Medikal Endüstri Bence Dişi Bir Sektör

Alarko Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Alvimedica Başkanı  Leyla Alaton:

Medikal sektörün, kadına çok yakışan dişi bir sektör olduğunu düşünüyorum. Çünkü detay isteyen, hassas bir iş… Hem üretim hem de iletişim anlamında kadının son derece yatkın olduğu bir alan… İnsan hayatıyla ilgili… Özellikle el becerisi isteyen bizimki gibi sektörlerde kadın çalışan çok daha kıymetli, medikal sektör böyle olmasına karşın hekimlik için aynı şeyi düşünmüyorum, özellikle kardiyoloji branşında son derece az kadın hekimle karşılaşıyorum, sorduğumda da invaziv kardiyolojide radyoaktivite dolayısıyla kadınların bu alanı seçmediğini öğrenmiş bulunuyorum, fiziksel şartlardan dolayı kadınlar kardiyolojiyi tercih etmiyorlar.

Kadınların mühendisliğe rağbet etmemesi, genç kızlarımızın büyük bir istek göstermemiş olması üzücü ama medikal sektörde özellikle yurtdışında okuyup dönen çok kadın olduğunu gözlemliyorum. İşçi olarak kadın yoğun bir sektör, Alvimedica’da biz yüzde 50’den fazla kadın istihdam ediyoruz. Üst kademe de kadın dolu…

“Kadından Al Malı Memleket Kazanmalı”

Leyla Alaton markası diye bir şey var, çünkü ben 30 senedir iş hayatında olan bir kadınım! Sivil toplum örgütlerinde yer almam, kuruluşlarına öncülük etmem, kadın hakları konusunda mücadele ediyor olmam dolayısıyla özel bir şekilde konumlanıyorum. 8 Mart dolayısıyla katıldığım bir panelde ürettiğimiz fikirleri “Kadından al malı memleket kazanmalı” diye sloganlaştırdık. Şimdi bunu bir kampanya olarak, Enerji Bakanlığının da katkısıyla yayacağız. “Kadından al malı” derken biz pozitif ayrımcılık yapıyoruz, diyelim ki bir ihaleye 3 kişi girecekse ve biri kadınsa ve en sona kalan bir kadınla erkeğin sunduğu fiyat aynıysa kadın tercih edilsin istiyoruz. Yurtdışında bunun çok güzel örnekleri var, bu uygulamaların ekonomiye katkısı epeyi fazla… Hizmeti, ürünü hem satan hem de alan kişiler bu bilinçle hareket etmeliler… Farkındalık bu şekilde gelişir. Kadının ekonomik hayatta güçlenmesi için ondan bir mal/hizmet satın alınarak destek olunmalıdır.

Kadın özellikle fazla sermaye gerektirmeyen servis sektöründe bulunduğu şirkette tecrübe kazanıp kendi işini kurmayı yeğliyor. Girişimci çok kadın var biliyorsunuz ve girişimciliğin artması lazım!

Alvimedica’nın Gündeminde Neler Var?

Dünyada çok popüler olan, 50 ülkeden fazla yerde satılan CRE8 diye bir stentimiz var. Bu özellikle diyabet hastalarında çok iyi sonuçlar verdiğini kanıtlayan klinik araştırmalarla çok iyi bir yere geldi. Dünyada 55 ayrı ülke ve merkezde başlattığımız bir çalışmayla da diyabetlerde diğer stentlerle karşılaştırmalı klinik bir araştırma başlatıyoruz. Bunu çok önemsiyoruz. CRE8’in bir jenerasyon ilerisi olan CRE8EVO adlı yeni bir ürünü lanse ettik. Önümüzde Antalya Kongresi var, orada bizim ürünlerimizi kullanan dünyaca ünlü bir profesörümüz gelip aplikasyon yapacak. Teknoloji, Ar-Ge İtalya’da ama biz bunun altyapısını Türkiye’de oluşturmak istiyoruz. Bu sene FDA’ya başvuruda bulunuyoruz. Bizim için atılım yılı… CRE8’i Türkiye’de üretmek üzere planlama yapıyoruz. Bu ürünü Türkiye’de üreterek ihraç edebilmek ilk hedefimiz. Neden yapamayalım? Yurtdışında yapılıyorsa iyidir algısını yıkmamız gerekiyor, yurtdışı hayranlığını bir yana bırakmalıyız artık, öte yandan Türkiye faz atlıyor devamlı, her ürünün en son teknolojisi ilk bize geliyor, kullanımımıza sunuluyor, yeni teknolojilerin yabancısı da asla değiliz. Yabancı hayranlığının bizi aşağı çeken, negatif bir düşünce olduğunu düşünüyorum.

Medikal ürünlerde de aynı geçerli, kardiyologu ille de Amerikan stenti dediğinde hastanın veya yakınının bunu kabul etmeyerek, İtalyan teknolojisiyle Türkiye’de üretilen stenti tavsiye etmesini istiyorum. Her konuda bilinçlenmek elbette zaman ve merakla olacak şeyler… Okumakla, araştırmakla kısaca eğitimle ilgili… 

Günümüzde Haklarının Farkında Olan Çalışan Kitlesi Var

Kadın hakları ben kendimi bildim bileli ilgi duyduğum bir konudur, belki ailedeki eğitimimden, yetiştiriliş tarzımdan kaynaklanıyordur, kadının kendi ekonomik bağımsızlığı olması gerektiğine her zaman inandım. Türkiye’de de bunun eksikliği vardı ki hala var ve her geçen yıl bunun daha da önemli olduğu anlaşılıyor. Bundan 5 sene öncesine kadar mobbing diye bir şey bilinmiyordu, neyin mobbing olduğunu bile iyi tarif edecek durumda değiliz daha. Şirketlerde mobbing gören kadınlar bunun farkında değildi, bugün bu tarif ediliyor. Bugün çok daha dik duran, haklarının farkında olan, eşitlikçi bir çalışan kitlesi var. 

Eğitimimizi Anneme Borçluyuz

Annem bir Avrupalı, Çekoslavakya doğumlu. Savaştan dolayı İsveç’e göç etmiş bir ailenin çocuğu. Nitekim bugün ailemin yarısı İsveçli ve İsveç’te yaşıyor. Sanat okumuş bir kadın, babamı takip etmiş ve onun için Türkiye’ye gelmiş. Bizi de eğitenin o olduğunu düşünüyorum. Dünya standartlarında yetişmemiz, lisan bilmemiz, kendi ayaklarımız üzerinde durmamız ve farkındalığımızın gelişmesi için bize tüm eğitimleri veren annemdir.

Annem, babamın kitaplarında (Lüzumlu Adam ve Lüzumsuz Adam kitapları) çok güzel yer alıyor.  

“1986’da Amerika’dan Döndüğümden Beri Kadın Hakları İçin Mücadele Ediyorum”

Giad ve KAGİDER’in kurucusu, TurkishWIN’de profesyonel kadınların destekçisi, Women Corporate Directors (WCD) üyesi, kadınların güçlenmesine yönelik çalışan kuruluşlarda yer alan bir isim Leyla Alaton.

Çok iyi okullarda eğitim görmesine karşın kendisi için esas hayatın çalışma hayatına girdiği zaman başladığını 2013’teki TEDx konuşmasında ifade eden Alaton, “1986’da Amerika’dan döndüğümden beri kadın hakları için mücadele ediyorum. Kadınlar için ekonomik bağımsızlık çok önemli, kendi kararlarını verebilmeleri çok önemli, ancak kendi parasını kazanan insan kararlarını da kendi verebilir. Ekonomik bağımsızlık sadece özgür olmak için değil ailedeki denge için de çok önemli. Bugün iki maaşın girmediği bir ev düşünmek çok zor, otomatikman bunun getirdiği bir eşitlik, paylaşım sözkonusu… Bugün kadın hiçbir şekilde para istemiyor, rolleri paylaşmak istiyor, sorumlulukları paylaşmak istiyor, çocukların sorumluluğunu paylaşmak istiyor. Büyük şirketlerle toplantılara gidiyorum ve görüyorum orada kadının nasıl iki ağır sorumluğun altında kaldığını… Öte yandan kadın artık şiddeti anlamaya başladı; şiddet öyle kolay anlaşılan bir şey değil ki! Şiddetin ne olduğunu öğrenince anlıyorsunuz. Anladıktan sonra diyorsunuz ki ‘ meğer ben şiddet görmüşüm!’ Bunun eğitimle alakası yok, 3 diplomalı profesör de eşine şiddet gösterebiliyor. Kadın, adam adına utandığı için de ortaya çıkamıyor. Ama kadın artık uyandı; uyanma sırası erkeklere geldi” diye konuşuyor.

 

Türkiye’nin 50 Başarılı Kadınından Biri: Esen Tümer

Royal Philips, Ortadoğu ve Türkiye, Kamu Yatırımlarından Sorumlu Genel Müdürü Esen Tümer röportajımız:

Çalışma hayatınız nasıl? 

Oldukça yoğun seyahat ediyorum. Proje yatırımlarının takibi için ağırlıklı pazarlardan Suudi Arabistan, Dubai ve Körfez ülkelerine ve toplantılar için çok sık  Eindhoven’a gidiyorum . Zamanımın çoğu Ortadoğu’nun merkezi ve bizimde Headquarter’ımız olması  sebebiyle Dubai ile iş hacminin ağırlığı dolayısıyla Suudi Arabistan – Riyad arasında geçiyor.

Toplam portfolyo içerisinde Türkiye bunların sadece yüzde 20’sini teşkil ediyor. O nedenle fazla seyahatlerim var. Pozisyonum aslında Dubai ama ben İstanbul’dan yönetiyorum. Pazar – perşembe günleri yurtdışındayım, cuma – pazar günleri de Türkiye’deyim…

Forbes Dergisi ve Praesta işbirliğinde düzenlenen Yönetim Kurulunda Kadın  programındayım. Türkiye’nin 50 Başarılı Kadınının yer aldığı programda .  Yönetim Kurullarında Daha Çok Kadın Üye İçin Şirketler Arası Mentörlük Programındayım. Yönetim kurulunda bağımsız olan sandalyeyi almamız için Sabancı’nın başlattığı bir girişim… Çok değerli bir mentörüm var, Yapı Kredi Eski Genel Müdürü Burhan Karaçam. 18 aylık bir program sürecinde 4 üniversiteden eğitimler aldık  . Üniversiteler sırasıyla Boğaziçi Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Özyeğin Üniversitesi .

Bu anlamda sertifikalı yönetim kurulu üyesi olabiliyorsunuz. Biz 2. Menti grubuyduk, şimdi 3. Grup başlıyor.   Bizden sonra gelen kadınların önünü açmaya özen göstermeye çalışıyoruz ki onlar da kadın olmayı engel görmesinler ve anne olarak çalışmaya devam etsinler.

Mesela Boğaziçi Üniversitesinde verilen bir hukuk dersi vardı ki, yönetim kurulu üyesi olarak müteselsilen sorumluluklarınızı hukuki yaptırımlarıyla beraber anlatıyordu, son derece yararlı derslerden biriydi. Keza INSEAD üniversitesinden gelen hocalardan aldığımız simülasyon dersler de son derece öğreticiydi.   Şu anda da Liverpool Üniversitesinden, nöro-marketing üzerine online eğitim alıyorum.

Philips yönetiminde kadına son derece önem veriliyor, çok güzel bir örnek verebilirim, mesela, Suudi Arabistan CEO’su  bizde kadın… Arap bir kadın… Arabistan’da kadının araba kullanmasının dahi yasak olduğu bir coğrafyada  bir kadının CEO olması bence özel bir örnek!

Kamu Özel Ortaklığı Derneği Yönetiminde de yer alıyorsunuz. Çalışmalarınız neler?

Kamu Özel Ortaklığı Derneği kamu ile özel sektörü bir araya getiren, ortak akıl arayan , uzlaşmacı bir platform.  Derneğimiz, ülkemizde ilk kez uygulanan ve dünyanın en büyük sağlık kampüslerinin hayata geçirildiği kamu özel ortaklığı modelinin başarılı bir şekilde yürütülebilmesi için etkin bir görev üstlenmiş, ülkemizdeki , en yetkin ve en deneyimli sivil toplum örgütüdür.

