Romatoid Artritin Mali Tablosu Ağır

PROF. DR. VEDAT HAMURYUDAN
  • Türkiye’de romatoid artrit hastalığının hasta başına getirdiği doğrudan maliyet yıllık yaklaşık 5 Bin Euro
  • En önemli harcaman ilaçlara yapılıyor (ortalama 2.777 euro)  ve bunu romatoid artrit ile ilişkili diğer konsültasyonlar izliyor.
  • Poliklinik (ortalama 382 euro) ve yatan hasta (ortalama 195 euro) maliyetleriyle birlikte hasta başına düşen ortalama toplam yıllık maliyet 4,954 euro’ya ulaşıyor.

Türkiye’de romatoid artrit (iltihaplı eklem romatizması) tedavi maliyetlerini hastalardan elde edilen gerçek yaşam verilerini kullanarak hesaplamayı hedefleyen Expert RA çalışmasının sonuçları açıklandı. Romatoloji uzmanı Prof. Dr. Vedat Hamuryudan ve arkadaşları* tarafından Pfizer desteğiyle gerçekleştirilen çalışmada, ülkemizin 10 farklı üniversite hastanesinde romatoloji kliniklerine başvuran 689 romatoid artrit hastasıyla yüz yüze yapılan anketler yoluyla romatoid artritin hastaların yaşam kalitesine etkisi ve yıllık tedavi maliyetleri değerlendirildi. Araştırmaya göre Türkiye’de romatoid artrit hastalığının hasta başına getirdiği doğrudan maliyet yıllık yaklaşık 4.954 euro.

Romatoid artrit genellikle eklemlerde şişlik ve ağrı ile ortaya çıkan ve tedavi edilmediği takdirde eklem hasarına neden olabilen kronik bir hastalıktır. Ağrı ve yeti kaybı nedeniyle kısıtlanan günlük aktiviteler ve yaşam boyu tedavi ihtiyacı romatoid artrit hastalarının fiziksel ve zihinsel işlevlerini olumsuz etkiler. Bu nedenle romatoid artrit, kronik hastalıklar arasında yaşam kalitesini en çok düşüren hastalıklardan biridir.1, 2

Romatoid artritin yarattığı ekonomik yük daha da artacak

Bugüne kadar, romatoid artritin ekonomik yüküne ilişkin birçok çalışma yayınlandı. 2005’te yapılan bir araştırmaya göre romatoid artritin ABD’deki toplam maliyetinin 19 ila 39 milyar dolar arasında olduğu hesaplanmıştı.3 Ek olarak, yaklaşık 3 milyon mevcut romatoid artrit hastasının Avrupa’daki toplam maliyeti 45 milyar euro olarak hesaplandı.4, 5 Küresel olarak görülen nüfus yaşlanmasıyla birlikte, romatoid artritin gelecekte daha da yaygın görüleceği ve bu hastalığın yarattığı ekonomik yükün daha da artacağı düşünülüyor. Yaşlanma, romatoid artrit ile birlikte seyreden çoklu rahatsızlıkları da artıracağı için, bu durumun hastaların yaşam kalitesini düşürerek, romatoid artritin neden olduğu ekonomik yükün daha da artmasına sebep olacağına inanılıyor.6

10 Klinikten  689 romatoid artrit hastası katıldı

Türkiye’de romatoid artritin yıllık maliyetini bire bir hastalardan elde edilen verilerle hesaplayan Expert RA çalışmasına %82’si (565) kadın olmak üzere 689 hasta katıldı. Türkiye’deki 10 farklı üniversite hastanesinin romatoloji kliniklerine başvuran RA hastalarıyla gerçekleştirilen çalışmaya katılan hastaların hepsi 18 yaşın üzerinde ve hepsinin hastalık aktivitesi ve şiddeti orta seviyedeydi. Anket yoluyla toplanan veriler hastaların demografik özelliklerini (yaş, cinsiyet, hastalık süresi), mevcut eşlik eden rahatsızlıklar (örn. kardiyovasküler hastalıklar, diyabet), ilaç kullanımı, romatoid artrit ile ilişkili sağlık bakımı ve toplum hizmeti kullanımı ve tıbbi aletler için, evde bakım ihtiyacı için yapılan harcamalar ve iş kaybı (hastalık izni alınan günler) nedeniyle kaybedilen gelir konularını kapsıyordu.

En Önemli Harcama İlaçlara

Araştırma sonuçlarına göre romatoid artrit Türkiye’de önemli bir ekonomik yük yaratıyor ve direkt maliyetlerin indirekt maliyetlerden daha yüksek olduğu gözleniyor. Türkiye’de toplam maliyet Avrupa’dakinden daha düşük olmakla birlikte, satın alma gücü ve gayrısafi yurt içi hasıla açısından bakıldığında ise Türkiye’deki maliyetler Avrupa maliyetlerinin üzerinde kalıyor. Hastalık şiddetinin artmasıyla maliyetlerin yükselmesinin ve sağlık kaynağı kullanımının doğru orantılı olduğu düşünüldüğünde, romatoid artritin erken tanı ve tedavisi ulusal ekonomiyi olumlu etkileyebilir. Araştırma sonuçları en önemli harcamanın ilaç harcamaları (ortalama 2.777 euro) olduğunu gösteriyor ve bunu romatoid artrit ile ilişkili diğer konsültasyonlar izliyor. Hastaların %5,5’ini etkileyen bu harcamalarla birlikte bu hastaların yıllık ortalama yükü 1.600 euro’ya ulaşıyor. Poliklinik (ortalama 382 euro) ve yatan hasta (ortalama 195 euro) maliyetleriyle birlikte hasta başına düşen ortalama toplam yıllık maliyet 4,954 euro’ya ulaşıyor. Ayrıca çalışan hastaların %62’sinin yılda ortalama 27 gün hastalık izni aldığı tespit edildi ve bunun maliyeti ise yılda 485 euro işgücü kaybı olarak hesaplandı.

Erken tanı ve tedavi ekonomik yükü azaltabilir

Sonuç olarak, Expert RA çalışmasının sonuçları hastalığın Türkiye’de önemli bir ekonomik yük oluşturduğunu gösteriyor. Romatoid artritin Türkiye’deki toplam maliyetleri Avrupa ülkelerinde olduğundan daha düşük olsa da, alım gücü ve kişi başı milli gelir açısından bakıldığında, Türkiye’de bu hastalığa Avrupa ülkelerinden daha fazla kaynak ayrıldığı görülüyor. Hastalık şiddetinin artmasıyla maliyetlerin yükselmesinin ve sağlık kaynağı kullanımının doğru orantılı olduğu düşünüldüğünde, romatoid artritin erken tanı ve tedavisinin ulusal ekonomi üzerinde olumlu etkisi olacağı düşünülüyor.

