Ana Sayfa Tüm Haberler

klinikiletişim’in yeni sayısında neler var?

klinikiletişim dergisinin yeni sayısı yayınlandı. Haziran – Temmuz 2019 sayısında işlenen konular özetle şöyle:

Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) bu yılki toplantısının ana temasını sağlığın finansmanı olarak belirledi. Sağlık finansmanında reform arayışlarının tartışıldığı ilk gün yapılan oturumda ortak akıl toplantısının sonuçları açıklandı.

Sağlığın finansmanı konusunda En Sık Kullanılan Kavramlar / Sağlık Finansmanında Türkiye’de Yaşanan Olumlu ve Olumsuz Başlıklar / Öneriler neler?

Bu yılki oturumları klinikiletişim okurları için değerlendiren OHSAD Başkanı Dr. Reşat Bahat’a göre, özel hastanecilik büyümüyor sadece şişmanlıyor!

OHSAD 2020’de yurt dışına açılmayı planlıyor! Gelecek senelerde hastane sahipleri ve yöneticilerinden oluşan uluslararası katılımcı sayısı artacak.

SGK Başkanı Dr. Mehmet Selim Bağlı: “Bizim hesaplarımıza göre 2071’e kadar dışsal ciddi bir değişiklik olmazsa temel parametrelerle oynanamazsa SGK’nın topladığı primlerin, emekli maaş ödemeleriyle sağlık harcamalarını karşılama oranları yüzde 75’în altına düşmeyecek”

Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Dr. Abdülvahit Sözüer: “Şehir hastaneleri bizim genel bütçemize konulmuş bir pay; bu yıl 3,5 milyarlık bütçesi konuldu. Şehir hastaneleri bizim için fırsat olabilir. Bu fırsatı hemen değerlendirmeliyiz. Gözler üstümüzde!”

Cumhurbaşkanlığı Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. Necdet Ünüvar: “SUT’un sadece güncellenmesi yetmez, çeşitlendirilmesi de gerekiyor. SUT’u öyle bir planlanmalı ki 1., 2. ve 3.
basamaklar arasındaki çeşitliliği ile sağlık sisteminin iyileşmesine katkı
sağlayacak noktaya taşımalıyız”

Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş. (USHAŞ) Genel Müdürü Mehmet Ali Kılıçkaya: “Sağlık turizmi kapsamında; termal ve ileri yaş
turizminin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum”

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Genel Sekreteri Prof. Dr. Kerem Alkin: “Ülkeye girişte, gümrük kapılarında, sağlık turizmi amaçlı gelen turistler için ayrı ‘hızlı geçiş’ ve ‘kolay işlem’ bankoları oluşturuluyor, ‘e-vize’ uygulaması gündemde”

Ticaret Bakanlığı Sağlık Turizmi Daire Başkanı Alperen Kaçar: “2018’de Yaklaşık 49 milyar dolarlık bir hizmet ihracatımız var. İthalatı
da 20 milyar dolara yakın. Cari fazla verdiğimiz bir sektör”

Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın: “Afi liasyon konusunda bugün en zayıf olduğumuz konu iki sayfalık bir protokolle yola çıkıp sonrasında sorunlar yaşadığımız bir sürece giriyoruz. Belki iki sayfa değil iki yüz sayfalık detaylı stratejilerin masaya yatırıldığı bir model oluşturmak zorundayız”

Kendisinin de afiliasyon deneyimi yaşadığını ifade eden OHSAD Başkanı Dr. Reşat Bahat: “Branş bazlı afiliasyonu neden tartışmıyoruz? Bunun şartlarını iyi şekilde oluşturursak daha geniş bazlı afiliasyonlar oluşturabiliriz. Bence bu işi yanlış taraf fonluyor”

Acıbadem Sağlık Grubu Genel Müdürü Tahsin Güney: “GSS’de istediğimiz yere geldik mi derseniz bana göre gelmedik. Araştırmalar şunu gösteriyor; gelir ve eğitim düzeyi yükseldikçe sağlık hizmetlerinden insanlar daha fazla yararlanıyor. Gelir düzeyi yüksek insanların sağlık sistemine katkılarının önünü açmanız gerekiyor. Bunlardan biri tamamlayıcı sağlık sigortasıdır. Maalesef toplumun yüzde 3 – 4’ü civarında özel sağlık sigortası var”

GSK GSS Genel Müdürü Dr. Mustafa Özderyol: “2015’te ciddi tartışmalar yaşandı ve biz kanunumuza kişisel sağlık verilerinin paylaşılamayacağı hükmünü koyduk. Bu hüküm bazı yerlerde bizim elimizi güçlendirdi ama biraz da kurumun kendi içine kapanmasına sebep oldu. böyle büyük bir verinin toplandığı bir ülkede ileriye dönük projeksiyonların yapılması gerekir diye düşünüyorum. Bu verilerin
kişisel değil anonimleştirilerek açılması gerektiğine inanıyorum.”

OHSAD Yönetim Kurulu Danışmanı Hüseyin Çelik: “Sağlık finansman sistemimiz, geçmişte SSK’nın düştüğü hataya düşmemeli! SSK o dönemde hep maliyet tasarrufu yöntemine gitti; hizmet kalitesini, vatandaşın memnuniyetini ikinci plana koydu. GSS’nin sadece maliyet kontrolüne odaklanmış olması hizmet sunucularının sorunlarına gereken önemi vermemiş olması bence en temel sorunlardan biri”

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) Genel Sekreteri Yrd. Uzm. Ecz. Halil Tunç Köksal: “İlaç üretim tesisleri; 2010’da 49 iken 2018’de 82’ye yükseldi. Akredite Ar-Ge merkezi sayısı; 2010’da 4,
2013’te 6, 2015’te 13 ve 2019’da 32 oldu. Toplam Ar- Ge çalışanı 231″

Güven Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Banu Küçükel: “Gelecekte biz büyümeyi dijital platformlarda büyümek olarak göreceğiz. Hastasız hastanecilik geliyor. Hatta patronsuz hastanelerin geleceği konuşuluyor. hastanelerimizin sınırlarına bağlı kalmayacağız ve orada planlama yok artık!”

Özel Hastaneler Tedarik Zincirini Nasıl Yönetiyor?

Acıbadem Sağlık Grubu Satın Alma Direktörü Hakan Evsine: “Acıbadem’in tüm satın almalarını merkezi olarak yönetiyoruz. Satın almaları alt disiplinlere bölerek yönettik. Alt uzmanlıklar yarattık. Hastanelerdeki depoların yönetimleri de bizde!

Medicalpark Tedarik Yönetimi Direktörü Mustafa Işık:
“Medicalpark’ta merkezi depo yok, 31 hastanenin kendi içinde depolar var. Merkezden yapılan anlaşmalar sisteme tanımlanıyor, bu anlaşmalı kurallara göre mevcut yazılımımızda hastaneler sipariş veriyor. Lojistik süreci tedarikçiler sahipleniyor. Teslimat maliyetini üstleniyorlar”

Memorial Sağlık Grubu Satın Alma Direktörü Doğan Tatari:
“İstanbul’da ve Antalya’da dağıtım merkezimiz var. Ürünlerin bir kısmını dağıtım merkezine alıp hastanelere dağıtıyoruz. Bir kısmını direk hastanelere sevk ettiriyoruz. Ürünün hacmi, tüketim durumuna göre hareket ediyoruz”

Medipol Sağlık Grubu Satın Alma Direktörü İsmail Hızlı:
“Medipol Üniversitesi eğitim grubu ve sağlık grubu olarak 2 ayrı başlıkta takip ettiğimiz satın alma organizasyonumuz var. Merkezi alım yapıyoruz”

İstanbul SGK İl Müdürü Murat Göktaş, İstanbul’da hastanelerle SGK ilişkisini anlattı!

