Sektörün Yeni İş Tanımı: Chief Digital Officer (CDO)

CDO Turkey İcra Kurulu Başkanı Bülent Kutlu, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

“2016 yılı için 2500 şirkette yapılan araştırma sonucuna göre CDO ya da ona karşılık gelen yönetici atamaları oranı %19’a ulaşmış durumda. Bu oran 2015 yılında sadece %6 idi”

“Dijital dönüşüm ile dijitalleşme temelde farklı iki kavram. Dijitalleşme sadece online süreçlere odaklanırken, dijital dönüşüm offline süreçleri de kapsar. Dijital dönüşüm daha bütünsel bir bakış gerektirir ve doğrudan şirketin rekabetçi yönüne odaklanır”

Bizler için yeni bir iş tanımınız var: Chief Digital Officer (CDO). Batılı ülke örneklerinden de hareketle, Türkiye sağlık sektörü için bu görev tanımını biraz anlatır mısınız?

Chief Digital Officer ya da Türkçe tabirle Dijital Dönüşüm Lideri özellikle 2010‘lu yıllarda mobil cihazların yaşantımıza girmesiyle daha çok anlam kazanmış yeni bir pozisyondur. CDO atamalarının gözle görülür şekilde yapılmaya başlandığı yıl ise gerçek anlamda 2013 yılıdır.

Doğru dijital strateji ve buna bağlı dijital dönüşüm yol haritasını hazırlamak öncelikle bir lidere ihtiyaç duyar bu ise CDO’dur.

Dünyanın önemli danışmanlık şirketlerinden PwC, 2016 yılı için The 2016 Chief Digital Officer Study çalışmasını yayınladı. Bu çarpıcı çalışma yakın bir zamanda CDO’lar için yapılan farklı yaklaşımlardaki tartışmaları daha da alevlendirecek gibi görünüyor. Eğer CDO ya da dijital dönüşüm konusu ile ilgiliyseniz bu çalışmaya mutlaka göz atmalısınız.

Özetle 2016 yılı için 2500 önemli şirkette yapılan araştırma sonucuna göre CDO ya da ona karşılık gelen yönetici atamaları oranı %19’a ulaşmış durumda. Bu oran 2015 yılında sadece %6 idi.

İnanılmaz bir şekilde 1 sene içerisinde yaklaşık 3 katlık bir artış göstermiş ki eğer bu şekilde devam ederse 2 yıl içerisinde bu oran %60’lara ulaşabilir. Şu an itibarıyla dünyada 4000’e yakın CDO atamasının yapıldığı tahmin ediliyor.

Sağlık sektörünün devleri GSK ve Novartis global anlamda CDO atamasını yapmış büyük ilaç şirketlerinden. Zaten sağlık sektörü perakende ile birlikte en fazla CDO ataması yapan sektörlerdendir.

CDO’lar operasyon odaklı sistemlerden müşteri odaklı sistemlere geçişe liderlik eden yöneticilerdir. Sağlık sektöründe müşteri deneyimi her şeyden daha değerlidir çünkü insan sağlığı söz konusudur.

Dolayısı ise hastalıklarda teşhis sürelerini kısaltan, kişiyi sadece hastanede değil yerinde tedavi eden yetenekli bir cerrahın uzaktan ameliyat yaparak daha fazla verimli olduğu , kişiye özel ilaç geliştirilebilen bir çok teknoloji çözümünün uygulanma ortamını sağlayabilir CDO’lar.

2025 yılına geldiğimizde her iki insandan birisinin kanser hastası olacağı öngörülüyor. Bu büyük sorunu sadece tıbbi gelişmelerle çözemeyiz. Teknolojiden mutlaka faydalanmalıyız. Sağlıkta dijital dönüşüm ile bu illet sorunu diyabet hastalığına benzer şekilde kontrol edebiliriz. Her bir kanser hastasının DNA yapısına göre tedavi protokolleri uygulanabilir.

CDO’lar kurumsal hiyerarşide doğrudan tepe yönetimine bağlı olmalıdır ve ayrı bir pozisyon olarak konumlanmalıdır.

Türkiye sağlık sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin dijitalleşme süreçlerini gözlemlediğinizde nasıl bir tablo ile karşılaşıyorsunuz? Türkiye özelinde rekabet için dijital dönüşüm sizce ne derece önemli?

Dijital dönüşüm ile dijitalleşme temelde farklı iki kavram. Dijitalleşme sadece online süreçlere odaklanırken, dijital dönüşüm offline süreçleri de kapsar. Dijital dönüşüm daha bütünsel bir bakış gerektirir ve doğrudan şirketin rekabetçi yönüne odaklanır. Çünkü müşteri deneyimini esas alır.

Sağlık sektörü ülkemizde esasen dijital dönüşümde iyi bir noktadır. Kamu bu anlamda önemli projelere imza atmıştır. T.C. Sağlık Bakanlığının başlattığı ilaç takip sistemi önemlidir ve değerlidir. Özellikle verinin paylaşılmasının artırılması ve hangi ilaçların hangi noktada olduğunu bilmek önemli bir başlangıçtır.

Aynı şekilde şehir hastaneleri konsepti ilerde düşünülecek akıllı şehirlerin ana omurgasından biri olan akıllı hastanelere dönme ve mümkünse branş hastanelerin olması ülkemizin sağlık kapsamında çekim merkezlerinden birisinin olması sağlanabilir. Güzel ülkemiz aynı zamanda sağlık turizmi konsepti için çok uygun bir konumda.

Özetle şunu söylemek gerekir ki kamu , hastaneler , tıbbi cihaz üreticileri , sigorta , ilaç şirketleri , ecza depoları ve eczaneler kapsamında dijital dönüşüm ile tüm bileşenlerin tam bir entegrasyon ile çalışması ana hedef olmalıdır. Bu hedefe herkes giderken geride kalmak doğal olarak oyunun dışında kalmaktır. Dijital Dönüşüm bir gereklilik değil ondan çok daha fazlasıdır, hayatidir.

Hastane yöneticileri için dijital dönüşüm stratejisi ne ifade etmelidir?

Birçok hastane için iyi bir hastane otomasyon programının olması ve geliştirilmesi ana dijital strateji olarak algılanıyor. Halbuki biraz önce de belirttiğim gibi hastane otomasyon programı gibi altyapılar dijitalleşme kapsamında düşünülmelidir. Dijital strateji daha geniş kapsamlıdır. Hastanenin ihtiyacından çok hastanın ihtiyacı nedir ona odaklanmak gerekir.

Çağımızın illetleri olan kanser ve kardiyovasküler hastalıkların çözümünde çok büyük ilerlemeler maalesef sağlanamamıştır. Boston merkezli FMI (Foundation Medicine) ölümcül kanser hastaları için kanserin yerine göre tedavi protokolü yerine DNA bazlı tedavi protokolleri önermektedir.

Ülkemizde bu tarzda merkezlerin kurulması bütün Ortadoğu coğrafyasında önemli bir avantaj elde etmemizi sağlayabilir. Ama bunun için öncelikle tüm hastanelerimizin, yerli ilaç şirketlerimizin ortak dijital ekosistemlerini kurmaları, sadece kendi içlerinde değil diğer hastanelerle de iletişim halinde olabilmeyi başarmaları gerekiyor. Daha alınacak çok yol var. Bu nedenle büyük fırsatlar da var.

Sağlıkta dijital dönüşümde ülke olarak öncelikle veri paylaşım politikasını net bir şekilde belirleyip, çeşitli veri paylaşım protokolleri ile tüm bileşenler arasındaki entegrasyon altyapısını sağlamalıyız. Bu da sağlık sektöründeki tüm paydaşların katkılarıyla yapılabilir.

Sağlık sektöründe dijital dönüşüme öncülük ettiğini düşündüğünüz öncü liderlerin/global kuruluşların öne çıkan özellikleri sizce neler?

Öncü dijital liderler iş süreçlerini kurarken biraz çılgın düşünebilen ama aynı oranda da işi yaparken mantıklı olabilen yöneticilerdir. Veri analitiği sağlıkta çok önemlidir. Global kuruluşlar özellikle yapay zekayı veri analitiğine uygulamayı ana hedef haline getirmişlerdir.

Aynı zamanda global kuruluşlar özellikle de ilaç şirketleri Ar-Ge’ye çok büyük bütçeler ayırmaktadırlar. Kişiye özel ilaçlar bu kapsamda düşünülebilir.

Yurt dışında üniversite hastaneleri Derin Öğrenme konusunda araştırmalar yapmaktadırlar. Sağlık konusunda araştırma yaparken güçlü bilgisayarlara ve algoritmalara ihtiyaç duyulduğundan teknoloji şirketleri ile iş birliğine gitmektedirler. Hastanelerimiz de bu iş yapma şeklini kabullenmeli ve buna alışmalılar. Teknoloji şirketleri ile doğrudan temas ediyor olmalılar.

Ar-Ge yapmadan ve de özellikle doğru Ar-Ge yapmadan sağlıkta dijital dönüşümü başaramayız. Sadece teknoloji cihazlarını satın alarak hastaneleri donatmak bizlere hizmet kapsamında belli oranda fayda sağlar. Elimizde veri olmadan hareket etme alanımız çok daralacaktır. Bu nedenle sağlık sektöründeki dijital liderlerin öncelikle “veriyi nasıl toplayabilirim” konusuna odaklanması ve paralelinde “veriden elde ettiğim sonuçlarla hastalara ne fayda sağlayabilirim” diye düşünmeleri gerekir.

Sağlık sektörüne yönelik iş ve iş birlikleriniz, Türkiye’de dijital hastane uygulamalarının yaygınlaşması yönünde sunduğunuz çözümler var mıdır?

CDO Turkey platformu olarak tüm sektörlerde dijital dönüşüm nasıl yapılabilir uğraşısı içindeyiz. Bunun için güzel örnekleri paylaşıyoruz. Platformda yer alan uzmanlarımız aracılığıyla ihtiyaç duyan yöneticilerimizi bir araya getirerek danışmanlık ya da mentorluk çalışmalarına öncülük ediyoruz.

2018 senesi ana konumuz dijital ekosistemlerin kurulması olacak. Bu konunun en çok işleneceğini ve bir şeyler yapılabileceğini düşündüğümüz sektörlerin başında da sağlık ve ilaç sektörü geliyor. Bu kapsamda çalışan teknoloji şirketlerimizle iş birliği halinde olacağız. Yönlendirmelerle gerçek ihtiyaçları öğrenip dijital hastane uygulamalarının ne şekilde ilerlemesi gerektiğini belirleyeceğiz.

CDO Turkey Platformu olarak diğer platformlarla iş birliği yapacağız. Zaten belli platformlarla bu çalışmalara da başladık.

İlaç, medikal endüstri ve hastaneler düşünüldüğünde en süratli teknolojik yenilik, dijital uygulamalar hangi alanda daha sık meydana geliyor?

Teşhis amacıyla geliştirilen tıbbi cihazlarda önemli gelişmeler var çünkü MR çekerken bunu 2 saatte değil de 15 dakikada yapmanız hasta için çok önemli.

Aynı şekilde yerinde muayene için geliştirilen cihazlar ve uygulamalar gittikçe önemini artırıyor çünkü kişinin hastaneye gitmesi bazen çok zahmetli olabiliyor. Özellikle daha basit hastalıkların çözümündeki uygulamalar yerinde tedaviye odaklanmış durumda. Mesela bir Türk tarafından Amerika’da kurulmuş olan Carbon Health uygulaması bunun için iyi örnek.

Kanser hastalarının tedavilerine yönelik çalışmalar hız kazanmış durumda. Burada FMI gibi kurumlar aracılığıyla DNA yapısına özel tedavi protokolleri ön tarafa çıkmaya başladı. Sağlık şirketlerimiz bu konuya dikkat etsinler. Yatırım yapılabilir bir alan bu. Bu konuda istekli şirketlerimiz desteğimizi almak üzere doğrudan bizlerle temas edebilirler.