Referanslar:

  1. MATCHAM F, SCOTT IC, RAYNER L et al.: The impact of rheumatoid arthritis on quality of life assessed using the SF-36: a systematic review and meta-analysis. Semin Arthritis Rheum 2014; 44: 123-30.
  2. KINGSLEY G, SCOTT IC, SCOTT DL: Quality of life and the outcome of established rheumatoid arthritis. Best Pract Res Clin Rheumatol 2011; 25: 585-606.
  3. BIRNBAUM H, PIKE C, KAUFMAN R, MARYNCHENKO M, KIDOLEZI Y, CIFALDI M: Societal cost of rheumatoid arthritis patients in the US. Curr Med Res Opin 2010; 26: 77-90.
  4. LUNDKVIST J, KASTÄNG F, KOBELT G: The burden of rheumatoid arthritis and access to treatment: health burden and costs. Eur J Health Econ 2008; 8 (Suppl. 2): S49-60.
  5. RAT AC, BOISSIER MC: Rheumatoid arthritis: direct and indirect costs. Joint Bone Spine 2004; 71: 518-24.
  6. GERYK LL, CARPENTER DM, BLALOCK SJ, DEVELLIS RF, JORDAN JM: The impact of co-morbidity on health-related quality of life in rheumatoid arthritis and osteoarthritis patients. Clin Exp Rheumatol 2015; 33: 366-74.

 * Vedat Hamuryudan (İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalı)

  1. Direskeneli (Marmara Üniversitesi, Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Romatoloji Bilim Dalı)

 İ. Ertenli (Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalı)

  1. İnanç (İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalı)
  2. Karaarslan (Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi, Romatoloji Bilim Dalı)
  3. Öksel (Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalı),
  4. Özbek (Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Balcalı Hastanesi, İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalı)
  5. Pay (Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Romatoloji Bilim Dalı)
  6. Terzioğlu (Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı)

Dilara Balkan Tezer (Pfizer A.Ş., Medikal Departman)

  1. Hacıbedel (Pfizer A.Ş., Sağlık Ekonomisi Departmanı)
  2. Akkoç (Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Romatoloji ve İmmünoloji Bilim Dalı)

 

Radyolojide tetkik çok kalite düşük

Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Tamer Kaya, Türkiye’de radyoloji yönetimine ilişkin bilgiler verdi. Cihaz yönetimi ve insan kaynağı konusunda OECD ortalamalarını baz alan kaya şunları kaydetti:

“Ülkemizde bulunan cihazlar OECD ülkelerine kıyasla ortalamanın altında. MR cihazları ortalamanın bir miktar altında iken BT cihazlarının sayısı ortalamanın daha da fazla altında. Diğer yandan radyoloji uzmanı sayısı da oldukça düşük. 100.000 kişiye düşen radyolog sayıları, Türkiye’de 5 iken bu rakam Avusturya’da 17, Fransa’da 15, Finlandiya’da 13, Norveç’te 12, İsviçre’de 11, Almanya’da 11, İngiltere’de 7 olarak görülüyor.

Yüksek Sayılarda Tetkik Yapılıyor

Bütün bunlara karşı yapılan tetkiklere baktığımızda çok yüksek sayılarda tetkiklerin yapıldığı görülmektedir. MR tetkiklerinde 1000 kişiye düşen 133 tetkik sayısı ile dünyada ilk sırada yer almaktayız. BT tetkiklerinde ise 1000 kişiye düşen 161 tetkik sayısı ile dünya sekizincisi durumundayız.

Bir yandan nüfus başına düşen tetkik sayıları bu kadar yüksek iken diğer yandan da nüfus başına düşmekte olan radyoloji uzmanı sayısı da ciddi oranda düşük. Bu durum radyologların inanılmaz derecede bir iş yükü ile karşı karşıya kalmalarına neden oluyor. Bazı radyoloji uzmanları günde 200 kadar ve hatta daha fazla rapor yazmak zorunda kalıyorlar. Bu durum da tetkik kalitesinin düşmesine neden oluyor.

İş Yükü Kalite Sorunu Doğuruyor

Bu durumda yoğunluğun ortaya çıkardığı bir kalite sorunuyla karşı karşıyayız. Türk Radyoloji Derneği olarak yapmış olduğumuz birçok analiz, asıl sebebin hastalarımızın aşırı talebi nedeniyle tetkiklerin çok istenmesi olduğunu gösteriyor. Özellikle klinik hekimlerimizin de hastaları değerlendirmeye yeterince zaman ayıramaması nedeniyle bu istek gittikçe artıyor.

Bu kısır döngünün kırılması, hastalarımıza gerçekten gerekli durumlarda tetkiklerin yapılmasının sağlanması ve verilen görüntüleme hizmetinin kalitesini olması gereken standartların altına düşürülmeden hizmete devam edilmesi gerekiyor.

Bu amaçla derneğimiz problemin tespiti ve olası çözüm yollarını araştırmaktadır. Bu sürece yönelik alınacak tedbirlerle hem hastalarımıza verilen sağlık hizmetinin kalitesi artacak, hem de hekimlerimizin mesleki uygulamalarında hata riskini en aza indirmesi sağlanacaktır.”

 

İstanbul’da 4.200 yataklık dev kampüs!

İstanbul’da 4.200 yataklık, 10 ayrı hastaneden oluşan kampüs!

İstanbul Sağlık Yatırımları Değerlendirme Toplantısında konuşan Sağlık Bakanı Recep Akdağ: “Şu anda 17 inşaatımız devam ediyor, yeni başlayacağımız birkaç inşaatımız daha var. Finansman kaynağı olarak genel bütçemizi kullandık. Yurt dışı kredilerini ve kamu özel ortaklığını kullanıyoruz. İkitelli’de bilindiği gibi 2 bin 700 yataklı büyük bir şehir hastanesi projemiz var. Anadolu Yakasında bir arsanın 3 milyon metrekaresini Sağlık Bakanlığına tahsis ettirmiş durumdayız. Burada da 4.200 yataklık, 10 ayrı hastaneden oluşan bir şehir kuruyoruz. Dünyada ilk olacak bu. Bu hastanenin arazisine ambulans uçak indirebileceğiz. Böyle devasa bir proje olunca 2021 yılına uzayabilir” dedi.

Konuşmasında hedeflerini anlatan Bakan Akdağ, “İstanbul’da çok kalabalık yatış dönemleri haricinde bütün hastalarımız, tek yataklı, banyolu, tuvaletli, refakatçisiyle rahatça hastasıyla beraber konaklayabileceği nitelikli yatak dediğimiz yataklara kavuşmuş olacaklar. Otoparklarıyla, vale, karşılayıcı hizmetleriyle, ayaktan tedavi poliklinik hizmetlerimizle bu hastanelere bağlı semt polikliniklerimizle İstanbul’u böyle bir noktaya getireceğiz” şeklinde konuştu.

Türkiye İlaç Sektörü 2016 Raporu

İlaç Pazarında Son 6 Yılda %55 Oranında Artış Var

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası tarafından hazırlanan Türkiye İlaç Sektörü 2016 Raporu Yayınlandı.

Türkiye ilaç endüstrisi, yaklaşık 500 kuruluş, uluslararası standartlarda ve ileri teknoloji ile üretim yapan 69 tesis ve 24 akredite Ar-Ge merkezi ile Türkiye ekonomisine katkı sunuyor.