Memorial Hastaneler Grubu Genel Müdürü Uğur Genç: “Zincir de olsa her hastanenin yönetimi farklı!”

Holding Yöneticileri, Şehir Hastaneleri Yatırımcısı olarak deneyimlerini Anlattı!

İlaç Endüstrisinde Son Dönemde Yapılan Yeni İş Birlikleri Neler?

LG İnovatif Ürünleriyle Sağlık Sektörüne Yeni Bir Soluk Getiriyor!

LG Electronics Türkiye Medikal-IT Ürünler Bölüm Satış Müdürü Ekin Doğan, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

Ekin Doğan

Sizi tanıyabilir miyiz?
İnşaat mühendisliği eğitimi aldıktan sonra, 2001 yılında LG Electronics (LG)’nin Türkiye’deki ilk IT distrübütörü olan firmada çalışma hayatına atıldım. 2010 yılında ise LG Türkiye Genel Merkez ofisine geçiş yaptım. Kariyerime LG Türkiye ekibinde Medikal ve IT Satış Bölüm Müdürü olarak devam ediyorum.

LG olarak, geniş ürün gamımızla kullanıcı hayatlarını kolaylaştıran çözümler sunuyoruz. Yeni ürün ailemiz olan medikal cihazlarımız ile sağlık sektörüne de faydalı olacağız. Özellikle sağlık çalışanlarına tanı, takip ve tedavi süreçlerinde kolaylık sağlayacak ürünlerimiz ile sektörde yer alacağız.

LG Electronics’in yeni medikal ürünleri ne zaman faaliyete geçti. LG’nin Türkiye sağlık sektöründeki hedefleri neler?
LG olarak sektöre daima hayatı kolaylaştıran, pratik ve yenilikçi çözümler sunduk. Hem son kullanıcıya, hem de iş dünyasına hitap eden inovatif ürünlerimizi kullanıcılarla buluşturduk. Aynı yaklaşım ve prensiplerle yeni ürün gamımızla sağlık sektörüne yönelmeye karar verdik. Türkiye’de titizlikle sürdürülen araştırmalarımız ve çalışmalarımız sonucunda sağlık sektörünün ihtiyaçlarını tam olarak tespit ederek, bu ihtiyaçlara yanıt verecek ürünlerimizi sunduk. Kaliteli, rahat kullanılabilen ve üstün özelliklere sahip yeni ürünlerimizin sektöre yeni bir soluk getireceğine inanıyoruz.

İlk olarak pazara hangi ürünlerinizi sundunuz? Ürünlerinizin öne çıkan özellikleri nelerdir? Bilgi verebilir misiniz?
Uzun bir hazırlık döneminin ardından ilk olarak monitör ürün grubumuzu sektöre sunduk. Klinik İnceleme Monitörümüz olan 27HJ712C ve 27HJ713C modeli ve Cerrahi Monitörümüz 27HJ710S ve 27HK510S modeli ürünlerimiz ile Türkiye pazarına girdik. Her iki modelimiz de DICOM* Part 14 ile uyumlu ekran deneyimini 8 MP çözünürlüklü görüntü kalitesiyle sunuyor. 1.3 MP Klinik İnceleme Monitörü 19HK312C ile; radyoloji bölümü, değişimler ve çalışma bilgileri gibi çoklu görevleri rahatlıkla yerine getirebilecek.

Klinik İnceleme Monitörlerimizde bulunan, Flicker Safe modu ve Okuyucu Modu, monitörü uzun süre kullandıktan sonra bile göz yorgunluğunu azaltabiliyor. Dynamic Sync özelliği tutarlı ve doğru görüntü kalitesiyle hızlı yanıt süresini garanti ederken, sunduğu Ultra HD görüntü kalitesi, 350 nits parlaklık ve sRGB renk gamının %99’luk bölümü, daha önceden görülmesi zor olan alanların ayrıntılı gözlemini mümkün kılıyor.

4K 27HJ710S ve FHD 27HJ510S Cerrahi Monitörlerimizde Flicker Safe, Okuyucu Modu ve Dnamic Sync özelliklerine ek olarak, 10bit ekran rengi, %115 sRGB ile zenginleştirilmiş Derin Kırmızı özelliği, yüzey yansımalarını önleyen bir kaplama, harici ışık kaynaklarından gelen yansımayı azaltan bir optik bağlayıcı, tanı ve tedavi esnasında tüm gerçek zamanlı bilgileri net bir şekilde görüntülemeyi sağlayan hızlı tepki süresi özellikleri ile cerrahi prosedürlerin doğru bir şekilde tamamlanabilmesini sağlıyor.

21 inç IPS ekranıyla her açıdan yüksek çözünürlüklü görüntü kalitesi ve renk ifadesi sunan 3MP Teşhis Monitörü 21HK512D montiörü, 1000 nit parlaklık ile net bir şekilde görüntüleme imkanı sunuyor. DICOM Part 14 ile uyumlu olan monitör, gri tonlamalı görüntüleri doğru şekilde görüntüleyebiliyor.

LG Dijital X-ray Dedektörü 17HK700G, rakiplerden yüzde 50 daha hafif olan dedektör, 150 kg ağırlığa kadar dayanıklılık gösteriyor. Tam görüntüyü aktarması yalnızca 3 saniye sürerken, uçak motorları veya araba çerçeveleri için kullanılan karbon fiberden yapıldığından düşme nedeniyle oluşan hasar riskini miniminize ediyor. 14HK701G dedektör ise; en güncel Wi-Fi protokolüyle kablosuz film çekmeyi destekliyor.

Pazarda konumlandırdığınız ürünler ile medikal sektöründe çalışanlardan nasıl geri dönüşler aldınız?
Ürünleri pazara sunmadan önce iş ortaklarımızın ve sektör çalışanlarının ürünlerimizi deneyimlemesini sağladık ve kendilerinden geri bildirimde bulunmalarını rica ettik. Bu geri bildirimler bizler için çok değerliydi. Ürün ailemizin tamamı son şeklini alana kadar birebir deneyimlendi ve Türkiye sağlık sektöründen gelen yorumlar titizlikle yurt dışındaki Ar-Ge ekibimiz ile paylaşıldı. Bu yorumlar, ürün ailesinin genişlemesinde ve sektör taleplerine cevap veren ürünlerin Türkiye’ye getirilmesinde oldukça faydalı oldu. LG Türkiye olarak şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yenilikçi ürünler geliştirmeye ve ürünlerimizi büyük bir hızla kullanıcılarla buluşturmaya devam edeceğiz. Her zaman daha kaliteli, insan hayatına fayda sağlayacak ve ihtiyaçları karşılayacak ürünler için tüm gücümüzle Ar-Ge çalışmalarımıza odaklanacağız.