Aynı şekilde hastalıkları önceden teşhis etmek için vücut içi sensörleri ve buna bağlı yapay zeka programları önümüzdeki dönemin sağlıktaki en önemli başlıkları olacak. Bu daha öncede belirttiğim gibi tamamen veri analitiği ile ilgili bir konu.

Uzaktan ameliyat değerli cerrahların verimliliğini çok artırıyor. 5 -10 sene içerisinde birçok ameliyatın robotlar tarafından yapılacağını öngörüyoruz.

Evde bakım ve ev bakım robotları özellikle yaşlılar ve mağdurlar için önemli bir konu haline geldi.

Kısaca sağlık demek insan demek ve en değerli şeyimizi korumak için sağlıkta dijital dönüşüm kapsamında yapabileceklerimizi sağlık sektörünün tüm bileşenlerinde ve her alanında yapmalıyız.

 

 

klinikiletişim 1 yaşında

Geçen sene bu zamanlar yayın hayatına başlayan dergimiz bir yılı geride bıraktı. Biraz şaşkın olmakla birlikte gururluyuz!

Basılı yayınlara biçilen kısa ömrün, sektörel içerikler sözkonusu olduğunda, çok yerinde olmadığına inanıyorum.

klinikiletişim gibi sektörün nabzını tutan dergilerin öne çıkan 2 misyonu daha var: Sektörel hafıza olması ve kaynak erişimine imkan sağlaması. Bu iki husus, bence tüm zamanların vazgeçilmez ihtiyaçları arasında!

Bu sayıda sağlıkta dijital stratejileri mercek altına aldık. Öte yandan Mart ayının iki önemli gündeminden biri olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla, adeta kadın dostu hastane olarak ifade edebileceğim ve Ankara’nın değerleri arasında sayılabilecek Güven Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Nüket Küçükel Ezberci ile özel bir röportaj gerçekleştirdik. Kendisi aynı zamanda, erkek egemen bir yapı olan TÜSİAD yönetiminde yer alan bir kadın! Anlattıkları birçok işletme için ilham verici nitelikte!

Sağlıkta dijitalleşme konusu inanılmaz yoğun ve kendi içinde dallı budaklı bir dosya karşımıza çıkardı. İstemeyerek de olsa konuları seyrelterek ilerledik.

Dijitaldeki gelişmelerin heyecan verici dalgası sağlık sektöründe her geçen gün daha fazla hissediliyor. Üretim anlamında henüz kayda değer bir çıkışı olmasa da Türkiye, bu dalganın en fazla etkileneni pozisyonunda konumlanıyor. Dijitalleşme hedeflerini tartışan sektörel toplantılar da sıklıkla yapılıyor; önümüzdeki dönem yapılacak olan Health 4.0 Sağlıkta Yenilikler Kongresi ve Vizyon100 toplantıları ilk aklıma gelenler… Önceleri tek oturum veya birkaç konukla programda yer açılan sağlıkta dijital stratejiler artık programların ana gündemi olarak belirleniyor ve kendi içinde ayrıldığı kolları derinlemesine tartışılıyor. Çok sevindirici gelişmeler…

Sağlık teknolojilerindeki yeniliklerin piyasaya girme hızı, yaygınlık kazanması ve yeni modelinin üretimi neredeyse göz açıp kapayıncaya kadarki sürede gerçekleşiyor. Bu hız, bir yandan üretim dinamiklerini akla getiriyor ve ürünün/tıbbi cihazın teknoloji üretim altyapısı, iş yapma kültürü, insan gücü, ticari vizyon, pazarlama ve satış stratejilerinin nasıl gerçekleştiği mercek altına alınıyor. Sağlık Bakanlığının sıcak konuları arasında yer alan yerel – yerli üretim için gereken “laboratuvar koşullarının” sağlanması öyle sanıyorum ki böylesi üretim dinamiklerinin oluşturulmasına bağlı! Başarılı bir yerli üretim politikasıbileşik kaplar teorisinin hayata geçirilmiş hali olarak düşünüyorum.

Keyifli okumalar dileğiyle

Sağlıkta Dönüşüm Programı Tamamlandı! Şimdi Sıra Dijital Dönüşümde

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

“Şehir hastanelerinin bilişim altyapısını dijital mükemmeliyet ekseninde kurguluyoruz. Tüm sağlık tesislerimizin ‘Türkiye Sağlık Bilgi Sistemi’ içerisinde kesintisiz ve bütünleşik platformda yönetilmesini planlıyoruz”

“Günümüzde teknoloji artık kişiye özel çözümler noktasında ilerliyor. Yapay zeka destekli bireye özgü tedaviler, mobil sağlık kapsamında uzaktan takip ve evde tedavi yöntemleri, taşınabilir ve giyilebilir teknolojiler, artırılmış gerçeklik, robotik günümüzün en çok üzerinden durulan kavramlar”

Sağlık sektöründe dijital dönüşüm stratejisi sizin için ne ifade etmektedir?

Sağlık hizmeti, yapısı gereği kesintisizlik ilkesiyle gerçekleşen, son yıllarda hayata geçirdiğimiz Sağlıkta Dönüşüm ile de vatandaşlarımızın daha kolay erişebildiği bir hizmet alanı. Durum böyle olunca tüm dünyada olduğu gibi talep her geçen gün artıyor. Artan talebi çok hızlı bir şekilde karşılamak, aynı oranda hizmet kalitesini maksimum seviyeye çıkarmak için dijitalleşmeden faydalanılması kaçınılmazdır. Bu noktadan hareketle Sağlık Bakanlığı olarak Sağlıkta Dijital Dönüşümü devreye aldık ve son yıllarda sağlık bilişimi alanında kalıcı ve dünya ile yarışabilen, ayrıca dünyaya da örnek olabilecek sistemleri hayata geçirdik. Biz bu sistemleri iki yönlü olarak planladık ve uygulamaya koyduk. Sağlığın iki öznesi olan doktor ve hastaların ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde dijitalleşme stratejisi geliştirdik. Bir yandan sağlık profesyonellerinin çok daha kaliteli ve verimli hizmet vermelerine yönelik uygulamalar geliştirirken, diğer taraftan da vatandaşlarımızın sağlığa erişimlerini ve aldığı sağlık hizmet kalitesinden memnun olmalarını amaçlayan bir dijital vizyon benimsedik.

Bu dijital dönüşüme sağlığın tüm aktörlerini adapte etmek, bunu yaparken de gelişen teknolojiye uygun olarak her geçen gün sistemleri yenilemek büyük önem arz ediyor. Çünkü hem teknoloji, hem de buna bağlı olarak ihtiyaç ve talepler bir gün öncekini dahi eskitecek hızda ilerliyor. Sistem ve uygulamalarınızı bu hızlı ilerlemeye uyumlu olarak planlamazsanız günün gerisinde kalmanız an meselesi. Bununla birlikte her gün her saniye üretilen sağlık verisi, birçok alanın önünde kalacak büyüklükte ve karmaşıklıkta. Bu karmaşık büyük veriyi, doğru toplamak, doğru analiz etmek ve doğru çıktılar alarak ilerlemek, oluşturulacak sistemin altyapısı açısından hayati önem taşıyor.

Sağlık sektöründe dijital dönüşüme öncülük ettiğini düşündüğünüz öncü liderlerin/global kuruluşların öne çıkan özellikleri sizce neler?

Gelişen teknolojiye bağlı olarak değişen talep ve ihtiyaçları öngörüp buna yönelik fırsatları iyi değerlendiren ve doğru kaynağı, doğru yerde, doğru zamanda kullanan kurum ve kuruluşlar bu alanın öncüleri oldu. Öncelikle işe ihtiyaçları belirleyerek başlamak için az önce de belirttiğim gibi elinizdeki veriyi anlamlı bilgiye dönüştürmeniz gerekiyor. Büyük veri çalışmalarını ilk değerlendiren kuruluşlar bu alanda çok hızlı yol kat etti. Şimdi yapay zeka uygulamaları gündemde. Daha dün büyük veriyi konuşurken bugün bunun bir adım ötesine geçtik. Artık sağlık sektöründe büyük veri, yapay zeka, artırılmış gerçeklik, robotik gibi yeni teknolojileri içinde barındıran tüm uygulamalar teşhis ve tedavi süreçlerinde kullanılmaya başlandı. Bu vizyonu yakalayan, stratejisini doğru planlayan, hızlı değişimin getirdiği yıkıcı inovatif projeleri hayata geçirme cesaretini gösterebilen ve en önemlisi, teknolojilerini entegratif sistem ve uygulamalarla geliştiren kuruluşlar ön planda diyebiliriz.

Türkiye’de sağlık hizmeti sunucularının dijitalleşme süreçlerini gözlemlediğinizde nasıl bir tablo ile karşılaşıyorsunuz?

Sağlık alanında dijital mükemmeliyeti yakalamak günümüz dünyasında teşhis, tedavi, önleyici hizmet, hasta güvenliği ve daha birçok parametrede bize maksimum kaliteyi getirecek. Biz hem sağlık çalışanlarımızın hem de vatandaşlarımızın en yüksek kalitede hizmet almalarına ve memnuniyetlerinin gerçekleşmesine giden yolda dijitalleşmenin en önemli kilometre taşı olduğunun farkındayız. Bu değişime ülkemiz sağlık sistemi hızlı adapte oluyor, diyebilirim.

Sağlık Bakanlığı olarak hayata geçirdiğimiz projelerle bu alanın öncüsü olma gayretindeyiz. Ulusal ve uluslararası veri standardizasyonlarını sağlık tesislerine yaygınlaştırmak, idari ve mali süreçlerde verimlilik uygulamalarına yönelik Karar Destek Sistemlerini sağlık tesisleri ve karar alıcıların kullanımına sunmak, teşhis ve tedavi süreçlerinin kalitesine yönelik Klinik Karar Destek Sistemlerinin geliştirilmesi, şehir hastanelerin bilişim altyapısını dijital mükemmeliyet ekseninde kurgulamak ve koordine etmek faaliyetlerimizin başında geliyor. Bununla birlikte, vatandaşlarımızın kendi sağlık kayıtlarına 7/24 erişebildikleri e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemini tüm yurtta yaygınlaştırılarak vatandaşların e-Nabız’dan etkin bir şekilde faydalanmasını sağlamak, bunu giyilebilir teknolojilerle ve uzaktan hasta takibi yapılabilecek uygulamalarla desteklemek ve en önemlisi bu teknolojilerin geliştirilmesine yönelik kamu, özel sektör ve üniversite iş birliğinde geniş tabanlı pilot projelerin yapılmasını, yerli mobil cihazların geliştirilmesini, özgün teknolojilerle desteklenmesini sağlamak ve e-Nabız’a entegrasyonu gibi çalışmalara ağırlık veriyoruz.

Türkiye’de dijital hastane uygulamalarının yaygınlaşması yönünde sunulan çözümler sizce yeterli ve yaygın mıdır? Bakanlığınızın bu yönde özendirici çalışmaları nelerdir?

Çok kısaca söylemek gerekirse, sağlık tesislerinin dijitalleşmesini şu şekilde tanımlayabiliriz; hastaneler içerisinde gerçekleşen tüm hizmetlerin dijital platformlarla entegre olarak bütünleşik bir yapıda hasta dahil tüm sağlık çalışanlarını da bu süreçlere dahil eden, kağıt kavramını ortadan kaldıran, tıbbi, idari ve mali süreçlerde bilişim olanaklarıyla karar destek sistemleri bulunan bir konsepttir.

Tam da bu noktada ülkemizde sağlık tesislerinin dijitalleşmesi konusunda dünya ölçeğinde önemli bir oyuncu haline geldiğimizi belirtmek isterim. Daha önce değindiğimiz gibi sağlıkta dijitalleşme Bakanlığımızın öncelikli vizyonu olarak benimsendi, bu vizyon doğrultusunda da uluslararası geçerliliği olan dijital seviyelere ulaşılmasına yönelik çalışmaları sürdürüyoruz.