Suudi Arabistan’daki medikal sektörün bizdeki özellikle kamu özel ortaklığı modeliyle (Public Private Partnership – PPP) yapılan şehir hastanelerimize hayranlıkları var.

Böyle güzel bir sebep dolayısıyla ben de Türkiye’de kurulan Kamu Özel Ortaklığı Derneğinin Yönetim Kurulu üyeliği görevini üstlendim. Derneğimiz, Türkiye’de PPP’nin yaygınlaşması ve icrası ardından dünya pazarında rol model olmasını hedefliyor. Türkiye dünya havuzunun yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor, bu çok yüksek bir oran. Derneğimiz geçtiğimiz şubat ayında Riyad’da Suudi Arabistan Sağlık Bakanlığı, Sağlık Yatırımları Private Sector Participation – PSP yöneticileri ile bir araya geldi.  Onlara derneğimizi anlattık, çeşitli sunumlar yaptık, planladığımız etkinliklerimize ilişkin bilgiler verdik ve fikir alışverişinde bulunduk.

Philips PPP projelerinde ne kadar rol üstleniyor?

PPP yatırımlarında varız ve olmaya devam edeceğiz. Süreci yıllardır takip ediyoruz ve aktif rol alıyoruz.

Mersin , Isparta ve Yozgat projelerinde özellikle P1 paketlerinde teknolojik ürünlerimizi sunma imkanımız oldu.

Dernek ve Philips çalışma hayatınızda rol çatışması yaratıyor mu?

Tam tersine bütünlüyor. Hatırlanacağı üzere, ben 3 dönem Tıbbi Görüntüleme Teşhis ve Tedavi Teknolojileri Derneği – TıpGörDer’de Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptım .

Özel sektörün sıkıntılarını da biliyor olmak sektörel sorunlarımızı objektif paylaşmak adına son derece önemli.  Ortak platformda tüm paydaşlar ile ortak akıl aramak sektörümüz içn oldukça kıymetli olduğu görüşündeyim.  Dernek herkese kucak açabiliyor. Herkese eşit mesafede  ve her sesin duyulabileceği bir platform olarak faaliyet gösteriyor olmak son derece sevindirici ve sektörümüz adına ümit verici.

PPP yatırımları sayesinde Türkiye’nin uluslar arası bilinirliğinin, sağlık turizminin, bu konudaki marka değerinin arttırılması yönünde çalışıyor olmaktan onur duyuyorum.  Ülkemizin dünya ölçeğinde, PPP konusunda, marka değeri kazanacağından çok eminim… Türkiye içinde de, dışında da heyecan duyduğum bir konu bu! 

Kamu sağlık sektörüyle yoğun halde iş iletişiminiz sözkonusu… Bu erkek egemen yönetim kadrosunun cinsiyetçi tavırlar sergilediği oluyor mu?

Ben işimi çok severek yapıyorum… Kamu veya özel sektörün, kadın çalışana karşı, Türk kültürünün de özü dolayısıyla, son derece kibar ve centilmen olduklarını düşünüyorum. Bence kadın olmanın bir avantajı da empati kabiliyetinizin olmasıdır, işinizi severek ve ülkenize  yatırımların gelmesini teşvik ederek çalışıyor olduğunuzda  , niyetiniz ve yaklaşımınızda  kamu tarafında da fark ediliyor ve takdir ediliyor… Ticari kaygılarla bir şey yapmıyorum ve bunun elektriğini de veriyorsunuz karşı tarafa…

İşini seven, ülkesini seven, yatırımları getirmeye özen gösteren, bu uğurda çok çaba sarf eden bir bireyim .  Kadın-erkek ötesi bir durum sözkonusu aslında, cinsiyetler üstü bir ilişkisi yakalanıyor orada. Ben Türk kültürünü iyi bildiğimi düşünüyorum , aslen Karadenizliyim, iş hayatıma ilk başladığım Johnson&Johnson’da yaklaşık 58 ilde Erzurum, Tranbzon , Antalya , Adana ve Bursa  dahil Türkiye’de girmediğim ameliyathane kalmadı. Yaklaşık 1000 vakaya iştirak etmişimdir.

Çok seyahat ettim, Türk kültürünü, örf ve adetlerimizi  seviyorum ve ona göre davranıyorum , Avrupa firmasında çalışmama rağmen  iş hayatımda kültürel değerlerimize son derece önem veririm. Profosyonelliğiniz , konuya hakimiyetiniz, içtenliğiniz, çalışkanlığınız , iyi niyetiniz ve olumlu yaklaşımınız, cinsiyet ayrımını ortadan kaldırıyor. 

Kamu sağlık sektöründe kadın yöneticilerle çalışmanın avantajları neler olabilirdi?

Sağlık sektöründe Philips’te ilk kadın Genel Müdür ve PPP Derneğimizdeki tek kadın yönetim kurulu üyesi olmaktan onur duyuyorum ve yeni nesillere bu anlamda örnek olmayı diliyorum.

Dünya ölçeğinde baktığınızda, sektörü ne olursa olsun  kadınların yönetimde olduğu kuruluşlarda karlılık ve verimlilik  ciddi oranda artıyor, başarı katlanıyor.

Bizim Yönetim Kurulunda Kadın programımız da tam da bunu teşvik ediyor. Yeni gelen kuşaklara el vermeyi önemsiyor. Anne olduğun zaman işi bırakman değil devam etmen konusunda teşvik ediyoruz. Benim 2 çocuğum var (10 yaşında kızım, 15 yaşında oğlum var), anneyim ve iş kadınıyım, eğer isterseniz vakit yetiyor. Daha planlı hareket ediyorsunuz.

Kişisel hayatınızda ilgi alanlarınız neler?

Ben kuantum fiziğine çok meraklıyım. Beni çok heyecanlandırıyor, beyin çalışmalarını okumayı çok seviyorum.  Bu nedele neuro marketing üzerine eğitim almaya başladım .  Ayrıca Doğal taşlara çok meraklıyım. Pilates ve cardio çalışmaya yeni başladım ve yazında en büyük tutkum deniz ve yelken.

Global ölçekte kadınların çalışma hayatında yönetim kademelerindeki düşük yüzdesi sizce nasıl sonuçlar doğuruyor?

 Philips’te de genel müdür olmadan önce sağlık sektörü yönetim ekibi ağırlıklı erkek ve yabancıydı. Zaten bu pozisyonları sadece erkekler hak eder bana şans vermezler diye düşünüyorsanız  baştan kaybediyorsunuz ! Koydukları şartları kabul etmemek çok önemli bence…

Engeller bizim sadece zihnimizde.

İçindeki inanç ve yapabileceğine dair kendine güven sizde kuantum sıçramasında sebep olabiliyor.

Başkaları sana “yapamazsın, edemezsin” diyeceklerdir ama iç sesin yapabileceğini söylüyorsa yapabilirsin. Aksini söylüyorsa kendi kendini sabote ediyorsundur zaten.

İlk yıllarımda düşünün ki, Hollandaca lisanıyla maç konuşan bir erkek dünyasındasınız! Lisan ve konu itibariyle bana iki kat yabancı bir ortam… Bu tip durumlarda onlar gibi olmak durumunda olmadığınızı bilmeniz gerekiyor. Kadınların en büyük hatası erkek gibi olmaya çalışmak! “Erkek gibi kadın” deyimi iltifat gibi algılanır ama bence kadınlar kadınlığını unutmadan da iş kadını olabilir. Bence en büyük fark bundan kaynaklanıyor. Bizi başarılı kılan çok güçlü bir EQ’muzun olması, empati kabiliyetimizin olması… Yeni trendle ruhsal zeka (spiritual quotient – SQ) çok önemli bence, hayatı daha bütüncül holistik görebiliyorsunuz . Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, kadınlar kendileri için zam istedikleri zaman çok daha çekingenler ve bu nedenle aynı eğitim seviyesine sahip olmalarına rağmen dünya ortalamasında yüzde 7 daha az para kazanıyorlar. Kadınlar iş dünyasında iş için, şirketleri için pazarlık yaptıklarında müzakere teknikleri göre erkeklere göre çok daha fazla aslında! Ama kendileri için bunu kullanmıyorlar ve kendileri için bir şey istemeyi gurur meselesi yapıyorlar .  Ayrıca erkekler, yeni bir iş teklifinde 5 özellik istendiği zaman diyelim, erkek 2 özelliği var, 3’ü yoksa bile “ben yeterliyim” diyebiliyor, oysa kadın en az 3 özellik bende olmalı diyebiliyor. Kadınlar daha mükemmeliyetçiler… Daha çekingenler ki bence bunu üzerlerinden atmalılar. 

Kadın dayanışmasına ilişkin neler söylersiniz?

Ekonomimizi yönlendiren kurumların en üst karar mercilerinde yer alan kadınların oranı oldukça düşük. (*Borsa İstanbul Şirketleri 2016 Yönetim kurulunda kadın oranı %12,9)  Normal şartlarda kadınların yönetim kurullarında erkeklerle aynı oranda söz hakkı olabilmesi için en az iki nesil geçmesi gerekiyor.

Kadın kadının düşmanıdır diye bir şehir efsanesi var mesela… Ben buna hiç katılmıyorum. Sağlık sektöründe genel müdür olduğum dönemde tüm kadın çalışanları doğursunlar diye teşvik ederdim. “Doğurarak da yapabilirsiniz, ertelemeyin, hayatı ıskalamayın” mesajı verirdim. Kadınlar bence kendine güvenen kadını destekliyor. Kim desteklemez ki! Erkek için de geçerli bence… Kendine güvenmeyen kişi karşısındakine kök söktürebilir. Kadın dayanışması bence kesinlikle var! Bizim kızkardeşlik grubumuz var, harika anlaşıyoruz, farklı sektörlerden kadınlar, birbirimizi destekliyoruz. Birbirini köstekleyenler, kompleksli, kendine güvenmeyen insanlar bence… 

Hedefleriniz neler?

Ben eğitim almayı çok seviyorum… Eğitimlerim devam edecek, bunun dışında ilerde spritüel yönetici koçu olmayı istiyorum. Mum önce kendi yanıyor biliyorsunuz, ben de kendi çalışma hayatımda tecrübe kazanıyorum ki başka insanlara bunları aktarabileyim! Yani onlara ışık olabileyim…

Yönetici kadın olmak konusunda mesela, ben yapabildiysem sen de yapabilirsin algısını kadınlara vermek istiyorum. Üniversitede dilbilim okudum, iş hayatım dolayısıyla defalarca ameliyatlara girdim yıllarca, sonra Philips’te görüntüleme teknolojilerini öğrendim, bilişsellikten cerrahiye kadar gördüm ve spritüellik bunun bir başka adımı diye düşünüyorum. Holistik bir yaklaşım olduğunu  düşünüyorum. Yönetici olarak da bir şeyleri terk etmen, vazgeçmen veya izole olman gerekmiyor. 

Son olarak ne mesaj vermek istersiniz?

Evrende herkesin bir parmak izi var; dünyada milyarlarca insan var ve herkesin parmak izi farklı. insanlara verebileceğim en önemli mesaj kendileri olmalarıdır. Kendin ol! Kendine özel, kendine has biri ol! Kimseye benzemeye çalışma, rol model al, filtrele ve kendini inşa et! Kadın, erkek fark etmiyor, Mevlana’nın dediği gibi işte, ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol!

