa Meme Kanseri Koalisyonu Yönetim Kurulu Üyesi Violet Aroyo ise meme kanserinin 50 yaş üzeri kadınlarda daha sık görüldüğü düşünülse de daha erken dönemlerde ve daha genç kadınlarda da tespit edildiğini belirterek “Genç hastalar için tedaviden beklentiler de farklılaşıyor. Yenilikçi tedavi yöntemleri sayesinde evreden bağımsız olarak hastaların uzun yıllar sevdikleriyle kaliteli bir yaşam sürmesi mümkün hale gelebiliyor. Tüm bunların yanı sıra tedaviyi tamamlayıcı beslenme ve egzersiz programlarının hastanın kendini fiziksel ve ruhsal olarak daha iyi hissetmesine önemli katkı sağladığını gözlemliyoruz” diye konuştu.

Herkes için Longevity

Longevity hedefleri doğrultusunda; herkesin yeterli ve dengeli beslenebildiği, nitelikli sağlık hizmetlerine eşit ve ücretsiz şekilde erişebildiği, yenilikçi tedavi yöntemlerine ulaşabildiği kısaca sağlıklı ve kaliteli bir yaşamın gerektirdiği tüm koşulların hayatın her döneminde oluşturulabildiği bir sağlık sistemi kurulmalıdır. İyi ve sağlıklı bir ömür sürmenin koşulu sosyo-ekonominin izin verdiği ölçüde satın alınan ürün ve hizmetlerden ibaret olmamalıdır. Kamu tarafından iyi kurgulanmış bir sağlık hizmet organizasyonu ile yaşamın başından sonuna kadar ayırt etmeksizin herkese insanlık onuruna yakışır şekilde sağlık hizmeti sunmak mümkündür.

Sayı: 34

kapak1

klinikiletişim dergisinin 34. sayısı yayımlandı. Bu sayıda Türkiye’nin sağlık politikalarına yön veren kişi ve kurumlarından önemli haberleri okuyabilirsiniz.

Sağlık sisteminin nereye evrileceği, nasıl şekilleneceği, finanse edileceği her zaman merak ettiğimiz ve nabzını tuttuğumuz bir konu. Geçtiğimiz günlerde düzenlenen The Future Healthcare İstanbul 2025 organizasyonu bu ve benzeri konulara ışık tutan oturumlara ev sahipliği yaptı. Etkinlikte, kişiye özel sağlık uygulamalarının çeşitli tür ve yöntemlerini hayatımıza yerleştiren Longevity kavramı üzerine de epeyi söz söylendi. Uzun ve sağlıklı yaşam arayışının mercek altına alındığı bu kavram hastalıktan ziyade uzun sağlıklı yaşamı irdeliyor. Türkiye nüfusunun küçük ve şanslı nüfusunun ulaşabileceği longevity kapsamında yer alan biyoteknolojik ürün ve hizmetlerle desteklenen iyi ve kaliteli yaşam önerileri sağlık sektörünün sıcak konuları arasında yer alıyor.

Piramidin en altında yer alan geniş kitlelere bakıldığında ise iyi beslenmek ve hastalıklardan korunmak bir yana sağlıklı gıdaya ve tedaviye ulaşmak bile epeyi güç!

Her 8 Kadından Birinin Kansere Yakalanma Riski Var

Meme kanseri farkındalık etkinlikleri kapsamında bilgi veren Türk Tıbbı Onkoloji Derneği Başkanı (TTOD) Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, meme kanserinin, ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu ve 2022 yılında ülkemizde yaklaşık 25 bin kadına yeni meme kanseri tanısı konulduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Nuri Karadurmuş’un verdiği bilgilere göre “Hayat boyu her 8 kadından birinin kansere yakalanma riski bulunuyor. Meme kanseri birçok gelişmiş ülkede yaygın tarama yöntemleri ve toplumsal bilinç sayesinde erken evrelerde yakalanan bir kanser türü olarak yer alıyor.”

Genç Hastalar

Aynı etkinlikte yer alan Europa Donna Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi ve Avrupa Meme Kanseri Koalisyonu Yönetim Kurulu Üyesi Violet Aroyo ise meme kanserinin 50 yaş üzeri kadınlarda daha sık görüldüğü düşünülse de daha erken dönemlerde ve daha genç kadınlarda da tespit edildiğini belirterek “Genç hastalar için tedaviden beklentiler de farklılaşıyor. Yenilikçi tedavi yöntemleri sayesinde evreden bağımsız olarak hastaların uzun yıllar sevdikleriyle kaliteli bir yaşam sürmesi mümkün hale gelebiliyor. Tüm bunların yanı sıra tedaviyi tamamlayıcı beslenme ve egzersiz programlarının hastanın kendini fiziksel ve ruhsal olarak daha iyi hissetmesine önemli katkı sağladığını gözlemliyoruz” diye konuştu.

Herkes için Longevity

Longevity hedefleri doğrultusunda; herkesin yeterli ve dengeli beslenebildiği, nitelikli sağlık hizmetlerine eşit ve ücretsiz şekilde erişebildiği, yenilikçi tedavi yöntemlerine ulaşabildiği kısaca sağlıklı ve kaliteli bir yaşamın gerektirdiği tüm koşulların hayatın her döneminde oluşturulabildiği bir sağlık sistemi kurulmalıdır. İyi ve sağlıklı bir ömür sürmenin koşulu sosyo-ekonominin izin verdiği ölçüde satın alınan ürün ve hizmetlerden ibaret olmamalıdır. Kamu tarafından iyi kurgulanmış bir sağlık hizmet organizasyonu ile yaşamın başından sonuna kadar ayırt etmeksizin herkese insanlık onuruna yakışır şekilde sağlık hizmeti sunmak mümkündür.

Yapay Zekadan Longevity’e Sağlığın Geleceği Nasıl Şekillenecek?

01

The Future Healthcare İstanbul 2025 bilimin, teknolojinin ve sağlığın geleceğini tartışmak üzere alanında lider isimleri Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’de buluşturdu. İki gün süren etkinlik, sağlıkta dönüşümün yanı sıra yapay zeka, longevity, dijitalleşen çocukluk ve kişiye özel sağlık uygulamaları gibi pek çok konuyu gündeme taşıdı.

Modern sağlık ekosisteminin geleceğine dair ilham verici fikirlerin paylaşıldığı The Future Healthcare İstanbul 2025 Tazefikir Group organizasyonuyla ve Medisa, Medicana ile Cardicare’in ana sponsorluğunda altıncı kez gerçekleşti. Bu yılki tema, insanın hem fiziksel hem de dijital dünyadaki evrimini odağa alan “Reshaping of Human Life – İnsan Yaşamını Yeniden Şekillendirmek” olarak belirlendi. Etkinlik, iki gün boyunca toplam 54.300 canlı yayın izlenmesi ve 1.050 kişilik fiziksel katılımla geniş bir izleyici kitlesine ulaştı.