Raporda öne çıkan başlıklar şunlar:

  • Türkiye ilaç pazarı 2016’da hastane ve eczane kanalında toplam %16,5 büyüme ile 20,67 milyar TL’ye ulaşmıştır.
  • Sektörde faaliyet gösteren firmalar incelendiğinde 2010’da toplam 441 olan firma sayısı 2016’da 496’ya ulaşmıştır. Yerli-yabancı sermaye ayrımına bakıldığında 2010’da sektörde 109 tane yabancı firma faaliyet gösteriyor iken, 2016’da yabancı firma sayısı 124’e ulaşmıştır. Bununla birlikte ilgili dönemde 40 yerli firma pazara girmiş ve yerli firma sayısı 2016’da 372’ye ulaşmıştır. Böylelikle yabancı firmaların değer ölçeğinde pazar payı son 6 sene içinde 2 puan azalarak %65’e gerilemiştir. Diğer yandan, 2010’da pazarın %90’ını 50 firma oluşturmaktaydı. 6 yıllık süre içerisinde pazarda başı çeken firmaların pazar payları giderek azalmış ve pazarın %90’ını oluşturan firma sayısı 2016’da 66’ya yükselmiştir. Bu firmalar içinde yabancı sermayeli şirketlerin payı %68’dir.
  • 2016 yılında ilaç pazarının büyümesine en çok katkı sağlayan etken mevcut ürünlerdeki fiyat artışı olmuş ve %16,5’lik büyümenin (2.931 milyon TL) 8,33 puanı (1.478 milyon TL) buradan gelmiştir.
  • Pazardaki büyümenin 4,18 puanı (742 milyon TL) ilaç talebindeki artışa bağlı olarak mevcut ürün portföyündeki hacim (kutu) artışından kaynaklanmıştır.

Pazara 440 yeni ruhsatlı ilaç girdi

  • Pazara yeni giren ilaçların dağılımı incelendiğinde 2016’da 3 tanesi reçetesiz, 437 tanesi reçeteli olmak üzere toplam 440 adet ruhsatlı ilaç girdiği görülmektedir. Bu 440 ilacın 427 tanesi kimyasal olup, 13 tanesi biyoteknolojik ilaçtır.

Pazar Lideri Onkoloji ve Sinir Sistemi İlaçları

  • Pazara yeni sunulan ilaçlar içinde adet bazında en fazla paya sahip olan tedavi grupları onkoloji ve sinir sistemi ilaçları olmuştur. 57 tane onkoloji (%13,0), 48 tane sinir sistemi (%10,9), 35 tane sindirim sistemi ilacı (%8,0), 33 tane antibiyotik(%7,5), 28 tane kardiyovasküler ilaç (%6,4) ile 26 tane serum ve aşı (%5,9) pazara girmiştir. Yeni giren ilaçların %51,6’sını bu tedavi grupları oluşturmaktadır.

Yeni 85 Adet Referans İlaç 

  • 2016’da pazara 76 tane kimyasal, 9 tane referans biyoteknolojik olmak üzere toplam 85 adet referans ilaç girmiştir. Bu 85 referans üründen yalnızca 3 tanesinin eşdeğer rakibi bulunmaktadır ve bu ürünlerin yalnızca 7 tanesi Türkiye’de üretilmektedir. Bu 85 ürünün ortalama fiyatı ise 66,4 TL’dir.

Yeni 355 Adet Eşdeğer İlaç

  • Yine aynı dönemde pazara 4 tane biyobenzer, 351 adet kimyasal olmak üzere toplam 355 adet eşdeğer ilaç girmiştir. Bu 355 ilacın yalnızca 21 tanesi ithal ürün sınıfındadır. Dolayısıyla, yeni giren ilaçlar içerisinde eşdeğer imal ürünlere doğru bir yönelim vardır. Eşdeğer ilaçların ortalama fiyatı ise 10,2 TL’dir. Bütün bu ürünler ilaç pazarındaki büyümeyi 1,3 puan arttırmıştır.

Referans İlaç Pazarı 14 Milyar TL

  • 2015’te 12,40 milyar TL düzeyinde olan referans ilaç pazarı, 2016’da %14,3 artış oranı ile 14,18 milyar TL’ye ulaşmıştır. Kutu ölçeğinde ise %1,2 büyüme ile 0,99 milyar kutu satış gerçekleşmiştir. Eşdeğer ilaç pazarı ise 2016’da %21,7 artışla 6,49 milyar TL’ye ulaşmıştır. Kutu ölçeğinde ise eşdeğer ilaçlar %7,6 büyüyerek 1,24 milyar hacme ulaşmıştır.
  • Referans-eşdeğer ürünlerin ithal-imal ayrımına bakıldığında, 2016’da referans ürünlerin değer ölçeğinde %80’ini, kutuda ise %49’unu ithal ürünlerin oluşturduğu görülmektedir. Eşdeğer ürünlerin ise neredeyse tamamını yurtiçinde üretilen ilaçlar oluşturmaktadır. İthal eşdeğer ürünlerin pazar paylarının küçülmesinde Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanmakta olan yurtdışı GMP denetimlerinin etkili olduğu düşünülmektedir.

İthal Ürünlerde Büyüme Yavaşladı

  • 2013 yılından bu yana yükselme trendi içerisinde olan ithal ürünlerde 2016’da büyüme yavaşlamış ve bu ürünler değerde %13,4, kutuda ise %3,2 ile ilaç pazarının altında artış göstermiştir.
  • Yurtiçinde üretilen ilaçlar 2016’da son 6 yıl içerisinde gerçekleşen en yüksek artış oranını göstererek %20,9 büyüme ile 8,99 milyar TL’ye ulaşmışlardır. Kutu ölçeğinde ise %5,2 büyüme ile 1,71 milyar kutu satış gerçekleşmiştir.

Pazarın %56’sı İthal İlaçların

  • 2016’da ithal ilaçlar ilaç pazarının değer ölçeğinde %56,5’ini, kutuda ise %23,3’ünü oluşturmaktadır.
  • Türkiye ilaç pazarında tüm formlarıyla birlikte 191 adet referans biyoteknolojik (sadece farklı markalar sayıldığında 86 adet) ve 38 adet biyobenzer ilaç (farklı marka olarak 13 adet) olmak üzere toplam 229 adet (99 farklı marka) biyoteknolojik ilaç bulunmaktadır. Biyobenzer ilaçlar içerisinde imal statüsünde olan 13 adet (farklı marka olarak 5) ilaç bulunmaktadır.
  • Biyoteknolojik ilaçlar 2016’da %12,3 artışla 3,40 milyar TL’ye ulaşmış olup reçeteli ilaçlar içerisinde %16,5’lik bir paya sahiptir.
  • Kutu ölçeğinde ise biyoteknolojik ilaçlar 2016’da %4,6 artışla 25,65 milyon kutu hacmine ulaşmıştır.
  • ATC 2 grubu bazında sınıflandırıldığında kan ve kan yapan biyoteknolojik ilaçların biyobenzerler içerisinde paylarını ciddi anlamda arttırdıkları görülmektedir.

Pazarın Lideri Onkoloji İlaçların Payı  %11,3 Arttı

  • İlaç pazarı tedavi grupları açısından incelendiğinde tutar ölçeğinde son 6 yılda onkoloji ve kan ürünleri artma eğilimi göstermişlerdir. Onkoloji ilaçları bir önceki yıla göre 0,5 puan kaybetmesine rağmen %11,3 pay ile 2016’da da pazarda değer bazında en çok satışa sahip olan tedavi grubu olmuştur.