Pozitif Ayrımcılıkta Rol Model Bir Hastane: Liv Hospital

Liv Hospital Grup Koordinatörü Meri İstiroti sorularımızı yanıtladı: 

Kurumunuzda görev yapan tüm çalışanlar düşünüldüğünde nasıl bir cinsiyet dağılımı söz konusu? Çalışanlarımızın yüzde 61’i kadınlardan oluşuyor. Orta ve üst düzeyde bu oran yüzde 45. İşe alımlarımızda iki aday da aynı özelliklere sahip ise kadın adaylarımızı öncelikli olarak tercih ediyoruz. Bu anlamda pozitif ayrımcılık yapıyoruz. Kadınların çalışma hayatında daha aktif hale gelmesi sadece kişilerin bireysel kazanımlarına değil, aynı zamanda ülkenin de gelişmişlik düzeyine etki edip ailevi ve sosyal değerlere de yapacağı katkı dikkate değer olacaktır. 

 

Ekonomik faktörler iyileştirildiğinde kadınlar iş hayatına daha fazla katılım gösterecektir. Çalışan bir kadın, çocuk sahibi ise ya da çocuk sahibi olmak istiyorsa çocuğunun bakımı için yeterli ekonomik güce sahip olmalıdır. Yeterli bir kazancı yoksa büyük bir oranla tercihini, çocuğuna kendisinin bakması ve çalışma hayatından kopması şeklinde kullanmaktadır. Çocuk sahibi olan / olacak kadın çalışanları, devlet ekonomik anlamda destekler ise kadınların çalışma hayatında daha fazla yer edinmesine olanak sağlanabilir. Devletin İş Kanununda süt izniyle ilgili yapacağı revizyonlar ile de yine çalışan kadının desteklenmesi mümkün olabilir.

Hastanelerde çalışan kadınlar için dezavantajlı olduğunu düşündüğünüz hususlar neler?

Özellikle özel sektörde mesai kavramının olmadığı, 7X24 yaşayan canlı bir sistem içerisinde yoğun çalışma temposunda çalışıyorsunuz. Bu durum özellikle evli kadınların aile hayatını vakit ayıramama noktasında çok daha fazla olumsuz etkileyebiliyor. Diğer taraftan kadınlar çok daha hassas kutsal varlıklar… Özellikle gün içerisinde karşılaştığımız mutsuz ve hasta yüzler, hastalıklar ve ölümler bizleri çok daha derinden etkileyebiliyor, motivasyonumuzu düşürebiliyor.

Çalışma hayatınızda cinsiyetçi yaklaşımlara tanık oluyor musunuz?

Hayır olmuyorum. Ancak bazen elimi sıkmayanlar oluyor bir bayan olarak, onlara da saygı gösteriyorum. 

Motivasyon kaynaklarınız neler?

Liv Hospital olarak kadınlara yönelik fırsat eşitliği konusuna verdiğimiz destek ve yaptığımız çalışmalar sebebiyle Türkiye Kadın Girişimcileri Derneği tarafından Fırsat Eşitliği Sertifikasına hak kazandık. Böylece KAGİDER’den aldığımız Fırsat Eşitliği Modeli Sertifikası ile “Kadın erkek fırsat eşitliğine duyarlı” işyeri olduğumuzu belgelemiş olduk. Liv Hospital çalışanlarının yüzde 65’i kadın. Hastanemiz kadın personel oranı ve fırsat eşitliği konusundaki performansı ile sağlık sektöründe ilk sıralarda yer alıyor. Sağlık sektöründe kadın çalışanların cinsiyet ayırımını ortadan kaldırmak adına, açıldığımız günden beri sorumluluğumuzu bilerek adım atıyoruz. Örnek olması amacı ile bu yolculuğa çıkıp bu hususta aranan kriterler konusunda akreditasyona tabi olduk. Günümüzde kadının şiddete maruz kalmadan, kendi haklarını bir birey olarak en iyi şekilde koruyacağı platform üretimde olduğu çalışma hayatında kendisini ifade ettiği platformdur. Bu sertifikanın alındığı kurumlarda kadına saygı gösterilen yerlerin artması her açıdan büyük önem taşıyor. Yönetimden, çalışana, kadın ve erkek herkese çok önemli bir görev düşüyor. İş hayatında Türkiye’deki kadınların yüzde 25’i istihdam ediliyor. Sürdürülebilir kalkınma, maksimum fayda ve karlılık için, kadınların iş hayatı ve paralel olarak ekonomiye katkıları çok önemli. Bu anlamda aldığımız belgeler de bizi besliyor ve motive ediyor. 

Çalışma hayatında hayranlıkla takip ettiğiniz kadınlar kimlerdir?

Güler Sabancı’nın, işi konusundaki istikrarı ve erkekler dünyasında ciddiyetini korumuş biri olmasını ve ülkemizin ekonomisini yönlendiren bir şirketin yükünü omuzlarında taşımasını hep takdir ettim. Sağlık sektöründe Novartis’in Genel Müdürü Güldem Berkman şirket içinde uzun yıllardır üst düzeyde çalışırken İsviçre’ye atandı. Coca Cola’nın bölge ve ülke başkanı Galya Molinas aynı şekilde aynı kurumda aile değerlerini kaybetmeden istikrarla ve başarılarla ilerleyen biri olarak değer verdiğim yöneticilerdendir. 

Kişisel ve çalışma hayatınızda, bu yıl hayata geçirmeyi düşündüğünüz hedefleriniz neler?

Mesleğimin 27. yılındayım. Bu yıl bir yandan kurumumu ileriye götürmeye çalışırken, diğer yandan mesleki birikimlerimi kitaplara aktarmayı ve deneyim ve bilgi birikimimi meslektaşlarımla paylaşabilmeyi hedefliyorum. 3. kitabım olan Pusula 1, sağlık hizmetlerinde pazarlamaya bütünleşik yaklaşımı anlatırken devamını sağlık hizmetleri yönetimsel fonksiyonlarını da pratik hayattan örneklerle yayınlamak istiyorum. 

Sağlık sektöründe kariyer yapmak isteyen genç kadınlara vermek istediğiniz mesajlar neler?

İstikrarlı olmak çok önemli, şirket içi sıkıntılar kimseyi caydırmamalı. Çok iş değiştirmemek gerekir, size aykırı gelen farklı görüşler olduğunda açık konuşup ortak yol bulunmalı.

Denge çok önemli hayatta… Kendisini tanıyanların kendilerine en iyi gelecek meslek için yelken açmaları çok önemli. Ne olursa olsun üretkenlikten vazgeçmeyin.

 

 

ILO’nun Türkiye Raporu Ne Diyor?

Türkiye’de kadınların çalışmasına yönelik olumlu algıda erkeklerle kadınlar arasında uçurum var. Buna göre, Türkiye’de kadınların toplamda yüzde 87’si ücretli bir işte çalışmayı isterken, kadınların ücretli bir işte çalışmasını destekleyen erkeklerin oranı sadece yüzde 62… ILO’nun hazırladığı “Kadınlar ve Çalışma Yaşamı İçin Daha İyi Bir Geleceğe Doğru: Kadınların ve Erkeklerin Sesleri” Raporu, Türkiye’ye ilişkin çarpıcı veriler içeriyor. Buna göre;Türkiye’de kadınların toplamda yüzde 87’si ücretli bir işte çalışmayı istiyor. Bu oran, dünya ortalaması olan yüzde 70’in 17 puan üstünde.

Türkiye’de ankete katılanlar arasında kadınların çalışması yönünde olumlu görüş bildirenlerin oranı yüzde 88. Kadınların yüzde 92’si ve erkeklerin yüzde 84’ü, ailelerindeki kadınların ücretli bir işte çalışma isteğini destekliyor. Kadınların yüzde 34’ü ücretli bir işte çalışmayı isterken, yüzde 53’ü hem iş hayatında yer almayı hem de evde hane halkı ve aile bakımı ile uğraşmayı tercih ediyor. Her 10 kadından sadece 1’i yalnızca evde kalarak hane halkı ve aile bakımı işleri ile uğraşıyor. Yaklaşık olarak her 3 erkekten biri kadınların ücretli bir işte çalışmasını; biri sadece evde kalarak hane halkı ve aile bakımı ile uğraşmasını; biri de kadınların hem bir işte çalışıp hem de ev işleriyle ilgilenmesini tercih ediyor. Ankete katılanların yüzde 64’ü erkeklerle aynı eğitim ve tecrübeye sahip kadınların iş yaşamında  benzer ya da daha iyi fırsatlara sahip olduğunu, yüzde 29’u ise kadınların daha az fırsata sahip olduğunu savunuyor.

Kadın-Erkek Algısı Arasında Uçurum Var

Türkiye’de kadınların çalışmasına yönelik olumlu algıda erkeklerle kadınlar arasında önemli bir uçurum bulunuyor. Buna göre, Türkiye’de kadınların toplamda yüzde 87’si ücretli bir işte çalışmayı isterken, kadınların ücretli bir işte çalışmasını destekleyen erkeklerin oranı sadece yüzde 62’dir. Diğer bir deyişle, Türkiye’de kadınların çalışmasını destekleyen erkekler ve kadınlar arasındaki fark yüzde 25’tir; dünya ortalamasında ise bu fark sadece yüzde 4’tür. Raporun verileri dikkate alındığında, bu denli büyük bir farkın Türkiye dışında Kuveyt, Tayland, Mısır, Libya ve İran gibi ülkeler arasında yer aldığını görüyoruz.

Gençlerin kadınların çalışmasına yönelik algısıyla ilgili olarak; 15-29 yaş grubundaki genç kadınların yüzde 95’i kadınların iş yaşamına dahil olması yönünde görüş bildiriyor. Bu oran, dünyada ortalaması olan yüzde 77’nin hayli üzerinde. 

ILO’nun Kadın Projeleri Neler? 

İstanbul, Bursa, Ankara ve Konya illerinde 400 girişimci adayı kadın girişimcilik eğitimleri veriliyor. Kadınlara mentörlük destek hizmetleri sonucunda başarı gösteren 30 kadına hibe desteği de verilecek. 

ILO’nun özel sektör, belediyeler ve sendikalarla işbirliğiyle yaptığı “Eşitliği Destekliyorum” seminerleri ile 1300’den fazla kadına ulaşıldı.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından Türkiye’de “Kadınlar İçin Daha Çok ve İyi İşler: Türkiye’de İnsana Yakışır İş için Kadınların Güçlendirilmesi” projesi çerçevesinde seminerler veriliyor. Kadın istihdamının arttırılmasını desteklemek amacıyla, İsveç Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı (SIDA) finansmanı ile “Eşitliği Destekliyorum” sloganı ile verilen toplumsal cinsiyet eşitliği seminerleri iş yaşamının içinde olan çalışan kadın ve erkeklere yönelik veriliyor.

Seminerlerde, çalışan kadın ve erkeklerin çalışma yaşamında toplumsal cinsiyet eşitliğinin önemi konusunda farkındalıklarının arttırılması hedefleniyor.

1300’den Fazla Kadına Ulaşıldı

Şimdiye kadar proje illeri olan Ankara, Bursa, İstanbul ve Konya’da özel sektör, belediyeler ve sendikalarla işbirliği yapıldı ve bu kurumların çalışanlarına ve üyelerine bu seminerler verildi.

Aralık-Şubat döneminde verilen toplam 18 seminer ile 1300’den fazla kadına ulaşıldı. Çankaya Belediyesi; Kadıköy Belediyesi; Dünya Göz Hastanesi; Alarko Holding; H&M; Bursa’da Seger Ses Ve Elektrikli Gereçler Şirketi ile Hak-İş ve DİSK sendikaları şu ana kadar işbirliği yapılan kurumlar arasında yer alıyor.

Eşitliği Destekliyorum seminerleri 2 saatlik interaktif bir eğitim ve Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler (KİH-YÇ) Derneği tarafından şu başlıklar ekseninde veriliyor:

Toplumsal Cinsiyet Nedir?, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Nasıl Oluşur?, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğinin İş Yaşamında ve Sosyal Yaşamda Sonuçları, İşyerinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İyi Uygulamalar, Dünyadan Örnekler.