Türkiye Geride Değil, Ancak Atmamız Gereken Adımlar Var

Tazefikir İletişim Grubu Kurucusu Çağlar Gözüaçık, açılış konuşmasında etkinliğin arkasındaki yaratıcılık ve inanç gücüne dikkat çekti: “Future Healthcare’i altı yıldır büyük bir tutkuyla sürdürüyoruz. Türkiye koşullarında bu kadar uzun soluklu bir organizasyonu yaşatabilmek kolay değil. Bunu mümkün kılan, inanan, çabalayan, destekleyen ve bizi her yıl izleyen insanlar. İnsan yaşamını yeniden şekillendirmekten bahsediyorsak, bunu sadece tanı yöntemlerini geliştirerek ya da yapay zekadan medet umarak yapamayız. Her konuda bağıntı kurmayı öğrenmemiz gerekiyor”.

Etkinliğin açılış konuşmacılarından Boğaziçi HTTM İcra Komitesi Üyesi Prof. Dr. Cengizhan Öztürk ise sağlıkta sürdürülebilirliğin önemine vurgu yaparak “Sağlığın nereye gideceğini konuşmamız gereken bir dönemdeyiz. Daha iyi yaşamak ve çözümler geliştirmek zorundayız. Türkiye geride değil, ancak atmamız gereken adımlar var. Sağlık ekonomisine uygun, kendimize özgü çözümler üretmeliyiz” diye konuştu.

Sağlıkta Dönüşüm, İnsanın Dönüşümüne Bağlı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sağlık Politikaları Başkanı Prof. Dr. Halit Yerebakan konuşmasında bilimin, teknolojinin ve vicdanın dengesine dikkat çekti: “Bugün bir teknoloji masalı anlatmaya değil, insan yolculuğunu hatırlatmaya geldim. Yıllar geçtikçe odağımızdan insanı çıkarmaya başladık. Oysa tıbbın temeli insandır. Yapay zekadan biyoteknolojiye kadar her gelişme, insanı merkezine almadığı sürece anlamını yitirir. Hepimiz uzun yaşamanın yollarını arıyoruz ama asıl mesele, uzun değil sağlıklı yaşamak. Bilim ömrümüze yıllar değil, yıllarımıza hayat katmanın peşinde. Kalori kısıtlaması, Akdeniz diyeti, güçlü sosyal bağlar yaşlanma hızını azaltıyor. Bizi yaşlandıran zaman değil, alışkanlıklarımız. Yapay zeka hayatımıza girdi, ama bu bir kaçınma değil akıllı kullanım çağrısıdır. Zihinlerimiz dijitalleşirken, vicdanı ve bilgeliği unutmamalıyız. Çünkü sağlıkta dönüşüm, insanın dönüşümüne bağlıdır. Dengeyi kaybettiğimizde ne toplumda huzurdan ne de insanda sağlıktan söz edebiliriz”.

Ne Yersek Gerçekten O Muyuz?

Etkinliğin öne çıkan panellerinden biri olan “Ne Yersek Gerçekten O Muyuz?” oturumunda, beslenmenin yaşam boyu sağlık üzerindeki etkileri ele alındı. Sunucu ve yazar Nur Viral’in moderasyonunda gerçekleşen panelde, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Pınar Çakır, “Bebeklikten değil, anne karnından itibaren yediklerimiz geleceğimizi şekillendiriyor” diyerek beslenme alışkanlıklarının kökenine dikkat çekti. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya ise epigenetik etkiler üzerinden Her lokma vücudumuzu şekillendiriyor”diyerek sağlıklı beslenmenin yalnızca fiziksel değil, genetik düzeyde de belirleyici olduğunu vurguladı. Kaya, “Bilimi günlük yaşamımıza katmak zorundayız. Raf ömrü kısa, yaşayan gıdalar yemeliyiz. Akdeniz diyeti bir kültürel mirastır; bizi yaşatan gıdalarla yeniden bağ kurmalıyız” ifadelerini kullandı.

Uzun ve sağlıklı yaşam: Longevity

Uzun ve sağlıklı yaşam arayışının mercek altına alındığı “Longevity ve İnsanın Potansiyeli” panelinde ise Nobel İlaç Genel Müdürü Dr. Oğuz Mülazımoğlu, Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Murat Baş ve Klinik Psikolog Dr. Esra Çavuşoğlu, sağlıklı yaşamın biyolojik, psikolojik ve toplumsal boyutlarını değerlendirdi. Dr. Çavuşoğlu, dünyada hızla gelişen gen ve kök hücre terapilerinin yanı sıra, hormon dengesizliği, toksin yükü, stres ve yanlış beslenme gibi faktörlerin yaşam süresi üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Longevity’nin yalnızca teknolojik müdahalelerle değil, kişiye özel beslenme, önleyici sağlık taramaları ve zihinsel dengeyle mümkün olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Murat Baş ise uzun yaşamın “sağlıklı yılları”nı uzatmanın önemine değinerek, bilimsel veriler ışığında beslenme, hareket, uyku ve stres yönetiminin biyolojik yaşı azaltmada belirleyici rol oynadığını paylaştı. Sağlıklı beslenmenin özellikle kadınlarda ve fiziksel aktivitesi düşük bireylerde yaşam süresine en güçlü katkıyı sağladığını belirten Baş, “Beslenme, gençliğin en lezzetli formülü” ifadesiyle paneli özetledi.

Geleceğin Uykusu

Uyku biliminin sağlıkla kesiştiği “Geleceğin Uykusu” panelinde Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu ve Uyku Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Derya Karadeniz, uykunun modern yaşamla bozulan ritmini masaya yatırdı. Prof. Dr. Karadeniz, “Uyku, şuurun askıya alındığı; bedenin ve beynin yeniden yapılandığı hayati bir süreçtir. Melatoninin temel görevi uykunun başlamasını sağlamaktır. Gün içinde ışığa maruz kalmak, gece ise karanlıkta kalmak uyku sağlığının temelidir” diyerek biyolojik ritmin önemine dikkat çekti. Prof. Dr. Çuhadaroğlu ise ekran karşısında geçirilen sürenin artışıyla birlikte uykunun kalitesinin düştüğünü, bunun da uzun vadede toplumsal bir sağlık problemine dönüştüğünü belirtti.