Sağlık Bilgi ve Yönetim Sistemleri Topluluğu (HIMMS) ile çalışmalarınızı anlatır mısınız?

HIMSS, dünyada hastaneleri dijitalleşme yönünden değerlendiren bağımsız bir kuruluştur. Biz de ülkemizde sağlık tesislerinin dijitalleşmesi konusunda HIMSS ile ortak çalışmalar yürüterek hastanelerimizi dünya ölçeğinde dijitalleşmiş kurumlar olarak akredite etmeyi sürdürüyoruz. Bugün itibariyle geldiğimiz noktayı ifade etmem gerekirse, dijitalleşme konusunda birçok gelişmiş ülkenin de önünde yer aldığımızı söylememiz abartı olmayacaktır. Şu anda HIMSS Avrupa skorlarına bakacak olursak, Avrupa genelinde 196 olan HIMSS Seviye 6 hastanenin 164’ünün ülkemizde olduğunu belirtmek isterim. Yine dijitalleşmedeki en yüksek seviye olan HIMSS Seviye 7 sayısı Avrupa genelinde toplam 5 adettir. Bunlardan biri de ülkemizde bulunan İzmir Tire Devlet Hastanesi’dir. Bizim vizyonumuz ülkemizdeki tüm hastaneleri minimum Seviye 6’ya çıkarmak, bunların en az 20 tanesini de bu yıl içerisinde Seviye 7 olarak tescil ettirmektir. Biz dijitalleşme vizyonumuzu bu yıl da kesintisiz olarak sürdürerek bu alanda dünyaya liderlik eden bir ülke haline gelmek istiyoruz.

Sağlık sektörü paydaşları düşünüldüğünde en süratli teknolojik yenilik, dijital uygulamalar hangi alanda ve daha sık meydana geliyor?

Günümüzde teknoloji artık kişiye özel çözümler noktasında ilerliyor. Beklenti ve talepler de bu yönde. Sadece sağlık alanı değil, tüm sektörlerde bu şekilde bir ilerleme izliyoruz. Bunu sağlık açısından düşündüğünüzde beklentiler, bireye özgü tedavi ve takip uygulamalarına dönüşmüş durumda. Yapay zeka destekli bireye özgü tedaviler, mobil sağlık kapsamında uzaktan takip ve evde tedavi yöntemleri, taşınabilir ve giyilebilir teknolojiler, artırılmış gerçeklik, robotik günümüzün en çok üzerinden durulan kavramları. Kronik hastalıkların takibini kolaylaştıracak hasta merkezli sistemleri hayata geçirmek, sağlık okuryazarlığını geliştirmeye yardımcı olacak uygulamalar ve genç nesile yönelik gamification (oyunlaştırma) çözümleri üretmek bir sonraki adımlarımızın temellerini oluşturuyor.

Bu alandaki çalışmalara biz Sağlık Bakanlığı olarak dünyayla aynı anda projeler üreterek girdik. Mesela e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemimiz, vatandaşların sağlık kayıtlarına diledikleri an, diledikleri platformlardan ulaşmalarını ve sağlıklarını 7/24 takip etmelerini sağlayarak bu alanın temelini oluşturdu. Şimdi bahsettiğim bu uygulama yöntemlerinin araştırılması, mobil sağlıkta kullanılabilecek “taşınabilir” ve “giyilebilir” teknolojilerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar sürüyor.

Medikal sektördeki teknoloji çözümler göz önünde tutulduğunda, dünyada dijital eğilimler sizce ne yönde? Sizce Türkiye’de ne tür yatırımlar hız kazanmalı? Şehir hastaneleri nasıl olanaklar sunabilir?

Sağlıkta Dijital Dönüşümde dünyaya yön veren bir ülke olma hedefimiz var. Buna yönelik tüm planlamalarımızı yaptık. Bundan sonra 2023 yılına kadar koyduğumuz hedeflere ulaşmak için Bakanlık olarak çalışmalarımıza devam edeceğiz. Zaten bahsi geçtiği üzere dünya yapay zeka ile robotik uygulamalar ile kağıttan arındırılmış ve teknoloji ile donatılmış hastaneler ile hasta merkezli mobil uygulamalar ile bu alana yoğunlaşmış durumda. Biz de hem konumumuz hem de yaptığımız projelerle bu gelişimin önemli bir parçasıyız.

Bu yenilikler, şehir hastanelerinin bilişim altyapısının temelinde yer alıyor. Tüm sağlık tesislerimizin “Türkiye Sağlık Bilgi Sistemi” içerisinde kesintisiz ve bütünleşik platformda yönetilmesi, sağlık hizmetlerinin tüm vatandaşlara en güncel teknolojiler ışığında maksimum erişilebilirlik esasıyla sunulması ve mobil uygulamalar ve giyilebilir teknolojilerin sağlık hizmet sunumunun etkin bir parçası haline getirilmesi temel önceliklerimizdir. Bu önceliklere ulaşmak için de atılacak stratejik adımları planladık ve hızlı bir şekilde sisteme entegre edeceğiz. Şehir hastanelerinin bilişim altyapısı bu alanda örnek teşkil edecek şekilde planlanıyor.

 

Entegre Sağlık Planının Kritik 7 Adımı

Entegre sağlık planının 7 basamağı: Farkındalık, Hastalıkları Önleme, Teşhis, Tedavi Seçimi, İlaç ve Tıbbi Cihaz Temini, Tedavinin Uygulanması, Kontrol

“Hastanelerin dijitalleşmesi kişisel verilerin korunması kanunu ve siber güvenlik konusunu da gündeme getiriyor. Verinin güvenlik altına alınması, sürecin mevzuata uyumlu şekilde yürütülüp yürütülmediği de dijitalleşme stratejisinin ve uygulama planının önemli bir yapıtaşı”

PwC Türkiye Şirket Ortağı; Sağlık, İlaç ve Yaşam Bilimleri Sektörü Lideri Ediz Günsel ve PwC Türkiye Yönetim Danışmanlığı Hizmetleri Müdürü; Sağlık, İlaç ve Yaşam Bilimleri Sektörü Uzmanı Onur Yılmazer, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

Sağlık sektöründe dijital dönüşüm stratejisi sizin için ne ifade etmektedir? Bunun sürdürülebilirliği hangi hususlara bağlı olarak değişkenlik göstermektedir?

Dışardan bakıldığında dijital dönüşüm sağlık sektöründe bulunan her paydaş için farklı anlamlar ifade ediyor gibi görülebilir. Örnek vermek gerekirse; dijitalleşmeyi, ilaç firmaları için Ar-Ge’den saha uygulamalarına kârlı büyümeyi sürdürmek, sağlık hizmet sunucuları için topluma daha verimli hizmet sağlamak, sağlık çalışanları için bilgiyi en hızlı şekilde edinmek ve sağlık dernekleri için en etkili iletişimi sağlamak gibi amaçlara hizmet eden bir araç gibi düşünebiliriz. Sağlık sisteminin bir paydaşı olan tüm bu araçların oturduğu temele de “entegre sağlık planı” diyoruz. Entegre sağlık planı PwC olarak hasta bakış açısına göre oluşturduğumuz ve hasta deneyimini hastalıkla ilgili farkındalığın oluşturulmasından, tedavi sonrası kontrollere kadar 7 basamağa ayırdığımız süreci temsil eder. Sağlık endüstrisindeki dijitalleşmeyi de bu basamakların her birinde sağlık sistemindeki paydaşların amaçlarına ulaşmak için getirdiği ve katma değeri olan servis veya ürünler olarak düşünebiliriz. Sürecin sürdürülebilirliğini, her paydaş için hasta deneyimini tüm aşamalarda sorunsuz olarak ilerletebilmesine ve bu entegrasyonun korunmasına bağlı olarak görüyoruz. Entegre sağlık planı basamaklarını ve her basamakta paydaşların dijitalleşme ile getirdiği katma değeri örneklendirmek gerekirse;

  • Farkındalık: Çevrimiçi hasta forumları ve eğitim programları, toplumun bilinçlendirilmesi için kullanılan mobil uygulamalar, kamu spotları
  • Hastalıkları Önleme: Medya kampanyaları, sosyal medya içerikleri, Ar-Ge faaliyetlerinde ve klinik deneme çalışmalarında veri analitiğinin, matematiksel modelleme ve simülasyon kullanılması
  • Teşhis: Giyilebilir sağlık ürünleri, mobil sağlık uygulamaları, çevrimiçi ve telefonda sağlık hizmetleri, laboratuvar ve görüntüleme analizlerinde veri analitiği ve iş zekâsının kullanılması
  • Tedavi Seçimi: Doktor forumları, çevrimiçi bilimsel kaynaklar ve konferanslar, ilaç şirketleri çoklu kanal pazarlama araçları
  • İlaç ve Tıbbi Cihaz Temini: İlaç ve cihaz takip sistemleri, sağlık uygulamaları, farmakoekonomi ve pazara erişim konularında veri analitiği ve simülasyon kullanımları
  • Tedavinin Uygulaması: İlaç hatırlatıcı mobil uygulamalar, operasyon robotları, dijital hastane uygulamaları
  • Kontrol: Çevrimiçi danışma ve bakım hizmetleri, giyilebilir sağlık ürünleri

Sağlık sektöründe dijital dönüşüme öncülük ettiğini düşündüğünüz öncü liderlerin / global kuruluşların öne çıkan özellikleri sizce neler?

Dijital dönüşüme öncülük eden kuruluşların, kendi hizmet veya ürünlerini ön plana çıkarmaktan çok, entegre sağlık planı içinde topluma veya hastaya verilecek değeri önemsediğini net şekilde gözlemliyoruz. Dijital farkındalık, stratejiden operasyonlara organizasyonun tümüne tesir etmiş durumda. Ar-Ge, klinik çalışmalar ve tedarik zinciri operasyonları gibi birimler de dijitalleşme adımları atarak tasarruf yöntemleri geliştirmekte, pazara çıkış hızını arttırmakta ve pazarlama ve satış birimleri için bütçede yer açabilmektedir. Tüm sektörlerde olduğu gibi sağlık sektöründe de büyük verinin ve veri analitiğinin etkin kullanılması kaçınılmaz. Örneğin lider global ilaç firmalarının, ilaç geliştirme sürecinin etkinliğini arttırmak, maliyetini ve pazara çıkış zamanını kısaltmak için modelleme ve simülasyon grupları ve departmanı var. Bu ekip potansiyel ilaçların etkinliğini öngörmek ve Faz 3 denemelerini gerçekleştirmeden uygun doz rejimini belirlemek adına matematiksel tahminleme modellerinden ve simülasyonlardan faydalanmaktadır. Bunun gibi örnekleri sağlık sektörü ekosistemi içinde bulunan global kuruluşlar için çoğaltmak mümkün. Dolayısıyla dijitalleşmeyi sadece saha gücü etkinliği ve pazarlamanın ötesinde düşünmek gerekiyor. Kısacası stratejiden uygulamaya kadar her birimde teknolojik dönüşümü destekleyecek alt yapı ve kaynak yatırımları için bu şirketler ciddi bütçeler ayırmakta ve teknolojiyi yakından takip etmektedir.

Türkiye’de sağlık sektöründeki paydaşların dijitalleşme süreçlerini gözlemlediğinizde nasıl bir tablo ile karşılaşıyorsunuz?