Kadının İnsan Hakları Eğitimi

Yine aynı proje çerçevesinde Mart 2016 – Şubat 2017 döneminde proje illeri olan Ankara, Bursa ve İstanbul’daki yedi belediye ile yapılan işbirliği çerçevesinde şimdiye kadar 800’den fazla kadın, kadının insan hakları eğitimini alarak, 8 Şubat 2017’de yapılan sertifika töreniyle sertifika sahibi oldu. Belediyelerle yapılan işbirliği kapsamında belediyelerin verdiği meslek edindirme kurslarına katılan kadınlara insan hakları eğitimi verildi.

30 Kadına Hibe Desteği

Hâlihazırda yine kadın istihdamının artırılması ve yaygınlaştırılmasına destek olmak amacıyla proje illeri olan İstanbul, Bursa, Ankara ve Konya illerinde 400 girişimci adayı kadın için kendi işlerini kurmaları için gerekli ön eğitimin verilmesi, teknik kapasitelerinin artırılması, girişimcilikte küresel ve ulusal yaklaşımların benimsetilmesi için girişimcilik eğitimleri veriliyor. Kadınlara mentörlük destek hizmetleri sonucunda başarı gösteren 30 kadına hibe desteği de verilecek.

“Türkiye’de Hastane Bilgi Sistemini ilk biz geliştirdik”

APlus Genel Müdürü Candan Göksu

 

Sağlık sektörüne kaç yıldır hizmet sunuyorsunuz?

Meslek hayatıma Akbank’ta programcı olarak başladım. Daha sonra Esbank’ta IT yöneticisi olarak devam ettim. Halen Esbank Emekli Sandığı Yönetim Kurulu Üyesiyim.

Sağlık sektöründe 15. yılımı doldurdum. Acıbadem Sağlık Grubuna 2002 yılında Bilgi Sistemleri Direktörü olarak başladım. İlk projem sağlık sektöründe çağrı merkezini kurmak oldu. Türkiye’de sağlıkta bu büyüklükte ve son teknoloji çağrı merkezini Acıbadem olarak ilk biz kurduk.

8 yıl Acıbadem Sağlık Grubu Bilgi Sistemleri Direktörü olarak hizmet verdim. Sağlıkta da Türkiye’de ilk Hastane Bilgi Sistemini (Hospital Informatin System – HIS) ekibimle geliştirdik. Diğer sağlıkla ilgili sistemleri satın alarak dünya standartları ile entegre ettik. 2010 yılından itibaren ise APlus’ın Genel Müdürü olarak görevime devam ediyorum.

 Bundan 10 yıl sonra APlus’ı nerede görmeyi arzu ediyorsunuz?

APlus sektörde öncü rolünü üstlenen firmalardan biri olarak konumlanıyor. Bizim ayırt edici özelliğimiz Acıbadem gibi büyük bir sağlık grubunun iştiraki olmamız. Bundan kaynaklanan yüksek bir hijyen ve kalite disiplinimiz var. Başarımızın altında yatan önemli nedenlerden birisi de bu…

APlus, öncelikli olarak Acıbadem Sağlık Grubuna hizmet vermek üzere yola çıktı. Bu süreçte grubumuz dışındaki pek çok firmadan da bu kalite ve standartlarda hizmet almak üzere talepler almaya başladık. Bugün artık hizmet verdiğimiz dış müşterilerimiz de artmaya devam ediyor. Bu sürecin de bizi geliştirdiğini düşünüyoruz. Buradan öğrendiklerimizi de ekleyerek gelecek 10 yılda da Acıbadem Sağlık Gurubu vizyonu paralelinde büyümeye ve gelişmeye devam edeceğiz.

Türkiye’de son derece gelişkin bir özel hastane sektörü var. Otelcilik hizmetleri de sizce aynı şekilde gelişmiş bir yapıya sahip mi?

Genel olarak hizmet sektörünün gelişimi son yıllarda büyük bir hız kazanmış olsa da, başlangıçta oldukça yavaş ilerledi. Kaliteli hizmet kavramı gerçek anlamıyla yeni yeni oturuyor. Hastanelerde hizmet kavramı ise hepsinden çok daha yeni… Hizmet sektörünün tartışmasız en hassas alanı hastanelere hizmet vermek…

Bugün sektörün hastane hizmeti konusunda çok daha profesyonel bir bakış açısını yakaladığını söyleyebiliriz. Bizim için insana hizmet çok önemli. 10 yıl önce de APlus olarak yola çıkarken bu konudaki hizmet açığını gidermek ve hastalarımızın ihtiyacı olan standartları sağlamayı amaçlamıştık. APlus olarak, bugün de bu alanda halen ilkleri uygulayarak öncü ve örnek olmaya devam ediyoruz. Diğer yandan sektörümüzde örnek bir rol üstleniyor ve mükemmel hizmet anlayışı için toplum bilincini arttırmayı hedefliyoruz.

 Sağlık sektöründe çalışan kadınlar için dezavantajlı olduğunu düşündüğünüz hususlar neler?

Sağlık alanında çalışma hususunda bazı konuları en başından bilerek bu alana adım atmak gerekiyor. Sonuçta çoğunlukla iletişimde olduğunuz kişiler hastalar ya da hasta yakınları oluyor. Onlarla empati kurabilmek, ihtiyaçları olan hizmeti verebilmek ve doğru zamanda, doğru şekilde onlara destek olmaya çalışmak gerekli. Bu da bir disiplin ve yoğun bir çalışma programı gerektiriyor.

Sağlık sektöründe çalışmanın avantajı ise ‘sağlıklı kalmak ‘ ile ilgili konuları çok daha yakından takip edebilmek oluyor.

Sağlık sektöründe kadın istihdamı çok yüksek… Sağlık sektörünü her kademede kadınların daha fazla rağbet ettikleri ve başarılı oldukları bir sektör olarak tanımlayabilirim. APlus içerisinde bizde oldukça yoğun bir kadın çalışan istihdamına sahibiz. Grup olarak ise her yıl  Türkiye de ‘en çok kadın istihdam eden ‘ şirketler arasında yer alıyoruz.

Çalışma hayatınızda, beslendiğiniz, motivasyon kaynaklarınız neler?

Deniz ve doğayı çok severim, fırsat buldukça oksijeni bol mekânlarda zaman geçiririm.  En büyük motivasyon kaynağım ise hedeflerime olan sarsılmaz inançlarım. Her zaman bu inançla ve yüksek kararlılıkla devam ederim.  Bunun başarı için en önemli motivasyon kaynaklarından birisi olduğunu düşünüyorum.

 Bu yıl hayata geçirmeyi düşündüğünüz hedefleriniz neler?

Kişisel gelişimime katkı sağlayacak her türlü yayını ve gelişmeleri  takip ederim. Bunun dışında yeni nesillerle bir araya gelmeye ve onlarla deneyimlerimi paylaşmaya çalışıyorum. Benim için onlarla bir araya gelmek ve yeni fikirlerini dinlemek oldukça keyifli. Bunu önümüzdeki dönemde de devam ettirmek hedeflerim arasında.

Çalışma hayatımda ise bu yıl merkez fabrikamızı yenilemek en öncelikli hedefim. Türkiye’de ilk olacak, çok farklı bir konseptte fabrikamızı revize ediyoruz.

Sağlık sektöründe kariyer yapmak isteyen genç kadınlara vermek istediğiniz mesajlar neler?

Öncelikle bu sektörün farklı bir yapısı olduğunu bilerek bu alana yönelmeliler. Sağlık sektörü olabildiğince insani duyguların etkin olduğu bir alan… Bu sektörde genellikle hastalar ve hasta yakınları ile iletişimde olacaklarını öngörmeliler. Sonuçta biz onları daha iyi hissettirmek, daha iyi olmalarına destek vermek için çalışıyor, bu süreci onlar için en kolay şekilde atlatılabilir hale getiriyoruz.

Tüm sektörler için başarının anahtarı;  sektörün hitap ettiği toplulukla ne kadar iyi iletişim kurduğunuzdur. Hedef kitlenizin taleplerini doğru anlar ve yerine getirirseniz, başarısızlık söz konusu değildir. Bunun örneklerini dünyada da görmek mümkün. Dünya’da IT strateji ve çözüm şirketlerinin istatistiklerinde de bunu uygulayan yöneticilerin kesinlikle başarılı olduğunu görebiliyoruz.

 

Kadın Girişimciler Daha Çok Kadın İstihdam Ediyor

KAGİDER Genel Sekreteri Yeşim Seviğ anlatıyor:

Derneğinizin üye profili ve kurumsal ölçekte çalışan profilinizi kısaca anlatır mısınız?

Bu yıl 15. Yılını kutlayan derneğimizin 300 üyesi bulunurken, bu üyelerimiz 46 sektör ve alanda faaliyet gösteriyor. Türkiye’deki kadın girişimci profiline baktığımızda ise yüzde 61’i üniversite ya da yüksek lisans diplomasına sahip olduğunu görebiliyoruz. Yapılan araştırmalar yüzde 72’i halen evli olan kadın girişimcilerimizin yüzde 84’ünün daha önce bir iş deneyimi yaşadığını ortaya çıkarıyor. Yüzde 45’i 25-34 yaş arasında olan kadın girişimcilerimizin yüzde 39’u 35-44 yaşları arasında işini kurarken, yüze 31’i ise bağımsız kişiliğe sahip, kararlı ve azimli, yüzde 25’inin kendine güveni yüksek.

Türkiye’de ise 98 bin olan kadın girişimci oranı yüzde 8. Kadınların istihdama katılım oranı ise yüzde 28 olurken, kadınlar arasındaki kayıt dışı istihdam oranı ise yüzde 48. Türkiye’deki kadın girişimcilerin yüzde 82’si hizmet sektöründe faaliyet gösteriyor. Kadın girişimcilerin yüzde 40’ı işkolu olarak ticaret ve satış alanında yoğunlaşırken, yüzde 70’i ise mikro işletme sahibi olarak faaliyetlerini sürdürüyor.

Bu rakamları değerlendirdiğimizde kadın girişimciliği ve kadınların ekonomiye katılımları açısından Türkiye’nin istenen düzeye ulaştığını ve bu alanda kadınların potansiyelinden etkin bir şekilde yararlanıldığını söylemek pek mümkün değil. Kadınların ekonomiye katılmadığı, girişimcilik potansiyellerini hayata geçiremediği bir toplumun kalkınmada tam potansiyelini gerçekleştiremeyeceğini düşünüyorum.

Kadın istihdamının arttırılması konusunda Derneğinizin rolünü kısaca anlatır mısınız?

Girişimcilikte başarılı olmak, Türkiye ekonomisi için katma değer yarattığı gibi kadının toplum içindeki konumunu güçlendiriyor, onu ekonomik açıdan erkeklerle eşit kılıyor Kadın girişimci aynı zamanda istihdam da yaratılması anlamına geliyor. Kadın girişimciler daha çok kadın istihdam ediyor. KAGİDER, girişimcilik yoluyla kadının güçlenmesini hedefleyen bir sivil toplum kuruluşudur. Kadının sadece ekonomik olarak değil politik ve sosyal olarak da güçlenmesini hedefler. KAGİDER kadın girişimciliğini, kadınların eşitsiz ve dışlanan toplumsal konumlarının değişmesini ve bu sayede ekonomik güçlenme ile kadın güçlenmesini sağlayacağı için destekler. Kadın girişimcilerin sağlayacağı faydalar, kadınların güçlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına katkı verecektir.

Derneğimiz kuruluşundan bu yana yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde kamu, özel sektör ve sivil topluma mensup pek çok paydaşla, bu amaca yönelik proje ve çalışmalar geliştiriyor ve yürütüyor.

Yaklaşık 300 üyesi bulunan KAGİDER, vizyonu ve misyonu doğrultusunda, kadın girişimcilerin güçlenmesi için eğitim, rehberlik ve mentorluk desteği vermekte, kadının ekonomik konumunun güçlenmesi ve kadın-erkek fırsat eşitliği konusunda çalışmalar yapmaktadır.

Özel sektörde kadın istihdamını ve liderliğini artırmak üzere Derneğiniz bünyesindeki Kadın Liderlik Platformunun güncel etkinlikleri neler?