Dijital Dünyada Çocuk Olmak

Etkinliğin dikkat çeken oturumlarından “Dijital Dünyada Çocuk Olmak” panelinde, dijitalleşmenin çocuk ve gençlerin psikolojisine etkileri ele alındı. Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı Akademik Kurul Üyesi Prof. Dr. Ayşe Rodopman Arman, “Pandemiyle birlikte çocukların psikolojisi alarm verdi. Artık çocuklar her şeyden haberdar ama duygularını yönetme ve iç dünyalarına dönme becerilerini kaybediyorlar” dedi. Uzman Psikolojik Danışman Seçil Akaygün Cüntay ise çocukların dijital dünyada kurdukları ilişkilerin yüzeysel hale geldiğini belirterek, “Bağlantı var ama göz teması yok. Ekran kapanınca ilişki de bitiyor. Çocukların canı sıkılmadığı için deneyim kazanmaları azaldı. Oysa duygusal dayanıklılık, boşluklara tahammül edebilmekle gelişir” ifadelerini kullandı. Cüntay, yeni neslin empati kurmakta, hayal gücünü geliştirmekte ve sosyal uyum sağlamada zorlandığını da vurguladı.

Sağlıkta Dönüşümün Geleceği

“Yenilikçi Teknolojilerle Sağlıkta Dönüşüm ve Ötesi” başlıklı panelde, Genomedis Biyoteknoloji Kurucusu Dr. Sevgi Salman Ünver, Moleküler Biyoloji ve Genetik Uzmanı, BIODECODE Kurucu Ortağı Dr. Burak Berber, Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Mahir Atasoy ve DoktorNow COO’su Bio. Barbaros Ünlü sağlıkta dönüşümün geleceğini tartıştılar. Panelde yapay zeka, dijital ikizler, omik teknolojiler ve kişiye özel tıp uygulamalarının sağlık ekosistemini nasıl yeniden şekillendirdiği ele alındı.

Geleceğin Sağlık Sistemine Bakış

Etkinliğin dikkat çeken oturumları arasında; Medisa Genel Müdürü Esra Öğe’nin “Sağlıkta Güvenceden Yol Arkadaşlığına” başlıklı konuşması yer aldı. Medicana’nın katkılarıyla gerçekleştirilen “Tıpta Değişen Paradigmalar – Geleceğin Sağlık Sistemine Bakış” panelinde ise Çağlar Gözüaçık, Prof. Dr. Gültekin Faik Hobikoğlu ve Prof. Dr. Yıldız Değirmenci yer aldı. Prof. Dr. Gültekin Hobikoğlu, genetik temelli tarama programlarının, yapay zeka destekli klinik karar sistemlerinin ve sürekli veri akışına dayalı sağlık modellerinin sağlık ekosistemini kökten dönüştüreceğini vurguladı. Prof. Dr. Yıldız Değirmenci ise, “Bizim misyonumuz; var olanı korumak, bozuk olanı erken tanımak ve hasarlı ‘makineyi’ tamir etmek. Nöroloji bilimi artık yalnızca hastalıkları tedavi eden değil, insan beynini ve bilişsel sağlığı korumayı merkezine alan bir anlayışa doğru evriliyor,” dedi.

Diyetisyenliğin Geleceği

Emre Doğru ve Prof. Dr. Murat Baş “Diyetisyenliğin Geleceği, Bugün Başlıyor” oturumunda bir araya gelirken; Prof. Dr. Aytuğ Altundağ, Prof. Dr. Düzgün Yıldırım, Dr. Öğr. Üyesi Burcu Bektaş Güneş, Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ali Gedik ve Dr. Öğr. Üyesi A. Nilüfer Çelik “Yapay Zeka Ajanları ve Sağlıkta Kullanımı” panelinde yapay zeka uygulamalarının sağlık alanındaki etkilerini tartıştılar.

Yapay Zeka Çağında Eczaneler ve Eczacılık

Program kapsamında ayrıca Prof. Dr. Barkın Berk, Ayşe Arık Kıvanç ve Serdar Karaca “Yapay Zeka Çağında Eczaneler ve Eczacılık” başlıklı panelde; Prof. Dr. Ahmet Taha Alper ve Dr. Esad Cekin “Yapay Zeka ile Kalbini Geleceğe Taşı: Cardisio” panelinde; Dr. Necip Fazıl Kartal ve Doç. Dr. Ömerul Faruk Aydın ise ‘’Sosyal Medya ve Doktorluk’’ panelinde; Elvan Odabaşı ve Tevfik Burak Erdem ise “Yeni Nesil Liderlik ve Wellness Kültürüyle Geleceği Şekillendirmek” oturumunda konuşmalar gerçekleştirdiler. Prof. Dr. Şükrü Akyüz “Kalp Hastalıklarında Bugünün ve Yarının Tedavileri” başlıklı konuşmasında sağlık teknolojilerindeki yenilikleri ele alırken; Prof. Dr. Oğuz Özyaral, Prof. Dr. Yeter Demir Uslu ve Dr. Barış Doğru “Ekosistemimizi İyileştirmek” panelinde sağlık, çevre ve toplum etkileşimini değerlendirdiler.

Etkinliğe Medisa ve Medicana Platin, Cardicare Gold, Cellini, Dardanel, Dietim, Doğadan, Kafkas, Taşkesti ve Prolon Silver Sponsor olarak destek verdi. Boğaziçi Üniversitesi LifeSci Mekan Sponsoru, Mena İletişim Medya İlişkileri Sponsoru ve Cmos Teknoloji Web Sitesi Sponsoru olarak etkinliğe katkı sağladı.

Orzax | Atama

nilgün Özer kelleli

Türkiye takviye edici gıda pazarının markası Orzax, yönetim kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. OTC, ilaç ve hızlı tüketim ürünleri (FMCG) sektörlerinde deneyimi bulunan Nilgün Özer Kelleli, Orzax’a pazarlama müdürü olarak katıldı.

Kimya Mühendisliği lisans eğitimini Yıldız Teknik Üniversitesi’nde tamamlayan Kelleli, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde İşletme Yüksek Lisans programını ve ardından Almanya’daki Academy Marketing Communication’da İletişim yüksek lisansını tamamladı.

Profesyonel kariyerine kozmetik sektöründe ürün müdürü olan başlayan Kelleli, OTC, ilaç ve FMCG sektöründe ulusal ve çok uluslu şirketlerde, orta ve üst düzey yöneticilik görevlerinde yer aldı. Geçmiş deneyimlerinde pazarlama iletişimi ve dijital uygulamalar gibi alanlarda sorumluluk alarak kapsamlı projelerde etkin rol aldı.