Ağırlıklı olarak hangi hastanelerle (kamu, özel, üniversite, vakıf) branşlarla çalışıyorsunuz?
LG Türkiye olarak, Görüntüleme Sistemleri alanında hizmet vermekteyiz. Medikal monitorlerimizin kullanım alanlarını klinik inceleme, radyoloji, cerrahi olmak üzere üç ana grupta toplayabiliriz. Bunun yanı sıra yine dijital dedektörlerimiz ile radyoloji alanında yer alıyoruz. Sağlık sektöründeki diğer üreticiler ve bayilerimiz aracılığıyla kamu, özel ve vakıf hastaneleri ile sürekli iletişim halindeyiz. LG Türkiye olarak medikal ürünlerimiz ile pazarda güçlü bir yer edinmeyi planlıyoruz. Sağlık sektörü ile ilgili konferans, fuar, oturumları yakından takip edip katılımlarımızla sektöre destek veriyoruz.

Hastaneler için servis/satış sonrası servis imkanlarınız nasıldır?
LG, Türkiye’de uzun yıllardır başarılı bir şekilde ticari hayatına devam ediyor. Dolayısıyla LG Türkiye bünyesinde, satış ve pazarlama ekiplerinin yanısıra, satış sonrası hizmetler konusunda da tecrübeli ve alanında uzman bir ekip bulunuyor. Kullanıcıların cihazlarla ilgili teknik servis ihtiyaçlarını en kısa sürede çözme anlayışı ile hareket ediyoruz. LG Electronics olarak şimdiye kadar piyasaya sunduğumuz tüm ürünlerde olduğu gibi medikal ürünlerinde de her zaman ürünümüzün arkasındayız.

LG’nin kurumsal değerleri nelerdir?
Amacımız, müşterilerimizi anlamak ve sınırsız yenilikler aracılığıyla optimum çözümler, yeni deneyimler sunmak. Böylece müşterilerimizin daha iyi yaşama sahip olmasına yardımcı olmaktır. LG Electronics olarak tüketici elektroniğinde dünya lideri bir marka olarak, “Senden Öğreniyorum” ilkesi ile daha kaliteli ve insan hayatına fayda sağlayacak ürünler için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Mikroçipler Aslında Küçük Birer Laboratuvar!

Nüve A.Ş.’nin periyodik kurumsal yayını olan N Haber, bu yaz periyodunda yayınlanan 38. sayısında İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Devrim Pesen Okvur ile söyleşi yaptı. Sözkonusu Kurumda 9 yıldır çalışan ve bunun 8 yılında Nüve ürünlerini tercih eden Prof. Dr. Devrim Pesen Okvur, geliştirdiği mikroçiplerle tanınıyor.

Prof. Dr. Devrim Pesen Okvur

Söyleşinin öne çıkan hususlarını klinikiletişim okurları için derledik.

Sizi tanıyabilir miyiz?

Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji – Genetik Bölümünden 1999 yılında mezun oldum. O zamanlar Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü ilk kez Bilkent Üniversitesinde açılmıştı. Bizler ilk mezunlardandık. Doktora eğitimimi ABD’de John Hopkins Üniversitesinde hücresel moleküler fizyoloji alanında tamamladım. Ardından önce İsveç’te Karolinska Enstitüsünde mikrobiyoloji alanında ve sonra yine İsveç’te Kraliyet Teknoloji Enstitüsünde uygulamalı fizik alanında post-doktora yaptım. Sonra tekrar Amerika Birleşik Devletleri’ne dönerek Yeshiva Üniversitesi Albert Einstein College of Medicine’da meme kanseri üzerine post-doktora yaptım. Eğitimler sonrasında Türkiye’ye dönmeye karar verdim.

Benim yaptığım deneyler temiz oda, elektron demeti ile litografi gibi ciddi bir altyapı gerektiren deneylerdi. O zamanlar istediğim altyapı sadece Ankara ve İzmir’de vardı. Kullanabileceğim cihazlar nerede var diye düşününce ve İzmir de güzel bir şehir olduğu için tercihim İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünden yana oldu.

Nüve ile nasıl tanıştınız? Neden Nüve ürünlerini tercih ettiniz?

İzmir’e geldiğimde büyük bir heyecan ve özveri ile laboratuvar kurmak istedim. Nüve ile ilk o zamanlarda tanıştım. İthal cihazlarla ilgili birçok kötü tecrübe duyuyordum. Mesela aldıkları cihazlar arızalandığında, onarım için aylarca beklemek zorunda kalanlar veya onarım maliyetleri sebebiyle cihazları tamir edilemeyenler vardı. Nüve’de böyle bir sorun yok. Biz telefon ediyoruz mümkünse ertesi gün ama en fazla bir hafta içerisinde problemimizi çözüyorlar. Araştırmaların aksamaması için bu çok önemli. Biz Nüve’yi yerli olması, kaliteli olması, fiyatlarının uygun olması ve rahat ulaşılabilir olması sebebiyle tercih ettik.

Laboratuvarınızda birçok Nüve cihazı kullanıyorsunuz. Bu cihazlarla hangi testleri yapıyorsunuz?

Bizim laboratuvarımız Nüve’nin vitrini gibi! Otoklav, inkübatörler, fırınlar, santrifüjler, su banyoları, mikrobiyolojik kabin üstelik üç adet… Biz hücre kültürü çalışmaları yapıyoruz. Örneğin karbondioksitli inkübatörün içine rotator ya da mini mikroskop cihazlarını yerleştirerek çalışmalarımızı rahatlıkla yapıyoruz.

Çalışmalarınız arasında öne çıkan ve tüm dünyada ses getiren mikroçipler hakkında bilgi verebilir misiniz?

Mikroçip aslında küçük bir laboratuvar… Mikroçip denince insanlar elektronik devreli bir şey hayal ediyorlar. Bu yüzden ben Türkçeleştirmek için “Minyatür Laboratuvar – Mini Laboratuvar” dedim. Büyük bir hücre kültürü laboratuvarı düşünün! İçerisinde kocaman mikrobiyolojik kabin, inkübatörler vb. cihazlar var. Bunlar büyük ölçekli ve doğal olarak sarfiyatları da büyük ölçekli. Mikroçiplerde tüm sarfiyatlarınız, hacimler vb. çok azalıyor. Örneğin 50 mikrolitre, bunu normal klasik deney ölçeğine çevirirseniz karşılığı 10 – 20 mililitredir.

Daha da önemlisi biz bu mikroçiplerde canlıdaki ortamı taklit etmeye çalışıyoruz. Mesela iki boyutlu hücre kültürünün gerçekçi olmadığını artık insanlar kabul ediyorlar. Üç boyutlu hücre kültürü olması gerek ya da canlılardaki gibi çeşitli hücre tiplerinin birlikte çalışılması gerekiyor. Canlılarda belli bir organizasyon var. Belli hücreler belli yerlerde. Epitel hücre var, altında bağ doku hücresi var. İşte bu mikroçipler bizim canlıdaki ortamı gerçekten taklit etmemize olanak sağlıyor. Farklı disiplinlerden teknikleri bir araya getirmiş oluyoruz. Fizik ve mühendislik teknikleri kullanılarak nasıl bilgisayar mikroçipleri yapılıyorsa, biz orada kullanılan teknikleri biyolojiye, hücre kültürüne uygun ortamlar yapmak için kullanıyoruz.

