Chiesi 2018 yılında Türkiye’de ve Avrupa’da gösterdiği başarılı performansı ile ‘En İyi İşveren’ sertifikasına sahip oldu.
Global ve bağımsız araştırma şirketi olan Top Employers Enstitüsü, sadece global düzeyde yüksek standartları çalışanlarına sunan firmaların dahil olabildiği ve yüzlerce kriter üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda Chiesi, 2018 yılında Türkiye’de ve Avrupa’da gösterdiği başarılı performansı ile ‘En İyi İşveren’ sertifikasına sahip oldu.
Amsterdam’da gerçekleşen “Top Employers” ödül törenine Chiesi Türkiye’yi temsilen Genel Müdür Filiz Balçay ile İnsan Kaynakları Direktörü Mari Bengi katıldı.
Top Employers değerlendirme süreci nasıl?
‘Top Employers 2018’ sertifikası; Dünya çapındaki şirketlerin İK süreçlerinin, politika ve uygulamalarının denetlenmesi sonucunda gerekli kriterleri sağlayan kurumlara verilen bir akreditasyon belgesi. Top Employers değerlendirme sürecinde, “iş gücü planlama, işe uyum programları, yetenek stratejisi, eğitim ve gelişim, liderlik gelişimi, performans yönetimi, kariyer ve yedekleme yönetimi, ücretlendirme-yan faydalar ve şirket kültürü” alanlarında bağımsız olarak denetlenen Chiesi Türkiye, tüm bu alanlarda global standartları sağladığını ortaya koyarak önemli bir başarıya imza attı ve Türkiye’nin ‘En iyi işvereni’ sertifikasını aldı.
Elde edilen bu büyük başarıyı Chiesi Türkiye İnsan Kaynakları Direktörü Mari Bengi şu sözlerle değerlendirdi: “Şirketlerin çalışanlarına sağladığı koşulların, çalışan mutluluğuna yönelik İK politika ve uygulamalarının denetlendiği Top Employers 2018 değerlendirmesi sonucunda Türkiye’nin en iyi işverenlerinden biri olduğumuzu tescillemiş olduk. Chiesi her zaman çalışan görüşlerini ve mutluluğunu ön planda tutan, insanı merkeze alan bir firma olduğunu ‘En İyi İşveren” sertifikası ile bir kez daha göstermiştir. Her bölümde ve kademede çalışma arkadaşlarımızın katkılarıyla elde edilen bu başarının gururu bütün Chiesi’lilerin! Bu sertifika insan odaklı çalışmalarımızı ivmelendirmek için bizi dahada motive etti.”
Dünyanın ilk Leed Platinum sertifikalı tam teşekküllü sağlık kompleksi Memorial Bahçelievler açıldı. Memorial Sağlık Grubunun 11’inci hastane projesi olan Memorial Bahçelievler, toplam 72 bin metre karelik alanda hizmet veriyor. En gelişmiş tanı ve tedavi üniteleri ile donatılan 320 yatak kapasitesine ulaşması planlanan komplekste; biri hibrit olmak üzere toplamda 15 ameliyathane ve 49 yoğun bakım yatak kapasitesi, 135 poliklinik ve 31 müşahede odası bulunuyor.
21 Şubat 2018 Çarşamba günü düzenlenen basın toplantısında konuşan Memorial Sağlık Grubu CEO’su Uğur Genç, Memorial Bahçelievler Hastanesi ve grubun yeni yatırımları hakkında bilgi verdi. Genç, “İyileşmenin, hastaneye atılan ilk adımda başladığı gerçeğine” vurgu yaparak “Lobi alanından polikliniklere, hasta bekleme noktalarından, doktor ve hasta odalarına kadar her mekan, hastaların tüm ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dizayn edildi. Renk seçiminden, eşyaların formlarına, ışıklandırmadan seçilen aksesuarlara kadar her şey iyileşmenin bir parçası olabilecek özellikte planlandı” diye konuştu.
Leed Platinum sertifikası nedir? Uğur Genç, Memorial Bahçelievler Hastanesinin, enerji ve çevre dostu tasarımda lider konumdaki kurumlara verilen ve en prestijli yüksek yeşil bina sertifikası olan “LEED Platinum” sahibi olduğunu da dile getirerek, “Hastanemiz çevre duyarlılığı, enerji verimliliği, atık yönetimi, sürdürülebilir alan planlaması ve iç ortam kalitesi gibi kriterlere göre inşa edildi. USGBC (United States Green Building Council – Amerikan Yeşil Binalar Konseyi) tarafından yürütülen sertifikasyon programları arasında en yüksek derecelendirme anlamına gelen LEED Platinum sertifikasını, dünyada ve Türkiye’de tam donanımlı hastaneler arasında ilk kez Memorial Bahçelievler almış oldu” dedi.
Gün ışığı alan yoğun bakımlar Memorial Sağlık Grubunun, hastanecilik alanındaki tüm deneyimlerini aktardığı Bahçelievler Hastanesi’nin teknolojik altyapısı hakkında bilgi veren Genç, “Hastanemiz; ileri teknolojik özelliklere sahip görüntüleme üniteleri, kompleks laboratuvarlar, fonksiyonel bir yapılanma ile tasarlanmış ameliyathaneler, hareket fonksiyonu olmayan ve bilinci kapalı hastaların mobilizasyonunu sağlayan, Türkiye’de ilk “hasta lifti” teknolojisini kullanan, gün ışığı alan yoğun bakımlar, hibrit ameliyathaneler ve robotik teknolojiler ile donatıldı. Kanser tedavisinde en ileri sistemlerden biri olan yeni nesil ışın tedavisi Elekta Versa HD SIGNATURE, hastaya konfor ve ayrıcalıklar sunan radyolojik görüntüleme sistemleri kullanıyoruz. Bu sistemlerden; daha sessiz, geniş ve konforlu bir MR deneyimi sunan 3 Tesla MR teknolojisi, kaliteli ve güvenilir sonuçları ile öne çıkıyor. Yüksek teknoloji dual enerji BT ile vücudun tüm bölgeleri saniyeler içinde taranabiliyor. Kanserin teşhisi, evrelendirilmesi ve doğru bir tedavi planı çıkarılmasında çok önemli bir yeri olan Pet-CT teknolojisiyle de hastaya, en düşük doz radyoaktif madde ile görüntüleme olanağı sunuluyor. Özellikle üroloji, böbrek nakli, kadın hastalıkları, genel cerrahi ameliyatlarında kullanılan Da Vinci robotik cerrahi ile 3 boyutlu görüntü alınarak hem hasta hem de cerrah için konforlu bir ameliyat süreci geçirilmesine olanak sağlanıyor” şeklinde konuştu.
Kadın Doğum ve Pediatride yenilikler Memorial Bahçelievler’in ülkemiz için pek çok yeniliğe de ev sahipliği yaptığını dile getiren Genç, “Hastanemizde, suda doğum ve tüm hazırlık süreci odada yürütülen normal doğum gibi özellikli üniteler de mevcut. Bunun dışında çocuklarımızın sağlığı için her türlü detayın düşünüldüğü pediatri bölümümüzde de Türkiye’de bir ilk olarak açık oyun parkı bulunuyor” dedi.
11 hastane ve 1750 yatak kapasitesi İlk hastasını Şubat 2000’de kabul eden Memorial Sağlık Grubu, JCI Akreditasyon Kalite Belgesi’ni alan (Joint Commission International) Türkiye’nin ilk, dünyanın 21. hastanesidir. Memorial İstanbul, Ankara, Kayseri, Antalya ve Diyarbakır’da bulunan 11 hastane, 2 tıp merkezi ve 1 wellness merkezinde 1750 yatak kapasitesi ile hizmet veriyor.
“Sağlık habercisinin sorumluluğu, haberciliği halk adına yaptığını unutmamaktadır. Aksi halde beş yıldızlı otellerde yapılan toplantıların habercisi olur kalırsınız. Tüm odak noktanız sıradan insanın hayat hikayesi ve ihtiyaçları olmalıdır”
“Türkiye’de ağır bir yoksulluk var. Bu insanların sağlık hizmetini alırken yaşadıkları sorunlar, alamadıkları hizmetler, alamadıkları ilaçlar bizim gündemimiz olmalıdır”
“Günümüzün sorunu hız! Anlık görünürlükler sizin uzun vadede kalıcı ve değerli bir hizmet üretmenize katkı sağlamaz. Özellikle reklam ve tanıtım odaklı ‘Şu hastanenin açılışında, şu doktorun toplantısındaydık’ gibi mesajlar etik değildir”
Sibel Güneş Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri | Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneği Başkanı | www.sagliktagundem.com sitesi Yayın Yönetmeni
Sizi tanıyabilir miyiz?
33 yıldır gazetecilik yapıyorum. Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin Genel Sekreteriyim. Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneği Başkanıyım. www.sagliktagundem.com sitesininde yayın yönetmeniyim. Yankı, Günaydın, Kadınca, Tomorrow ve Yeni Yüzyıl Gazetesinde muhabirlik, editörlük ve yöneticilik yaptım. NTV’de 10 yıl sağlık editörü olarak çalıştım. Sağlık Raporu isimli canlı bir program sundum. Daha sonra Nuri Çolakoğlu önderliğinde kurduğumuz sağlıklı yaşam televizyonu HTV’nin İç Yapım Direktörlüğünü yaptım. TGC adına Basın Kartları Komisyonunda görev yaptım. Sağlık ve iletişim alanlarında medya eğitimi veriyorum. Yazılar yazıyorum.
Mesleki anlamda 2017’yi nasıl geçirdiniz? 2018’i karşılamaya hazırlandığımız bugünlerde, geçen seneyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
2017 sağlık sektörü açısından zor geçti. Harcamalar arttı, hükümetin tasarruf tedbirleri arttı. Sağlıkta dönüşüm programı tamamlandığı için yeni arayışlar gündeme geldi. Vatandaşların cepten ödediği harcamalar arttı. Bu yüzden hükümet cephesinden yeni arayışlar söz konusu. Vatandaşın muayene alma süresi, ameliyat süresi uzunluğu, cepten harcamanın fazlalığı gibi konularda tepkileri var. 2018’de bu taleplerin karşılanmaya çalışıldığı bir dönem olacak. Sağlık Bakanlığı ile hekim meslek örgütleri arasındaki gerilimin de azalacağını öngörüyorum.