Nilgün Özer Kelleli yeni görevinde, Orzax’ın yerel ve uluslararası pazardaki güçlü konumunu daha da ileri taşımayı hedefliyor. FMCG ve ilaç sektöründeki deneyimlerini birleştirerek bütüncül bir pazarlama anlayışıyla dijital kanallar ve teknolojiden yararlanacağı projelerle markanın küresel ölçekteki rekabet gücünü artırmayı amaçlıyor.

Bayer Lansmanı | Kalp Yetmezliği Tedavisinde Yenilikler

ekran görüntüsü 2025 09 01 185010

Bayer, Avrupa Kardiyoloji Derneği Kongresi bünyesinde yeni kardiyovasküler tedavilerine ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. “Kalp Yetmezliği Tedavisini Geliştirmek: Hasta Sonuçlarını İyileştirmek” temalı toplantıda Bayer’in kalp yetmezliği ve böbrek hastalıkları portföyünden en son klinik veriler aktarıldı. Alanında uzman doktorlar finerenone, vericiguat ve acoramidis üzerine sunumlar yaptı.

“Hastaları Kardiyovasküler Bakımda İlerlemenin Merkezine Koymak”, başlıklı ve HF, CKD ve ATTR-CM’nin küresel yükü ve karşılanmamış ihtiyaçları üzerine tartışma yürüten Bayer Küresel Ürün Stratejisi ve Ticarileştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı ve İlaç Liderlik Ekibi Üyesi Christine Roth, ATTR-CM kardiyomiyopatisi olan hastaların genellikle yetersiz veya yanlış teşhis edilen bir kalp yetmezliği türü yaşadığını ifade ederek ”Teşhisten sonra tedavi edilmezlerse, bu hastaların ortalama yaşam süreleri sadece 3 ila 5 yıl. Bu yılın başlarında, en yeni kardiyovasküler ilacımız (Beantra) için –  kalpteki amiloid protein birikiminin temel nedenini ele alan bir tedavi için – EMA (European Medicines Agency) onayı almaktan büyük gurur duyduk” diye konuştu.

adsız tasarım

Hassas İlaç Geliştirme

Christine Roth şöyle devam etti: “Şu anda ‘hassas ilaç geliştirme ve kardiyovasküler hastalık’ adını verdiğimiz bir yaklaşım benimsiyoruz. Bunun asıl anlamı, sürecin çok erken aşamalarında, hastalığın biyolojisini derinlemesine anlamaktır. Böylece, bu derinlemesine anlayışı, hastalığın ilerlemesinde belirli ilaç hedeflerine veya belirli klinik ortamlara karşı etkili olabilecek ilaçlar bulmak için kullanılabilecek noktalar bulmak için kullanabiliriz. Daha önce ilaçla tedavi edilemeyeceği düşünülen hedeflere ulaşmak için üçüncü parça, inovasyon motorlarımızdan biri olan AskBio. Aslında belirli bir kalp yetmezliği türü için bir gen tedavisi çözümü arıyor. Yani, elimizde birden fazla yöntem mevcut. Bir başka unsur ise Bayer’de devreye aldığımız inovasyon ekosistemi” dedi.

Böbrek ve Kardiyovasküler Olaylara Entegre Yaklaşım

Boston Brigham and Women’s Hastanesi Kardiyometabolik Uygulama Bilimi Merkezi Eş Direktörü ve Harvard Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muthiah Vaduganathan, “Böbrek ve Kardiyovasküler Olaylara Yönelik Entegre Yaklaşım: Finerenonun potansiyeli kardiyovasküler-böbrek metabolik hastalıkların örtüşmesinin araştırılması, FINEARTS-HF verileriyle LVEF ≥%40 olan HF’ye potansiyel yeni bir yaklaşım olarak finerenonun ve CKD ve tip 2 diyabette kardiyovasküler riskin azaltılmasındaki finerenonun rolü” başlıklı bir sunum yaptı. Prof. Dr. Muthiah Vaduganathan şunları kaydetti:

“Kardiyo-böbrek metabolizması için çok heyecan verici bir dönemdeyiz. Çünkü sadece bu durumların nasıl kesiştiği konusunda değil, aynı zamanda klinik pratikte bunları nasıl yönetebileceğimiz konusunda da yeni bilgiler edindik. Kronik böbrek hastalığı ve kalp yetmezliği, tarihsel olarak farklı klinik durumlar olarak kabul edilmiştir. Aslında, genellikle nefrologlar tarafından klinik olarak yönetilmişlerdir. Bugün, yeni bir paradigmamız var: kardiyo-böbrek metabolizması veya KKM. Bu, bu durumları tek ve birleşik bir varlıkta bir araya getiriyor ve bu varlıkları birlikte ele almamızı sağlayan bir tedavi yolu sunuyor. Araştırmalar gösteriyor ki temel klinik mesaj, hastaların erken dönemde finerinon ile kan basıncında bir miktar düşüş olsa dahi bu durum, tedaviyi erken kesmek veya durdurmak için bir sebep olmamalı. Çünkü bu, finerinon gibi bir ilacın uzun vadeli faydalarından yararlanmalarını engelleyecektir” dedi.

“Son 20-25 Yılda Kademeli İyileşme Var”

Dallas, Teksas Baylor Scott ve White Sağlık Kıdemli Başkan Yardımcısı, Maxwell A. ve Gayle H. Clampitt Araştırma Kürsüsü ve ABD, Mississippi Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan Prof. Dr. Javed Butler, vericiguat tedavi seçeneğine ilişkin gelen bir soruya yanıt olarak ”Kalp yetmezliği olan hastalara ve temel risklerine bakarsanız, son 20-25 yılda sonuçlarda kademeli bir iyileşme gördük. Bakım standardı konusunda bile, iyileşme var. Kabul edilemez derecede yüksek bir hastaneye yatış ve ölüm oranı vardı başlangıçta. Oysa şimdi elimizde Victor Victoria çalışmasından tüm hasta yelpazesinden elde edilen veriler var ve bu veriler ölüm oranlarında, hastaneye yatışlarda ve tüm nedenlere bağlı ölümlerde azalmalar olduğunu gösteriyor” dedi.


Oturumda ayrıca, Almanya, Charité, Berlin Sağlık Enstitüsü Kardiyovasküler Sistem Birimi Başkanı ve Kardiyak Rejenerasyon ve İmmünokardiyoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Carsten Tschöpe, TTR Stabilitesini Artırmak, Amiloidojenik Süreci Yavaşlatmak konulu bir sunum yaptı.

Sayı: 33

33 (1)
Okumak için tıklayınız

klinikiletişim dergisinin 33. sayısı yayımlandı. Bu sayıda Türkiye’nin sağlık politikalarına yön veren kişi ve kurumlarından önemli haberleri okuyabilirsiniz.