Kutu Bazında En Çok Tüketim Antibiyotiklerde

  • 2010’dan bu yana en çok azalma gösteren grup antibiyotikler olmasına rağmen 2016’da hala kutu bazında en çok tüketime sahip ilaçlar %12,3 pay ile yine antibiyotikler olmuştur.
  • 2010-2016 yılları arasında ilaçların ortalama fiyatı %12,4 artarak 9,25 TL olmuştur.
  • Eşdeğer ürünlerin fiyat aralıkları incelendiğinde 2016 yılı itibarıyla 0-10 TL fiyat aralığında yer alan ilaçlar %34 ile en çok pazar payına sahip ürün grubu olmuştur.
  • İthal ürünlerde 2016’da adet bazında en fazla pay %23 ile 10-25 TL arası ve %21 ile 250 TL üzeri ürün gruplarında görülmektedir. 2010’la kıyaslandığında 250 TL üzeri ürünler 6 puan artış gösterirken, 10 TL altındaki ürünler 9 puan azalmıştır.
  • İmal ürünler içerisinde en çok paya sahip ürün grubu %37’lik pay ile 0-10 TL ürün grubudur. Bu ürünlerde 25 TL altında fiyata sahip ürünler ilaç pazarının %69’unu oluşturmaktadır.

İmalat Sanayinin Büyümesine En Yüksek Katkı İlaç Sektöründen

  • ilaç sektöründe üretim, 2016’da da bir önceki yıla göre %14,8 artış göstermiştir. Buna karşılık, üretim, imalat sanayinde %1,4, kimya sektöründe %3,9 artmıştır. İlaç sektörü, 2016 yılında, imalat sanayi üretimindeki büyümeye en yüksek katkıyı veren sektör olmuştur. Bu çerçevede, %1,4 düzeyindeki artışın 0,6 puanı ilaç endüstrisinin katkısı ile gerçekleşmiştir.

 Ar-Ge Harcaması %154 arttı

  • İlaç endüstrisi, 24 akredite Ar-Ge merkezi, 1053 çalışanı, 596 tamamlanan, 571 devam etmekte olan projesi, 126 başvuru ve 9 tescilli patentiyle ülkemizin sanayi dönüşümüne önemli katkı sağlayacak öncelikli sektörler arasında yer almaktadır.
  • İlaç Ar-Ge harcaması, 2010’daki 92,1 milyon TL düzeyinden %154 artışla 2015’te 234,3 milyon TL’ye ulaşmıştır.

24 Akredite Ar-Ge Merkezi

  • 2010 yılında 4 olan akredite Ar-Ge merkezi sayısı, bugün 24’e yükselmiş durumdadır.

Sektör Çalışanı 31 bin 500 kişi

  • TUİK verilerine göre 2015’te ilaç sektöründe yaklaşık 31 bin 500 kişi çalışmaktadır.
  • 2010 yılında 603 milyon ABD doları seviyesinde olan ilaç ihracatı 6 yılda %43,1 düzeyinde artarak 2016’da 863 milyon ABD dolarına ulaşmıştır. Aynı dönemde, Türkiye toplam ihracatı %25,2 oranında büyümüş, böylece ilaç endüstrisinin Türkiye ihracatına katkısı, %0,53’ten %0,60’a yükselmiştir. Öte yandan ilaç ihracatı 2016’da son 6 yıl içerisinde ilk kez artış göstermemiştir.

Son 6 Yılda İthalat %5,3 azaldı

  • İlaç ithalatı ise 2014’te gerçekleşen %5,6’lık büyümeden sonra azalma eğilimine girmiş, 2016’da da azalmaya devam etmiştir. 2010-2016 arası dönemde ilaç ithalatı toplamda %5,3 azalma göstermiş ve 4,5 milyar ABD doları seviyesine gerilemiştir.

Toplamda 153 Ülkeye İhracat Yapılıyor

  • 2010’da 137 ülkeye ihracat gerçekleşirken son 6 yıllık süre içerisinde 27 ülkeye daha ihracat yapılmaya başlanmıştır. İhracatın sonlandığı 11 ülke de hesaba katıldığında 2016’da Avrupa Birliği (AB), Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere toplam 153 ülkeye ihracat gerçekleşmiştir. Bununla birlikte 2016’da sektör toplam 89 ülkeden ithalat gerçekleştirmektedir.

İthalat ve İhracat Yapılan Ülkeler

  • Ülke bazında eczacılık ürünleri ihracat ve ithalatı incelendiğinde 2016’da sırasıyla Güney Kore, İsviçre, Irak ve ABD’nin sektörün en çok ihracat yaptığı ülkeler olduğu görülmektedir.
  • En önemli ithalat pazarları ise Almanya, ABD, İsviçre, Fransa ve İngiltere’dir.

Şehir Hastaneleri Sağlık Sektörünü Nasıl Etkileyecek?

Şehir Hastaneleri Sağlık Sektörünü Nasıl Etkileyecek?

26-27 Nisan 2017 itibariyle Antalya’da yapılan OHSAD Kurultayının Ortak Akıl Toplantısının konusu Şehir Hastaneleri ve Sağlik Sektörüne Etkileri olarak belirlendi.

Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın ve Acıbadem Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Haluk Özsarı’nın moderatörlüğünde yapılan toplantıdan çıkan sonuçlar,

  • Hastaya Etkisi
  • Yönetim
  • İnsan Kaynağı
  • Kamu/Özel Etkileşimi
  • Sağlık Turizmi
  • Sağlık Meslekleri Eğitimi
  • Sağlık Harcamalarına Etkisi bakımından ele alındı.

Sonuçlar şunlar:

HASTAYA ETKİSİ

  1. Hastanın konforu açısından büyük bir beklenti artışı bulunmaktadır.
  2. Klinik standart artışı beklenmektedir.
  3. Şehir hastanelerinin, şehir merkezlerine olan mesafeleri, hastaların hizmete ulaşımı ve maliyetler açısından olumsuzluklar doğurabilecektir.
  4. Hizmete erişim için, ulaşım imkanları açısından önceden planlanarak gerekli önlemler alınmalıdır.
  5. Şehir hastanelerinde yüksek standartlı bir sağlık hizmeti öngörüldüğünden, özel sigortaların bu hizmeti satın alması da beklenmektedir.