UPS Türkiye, KAGİDER ve Turkishwin işbirliğiyle 2014 yılında hayata geçirilen Kadın Liderlik Platformu, özel sektörde kadın istihdamını ve liderliğini artırmak üzere çalışan tüm kurumsal liderlerin, kendi aralarında fikir ve deneyim paylaşımında bulunmalarını sağlayarak bu konuda farkındalık yaratmayı hedefliyor. Her yıl dört kez düzenlenen toplantılarla Kadın Liderlik Platformu, özel sektördeki başarılı kadın yönetici örneklerinin paylaşılmasını ve bu konudaki fikir önderlerinin karşılıklı görüş alışverişinde bulunmalarını sağlayan bir mecra yaratıyor. Kadın Liderlik Platformu toplantılarında kurumların insan kaynakları, kurumsal iletişim departmanları ve üst düzey yöneticileri bir araya geliyor.

Bu yıl Şubat ayında KLP zirvemizin ikincisini gerçekleştirerek, “Fırsat Eşitliği, İyi Örnekler ve Zorluklar”, “Kurumların Dönüştürücü Gücünün Harekete Geçirilmesi” ve “Liderlikte Kadın İçin Yol Haritası” başlıklarını masaya yatırdık. Zirvemizin ardından yıl içerisine yayılan toplantılarımız devam edecek.

Bu yıl hayata geçirilmesi planlanan projeleriniz neler?

Kuşkusuz KAGİDER olarak bu yıla damgasını vuran etkinliğimiz 23 – 24 Şubat 2017 tarihlerinde Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Merkezi (ITC) ile birlikte ve T.C. Ekonomi Bakanlığımızın destekleriyle gerçekleştirdiğimiz, 48 ülkeden 300 kadın girişimcinin katıldığı Kadın Tedarikçiler Sergi ve Forumu (WVEF) oldu. Türkiye’de kadın girişimciliğini güçlendirmek için yürütmekte olduğumuz çalışmaları 2017’de de sürdüreceğiz.

Biz KAGİDER olarak temel stratejilerimizi kadınların eğitilmesi ve fırsatlarla buluşturulması üzerine kurguluyor ve bu kapsamda KAGİDER çatısı altında kadınları girişimcilik yoluyla güçlendirmek üzere çalışmalar yapıyoruz. Kadın girişimcilere ve girişimci adaylarına yönelik eğitim ve mentorluk destekleri veriyoruz. Bu yıl, geçtiğimiz aylarda başlattığımız KAGİDER Pusula projesi ile KAGİDER’in 2008 yılından beri verdiği İşimi Kuruyorum eğitimlerini, Işık Üniversitesi’nin akademik işbirliği ile online bir platforma taşıdık.

Kadın girişimciler arasında ticari işbirliklerini geliştirmeleri amacıyla her yıl biri İstanbul’da, biri de farklı bir ilde olmak üzere B2B KAGİDER İş Günlerini düzenliyoruz. Ayrıca, kadın girişimcileri temel konularda bilgilendirmek, işlerinde yeni fırsatlar yaratmaları için teşvik etmek ve kişisel gelişimlerine katkıda bulunmak amacıyla 2008 yılından bu yana Garanti Bankası ile işbirliğinde Türkiye genelinde “Kadın Girişimci Buluşmaları” düzenliyoruz. Buluşmalar kapsamında girişimcilik, iş planı oluşturma, satış ve pazarlama, teknoloji, insan kaynakları ve yönetim gibi konularda eğitimler veriyoruz.

“Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması” ile kadın girişimciliğini teşvik ediyor ve öykülerini paylaşarak girişimci olmak isteyenlere ilham veriyoruz. Şirketlerin insan kaynakları politikalarında kadınlara ve erkeklere eşit fırsatlar tanıdıklarını bağımsız bir denetim sürecinden geçerek taahhüt etme imkânı yakaladıkları Fırsat Eşitliği Modeli sertifikasına sahip örnek kurumları kamuoyuna duyuruyor, sayılarını artırıyor ve özel sektörde kadının güçlenmesine katkı sağlıyoruz.

 

 

2 Şehir Hastanesinin laboratuvarları Siemens’e Emanet

Siemens Healthineers’ın Kamu-Özel Sektör İşbirliği kapsamındaki yeni laboratuvar hizmetlerinden, gelecek 5 yıl içinde 92 milyondan fazla hastanın yararlanması bekleniyor.

Türkiye’deki hastanelerde sunulacak laboratuvar hizmetlerinin toplam değeri 100 milyon Euro’ya ulaşıyor.

Siemens Healthineers; DİA Holding ve Sağlık Bakanlığı işbirliğiyle, Kamu-Özel Sektör İşbirliği (KÖİ, Public Private Partnership – PPP) projeleri kapsamında inşa edilerek işletilecek iki yeni şehir hastanenin laboratuvar hizmetlerinin tamamını üstlendi. Siemens Healthineers, Sağlık Bakanlığında görevli laboratuvar hekimleriyle birlikte, Ankara-Bilkent ve Mersin’deki hastanelerde bulunan laboratuvarları işletecek.

Bu kapsamda yapılan beş yıllık sözleşme, en az 30 milyon Euro gelir garantisi veriyor. Bu tutar, garanti edilen yıllık test hacmine dayanıyor. Öngörülen test hacimleri dikkate alınınca ise gelirin 100 milyon Euro’ya kadar çıkması bekleniyor. Siemens Healthineers bu hastanelerdeki tüm tıbbi laboratuvar disiplinleri (biyokimya, mikrobiyoloji, hematoloji, immünoloji, acil servis, genetik, patoloji ve hasta başı testler) için gerekli bütün laboratuvar hizmetlerini sağlayacak. Ayrıca laboratuvarların tasarım, tıbbi ve teknik ekipman, cihazlar, sarf malzemeleri, servis, bakım ve teknik personel hizmetleri de Siemens Healthineers tarafından sunulacak

Siemens Healthineers’ten DİA ve Sağlık Bakanlığı için Özel Proje

Siemens Healthineers CEO’su Bernd Montag, bu anlaşma hakkında şunları söyledi; “Bu projede laboratuvar ekipmanı konusundaki uzmanlığımız ile servis portföyümüzü bir araya getiriyoruz. Bizim için bir kilometre taşı olan bu proje, aynı zamanda müşterilerimizin karşılaştıkları zorlukları aşmalarına ve kendi alanlarında mükemmel sonuçlara ulaşmalarına nasıl yardımcı olduğumuzun da bir kanıtı… Yeni iş modelimiz, müşterilerimizin ilk andan itibaren verimliliği artırmalarını ve maliyetleri sınırlamalarını sağlayacak şekilde tasarlandı. İş ortağımız DİA ve Sağlık Bakanlığı için klinik süreçlerin tamamını destekleyen, özel bir çözüm geliştirdik. Kurumsal stratejimizle de tamamen uyumlu olan bu işbirliği, portföyümüzü daha da güçlendirecek.”

Bilkent Sağlık Kampüsü 2018’de Hizmete Girecek

Ankara-Bilkent ve Mersin’deki şehir hastaneleri KÖİ kapsamında, Sağlık Bakanlığı adına, DİA Holding iştiraki DİA İnşaat tarafından inşa ediliyor.

Yeni hastanelerin, 2003 yılında ülkedeki sağlık sistemini yeniden yapılandırmak üzere başlatılan programın bir parçası olarak, sağlık sektörünü daha da geliştireceğini ifade eden DİA Klinik Destek Hizmetleri Direktörü Hakan Adanalı, “Hastane ve sağlık hizmetlerinde deneyimli olmasının yanı sıra, teknik inovasyon anlamında da güçlü bir iş ortağımızın olması bizim için önemliydi. Bu ortaklıktan, gelecek beş yıl içinde yaklaşık 92 milyon hastanın yararlanacağını tahmin ediyoruz” diye konuştu.

Hastanenin yanı sıra otel, kongre merkezi ve ticari alanlarını da kapsayacak olan, yaklaşık 3800 yataklı Bilkent Sağlık Kampüsü, Türkiye’nin sıfırdan yapılan en büyük sağlık projesi olacak. Sağlık Kampüsü, 2018 yılı ortalarında hizmete girmesiyle, 10 binden fazla sağlık personeliyle günde ortalama 25 bin hastaya hizmet verecek. Mersin’deki yaklaşık 1300 yataklı yeni hastane ise Ocak 2017 sonunda faaliyetlerine başladı.

MSD’den Yepyeni Bir Proje: MSD Kadın Platformu

MSD’nin liderlik/üst yönetim pozisyonlarında çalışan kadın oranı yüzde 73, yönetici kadrosunda yer alan kadın çalışan oranı yüzde 48. Organizasyon genelinde kadın çalışan oranı ise yüzde 35

 140 ülkede yenilikçi sağlık çözümleri sunmak üzere faaliyet gösteren MSD, kadın çalışanlarının liderliğini geliştirmek ve desteklemek için “MSD Kadın Platformu” adlı yepyeni bir projeye imza attı:

Kadın istihdamını artırmak ve kadınların liderlik yetkinliklerini daha fazla geliştirmelerine olanak sağlamak üzere çalışmalar yürütecek olan “MSD Kadın Platformu” hiçbir şekilde cinsiyet ayrımının yapılmadığı çalışma ortamlarının hayata geçirilmesini hedefliyor. MSD Kadın Platformu, bu hedef doğrultusunda iş ortakları ve ilgili paydaşlarla kadınların yeri konusunda kültürel farkındalığın oluşabilmesi için çalışmalar da yürütecek.

MSD Türkiye Genel Müdürü Hatice Kurtar Demiray’ın önderliğinde, iş birim direktörlerinin de desteği ile hayata geçirilen platformda, çeşitlilik kavramının kurumlara getirdiği sürdürülebilir gelişme ve inovasyon vizyonu, akıllı iş yapış yöntemleri, gönüllülük, sağlıklı ve kaliteli fiziksel ve sosyal yaşam için farkındalık konusunda herkese ilham kaynağı olabilecek çalışmalar gerçekleştirilecek.

Platform Sayesinde Yeni Liderler Oluşturulacak

Kadın Platformu projesinin Türkiye Genel Müdürü Hatice Kurtar Demiray, MSD’nin operasyonlarını sürdürdüğü dünya çapındaki diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de kadın liderliğine önem verdiğini belirterek şunları söyledi.

“MSD Türkiye olarak kadın dostu şirketler sıralamasında üst sıralarda yer alıyoruz. Liderlik/üst yönetim pozisyonlarında çalışan kadın oranımız yüzde 73, yönetici kadrosunda yer alan kadın çalışan oranımız yüzde 48. Organizasyon genelinde kadın çalışan oranımız ise yüzde 35. Oranlara baktığımızda MSD olarak kadının güçlenmesi ve iş gücüne katkı sağlaması adına güzel ve başarılı işlere imza attığımızı söyleyebilirim.”

“Bu çalışmalara ek olarak Platform sayesinde de gerekli donanıma sahip, kendine güvenen artan sorumlulukları başarıyla üstlenebilecek ve çeşitlilik sayesinde iyi iş sonuçları alabilecek liderler oluşturacağımızı düşünüyorum.”

“Kapsayıcı Politikalara İhtiyacımız Var”

MSD Kadın Platformu projesinin hayata geçmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren MSD Türkiye Sağlık Politikaları ve İletişim Direktörü Deniz Big Öncel proje ile ilgili şu bilgileri verdi:

“MSD Kadın Platformu, mentorluk, koçluk, sponsorluk, görünürlüğün artırılması, stratejik ilişkilerin kurulabilmesi için bir platform ve ağ hizmeti sunacak. Bugün her birimde, bölümde ve her seviyede, aynı oranda kadın katılımını görmek maalesef mümkün değil. Erkeklerin de kadın meslektaşlarının kariyer gelişimine destek olacağı kapsayıcı politikalara ihtiyaç var. Özellikle sağlıkla ilgili konularda ailede karar verici rolünde olan kadınların bakış açılarını iş yapma ve karar verme süreçlerine dahil edebilmek bizim için ayrıca büyük önem taşıyor.