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) ve Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı (SSYV) iş birliğinde hazırlanan “Nüfus Politikaları Kitapçığı” şu önemli soruya yanıt arıyor: Türkiye Nüfusundaki Değişiklikten Endişe Duymalı mıyız? Rapor, verilerle ışık tuttuğu konulara açıklık getiriyor ve ekliyor: “Türkiye’nin nüfusu 100 milyon dolayına erişecek. Asıl düşünülmesi gereken, bu nüfusun yol açacağı medikal ve sosyal sorunlar olmalıdır. Hedef, genç ve kalabalık değil, nitelikli ve sağlıklı nüfus olmalıdır.”

Bu sayının sıcak gündemi Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulan Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonları… TTB konuyu titizlikle ele alan bir açıklama yayımladı.

Hekimlerin Mesleki Özerklikleri Tehdit Altında

İlk kez Kasım 2024’te sağlık hizmetlerini yeniden yapılandırma amacıyla kurulacağı ifade edilen Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonları bu yılın ilk aylarında Sağlık Bakanlığı tarafından yirmi farklı alanda oluşturuldu. TTB tarafından yapılan açıklamada komisyonun kuruluş, işleyişi ve potansiyel sakıncalarına değinilerek şunlar kaydedildi:

TTB ve Uzmanlık Dernekleri Bilgilendirilmedi

“Komisyonların yenidoğan yoğun bakım, erişkin yoğun bakım, organ nakli, kadın hastalıkları ve doğum, tıbbi onkoloji, kardiyoloji ve erişkin kalp ve damar cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, göğüs hastalıkları, çocuk ve erişkin hematoloji, kulak burun boğaz, tıbbi laboratuvar hizmetleri, göz hastalıkları, radyoloji hizmetleri, acil tıp, aile hekimliği, gastroenteroloji ve obezite cerrahisi, beyin ve sinir cerrahisi, tıbbi genetik, ağız ve diş sağlığı hizmetleri ve cinsiyet değişikliği alanlarında olduğu öğrenildi. Neredeyse tıp alanındaki hemen tüm uzmanlık dallarına ilişkin tıbbi uygulamaların denetlenmesi ve kontrolünü hedeflediği anlaşılan bu komisyonların oluşturulma biçimleri, ilgili mevzuat, komisyon üye seçim kriterleri, komisyonların yetki alanları ve işleyişleri hakkında TTB ve uzmanlık dernekleri bilgilendirilmedi, detaylar açıklanmadı.

Hasta Haklarına Aykırı

Komisyon üyeleri tarafından herhangi bir hukuki ve yasal mevzuat hükümlerine dayalı olmadan çağrılan hekimlerden, hastalarının sır kapsamındaki bilgilerini, uzmanlık alanlarının gerektirdiği bilimsel bilgiler doğrultusunda ve kurumsal mevzuatlar ve yönetmelikler dahilinde gerçekleşen tıbbi uygulamaların detaylarını ve tanı ve tedavi süreçlerini yürüttükleri hastalarının tıbbi ve demografik özelliklerini komisyon üyelerine iletmeleri talep edilmiştir. Sağlık Bakanlığının bu faaliyeti, mevcut işleyişi itibarıyla hem hasta haklarına aykırı hem de hekimlerin meslek özerkliğini ortadan kaldıran bir müdahaledir.”

Klinik Değerlendirme Dış Baskıdan Azade Olmalı

Açıklamada Helsinki Bildirgesi (2013) hatırlatılarak “Başta politik baskılar olmak üzere hekimin ‘klinik değerlendirme yetisinin (her türlü) dış baskıdan azade ve bağımsız olması gerektiğini’ hükme bağlamaktadır” denildi.

Mesleki Özerklik Neden Önemli?

Açıklamada ayrıca, “Kanıta dayalı tıbbi bilimsel kılavuzların gerekleri ve hekimin bilimsel ve etik ilkelerden güç alan mesleki özerkliği, idari kurulların siyasi mülahazalarla değişen keyfi işleyişi doğrultusunda denetimine tabii tutulamaz. Çünkü konu hakkında dünya tarihinde yer almış kimi acı ve utanç verici deneyimler, tıbbi uygulamaların idari kurullarla denetlenmesi ve sınırlandırılmasının, öncelikle bireyin sağlıklı yaşama ve hastaların tedavi/sağaltım hakkını ihlal ettiğini gösterdiği için bu deneyimlerden çıkarılan dersler doğrultusunda hekimlere bilimsel bilgi çerçevesinde mesleki özerklik tanımlanmıştır” ifadeleriyle gerekçesi, öznesi ve hedefi ne olursa olsun bilimsel tıp bilgisini siyasi amaçların hedefi haline getirme tehlikesini içeren hiçbir adımın ve müdahalenin kabul edilemeyeceği bildirildi.  

Sayı: 33

33 (1)
Okumak için tıklayınız

İlk kez Kasım 2024’te sağlık hizmetlerini yeniden yapılandırma amacıyla kurulacağı ifade edilen Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonları bu yılın ilk aylarında Sağlık Bakanlığı tarafından yirmi farklı alanda oluşturuldu. TTB tarafından yapılan açıklamada komisyonun kuruluş, işleyişi ve potansiyel sakıncalarına değinilerek şunlar kaydedildi:

TTB ve Uzmanlık Dernekleri Bilgilendirilmedi

“Komisyonların yenidoğan yoğun bakım, erişkin yoğun bakım, organ nakli, kadın hastalıkları ve doğum, tıbbi onkoloji, kardiyoloji ve erişkin kalp ve damar cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, göğüs hastalıkları, çocuk ve erişkin hematoloji, kulak burun boğaz, tıbbi laboratuvar hizmetleri, göz hastalıkları, radyoloji hizmetleri, acil tıp, aile hekimliği, gastroenteroloji ve obezite cerrahisi, beyin ve sinir cerrahisi, tıbbi genetik, ağız ve diş sağlığı hizmetleri ve cinsiyet değişikliği alanlarında olduğu öğrenildi. Neredeyse tıp alanındaki hemen tüm uzmanlık dallarına ilişkin tıbbi uygulamaların denetlenmesi ve kontrolünü hedeflediği anlaşılan bu komisyonların oluşturulma biçimleri, ilgili mevzuat, komisyon üye seçim kriterleri, komisyonların yetki alanları ve işleyişleri hakkında TTB ve uzmanlık dernekleri bilgilendirilmedi, detaylar açıklanmadı.