YÖNETİM

  1. Şehir hastaneleri, her biri ayrı hastane olan entegre sağlık tesisi yapısında olup, bir şemsiye yapı olarak planlanmıştır. Her birinde bir alt sistem yönetiminin klasik hastane yönetiminden farklı bir sistem olacağı beklenmektedir.
  2. Öte yandan, 400 yataktan büyük kapasiteli hastanelerin idaresinin zor olacağı yönünde karşıt görüş bulunmaktadır.
  3. Yatak sayısı yüksek olan genel hastanelerin, yönetiminin zor olacağına ilişkin araştırma sonuçlarından da söz edilmektedir.
  4. Mevcut yönetim kültürümüze uymayan bir sistem olan, hastane yönetimi ile yüklenici firmadan oluşan, çift başlı bir yönetim anlayışı oluşmaya başlamaktadır.
  5. Bu durumun yönetilebilmesi ve akıllı sistemlerin etkili kullanılabilmesi için gerekli eğitim programlarına ağırlık verilmesi uygun olacaktır.
  6. Belediyecilik, ulaşım gibi sağlık dışı sektörler ile işbirliği, sistemin işlerliğini kolaylaştıracaktır.
  7. Sözleşmelerde yer alan performans kriterlerine göre işletmecilerin de kendi standartlarını yukarı çekmeleri gerekecektir.
  8. Yardım masası” uygulaması sayesinde, yönetimde geri bildirim ve krize anında müdahale şansı elde edilmektedir.
  9. Randevu sisteminin iyi uygulanması durumunda, ölçek büyüklüğüne rağmen sıkıntılar en aza indirilebilmekte ve hizmet tüm güne yayılabilmektedir.
  10. Odalardaki yatak sayılarının azaltılması ve süreç/altyapı konularındaki iyileştirmeler, hastane enfeksiyonlarının minimum düzeye inmesini sağlayacaktır.
  11. Hem yüklenici, hem de kamu tarafı, karşılaşılan her sorun sonrasında uzlaşmacı bir tavırla çözüm üretmektedir. Dolayısıyla bu “öğrenen organizasyon” yapısı ile yeni bir yönetim anlayışı da oluşmaktadır.
  12. Hastanelerin yönetimindeki en kritik bağlayıcı belge sözleşmelerdir. Üst mevzuatın olabildiğince esnek, yüklenici ile yapılan sözleşmelerin ise olabildiğince net olması gerekmektedir.
  13. Özel sektör deneyiminde ölçek büyüdükçe yönetim merkezileştirilmektedir. Bunun yansıması şehir hastanelerinde de düşünülebilir.
  14. Şehir hastanelerinin takibine yönelik olarak Bakanlık düzeyinde gerekli sistemlerin kurulması uygun olacaktır.
  15. Şu anda mevcut kamu hastanelerinin yönetim biçiminde bir kargaşa olduğu için, bu yapının şehir hastanelerinde de devamı sorun oluşturacaktır.
  16. Mevcut kamu hastanelerinin yönetim sisteminin temel bir sorun oluşturmadığı, sorunun Bakanlık dahil her düzeydeki yöneticinin sistemin işlerliğini sağlayacak şekilde davranmamasından kaynaklandığı görülmektedir.

İNSAN KAYNAĞI

  1. Şehir hastaneleri için gerekli, öngörülen hizmetlere yönelik olarak eğitilmiş sağlık çalışanı nasıl ve nereden bulunacağı konusunda tereddütler vardır.
  2. Toplamda mevcut yatak sayısında belirgin bir artış olmayacağı için, sağlık personeli açısından olağandışı bir açık oluşmayacaktır.
  3. Son yıllarda üniversitelerde, başta tıp olmak üzere, sağlık mesleklerinde önemli oranda kontenjan artışı yapıldığından, sağlık personelinde belirgin bir açık beklenmemektedir.
  4. Şehir hastanelerinde kaliteye yönelik bir değişim için, istihdam şeklinde de bir değişiklik yapılması gerekmektedir.
  5. Şehir hastanelerinin teknolojik donanımını kullanabilecek yetkinlikte kalifiye sağlık personelinin yetişmesi mümkün olacaktır. Uzun vadede sistem ihracı ile birlikte, yetişmiş sağlık personeli transferinin önü açılabilecektir.
  6. Şehir hastaneleri ile birlikte özel hastanelerden kamuya geçişlerin hızlanması beklenmektedir.
  7. Bunun aksine, mükemmeliyet merkezli ekiplerin özelde kalması veya özel sektöre geçmesi de söz konusu olabilir.
  8. Hekim dışı sağlık personelinin istihdamında kamuda kadro kısıtlaması bulunduğu için, bu husustaki yeni bir düzenleme sağlık personelinin özelden kamuya kaymasına yol açacaktır.

KAMU/ÖZEL ETKİLEŞİMİ

  1. Bazı işlemlerin yetkisinin, şehir hastaneleri ile sınırlı tutulması halinde hakkaniyet ve verimliliğe aykırı bir ortam oluşabilecektir.
  2. Yeni dönemde küçük ölçekli özel sağlık kuruluşlarının kapanacağı, bunların birleşmeleri ile büyük özel hastanelerin varlıklarını sürdüreceği öngörülmektedir.
  3. İstanbul hariç, şehir hastanelerinin periferde olmaları nedeniyle, merkeze yakın ve kolay erişilebilir özel sağlık kuruluşları için yeni bir fırsat doğabilecektir.
  4. Şehir hastaneleriyle rekabet içinde olan özel sağlık sektörü, mevcut kaliteyi arttırarak varlığını sürdürebilecektir.
  5. Merkezdeki zincir hastanelerin şehir hastanelerinden etkilenmeyeceği, hastaya davranış ve tedavi biçimlerinin değişeceği ve şehir içindeki özel hastanelerin acil hizmetlere odaklanacağı öngörülmektedir.
  6. İstanbul’da 100 yatağın altındaki hastaneler branş hastanelere dönüşerek varlıklarını sürdürebilecektir.
  7. Periferdeki küçük hastaneler kapanarak, merkeze kaymaları gerekeceği düşünülmektedir.
  8. Şehir hastanelerinin yaratacağı rekabet ortamı, “patron hastaneleri”ni daha modern yönetim sistemlerine geçmeye zorlayacaktır.
  9. Şehir hastanelerinin yaratacağı potansiyel kullanılarak, yerli sağlık teknolojileri üretimi teşvik edilebilecekken, bu fırsat gün geçtikçe yabancı üreticilerin lehine dönmektedir.

SAĞLIK TURİZMİ

  1. Şehir hastanelerinin, sağlık turizmi alanında rol alması beklenmektedir.
  2. Kamunun sağlık turizminde giriş yapmasıyla birlikte; yurtdışı tanıtımlarının daha güçlü yapılması, tüm sağlık sektörünün yararına olacaktır.
  3. Nadir hastalıkların tanı ve tedavisinde yeterli kapasitenin geliştirilmesi durumunda, sağlık turizmi için bölgesel bir potansiyel oluşturacaktır.
  4. Şehir hastaneleri özelinde, Türkiye yurtdışında dikkat ve ilgiyle izlenmektedir.

SAĞLIK MESLEKLERİ EĞİTİMİ

  1. Şehir hastaneleri, yapılan teknolojik yatırımları ile mezuniyet öncesi ve sonrası sağlık meslekleri eğitiminde de rol almalıdır.
  2. Üniversite afiliyasyonları farklı modeller ile zenginleştirilmelidir.
  3. Bu kapsamda; üniversite, hastane yönetimi ve yükleniciden oluşan bir üçlü yönetim mekanizması da düşünülmelidir.