MSD Türkiye olarak, kadın/erkek ayrımı yapılmaksızın işyerinde çeşitliliğin korunması, farklı fikir ve yetkinliklerin yan yana getirilmesinin bizi daha ileriye götüreceğine inanıyoruz. Bu doğrultuda MSD Kadın Platformu’nun özel sektörde farkındalık yaratacak projelere imza atacağına inancımız tam.”

Hemşirelik Mesleğinin Dinozoru Saadet Ülker Anlatıyor

Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinden 2011’de emekli olan Prof. Dr. Saadet Ülker, 2005-2015 arası Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptığı Türk Hemşireler Derneğinde halen Yönetim Kurulu yedek üyesi olarak çalışıyor.

Büyük zafiyetler içeren hemşirelik eğitimi ve hemşirelik hizmetlerinin, toplumumuzun hak ettiği niteliğe kavuşturulması ve bunların yasal olarak güvence altına alınabilmesi için uzun yıllar büyük mücadeleler veren 1944 doğumlu Prof. Dr. Ülker’e kulak veriyoruz:

“Ankara Cumhuriyet Lisesinin ilk mezunuyum. Hemşirelik mesleğini bilerek seçmedim. İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrenimi için Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesine girmek istiyordum. Lise ikinci sınıfta biyoloji ve kimya dersi beni yolumdan keskin bir biçimde döndürdü. Kimya dersi ile karbon kimyası, biyoloji dersi ile hayvanların anatomi ve fizyolojileri ilgimi çekti ve tıbba yöneldim. Liseden 1962’de mezun olduğumda üniversite giriş sınavları illerde yapılmaya başlanmıştı. Ondan önce her fakülte, sınavı kendisi yapıyordu. İlk kez çoktan seçmeli sınavla karşılaştım. Bir soruyu hiç unutmuyorum: “Büyükşehirlerde iki tarafı ağaçlıklı yola verilen ismin baş harfi aşağıdakilerden hangisidir?” Bu soruya hiç tereddütsüz C (cadde) dedim ve yanıldım, yanıt( B) bulvarmış! Bu benim hayatımda, sözcükler üzerinde özenle durmanın ne denli önemli olduğunu anlamamı sağladı. Atatürk Bulvarını bilir ve söylerdim ama “bulvar “ sözcüğünün anlamını sorgulamamışım.

‘Çok zayıf bir Eğitimden Birincilikle Mezun Oldum’

1962-63 döneminde Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesine başladım. (O zaman adı Hemşirelik Yüksekokuluydu) Eğitim hiç iyi değildi. Var gibi görünen bir eğitimden geçtik ve bu eğitimden birincilikle mezun oldum! Boston Üniversitesinin Hemşirelik Okulunun kağıt üzerindeki programı uygulanıyordu ama uygulayacak eğitici insan gücü neredeyse yoktu. 4 yıl hemen hiçbir şey öğrenmeden mezun oldum. Bu koşullardaki okulda başarılı bulunduğum için asistan olarak okula aldılar. Mesleki kimlik arayışı ile geçen çok acılı bir 18 yıl yaşadım. Terk edebilirdim. Ailem de mutsuzluğumu görüyor ve okulu terk etmeye beni teşvik ediyordu. Mali durumumuz elvermediği için devam etmem gerektiğini düşünüyordum ve devam ettim. O yıllara bakınca, müthiş bir kaosun içinde yer bulmaya çalışma gayreti içinde olduğumu görüyorum.

1989 yılına gelindiğinde artık sağlığı ve mesleği anlamış ve bir şeyleri yerli yerine oturtmaya başlamıştım: Hemşirelik mesleği var ve bu çok iyi bir meslek! İnsanların bilgiden kaynağını alan gelişmiş bir vicdana sahip olması gereken bu mesleğin mücadelesini 1989 yılından bu yana kesintisiz sürdürüyorum.

Hemşireliğin gerçek anlamda taşıdığı değeri hemşirelere ve topluma anlatabilmenin mücadelesini veriyorum. Bu değerleri mevzuatla güçlendirmek ve gelişmesini sağlamak temel hedefim oldu.

Hemşirelik Kanununu Nasıl Hazırlandı?

1992 – 2007 arası kesintisiz 15 yıl Hemşirelik Kanunu hakkında çalıştım. Hacettepe’deki görevimi yürütürken, THD Başkanlığından önce, 1992 – 97 arasında Sağlık Bakanlığında Hemşirelik Hizmetleri Daire Başkanlığı yaptım. Hemşirelik Kanunu çalışmalarını resmen başlattım. Bu tarihe kadar hiçbir çalışma yapılmamıştı. Kanun değişmesi isteği vardı ama kağıda yansımış bir çalışma yoktu. 1992 yılında Bakanlıkta inanılmaz bir mücadele vererek bu çalışmayı başlattığımı tekraren ifade etmek durumundayım. Çünkü istemiyorlardı. ‘Biz yaparız’ diyorlardı. Sonunda resmi bir komisyon kurulması  kabul edildi. Bu komisyon un çalışmaları zaman zaman engellendi.

1997’de Kanun hazırdı fakat ben daire başkanlığından uzaklaştırıldım, 1998’te Kanun TBMM’ye girdi, Sağlık Komisyonundan geçti, Resmi Gazetede yayımlandı, ancak, Mesut Yılmaz Hükümeti düştüğü için Kanun kadük oldu. 2007’de Kanun geçti, taleplerimize yakın şekilde kabul edildi diyebilirim. 1954 tarih ve 6283 sayılı Hemşirelik Kanununu 15 yıllık bir mücadele ile değiştirmeyi başardık ama, mücadele bu konuda ne yazık ki halen devam edecek gibi görünüyor.

‘Meslek Lisesinden Hemşire Yetiştirmek İnsan Haklarına Aykırı’

Dün de bugün de meslek liselerinden hemşire yetiştirilmesinin insan haklarına aykırı olduğuna inandım. Çocuk yaştaki insanlar, çalışma alanı bakımından en tehlikeli iş yerleri arasında nitelendirilen hastanelere sokulmamalıdır! Çocuk yaşta insanlar ölüm, keder, kaygı gibi ağır, yıpratıcı koşullarla karşılaşmamalı, radyasyonun, mikroorganizmaların,her türlü kimyasalın, ilacın olduğu ortamlara sokulmamalıdır. Gidecekleri okul bu yaşta bir meslek lisesi değil, onları mesleğe hazırlayan bir lise olmalıdır. Örneğin, çocuk sağlık alanında yol almak istiyorsa sağlık lisesine gitmeli orada, istediği alanlarda yürümek üzere hazırlanmalıdır.

Hemşirelik çocukların yapacağı, onlara yaptırılacak bir iş değildir. Bu gerçeği anlattığımıza inanıyorduk. 2007 ‘de Sayın Recep Akdağ bunu çok iyi anlamış ve TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda hemşirelik yasa tasarısı görüşülürken çok iyi anlatmıştı. Yasa tasarısı TBMM Genel Kurulunda da bu inançla kabul edildi. Şimdi Cumhurbaşkanının son açıklaması ile durumun değiştiğini görüyoruz. Sayın Akdağ’ın Cumhurbaşkanını bu konuda aydınlatmasını bekliyoruz.

Türkiye’de hemşireliğin başına gelen hiçbir mesleğin başına gelmemiştir diyebilirim. Hiçbir meslek bu kadar zayıf bırakılmadı. Hiç bir meslekle bu denli oynanmadı. Hepsini ayrıntıları ile yazmaya başladım.

‘Hemşirelere Doktorcuk! Olma Müjdesi’

Geçtiğimiz günlerde( Mart 2017) Cumhurbaşkanı bir açılışta hemşirelerin reçete yazabileceği yönünde bir açıklama yaptı… Hemşirelik eğitimi ile ilgili bizleri haylice kaygılandıran açıklamalarda bulundu.

Türkiye’de insanların hemşireden nitelikli, güvenilir bakım hizmeti almaya ihtiyacı vardır. Bu nitelikli insan gücünün eğitiminin nasıl olması gerektiğini yasa ile ortaya koyduk ama uygulanmıyor! Uygulanmadığı gibi, bilmediğimiz ve duyunca istemediğimiz yeni müdahalelerin bizden habersiz gündemde olduğunu duyuyoruz.

Bu eğitimden geçmiş insanların görev, sorumluluk ve yetkilerinin ne olması gerektiğini tarif eden yönetmelikler var ama uygulamaya konulmuyor!

Biz bu yasa ve yönetmeliğin uygulamaya konulacağının müjdesini istiyoruz, bizden “doktorcuk” yapılmasını bir müjde olarak kabul etmiyoruz.   

‘Evlilik Biraz Şirket İşi’

Bu ülkede yaşayan bizler de iyi, güzel şeylere layığız, örneğin, insanca yaşamayı, iyi bir eğitim almayı, nitelikli bir sağlık hizmeti almayı, güvenceli bir işte çalışmayı , güvenilir ortamlarda çalışmayı hak ediyoruz.

Bence Türkiye’de sadece kadınlar değil erkekler de sistem içinde çok zorlanıyor; her iki cinsiyetin de yaşadığı ortak bir sorun var ve bu sorun çok ağır bir sorun: İnsan gibi yaşamak, yaşama tutunmak için yaşam boyu ağır, kaygı verici bir mücadelenin içinde olmaktan hiç kurtulamamak. Şiddetin kaynaklarını uzaklarda aramaya gerek yok. Bu nedenle çözüm de polis, kamera sayısını artırmakta, cezaları ağırlaştırmakta değil.

Toplumumuzla ilgili olarak kaygılarım kendi yaşanmışlıklarımdan da yola çıkarak öylesine derindi ki evliliğimde ve daha sonrasında çocuk sahibi olmak istemedim!

“Evlilik biraz şirket yürütmek gibi ve senin yapacağın bir iş değil !”. Bunu Türkiye’nin önemli felsefecilerinden rahmetli eşim söylemişti bana yıllar önce. Bu nedenle daha sonra ki yıllarda da evlilik girişimlerim olduysa da “şirkete“ giremedim. Ama en geniş anlamıyla sevmenin, sevilmenin ne demek olduğunu, ne denli önemli olduğunu biliyordum ve bu duygumu korkmadan yaşayarak zenginleştirdim.

 

Türkiye Diyabet Yönetiminde Nerede?

SGK verilerine göre, Türkiye ortalamasının yaklaşık yüzde 9,7’si (7.7 milyon kişi) diyabetli. 2016’da yeni hasta sayısı 700 bin barajını geçti. Bu da toplam hasta sayısının yaklaşık yüzde 9’u oluyor 

Diyabetli hastaların yaklaşık yüzde 80’i 45 yaş üzeri kişilerden oluşuyor. İlk tanı aldıkları yaşlarına göre hastaların yüzde 4’ü, yani 316 bin hasta, tip 1 diyabetli

SGK MEDULA’ya ek olarak ulusal klinik kayıt sistemi oluşturmayı planlıyor. Şu anda MEDULA sisteminde hasta kayıtları tutuluyor fakat verilerin güvenilirliği tartışmalı çünkü hastaneler tanı konusunda hatalı ve yanlış tanı girişler yapabiliyor 

Dünya Diyabet Federasyonu 2015 verilerine göre 415 milyon diyabet hastası var; 2040 yılında bu rakamın 642 milyon olacağı öngörülüyor

Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK), 2017 ajandasında öne çıkan başlıklar arasında diyabet geniş yer tutuyor. Diyabet yönetimi yanısıra hipertansiyon, neonatoloji, kalp krizi yönetimi konusunda da Kurum, ulusal kayıt sistemi geliştirmeyi planlıyor. Kurum, önümüzdeki süreçte, ulusal klinik kayıt sistemi oluşturmayı planlıyor. Bazı spesifik hastalıklarda MEDULA’ya ek olarak planlanan kayıt sistemiyle kronik hastalıklarda komplikasyonların kontrolü ve hastalığın ilerleyişinin yavaşlatılması hedefleniyor.

Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dernekleri Federasyonu (SADEFE) tarafından Ankara’da düzenlenen Diyabet Yönetimi Sempozyumunda konuşan SGK Başkan Yardımcısı Dr. Orhan Koç, ulusal kayıt sistemine ilişkin yürütülen çalışmalar hakkında kısaca bilgi verdi. Dr. Koç, geri ödeme kurumu olarak maliyetleri değil ama faydayı önemsediklerini belirterek diyabet kontrolüne yönelik çalıştıklarını ifade etti.

Dr. Koç, “Bu anlamda diyabetle ilgili cerrahi prosedürlerin de yeniden gözden geçirileceğini belirtmeliyim. Sempozyumun sonuç raporu itibariyle de geri ödeme kurumu olarak kendimizi regüle edeceğimizi düşünüyorum” diye konuştu.

SGK Genel Sağlık Sigortası Genel Müdür V. Gazi Alataş da, “Diyabet üzerinde çalıştığımız bir konu; uygulamada bazı sıkıntılar olduğunu biliyoruz. Tip1 diyabetin kendine özel ve daha geniş kitleleri ilgilendiren sorunları var. Tüm bunlara yeni bir açılım getirmek istiyoruz” dedi.

SGK Verileri Ne Diyor?

SGK Risk Yönetimi Daire Başkanlığından Özgür Sezer de diyabetin ekonomisine ilişkin bilgiler verdi. Sezer, sunumundaki istatistiksel verilere ilişkin yaptıkları çalışmayı şöyle anlattı:

“1.basamakta gerçekleşen hasta başvurularının tanıları veri tabanımızda bulunmuyor ancak bu hastalara reçete yazıldıysa reçete bilgileri SGK’nın veri tabanında bulunmaktadır. Hastane başvurularında en az 2 başvuruda diyabet tanısı almış hastalar ve diyabet tanısı almış hastalar ile 1.basamak sağlık kuruluşlarında yazılan reçetelerde insülin veya oral antidiyabetik ilaçlar alan hastaları verilerde baz aldık ve onun üzerinde çalışma yaptık.” 

Nüfusun Yüzde 10’u Diyabet Hastası

Sezer, sunumunda şu bilgileri verdi:

“Sistemimize göre Türkiye ortalamasının yaklaşık yüzde 9,7’si (7.7 milyon kişi) diyabetli. 316 bin hastada tip1 diyabet olduğunu düşünüyoruz.

2016’da yeni hasta sayısının 700 bin barajını geçtiğini görüyoruz. Bu da toplam hasta sayısının yaklaşık yüzde 9’u oluyor. Her sene 100 binin üzerinde diyabetli hasta hayatını kaybediyor, bunun sebeplerini araştırmadık. Hasta sayılarında yüzde 8’lik bir artışın olduğunu görüyoruz.

Hastaların yüzde 63’ü kadın, yüzde 37’si erkek… Geçmiş yıllarda da benzer oranlar var. SGK perspektifinden baktığımızda kadın hasta hastaneye daha fazla ve daha sık başvuruyor.

“Toplumumuzun Dörtte Biri Diyabetli”

Prevalans oranlarına baktığımızda 2015’te 9.2 lik bir prevalans (100’de) gözüküyor, insidans (1000’de) olarak da 8,3’lük bir oran var. Bu, tüm yaş grupları ve tüm hastalar için geçerli olan bir prevelans değeri.

45 yaş üzerine bakıldığında toplumumuzun dörtte biri diyabetli. Bu ciddi bir oran… Yaşlanmakta olan genç nüfusa sahibiz. İlerleyen süreçte kronik hastalıkların getireceği bütçeler, komplikasyonlar düşüldüğünde geleceğe yönelik tedbirler alınması gerektiği gözleniyor.

Diyabetli hastaların yaklaşık yüzde 80’i 45 yaş üzeri kişilerden oluşuyor. İlk tanı aldıkları yaşlarına göre hastaların yüzde 4’ ünün yani 316 bin hastanın tip 1 diyabetli olduğunu düşünüyoruz. Yaş dağılımları 2012’den 2016’ya kadar aşağı yukarı aynı değerlerde seyrediyor.

Hastaların nüfusa kayıtlı olduğu il bilgileri de veri tabanımızda bulunuyor; sırasıyla Karadeniz, iç Anadolu, Marmara, Ege, Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi geliyor.

Hastaneler Hatalı Tanı Girişi Yapıyor

Maliyet ve bütçe hesaplamalarımızda; diyabet tanısı almış hastaların başvurularında diyabet tanısı varsa o başvuruyu maliyet hesabımıza dahil ettik ama başka sebeple veya şikayetle hasta hastaneye başvurduysa o maliyet hesaplamalarımıza dahil olmadı. MEDULA sisteminde hasta kayıtlarını tutuyoruz ama hastanelerden tanı konusunda hatalı ve yanlış tanı girişlerinin yapıldığını görüyoruz. Diyabetik ayak üzerine kaç hasta var diye baktığımızda hastaların bir kısmının geçmişte hiç diyabet tanısı almadığını gördük. Eczane kısmındaki hesaplamalarda da primer diyabet tedavisi ilaçlarını referans aldık. 

Yüzde 5’lik Oran Komplikasyonlara Harcanıyor

Hastane maliyet hesaplarına baktığımızda 2015 yılı SGK’ya faturalanan tutarın yaklaşık yüzde 4’ü riskli hasta tanımının olduğu başvurular oldu bu da 1.5 milyar TL’lik bütçe çıkartıyor. Bunun dörtte biri malzeme ve ilaç tutarı oluyor ve biz daha çok daha çok yan tedaviler, yardımcı tedaviler ve komplikasyon tedavilerine para harcıyoruz.

2015 yılı SGK reçete fatura tutarlarının yaklaşık yüzde 7,5’inin ATC kodu A10 grubuna harcandığını görüyoruz. 2016 itibariyle, komplikasyon maliyetlerine baktığımız zaman başvuru başına en fazla tutara artropatinin sahip olduğunu karşımıza çıkıyor. Ardından nefropati ve periferik dolaşım komplikasyonların geldiğini görüyoruz.

Diyabete harcadığımız toplam paranın yüzde 5’ini komplikasyonlara harcıyor gibi gözüküyoruz.

Dünyada 415 Milyon Diyabet Hastası Var

Dünyada diyabetin durumuna ilişkin bilgi veren Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrin ve Metabolizma Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu Prof. Dr. Serdar Güler, şunları kaydetti:

“Dünya Diyabet Federasyonu 2015 verilerine göre 415 milyon diyabet hastası var; Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2040 yılında bu rakamın 642 milyon olacağı öngörülüyor. Yani, 2015 yılında 11 yetişkinden biri diyabetliyken 2040’ta 10 yetişkinden biri diyabetli olacak. Erkek ve kadınların oranları Türkiye’de diğer ülkelere göre daha farklıyken, dünya ortalamasında yüzde 10’luk bir fark sözkonusu ki bunun büyük fark olduğu söylenemez. Kentsel ve kırsal oranlara bakıldığında Türkiye’de fazla bir fark yokken dünya ortalamasında fark olduğu göze çarpıyor.”

Ekonominin Aktığı Yere Doğru Çok Dil Öğrenmek Önemli

Johnson & Johnson Medical Türkiye Pazar Erişim Müdürü Ferda Bayşu

 

Sizi tanıyabilir miyiz?

2012 yılından bu yana Johnson & Johnson Medical Türkiye bünyesinde Pazar Erişim Müdürü olarak görev yapmaktayım.

İstanbul merkezli şirketlerin Ankara ekipleri, daha çok devletle temasın sağlandığı, kamuyla ilişkilerin yürütüldüğü yerdir. Ben de Ankara merkezli çalışıyorum ve sorumlulukların arasında kurumsal ilişkiler, geri ödeme ve sağlık ekonomisi, devlet ihaleleri ve ihale süreçleri yer alıyor.

Görevinizin stresli olduğunu düşündüğünüz yanları neler?

Global olarak “stres çağı” yaşıyoruz. Hangi meslek dalı olursa olsun, stresten arınmış bir sektör yok diyebiliriz. Medikal sektöründe de zamana karşı yarışılan anlar ve bürokrasi kaynaklı durumlar kimi zaman bizleri zorlayabiliyor. Burada önemli olan stresin ve bu zorlayıcıların yönetilebilmesi. Çalıştığınız kuruma inandığınız ve çalışma ortamını sevdiğiniz, planlı ve programlı olduğunuz sürece  zorluklardan daha az etkilenip beklenmeyen durumları daha rahat yönetebiliyorsunuz. Ayrıca; ekibinizin yetkinliği ve grup dinamiğine yatkınlığı, herkesin fikir, öneri ve deneyimlerine açık olmanız da stres yönetiminde çok etkin. Ben de, günlük stresleri, ekip arkadaşlarım ile beraber yarattığımız pozitif sinerji ile yönetmeye çalışıyorum. Tabii burada, Johnson & Johnson gibi köklü, kurumsal, değerlerine ve çalışanlarına bağlı ve destek olan bir şirkette çalışıyor olmanın da etkisi yadsınamaz.

 Rutin bir çalışma haftanız veya bir iş gününüz nasıl geçiyor?

Günlerim ‘son sürat geçiyor’ demek abartılı olmayacak. Güne oldukça erken başlıyorum; böylelikle iş rutinim de erken başlıyor. Resmi gazete takibi  ve sektörle alakalı tüm kamusal gelişmelerin takibi, basın ve gündemin izlenmesi, raporlar, e-postalar, kurumiçi görevler, kişisel mesleki gelişimimle ilgili faaliyetlerim, toplantılar, konferanslar, STK çalışmalarım, ekip toplantıları ve tabii ki havalimanları vazgeçilmezlerim. Şirket yönetim toplantıları, ekip toplantıları, işe alım görüşmeleri, eğitimler gibi amaçlar ile Ankara-İstanbul arasında mekik dokuyorum. Aynı zamanda Sağlık Gereçleri Üreticileri ve Temsilcileri Derneği’nin (SADER) Yönetim Kurulu Genel Sekreterliğini yürütüyorum.

Evliyim ve 10 yaşında bir kızım var;  işle alakalı mesaimin ardından çalışma tempom tüm hızı ile evde de devam ediyor ve zamanımın geri kalanı aile düzenime ayırıyorum. Aile huzurunun her türlü huzur ve motivasyonun temeli olduğuna inandığım için, birincil önceliğimde onlar geliyor açıkçası.

Global bir firmada görev yapıyorsunuz… Firmanızın ülkelere (kültürlere – cinsiyetlere) göre değişen farklı uygulamaları var mı?

Firmamız dünya üzerinde 60 ülkede yaklaşık 125.000 çalışanı ile pek çok farklı kültürü bünyesinde barındırıyor. Firmamızın kültürünü oluşturan ve 1943’ten beri rehberimiz olan ‘Andımız’ gereği, her çalışanın kendi değerlerine saygı duyuluyor ve buna bağlı olarak değerlere özel esnek uygulamalar sunuluyor. Bunun dışında J&J için kadın lehine pozitif ayırımcı bir şirket diyebiliriz. Her ülkede Women Leadership Initiative (WLI) adı altında topluluklarla kadın liderlerin gelişimine katkı sağlayan programlarımız var.

Mesleğinizi Batılı bir ülkede icra etmekle Türkiye’de icra etmek arasında nasıl farklılıklar var?