Türkiye sağlık harcamaları bakımından dünya genelinde üst sıralarda yer alan ülkelerden biri. Dünyanın farklı yerlerinde en iyi uygulamaları uygulayan çok fazla global oyuncu bulunuyor. Dolayısıyla sağlık sektörünü kökten etkileyen dijitalleşme kavramı Türkiye için de oldukça önemli. Bugüne kadar Türkiye’de dijitalleşme konusu satış ve pazarlama tarafında mevzuatlardan dolayı Avrupa ve Amerika’ya göre yavaş ilerlemiş. İlaç ve tıbbi cihaz konusunda Türkiye’nin ithalata olan bağımlılığından dolayı Ar-Ge, üretim, operasyonlar ve tedarik zinciri tarafında lokal iyi örnekler olmasına rağmen dijitalleşme global kuruluşlarla kıyaslayınca yavaş ilerliyor. Dijital (kağıtsız) hastaneler, tıbbi cihaz ve ilaç takip sistemleri, e-reçete, e-nabız, dijital sağlık zirvesi ve yapay zeka sempozyumları son zamanlarda Türkiye içinde dijitalleşme ve farkındalık adına atılmış güzel adımlar olmakla birlikte Türkiye’nin şu andaki durumunda entegre sağlık planını uçtan uca dijitalle birlikte yönetme konusunda gelişime açık olduğu ve aksiyonlar alınmasının gerektiği görülüyor.

Sağlık sektörü paydaşları düşünüldüğünde en süratli teknolojik yenilik, dijital uygulamalar hangi alanda ve daha sık meydana geliyor?

İlaç ve tıbbi cihaz sektörü üretici ve sağlayıcılarının bu süreçte en çevik paydaş olduğunu düşünüyoruz zira bu kuruluşlar her ne kadar geri dönüşünü alıp almadıkları bir muamma olsa da dijitali stratejilerinin kalbine yerleştirmiş durumdadır. İlaç firmalarının değer zincirine baktığımızda 5 temel süreçten (Ar-Ge, klinik araştırmalar/denemeler, üretim, pazarlama ve satış, dağıtım ve depolama) oluştuğunu görüyoruz. Bu süreçlerin tamamında dijital çözümlerin etkisi bulunmakta ve bu etkinin artarak gelecekte de artacağını öngörüyoruz. Örnek vermek gerekirse:

  • Ar-Ge: Bulut tabanlı simülasyon modelleri, paydaşlarla sosyal iş birlikleri, geliştirme için uzaktan toplanan veriler için bulut tabanlı portallar, giyilebilir sağlık ürünleri
  • Klinik Araştırmalar: Farmakovijilans odaklı süreç izlemesi ve raporlaması, mobil klinik araştırmalar, klinik araştırmaların toplu olarak planlama ve yürütülmesini sağlayan proje yönetim araçları
  • Üretim: Kurumsal kaynak planlama çözümleri, üretim yönetim ve izleme sistemleri, tedarikçi ilişkileri yönetim araçları
  • Satış ve Pazarlama: Veri analitik ve büyük veri raporlama araçları, doktor ve hastalar için mobil uygulamalar, müşteri ilişkileri yönetim araçları, entegre pazarlama araçları
  • Dağıtım ve Depolama: RFID teknolojisi, karekod, depo yönetim sistemleri, talep tahminleme modelleri, ilaç takip sistemi

Türkiye’de dijital hastane uygulamalarının yaygınlaşması yönünde sunulan çözümler sizce yeterli ve yaygın mıdır?

Dijital hastaneler yüzlerce klinik ve hastane içi idari, finansal ve operasyonel iş süreçleri ile binlerce alt süreçten oluşan karmaşık ekosistemlerdir. Dijital hastane, bir hastanede bulunan bilgi sistemlerinin birbirleriyle bütünleşik olarak çalıştığı; her türlü tıbbi cihazın bilgi yönetim sistemine ağlar aracılığıyla veri gönderebildiği, sağlık uzmanlarının sistemdeki veriye hastaneden veya uzaktan erişebildiği bir hastane modelidir. Dönüşüm başlangıcında bilişim teknolojilerinin hasta ve çalışan yararına kullanıldığı bu hastane modeline geçiş; ilk başta elle yapılan kayıt işlemlerini ortadan kaldırarak dokümantasyona ayrılacak süreyi azaltacağı, tıbbi hataları azaltarak hastaların tanı, tedavi ve izlenmesi yönünde kalitenin artacağı öngörülür.

Hastanelerin dijitalleşmesi PwC olarak son zamanlarda yakından takip ettiğimiz ve sektördeki oyunculara bu konuda çözümler sunduğumuz uyum (Kişisel verilerin korunması kanunu ve siber güvenlik) konusunu da gündeme getiriyor. Dijital uygulamalar yaygınlaşırken verinin güvenlik altına alınması, sürecin mevzuata uyumlu şekilde yürütülüp yürütülmediği de dijitalleşme stratejisinin ve uygulama planının önemli bir yapıtaşıdır.

2012 yılında Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesinde pilot çalışmalarla başlayan dijital hastaneye geçiş projesi HIMSS (Healthcare Information and Management System Society) akreditasyon süreçlerinin uygulanması ve EMRAM sürecine dahil olacak hastanelerin belirlenmesiyle hız kazanmıştır. Hali hazırda EMRAM dijital hastane değerlendirmesine göre seviye 6 ve 7’de sağlık bakanlığına ait hastaneler bulunmaktadır. (23 Ekim 2017 sağlık bakanlığı tarafından güncellenen rapora göre 1 devlet hastanesi seviye 7 ve 37 devlet hastanesi seviye 6’dadır.)  Bu yaklaşımın ve sürecin daha da yaygınlaştırılması gerektiğini öngörüyoruz.

Sağlık ekosistemi içinde bulunan her paydaş gibi stratejiden uygulamaya gerekli kaynak yatırımlarının arttırılarak hastanelerin bu dönüşümü uzun vadede sağlık harcamalarının da azalmasına katkıda bulunacaktır.

 

 

 

OECD Ülkelerinin Sağlık Çıktıları ve Türkiye

Hasan Kuş

ValueHealth Yönetim Ortağı Hasan Kuş, OECD ülkelerinin sağlık çıktılarını klinikiletişim okurları için yorumladı.

  • “13 ülkede alkol tüketimi 2000’den bu yana dikkat çekici bir şekilde arttı. Bu ülkelerin başında Belçika (12,6 litre) geliyor, diğerleri İzlanda, Litvanya ve Polonya. Alkol tüketimi en düşük ülkelerin başında 1,4 litre ile Türkiye geliyor”
  • “Sigara kullanımında en yüksek oranlar Türkiye (%27,3), Yunanistan (%27,3) ve Macaristan’da (%25,8) iken en düşük oranlar ise Meksika (%7,6), İzlanda (%10,2), İsveç ve ABD’de. On yıldır uyguladığımız yasaya rağmen sigara kullanımında OECD ülkelerine liderlik yapan iki ülkeden biriyiz!”
  • “Obezite oranı Macaristan, Meksika, Yeni Zelanda ve ABD’de %30’un üzerinde. En düşük oranlar ise Japonya (%3,7), Kore (artışa rağmen), İtalya ve İsviçre’de. Türkiye %22,3 ile OECD ortalamasının bir miktar üzerinde yer alıyor” 
  • “Türkiye’nin sağlıktaki kalkınma hamlesinin önemli kazanımlar sağladığını objektif veriler de gösteriyor. Göstergelerin birçoğunda artık sonlarda yer almaktan kurtulduk. Bazı kronik sorunlarımızı az konuşuyor olmamızın yumuşak karnımızı oluşturduğunu düşünüyorum”

Sağlığa yapılan yatırımların yerine ulaşıp ulaşmadığını anlamak üzere farklı yaklaşımlar kullanılabilir. Bu amaçla sağlık çıktılarına odaklanmak muhtemelen en akılcı olanı. Muayene, test, işlem, ameliyat sayıları vb dolaylı göstergeler iken sağlık çıktıları nihai sonucu gösterdiği için doğrudan göstergeler olarak tanımlanabilir ve politika yapıcılara yol gösterici olabilir.

Sağlık çıktıları konusunda en kapsamlı, güvenilir ve sürekliliği olan veriler OECD’den geliyor. OECD tarafından yayınlanan son yayın olan “Health at a Glance 2017” ülkelerin sağlık sistemlerini sağlık verilerine dayanan karşılaştırmalarla analiz etmeyi ve ülkelere politika belirlerken destek olmayı hedefliyor.

OECD’yi tanımak açısından bir kaç temel bilgi aktaralım. 1961’de kurulan OECD’nin üye ülke sayısı 35. Üye ülkeler; Avustralya, Avusturya, Belçika, Kanada, Şili, Çekya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İzlanda, İrlanda, İsrail, İtalya, Japonya, Kore, Litvanya, Lüksemburg, Meksika, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, Polonya, Portekiz, Slovakya, Slovenya, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri. Ayrıca, aralarında Rusya; Brezilya ve Çin’in de bulunduğu dokuz partner üye mevcut.

Raporda eldeki veri setleri belli başlıklarda analiz edilmiş. Bu yazıda özellikle sağlık durumu, sağlık için risk faktörleri ve bakımın kalitesine odaklanmak istiyorum.

SAĞLIK DURUMU

Bu başlık altında yaşam süresi beklentisi, kalp krizine bağlı ölüm oranı ve demans görülme sıklığı yer alıyor. Japonya, Fransa ve İspanya yaşam süresi ve iskemik kalp hastalığına bağlı mortalitede en iyi sonuçlara sahip. Macaristan, Litvanya, Meksika ve Slovakya ise OECD ortalamasının altında kalıyorlar.  Türkiye, Kore ve Şili 1970’ten bu yana yaşam süresi en fazla uzayan ülkeler.

Eldeki veriler yüksek sağlık harcamasının yaşam süresine olumlu katkı yaptığını, bununla birlikte yaşam tarzı ve sosyal koşulların da önemli katkısı olduğunu gösteriyor.

Kadınlar erkeklerden ortalama beş yıl daha uzun yaşıyor. En üst eğitim seviyesine sahip insanlar en düşük eğitim seviyesine sahip insanlardan altı yıl daha uzun yaşıyor.

Ölümlerin üçte biri iskemik kalp hastalığı, inme ya da diğer dolaşım sistemi hastalıklarından, dörtte biri ise kansere bağlı gerçekleşiyor.

Dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölümler 1990’dan bu yana %50 düşerken, kansere bağlı ölümler de %18 azaldı.

Demans görülme sıklığı, beklenebileceği gibi yaşam süresi en uzun olan Japonya, İtalya gibi ülkelerde daha fazla.

SAĞLIK RİSK FAKTÖRLERİ

Sigara, alkol, obezite ve hava kirliliği bu başlık altında ele alınan göstergeler. Bu grupta en iyi performansı gösteren ülkelerin başında İzlanda, Norveç ve İsveç geliyor.

Sigara kullanımında genel olarak düşüş var ancak hala erişkinlerin %18’i her gün sigara içmeye devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre sigara yılda 7 milyon insanın ölümüne neden oluyor. Sigara kullanımında en yüksek oranlar Türkiye (%27,3), Yunanistan (%27,3) ve Macaristan’da (%25,8) iken en düşük oranlar ise Meksika (%7,6), İzlanda (%10,2), İsveç ve ABD’de.

Alkol tüketimi OECD genelinde kişi başı yıllık ortalama 9 litre saf alkol, bu da yaklaşık 100 şişe şaraba tekabül ediyor. 13 ülkede alkol tüketimi 2000’den bu yana dikkat çekici bir şekilde arttı. Bu ülkelerin başında Belçika (12,6 litre) geliyor, diğerleri İzlanda, Litvanya ve Polonya. Alkol tüketimi en düşük ülkelerin başında 1,4 litre ile Türkiye geliyor. Diğerleri; İsrail (2,6 litre), Meksika (5,2 litre) ve Norveç (6,0 litre). Alkol yılda yaklaşık 2,3 milyon ölümden sorumlu tutuluyor.

Obezite birçok OECD ülkesinde artışta. 1990’dan bu yana Kore ve Norveç’te neredeyse iki katına çıktı. OECD ülkelerinde erişkinlerin %54’ü kilolu, %19’u ise obez. Obezite oranı Macaristan, Meksika, Yeni Zelanda ve ABD’de %30’un üzerinde. En düşük oranlar ise Japonya (%3,7), Kore (artışa rağmen), İtalya ve İsviçre’de. Türkiye %22,3 ile OECD ortalamasının bir miktar üzerinde yer alıyor.