Aslında küçük evler yapıyoruz. Gerçekten 2 oda bir salon, 3 oda 1 salon diyebileceğimiz evler. İki bölmesinde iki farklı hücrenin yetiştirildiği, bir bölmesinde akışın olduğu ortamlar yaratıyoruz. Yani hücrelere kendilerini evlerindelermiş gibi hissettirmeye çalışıyoruz. Bir hücreye ilaç testi yaptığınızda hücreler kendilerini kendi ortamlarındaymış gibi hissetmezlerse bu ilaca verecekleri tepki de farklı olacaktır. Bu sebeple yapılan ilaç testlerinde, in-vivo dediğimiz canlıdaki doğal ortamı ne kadar taklit edebilirsek sonuçlarımız o kadar doğru olacaktır.

Mikroçiplerde insan hücreleri de kullanıyor musunuz?

Evet. Bu mikroçiplerde, insan hücreleri de kullanıyoruz. Ve bu çok önemli bir adım. Bu demektir ki hem hayvan deneylerini azaltabilir hem de insan hücresiyle çalıştığımız için daha gerçekçi sonuçlar elde edebiliriz.

İnsan hücresiyle çalışmanın ileride geleceği nokta “Personal Medicine” denilen “Kişisel Tıp”tır. Doktora gittiğimizde “şu ilaçtan başlayalım, bunu bir deneyelim” deniliyor ama her hasta farklıdır ve her ilaç her hastaya faydalı olmayabiliyor. Bu mikroçipler sayesinde, bu denemeler hastadan alınan hücreler üzerinde mikroçiplerde yapılacak ve hastaya en uygun tedavi yöntemi geliştirilecektir. Biz de şu anda yaptığımız bir projede, hastalardan alınan örnekleri kullanıyoruz.

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü teknoparkında kurmuş olduğunuz İNİTİO isimli bir de şirketiniz var.  Burada neler yapıyorsunuz? 

İNİTİO Latince başlangıç demek. İsmine öğrencilerimizle birlikte karar verdik. Bu bizim için başlangıç dedik. Akademik olarak birçok şey yapıyoruz ama bunları topluma daha kısa sürede nasıl sunabiliriz? Bu birinci motivasyonumuz. Diğer motivasyonumuz ise biz bu çipleri kullandığımızda çevremizdeki arkadaşlarımız bu çipleri nereden aldığımızı sordular. Biz de kendimizin yaptığını söyledik. Sonrasında araştırdığımızda dünyada bu çipleri üreten ve satan şirketler olduğunu gördük. Tübitak’ın 1512 programının desteğini alarak şirketimizi kurduk.

Bir tane Amerika’da patentimiz var, iki tane de başvuru halinde Uluslararası Patent (PCT)’imiz var. Tabii ki çalışmalarımız devam ediyor. Şimdi bir çip daha geliştiriyoruz. Bu işte bir yanda sanatçılık var: “Bu çip nasıl olmalı?” Bir yanda ise mühendislik var: “Çözmek istediğimiz soru ne?” Biz canlıda nasıl bir şeyi taklit etmek istiyoruz? Bu iki faktörü birleştirerek ürün çıkarmaya çalışıyoruz.

Gündeminizde yer alan çalışmalardan bahseder misiniz?

Mikroçip çalışmaları çok esnek bir platform. Bu alanda çalışmaya devam etmek istiyorum. Örneğin şu anda bitki ile ilgili bir öğrencimiz tez yapıyor. O çalışma için yine Nüve’den bir test kabini aldık.

Önümüzdeki zamanlarda daha çok hastadan alınan örneklerle ilgili çalışmalar yapmak istiyoruz. Şu anda tıp fakülteleriyle ortak çalışmalar planlıyoruz. Mikroçiplerin tüm çalışmalarımızda olacağını düşünüyorum. Şimdi kanser çalışıyoruz. Bitki çalışmalarına başladık, sonrasında başka hastalık modellerine geçebiliriz. Ama çalışmalarımız biraz fizik, biraz matematik, biraz mühendislik, biyoloji, tıp gibi her zaman disiplinler arası çalışmalar olacak.

Nüve’nin bölge bayisi İndem’in çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nüve’den ve bölge bayisi İndem’den çok memnunum. Ben İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesine geleli 9 yıl oldu ve 8 yıldır Nüve ile çalışıyorum. Nüve ürünlerini hep tavsiye ediyorum. Hatta tavsiye ettiğim arkadaşlarım da aldılar ve çok memnunlar. Bizim çok sorun yaşadığımız hatta kavga ettiğimiz ithalatçı firmalar oldu. Çözülemeyen sorunlardı bunlar. Nüve ile bugüne kadar çözülmemiş bir sorunumuz olmadı. Bakım-servis-onarım çok önemli. İletişimimizin hep bu şekilde devam etmesini diliyorum.

Genç bilim insanlarına tavsiyeleriniz nelerdir?

Genç bilim insanları ne yapmak istediklerini çok iyi düşünsünler, emin olsunlar öyle girsinler bilim dünyasına. Bu işi yapacaksanız eğer bir şeyleri merak ettiğiniz için, yeni bilgi üretmek istediğiniz için bu işe girmelisiniz; yoksa bu işte para yok. Ama gençler gerçekten merak ediyorlarsa, bilgi üretmek istiyorlarsa o zaman kesinlikle bilime dahil olsunlar çünkü bilim insanlarına ihtiyacımız var. Bu çok zor bir yol. Kesinlikle bu kararı vermeden önce çok çok iyi düşünmeliler. Aslında bu aşk işi. Tamamen sevmeniz lazım. Zor bir yol ama bazı yollar da o yolu isteyen için kolay.

Özel Hastaneler Tedarik Zincirini Nasıl Yönetiyor?

Acıbadem Sağlık Grubu Satın Alma Direktörü Hakan Evsine:

“Acıbadem’in tüm satın almalarını merkezi olarak yönetiyoruz. Yurtdışında da hastanelerimiz var, bazı ürünlerin ithalat ve ihracatını sağlıyoruz. Çok farklı malzemeler alıyoruz. Ameliyatlarda kullandığımız malzemeler, basit sarflar var. Resmi olarak bir ecza deposuyuz aynı zamanda. Satın alma, birçok disiplini bir arada yönetmeniz gereken bir yer. Tabi ki maliyet önemli… Biz Acıbadem’de satın almaları alt disiplinlere bölerek yönettik. Alt uzmanlıklar yarattık. Hastanelerdeki depoların yönetimleri de bizde! Grup olarak biyomedikal hizmetler de bana bağlı.

Tedarikçilerimiz var, merkez satın almacılarımız var. Samandra’da merkez bir depomuz var. hastanelerin her birinde an depolarımız var ve nihayetinde servis depolarımız var. Oracle ve hastane grubumun kendi yazılımı olan bir sistemle yönetiyoruz. Bu iki yazılım tamamen entegre vaziyette.