Medikal sektörü global bir sektör. İnsan her yerde insan, hasta her yerde hasta ve tedavi her yerde tedavi. Bireysel olarak, eğer mesleki yetkinliğiniz varsa, globalleşmeye bağlı olarak her ülkenin medikal sektöründe yer alabilirsiniz. Diğer taraftan, nasıl ki ülkelerin kültürleri, yönetim sistemleri birbirlerinden farklılık gösteriyorsa; aynı şekilde bürokrasileri de farklılık gösteriyor. Bunu Türkiye- Batılı ülkeler anlamında da söylemiyorum; Almanya ile Fransa bürokrasisi bile birbirinden farklı işliyor. Tüm dünya üzerinde ortak ideal bir sistemin bulunması elbette mümkün değil. Her ne kadar iletişim olanaklarının bu denli gelişmesi ve haliyle etkileşimin bu denli artması, belli noktalarda iş yapışlarda benzerlikler oluşmasına sebep oluyorsa da; yine de her ülkenin kendine özgü bir sistemi ve o sistemin işleyişi var. Türkiye’ de sağlık sektöründe son dönemde yaşanılan yadsınamaz pozitif gelişmeler olduğunu belirtmekle birlikte, sık değişen regülasyon ve yasalara uyum sağlamanın her zaman çok kolay olmadığını da eklemek lazım.

Orta ve üst düzeyde daha fazla kadın personelin istihdam edilmesi sizce nasıl fark yaratır?

Elbette istisnalar var ama; kadınların bir işi sahiplenmede bir erkek çalışandan daha fazla çaba sarf edip, daha dikkatli olduklarına inanıyorum. Aynı zamanda öğreticilik, eğiticilik yönleri erkeklere göre daha gelişkin. Bir eksiklik, bir hata gördüklerinde daha müdahaleciler. Yeni durumlara ve değişimlere kadınlar çok daha süretle uyum sağlayabiliyorlar. Bir ekip çalışanını heveslendirme ve teşvik etme yeteneği, kadın yöneticide erkek yöneticilere oranla bence daha gelişmiş durumda. Yaratıcılık anlamında da kadınları daha yetkin buluyorum, kadınlar gözlem yeteneklerini iş yaşamında çok daha başarılı bir biçimde kullanabiliyorlar. Çalışanlarıyla iletişim kurarken kadının sağladığı başarı daha iyi bir yönetici olmasında olumlu bir etki yapıyor. Kadının problem çözebilmedeki başarısı, bir yönetici olarak erkekten daha başarılı olmasını sağlıyor. Kriz yönetiminde de erkek yöneticilere oranla proaktif olduğumuz bir gerçek.

Çalışma Hayatınızda Motivasyon Kaynaklarınız Neler?

Çalışma hayatında öğrenmek, daha iyiyi yapmak isteği en büyük motivasyonlarım. Bir insanın hayatındaki en anlamlı motivasyonun ‘ANNE’ olduğunu düşünüyorum.

Çalışma hayatında hayranlıkla takip ettiğiniz kadınlar kimlerdir?

Ümit Boyner ve Betül Mardin hayranlıkla takip ettiğim ve cesur yaklaşımları, girişimleri, kadın işbirlikleri, inançları, çalışkanlıkları ve yaşama hızları anlamında gıpta ettiğim isimlerdir.

Sektörünüzde kariyer yapmak isteyen genç kadınlara vermek istediğiniz mesajlar neler?

Kadın – erkek farketmeksizin cevaplamak istiyorum. Günümüzde küresel vizyon çok önemli, bulundukları dünyaya küçük bir pencereden bakıyor olmak; veya sadece maddi imkanları düşünmek doğru değil. İş alemlerini sadece çalıştıkları departmanla sınırlandırmadan, şirketin bütününü, diğer şirketleri, hedef kitleyi, sektörü, ülkeyi, dünyayı düşünmeliler, takip etmeliler. Klasik ama geçerli bir tavsiye olarak: ekonominin aktığı yere doğru çok dil öğrenmek gerçekten çok önemli. Dünyanın her yeriyle iş iletişimi kurabilecek seviyede temel dillerden edinmek olmazsa olmaz.

İş hayatına ilk atıldığınızda tek başınasınızdır, ancak bir süre sonra kariyer basamaklarını çıkma zamanı geldiğinde, bireyleri kıymetli yapan şeylerden biri de ekip çalışması ve ilişki ağıdır. Bu yüzden, güvenilir ve uyumlu olmak, iç ve dış çevrede pozitif ve etkin bir ilişkiler ağını olması kariyer için gerekliliklerdir. Sektör dinamikleri stabil değil; buna bağlı olarak çalışanların esnek, yaratıcı, olumlu, cesur ve her türlü koşula hazırlıklı olmaları gerçekten oldukça önemli.

Türkiye’de Eczacılık Fakültesi Enflasyonu Yaşanıyor

Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan röportajımız:

 

Sizi tanıyabilir miyiz?

1972 Ankara doğumluyum, 1993’te Eczacı ünvanı aldım, masterimi bu fakültede bitirdim. Japon Eğitim Bakanlığından aldığım yüksek lisans bursuyla 2 yıl Japonya’da eğitim aldım. Ardından Türkiye’ye döndüm. 2011-14 arasında Kıbrıs’ta Doğu Akdeniz Üniversitesi Eczacılık Fakültesinin Kurucu Dekanlığını yaptım. 2016 Temmuzdan beri de Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanlık görevini yürütüyorum.

Bu ikinci dekanlık görevim. Yöneticilik görevi özellikle de kadınlara farklı deneyimler katıyor; öğretim üyesi iken olaylara daha kişisel, daha yanlı bakabiliyorsunuz; yönetici iken daha objektif yaklaşım sergiliyorsunuz, olayın bütününü görme imkanınız daha yüksek, herkese eşit mesafede durabilme ve organize çalışabilme özelliğiniz gelişiyor.

Bence ikisi de son derece keyifli görevler…

 Japonya’daki deneyiminiz nasıldı? Size neler kattı?

24 yaşında gittim ve ilk yurtdışı deneyimimdi, biraz da korkarak gittim! Ama iyi ki de gitmişim, hayatımın en önemli deneyimi oldu. Orada eczacılık fakültesinde değil de deniz canlılarının biyolojik aktivitelerinin eczacılık yönünden incelenmesi üzerine eğitim verilen bir fakültede eğitim aldım, buradaki fen fakülteleri gibi düşünülebilir, alanımla ilgili çalışmalar yaptım. Kültürel, çalışma disiplini olarak Türkiye’den son derece farklı olduklarını gittiğim ilk gün fark ettim. İnsanların at gözlüğü takmış gibi, yani robotik şekilde, kendilerine verilen işi en iyi şekilde yapmaya çalışmaları beni derinden etkiledi. Orada gizli bir kural vardır, cumartesi de işgünüdür ve fakülteye çalışmaya gelirsiniz. Oradaki hocamın bana pazar günleri neden laboratuara gelmediğimi sorduğunu biliyorum! Danışmanım okulun en yetkili hocası olmasına rağmen odasını kendisi temizlerdi. Toplu taşıma sistemleri de tamamen insana güven üzerine kuruluydu. Bu bir yaşam stili, toplumsal kültür… Bizde yerleşmesi çok zor… Ben buradaki çalışma tempomu Japonya örneğine uyarladığımda garipsendim!

Yöneticilik kariyeriniz yanısıra ilaç ve eczacılık biliminin gelişmesine katkıda bulunan çalışmalara imza atıyorsunuz. Gündeminizdeki bilimsel çalışmalarınızı kısaca anlatabilir misiniz?

Doğal kökenli ilaç hammaddelerini inceleyen bir bilim dalında (Farmakognozi) eğitimimi yaptım. Majör olarak bitkisel asıllı ilaç hammaddelerini inceleyen fitoterapi ve buna benzer ürünleri inceleyen bir alanda çalışıyorum. 23 yıldır, yani tüm kariyerimi bunun üzerine yaptım. Enzim inhibitörleri üzerine çalıştım çünkü birçok ilaç mekanizması buna dayanıyor. Alzheimer hastalığı üzerine çalıştım. Türkiye bitkiler yönünden son derece zengin bir ülke. Alzheimer hastalığına çare olabilir düşüncesiyle, geniş kapsamlı, yani 500-600 kadar bitki türü üzerine çalışmalar yaptık. Son 4-5 yıldır doğal kozmetiklere de yöneldim. Geliştirdiğimiz kozmetik formülasyonlar dolayısıyla, bundan yaklaşık 2 sene önce, TÜBİTAK’ın ve Kadın ve Demokrasi Derneğinin “İnnovasyonda Kadın” yarışmasında dereceye girdim. Ben herkesten farklı olarak oraya ürünümle katıldım, fikir aşamasını çoktan geride bırakmıştık ve bu konuda da oldukça güzel övgüler aldım.

Şimdi de bir solucan türünün anti-aging kozmetik ürüne dönüştürülmesiyle ilgili yeni bir çalışmaya başlıyoruz. Biyolojik gübre olarak kullanılan bir kültür solucan türü ve bundan bir kozmetik ürün formülasyonu geliştirmeyi planlıyoruz.

Eczacılık sektöründeki kadın istihdamı, mesleğin tercih edilirliği nasıl?

Eczacılık kadın dominant bir meslek… Kendi başına çalışma imkanı olması ve yerinin sabit olması dolayısıyla belki kadınlar daha çok rağbet ediyor. Fakültede de kadın öğrenci ve öğretim üyesi sayısı daha fazla. İlaç endüstrisinde kadın çalışan sayısı daha düşük, zaten ilaç endüstrisinde eczacı oranı da çok düşük… Domine eden grup eczacılardan ziyade kimyacılar… Eczacı odalarına bakıldığında da odalardaki kadın başkan sayısı çok az… Meslekte kadınlar baskın olmasına rağmen sivil toplum örgütlerinde ve yönetici pozisyondaki kadınların sayısı çok az! Bence bu durum gene kadınların mücadelesiyle değişebilir. Kadınlara cinsiyetçi ayrımcılık uygulayan bence yine kadınlar!

 Yeni kitap yazdınız… Ne üzerine?

Doğadan İnsanlığa Hediye İlaçlar adında bir kitap yazdım. İlaç veya ilaç olmaya çok yakın 10 tane bileşiği bulan bilim insanlarını anlattım. 10 mucitin hayatını anlattım. İdolüm olarak ifade edebileceğim isimlerden biri Marie Curie… Önemli bir bilim kadını… Bence herkes onun hayat hikayesini okumalı… İlaçla direk bağlantılı olmadığı için kitabımda yer almıyor.

 Türkiye’de verilen eczacılık eğitimine ilişkin ve eczacılık sektöründe kariyer yapmak isteyen genç kadınlara vermek istediğiniz mesajlar neler?

Mücadeleci olmalılar, şikayet etmemeliler ve çok okumalılar… Türkiye’de eczacılık fakültesi enflasyonu yaşanıyor. Şu anda sayı 40’a dayandı, bu kadar öğrencinin istihdamı nasıl sağlanacak, okullarda verilen eğitim şartları nasıl standardize edilecek bilemiyorum. Öte yandan yeni eczane yasası çıktı ve sadece boşluk ve ihtiyaç olan yerlerde eczane açılabilecek. Büyük illerde eczane açma imkanı artık yok… Türkiye’de eczane sayısı çokmuş gibi bir algı var ama aslında her 100 kişiye düşen eczane sayısı Avrupa’daki birçok ülkeden düşük. Çünkü homojen bir dağılım yok. Bu nedenle yasa gerekliydi…

Geçtiğimiz dönemlerde siyasi parti çalışmalarınız da oldu… Nasıl bir deneyimdi?

Siyaset ilgi duyduğum bir alandı; o havayı koklamak için de 25. dönem, 7 Haziran seçimlerinde Ankara 1. Bölge, AK Parti aday adayı oldum.

Kadınların çok rağbet göstermediği bir alan belki ama inanın korkulacak hiçbir şeyi yok! Seçilmek, milletvekili olmak zor evet ama kadınların şansının olmadığını düşünmüyorum, zorlamak gerekiyor, çekingen olmamak, cesur davranmak gerekiyor. Bence siyasette de önyargılı olunmamalı…

İşime döndükten sonra, bilimsel çalışmalarıma geri döndüm. Ama ister istemez siyasi bir kimlik üzerinize yapışıyor fakat bundan rahatsız değilim. Öte yandan herkesin zaten siyasi bir kimliği var; önemli olan kutuplaştırmanın, ötekileştirmenin yapılmaması… Ötekileştirildiğimi hissettiğim çok zaman oldu.