35 ülkenin 21’inde nüfusun %90’ı güvenli olmayan seviyede hava kirliliğine maruz kalıyor. Türkiye, Kore, Polonya ve Macaristan’da hava kirliliği özellikle yüksek. Ölçümler Avustralya, Yeni Zelanda, İsveç, Kanada, Finlandiya ve İzlanda’da OECD ortalamasının altında.

BAKIM KALİTESİ

Bu başlıkta sağlıkta kalite göstergeleri bakımın uygunluğu, önlenebilir hastane yatışları, klinik etkililik ve hasta güvenliği başlıklarını temsil ediyor.

Her 1.000 kişiye reçete edilen antibiyotik doz sayısında Hollanda (10,7), Estonya, Almanya, Avusturya, İsveç iyi performans gösterirken, Yunanistan (36,1), Fransa, Belçika ve İtalya yüksek sayılarda kalıyor. Türkiye bu gösterge için OECD ortalamasına yakın bir seviyede (17,3).

Astım ve KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) nedeniyle hastane yatışları 100.000 nüfus için en yüksek olan ülkeler Macaristan (428), Türkiye (414), İrlanda (411), Avustralya, Yeni Zelanda ve Litvanya. Ortalamadan daha iyi olan ülkeler ise Japonya (58), İtalya (64), Portekiz, Şili ve Meksika.

Akut miyokard enfarktüsüne bağlı mortalite bir başka önemli kalite göstergesi. Genel olarak mortalite düşüyor olmakla birlikte, ülkeler arasında kayda değer farklılıklar var. Açık ara en yüksek mortalite Meksika’da (28,1), takip eden ülkeler Litvanya, Japonya, Şili ve Estonya. En iyi performans gösterenler ise Norveç (3,7), Danimarka (4,0) ve Avustralya (4,0). Türkiye’nin performansı ortalamaya yakın (8,6).

Kolon kanserinden sonra 5 yıl yaşam yaşam süresi açısından ülkeler arası farklılıklar biraz daha az. Sadece İsrail (%71,7) ve Kore (%71,6) ortalamadan daha iyi sonuçlara sahip. Şili (%51,5) ve Slovakya (%51,7) en düşük oranlara sahip. Türkiye %54,6 ile ortalamanın altında kalıyor.

Aletli vajinal doğum sonrası perine yaralanması hasta güvenliği açısından önemli bir gösterge. OECD ortalaması %5,7. En yüksek oranlar sürpriz bir şekilde gelişmiş ülkelerde ortaya çıkıyor: Kanada (16,9), İsveç, Danimarka ve ABD. Ortalamadan daha iyi performans gösteren ülkeler ise Polonya (0,7), İsrail, İtalya, Slovenya ve Portekiz. Türkiye bu gösterge için veri sağlamamış.

Türkiye’nin sağlıktaki kalkınma hamlesinin önemli kazanımlar sağladığını objektif veriler de gösteriyor. Göstergelerin birçoğunda artık sonlarda yer almaktan kurtulduk. Ancak, gidecek çok yolumuz olduğu da açık. Bazı kronik sorunlarımızı az konuşuyor olmamızın yumuşak karnımızı oluşturduğunu düşünüyorum.

On yıldır uyguladığımız yasaya rağmen sigara kullanımında OECD ülkelerine liderlik yapan iki ülkeden biriyiz. Daha da ötesi, Hava kirliliğinde de maalesef durumumuz hiç parlak görünmüyor.

Peki bu iki faktör sağlığımızı ne kadar etkiliyor olabilir sorusunun cevabı da sayılarla önümüzde: Astım ve KOAH’a bağlı hastane yatışlarında en üst sıralardayız. Eldeki veriler buradaki ilişkiyi daha ayrıntılı analiz etmemizi ve kök nedenleri üzerinde harekete geçmemizi gerektiriyor.

Sağlık çıktılarımıza yönelik olarak stratejik olarak odaklanmamız gereken başka hangi alanların olduğunu ayrıntılı olarak çalışmamız lazım. Burada Sağlık Bakanlığının çalışmalarına üniversitelerin ve sivil toplum kuruluşlarının da katkı vermesi çok önemli.

Sağlık önceliklerimizi belirlemek yönündeki tüm çalışmalara kolaylıklar diliyorum.

 

“KalDer Hayatımın Kilometre Taşlarından Biridir”

KalDer Yönetim Kurulu Başkanı Buket Eminoğlu Pilavcı, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

“Sağlık sektörü, kadın istihdamının en fazla olduğu alanlardan biri. Yaklaşık oran yüzde 60. Ancak üst yönetimde yer alan kadın oranı yüzde 10’u bulmuyor!”

“Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımı Avrupa Birliği ülkelerinin üçte biri kadar! Bu kadınlarımızın da yüzde 40’ından fazlası tarım sektöründe”

“100 kadından sadece yüzde 13’ü işveren konumunda. İşgücü dışında kalan kadınlar ise genellikle evde oturuyor. Ve bu tablo kentlerde de kırsalda da değişmiyor. Halen daha 4 milyonu aşkın kadınımız okuma yazma bilmiyor”

Türkiye sağlık sektörünün kadın liderleri arasındasınız. Türkiye Kalite Derneği (KalDer) Yönetim Kurulu Başkanlığı göreviniz tanınırlığınızı daha da pekiştirdi. Sağlık sektöründeki tecrübeniz KalDer’deki yönetim anlayışınıza neler kattı?

Türkiye Kalite Derneği (KalDer) “mükemmelliği” yaşamın her alanına yaymak gayesiyle kurulan bir sivil toplum kuruluşu. Çeyrek asrı aşkın süredir kamu ve kuruluşlara EFQM Mükemmellik Modeli ile ilgili eğitimler vermekte, kıyaslama çalışmaları yapmaktadır. Ve gururla söylemeliyim ki KalDer benim hayatımın önemli kilometre taşlarından biridir.

Geçmiş dönemde Kadıköy Şifa Hastanesi olarak EFQM Mükemmellik Modeli kapsamında yaptığımız çalışmaların bana, yaptığım işe ve sağlık sektörüne hatta paydaşlarımıza çok önemli katkılarının olduğunu düşünüyorum. Biz o dönem KalDer ile uzun bir mükemmellik yolculuğuna çıktık. Ben ve ekibim ortak bir akılla hedefe kilitlendik. Bu yapıda gördük ki lider değişse de sisteme farklı yapılar, insanlar dahil olsa da yolculuk sizi adım adım taşıdığınız değere götürüyor. Yani bu süreçte oklar hep ileriye gidiyor. Ne mutlu ki ekibimle Türkiye Mükemmellik Ödülünü aldık. Bu model bize o dönem çok şey öğretti. Elbette benim bireysel olarak sağlık sektöründeki deneyim ve tecrübelerim de KalDer’i pozitif anlamda etkilemiştir.

Sağlık her ne kadar iş dünyası içerisinde bir sektör olarak tanımlansa da insani değerlerin daha yoğun hissedildiği bir alan. Ve bu sektörde iletişim her şey. Duygusal zekânın kadına verdiği güç, iletişimin yoğun olduğu bu sektörde çok işe yarayan bir beceri. Uzun yıllar sektörde kazandığım tecrübe ve deneyimler her sektörü tek çatı altında buluşturmayı başaran KalDer başkanlığı için önemli bir avantaja dönüştü.

Türkiye sağlık sektöründe faaliyet gösteren kadın liderlerin ortak özellikleri sizce neler? Niteliksel ve sayısal anlamda artmaları hangi hususlara bağlı olabilir?

Sağlık sektörü, kadın istihdamının en fazla olduğu alanlardan biri. Yaklaşık oran yüzde 60. Ancak üst yönetimde yer alan kadın oranı (yüzde 10’u bulmuyor) aynı seviyede memnuniyet verici değil ne yazık ki. Dileğimiz elbette artması yönünde. Bütünsel bakış açılarını, duygusal zekâlarını, iletişim becerilerini ortak payda olarak görüyorum. Niteliksel ve sayısal anlamdaki artışı tek bir nedene bağlamak güç, doğru da olmaz elbette. Bu ülkemizin eğitim politikasıyla ilgili bir durum.

Sağlık sektöründe orta ve üst düzeyde daha fazla kadın personelin istihdam edilmesi sizce nasıl fark yaratır?

Bunu her sektör için cevaplamak istiyorum. Mesleki yeterlilik ve karakter kavramlarının tam olduğunu düşünürsek bu durum sektörde pozitif etki yaratabilir. Olaylara hem objektif hem de duygusal zekâ ile yaklaşıldığında dağ kadar büyüyen sorunların bir anda ne kadar küçüldüğünü görebiliyoruz. İletişim ve müzakere bunun için önemli. Kadın ve erkeğin yan yana olduğu yönetim mekanizmalarının çok daha başarılı ve verimli olduğu bilimsel bir gerçektir.

Sağlık sektöründe kariyer yapmak isteyen genç kadınlara vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Şunu belirtmek isterim ki kadın olmanın iş hayatında özel, değişik bir şey olduğuna inanmıyorum. Kendinizi bir kere iş hayatında kadın olarak özel bir yerde konumlandırdığınızda kendiniz ayrımcılığa başlamış oluyorsunuz. Hayatımın hiç bir döneminde öyle düşünmedim. Bunu bana yansıtan insanlar olduğunda da görmezden geldim. Çünkü eğer kendiniz öyle görmeye başlarsanız diğerlerini haklı çıkarıyorsunuz. İş dünyasında kadın olmanın değil, farklı olmanın avantajları da vardır. Bu anlamda bende “Eğer bir farkınız varsa o farkı bir avantaja çevirin” mottosuyla iş dünyasında ilerledim.

Mesleklerin de evrildiği günümüzde tecrübelerime dayanarak tavsiye edeceğim bazı hususlar var elbette. Her şeyden önce insanın yaptığı işi sevmesi ve inanması şart. Sonrasında ise dürüstlük, yenilikçilik ve tutku olmazsa olmazların başında geliyor.

KalDer, farklı bir çok sektörle iletişim halinde. Sizce kadın istihdamı en fazla hangi sektörde daha çok artırılmalı? Kadın yöneticiler hangi sektörlerde ağırlıklı görev almalı?

Üyelerimiz içerisinde ağır sanayiden hizmet sektörüne kadar pek çok alanda rüştünü ispat etmiş başarılı lider, kadın yönetici var. Bu gerçek bize kadının tek bir alanda değil üretimin her alanında konumlandırılmasının doğru olacağını gösteriyor. Öncelikle şunu bilmemiz gerekir; çalışan kadın daha refah bir ülke, daha refah bir dünya demektir. Maalesef ülkemizde kadınların iş gücüne katılımı AB’dekinin sadece üçte biri kadar. Bu kadınlarımızın da yüzde 40’ından fazlası tarım sektöründe. 100 kadından sadece yüzde 13’ü işveren konumunda. İşgücü dışında kalan kadınlar ise genellikle evde oturuyor. Ve bu tablo kentlerde de kırsalda da değişmiyor. Halen daha 4 milyonu aşkın kadınımız okuma yazma bilmiyor. Kız çocuklarımızın eğitimine verilecek önem yarının güçlü toplumunun oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. Farklılıklar engel anlamına gelmediği gibi zenginliğimizdir. Yaşamın her alanında sağlanacak cinsiyet eşitliği, sağlıklı bir çalışma ortamı oluşturacağı gibi Türkiye’yi çok daha başarılı, çok daha rekabetçi, çok daha demokratik bir ülke haline getirecektir. Cinsiyet eşitliği alanındaki çağrımızı geçtiğimiz 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde yineledik.