Büyük bir sağlık sisteminin tedariğini yapacaksanız iyi bir kurumsal kaynak planlama (Enterprise Resource Planning – ERP) sisteminiz olacak. ERP sistemini de ihtiyacımıza göre devamlı geliştiriyoruz.

Merkez depoyu tedarikçilerimiz besliyor. Buradan hastanelerdeki ana depolara sevk ediliyor. Bu şekilde besleniyor. Hemşire ve hekimlerle takım oyunu oynayarak satın alım yapabilirsiniz, tek başına sözkonusu olamaz.”

Medicalpark Tedarik Yönetimi Direktörü Mustafa Işık:

“Hastanecilik sektöründe, satın almacılık marifetiyle yapılan alım oranları toplam alımların yaklaşık yüzde 40’ına tekabül ediyor. Yüzde 40 ciddi bir oran. Basit bir örnekle ifade etmek gerekirse; 1 dolarlık satın almada yapılacak bir iyileştirme aslında 2,86 dolarlık ciro getirmeyle eş değerde olabiliyor. 500 bin TL satın almada yapılacak bir iyileştirme 1 milyon 400 bin TL’lik gelir artışıyla eş değerde. Bu, bire üç kuralı olarak geçiyor. Satın almada bir birimde yapılacak iyileştirme nakit akışına etki etmektedir.

SGK odaklı bir hastane varsayalım. Toplam gelirinin yüzde 65’ini SGK oluşturuyor. En büyük gider kalemi doktorlar sonra personel ve üçüncü sırada ilaç malzeme harcamaları geliyor.

Stratejik Satın Alma Nasıl Olur?
Talebi önceden tahmin eden ve bütçe odaklı talebi yönlendiren doğru fiyat stratejilerini planlayan ve organize eden anahtar tedarikçiyi seçen koruyan ve geliştiren, bunları ERP sisteminde takip edebilen ve en kritiği de bunu sürdürülebilir haliyle işi sonuçlandıran bir yaklaşım olarak ifade edebiliriz.

Medicalpark’ta merkezi depo yok, 31 hastanenin kendi içinde depolar var. Merkezden yapılan anlaşmalar sisteme tanımlanıyor, bu anlaşmalı kurallara göre mevcut yazılımımızda hastaneler sipariş veriyor. Lojistik süreci tedarikçiler sahipleniyor. Teslimat maliyetini üstleniyorlar.

Satın Alımda 4 Sınıf
1987 yılında geliştirilen bir matriksten bahsetmek isterim; ürünler 4 sınıfa yerleştiriliyor. Kaldıraç, stratejik, önemsiz ve darboğaz ürünler olarak tanımlanıyor. Kaldıraç ürün; çok sayıda tedarikçi tarafından pazarda satışı yapılan ürünler; basit tıbbi sarflar mesela bu grupta.

Stratejik ürünler için seçilmiş tedarikçiler var. Yüksek derecede bağımlılık sözkonusu, onkolojik ürünler gibi. Kritik ve yüksek alımların ön planda olduğu bir alandan bahsediyoruz. Önemsiz ve rutin ürünler kolaylıkla temin edilen ürünler, temizlik ve kırtasiye grupları gibi. Darboğaz ürünler, az sayıda tedarikçisi var ve ürün sayısı da az. Çok fazla tedarikçi alternatifiniz yok, o ürünü o tedarikçiden almak durumundasınız. Hastane ürünlerinizin hangi kategoride ne kadar ürün tükettiğinizi bilebilmeniz gerekiyor.”

Medipol Sağlık Grubu Satın Alma Direktörü İsmail Hızlı:

“Medipol Üniversitesi eğitim grubu ve sağlık grubu olarak 2 ayrı başlıkta takip ettiğimiz satın alma organizasyonumuz var. Merkezi alım yapıyoruz.

Satın alma yönetiminde 4.0 uygulamalarından bahsetmek isterim: Satın alımlarda ‘ucuz’ kavramı yerine ‘değer’ kavramını öne çıkartıyoruz. Büyük hastane gruplarını hariç tutarak, hastanecilik sektörünün satın alma ve tedarik yönetiminde 3.0 olduğunu ifade edebilirim. Medipol 4.0 uygulamalarını hayata geçiriyor. Sağlam bir altyapımız var.

Sağlıkta 4.0’da iki ana başlık öne çıkıyor: Sıfır risk ile operasyonların yapılması ve giyilebilir teknoloji. İlki hastane içi ve diğeri dışıyla ilgili… Medipol’de sıfır risk ile operasyona yönelik; ameliyathanede paket maliyetlerin standardize edilebilmesi amacıyla, her birimle tek tek görüştük ve her ameliyat için paket hazırladık. Bu paketler ameliyatlardan önce hazırlanıyor, barkodlanıyor ve ameliyathaneye ulaştırılıyor. Malzeme standardımızı bu şekilde oluşturduk.

Yalın hastane benim hayat felsefemi değiştiren bir olgudur. İsrafı engelleme ve insana saygı üzerine kurgulanıyor. Departmanlar arası tabuları yıkarak ekip çalışmasını ön plana koymamızı ifade ediyor. Hastanenin kalite süreçlerini de iyileştiriyor. Medipol’de yalın yönetim uygulamalarının çoğunu hayata geçiriyoruz.”

Memorial Sağlık Grubu Satın Alma Direktörü Doğan Tatari:

“Lojistik konusunda şöyle bilgi vereyim: İstanbul’da ve Antalya’da dağıtım merkezimiz var. Ürünlerin bir kısmını dağıtım merkezine alıp hastanelere dağıtıyoruz. Bir kısmını direk hastanelere sevk ettiriyoruz. Ürünün hacmi, tüketim durumun göre hareket ediyoruz. Takibini yaptığımız 8 bin kadar stoklu kalem var. 800 farklı depolar var takip ettiğimiz. Sistem üzerinde de 60 binden fazla kalem var. Bilgi sistem desteği burada çok önemli.”

“GSS Sadece Maliyeti Değil; Kalite ve Memnuniyeti de Gözetmeli”

9. ve 10. OHSAD Kurultayı programının hazırlanmasında görev alan OHSAD Yönetim Kurulu Danışmanı Hüseyin Çelik, bu seneki Kurultayı klinikiletişim okurları için değerlendirdi.

Hüseyin Çelik

“OHSAD, 10. yılı ile birlikte sektör buluşmalarını gelenekselleştirdi. Son iki yıldır OHSAD Kurultayı programının oluşmasına katkı sunmaya çalıştım. Geniş katılımlı oturumlar yanı sıra sektör sorunları özelinde, hem teorik hem de çalışma hayatında pratik karşılığı olan konuların tartışıldığı eş zamanlı oturumlar düzenledik. Bunun ilkini geçen sene yapmıştık, bu sene geniş kapsamlı haliyle yeniden düzenledik ve epeyi ilgi gördü. Salonlar doluydu ve insanlar yer bulmakta zorlandılar. Önümüzdeki yıllarda bu konsepti devam ettirmeye çalışacağız.

Bu yönüyle baktığımızda OHSAD sadece kamu kurumlarıyla değil, özel sektör, üniversite, akademi ve uygulayıcılarla bir araya geldiği platforma dönüştü.