SAĞLIK HARCAMALARINA ETKİSİ

  1. Mevcut durumda Türkiye’deki sağlık harcamalarının arttırılması gerektiği düşünülmektedir.
  2. Şehir hastanelerinin açılması ile birlikte, Türkiye’de sağlık harcamalarının artması beklenmektedir.
  3. Mevcut SUT fiyatları ile, şehir hastanelerinin sürdürülemeyeceği ve SUT fiyatlarının artırılmasına sebep olacağı beklentisi mevcuttur.
  4. Nadir hastalıkların tanı ve tedavisinde yetersizlikler mevcut olup, gelecekteki sağlık harcamalarında önemli bir yer tutmaya adaydır.
  5. Türkiye’nin son 10 yıldaki deneyimlerinden yola çıkarak, yeni bir finansman modeline ihtiyacı bulunmaktadır.
  6. Toplam sağlık harcaması artabilir. Ancak sağlık hizmetlerindeki kalite artışı ile birlikte olması maliyet artışı anlamına gelmez.

 

 

 

 

 

 

 

Türkiye Sağlık Trendleri Araştırması

Philips, “Türkiye Sağlık Trendleri Araştırması” sonuçlarını açıkladı.

Ipsos’un Philips Türkiye için 12 ilden 1209 kişinin katılımı ile gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçları şöyle:

  • Toplumun yüzde 78’i mevcut sağlık durumundan memnun olduğunu belirtirken yüzde 72’si sağlık durumunun hayat kalitesini olumlu etkilediğini düşünüyor. Yüzde 86 ise sağlıklı olmak adına çaba gösteriyor.
  • Yemek yeme alışkanlıklarını sağlıklı yaşam kavramı ile özdeşleştiren katılımcıların yüzde 67’si ev yemeği tercih ediyor; yüzde 54 ise her gün taze meyve/sebze suyu tüketmeye özen gösteriyor.
  • Toplumun yüzde 53’ü bakımsız olduklarında kendini sağlıksız hissediyor.
  • Kilo ve kilo kontrolü sağlıklı yaşamda önemli bir kriter olarak ön plana çıkıyor. Toplumun yüzde 73’ü kilosundan memnunken, yüzde 84’ü kilosunu kayıt altına alıyor.
  • Katılımcılara göre yüzde 70 ile stres, sağlığı olumsuz etkileyen en önemli faktörlerin başında gelirken hava kirliliği, sigara-tütün kullanımı, düzensiz beslenme, hareketsizlik ve uykusuzluk diğer olumsuz faktörler arasında yer alıyor. Ev temizliği ve evdeki temiz hava ise sağlıklı yaşamı yüzde 70 oranla olumlu yönde etkiliyor. Katılımcıların yüzde 47’si elektrikli süpürgeyi sağlıkla özdeşleştiriyor.
  • Herhangi bir sağlık sorunu ile karşılaşınca toplumun yüzde 51’i hemen doktora gidiyor. Yüzde 17’lik bir kesimin hiç doktora gitmediği görülürken, yüzde 64’lük büyük bir kesim ise sağlığı söz konusu olduğunda her türlü parayı ödemeye razı olduğunu söylüyor.
  • Türkiye’de görüntüleme cihazları içerisinde en çok yüzde 59 ile röntgen ve yüzde 40 ile ultrason kullanılıyor. Sadece yüzde 8’lik küçük bir kesim tomografi ve anjiyografide verilen dozu sorguluyor.
  • Meme kanserinden korunma yöntemleri konusunda kadınların daha fazla bilinçlenmesi gerektiğini ortaya koyan araştırmaya göre kadınların yüzde 52’si elle muayene yöntemini uygulamıyor; yüzde 79’u ise mamografi çektirmiyor ve doktor kontrolüne gitmiyor.
  • Toplumun yüzde 65’i sağlığını yönetmesi açısından teknolojinin yardımcı olabileceğini düşünüyor. Yüzde 55 sağlık alanındaki teknolojik gelişmelerin insan ömrünü uzattığını düşünüyor, aynı zamanda katılımcıların yüzde 44’ü gittiği hastanelerin teknolojik ekipmanlarının güncel ve gelişmiş olmasına dikkat ediyor.
  • Kronik rahatsızlığı olan ya da hastalıktan sonraki iyileşme evresini geçirmekte olan hastalar için evde bakımın olumlu katkıları olduğunu ve bunun, genel sağlık maliyetlerini düşürmeye yardımcı olduğunu ortaya çıkartıyor.

ARAŞTIRMA KÜNYESİ

Araştırma, Ipsos Araştırma ve Danışmanlık Hizmetleri A.Ş. tarafından Philips Türkiye için gerçekleştirildi. Türkiye kentsel nüfusu NUTS1 düzeyinde temsil eden 12 ilde (İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Balıkesir, Erzurum, Gaziantep, Kayseri, Malatya, Samsun, Trabzon) 15-64 yaş arası bireylerle görüşüldü. Örneklem tabakalı örnekleme yöntemi ile kurgulanmıştır. Toplam 1209 görüşme tamamlandı ve ağırlık kullanılmadı.

Araştırma, 2016 yılı Eylül ve Ekim aylarında yürütülmüş olup, sahada CAPI (bilgisayar destekli) yüz yüze yöntem ile anketler gerçekleştirildi. Araştırmadaki ilgili sorular temel olarak aşağıdaki başlıkları kapsamaktadır:

  • Demografik Bilgiler
  • Sağlık Alışkanlıkları ve Sağlık Geçmişi
  • Sağlık Algısı
  • Sağlık ve Teknoloji
  • Yetişkin Bakımı
  • Gündelik Alışkanlıklar
  • Anne ve Çocuk Bakımı

Araştırma Sonuçları Nasıl Yorumlandı?

Türkiye’nin sağlık trendlerini belirleyen araştırmanın sonuçları 16 Mayıs’ta yapılan toplantı ile açıklandı. Dr. Fatoş Karahasan moderatörlüğünde; Philips Türkiye CEO’su Haluk Karabatak ve Philips Personal Health Genel Müdürü Milena Elmasoğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıda Prof. Dr. Osman Müftüoğlu da uzman görüşleri ile araştırma sonuçlarını yorumladı.

Philips Türkiye CEO’su Haluk Karabatak, “Günümüzde dünya, sağlıklı yaşam ve hayatı iyileştiren ekonomiler üzerinde yükseliyor. İnsanlar bilinçleniyor ve sağlıklarıyla her geçen gün daha fazla ilgilenir hale geliyor. Değer odaklı sağlık sistemine geçiş hızla artıyor. Sağlık alanında daha az maliyetli bakıma ve dijitalleşmeye yönelik bir trend var. Çoğalan kronik hastalıklar, büyüyen ve yaş ortalaması artan bir nüfus, insanların ihtiyaçlarına bir an önce çare bulmayı ve bunu yaparken de artan maliyetleri düşürmeyi gerektiriyor” dedi.