Size göre sağlık iletişimi / sağlık iletişimcisi tanımı nedir?
Sağlık iletişimi çok kolaymış gibi görünen bir alan. Ama bana göre en zor alanlardan biri! Sağlık iletişimi dediğimizde bunun altında birçok başlık var. Biz sağlık sektörü ile vatandaş arasında köprü kuran, sağlığın dilini halkın diline yakınlaştıran sağlık habercileri grubuyuz. Bu alanda eğitim almamış, emek vermemiş kişileri de sağlık habercisi olarak görmüyoruz. Sosyal medyada aktivite göstermeyi de sağlık haberciliği saymıyoruz. Sağlık iletişiminin sağlıklı bir biçimde yapılması için sağlık sektöründeki kuruluşlar açısından ticaret kavramının ön plana alınmaması gerekiyor. Sağlığı herhangi bir ürün gibi satmaya, pazarlamaya kalkıyorsanız, bunun iletişimini de para odaklı ve hoyratça yapıyorsanız her an elinizde patlamaya hazır bir bomba taşıyorsunuz demektir. Mutlaka bir kriz yaşarsınız ve çözmekte çok zorlanırsınız. Sağlık iletişiminde öncelik kamu yararıdır. Bunu hedeflerseniz yol alabilirsiniz. Kamu, özel sağlık sektörü, ilaç firmaları mutlaka bunu hedef seçmeliler.
Çalışma hayatında örgütlülüğün zayıflatıldığı günümüzde ve medya gibi çok daha cılızlaştırıldığı sektörde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti gibi değerli bir oluşum, gelecek jenerasyon için sizce ne ifade etmelidir? Özellikle gazetecilikte mesleki STK’ların canlı/diri/enerjik olabilmesi, gelecek kuşaklar için cazibe merkezi olabilmesi için sizce neler yapılmalı, nasıl tedbirler alınmalıdır?
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) 4 bine yakın üyesiyle en büyük gazetecilik meslek örgütüdür. Halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı için görev yapan gazetecilerin sorunlarını çözmek için görev yapar. Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması için çalışır. Türkiye’de son 15 yılda 10 bin gazeteci işsiz kaldı. 1000’e yakın gazetecinin basın kartı iptal edildi. Yüzlerce yayın organı kapatıldı. Basın üzerinde ağır bir baskı var. 144 gazeteci cezaevinde. Biz de üyelerimizle birlikte hak ihlallerini görünür kılmaya, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğü istemeye devam ediyoruz. Cezaevlerini ziyaret ediyor, davaları izliyoruz. TGC her siyasal görüşten gazetecinin temsilcisidir. Üyelerinin gazetecilik yapabiliyor olması için mücadele eder. Bu nedenle genç gazetecileri de üye yapmaya hızla devam ediyoruz. Düzenlediğimiz toplantılarla, verdiğimiz hukuk danışmanlıklarıyla, her yıl verdiğimiz beş ödülle meslektaşlarımızın yanında olmayı sürdürüyoruz.
Sosyal medya, dijital platformlar sağlık haberciliğini sizce nasıl biçimlendiriyor? Mesleğinize özgü sorumluluklar arasında sayılabilecek haber kaynağı olmak / haber üretiminde kamu yararı gözetmek ve haberciliğin temel kriterlerine bağlılık gibi süreçlerin formatı/dizaynı değişiyor… Sizce sağlık haberciliği nereye doğru evriliyor olabilir?
Sağlık haberciliğinde esas uzmanlaşmaktır. Sosyal medyada her gün mesaj yayınlayarak kamu yararı adına bir çalışma yapmış sayılmayız. Bizim sorumluluğumuz bir konuyu tüm taraflarıyla inceleyip kamu yararı ekseninden ayrılmayarak gündeme taşımaktır. Günümüzün sorunu hızdır. Bu da hem avantaj hem de dezavantajdır. Anlık görünürlükler sizin uzun vadede kalıcı ve değerli bir hizmet üretmenize katkı sağlamaz. Özellikle reklam ve tanıtım odaklı “Şu hastanenin açılışında, şu doktorun toplantısındaydık” gibi mesajlar etik değildir.
Sağlık sektöründe halkla ilişkiler olarak faaliyet gösteren şirketleri / kişileri nasıl konumluyorsunuz? Sizce sağlık kamuoyunu nasıl bir yönlendirici etkiye sahipler?
Sağlık sektöründe etik çalışan birçok halkla ilişkiler şirketi ve uzmanı var. Etik çalışanlar gazetecilerin işlerini daha iyi yapmalarına katkı ve hız sağlıyorlar. Gazetecinin görevi gelen yüzlerce bülten içinden haber olanı seçmektir. Bugün sağlık habercisine ulaşan 100 bültenden ancak 10’u gerçek anlamda haber niteliği taşımaktadır. Etik olmayan kurumların gönderileri genellikle dikkate alınmıyor.
Sağlık habercisi / sağlık iletişimcisi olarak faaliyet gösteren kadınlara tavsiyeleriniz nelerdir?
Sağlık habercisinin sorumluluğu, haberciliği halk adına yaptığını unutmamaktadır. Aksi halde beş yıldızlı otellerde yapılan toplantıların habercisi olur kalırsınız. Tüm odak noktanız sıradan insanın hayat hikayesi ve ihtiyaçları olmalıdır. Türkiye’de ağır bir yoksulluk var. Bu insanların sağlık hizmetini alırken yaşadıkları sorunlar, alamadıkları hizmetler, alamadıkları ilaçlar bizim gündemimiz olmalıdır. Bizim mesleğimiz mesafe ve temas mesleğidir. Haberciliği yaparız ama kurumlarla güç odaklarıyla aramızda hep bir mesafe olmak zorundadır. Kimsenin kankası, arkadaşı olmak durumunda değiliz. Bu ölçü kaçtığında habercilik yerine farkına varmadan tanıtım yapar durumuna düşersiniz. Sağlık sektörünün en önemli sorunu ilacın, hastane hizmetinin, bilimsel çalışmaların halk için yapıldığının sık sık unutulmasıdır.
“Üyelerimizin sağlık yönetimi ve sağlık bilişimi alanında üniversitelerde uygulamalı şekilde ders vermesini sağlıyoruz. Bu yıl üniversite ile sağlık sektörü arasında köprü vazifesini daha yoğun şekilde sürdüreceğiz”
“Sabah kalktığınızda banyoya yüzünüzü yıkamaya gittiğiniz yoldaki taşlar sizin birçok sağlık parametrenizi ölçüyor olacak. Banyoda yüz yıkamadan diş fırçalamaya ve yapılan idrarın ölçümlerine kadar birçok veri anında sistemlere kayıt olup hekiminizin takibine sunulabilecek”
Sağlıkta Bilişim Derneği Başkanı Yasin Keleş, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.
Türkiye’de sağlık sektörü paydaşları düşünüldüğünde ağırlıklı olarak hangi sektörler bilişim çözümlerini daha fazla kullanıyor, yatırım yapıyor ve bir pazarlama stratejisi olarak bilişim hizmetlerinin dönüştücü gücünden daha fazla yararlanıyor?
Türkiye’de sağlık sektörü paydaşlarının bilişim çözümlerini kullanım altyapıları neredeyse benzer seviyelerdedir. Fakat bunu günümüzde dijital dönüşümün ve endüstri 4.0 kavramlarının getirmiş olduğu yenilikler ve uygulamalar açısından değerlendirelim.
Dijital dönüşüm ve Endüstri 4.0’ın her ikisinde de farklı paydaşlara hitap eden detaylı çözümler var. İlaç sanayi her ikisini de kullanırken diğer paydaşlar çok daha ileride kullanıyor. Arkasından tıbbı cihaz sektöründeki bilişim teknolojilerinin getirdiği inovasyon gerçekten kayda değer ve köklü değişimlere sebep olmuştur.
Özel ve kamu hastanelerine bakacak olursak son yıllarda kamu hastanelerinin teknoloji kullanımında çok ciddi bir ivmesi var. Kamunun bunu yapmasında en büyük etken sağlıkta dönüşümün temelinde sağlık bilişiminin kullanılması olmuştur. Sağlık bilişimi kullanımı ile gelen kolaylıklar ve çok ciddi bir veri trafiği ortaya çıkmıştır. Bundan güzel faydalar sağlayan Sağlık Bakanlığı bu durumu makro ölçekten mikro seviyelere doğru götürmeyi istemiştir. Bu sayede kötü olan altyapı düzeltilmiştir; kamu hastanelerinde sağlık bilişimi değişimi 10 yıl önce ortaya koyduğumuz ve yıllarca üzerinde durduğumuz Dijital Hastane kavramını hedef haline getirmiştir. Bu sayede bugün kamu hastanelerinde ve onlarca kurum bu konuda ciddi bir disiplinle dijital hastane gerekliliklerini yerine getirmeye çalışmaktadır.
Özel hastanelerde bu değişim çok daha önce başlamış olmasına rağmen kamuya göre zaman zaman geride kalmıştır. Özel hastanelerin sağlık bilişimi kullanımındaki motivasyon ölçme ve değerlendirme odaklı olup aynı zamanda faturalama işlemlerinde hata yapmama motivasyonu ile perçinlenmektedir.
Fakat artık çok daha gelişmiş teknolojileri ve hayatımızı 360 derece saran dijital medya enstrümanlarını çok sık şekilde kullanmaya başlamıştır. Bu sayede bilinirliklerini artırıp hastanelere erişmek isteyenler arasında tercih edilen olma gayretini bu mecra sayesinde bir ileriye taşımak istemektedirler, aynı şekilde dijital medya kullanımı ile sağlık turizm alanında sıkça kullanıldığını görmekteyiz.
Türkiye sağlık sektörü bilişim/dijitalleşme alanında 2017’de sizce nasıl bir sınav verdi?