Sıkı Maliyet Politikası

Bu senenin teması GSS’nin 10. yılı olması dolayısıyla sağlığın finansmanı idi. GSS’yi hayata geçirirken özellikle finansal sürdürülebilirlik adına kaygılar vardı. Bugün gelinen noktada anlaşılan o ki yapılan düzenlemeler kantarın topuzunu kaçırırcasına sıkı bir maliyet politikası uyguladı. Hem kamu hem de özel hastaneler ve üniversite sağlık hizmeti sunucularının mevcut hizmet standartları ve kalitesini tehdit eder hale geldi. Bu yönüyle GSS’nin 10. yılında amaçlananlar ile elde edilen sonuçlara bakılarak, bundan sonra sistemin sürdürülebilirliği adına riskleri ortaya koyarak, bunları birlikte yönetmemiz yönünde oldukça şeffaf, katılımcı ortamda tartışmalar yapıldı.

GSS Büyük Ölçüde Amacına Ulaştı

Yasalaşma sürecinde görev alan biri olarak ifade etmek isterim ki, GSS büyük ölçüde amacına ulaştı. Ancak bütün sağlık hizmetlerini ve doğumundan ölümüne kadar herkesi kapsıyor olmasının sağlık harcamalarında yaratacağı olası riski dikkate alarak Kanun 1.10.2008’de yürürlüğe girmeden EKK kararı ile bazı katı politikalar uygulandı. Başlangıçta kamu ile özeli daha rekabetçi bir ortamda yarıştırmaya çalışırken sistem maalesef kamu ve özeli birbirinden ayıran bir yapıda uygulandı. Burada en büyük sıkıntıyı son 5 – 6 yıldır özel sektör yaşamaya başladı. Kamu, SUT fiyatları üzerinde oluşan maliyetini genel ve özel bütçeden aktarmaya devam ederken SUT fiyatının ve buna endeksli olan yüzde 200 fark ücretinin sabit kalması sonucu başta fark alınmayan branşlar olmak üzere özel sektör enflasyon, kur artışı gibi nedenlerle kendi maliyet artışını karşılamakta yetersiz kaldı.

Burada politika yapıcılar açılım sağlayamadı. Bu da vatandaş ve sektör açısından olumsuz sonuçlara yol açmaya başladı. OHSAD Kurultayında bu konu sıklıkla vurgulandı. Bu yönüyle GSS’nin, kurulma amaçlarından biraz uzaklaştığını ifade etmek mümkün!

Dengeleyici Politika Uygulanmadı

Kamu ve özeli herhangi bir mülkiyet ayrımına tabi olmaksızın hizmet alan vatandaşın hakkını, hukukunu esas alarak kurgulamıştık; kamu ile özelin rekabetinden vatandaşın kazanacağını düşünmüştük ve GSS’nin herhangi bir istisna olmaksızın tüm nüfusus kapsayacak şekilde uygulanmasını hedeflemiştik. İşverene ek bir mali yük getirmemek için prim oranlarında artış öngörmedik. SSK Yasasında var olan prim oranlarını aynen korumaya çalıştık. Bu kamu politika yapıcıları açısından olası harcama riskini yönetmek için maliyet kontrol unsurlarının aşırı ölçüde devreye alınmasında etkili oldu. İlerleyen dönemlerde bunu dengeleyecek politikalar da uygulanmadığı için GSMH içinde sağlığa ayrılan payın o kadar büyük, genişletici politikaya rağmen daha da düştüğünü gördük. Kamu ve özel sektör için fiyatlandırma politikalarını ve yöntemlerini gözden geçirmeye ciddi şekilde ihtiyaç duyduğumuz bir dönem içindeyiz.

Kalite ve Memnuniyet İlk Planda Olmalı

Dünyaya örnek gösterilen sağlık finansman sistemimizin geçmişte SSK’da olduğu gibi hataya düşmemesi gerekiyor. SSK o dönemde hep maliyet tasarrufu yöntemine gitti; hizmet kalitesini, vatandaşın memnuniyetini ikinci plana koydu ve bunun sonucunda vatandaşa yaşattığı sıkıntı nedeniyle devredilen bir kuruma dönüştü. Burada kuşkusuz ki tek karar verici SGK değil; 9 kişilik Fiyatlandırma Komisyonunun 2 üyesini temsil ediyor. Ama tümüne baktığımız yapının sadece maliyet kontrolüne odaklanmış olması hizmet sunucularının sorunlarına gereken önemi vermemiş olmaması bence en temel sorunlardan biridir. Bu çözülmediği takdirde bunun bedelini yine vatandaş ödeyecektir. Kayıt dışılık artacak, devlet hastanelerinde vatandaşın cepten para ödediği kayıt dışılık ortaya çıkacaktır. Eski sağlık sisteminin istenmeyen göstergelerini yaşamaya başlayacağız. Ben bunu en büyük tehdit olarak görüyorum.

OHSAD’da Uluslararası Açılım

OHSAD Kurultayının sonuca etki edecek şekilde tasarlanabilmesi için kamuyla belki daha yakın iş birliği gerekiyor. Bence en önemli paydaş Sağlık Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Sağlık ve Gıda Politikaları Kuruludur. Bu Kurulun 4 üyesinin 10. Kurultayda yer alması, toplantıya katılması ayrı bir kazanım oldu.

Toplantının sonuçları herhangi kısıtlamaya tabi olmadan Kurultayın ilk günü tüm katılımcılarla paylaşıldı. Umuyoruz ki bu öneriler politika yapıcılar tarafından dikkate alınır. Sağlık sistemimiz geleceğe güçlü şekilde devam eder.

Türkiye sağlık pazarı artık uluslar arası nitelik kazanıyor, sağlık turizmi bunun önemli bir göstergesi. Yurtdışında sağlık yatırımı yapan girişimciler de her geçen gün artıyor. Bu da Turquality programının da devreye girmesi bu sürece ayrı bir ivme kazandıracaktır. OHSAD Kurultayının da uluslar arası yapılmasına yönelik açılımları gündeme getirmesi önemli olacaktır.”

Zincir de olsa Her Hastanenin Yönetimi Farklı!

Memorial Hastaneler Grubu Genel Müdürü Uğur Genç, hastane işletmeciliği tecrübesini şöyle anlattı:

Uğur Genç

“2000 – 2005 arasında, dünyanın önde gelen yönetim danışmanlığı firmasında Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin gelecekte nasıl olması gerektiği konusunda onlara akıl verme şansı yakaladım. 2005’ten beri de Memorial Sağlık Grubunu yönetmeye çalışıyorum.

Karlılık mı, büyümek mi, ölçek mi, dinamizm mi diye düşündüğümde bence en önemlisi karlılık! Bunu nerede daha iyi gördüm biliyor musunuz? Bir buçuk yıl önce Memorial borsaya açılacağı zaman dünyanın önemli yatırımcılarının olduğu ülkeleri gezdim. 5 – 6 ülkeye gittim ve 40’tan fazla yatırımcıyla konuştum. Kimsenin karlılık dışında baktığı çok fazla bir şey yok. Karlılık aslında neyi gösteriyor? Nette elinizde kalan parayı gösteren en önemli kriter. Sene sonunda elinizde kalacak olan serbest paranın ne olduğuna bakıyorlar.