Haluk Karabatak, “Philips olarak 2025 yılına kadar dünyada 3 milyar kişinin yaşamını iyileştiren bir şirket olma hedefiyle ilerliyoruz. Bu strateji doğrultusunda küresel çapta sağlık alanında birçok araştırma yapıyoruz. Biz de Türkiye’de, Ipsos ile birlikte sağlık trendlerini sorgulayan, halkımızın sağlığa bakışını ortaya koyan ve nabzını tutan bir çalışma yaptık. Türkiye’de nüfusun yüzde 33’ü obez ya da kilolu, 7 milyondan fazla diyabet hastası var ve her yıl 300 binden fazla kalp krizi vakası görülüyor. Bu rakamlara baktığımızda Türkiye’de sağlık alanındaki riskleri kolayca görebiliyoruz.Sağlık trendlerine yönelik yaptığımız araştırma ile biz de bu farkındalığı artırmayı hedefledik. Philips olarak bu alanda çalışmaya ve inovatif çözümler sunmaya devam edeceğiz. Araştırmanın çok önemli sonuçları olduğunu görüyoruz” diye konuştu.

Philips Personal Health Genel Müdürü Milena Elmasoğlu ise “Philips Türkiye olarak, anne karnından başlayarak, yaşamları boyunca bireylerin daha sağlıklı ve daha kaliteli bir hayat sürdürebilmeleri için gereken koşulları oluşturmaya katkıda bulunuyoruz. Artık sağlık deyince sadece tedavi ve hastane süreci gelmiyor aklımıza… Sağlıklı ve iyi bir yaşama ulaşmak, her gün verdiğimiz küçük kararlarla, attığımız doğru adımlarla, kişisel sağlığımızı kontrol ederek ve önlem alarak mümkün olabilir” dedi.

 

 

Hastane Enfeksiyonları Sürveyans Raporu

18 Ayrı Yoğun Bakım Ünitesi Verileri Analiz Ediliyor

Ulusal Hastane Enfeksiyonları Sürveyans Ağı Özet Raporu Yayınlandı. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Mikrobiyoloji Referans Laboratuvarları Daire Başkanlığının yayınladığı rapordaki sürveyans verileri Türkiye genelinde ve dört kurum tipi bazında (Sağlık Bakanlığı Devlet Hastaneleri, Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastaneleri, Üniversite Hastaneleri, Özel Hastaneler) değerlendiriliyor. Belediye Hastaneleri, Sağlık Bakanlığı Devlet Hastanelerine dahil edilmiştir. Üniversite Hastaneleri, Kamu ve Özel Üniversite Hastanelerini içeriyor.

Raporda 18 ayrı yoğun bakım ünitesinin varlığı dikkati çekiyor. Bu 18 ayrı ünitenin verileri geniş tablolar halinde analiz ediliyor.

Raporun ayrıntılı grafiklerine ulaşmak için tıklayınız:

http://www.thsk.gov.tr/dosya/birimler/mikrobiyoloji_db/duyuru/2017/2016_yili_ulusal_hastane_enfeksiyonlari_ozet_raporu.pdf

 

 

Üniversite-sanayi işbirliği büyüyor

Üniversite-sanayi işbirliğinin artırılması kapsamında, 13 Haziran 2017 tarihinde, ilaç sektörü temsilcileriyle İstanbul ve yakın çevresindeki üniversitelerin Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) bir araya geldi. Toplantıya Bilim, Sanayi Teknoloji Bakanlığı ile TÜBİTAK yetkilileri de katıldı.

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) ve Türkiye Biyoteknolojik İlaç Platformu Başkanı Murat Barlas, konuşmasında, “Geçtiğimiz yıl sonunda, Türkiye Biyoteknolojik İlaç Platformunu kurduk. Amacımız, biyoteknoloji alanında endüstrimizin yetkinliğini ve rekabet gücünü artırmak, ülkemizde bu alanın gelişimine daha etkin katkı sağlamak. Firmalarımız da, endüstrimizi bu alanda geliştirmek için var güçleriyle çalışıyorlar. Uzun vadeli bakış açısıyla, yüksek maliyetli yatırımlar yapıyorlar. Tüm dünyada üniversite-sanayi işbirlikleri, Ar-Ge’nin tetikleyicisi durumunda. Endüstrimizin çalışmalarının başarısında da, bu işbirliklerinin kritik önemde olduğunu biliyoruz. Etkinliğimizi gelecek dönemde diğer illeri ve TTO’ları kapsayacak şekilde genişletmeyi hedefliyoruz” dedi.

 

 

 

TBMM Çölyak Hastalığı Araştırma Komisyonu Üyeleri Belirlendi

Çölyak hastalığının sebep ve sonuçlarının araştırılması için kurulan Meclis Araştırma Komisyonuna üye seçimine ilişkin TBMM kararı 17 Haziran günlü Resmi Gazete’de yayımlandı.

Hastalığın teşhis aşaması, nedenleri, sonuçları ve çölyak hastalarına sağlanabilecek yardımların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesine ilişkin kurulan Meclis Araştırması Komisyonu, başkan, başkanvekili, sözcü ve katip ile 11 üyeden oluşuyor.

Anayasa’nın 98. ve İçtüzük’ün 104 ile 105. maddeleri uyarınca kurulan ve üyeleri TBMM Genel Kurulunun 12 Haziran’daki 104. birleşiminde yapılan seçimle oluşturulan komisyonda, AK Parti’den 9, CHP’den 4, HDP ve MHP’den birer milletvekili bulunuyor.

Komisyonda, AK Parti Kayseri Milletvekili İsmail Tamer başkan, AK Parti Tokat Milletvekili Celil Göçer başkanvekili, AK Parti İstanbul Milletvekili Durmuş Ali Sarıkaya sözcü, AK Parti Bursa Milletvekili Bennur Karaburun katip olarak görev yapıyor.

Üyeler ise şöyle; AK Parti Milletvekilleri Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt (Çorum), Mehmet Babaoğlu (Konya), Yılmaz Tezcan (Mersin), Mehmet Ali Cevheri (Şanlıurfa) ve Ahmet Eşref Fakıbaba (Şanlıurfa), CHP Milletvekilleri Erkan Aydın (Bursa), Ceyhun İrgil (Bursa), Gaye Usluer (Eskişehir) ve Aytuğ Atıcı (Mersin), HDP Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım ve MHP Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul.

Takeda’ya İnsan Kaynakları Alanında Uluslararası 2 Ödül

Takeda Türkiye, insan kaynakları alanında Top Employer Enstitüsü tarafından En İyi İşveren Sertifikasını aldı ve The Peer Awards For Excellence ödülünün de sahibi oldu.

Takeda Türkiye, Top Employers Enstitüsü tarafından yapılan değerlendirme sonucu, işe alım süreçlerindeki başarılı performansı, yetenek sürecinin yönetimi ve çalışan gelişimini destekleme açısından en yüksek standartlara sahip şirketlere verilen “En İyi İşveren” ödülünü aldı. Aynı zamanda yenilikçi kurumsal sorumluluk anlayışı, müşteri iletişimi, performans ve çalışana dokunan süreçlerin aday olan diğer firmalar tarafından değerlendirilip takdir edildiği “The Peer Awards For Excellence” ödülünün “Değişim Yönetimi” kategorisinde de birinciliğe layık görüldü. Ödül töreni Londra ve Amsterdam’da gerçekleştirildi.