Hasta Haklarına Aykırı

Komisyon üyeleri tarafından herhangi bir hukuki ve yasal mevzuat hükümlerine dayalı olmadan çağrılan hekimlerden, hastalarının sır kapsamındaki bilgilerini, uzmanlık alanlarının gerektirdiği bilimsel bilgiler doğrultusunda ve kurumsal mevzuatlar ve yönetmelikler dahilinde gerçekleşen tıbbi uygulamaların detaylarını ve tanı ve tedavi süreçlerini yürüttükleri hastalarının tıbbi ve demografik özelliklerini komisyon üyelerine iletmeleri talep edilmiştir. Sağlık Bakanlığının bu faaliyeti, mevcut işleyişi itibarıyla hem hasta haklarına aykırı hem de hekimlerin meslek özerkliğini ortadan kaldıran bir müdahaledir.”

Klinik Değerlendirme Dış Baskıdan Azade Olmalı

Açıklamada Helsinki Bildirgesi (2013) hatırlatılarak “Başta politik baskılar olmak üzere hekimin ‘klinik değerlendirme yetisinin (her türlü) dış baskıdan azade ve bağımsız olması gerektiğini’ hükme bağlamaktadır” denildi.

Mesleki Özerklik Neden Önemli?

Açıklamada ayrıca, “Kanıta dayalı tıbbi bilimsel kılavuzların gerekleri ve hekimin bilimsel ve etik ilkelerden güç alan mesleki özerkliği, idari kurulların siyasi mülahazalarla değişen keyfi işleyişi doğrultusunda denetimine tabii tutulamaz. Çünkü konu hakkında dünya tarihinde yer almış kimi acı ve utanç verici deneyimler, tıbbi uygulamaların idari kurullarla denetlenmesi ve sınırlandırılmasının, öncelikle bireyin sağlıklı yaşama ve hastaların tedavi/sağaltım hakkını ihlal ettiğini gösterdiği için bu deneyimlerden çıkarılan dersler doğrultusunda hekimlere bilimsel bilgi çerçevesinde mesleki özerklik tanımlanmıştır” ifadeleriyle gerekçesi, öznesi ve hedefi ne olursa olsun bilimsel tıp bilgisini siyasi amaçların hedefi haline getirme tehlikesini içeren hiçbir adımın ve müdahalenin kabul edilemeyeceği bildirildi.  

Hekimlerin Mesleki Özerklikleri Tehdit Altında

İlk kez Kasım 2024’te sağlık hizmetlerini yeniden yapılandırma amacıyla kurulacağı ifade edilen Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonları bu yılın ilk aylarında Sağlık Bakanlığı tarafından yirmi farklı alanda oluşturuldu. TTB tarafından yapılan açıklamada komisyonun kuruluş, işleyişi ve potansiyel sakıncalarına değinilerek şunlar kaydedildi:

TTB ve Uzmanlık Dernekleri Bilgilendirilmedi

“Komisyonların yenidoğan yoğun bakım, erişkin yoğun bakım, organ nakli, kadın hastalıkları ve doğum, tıbbi onkoloji, kardiyoloji ve erişkin kalp ve damar cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, göğüs hastalıkları, çocuk ve erişkin hematoloji, kulak burun boğaz, tıbbi laboratuvar hizmetleri, göz hastalıkları, radyoloji hizmetleri, acil tıp, aile hekimliği, gastroenteroloji ve obezite cerrahisi, beyin ve sinir cerrahisi, tıbbi genetik, ağız ve diş sağlığı hizmetleri ve cinsiyet değişikliği alanlarında olduğu öğrenildi. Neredeyse tıp alanındaki hemen tüm uzmanlık dallarına ilişkin tıbbi uygulamaların denetlenmesi ve kontrolünü hedeflediği anlaşılan bu komisyonların oluşturulma biçimleri, ilgili mevzuat, komisyon üye seçim kriterleri, komisyonların yetki alanları ve işleyişleri hakkında TTB ve uzmanlık dernekleri bilgilendirilmedi, detaylar açıklanmadı.

Hasta Haklarına Aykırı

Komisyon üyeleri tarafından herhangi bir hukuki ve yasal mevzuat hükümlerine dayalı olmadan çağrılan hekimlerden, hastalarının sır kapsamındaki bilgilerini, uzmanlık alanlarının gerektirdiği bilimsel bilgiler doğrultusunda ve kurumsal mevzuatlar ve yönetmelikler dahilinde gerçekleşen tıbbi uygulamaların detaylarını ve tanı ve tedavi süreçlerini yürüttükleri hastalarının tıbbi ve demografik özelliklerini komisyon üyelerine iletmeleri talep edilmiştir. Sağlık Bakanlığının bu faaliyeti, mevcut işleyişi itibarıyla hem hasta haklarına aykırı hem de hekimlerin meslek özerkliğini ortadan kaldıran bir müdahaledir.”

Klinik Değerlendirme Dış Baskıdan Azade Olmalı

Açıklamada Helsinki Bildirgesi (2013) hatırlatılarak “Başta politik baskılar olmak üzere hekimin ‘klinik değerlendirme yetisinin (her türlü) dış baskıdan azade ve bağımsız olması gerektiğini’ hükme bağlamaktadır” denildi.

Mesleki Özerklik Neden Önemli?

Açıklamada ayrıca, “Kanıta dayalı tıbbi bilimsel kılavuzların gerekleri ve hekimin bilimsel ve etik ilkelerden güç alan mesleki özerkliği, idari kurulların siyasi mülahazalarla değişen keyfi işleyişi doğrultusunda denetimine tabii tutulamaz. Çünkü konu hakkında dünya tarihinde yer almış kimi acı ve utanç verici deneyimler, tıbbi uygulamaların idari kurullarla denetlenmesi ve sınırlandırılmasının, öncelikle bireyin sağlıklı yaşama ve hastaların tedavi/sağaltım hakkını ihlal ettiğini gösterdiği için bu deneyimlerden çıkarılan dersler doğrultusunda hekimlere bilimsel bilgi çerçevesinde mesleki özerklik tanımlanmıştır” ifadeleriyle gerekçesi, öznesi ve hedefi ne olursa olsun bilimsel tıp bilgisini siyasi amaçların hedefi haline getirme tehlikesini içeren hiçbir adımın ve müdahalenin kabul edilemeyeceği bildirildi.  