2017, zor bir yıl olmasın rağmen birçok kurum altyapısında ciddi değişiklikleri yaptı, dijital envanterini çıkarıp dijital medya planlaması yaparak bu alandan ciddi şekilde hastalara ulaşmaya çalıştı. Bir yandan dijital dünyanın olmazsa olmazı dijital medya araçlarını kullanan sektörüz diğer yandan sağlık teknolojileri ile ilgili ciddi gelişmelere şahit oluyoruz. Sanal-yapay zeka, giyilebilir teknolojiler ve IoT ile ilgili gelişmeler gerçekten baş döndürücü bir hızla ilerliyor.
Bir çok uzman görüş Endüstri 3.0 ile 4.0 arasında en büyük farkın sanal zeka kullanımı olduğunu dile getirmektedir. Bu aslında makinelerden ürettiğimiz big data ve onların kullanımında kullandığımız sanal zeka ile birleşince sağlık alanında teşhis, tedavi ve yönetim alanlarında çok ciddi değişimleri getiriyor.
Global ölçekte, Türkiye sağlık sektörü bilişimsel yönden nasıl bir profil sunuyor, nasıl konumlanıyor? Yurt dışı deneyimlerinizden hareketle gözlemlerinizi paylaşır mısınız?
Global ölçekte baktığımız Türkiye sağlık bilişimi alanında çok ciddi bir atak yaptı. 2017 yılında ABD, Avrupa ve Rusça konuşan ülkeler ile Arapça konuşan ülkeler arasından yaklaşık 11 ülke ziyareti yapma fırsatı buldum. Bu ülkelerde çok büyük sağlık kuruluşlarını ziyaret ettim. Aynı zamanda sektörün diğer paydaşları ile görüşme ve karşılıklı fikir alışverişinde bulundum.
ABD sağlık bilişiminde sağlık kuruluşları nezdinde gelişmiş teknoloji kullanımına baktığınızda çok ileride değil fakat sağlık bilişimi alanında faaliyet gösteren yeni kurulmuş firmaların devlet tarafından ciddi şekilde desteklendiği görülüyor. Mevcut firmaların dünyaya açılmasının devlet eliyle sağlanması da sektörün ciddi bir büyüklüğe erişmesine zemin hazırlıyor. Şöyle bir örnek verirsek ülkemizde sadece sağlık bilişim alanında çalışan firmaların ürettiği toplam ciro 40 milyon$ seviyelerinde iken ABD’de ilk 10 firma arasından ilk firmanın cirosu 2,6 milyar$ seviyesindedir.
Bu rakamlar sektörümüz açısından pek iç açıcı değil fakat yazılım alanında yerli firmalarımızın yaptıklarını ihraç etmeye başladığımızda eminim sektörümüzün cirosu bir anda milyar $ seviyelerini ciddi şekilde geçecektir. Ülkemizde kurulmuş ve zor şartlara uyum sağlamış ve bunları aşarak üretkenliğine devam ederek ayakta kalmış firmalar yurtdışındaki pazar için çok değerlidir. ABD ve Avrupa başta olmak üzere bu bölgelerin tamamında firmalar bize göre çok daha yavaş ve müşteri memnuniyeti konusunda çok daha hantal kalıyor. Ülkemizde ise durum tam tersi müşteri memnuniyetini nasıl daha yukarı çıkarırız hesapları her gün yapılmakta ve sürekli bir takip söz konusudur.
Şehir hastaneleri kamu sağlık hizmet sunumunu, bilişim/dijitalleşme yönünden, sizin düşüncelerinize göre, nasıl dönüştürecek?
Şehir hastaneleri ülkemizde sağlık bilişim alanında çok büyük bir fırsattır. Büyüklükleri sebebi ile yönetim alanında birçok konunun artık el yordamı ile veya yama çözümler ile yapılamayacağız anlaşılmıştır. Bu durum şehir hastanelerimizde çok daha elzem bir ihtiyaç haline gelmiştir. Dolayısı ile ülkemizde şehir hastanelerinin bir bir açılması ve giderek artması ile sağlık bilişimi alanında güncel bilişim ve medikal teknoloji kullanımı ciddi oranda artacaktır. Bu artışı fırsat bilerek şehir hastanelerinde büyük ölçekli hastane deneyimlerimi yerli ve milli firmalar oluşturarak veya mevcutları bu alanda eğiterek sağlık bilişimi alanında çok değerli markalar yaratabiliriz. Bu sayede ülkemizin sağlık bilişimi alanında ihracatını katlayarak büyütme fırsatını yakalamış olacağız.
Tüm bunları yaparken mutlaka bu alanda yapılan çalışmaları yönetecek, ekipler içinde çalışacak sağlık bilişim uzmanları yetiştirmemiz gerekmektedir.
Dünyada medikal sektörün dijital uygulama trendleri neler?
Dünya artık sanayi devriminden sonra dijital devrime geçmiş durumda, bugün arabaların birbirleri ile haberleşmesini ve sürücüsüz araçların hayatımıza nasıl girdiğini ve yaygınlaşacağını konuşuyoruz. Medikal sektörde de aynı şekilde cihazların neredeyse tamamına yakını bilgi teknolojileri altyapısı çok güçlü hale gelmiş ve kurumların oluşturduğu big dataya entegre durumda çalışmaya başlamıştır. Cihazların çıktılarını önceden uzun prosesler ile hekimler incelerken şimdi bunu yapan yazılımlar mevcut ve bu sayede hekimin her bir hasta görüntüsü inceleyip rapora dönüştürme süresinde neredeyse 1-2 saat arasında tasarruf sağlanıyor.
Sanal zeka çözümleri artık hekimlerin koydukları teşhis doğruluğunun üstünde doğru teşhis koymaya başladı bu sayede bir çok hastalığın belki de sanal zeka uygulamaları sayesinde ilk teşhislerini uygulamalar üzerinde verebileceğiz. Hekimi teşhisini kontrol noktasında olacak ve daha fazla AR-GE yapmalarına, alanlarındaki gelişmeleri takip ederek katkı sağlamalarına olanak tanıyacağız.
Bunun yanı sıra medikal cihazların büyük bir kısmı mobil hale geliyor, hatta giyilebilir olanlar ciddi oranda artmaktadır. Bu trendin artması ile kişisel sağlık kayıtları olarak hayal edemeyeceğiniz kadar çok veriye sahip olacağız. Şöyle ki;
Sabah kalktığınızda banyoya yüzünüzü yıkamaya gittiğiniz yoldaki taşlar sizin birçok sağlık parametrenizi ölçüyor olacak. Banyoda yüz yıkamadan diş fırçalamaya ve yapılan idrarın ölçümlerine kadar birçok veri anında sistemlere kayıt olup hekiminizin takibine sunulabilecek. Herhangi bir sağlık kuruluşuna olan randevunuzu akıllı cep, saat cihazınız size hatırlatacak. Devamında size yolun yoğunluğuna göre çıkış saati önerisini ve yol haritasını sunacak.
Hastaneye vardığınız ise hekimin olduğu poliklinik odasına kadar size refakat edecek yol gösterecek. Hekim randevu için hazır değilse kurumun big datası ile haberleşerek size bu konuda uyarılarda bulunacak. Öncesinde yapmanız gerekenler için sizi uyaracak. Dolayısı ile hastalar artık zamandan, gereksiz bilgi taşımaktan kurtulmuş olacak. Bu bilgilerin tamamına istediği kurumdan ulaşabilmesi sayesinde ülke ve dünya olarak mükerrer yapılan ve israf edilen tüm maliyetlerden kurtulmuş olacağız.
Sağlıkta Bilişim Derneği olarak 2018 planlarınız nasıl? Yeni dönemde çalışma ajandanızda öncelikli başlıklar neler?
Sağlık Bilişim Derneği olarak 2018 yılında birçok alanda çalışmalarımıza devam ediyoruz. Öncelikle sektör ile irtibatımızı güçlendirdiğimiz ve sektörün profesyonelleri ile bir araya geldiğimiz aylık kahvaltılarımız devam ediyor olacak. Ülkemizin sağlık alanında bölümü olan üniversitelerimizle başlatmış olduğumuz iş birliği çerçevesinde birçok üyemizin sağlık yönetimi ve sağlık bilişimi alanında uygulamalı şekilde üniversitelerde ders vermesini sağlıyoruz. Bu sayede üniversite ile sağlık sektörü arasında köprü vazifesini daha yoğun şekilde sürdüreceğiz.
Buna ek olarak yurtdışındaki üniversitelerimiz ile ülkemizdeki kurduğumuz networkun haberleşmesi için altyapılar kurmayı hedefliyoruz.
Dernek olarak ülkemizin 7 bölgesinde yapılanması tamamlaması ve sağlık bilişiminin gelişmiş ülkelerdeki insan kaynağı seviyelerine çıkması için çalışmalar yapıyoruz.
Bu alanda sektörün profesyonel firmaları ve üniversiteleri ile iş birliği yaparak Sağlık Bilişim Akademisini hayata geçirmeyi planlıyoruz.
Dernek üyelerimiz ile çeşitli ülke ziyaretleri yaparak ülkemizin sağlık bilişimi alanındaki ihracatını milyar$ seviyelerine çıkarmayı hedefliyoruz. Bunun içinde ülke bazında sağlık bilişim ihalelerini üyelerimiz ile paylaşarak onların bu ihalelerde öncelikli şekilde masada olmaları için çalışmalar yürütüyoruz.
Sağlık Bilişim Zirvesi için çalışmalarımız devam ediyor inşallah 2018 yılında tüm sektör paydaşlarını bir araya getireceğimiz büyük bir etkinlik ile karşınızda olmayı hedefliyoruz.
Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan’ın, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonuna yaptığı 2018 yılı bütçe sunumunda verdiği bilgilere göre, 2018’de 98 hastane daha açılacak ve hastanelerdeki yatak sayısı toplamda 23.200’e yükselecek.
2018’de Hangi Şehir Hastaneleri Açılacak?
Sağlık Bakanlığının sunduğu verilere göre, Kamu Özel İş Birliği modeli ile yapılan şehir hastanelerinin toplamda 28 bin 149 yatak sayısına ulaşması hedefleniyor.
2018 yılında açılması beklenen Kayseri, Bilkent, Maniza, Elazığ ve Eskişehir Şehi Hastanelerinin yapımında %95 ilerleme oranıyla en fazla Kayseri’de ilerleme sağlandı; Ankara (Bilkent) ise %70 oranında yapımı tamamlandı. Manisa ve Elazığ şehir hastanelerinin de yarıdan fazlası tamamlandı.