Karlılık için ne gerekir; büyüklük gerekir, ölçek gerekir, ölçekten yararlanmak gerekir. Ben dinamizmi biraz da şirket kültürü olarak yorumluyorum.

Kapasiteniz büyümüyorsa ölçekler sınırlamışsa fiyatlarımızı arttırarak büyüyebiliriz. İnsanlar aslında bir değere para öderler ve bizim o değeri arttırmamız gerekir. Bizim değerimiz ne; hastamıza sunduğumuz hizmetin kalitesi. O kaliteyi arttırdığımız zaman insanlar daha fazla para vermeye geleceklerdir.

Kurucu Ekip Çok Önemli

Biz Anadolu’da hastaneler aldık. Analizlerini yaparken, belki 30 – 40 farklı hastane görme fırsatımız oldu. Orada çok fazla şey gördüm. O nedenle kaliteye odaklanmak ve hizmet fiyatını arttırabiliyor olmak bence elimizdeki en önemli araçlardan biri.

Ben 15 yıldır sektördeyim. Gördüğüm şey şu: Bu sektör insan işi ve bizim en önemli işimiz insanları yönetmek. İnsan kaynağı kalitemizin daha iyi olması gerekiyor. Bu kültür işi… Kültür aslında her hastanenin iş yapma şeklini ortaya koyan en önemli nokta. Birçok hastane satın aldığımız için onları Memorial kültürü diye bir kıvama getirmek istiyorum. Bunu bazılarında beceriyorum ama bazılarında da beceremiyorum. O hastane nasıl kurulmuşsa, o kurucu ekip çok önemli; doktor, hemşire, yönetici personel çok önemli ve biz onların iş yapma şekliyle gidiyoruz. Ve çok zor değişiyor en eski hastanemiz Şişli ve en yeni hastanemiz Bahçelievler. Bahçelievler ve Şişli hastanelerimiz arasında iş yapma şeklinde fark var! Hangisinin doğru olduğunu biliyorum ama değiştiremiyorum.

İnsanları çok iyi değerlendirip, onları iyi yetiştirip ve bunu hastalara hissettirmemiz lazım. Fiyatı da bence ancak o zaman arttırabiliriz.

Her Şehrin Hastanesi Farklı

Türkiye’nin gerçeği, vizyoner perspektiflerimizden biraz uzak kalabiliyor. Bizim işimiz yerel bir iş. Ben Diyarbakır Hastanesini farklı yönetiyorum, Kayseri Hastanesini farklı yönetiyorum, Antalya’da üç hastanemiz var üçünü de farklı yönetiyorum. Benim amacım, sektöre ilk girdiğimde, bir üst sistem kurup bunu her yere kopyalamaktı. Ama böyle olmadı. O hastanelere farklı bakmak gerekiyor, piyasa dinamikleri her şehirde farklı. Bu nedenle rekabet değil iş birliği yapmak lazım. Beraber ne yapabiliriz diye bakmak lazım. Hastayı dinlemek lazım; müşteriden mesajları almak lazım…

İlk yapmamız gereken şey bence gelir gider tablosudur; kasadaki para gerçek para değil. Bina, asansör eskidiğinde onu yapacak paranın bir yerde olması lazım. Düzgün gelir gider tablosu, aylık bilanço ilk elde yapılması gerekendir.”

Şehir Hastaneleri Yatırımcıları Anlattı

Akfen İnşaat Genel Müdür Yardımcısı Uğur Kılınç, şehir hastaneleri işletmeciliğindeki rollerini anlattı.

“Adı kamu özel ortaklığı da olsa ortak tarafında kamuya bağlı çalışıyoruz. Rekabeti ciddi noktaya taşıyacak diye düşünüyoruz diye konuşan Kılınç, “Bundan 5 sene önceye kadar özel hastaneler yapıyorduk. Son 5 senedir sağlık kampüsleri inşa ediyoruz. Tekliflerimizi alırken 5.5 – 6 yıllık kontratlarla medikal sektörle buluşuyoruz. Mesela laboratuvar hizmetleri için fiyatı sabitleyerek uzun süreli anlaşma yapmak zorundayız. Özel ve kamunun alışkın olmadığı metot, finansman konusunda zorlanıyorlar” dedi.

“Tek Yerden Hizmet Almak İstiyoruz”

Hizmet aldıkları muhatapları azaltarak tek yerden hizmet almak istediklerini belirten Kılınç, şunları kaydetti:

“Biz 19 hizmeti veriyoruz; P2 kısmında da tıbbi ve otelcilik hizmetleri veriyoruz. İstiyoruz ki otelcilik hizmetlerinin tamamını tek elden yürütelim. Temizlik, yemek, güvenlik, hasta yönlendirme, ilaçlama, otopark gibi hizmetlerin tamamı için tek bir insanla muhatap olalım. Çünkü bu kadar büyük tesisleri birden fazla muhatapla yürütemez hale geliyorsunuz. Eskişehir Şehir Hastanesi 335 bin metrekarelik bir hastane. Yaklaşık 3 bin personeli var, günde 9 – 10 bin hasta geliyor. Böyle bir yapıda muhatapları ne kadar azaltıp tek bir yerle muhatap olursak işler daha yönetilebilir hale gelecek.

Eskişehir gibi Isparta Şehir Hastanesinde de hastane sahipleri, biz hastaneyi açtıktan sonra yatak arttırma yoluna gittiler.”

GAZİANTEP ŞEHİR HASTANESİ 2020’DE AÇILACAK

Kayı Holding İnşaat Sağlık İşletmeleri Grup Başkanı Özgür Demirçivi de “Gaziantep Şehir Hastanesinin yatırımcısı ve işletmecisi konumundayız. Ortaklık yapımız diğer şehir hastanesi yatırımcılarından biraz farklı. Yatırım tarafında iki uluslararası yatırımcımız var. İşletme tarafında da bir uluslar arası yatırımcıyla beraberiz. Gaziantep Şehir Hastanesi 1875 yataklı bir hastane, 640 bin metrekare. 2020 yılında hastaneyi açmayı planlıyoruz” dedi.

Demirçivi’nin konuşmasında öne çıkan hususlar şöyle:

“Kamuyla olan ortaklığımız 5 yıl önce başladı. Kayı Medikal olarak 60 hastanede 900 personelimizle yatırımcı ve işletmeci olarak radyoloji, radyoterapi, nükleer tıp ve fizik tedavi alanında hizmet veriyoruz. PPP alanında yurtdışında takip ettiğimiz projelerimiz var; Romanya ve Kazakistan’da.

Doluluk garantisi sadece radyoloji, radyoterapi ve fizik tedavi gibi bölümlerde var. Hastanenin geneline yönelik bir doluluk garantisi yok. Medikal ekipman yatırımcıları açısından Bakanlığın verdiği fiyatlar artmıyor.

Gaziantep Şehir Hastanesine ilişkin kafamızdaki soru aslında bizim P2 fiyatlarımız… Kurlar bugün çok farklı. Güncel kurun Bakanlık fiyatlarına nasıl yansıyacağı merak edilen bir konu.”

“Özel Hastaneler Yönetmeliği Çok Katı Planlama Getiriyor!”