KalDer’de mevcut ve potansiyel kadın üyeleriniz için pozitif ayrımcı olarak nitelenebilecek uygulamalarınız var mı?

Hayır böyle bir uygulamamız yok. Aslında bu alanda çok ince bir nüans var. Fırsat eşitliğini sağladığınızda böyle bir uygulamaya da gerek kalmayacak. Dileğimiz iş ve yaşamın her alanında bu fırsat eşitliğinin başarıyla sağlanabilmesi ve sürdürülebilir olması.

 

 

 

 

 

Hükümet, Pahalı da Olsa Yerli Fabrika Ürünü Tercih Etmeli!

Prof. Dr. Vasıf Hasırcı

Biyomalzeme ve Doku Mühendisliği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, ODTÜ Biyomalzeme ve Doku Mühendisliği Merkezi Üyesi ve ODTÜ Biyolojik Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vasıf Hasırcı, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

 “Atatürk döneminde çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanununda (1927) olduğu gibi, teknik özellikleri uyduğu sürece ‘hükümet, pahalı da olsa yerli fabrika ürünü tercih edecek’ yaklaşımının benimsenmesi gerekir”

“İthalata dayanarak al-sat işi yapmak çok daha kolay; temelde finansal koşullara bağlıdır. Ancak yerli bir ürünün hastalarımıza sunulabilmesi çok daha zorlu bir süreçtir. %80’in üstündeki kısmı ithalatla sağlanan medikal cihazların açığını kapamak özellikle de küresel etkileşimlerin çok hızlı ve yaygın olduğu günümüzde gittikçe de zorlaşıyor”

Akademik, sivil toplum örgütü ve medikal endüstri bağlamındaki faaliyetleriniz ekseninde sizi tanıyabilir miyiz?

Ben ülkemizde biyomalzemeler konusunda araştırma ve eğitim veren ve çalışmalarına 1980’lerde başlayan ilk öğretim üyelerindenim. Bu alan, insanların bozulan veya kaybolan doku ve organlarını yerine koyabilmek için çaba koyan temel bilimci, mühendis ve doktorların içinde yer aldığı disiplinlerarası bir alandır. Bunun son kullanıcısı doktorlar olmakla birlikte zincirin en önemli halkalarından biri araştırmaları yürüten üniversiteler, diğeri üretici olanlar yani medikal sektördür. Doktor ve hastalardan gelen istekleri kullanarak onlara uygun yeni ve gelişmiş ürünlerin üretilebilmesi böyle bir ortak çabanın sonucudur. Biz Biyomalzeme ve Doku Mühendisliği Derneği olarak bu alanın araştırıcılarını ve uygulayıcılarını bir araya getirmek, gençlerin deneyimlerini çalıştay ve konferanslarla artırmak, araştırma ve kariyer konusunda yol göstermek, ortaklaşma seçeneklerini üretmek, alandaki bilgi birikiminin paylaşılmasını yaygınlaştırmak, medikal sektör elemanları ile akademisyenleri buluşturmak, devlet ve sivil toplum kuruluşlarına bu alanda bilgi desteği vermek gibi rolleri dernek kuruluş tarihi olan 2008’den beri sürdürmekteyiz (www.biyomalzeme.org.tr). Ayrıca, ODTÜ içinde kurulmuş olan Biyomalzeme ve Doku Mühendisliği Araştırma Merkezi (BIOMATEN) içinde ileri düzeyde araştırmalarımıza devam ediyoruz.

Biyomalzemeleri dünya çapında, bilim, mühendislik ve tıp alanından araştırıcılar için heyecan verici bir alan olarak ifade ediyorsunuz. Bu kavramı okurlarımız için biraz açar mısınız?

Hedeflenmiş ilaç taşıyıcı
nano-mikrotanecikler

Biyomalzemeler, kısaca halk arasında “implant”, “yapay organ” ya da “protez” adlarıyla bilinen cihaz ve sistemlerin yapıldığı malzemelerin genel adıdır. Bundan 30 yıl önce plastik, seramik, metaller ya da alaşımlardan oluşan bu sistemler bugün doku mühendisliği ve rejeneratif tıp adlarıyla daha biyoloji ve tıp destekli bir alana dönüşmüştür. Bu alana nanoteknoloji, kimya ve biyolojinin büyük katkısı olmuştur. Amaç laboratuvarda doku ve organ üretebilmektir. Vücut içine yerleştirildiğinde zamanla eriyen ve yerini yeni oluşan normal dokunun aldığı sistemleri yapmak mümkündür. Bu sistemleri hastadaki doku kaybının biçim ve boyutlarında ve o hastanın kendi hücreleriyle birleştirerek üretebilmek bugün gerçekleşmiştir. Doğal olarak disiplinlerarası oluşu ile çok geniş bir alanı kapsamaya başlayan biyomalzemeler, vücut dokularını aynen taklit eden ürünleriyle hepimizi heyecanlandırmaktadır.

Biyomalzeme ve Doku Mühendisliği Derneği olarak medikal endüstri ile ilişkileriniz, çözüm önerileriniz, iş birlikleriniz nelerdir?

Dernek olarak işlevlerimizden biri de laboratuvarlarda geliştirdiğimiz ürünlerimizi hastaya taşıyan medikal endüstri ile iş birliği yapmaktır. Bu üretim zincirinin çok önemli bir parçasıdır. Ürünlerin hastalara uygulanabilmesi için yapılması gereken testler sayı olarak çok fazladır, pahalıdır ve çok emek istemektedir. Bunun dışında, medikal sektör ileri teknoloji ürünlerini temel müşterisi olan devlete (Sağlık Bakanlığı, hastaneler, özel klinikler, uluslarası benzeri kurumlar gibi) sağlamak için gerekli olan karmaşık bürokratik ve parasal zorlukları aşmakla uğraşmaktadır. İthalata dayananarak al-sat işi yapmak çok daha kolaydır, temelde finansal koşullara bağlıdır ancak yerli bir ürünün hastalarımıza sunulabilmesi yukarıda belirtildiği üzere çok daha zorlu bir süreçtir ve ülkemiz için çok önemli bir sorundur. %80’in üstündeki kısmı ithalatla sağlanan medikal cihazların açığını kapamak özellikle de küresel etkileşimlerin çok hızlı ve yaygın olduğu günümüzde gittikçe de zorlaşmaktadır. Bunun için Atatürk döneminde çıkarılan Teşvik-I Sanayi Kanununda (1927) olduğu gibi, teknik özellikleri uyduğu sürece “hükümet, pahalı da olsa yerli fabrika ürünü tercih edecek” yaklaşımının benimsenmesi gerekir.

Hangi çalışma alanları üzerinde yoğunlaşıyorsunuz? Türkiye’de sağlık endüstrinin kendi üretimlerini yapabilmesi noktasında iş birliği önerileriniz, yaratıcı çözümleriniz nelerdir?

3B yazıcıyla üretilmiş ve vücutta zamanla eriyecek olan hastaya özel plastik implant

Dernek üyelerimiz biyomalzeme ve doku mühendisliği alanının en güncel ve ileri konuları üzerinde ve dünyadaki araştırmalarla paralel düzeyde araştırma yapmaktadırlar. Araştırma konuları arasında hastaya özel implantların üretilmesi, hedefli ve kontrolu ilaç salım sistemlerinin yapımı, özel işlevsel gruplarla bezeli doku mühendisliği iskelelerinin oluşturulması, nanoboyutlu taneciklerin teranostik adı verilen hem tedavi hem de tanı işlemlerinde kullanmak üzere tasarlanması, biyomalzeme yüzeyleriyle hücrelerin etkileşiminin incelenmesi, mikroakışkan sistemler yoluyla tanı sistemleri ve doku modelleri geliştirilmesi ve hücre içeren hidrojeller ile doku basımı gibi konular bulunmaktadır.

Üniversite ve sanayi iş birliğinin arttırılması yönünde Türkiye sağlık sektörü nasıl olanaklar sunuyor? Hayata geçirilmesi gereken imkanlar sizce neler olmalıdır?

İmplant yüzeyinde hücrelerin yüzeye
tutunması

Medikal sektörle ilişkilerin artırılması hem iki tarafın hem de devletin çabasıyla olasıdır. Burada özellikle devletin oluşturduğu ve maalesef çok da iyi kullanıldığını düşünmediğim bazı teknopark şirketi kurdurma destekleri ve TÜBİTAK destekleri söz konusudur. Bir de medikal sektörün üretiminin teknolojik düzeyi ile araştırmaların teknolojik düzeyi arasında belirgin bir fark vardır. İleri düzeyde ürün aynı zamanda yüksek katma değerli olacağı için bu yöne ve ürünlerin hastalarda kullanımına olanak sağlayan insan deneylerine yani klinik testlere gidiş yolunda bürokratik ve parasal desteğin sağlanması gerekir. Bunların yanında ithal ürünlere, ki bunların üreticisi genellikle büyük uluslararası şirketlerdir, oranla yerel ürünlere alım süreçlerinde, vergi oranlarında, ödemelerde, gümrük ve fiyatlandırma konularında avantaj sağlayan desteklere gereksinim olduğunu düşünüyorum.

Güncel çalışmalarınız, projelerinize ilişkin bilgi verebilir misiniz?

Bizim çalışmalarımız şu anda ağırlıklı olarak laboratuvarda organ yapımı yani doku mühendisliği, kişiye özel implantlar, hedeflenmiş ilaç taşıyıcı sistemleri (kansere ve sedef hastalığına yönelik olarak), sinir kopmalarını tedavi amaçlı sinir yönlendiricisi dediğimiz yapılar üzerine yoğunlaşmıştır. Doku mühendisliğinde hedeflediğimiz dokular içinde kemik, menisküs, hastaya özel kemik implantı, deri ve bazı körlük tiplerini iyileştirebilmek için yapay kornea bulunmaktadır. Bunun dışında önemli bir araştırma alanımız hücrelerle biyomalzeme yüzeylerinin etkileşimidir. Bu çalışmanın sonucunda kanserli hücrelerin varlığını sıvı örneklerden hızla saptayabilecek bir çip sistemi üzerinde çalışmaktayız. Buradaki çalışmaların sonuçları patentlenmiş bulunmaktadır.

Bunlara ek olarak belirtilmesi gereken önemli bir nokta da 2011 yılında DPT tarafından bir Biyomalzeme ve Doku Mühendisliği Mükemmeliyet Merkezini (BIOMATEN) ODTÜ içinde kurmuş olmamızdır (www.biomaten.metu.edu.tr). ODTÜ bünyesinde Rektörlüğe bağlı Biyomalzeme ve Doku Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak yer alan Merkez halen Kalkınma Bakanlığı (DPT) projesiyle desteklenmektedir. Merkezimiz, ileri düzeyde araştırmalar yürütmek, akademik ve medikal sektör elemanlarının konu ile ilgili analiz taleplerini olanakları çerçevesinde yerine getirmek, resmi ve sivil kurumlara alanımızla ilgili öneri, bilgi ve danışmanlık desteği sağlamak gibi görevleri sürdürmektedir.

Merkez ve Dernek üyeleri Biyomedikal Bilim ve Teknoloji Sempozyumları olarak 1994’ten beri yürütülmekte olan ve zamanla uluslararası düzeyde sürdürülmeye başlayan bilimsel toplantılara destek vermekte ve bazı yıllarda da düzenlemektedir.

En büyük isteğim, sağlık alanında ileri teknoloji ürünü medikal ürün, cihaz ve sistemlerin ülkemizde de üretilebilmesi ve hastalarımıza ulaşabilmesidir.

Expomed 2018’in Yıldızı: Nüve

Nüve, 22 – 25 Mart 2018 tarihlerinde Tüyap Fuar ve Kongre Merkezinde yapılan Avrasya’nın uluslararası standartlara sahip medikal fuarı Expomed Eurasia’ya katıldı.