En Büyük Şehir Hastanesi İstanbul’da!
Henüz ön fizibilitesi yapılan İstanbul (Sancaktepe) Şehir Hastanesinin en fazla yatak sayısına (4.200) sahip hastane olması planlanıyor.
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş, TÜSAP Sağlık Platformunun düzenlediği vizyon toplantılarında sağlık teknolojilerinde Türkiye’nin durumunu değerlendirdi:
“Türkiye’nin ciddi bir tıbbi cihaz alımı var. Bu alım birinci planda şehir hastanelerimiz hızlı yapılıyor, ikinci planda Sağlık Bakanlığının yaptığı hastanelerin yenilenmesi var, yeni hastaneler var, yaklaşık yine 50 bin yatak revizyonu var. Tüm bunlarla birlikte özel sektör, üniversitelerimiz… Türkiye’de ciddi bir tıbbi cihaz pazarı var. Bu pazara genel olarak baktığımızda yaklaşık 6 milyar TL’lik bir pazardan bahsediyoruz. Bu pazarda Sağlık Bakanlığı oranı yüzde 69.
Tıbbi Cihazlarda Yerlileştirme Fırsatları
Sağlık Bakanlığının toplamdaki 20.000 yeni yatak kapasitesinin 2018’e kadar sağlanacak olması. 2020 projeksiyonunda daha yeni hastaneler var.
PPP modeli ile yapılan şehir hastanelerinin ilave tıbbi cihaz volümleri, şu anda sözleşmelerini yapan hastanelerle oturulup değerlendirilebilir, bir kısmı daha sözleşmelerini yapmadılar. Bir kısmı ile oturulup konuşulacak. Burada bizim modellerimiz uygun olursa onlar da bu sisteme girebilir. Ya da yeni yapacağımız ihalelerde bu şartı koşarız: “SİP alanındaki ürünlerle bu hastaneleri donatırsınız” deriz.
Kamu hastanelerinin (Üniversite + Sağlık Bakanlığı) yıllık tıbbi cihaz gereksinimleri var.
Tıbbi cihazların her yedi yılda bir yenilenme volümü, belli ömürleri var. Kamu, özel sektör, tüm hastanelerimizde her yıl yenilenen bir cihaz grubu var.
Hasta başı monitörü değerlendiriliyor ve konunun sahibi Sağlık Bakanlığı ve Sanayi İşbirliği Programı (SİP) çerçevesinde bu alımlar gerçekleştirilecek.
Türkiye’de yerli kapasite var. Bazı firmalarımız dijital röntgen yüzdesi olarak baktığımızda birçok parçasını imal edebiliyor.
Örneğin belirli kapasitesi olan ve monitör yapan firmalarımız var. Ve diğer cihazlarda da bir kapasite var. Bunları da sisteme entegre etmek zorundayız. Burada yabancı bir firma geldi aldı bu işi, yerli firmalar tamamen ortadan kalkacak diye bir husus yok. Bu yerli firmaların kapasitelerinin artırılması sağlanacak. Yabancı firma sadece burada burada know- how verecek. Ama bunu Türkiye’deki yerli firmalar ve KOBİ’lerle yapacak. Yoksa bir firma gelecek, 10 yıl boyunca buradaki tüm işleri alacak ve buradaki yerli sanayiyi çökertecek, böyle bir şey asla söz konusu değil. Zaten tartışmalarımız da burada başlıyor. Bu bakımdan diğer bakanlıkların da hassasiyeti yerli bir kapasite oluşmuşsa, bunların daha üst seviyeye gelmesi için know how’u, birlikteliği oluşturmak. Bunun takibini de birlikte yapacağız.
Tıbbi Sarflarda Kamunun Tüketimi 2,1 Milyar
Genel toplama baktığımızda 2015 yılı tüketim miktarı 2,1 milyar… Bu kamu hastaneler kurumumuzun tüketimi. Üniversite ve özel sektörü kattığımızda, Türkiye’de yılda 5 milyarın üzerinde tıbbi sarf kullanıyoruz. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından son üç yıl içinde yapılan tıbbi malzeme ödemelerinin %52’si Sağlık Bakanlığı 2. ve 3. basamak sağlık tesislerine %23-25’i üniversite sağlık tesislerine ve %23-25’i özel sağlık tesislerine yapılmıştır.
Örneğin kateteri kalem kalem değerlendirdiğimizde analizlerini yapıyoruz. Bunun ne kadarı yerli bir kapasitedir, hangilerini dışarıdan getiriyoruz. Uzun yıllar senden alıyoruz desek yerli kapasite bunları yapabilir mi? İlaçta yaptığımız gibi bio-eşdeğeri varsa “sen bu kapasiteyi geliştir” diyoruz. Yabancıya dedik ki “burada üretirsen kabul, üretmezsen senin yerli olanınla anlaşma yapacağız ve sen satamayacaksın.” Bu tip yaklaşımlar… Onlar da yerlileştirme ile ilgili çalışmalar yapıyorlar.
İllaki tamamen yerli değil ama firmanın gelip burada bu işi yapması, burada bir istihdam potansiyeli oluşturması, buradan ihracat yapması da ülkenin hem cari açığı hem de gelişmişliği için kıymetli değer.
Önümüzdeki süreçte öncelikle plazmayı tamamladık, tıbbi cihaz ve aşıdan sonra da gündeme alacağımız, kullandığımız bu malzemelerin Türkiye’de üretilmesine yönelik çalışmalar yapmak.
Biyoteknolojide de İthalata Bağımlılık Söz Konusu
Biyoteknolojik ürün pazarına baktığımızda, 2015 yılında toplam 1 milyon 900 bin adet kutu bazında imalat söz konusu. 23 milyon kutu civarında bir ithalat var.
Değer bazında baktığımızda imalat 42 milyon civarında, ithalat ise 3 milyar civarında. İmal ürünler 2012 yılının 2. yarısından itibaren piyasaya girmiştir. Aslında kutu bazında baktığımızdaki farklılık değer bazında çok daha açılıyor. 2011 yılında ortalama birim kutu fiyatı 98 TL iken 2015 yılında bu rakam 119 TL olmuştur. 2015 yılında kutu bazında ithal tüketim imal tüketimden 12 kat fazla iken, TL bazında bu fark 70 kata çıkmaktadır.
Bu alanda da Türkiye kendi politikasını geliştirmek zorunda… Uzun dönemde alım garantili gibi…”
“KÖİ modelli hastaneler, özellikle kronik hastalıklar gibi maliyeti yüksek hizmet kapsamından uzaklaşarak bu rolü diğer hastanelere devrediyor, kendisi daha kontrol edilebilir maliyetler üzerine yoğunlaşıyor”
“Dünyada tartışılan önemli bir nokta, klinik hizmetlerin geleceği! Bu çekirdek tıbbi hizmetler dediğimiz hizmetler de konsorsiyuma devredilebilir mi?”
“Arkadaşlarımız, poliklinikte hasta bakarken serviste fenalaşan bir hastaya çağırdıklarında hastane içinde 2 km koşmak zorunda kaldıklarını ifade ediyorlar”
Türk Tabipleri Birliği tarafından düzenlenen 23. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı 9 Aralık 2017’de Ankara Üniversitesi Tıp fakültesi Morfoloji Kampüsünde yapıldı. Kurultayın panel bölümünde Sağlık Bilimleri Üniversitesi ve şehir hastanelerinin tıpta uzmanlık eğitimine etkileri değerlendirildi. Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cavit Yavuz Işık, şehir hastanelerinin sağlık çalışanlarına etkisini değerlendirdi.
Doç. Dr. Cavit Yavuz Işık
Sunumunda, Kamu Özel İş Birliği (KÖİ) modelinin farklı uygulama örnekleri ile özellikle İngiltere deneyimine yer veren Doç. Dr. Cavit Yavuz Işık şunları kaydetti:
“Dünyadaki benzer örneklere baktığımızda hastanelerin bütçe olanakları dışında yeni olanaklar yaratarak bu modele finansman sağladıklarını görüyoruz. Özellikle İngiltere örneğini anlatmak istiyorum, TTB etkinliğine İngiltere’den gelen ve uygulamayı bize bizzat aktaran konuğumuzun ifadelerini aktaracağım. Konuğumuz, kamu bütçesi dışı yoluyla bu hastaneye kaynak yaratılması gerektiği için ilk olarak dokunulan bütçenin sağlık çalışanlarına ayrılan bütçe dışı kalem payları olduğunu ifade etmişti. Projelerin uygulandığı yerlerde hastane yatak sayılarında azalmaya gidiliyor. İngiltere’de yüzde 30 oranında azaltma yapıldığı ifade ediliyor; hastanelerin hizmet rollerinin değişimi söz konusu. Çünkü bu finansmanı sürdürebilmeniz için hem KÖİ modelli hastanenin maliyetlerini kontrol altına almanız hem de bu hastaneler dışındaki hastanelerin rollerinin de değiştirilmesi gerekiyor.
Konuğumuz bize şu deneyimi anlattı: KÖİ modelli hastaneler, özellikle kronik hastalıklar gibi maliyeti yüksek hizmet kapsamından uzaklaşmaya başlayarak diğer hastanelere bu rolleri devrediyor, kendisi de daha kontrol edilebilir maliyetler üzerine yoğunlaşıyor. Çalışan sayısında azaltmaya gidiyor ve maliyet oluşturabilecek tüm unsurları kontrol etmeye çalışıyor.
Klinik Hizmetlerin Geleceği Ne Olacak?
Dünyada tartışılan önemli bir nokta, klinik hizmetlerin geleceği! Bu çekirdek tıbbi hizmetler dediğimiz hizmetler de bu konsorsiyuma devredilebilir mi? Dünyada değişik modelleri var. Yaklaşık 7 farklı KÖİ modeli var, bazılarında klinik hizmetler de özel şirketlere devrediliyor. İngiltere’den gelen konuğumuzun şu cümlesi çok çarpıcı: Türkiye’deki KÖİ modeli, Türk hekimlerinin de bu tip ticari kuruluşların denetimi altına alınabileceği bir modelin parçası olabilir!
Geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanı, üniversitelerde çalışan hocaların şehir hastanelerinde de hasta bakmasına yönelik hazırlıkları olduğunu söyledi. Önümüzdeki dönem şehir hastaneleri modeli; hekim istihdamından hekimlerin çalışma koşullarına kadar farklı biçimleri önümüze koyabilir. Ayrıntı bilmiyoruz ama görünen o ki Sağlık Bakanlığı yeni bir planlama arifesinde…
Portekiz Örneği
Portekiz’de hastane ve klinik hizmetleri yönetimi 2 farklı şirket yapısına devredilmiş, biri 30 yıllığına diğeri 10 yıllığına. Çalışan personel de kamudan çıkartılarak bu şirketin çalışanı haline getirilmiş. Hastaneler dışında dünyada birinci basamakta da uygulamaların yaygınlaştığını görüyoruz.
Bazı ülkelerdeki uygulamalarda personeli devrederken işten çıkarmama şartı getiriliyor; konsorsiyum personel çıkarmıyor ama işgücü maliyetini yüzde 10, yüzde 20 oranında düşürüyor. Özellikle klinik teknolojilerdeki maliyet artışı dikkat çekilen noktalardan biri; bir yandan kronik hastalıkların maliyeti bu kadar artmışken hastane merkezli yaklaşımın ne kadar sürdürülebilir olduğu tartışılıyor. Hastane merkezli yaklaşımlar dışında farklı yaklaşımlara ihtiyacımız var denilerek bu projelerin sürdürülebilirliği konusunda kuşkular da dile getiriliyor. Büyüyen hastane ölçeği yeni personel istihdamını gündeme getiriyor ama konsorsiyum şirketleri yeni personel takviyesi yapmıyorlar.
Mevcut işgücünü daha fazla çalıştırarak hizmet sunumuna gidiyor. Aynı meslek gruplarında farklı sözleşme biçimleri, çalışma şartları ortaya çıkıyor. İş gücüyle ilgili konuları ya bertaraf etmeye ya da kamuya bırakmaya çalışıyorlar.
İsveç Örneği
Bazı ülkelerde şu dikkat çekiyor:
Bir sonraki iş sözleşmesini konsorsiyum üstleniyor ama o durumda kamunun ücret tarifelerini kullanmıyor, kendi sözleşme koşullarını dayatıyor.
İsveç örneğinde mesela, bazı hastanelerde iki aşamada özelleştirme yapılmış, ilk aşamada hastanelerin şirketleştirilmesi, ikinci aşamada da doğrudan özel sektöre devri yapılmış.
Özelde Çalışan Hekimler Artıyor
Şu anda Türkiye’de kamu çalışanlarının çok büyük kısmı memur olarak çalışıyor. Ancak değişimler var; sağlık çalışanları kamudaki tüm çalışanların yaklaşık yüzde 17’sini oluşturuyor. 200 bin civarında taşeron çalışan personel olduğu ifade ediliyor. Bakanlık istatistiklerine göre de her 3 çalışandan biri hizmet alımı kapsamında hizmet veriyor. Her 3 uzman hekimden biri de özelde çalışıyor. Özelde çalışan hekimler de artıyor. Giderek sağlık çalışanları arasında katmanlaşma meydana geliyor. Hastanelerde taşeronlaştırılmış işlerde çalışanlar yüzde 32 oranında; 3 çalışandan biri taşeron. Şehir hastaneleriyle nasıl gelişmeler yaşanacak çok bilmiyoruz! Temizlik, sekreterlik ve bilgisayar programları kullanımı gibi işler önde geliyor.
3500 Yataklı Hastaneye 12 Bin Personel
Ankara’ya özel bazı rakamlar vereceğim:
3500 yataklı bir hastanede 12 bin personelin çalışmasını bekliyoruz. Mimarlar Odası sempozyumunda şu ifade edildi: Sadece Etlik Şehir Hastanesi için günde gelip gidecek personel, hasta ve hasta yakınları için 13 şeritli yol gerekiyor. Trafiğin rahat akabilmesi için! Şu anda yapılan iki hastaneden biri Bilkent için yol yok! Etlik 2019’da faaliyete gireceği söyleniyor…
Ölçek Büyümesi ve Merkezileşme
Ankara’da mevcut yatakların yüzde 80’inin iki hastaneye toplanacağını görüyoruz; tüm doktorların da yüzde 80’i bu iki hastaneye toplanacak. Çok ciddi ölçek büyümesi ve merkezileşme var. Kapatılacak olan hastanelerin çoğu eğitim ve araştırma hastanesi. Şehir hastanelerinde eğitim ve araştırma klinikleri nasıl birleştirilecek? İhtisas hastaneleri hangi hastane bünyesinde nasıl bir yapı içinde birleştirilecek bilmiyoruz.
Ölçek büyümesine şöyle bir örnek veriliyor: Arkadaşlarımız, poliklinikte hasta bakarken serviste fenalaşan bir hastaya çağırdıklarında hastane içinde 2km koşmak zorunda kaldıklarını ifade ediyorlar. Ölçeğin büyümesi maliyete de yansıyor; yatak başı inşaat malzemeleri inanılmaz pahalı, mekanlar çok büyük tutulmuş! Teknik sorunların çözümü zaman alıyor deniliyor; İngiltere’den gelen konuğumuz şöyle demişti: Eskiden hastanemizde ampul bozulunca kendimi değiştiriyorduk şimdi şirkete haber veriyoruz, şirket alt taşeronuna, o da kendi alt taşeronuna haber veriyor ve bir ampül bir haftada değişiyor.
Tıbbi sekreter yokluğu bugün şehir hastanelerinde çalışan arkadaşlarımızın en büyük yakındığı başlıklar arasında.
Optimum Hastane Büyüklüğü 200 – 600 Yatak Arası
Literatürde genel olarak ifade edilen şey şu; bir hastane 200 yatağın altına düştüğünde ve 600 yatağın üzerine çıktığında çok verimli olmuyor. Optimum hastane büyüklüğünün 200 ile 600 yatak arasında olması gerektiği ifade ediliyor. Şehrin iki yanına kamu hastanelerini kurmak ve özel hastaneleri şehir içinde bırakmak kamu hizmetine erişim imkanını etkileyecektir.
Bilkent ve Etlik Temel Hizmet Noktaları Olacak
Bilindiği haliyle; devlet kendi arazisini verdiği konsorsiyuma yaptırdığı binayı kiralıyor ve çekirdek tıbbi hizmetler dışındaki tüm hizmetlerin işletmesini konsorsiyuma devrediyor ve bunun için kira veriyor. Bilkent Şehir Hastanesinin 25 yıllık finansman rakamı 24 milyar TL.
Ankara’da 13 kamu hastanesi kapatılarak, temel olarak Bilkent ve Etlik Şehir hastaneleri temel hizmet noktası olarak faaliyet gösterecek.”
Sağlık Bilimler Üniversitesi Hakkında Herşey
“Sağlık Bilimler Üniversitesi (SBÜ) protokolünü anlatmak demek birlikte kullanım protokolünü anlatmak demek! SBÜ, birlikte kullanım ve şehir hastaneleri aynı bağlamda düşünülmeli”
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Onur Karahanoğulları da Sağlık Bilimler Üniversitesine (SBÜ) ilişkin bir sunum yaptı. SBÜ’nün 4 fakültesi ve 2 enstitüsü olduğunu belirten Karahanoğulları şöyle konuştu:
“SBÜ’nün merkezi İstanbul’da. İstanbul da temel tıp bilimi alanında faaliyette bulunarak örgütlenecek ve bunun dışındaki örgütlenmesi, birlikte kullanım protokolü yaparak, Türkiye’nin her yerinde olabilir. Sadece temel tıp bilimleri için İstanbul’da bir bina verilmiş, bunun dışındaki örgütlenmesi için Sağlık Bakanlığının sahip olduğu hastaneler için birlikte kullanım protokolleri yapıyor.
SBÜ protokolünü anlatmak demek birlikte kullanım protokolünü anlatmak demek! Buna KÖİ hastaneleri de eklenmiş. Yani şehir hastaneleri ile üniversiteler iş birliği protokolü yapacaklar. SBÜ ile Sağlık Bakanlığı hastaneleri arasında birlikte kullanım protokolleri yapma zorunluluğu var ama şehir hastaneleri için yok. Ama KÖİ hastaneleri için de iktisadi bir zorunluluk olacak. SBÜ, birlikte kullanım ve şehir hastaneleri aynı bağlamda düşünülmeli!
SBÜ için bir ad bulursak eğer bu bir iş birliği üniversitesi yani afiliasyon üniversitesi. Üniversite ile ilgili öğrendiğimiz anayasal ve fiili yapıyı Sağlık Bakanlığı sağlık örgütlenmesi ile birleştiriyor. Bu hastaneler protokol yapılır yapılmaz üniversite birimine dönüşüyor. Birlikte kullanım protokolü yapılan Sağlık Bakanlığı hastaneleri gerek kanuna gerek yönetmeliğe göre sağlık araştırma uygulama merkezine dönüşüyor.
SBÜ Birlikte Kullanım Protokolü Yapmak Zorunda
Büyük şehri olmayan bütün illerde üniversitelerle bakanlık hastaneleri iş birliği protokolü yapmak zorunda. İş birliği protokolü yapıldığı zaman döner sermaye birleşiyor. Ayrı bir tüzel kişilik yaratılmasa da çok güçlü şekilde bütçesi ile iç içe geçmiş bir örgütlenme birimi yaratılıyor. İş birliği yapılan yerlerin diğer özelliği sadece sağlık hizmeti sunulması değil aynı zamanda lisans ve tıpta uzmanlık eğitimi de sunulması. SBÜ 16 ilde, 58 hastane ile iş birliği protokolü imzalamış. Bu demektir ki SBÜ’nün 58 sağlık uygulama araştırma merkezi var, 58 yerde döner sermayeler birleştirilmiş, 58 yerde lisans eğitimi verilebilir, tıpta uzmanlık eğitimi verilebilir. Bu 58 yer için 13 kez kadro ilan edilmiş ve bu 58 yerde 8 bin uzmanlık eğitimi yapan öğrenci var.