Dr. Reşat Bahat

Sağlık Kurumlarının Basamaklandırılmasına İlişkin Genelge ile Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme ile birlikte ileri düzey hastane adıyla yüksek seviye merkezler tanımlandı. Bakanlığın belirlediği şartlara uyum sağlayarak hizmet standartlarını karşılayabilen hastaneler, 3. Basamak vasfını kazanabilecek. Ayrıca özel hastaneler vakıf üniversiteleri ile iş birliği protokolü imzalayabilecek.

Sözkonusu düzenleme özel sağlık sektöründe tepkiyle karşılandı. OHSAD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Reşat Bahat, Yönetmelik’in çok daha planlamacı çok daha katı olduğunu ifade etti.

Bahat, şöyle konuştu:

“Burada bir hayal kırıklığımız var. Yönetmelik yayınlanmadan önce bizimle tartışılmasını ümit ederdik. Yaptığımız toplantıların tamamında da sektörün çok ciddi serzenişi var. Yönetmelik hükümleri çok flu, belirsiz. 3. Basamak şartları çok flu, belirsiz. Bunun mutlaka alt yöneticilerle yol haritası çizilecektir ama ciddi bir memnuniyetsizlik oluştu.

Afiliasyonu avantajlı halde bırakmak gerekirdi. Afiliasyonun maddi avantajını çok doğru bulmuyorum ama afiliasyonun branş bazında avantajlı. Çünkü üniversite olmanız tıp fakültesi olmanız için belli dallara ihtiyacınız var.

Branş ilave edemeyeceksem, hocanın ücretini ben ödeyeceksem, fazla ödeme alamayacaksam, üniversite hastanesi olmanın para dışında hiçbir avantajı olmayacaksa özel hastane olarak ben neden üniversite ile afiliye olayım? Öte yandan ben üniversite ile afiliye olmazsam öğrencileri kim yetiştirecek? Öğrenciler ortada kaldı burada.

Bence para şehir hastanesine de herkese de eşit verilmeli. Nitelikli işlere daha fazla para ödenmeli. SUT fiyatlarının yüzde yüz oranında arttırılmasını ve enflasyona endekslenmesini beklerken bu düzenleme bizlerde şok etkisi yarattı. İkinci problemimiz birinci problem haline getirildi. Çok daha planlamacı çok daha katı bir Yönetmelik oldu.”

Afiliasyon Uygulaması Neden Sorunlu?

Prof. Dr. Sabahattin Aydın

Sağlık hizmetlerinde stratejik iş birliği ve afiliasyon olanaklarına ilişkin görüşlerini aktaran Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın, şöyle konuştu:

“Dünyada tek başına iş yapma anlayışı yok oluyor; aile şirketleri yerini şirket evliliklerine, uluslar arası şirketlere dönüşüyor. Bir bilim insanın yaptığı çalışmalar yerine artık multidisipliner çalışmalar değer kazanıyor, ürüne dönüşebiliyor. Üniversiteler tek başına belli araştırmalar yapıyor ve elbette değer kazanıyor ama şimdi üniversite – sanayi iş birliği ile beklenen ürünler ortaya çıkabiliyor. Kamu tek başına yaptığı işlerden memnun olmayınca özel sektörü yanına alıp kamu-özel ortaklığı ile projeler hayata geçiriyor. Her sahada artık tek başına başarı sağlamak çok mümkün değil! Biz de bu trendden kaçamayız. Her geçen gün daha güçlü ve daha fazla iş birliklerine mahkum olacağız. Bu yöntemi iyi öğrenmek ve uygulamak zorundayız.

Afiliasyon: İki Sayfalık Bir Protokol

Birden fazla kurumun bir araya gelip iyi bir iş birliği yapması için vazgeçilmez şart her ikisinin de iyi bir stratejik hedefinin olmasıdır. Bugün içinde yaşadığımız sorunların en bariz göstergesi bu. Her iki kurumun da kısa vadeli hedefleri olmakla birlikte uzun vadeli stratejisi olmadığı için bir araya geldiğinde çatışma daha fazla oluyor. Stratejik iş birliklerinde çatışma kaçınılmaz, önemli olan o çatışmayı yönetmektir.

Bu tür iş birliklerinde, afiliasyon, bugün en zayıf olduğumuz konu iki sayfalık bir protokolle yola çıkıp sonrasında sorunlar yaşadığımız bir sürece giriyoruz. belki iki sayfa değil iki yüz sayfalık detaylı stratejilerin masaya yatırıldığı bir model oluşturmak zorundayız.

Çalışanın Görev Tanımı Belli Değil

İkinci husus, çalışanların görev tanımlarının belirsizliği… Bir kişiye iş verili ve onun amiri daha çok görev sınırını belirler, o kişi becerikliyse görev sınırı genişler beceriksizse daralır. Halbuki önceden yazılı sınırları çizili görev tanımları olsaydı birlikte stratejik iş birliği yaptığımız iki kurum bir araya geldiğinde bu görev tanımlarının nerede kesiştiği hangisinin yetkisinin nerede başlayıp nerede bittiği çok net olur.

Afiliye Kurumun Kendi Lideri Olabilir

Bir başka husus, aslında birden fazla kurum bir araya geldiğinde bunların istihdam çeşitliliği başlı başına problem. Üniversite hastanesi, üniversitenin kendi içindeki bir iş birliği modelidir. Üniversite bir hastane kurmuştur, bir de tıp fakültesi kurmuştur, bu iki akademik birimi kendi aralarında afiliasyon yaparlar ama hastanede çalışacak bütün istihdamı rektör belirler.

Bu nedenle iş birlikleri, afiliasyonlarda ortak hedefler konulursa, iş birliğinde uzlaşılırsa ya da ortak olmayan hedefler ayrılır ve burada istihdam ve görevlendirmeler farklılaştırılırsa bu iş birlikleri daha sağlıklı gider.

Yönetim anlamında demokratik kültürümüz yok, eşit insanların eşit şekilde ama ilgi, görev ve sorumlulukları farklı olarak yönetim erkinde rol alması gibi bir kültüre sahip değiliz. Başımızda emredici lider isteriz, böyle bir temayülümüz var. Afiliasyon sonucu oluşan üçüncü kuruma liderlik tanımlamamız gerekebilir.”

2017’de Sağlık Turizmi Geliri 763 Milyon Dolar

Ticaret Bakanlığı Sağlık Turizmi Daire Başkanı Alperen Kaçar, OHSAD Kurultayında yaptığı sunumda şu bilgileri verdi:

Alperen kaçar

“Ticaret Bakanlığı neden hizmet sektörüne destek vermeye başladı?” sorusuyla konuşmasına başlayan Ticaret Bakanlığı Sağlık Turizmi Daire Başkanı Alperen Kaçar şunları kaydetti:

“2018’de Yaklaşık 49 milyar dolarlık bir hizmet ihracatımız var. İthalatı da 20 milyar dolara yakın. Cari fazla verdiğimiz bir sektör. Bakanlığımız yaklaşık 8 yıldır hizmet ihracatına elinden gelen desteği sağlıyor. Ülkemizin sağlık turizmi gelirini 2017’de 763 milyon dolar olarak hesapladık.”

Saha önce Bakanlığımız incelemeci konumdaydı. Bunu artık Hizmet İhracatçıları Birliğine (HİB) devrettik.”