Nüve, standında geniş ürün grubundan örneklere yer verdi. İnkübatörler, Kuru Havalı Sterilizatörler, Buharlı Sterilizatörler, Santrifüjler, Su Banyoları, Class II Mikrobiyolojik Güvenlik Kabini, Kan Saklama Dolabı, CO2 İnkübatör, Derin Dondurucu cihazları Nüve markasının geniş ürün çeşidini ve yüksek kalitesini yansıttı.

Türkiye’nin en büyük ve en köklü Tıp Fuarı olarak bilinen Expomed Eurasia Fuarı’nda Nüve, Elektro Medikal Ekipman ve Medikal Teknolojilerinin yer aldığı 3. Salon’da yer aldı. B08B numaralı standında tanıtım yapan Nüve, gerek bayileri gerek Nüve kullanıcıları gerekse sektör firmalarının yoğun ziyaretleri ile karşılandı.

Nüve, Expomed 2018’de, standında, Sağlık Bakanlığı ve sağlık sektörünün sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerini de ağırladı. Sağlık Bakanlığı, Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü Yatırım Modelleri Daire Başkanı Züfer Arslan fuarın birinci günü Nüve’yi ziyaret ederek görüşmelerde bulundu. Fuarın ilk günü Sağlık Bakanlığının yoğun ziyaretleri devam etti. Nüve, standında Sağlık Bakanlığı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Hakkı Gürsöz, Tıbbi Cihaz ve Kozmetik Ürünler Başkan Yrd.  Recep Uslu, Klinik Araştırmalar Daire Başkanı Asım Hocaoğlu ve beraberinde sektörün sivil toplum kuruluşları Sader, Tümdef, Seis yöneticilerinden oluşan kalabalık bir misafir grubunu ağırladı.

Nüve Genel Müdürü Beril İzgin, Nüve Genel Müdür Yrd. Mizyal İzgin Hergül ile beraberinde Yurtiçi Satış Müdürü Miyase Ülker ve İhracat Müdürü Sertan İnce Sağlık Bakanlığı yetkilileri ile görüşmede bulundu.

Türkiye’de Kadın Dayanışmasının Rol Model Kurumu: Güven Hastanesi

Güven Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve TÜSİAD Yedek YK Üyesi | Sağlık Çalışma Grubu Başkanı Nüket Küçükel Ezberci ile klinikiletişim dergisinin Mart sayısına özel bir röportaj gerçekleştirdik. 

“Hastanede herkes en iyi olduğu alanda görev üstlenir. Kız kardeşim Banu 21 yaşından beri bu hastanede. Yönetimi, maliyeti, finansmanı her şeyi en ince detayına kadar Banu bilir. Onun bildiği hiçbir şeyi ben bilmem. Ben dış ilişkileri yürütürüm”

“Kız kardeşimle her şeyimiz ortaktır; benim her şeyim kız kardeşimindir; onunki de benimdir. Benden sonra da oğullarıma kalmayacak, ona kalacak. Aramızdaki dayanışma bana göre tüm aile şirketlerine örnek olacak niteliktedir”

“Yönetim Kurulumuzun tamamı kadın, Genel Müdürümüz kadın, Başhekimimiz kadın, Başhekim Yardımcılarımız kadın, insan kaynakları yöneticimiz kadın… Yönetim dışında çalışanlarımızın yüzde 60’ı kadın”

“TÜSİAD’da 4 ana konumuz var: İleri yaş, tamamlayıcı sağlık sigortası, şehir hastanelerinin sevk ve idareleri ile koordinasyon konusu, sağlık teknolojileri ve inovatif yatırımlar”

“Vakıf üniversiteleri hastaneleri bizim anlayışımıza uygun değil. Kurulum prosedürü biz uygun değil. Bir de afiliasyon konusu var; iki çok ciddi afiliasyon görüşmemiz oldu. Bu esnada gördük ki kurulması çok kolay fakat sürdürülmesi fevkalade zor bir organizasyon yapısı. Özel üniversitelerin kurulmasına dair yasal alt yapının tamamlanmasının ardından gündeme alabiliriz”

Güven Hastanesi olarak 2018 yılını nasıl karşıladınız? Bu yılki hedefleriniz, potansiyel yatırım ve iş birliklerinize dair kısa bilgi verebilir misiniz?

2018’i büyük bir heyecanla karşıladık… Güven Hastanesi son altı yıldır büyüme ivmesi içerisinde. Türkiye sağlık sektörü de büyüyor ve önümüzdeki beş sene boyunca da büyümeye devam edecek. Nüfusun durmadan arttığı, hastalıkların nitelik değiştirdiği bir ortamda sağlık sektörünün büyümemesi düşünülemez. Burada can alıcı nokta, özel sektörün büyümeye devam edip edemeyeceği! En azından kendi adımıza belirmeliyim ki Güven Sağlık Grubu olarak büyümeye devam ediyoruz. Biz stratejimizi hizmeti derinlemesine vermek, sağlıkta referans merkezi olmak üzerine odakladık. Yeniliklere çok çabuk cevap vermek, karar alma mekanizmalarını çok daha rahat harekete geçirmek gibi bir artımız var. Bu da zaten kendini hem bütçede, hem de verdiğimiz hizmetlerin kalitesinde gösteriyor. Dolayısıyla çok mutluyuz, keyifliyiz. Çayyolu Sağlık Kampüsümüz oturdu artık. Bu bizim için gurur vesilesi.

Yeni yatırımlarınız neler?

Bu yıl için birçok yeni girişimimiz var. Geçtiğimiz üç ay içinde yeni bir şirket oluşturduk; Güven Future adında. Sağlık teknolojileri, software yazılımları üzerine çalıştığımız, sağlıkla teknolojiyi birleştirdiğimiz bir yazılım şirketi kurduk. Sadece sağlıkta değil savunma sanayinde de söz sahibi olmak üzere yola çıktık. İlk bakıldığında zaman savunma sanayi ile sağlığın ne ilgisi var diye düşünülebilir; oysa dikkat edin sağlık teknolojileri, savunma sanayisi gelişen tüm ülkelerin yan sanayisi olarak ortaya çıkmıştır. Şirketimiz daha çok yeni kurulmuş olmasına rağmen 20-25 kişilik bir kadrosu var ve çok iyi iş birliklerine imza attı. Bu bizi çok heyecanlandırıyor. Biz Ankaralı bir şirketiz ve ana merkezi Ankara olarak da kalmaya devam edecek. Ankara’nın ulaşım sorunları devamlı dile getirilmekle birlikte, biz referans merkezi niteliğimizle tüm Türkiye, Ortadoğu, Balkanlar, Orta Asya Cumhuriyetlerine ve Afrika ülkelerine Ankara’dan hizmet verme konusunda bir sıkıntı yaşamıyoruz.

Heyecan duyduğumuz bir başka projemiz daha var; Bilkent Şehir Hastanesine yeni bir yiyecek içecek

konseptiyle giriyoruz. Talep arzı doğuruyor ve insanlar haklı olarak iyi ve sağlıklı şeyleri talep ediyorlar. İnsan ne yerse odur; hadi dedik, insanı besleyeceğiz. Çünkü bizim en büyük görevimiz insanları sağlığa kavuşturmaktan ziyade insanları sağlıklı kılmak, sağlıklarını koruyabilmek.

Güven Çayyolu konsepti de insanları sağlıklı olarak muhafaza etmek üzerine kurulmuş bir anlayıştır. Yiyecek – içecek işi, marketlerde satılacak ürünlerin insan sağlığına etkileri konusunda da insanlar en doğru arza layık. Bunu sadece Ankara ölçeğinde değil, tüm Türkiye sathında standardize edecek ve ardından ihraç edilecek bir hizmet olarak kurgulamaktayız. Yine Ankara merkezli, sıfırdan gelerek bir marka yaratan Çağdaş Şirketler Grubu’nun en az bizim kadar vizyoner sahipleriyle Anadolu’yu sağlıklı besinlerle tanıştıracağız. İnsanlar bilgiyi nasıl taşır? Biz dokunarak taşıyoruz. En büyük özelliğimiz bu.

Ankara’da yaşamanın ve sağlık hizmeti sunuyor olmanın avantaj/dezavantajları sizce neler? Dezavantajı avantaja çevirme konusunda o kadar mahiriz ki…

Bence taş yerinde ağırdır, daha büyük bir yere gidip de orada kaybolmanın manası yok. Bu demek değildir ki hizmeti İstanbul’a götürmeyeceğiz. O kadar çok hastamız var ki İstanbul’dan! Onlar bizi oraya da gitmemiz için çok zorluyorlar. Hayallerimizde her şey var ama doğru zamanda doğru zeminde olmalı herşey. Değişmeyen tek olgu, Merkez Ankara!

Biz hayal kurmayı ve bu hayalleri hayata geçirmeyi çok seviyoruz. Bazı hayallerin hayata geçmemesi gerekiyor, onu da zaten yolda anlıyoruz. Bodrum’u çok arzu ettik mesela, nasip değilmiş, olmadı. Olmadığını kabul ettiğimiz gün başka projeler çıktı. Şimdi en büyük hayallerimizden biri ileri yaş hasta bakımı! Tüm bilgi, birikim ve deneyimimizi ona vakfetmiş durumdayız. Çünkü bu bir ihtiyaç… 65 yaşında insanı emekli ediyoruz, tababet bu insanı 90-95 yaşına kadar yaşatıyor. Bu 30 sene çok önemli bir 30 sene… Çok maliyetli, çok yıpratıcı ve fedakarlık isteyen bir süreç. Bizim en büyük amacımız bu zor görünün ve dezavantaj olarak nitelendirilebilecek bu süreyi, avantaja çevirmek. Çok yol kat ettik, çalışmalarımız var.

Bu sadece Türkiye’yi ilgilendiren bir mesele değil… Avrupa’nın, ABD’nin ve Ortadoğu’nun demografik yapısı içler acısı. Sağlık hizmeti söz konusu olduğunda coğrafi sınır yoktur. Yurt dışında genç nüfus az ve hizmet sektörünün en önemli bileşeni sağlıktır. Sağlığın da en önemli bileşeni ileri yaş! Bizler ileri yaş konusunda hizmet sunumumuzu derinleştirmek zorundayız. Bu aynı zamanda çok önemli bir ihraç kalemidir. İleri yaş konusunda köyler kurduğumuzu düşünebiliyor musunuz? İklim, lokasyon, genç nüfus, deneyim, şefkat her şey bizde ve olmaması için hiçbir sebep yok. TÜSİAD’ın önemli gündem maddelerinden biri de bu. Bunu TÜSİAD’a taşıdım ve kabul gördü. Sigorta şirketleri, diğer hastaneler, Sağlık Bakanlığı ve diğer paydaşlarla yakın iş birliği içerisindeyiz. Önemli olan prosedürleri, akreditasyon süreçlerini, eksiksiz tamamlayabilmek! Olmaması için hiçbir neden yok. Türkiye Cumhuriyetinin bundan sonra yapacağı kurumsal anlaşmalardır. Bina inşa etmek, para pul bulmak en kolayı! Önemli olan neyin nasıl olması gerektiğiniz kağıda dökebilmek. En zoru planlama aşamasıdır, biz planlamaya soyunduk.

Türkiye’de özel hastanecilik nereye doğru evriliyor sizce? Şehir hastaneleri sağlık hizmet sunumunu nasıl dönüştürecek?

Ne kadar çok rakip olursa kendinizi o kadar çok ileriye taşımak mecburiyetindesiniz.  Şehir hastaneleri çok büyük ihtiyaçlara cevap verecek. Mevcut hastaneler oraya taşınacak. Mevcut hastanelerin altyapı sorunları öyle kolay kolay giderilecek gibi değil ki! Peki şehir hastaneleri bu kadar büyük olmalı mı? Onu zaman gösterecek. Önemli olan hizmeti birbiriyle ilintili, bütünlüklü şekilde verebilir miyiz sorusunun cevabıdır. Biz elimizden gelen her türlü katkıyı veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz. Çünkü bu hastaneler 84 milyonun malı. Ümitli olmamak için hiçbir sebep yok; sorunun olduğu yerde de çözüm var. Esas iş, soruna değil çözüme odaklanmak.