SBÜ’de Kadrolar İl Bazlı
Prof. Dr. Onur Karahanoğulları
SBÜ’nün kadroları temel tıp bilimleri dışında il bazlı kadrolar. Kadrolar il bazlı belirlenerek ilan ediliyor. İlde iş birliği protokolleri süreli; süresi bitince bu protokol yenilenmeyebilir.
SBÜ’nün, kanuna göre, 2450 kadrosu var, hepsi akademik kadrolar. 279 idari kadro, sağlık hizmetlerine ilişkin hiç kadrosu yok. Çünkü Sağlık Bakanlığı kadrolarını iş birliği ile kullanacak. Sağlık Bakanlığının sağlık kadroları iş birliği yapılan üniversiteler için akademik kadroya dönüştürülebilir hükmü var; yani 2450 akademik kadrom var artı sınırsız!”
MÜSİAD, şehir hastanelerinde kullanılan tıbbi cihaz ve malzemelerin yerlilik oranlarının denetlenmesini istiyor
“Sağlık sektöründe yeni kurulan sistemlerin sadece büyük firmalara yarıyor olması bizi korkutuyor”
“Yeni bir alım protokolü olan sağlık marketi konusunda yönetmelik çalışmalarının sektörel paydaşlarla bir an önce yapılması gerektiğini düşünüyoruz”
MÜSİAD Sağlık Sektör Başkanı Levent Can
MÜSİAD 11.000 üyesi ve 60.000 işletmesi olan bir iş insanları derneğidir. Yurt içinde 86 şube ve temsilciliği yurt dışında 181 temas noktası ile Türkiyemizin önünü açmaktadır. Derneğimiz büyük bir bilgi ve iletişim ağıdır. Bu faaliyetler yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın da işlerini büyütmesini sağlamaktadır. Bizler ticareti, üretimi, ihracatı ön planda tutmaktayız. Hastanelerimizle sağlık turizmini, medikal, ilaç, kozmetik, üreticilerimizle ihracatı ön planda tutuyoruz. Bu hizmetlerin büyümesi yerli ve milli olanın gelişmesi için ar-ge desteklerini, yatırım teşvikleri önemsiyoruz.
2017 Zor Bir Yıl Oldu
Sektörümüzün çözülmeyi bekleyen birçok sorunu olduğu doğrudur. Teşvikler, ar-ge destekleri, ihracat konuları her birinin detayına girildiğinde çözüm bekleyen birçok konu var. Fakat sağlıkta 15 yılda gelinen noktayı daha önceden kimsenin tahmin ettiğini düşünmüyorum.
2017, sağlık sektörü paydaşları için hayli zor bir yıl oldu. Ödeme vadelerinin çok uzaması sektörümüzü ciddi krize sokmuş durumdadır. Her ne kadar Sağlık Bakanlığı bazı adımlar atsa da bu pozitif adımların etkisinin ancak 2018 yılı son çeyreğinde hissedileceğini tahmin ediyorum.
Sonuca Dayalı Geri Ödeme Modeli Kurulmalı
Sektörün geleceği adına birkaç başlıktan bahsetmek istiyorum:
Öncelikle ülkemizde sonuca dayalı bir geri ödeme modeli kurmak gerekmektedir. Tanı İlişkili Gruplar (Diagnostic Related Groups-DRG) değer temelli yaklaşımları kullanarak bu süreci işletmesi hem hizmet sunucuları hem de tedarikçiler açısından suiistimallerin önüne geçecektir ve yapılan işin değeri ölçüldüğünde karşılık bulacaktır.
Sağlık hizmet sunucularının gelişmesi, verdikleri hizmetin kalitesi ve bunu karşılığında aldığı düzenli nakit akışına bağlıdır. Geri ödemenin global bütçe ile sınırlandırılmalı ve kişi başına düşen sağlık harcamasının ölçüm metotları yeniden adlandırılmalıdır, Ülkemizde sağlık sektöründe ar-ge çabalarının desteklenmesine ilişkin birçok teşvik mekanizması bulunmaktadır. Ancak sağlık sektöründe yeterli miktarda ar-ge çalışması yapılmadığı da bilinmektedir, bu bağlamda vergisel ve finansal teşviklerin yanı sıra satın alım garantili teşviklere geçilmeli veya teşvik almış ürünlerin kalitesi idare tarafından sorgulanmamalıdır.
Bir diğer husus üniversite hastanelerinin yönetim sorununa sahip olmasıdır. Eğitim, araştırma ya da sağlık hizmeti üretme görevlerinden biri sıklıkla ihmal edilmek durumundadır. Aynı zamanda 24 aya varan geri ödemeler tedarikçileri iflasa sürüklemektedir.
Sağlık sektöründeki değişimlerin planlanması aşamasında sektörle iletişim içerisinde hareket edilmesi önemlidir. 2018’den itibaren planlanan alım yöntemi olarak önümüze gelen sağlık market konusu hala tam anlaşılmış değildir. Yeni bir alım protokolü olan sağlık market konusuna ait yönetmelik çalışmalarının sektörel paydaşlarla bir an önce beraber yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Aksi takdirde sektörümüzde geçimini sağlayan ve istihdama katkı veren firmalarımız sıkıntı içine girebileceklerdir. Yeni oluşan sistemlerin sadece büyük firmalara yarıyor olması da bizi korkutmaktadır.
Şehir hastaneleri fırsat mı, tehdit mi? Sanırım birçok kişi bu sorunun cevabını aramaktadır. Sağlık Bakanlığı kamu-özel iş birliği yöntemiyle başta büyük şehirlerde olmak üzere toplam 32 proje yürütmekte ve 42.199 yatak kapasitesine sahip hastane yapımı planlamaktadır. Şehir hastanelerinin inşaat ve kurulum aşamalarında yeterince yerli ürüne yer verilmediğini düşünmekteyiz. Şehir hastaneleri; yeni canlanmaya başlayan yerli tıbbi cihaz ve malzeme üreticilerimiz için bir fırsattır. Bu fırsatı yerli sanayicimize vermezlerse gelecekte de tıbbi cihazda ve malzemede bağımlılıktan kurtulamayız. Bu yüzden şehir hastanelerinin kurulum aşamasında kullanılan tıbbi cihaz ve malzemelerinin yerlilik oranının denetlenmesini istiyoruz. Biz MÜSİAD olarak her ne kadar büyüklükleri ile yönetimi göz korkutsa da şehir hastanelerinin sektöre yeni bir enerji katacağını ve içinde çeşitli fırsatların olduğunu görmekteyiz.
Özel hastanelerimizin giderlerinin her yıl artması fakat buna karşılık gelirlerinin SUT protokolü gereği azalması dolayısı ile büyük sıkıntı içinde olduğunu bilmekteyiz. Özel hastanelerimiz için diğer fırsat alanı ise sağlık turizmidir. Fakat buradaki kritik nokta kamu hastanelerinin özel sektörle rekabet anlayışında değil tam tersine geliştirici yanını ön plana çıkartarak kazancın ülkenin kazancı olduğu anlayışını benimsemesidir. MÜSİAD olarak yeni yılda, sağlık hizmetinde yerli sermayenin söz sahibi olduğu, milli teknolojilerimizle beraber sağlıkta yüksek hizmet kalite standartlarını yakaladığımız bir sektör olmak için tüm paydaşlarımızla durmadan çalışmakta olduğumuzu ifade etmek isterim.
1550 yataklı Adana Şehir Hastanesinde uzun koridorlarının uzunluğu ve hasta odalarının büyüklüğünü anlatan Dr. Ali İhsan Ökten, kampüs içinde hızlı hareket edebilmek ve yürüyüş performansını arttırmak için çalışma arkadaşlarına spor ayakkabı almalarını tavsiye etti!
Ankara Tabip Odasının düzenlediği “Şehir Hastanelerinde Bizi Ne Bekliyor?” sempozyumunda faaliyete geçen şehir hastanelerindeki uygulamalar anlatıldı.
Mersin, Adana, Isparta, Yozgat ve Mersin Şehir Hastanelerinde öne çıkan sorunlar daha çok; hastanelerin büyüklüğü, hekimlerin iş yükündeki artış, yardımcı sağlık personeli eksikliği, eğitim araştırma hastanesi konumundaki şehir hastanelerinde eğitim faaliyetleriyle ilgili düzenlemelerin yapılmaması, alt yüklenici sayısının fazlalığı oldu.
Adana Tabip Odası adına sunum yapan Dr. Ali İhsan Ökten, Adana Şehir Hastanesine ilişkin şunları anlattı:
Her türlü sorun, şikayet, personel istemi, hasta getirip götürme için ya da kan istemlerini bildirmeniz için 5555 numarayı arıyorsunuz. Bunun dışında muhatabınız yok.
19 alt yüklenici ve taşeron var. Fakat birbirleriyle temas halinde değiller.
Ameliyathanenin 54 odasının 30’u aktif olarak çalışıyor. Yeterli doktor, hemşire, anestezi uzmanı ve teknisyen yok. Odalarda personel yok. Veri giriş elemanı yok. Birçok ameliyat puanı girilemiyor. Hastaların ameliyathaneye gelişi, servis veya yoğun bakıma gidiş süreleri uzun. İlk gittiğimiz zaman hastanın servisten ameliyathaneye geliş süresi yaklaşık 1,5 saat idi, şu anda daha makul süreye indi.
380 poliklinik odası var, poliklinik odaları çok büyük. Hastanede bu kadar uzman yok.
Sekreter sayısı az, birçok poliklinik sekretersiz çalışıyor.
Görüntüleme hizmetlerinde ana çekimden sonra görüntü kaybı yüzde 60, görüntü sağlayan fiber kabloların dijital teknolojiye uygun olmadığı veya çok fazla bağlantılı olduğu belirtiliyor.
Servis ve yoğun bakım odaları büyük, vizit zaman alıyor.
Tıbbi sekreter veya veri giriş elemanı yok. Dosyalar birikmiş durumda. Dosyalar tamamlanamayıp SGK’ya geri dönüş olmadığı için hastane geliri muhtemelen azalacak. Bu hekimlere ve hemşirelere döner sermayenin az olması olarak yansıyacak.