Sağlık Bakanlığı 20 Branşta Denetleme Komisyonu Kurdu

9

Sağlık Bakanlığı yenidoğan yoğun bakım, erişkin yoğun bakım, organ nakli, kadın hastalıkları ve doğum, tıbbi onkoloji, kardiyoloji ve erişkin kalp ve damar cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, göğüs hastalıkları, çocuk ve erişkin hematoloji, kulak burun boğaz, tıbbi laboratuvar hizmetleri, göz hastalıkları, radyoloji hizmetleri, acil tıp, aile hekimliği, gastroenteroloji ve obezite cerrahisi, beyin ve sinir cerrahisi, tıbbi genetik, ağız ve diş sağlığı hizmetleri ve cinsiyet değişikliği alanlarında denetleme ve kontrol komisyonları kurdu

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi (TTB) Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (UDEK), Sağlık Bakanlığı tarafından yirmi farklı branşta oluşturulan komisyonların tıp alanındaki birçok uzmanlık dalına ilişkin tıbbi uygulamaları denetlenme ve kontrol faaliyetlerini kabul etmediğini açıkladı. Komisyonların oluşturulma biçimleri, üye seçim kriterleri, yetki alanları ve işleyişleri hakkında TTB ve uzmanlık derneklerinin bilgilendirilmediği ifade edilen açıklamanın tamamı şöyle:

“İlk kez Kasım 2024’te sağlık hizmetlerini yeniden yapılandırma amacıyla kurulacağı ifade edilen ‘Denetim ve Değerlendirme Bilimsel Komisyonları’, bu yılın ilk aylarında Sağlık Bakanlığı tarafından yirmi farklı alanda oluşturuldu. Söz konusu komisyonların kurulduğuna ilişkin bilgi bakanlığın Sağlıklı Çözüm adlı X hesabından paylaşıldı. Paylaşım öncesi ya da sonrasında Türk Tabipleri Birliği (TTB) ya da TTB-Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu’na (TTB-UDEK) konuyu görüşmek üzere bir davet yapılmadı ve konu hakkında görüş alınmadı.

Bakanlığın Sağlıklı Çözüm X hesabından açıklanan paylaşım çerçevesinde denetim ve değerlendirme yapacak bu komisyonların yenidoğan yoğun bakım, erişkin yoğun bakım, organ nakli, kadın hastalıkları ve doğum, tıbbi onkoloji, kardiyoloji ve erişkin kalp ve damar cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, göğüs hastalıkları, çocuk ve erişkin hematoloji, kulak burun boğaz, tıbbi laboratuvar hizmetleri, göz hastalıkları, radyoloji hizmetleri, acil tıp, aile hekimliği, gastroenteroloji ve obezite cerrahisi, beyin ve sinir cerrahisi, tıbbi genetik, ağız ve diş sağlığı hizmetleri ve cinsiyet değişikliği alanlarında olduğu öğrenildi. Neredeyse tıp alanındaki hemen tüm uzmanlık dallarına ilişkin tıbbi uygulamaların denetlenmesi ve kontrolünü hedeflediği anlaşılan bu komisyonların oluşturulma biçimleri, ilgili mevzuat, komisyon üye seçim kriterleri, komisyonların yetki alanları ve işleyişleri hakkında TTB ve uzmanlık dernekleri bilgilendirilmedi, detaylar açıklanmadı.

Hasta Bilgileri Komisyon Üyelerine İletiliyor

Kısa bir süre önce Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulan Denetim ve Değerlendirme Komisyonları’nın üyeleri, kimi üniversitelerin Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezleri’ne davetsiz, randevusuz ve habersiz biçimde gelerek ellerinde bulunan “Denetim ve Değerlendirme Formu” doğrultusunda başhekimlerle görüşmüş ve keyiflerince seçtikleri birimlerin ilgili uzmanlarından hastalarına uyguladıkları tıbbi prosedürlerle ilgili bilgi talep etmişlerdir. Komisyon üyeleri tarafından herhangi bir hukuki ve yasal mevzuat hükümlerine dayalı olmadan çağrılan hekimlerden, hastalarının sır kapsamındaki bilgilerini, uzmanlık alanlarının gerektirdiği bilimsel bilgiler doğrultusunda ve kurumsal mevzuatlar ve yönetmelikler dahilinde gerçekleşen tıbbi uygulamaların detaylarını ve tanı ve tedavi süreçlerini yürüttükleri hastalarının tıbbi ve demografik özelliklerini komisyon üyelerine iletmeleri talep edilmiştir.

Hekimlerin Mesleki Özerkliği Ortadan Kaldırılıyor

TTB ve TTB-UDEK olarak, hangi mevzuata dayandığı belli olmayan, görev ve sorumluluk alanları tanımlanmamış, yetki kapsamı tarif edilmemiş ve işleyişi ile ilgili mevzuat ya da yönetmenlik açıklanmamış bu komisyonların, “Ben yaptım oldu” mantığıyla, denetleme faaliyetine kalkışmasını kabul etmiyoruz. Sağlık Bakanlığının bu faaliyeti, mevcut işleyişi itibarıyla, hem hasta haklarına aykırı, hem de hekimlerin meslek özerkliğini ortadan kaldıran bir müdahaledir.

TTB ve TTB-UDEK olarak, evrensel meslek etiği ilkeleri ve ulusal mevzuat hükümlerini açık biçimde çiğneyen bu uygulamaya karşı gerekli tüm hukuki ve demokratik yolları takip edeceğimizi bilmenizi isteriz.

Hekimlik Meslek Özerkliği Hükümleri

Bu vesile ile Sağlık Bakanlığına, hasta yararı için vazgeçilmez kıymette olan hekimlik meslek özerkliğini tanımlayan kimi hükümleri bir kez daha hatırlatmayı görev sayıyoruz:

“Kanıta dayalı bilimsel tıp yaklaşımını ve hekimlik meslek etiğini zedeleyen ve bilimsel tıp bilgisini siyasi amaçların hedefi haline getirme tehlikesini içeren hiçbir adımı ve müdahaleyi, gerekçesi, öznesi ve hedefi ne olursa olsun, TTB ve TTB-UDEK olarak kabul etmemiz mümkün değildir”

  • Bilindiği üzere Dünya Tabipler Birliği Cenevre Bildirgesi (2017), hekimin mesleğini bilimsel tıp ilkelerine uygun olarak özgürce icra etmesi gerektiğini açık biçimde kayıt altına almaktadır.
  • Dünya Tabipler Birliği’nin Lizbon Hasta Hakları Bildirgesi, hastanın bilgilendirilmiş onam hakkını tanımlayarak, hekimin hastasıyla birlikte karar verme sorumluluğunun altını çizmekte ve güvene dayalı bu ilişkiye yönelebilecek dışsal politik ya da bürokratik müdahaleleri men etmektedir.
  • Helsinki Bildirgesi (2013), başta politik baskılar olmak üzere hekimin “klinik değerlendirme yetisinin (her türlü) dış baskıdan azade ve bağımsız olması gerektiğini” hükme bağlamaktadır.
  • Ulusal mevzuat yönünden Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi (1960), hem de ilk maddesinde, hekimin “mesleğini icra ederken her türlü tesir ve çıkarın dışında, yalnız tıbbi vicdanı ve ilmi kanaati ile hareket” etmesini vurgulamaktadır.
  • Hatta 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu dahi, kamu görevlilerinin mesleki yetkinliğine saygı ilkesine işaret ederken, istisnai bir göndermeyle, hekimin mesleki kanaatiyle karar verme hakkını zımnen tanımaktadır.