“Çalışanlarımızın Sesine Kulak Verdik” 

Gamze Yüceland

Takeda Türkiye Genel Müdürü Gamze Yüceland, Takeda’nın insan kaynakları alanındaki yenilikçi ve verimli uygulamalarının devam edeceğini belirterek “Çalışanlarımızın sesine kulak verdik. Çalışan mutluluğuna odaklı insan kaynakları uygulamalarımızın ödüllerle taçlanması bizleri çok mutlu etti. Alanında en büyük organizasyonlar tarafından verilen bu iki prestijli ödül, insan kaynakları alanındaki uygulamalarımızı tüm hızıyla sürdürmek konusunda bize motivasyon kaynağı oldu” dedi.

Çalışma Koşullarının Mükemmeliyeti

Top Employer Enstitüsü, tescilli araştırma metodolojisini kullanarak işverenlerin çalışanları ve organizasyonları için yarattıkları koşulların mükemmel olup olmadığına karar veriyor. Enstitü, 3 kıtaya dağılmış 12 ülkede faaliyet gösteren 2 bin 500’ü aşkın şirket üzerinde araştırmalar yürütüyor.

Etkinlik, Yenilikçilik ve İlham Verme Kriterleri

İngiltere’nin en prestijli ödüllerinden biri olan The Peer Awards, ödüllerin finalist şirketlerin birbirlerini değerlendirmeleri ve sunumların gerçekleştiği konferans katılımcılarının oyları ile belirleniyor. Uluslararası alanda ilham veren fikirlerin değerlendirildiği bir platform sunan The Peer Awards for Excellence; kalite, açıklık ve uygunluk açısından incelendikten sonra başvuruları kabul ediyor. Projeler, hedef kitlede gerçekleştirdiği fayda esas alınarak, etkinlik, yenilikçilik ve ilham verme kriterlere göre baz alınıyor. Hem özel bir jüri hem de rakipleri tarafından yapılan değerlendirmeler sonrasında en yüksek puanı alan projeler ise finale kalıyor.

Takeda Hakkında

Takeda; Ar-Ge odaklı global bir Japon ilaç şirketidir. Araştırma faaliyetlerini onkoloji, gastroenteroloji ve merkezi sinir sistemi tedavi alanlarına yoğunlaştırmaktadır. Özellikle onkoloji ve gastroenterolojideki yenilikçi ürünleri ve gelişen pazarlardaki odağı Takeda’nın büyümesinin temelini oluşturmaktadır. 30.000’den fazla çalışanı 70’i aşkın ülkede kendilerini hastaların yaşam kalitesini iyileştirmeye adamıştır.

Takeda Türkiye’de hematoloji, onkoloji, gastroenteroloji, solunum, metabolizma, enfeksiyon, kas iskelet sistemi tedavi alanlarında faaliyet göstermektedir. Takeda Türkiye’nin yaklaşık 300 çalışanı bulunmaktadır.

İlk Sayı, İlk Heyecan

İlk Sayı, İlk Heyecan

Sağlık sektöründe uzun yıllara dayanan habercilik birikimi ve deneyimiyle yayın hayatına kazandırdığımız klinikiletişim dergisinin ilk sayısı huzurlarınızda…

Her sayısında güncel haberler, röportaj ve makaleler yanısıra dosya haberleriyle okurlarıyla buluşacak olan dergimizin bu ilk sayısında sağlık sektörünün kadın liderleriyle konuştuk.

Hastane yöneticisi, hekim, akademisyen, hemşire, eczacı, bilim dünyası, tıbbi cihaz ve ilaç endüstrisinin marka olarak kabul edilen isimleriyle yaptığımız özel röportajlarda sağlık sektöründe kadın istihdamını ve yönetici pozisyonda görev yapan kadınların niteliklerini tartıştık.

Sektörde kadın istihdamı ve yönetim kademesinde kadın varlığı henüz istenen düzeyde değil elbet! Dünyada da durumun böyle olmasını teselli olarak kabul edemeyiz!

Günümüzün kadın liderleri bu tabloyu değiştirmek için var güçleriyle çaba sarf ediyor, kadın dayanışmasını ön plana çıkartmak için projeler üretiyorlar. Bunlar sadece sağlık değil tüm sektörler için hayranlık uyandıran girişimler. Geniş özetini sayfalarımızda görebilirsiniz.

Okunaklı dili, ilgi çekici ve güçlü içeriğiyle yayın hayatına merhaba diyen klinikiletişim’i sağlık sektörünün tüm paydaşlarını kucaklayan bir iletişim platformu olarak kurguladık.

Dilde, haber üretiminde, yaklaşım tarzında ve anlayışta yenilikçi bir vizyonla hareket etmeyi benimsiyoruz.

Sağlık muhabiri kökenli olmanın vazgeçilemez iki unsurunu, tarafsız ve objektif haberciliği, en ön planda tutuyoruz.

Sağlık iletişimine kaliteli bir nitelik ve yeni bir değer kazandıran klinikiletişim’i bu itibarlı yolculuğunda yalnız bırakmayan tüm destekçilerine şimdiden şükranlarımızı sunarız.

Keyifli okumalar dileğiyle

 

 

Sağlık Sektörünün Kadın Liderleri

Sağlık sektöründe uzun yıllara dayanan habercilik birikimi ve deneyimiyle yayın hayatına kazandırdığımız klinikiletişim dergisinin ilk sayısı huzurlarınızda…

Her sayısında güncel haberler, röportaj ve makaleler yanısıra dosya haberleriyle okurlarıyla buluşacak olan dergimizin bu ilk sayısında sektörün kadın liderleriyle konuştuk.

Hastane yöneticisi, hekim, akademisyen, hemşire, eczacı, bilim dünyası, tıbbi cihaz ve ilaç endüstrisinin marka olarak kabul edilen isimleriyle yaptığımız özel röportajlarda sağlık sektöründe kadın istihdamını ve yönetici pozisyonda görev yapan kadınların niteliklerini tartıştık.

Sektörde kadın istihdamı ve yönetim kademesinde kadın varlığı henüz istenen düzeyde değil elbet! Dünyada da durumun böyle olmasını teselli olarak kabul edemeyiz!

Günümüzün kadın liderleri bu tabloyu değiştirmek için var güçleriyle çaba sarf ediyor, kadın dayanışmasını ön plana çıkartmak için projeler üretiyorlar. Bunlar sadece sağlık değil tüm sektörler için hayranlık uyandıran girişimler. Geniş özetini sayfalarımızda görebilirsiniz.

Okunaklı dili, ilgi çekici ve güçlü içeriğiyle yayın hayatına merhaba diyen klinikiletişim’i sağlık sektörünün tüm paydaşlarını kucaklayan bir iletişim platformu olarak kurguladık.

Dilde, haber üretiminde, yaklaşım tarzında ve anlayışta yenilikçi bir vizyonla hareket etmeyi benimsiyoruz.

Sağlık muhabiri kökenli olmanın vazgeçilemez iki unsurunu, tarafsız ve objektif haberciliği, en ön planda tutuyoruz.

Sağlık iletişimine kaliteli bir nitelik ve yeni bir değer kazandıran klinikiletişim’i bu itibarlı yolculuğunda yalnız bırakmayan tüm destekçilerine şimdiden şükranlarımızı sunarız.

 

Keyifli okumalar dileğiyle