Hekimlerin iş güçleri arttı, hastalarla temas süreleri kısaldı. Hekimlerin bilgisayar başında geçirdikleri süre hastalara ayırdıkları süreden fazlalaştı.
Sorunlar daha çok şirketlerden veya Sağlık Bakanlığı ile firmalar arasındaki ana sözleşmedeki eksikliklerden kaynaklanıyor
Hekimlerin döner sermaye gelirindeki azalma gösterilen tepkilere göre düzeltilmeye çalışılıyor.
Bloklar arası erişim sorunu mevcut. Beyaz kod, mavi koda erişim süreleri uzun.
Personelin yapması gereken birçok işi asistanlar yapıyor.
Dr. Reşat Bahat: “OHSAD Akademi kuracağız; sağlık profesyonelleriyle, alanında marka olmuş isimlerle birlikte sektörde birçok alanda eğitimler vereceğiz. Sağlık turizmini arttırma konusunda daha çok kafa yoracağız”
“Özel ve kamu iş birliği modeli sağlığın maliyetini arttıracaktır. Tek kişilik odada yatmanın ve sekiz kişilik odada yatmanın konforu da maliyeti de ayrıdır”
“Sağlık Bakanlığıyla planlama konusunu bir türlü çözemedik. Asimetrik bir planlama sözkonusu. Sivil toplum örgütü başkanı olarak bu konuda kendimi başarısız hissediyorum. Derdimizi yeterince iyi anlatamadığımızı düşünüyorum!”
Özel sağlık hizmeti sunucularının çatı örgütü Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) önümüzdeki dönem, hizmet sunumunda özel sektörün rolünün ne kadar olacağını net olarak bilmek istiyor!
OHSAD Başkanı Dr. Reşat Bahat, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.
OHSAD, sizin adınızla beraber anılan değerli bir oluşum… OHSAD yönetiminde kaçıncı yılınız? Bu örgütlenmenin özel hastane yöneticilerine neler kattığını düşünüyorsunuz?
2008 yılından bu yana OHSAD’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütüyorum, doğal olarak da sözcüsüyüm. Bu nedenle ön planda görünüyorum. Ancak esasen OHSAD’ın prestiji üyelerinin prestijiyle alakalıdır. Derneğimizde Mehmet Ali AYDINLAR, Muharrem USTA gibi sektördeki çok önemli kişiler de başkanlık yapmışlardır ve halen de OHSAD Yönetim Kurulundadırlar.
Bir örgüt sadece kendi menfaatini savunarak hiçbir yere varamaz. Kendini böyle konumlandırıyorsa yanlış yapıyor demektir. Bir sivil toplum örgütü öncelikle vatandaş için yararlı olmalı. Vatandaşın daha az cepten ödediği ve hasta olduğu zaman giderlerinin sağlık sigortası tarafından karşılanabildiği bir sistem için çözümler üretiyoruz. Vatandaş hastayken cebinden para çıkmasın, sağlıklıyken de primlerini ödeyebilsin istiyoruz. Vatandaş memnun kaldığında bizim siyaseten de çözümlerimiz oluyor.
Sağlık Bakanlığı ve SGK‘dan çok sayıda yöneticiyle/yasa yapıcıyla iletişimleriniz – çalışmalarınız oldu; kamuda ekipler değişti ama özel hastane yöneticileri neredeyse aynı aktörler… Geçen yıllara ve günümüze baktığınızda en fazla zorlandığınız, sizi çelişkide bıraktığını düşündüğünüz çalışma konuları-faaliyet başlıkları veya süreçleri nelerdi?
Bürokrasideki sık değişiklikler bizi yoruyor. Göreve gelen kişinin mevzuatı yeniden öğrenmesi ve bu konuda ustalaşması, çözüm planlaması kolay olmuyor… Hastane patronları da değişiyor aslında ama siz ayakta kalanları görüyorsunuz! Ben dernek başkanı olarak ifade edebilirim ki biz Sağlık Bakanlığıyla planlama konusunu bir türlü çözemedik. Asimetrik bir planlama sözkonusu. Bazı alanlarda durdurma var. Disipline bağlı kurallar belirleyemedik. Özel sektör büyüdü tek hastane olanlar büyümekte zorlandı. Sivil toplum örgütü başkanı olarak bu konuda kendimi başarısız hissediyorum. Derdimizi yeterince iyi anlatamadığımızı düşünüyorum. 12 yıldır hiç güncellenmeyen SUT fiyatları var. Umarım bir çözüm yolu bulunur, bakanlar konuyu biliyor, başbakanımız biraz daha az biliyor. Cumhurbaşkanımıza konuyu aktarmak istiyoruz.
Türkiye’de sağlık sektörü dinamikleri düşünüldüğünde, önümüzdeki dönemde özel hastaneler nasıl bir büyüme ya da küçülme ivmesi içinde olacak?
Tek ve küçük hastanelerin sistem içinde yaşaması zorlaşıyor. Ama tabi sektöre hedef gösterilmesi lazım… Yani bir havucunuz olacak ki bankalar size kredi verecek; ortak bulabileceksiniz veya yeni hastane açabileceksiniz. Devletin özel sektör konusunda ne düşündüğünü, nasıl planlama içerisinde olduğunu bilmemiz gerekiyor. Sağlık sektöründeki yatırımların yüzde kaçı özel sektör tarafından yapılacak? Biz kamuya çok mu pahalıya mal oluyoruz veya yeterince nitelikli hizmet mi veremiyoruz, yeterince denetlenemiyor muyuz, kamu hastaneleri bu hizmeti bizden daha mı iyi veriyor acaba? Bu sorularımıza cevap bekliyoruz.
Şehir hastaneleri kamu sağlık hizmet sunumunu, sizin düşüncelerinize göre, nasıl dönüştürecek?
Şehir hastanelerini bir devletleştirme projesi olarak görmüyoruz. Şehir hastanelerinde verilen hizmetin yüzde 70’i özel sektör eliyle veriliyor. Sadece doktor, hemşire kadrosu kamu tarafından veriliyor onun dışında görüntülemeden fizik tedaviye, laboratuardan yemekhaneye, otelcilik, çamaşırhane ve otopark hizmetine kadar birçok hizmet özel sektör tarafından veriliyor. Özel ve kamu iş birliği modeli sağlığın maliyetini arttıracaktır. Tek kişilik odada yatmanın ve sekiz kişilik odada yatmanın konforu da maliyeti de ayrıdır.
Bu saatten sonra bizler bu kurumların en güzel şekilde işlemesi için yardımcı oluruz. Özel sektör kendi iç dinamiklerinde değişiklikler yapıp ayakta kalabileceği hizmetleri vermeye çalışır, bizim kamunun eksikliğinden kaynaklanan bir hizmet verme anlayışımız yok. Kaliteli kamu hizmetine karşı geceli gündüzlü, daha hızlı, daha güleryüzlü çalışarak ayakta kalan bir özel sektör var ki Hollanda, Almanya, İran, Yunanistan, Kazakistan, Rusya gibi dünyadaki 100 farklı ülkeden hasta geliyor. Demek ki sağlık hizmetini onlardan daha iyi veriyoruz. Özel sektör her haliyle ayakta kalır. Büyümesinde yavaşlama bekliyoruz ama ülkemizin önünü görmesiyle beraber, 2019’dan sonra sektör canlanacaktır diye düşünüyorum.
Yeni dönem yönetim sürecinizde nasıl bir OHSAD göreceğiz? Hem örgütlenme yapınızda hem de sağlık politikalarına yaklaşımlarınızda değişiklikler, yenilikler, farklı stratejiler olacak mı?
OHSAD Akademi kuracağız, daha çok eğitim vereceğiz. Sağlık okuryazarlığını arttırmayı hedefliyoruz. Sağlık yöneticilerini ve çalışanlarını vatandaşla buluşturmayı planlıyoruz, sosyal sorumluluk projeleri geliştireceğiz. Sağlık profesyonellerine çalışma hayatlarındaki tüm alanlarda eğitim vermeyi planlıyoruz; sağlık dev bir endüstri… İyi faturalamadan, iyi finansçıya, iyi muhasebeciye kadar, kalite ve akreditasyondan radyolojide hizmet vermeye kadar yüzlerce alanda eğitim vereceğiz; eğitimi de tabi sağlık profesyonelleriyle, alanında marka olmuş isimlerle birlikte vereceğiz. Sağlık turizmini arttırma konusunda daha çok kafa yoracağız.
2017 sizin için nasıl bir yıl oldu? OHSAD’ın geçen bir yılını eksileriyle ve artılarıyla nasıl değerlendiriyorsunuz?
2016’dan sonra 2017 yılı bize ilaç gibi geldi! Daha kötü günler geçireceğimizi düşünüyorduk ama öyle olmadı. Ekonomik açıdan özel sektör çok sarsıldı, borçlanma maliyetindeki yükselmeler sektörü dara soktu. Mali olarak sıkıntılı ama 2016’ya göre daha iyi geçti…
2017’nin en önemli sağlık gündemi şehir hastaneleri oldu… Ardı ardına acılan bu dev kampüsler, hem kamu hastanelerinin yapısını radikal şekilde değiştirdi hem de tıbbi cihaz sektörü için hareketlilik yarattı. Yerli üretim – yerelleşme kavramları çokça telaffuz edilmesine rağmen şehir hastanelerinin yerli üretime dişe dokunur katkı sağladığını söylemek zor; yerli üretim şu anda bir tatlı hayal!
Bu yıl Ankara Bilkent’te açılacak olan en büyük şehir hastanesi (3.704 yataklı) ile bu dev yatırımların kamu-özel ortaklığıyla verilen sağlık hizmet sunumunu nasıl dönüştürdüğünü daha net şekilde görebileceğiz. Özellikle Ankara’nın göbeğinde – Sıhhiye’de- hizmet veren hastanelerin de taşınmasıyla hekimden personele hastane çalışanları, hizmet sağlayıcılar ve vatandaşlar fotoğrafı daha net yorumlayabilecek!
Bu yıl açılması planlanan şehir hastaneleri 1.607 yatak ile Kayseri’de, 1.038 yatak ile Elazığ’da ve 558 yatak ile Manisa’da hasta kabulüne başlayacak.