Yasalar Hekimleri Politik Baskıya Karşı Koruyor 

Dikkat edileceği üzere; yukarıda sayılan bütün düzenlemeler, hekimin bireysel değerlendirme yapma sorumluluğunu ve karar alma yetkisini, politik ve bürokratik baskı başta olmak üzere her türlü dış baskıya karşı koruma altına almaktadır. Dolayısıyla, kanıta dayalı tıbbi bilimsel kılavuzların gerekleri ve hekimin bilimsel ve etik ilkelerden güç alan mesleki özerkliği, idari kurulların siyasi mülahazalarla değişen keyfi işleyişi doğrultusunda denetimine tabii tutulamaz. Çünkü konu hakkında dünya tarihinde yer almış kimi acı ve utanç verici deneyimler, tıbbi uygulamaların idari kurullarla denetlenmesi ve sınırlandırılmasının, öncelikle bireyin sağlıklı yaşama ve hastaların tedavi/sağaltım hakkını ihlal ettiğini gösterdiği için bu deneyimlerden çıkarılan dersler doğrultusunda hekimlere bilimsel bilgi çerçevesinde mesleki özerklik tanımlanmıştır. Bu nedenle kanıta dayalı bilimsel tıp yaklaşımını ve hekimlik meslek etiğini zedeleyen ve bilimsel tıp bilgisini siyasi amaçların hedefi haline getirme tehlikesini içeren hiçbir adımı ve müdahaleyi, gerekçesi, öznesi ve hedefi ne olursa olsun, TTB ve TTB-UDEK olarak kabul etmemiz mümkün değildir

Bakanlığın Tıbbi Uygulamaları Denetim Yetkisi Yok

Bir diğer belirtmemiz gereken nokta ise Sağlık Bakanlığı’nın kendisinin belirleyeceği tıbbi uygulamalara veya endikasyonlara uygunluk denetimi adı altında bir denetim yetkisinin bulunmadığıdır. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun, Sağlık Bakanlığı’na sağlık kuruluşları yönünden verdiği denetim yetkisi, önceden bir yönetmelik ile belirlenmesi zorunlu olan sağlık hizmeti standartlarına uygunluğun denetlenmesi ile sınırlıdır. Sağlık hizmetlerine ilişkin mesleki standartlar ise (ki o alandaki tıbbi-bilimsel bilginin dünyada ulaştığı düzeyi ifade eder) dünyada olduğu gibi ülkemizde de BİYO-TIP Sözleşmesi 4. maddesi ile 1219 sayılı kanunun 1,4 ve ek 14. maddeleri uyarınca tıp fakülteleri müfredatları, uzmanlık eğitimi müfredatları, bilimsel deneylerle ortaya konulan ve akran denetimini içeren bilimsel çalışmalar ile oluşturulup geliştirilir.

Hastanın Yazılı Rızası Alınmalı

“Mevzuat ve liyakat esasına dayalı bir komisyon şekillendirilmiş olsa dahi, hastaların tüm bilgileri, onların açık yazılı rızası olmadan talep edilemez, incelenemez ve herhangi bir hükme konu edilemez. Önceden belirlenmiş olan, sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik meşru amaçlara ulaşmak için mutlaka gerekli, amaçla orantılı, sınırlı ve anonimleştirilmiş bilgilerin derlenmesi söz konusu edilebilir”

Son olarak şekillendirilen komisyonların, mevcut uygulamanın aksine, kamuoyuna açıklanmış yasal bir mevzuata dayandırılmış olsa ve benzer biçimde denetleme komisyon üyelerinin mevcudun aksine o alanda çalışan, bilgi üreten ve hasta takip eden liyakatla seçilmiş üyelerden oluşsa dahi, ziyaretlerin evrensel hükümlere ve ulusal hukuki mevzuatlara uygun biçimde, konu ve hedeflerini açıkça belirtilen yazışmalarla dayanak altına alınması gereklidir. Mevcudun aksine, mevzuat ve liyakat esasına dayalı bir komisyon şekillendirilmiş olsa dahi, hastaların tüm bilgileri, onların açık yazılı rızası olmadan talep edilemez, incelenemez ve herhangi bir hükme konu edilemez. Önceden belirlenmiş olan, sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik meşru amaçlara ulaşmak için mutlaka gerekli, amaçla orantılı, sınırlı ve anonimleştirilmiş bilgilerin derlenmesi söz konusu edilebilir.

TTB Hukuk Yoluna Gidecek

“Çağdaş dünyada hekimlerin tanı ve tedavi işlemleri, politik ve bürokratik talimatlarla değil; aksine akran değerlendirmesine dayanan bilimsel araştırmalardan elde edilen kanıtlara dayalı olarak, klinik tecrübe ve mesleksel deneyimin somut olguya uygulanması ile gerçekleştirilmektedir”

Son olarak bir kez daha ifade etmek gerekir ki; yakın zaman önce gerçekleştirilen ve muhataplarınca denetleme ve değerlendirme uygulamaları olarak ifade edilen açık müdahale, evrensel hekimlik meslek etiği ilkelerine tümüyle aykırıdır. Dünyanın hiçbir yerinde uzmanlık dallarının bir zaman diliminde geçerli tanı ve tedavi uygulamalarının neler olduğu idari ya da adli bir organ tarafından belirlenmemektedir. Çünkü çağdaş dünyada hekimlerin tanı ve tedavi işlemleri, politik ve bürokratik talimatlarla değil; aksine akran değerlendirmesine dayanan bilimsel araştırmalardan elde edilen kanıtlara dayalı olarak, klinik tecrübe ve mesleksel deneyimin somut olguya uygulanması ile gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle Sağlık Bakanlığından ivedi olarak “hasta dosyalarının rızaları olmaksızın tıbbi uygunluk yönünden denetlenmesi” amaçlı işlemlerin bir an önce geri alınmasını talep ediyor, uygulamanın sürmesi halinde mesleğimizin özerkliğinin ve bilimsel bağımsızlığın korunabilmesi için TTB ve uzmanlık dernekleri olarak, gerekli her türlü demokratik ve hukuki girişimi çekinmeden yerine getireceğimizi belirtmek istiyoruz.”