Bu sayıda açılan şehir hastanelerinde görev yapan hekimlere kulak verdik;
Mersin, Adana, Isparta, Yozgat ve Mersin Şehir Hastanelerinde öne çıkan sorunlar daha çok; hastanelerin büyüklüğü, hekimlerin iş yükündeki artış, yardımcı sağlık personeli eksikliği, eğitim araştırma hastanesi konumundaki şehir hastanelerinde eğitim faaliyetleriyle ilgili düzenlemelerin yapılmaması, alt yüklenici sayısının fazlalığı öne çıkıyor.
Gelecek dönem, şehir hastanelerinin özelleştirilmesi sektörde sürpriz sayılmayacak bir gelişme olacak gibi görünüyor; bu aşamaya doğru ağır ağır ilerleniyor… TÜSAP Yürütme Kurulu Üyesi Türkay Ufuk Eren’in makalesi bu konuda da çok şey söylüyor.
Biyoteknoloji alanında inanılmaz gelişmeler var; Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Albert Güveniş’in harika makalesini okurken Black Mirror dizisi atmosferine girmemek elde değil! Öte yandan medikal sektörde distopik öğeler düşünmek için henüz erken olduğunun farkındayım, mutlulukla! Gelişmeler şimdilik gündelik hayatta konfor, rahatlık, hastaya daha az zarar verme, tıp eğitiminde kolay öğrenme, bilgiye hızlı erişim şeklinde iyimser bir tablo sunuyor.
“Kişi başı MR, BT görüntüleme sayımız OECD ülkelerine göre MR için 2,2 kat, BT için 1,2 kat fazla! Sorun cihaz sayısında değil (fazlamız yok, eksiğimiz var). Gözden kaçan, kişi başı görüntüleme sayısı”
“OECD ülkeleri arasında Meksika ile birlikte sonlarda yer alan pozisyonumuzu daha hızlı iyileştirmek için koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelenmesine ve bölgesel farkları azaltmaya yönelik çalışmalara ivme kazandırmalıyız”
“Türkiye’de hekim yoğunluğu OECD ortalamasının yarısı kadar olmasına rağmen, kişi başı hekime başvuru sayısı OECD ortalamasının %20 üzerinde”
Hasan Kuş
ValueHealth Yönetim Ortağı Hasan Kuş, klinikiletişim okurları için yazdı!
2018’de, klinikiletişim dergisi için düzenli yazmam talep edilince biraz düşündüm ama hızlı karar verdiğimi de söyleyebilirim. Sağlık sektörünü ve geleceği kendi perspektifimden nasıl gördüğümü yazı dilinden çok, konuşur gibi paylaşmak cazip geldi sanırım.
İlk yazıda mevcut durumu analiz ederek başlamak benim düşünce yapıma en çok uyan yaklaşım. Mevcut durum derken, ülkeler düzeyinde karşılaştırma yapabilmek adına OECD’nin sıklıkla kullandığı bazı sağlık göstergelerine odaklanmayı düşündüm. Sağlık hakkında konuşurken tıbbi sonuçlara göz atmak bana anlamlı geliyor. Öyle ya, sonuçta insanımızın ömrünü uzatmayı ve yaşam kalitesini artırmayı hedeflemiyor mu tüm çabalarımız?
Aşağıdaki başlıklarda analizlere baz olarak kullanılan veriler OECD ve T.C. Sağlık Bakanlığından alınmış (T.C. Kalkınma Bakanlığı; “Sağlık Hizmet Kalitesi ve Mali Sürdürülebilirlik Özel İhtisas Komisyonu Mevcut Durum Raporu”, Aralık 2017).
Sağlık Durumu Ortalama yaşam süremizin 2016’da 78 yıla ulaştığını görüyoruz. OECD ülkelerinin ortalamasıyla aramızda 2002’de 4,9 yıl olan farkı böylece 2,5 yıla düşürmüş olduk.
Türkiye’de her bin canlı doğumda bebek ölüm hızı 2002’de 31,5 iken, 2016’da 7,3’e kadar geriledi (OECD ortalaması 3,7; Slovenya 1,6 ve Finlandiya 1,7). 2002’de binde 40 olan 5 yaş altı çocuk ölüm hızımız 2016’da 9,4’e düştü (OECD ortalaması 4,5; İzlanda, Slovenya ve Finlandiya 2,1 – 2,3 aralığında). Türkiye’de anne ölüm oranı ise 2002’de yüz bin canlı doğumda 64’den 2016’da 14,7’ye geriledi (OECD ortalaması 7).
Bu göstergelere bölgesel dağılım açısından baktığımızda problemlerimizin göründüğünden biraz daha karmaşık olduğu ortaya çıkıyor. Batı Marmara’da doğumda bebek ölüm hızı OECD’ye yakınken (4,8), Kuzeydoğu, Güneydoğu ve Ortadoğu Anadolu’da 10,5-11,1. Beş yaş altı ölüm hızı Batı Marmara’da binde 6 iken, Kuzeydoğu, Güneydoğu ve Ortadoğu Anadolu’da 13,5-14,5. Anne ölüm oranı Batı Anadolu’da yüz binde 9,5 iken Kuzeydoğu Anadolu ve Ege’de 23,8 ve 24.
Sağlık İnsan Kaynağı, Altyapı ve Kullanım Türkiye’de 2002’de bin kişiye düşen hekim sayısı 1,4 iken, 2015’te 1,8’e yükseldi (OECD ortalaması 3,4). 2002’de bin kişiye düşen hemşire sayısı 1,7 iken, 2015’te bu sayı 2,6 oldu (OECD ortalaması 9,8). Türkiye’de aile hekimi başına düşen nüfus 3.629 (2015). Sağlık Bakanlığı’nın 2023 hedefi bu sayıyı Batı’daki örneklerde olduğu gibi 2.000 kişiye indirmek.
Türkiye’de bin kişiye düşen hastane yatağı sayısı 2016’da 2,7’dir (OECD ortalaması 4,8). Türkiye’de kişi başı hekime başvuru sayısı 2002’de 3,1 iken, 2016’da 8,6 olarak gerçekleşti (OECD ortalaması 7,2).
2016’da Türkiye’de bir milyon kişiye düşen MR cihazı sayısı 10,5 (OECD ortalaması 15,1) iken, 2015 verilerine göre; Türkiye’de bin kişiye düşen MRgörüntüleme sayısı 143 (OECD ortalaması 63,6). Türkiye’de bir milyon kişiye düşen Bilgisayarlı Tomografi (BT) cihazı sayısı 14,4 (OECD ortalaması 24) iken, 2015’te Türkiye’de bin kişiye düşen BT görüntüleme sayısı ise 174 (OECD ortalaması 143,8).
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) “Yaşam Memnuniyeti Araştırması” sonuçlarına göre, 2003’te %39,5 olan sağlık hizmetlerinden memnuniyet düzeyi 2016’da %75,4’e yükseldi.
Bu Fotoğrafı Nasıl Okuyalım? Ülke olarak son 15 yılda kayda değer bir performans gösterdik ve sağlık göstergelerimizi hızla iyileştirdik. Ancak diğer OECD ülkeleri de boş durmamış ve sağlık durumlarını daha da ileriye taşımışlar. Sağlık göstergelerimiz OECD ülkelerinin ortalamasına göre yaklaşık iki katı daha yüksekken, ülkemizin bazı bölgelerinde bu fark 3-3,5 katına çıkabiliyor. OECD ülkeleri arasında Meksika ile birlikte sonlarda yer alan pozisyonumuzu daha hızlı iyileştirmek için koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelenmesine ve bölgesel farkları azaltmaya yönelik çalışmalara ivme kazandırılmasına ihtiyaç olduğu söylenebilir.
Nüfusa göre hekim sayımız OECD ortalamasının yaklaşık yarısı kadarken, hemşire sayımız neredeyse dörtte bir seviyesinde. Her iki meslek grubunda da zaman içerisinde sayısal olarak iyileşme sağlanmış olmakla birlikte, yeterli seviyeye ulaşamadığımızı görüyoruz. Konunun bir başka boyutu daha var aslında. Sağlanan iyileşme her iki grup için de üniversitelerimizdeki kontenjanların son 10 yılda yaklaşık 2,5 katına çıkarılmasıyla elde edilebildi. Eğitim kalitesi açısından ne durumda olduğumuzu inceleyecek çalışmalar için zamanlama uygun görünüyor.
Sağlık hizmetlerinin kullanımında ilginç bir fotoğraf çıkıyor karşımıza. Türkiye’de hekim yoğunluğu OECD ortalamasının yarısı kadar olmasına rağmen, kişi başı hekime başvuru sayısı OECD ortalamasının %20 üzerinde. Yıllardır konuşulur, bizdeki MR, BT sayısı gelişmiş ülkelerdekinden fazla diye. Oysa uluslararası verilerle karşılaştırmalara baktığımızda şunu görüyoruz; sorun cihaz sayısında değil (fazlamız yok, eksiğimiz var). Gözden kaçan, kişi başı görüntüleme sayısı. Kişi başı MR, BT görüntüleme sayımız OECD ülkelerine göre MR için 2,2 kat, BT için 1,2 kat fazla! Bu rakamları şöyle okuyabilir miyiz: Hekimlerimizin iş yoğunluğu çok yüksek, takip ettiğimiz klinik uygulama rehberleri mevcut değil veya kısıtlı ve de muhtemelen görüntüleme yöntemleri olması gerekenden daha fazla kullanılıyor.
Tüm dünyanın takip ettiği dev şehir hastane projelerinin, OECD ortalamasının hayli altında olan yatak sayımızı iyileştirmesi ve vatandaşın sağlık hizmetlerinden memnuniyetini artırması bekleniyor.
Öte yandan, sağlık göstergelerimizi daha ileriye taşımak için inovatif çözümlere ihtiyaç duyduğumuz kesin. Ülkemiz insanını hak ettiği sağlık seviyesine ulaştırabilmek için Şehir Hastanelerinden neler beklediğimizi net olarak ortaya koymamız ve bu projelerin dışında kalan ihtiyaçlarımız için stratejileri tartışmamız gerekiyor.