Benim olumsuzluklara, sorunlara odaklanacak vaktim yok. Yaşamak, çok ciddi bir iş! O ciddiyeti de olumlu addederseniz hayat bir anlam ifade eder.

TÜSİAD’da yer alıyorsunuz… Görev ve sorumluluklarınızı kısaca ifade eder misiniz?

8-9 senedir üyeyiz. Bu sene Erol Beyin başkan olmasıyla birlikte beni yedek yönetim kurulu üyesi olarak seçtiler. Aynı zamanda sağlık çalışma grubu başkanlığını da yapıyorum. Masanın etrafında birçok ortağımız var ve hepsinin bilgi birikimi, deneyimi inanılmaz boyutlarda. Ben kendi adıma o kadar çok şey öğreniyorum ki… Hepimizin hayalleri var, o hayalleri biz sağlık çalışma grubu olarak ortak bir paydada buluşturabildik. Nasıl heyecanla çalışıyoruz görseniz… Herkes işini gücünü bırakıyor, o toplantılara geliyor!

Çalışma Konularınız Neler?

4 ana konumuz var. Bunlardan biri ileri yaş. Raporlarımızı hazırlıyoruz, kamuoyunun bilgisine sunacağız. İkincisi, tamamlayıcı sağlık sigortası… Vatandaş zaten halihazırda cebinden para ödüyor, bu ödemenin hesap altına alınması lazım. Tamamlayıcı sağlık sigortası bu konuda çok iyi bir enstrüman. Devlet bu kadar çok kapsayıcı olmayı sürdürebilir mi, sürdüremediği takdirde tamamlayıcı sağlık sigortası ile bu eksiği giderebileceğimizi düşünüyoruz. Üçüncü konumuz, şehir hastaneleri. Şehir hastaneleri konusunda ihtiyaç olduğu takdirde nerede nasıl destek olabiliriz tartışıyoruz. Gelecek süreçte, sağlık hizmetleri sunumunun da özel sektöre kaydırılabileceğini düşünüyoruz. O noktada hepimizin hazır olması lazım. Bunun adı özelleştirme değil; sadece hizmet sunumunun özelle iş birliği halinde yapılması. Herkesin diline pelesenk olmuş vaziyette ama sağlığın özelleştirilmesi diye bir şey yok! Ama hizmet sunumunda özel ile birlikte el ele sorumluluk alınması çok doğru bir yaklaşım. Çünkü devlet ne kadarına yetişecek? Tomografinin ne sıklıkta kullanıldığı veya arıza çıktığı zaman hemen yapılıp yapılmadığı konuları bürokrasinin işi olmamalı! Özel sektör elin taşın altına koymalı ve o sorumluluğu almalı.

Bakanlığımızla iç içe çalışıyoruz; hangi noktada bizim yardımımıza ihtiyacınız var, size nasıl yardımcı olabiliriz diye sürekli iletişim halindeyiz. Mesela hizmetlerin standardize edilmesi çok önemli… Tüm şehir hastanelerinde yapılan görüntüleme, laboratuar hizmetleri, yemek ve diğer hizmetlerin standardize edilmesi çok önemli. Bu standardizasyonu sağladığınız zaman bu hizmetler büyük bir ihraç kalemi de olacaktır, büyük bir know-how! Mesela özel sağlık hizmeti sunucularına denilebilir ki, kardiyovasküler hizmetleri özel hastaneler sunsun! Dördüncü başlığımız da teknolojik yatırımlar… Sağlık inovasyonları, yerli ve milli üretim. Bu başlık altında inanılmaz güzel işler yapılıyor: Bir tanesi TUSİAD bünyesindeki “Bu Gençlikte İş Var” yarışması. Bu harika projeyi biz de Sağlık Çalışma Grubu olarak destekliyor, sağlık alanında beğendiğimiz inovatif fikirleri networkümüz sayesinde ilgili firma ve üreticilerle buluşturuyoruz

TÜSİAD, adında geçen cinsiyet vurgusunu kaldırdı… Cinsiyet eşitliğine yönelik atılan bu adım, kurumsal kimlik ifadesi dışında TÜSİAD’ın temsiliyeti/iletişimleri ve sektörle ilişkilerinde, kadınlar için pozitif sayılabilecek eşitlikçi bir zeminde, başka farklılıkların/iyileşmelerin de önünü açtı mı? Bu konuda hedefleri/özendirici faaliyetleri var mı?

Bu zaten gündemde olan bir konuydu. En gurur duyduğumuz tarafı kadın üyeler kadar erkek üyelerin de insiyatifiyle hayata geçmiş olmasıdır. Geç mi kalındı? Zaman meselesiydi. TÜSİAD’ın gündeminde o kadar çok mesele var ki… Biliyorsunuz krizlerden doğrudan etkilenen bir yapı. Bu kadar öncelik arz eden konuların arasında kendine ancak şimdi yer buldu. Türkiye gayri safi milli hasılasının yüzde 85’ini yöneten bir gruptan bahsediyoruz. On binlerce işçiyi temsil eden bir yapı söz konusu. Oradaki erkek üyelerin bu düzenlemeye sahip çıkmaları demek, kendi iş yerlerinde de aynı özeni ve duyarlılığı gösterecekleri anlamına geliyor. Bu sadece ufak bir isim değişikliği veya kurumsal bir makyaj değil. TÜSİAD’IN üyesi olan ve on binlerce işçi çalıştıran bir patronun kadınlar konusunda duyarlılık göstermemesi mümkün mü? Bazı kişiler bu değişikliğin çok da gerekli olmadığını sorguladı ama bence yansımaları çok önemli! Önem verilmeyecek bir konu değil! Diğer dernekler, vakıflarda da aynı duyarlılığın gösterilmesini bekliyoruz.

Biz birçok alt çalışma grubunda temsil ediliyoruz; Hastanemizin Genel Müdürü  Dr. Aylin Yaman TÜSİAD Cinsiyet Eşitliği Çalışma Grubunda. Yönetimimizdeki birçok isim farklı çalışma gruplarında görevli.

Sizi ilerde TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı olarak görecek miyiz?

Gündemimde olan bir konu değil. Zaten Başkanlık yedi gün yirmi dört saat mesai, ayrıca gerçekten büyük fedakarlık isteyen bir iş. Beni aşar.

Güven Hastanesiyle nasıl ilişki kurdunuz?

Bizim çocukluğumuz boyunca annemle babam hiç evde yoklardı. Herkes annesini parfüm kokusuyla, evlerinde poğaça kokusuyla hatırlar; biz annemizi anestezi ilacı kokusuyla hatırlıyoruz. Bu bende hastaneden nefret etme kız kardeşimde de hastaneye bağlanma güdüsü şeklinde ortaya çıktı. Kız kardeşim Banu, hastaneye bağlandıkça annesine babasına kavuştu. Bana da tam tersi sirayet etti. 21 yaşımda Dışişleri Bakanlığının sınavlarını kazandım. Yıllar boyu bu hastanede iki kişi tanıdı beni: Gece şoförü ve gündüz şoförü. Havalimanından aldılar, getirdiler. Hiç istemediğim, sevmediğim ve hayalini kurmadığım şey bu hastaneye geri gelmekti. Mesleğimin en güzel zamanında, sefirliğime çok az bir zaman kala bir anda annemi sonra da babamı kaybettim ve ben hiç istemememe rağmen kardeşimin zoruyla buraya geldim. Dolayısıyla neyin planı, neyin programından bahsediyorsunuz? Bakanlıktaki çalışma hayatımda hırslı bir kadındım ve o hırsla buraya geldim.

Burada yaşananlar, yaşamla ölüm arasındaki o sırat köprüsünde aracı olarak bulunmanız, insanların sizden medet umması, sizin o medet karşısında ruhunuzu zenginleştirmeniz… Hırsların, paranın hiçbir anlam ifade etmediği, hiçlik mertebesine ulaşmanın bana göre bu dünyadaki en önemli sınav olduğu anı ancak burada yaşayabilirsiniz. Şimdi tapıyorum, bayılıyorum bu hastaneye. Ruhum şifa buluyor. Sadece benim değil hastanemizin kapısından giren herkesin aynı hissiyatta olduğuna inanıyorum. Yaşam şifadır. Hayata güzel bakabilmek şifadır, ölüm de şifadır. Herkes kendisini sağaltacak, iyi hissettirecek bir şey buluyor bu hastanede.

Biz hastaneci değiliz, burada doğduk, burada büyüdük. Anne-babayı burada kaybettik. Burada nefes alıyoruz. Burada aşk var, ibadet var, bir olmak var.

Güven, kadın yöneticilerin ağırlıkta olduğu bir hastane! Türkiye’de hastane yönetimlerinde başka örneği yok sanıyorum… Kadın liderler, Türkiye’deki hastane yöneticiliği pratiğine/tecrübesine sizce nasıl katkılar sunuyor?

Yönetim Kurulumuzun tamamı kadın, Genel Müdürümüz kadın, Başhekimimiz kadın, Başhekim Yardımcılarımız kadın, insan kaynakları yöneticimiz kadın… Yönetim dışında çalışanlarımızın yüzde 60’ı kadın…

Bu ağı bilinçli olarak mı ördünüz?

Kadının kadınla iyi anlaşamadığı, ego yarışının ön planda olduğu yönünde bir anlayış dile getirilir ya biz hiçbirimiz buna asla inanmıyoruz. Kadın kadar bu işi iyi yapabilecek başka varlık düşünemiyorum. Şefkat, vicdan bizde daha fazla… Birbirimizi destekliyoruz. Ticari yönden de son derece zekiyiz. İş belli; bir yanda yapılması gerekenler var, öte yanda alınması gerekenler var. Biz alırken kazanıyoruz çünkü çok iyi pazarlık yapıyoruz! İkinci olarak da marka değerimizi iyi kullanıyoruz.

Hastanede herkes en iyi olduğu alanda görev üstlenir. Kız kardeşim Banu 21 yaşından beri bu hastanede. Yönetimi, maliyeti, finansmanı her şeyi en ince detayına kadar Banu bilir. O işin mutfağıdır. Onun bildiği hiçbir şeyi ben bilmem. Ben dış ilişkileri yürütüyorum. Kamu kurumları, Parlamento ilişkileri, Bakanlıklarla iletişimleri sağlıyorum. Ben dışarıdakini alıp içeri getiririm, işim bu! Birbirimizin işini öğrenmeye kalkmak ruh yorgunluğu… Herkes kendi işini yapar bizde. Bir konuyu “bilmiyorum” demekten utanmıyoruz ki… Kadın dayanışmasının özünde bence bu var, çok rahatlıkla “bilmiyorum” diyebiliyoruz. İşin en güzel tarafı da bu bence… Bilmek zorunda değilim. Çünkü bilen var!

İronik bir durumu aktarayım; geçen gün asansör bekliyorum ve yanımda da hastane çalışanı üniformalı personeller var, onlar bana baktı ve ben onlara baktım. Onlar beni tanımıyor, ben onları tanımıyorum. Öyle hoşuma gitti ki… İşte bu kurumsallaşma demek! Kağıt üzerinde aile şirketi olmamıza rağmen kurumsallaşmayı başarabildiğimizin en büyük göstergesi bu bence! Başka bir patron bundan rahatsız olabilir ama ben ve kız kardeşim bundan inanılmaz mutlu oluyoruz.

Kız kardeşimle her şeyimiz ortaktır; benim her şeyim kız kardeşimindir; onunki da benimdir. Benden sonra da oğullarıma kalmayacak, ona kalacak. Aramızdaki dayanışma o kadar güçlüdür ki! Onunla benim birbirimizden başka kimsemiz yok, evlat emanettir. Bizim için önce kardeş gelir! Kolay kadınlar değiliz, hepimizin kendine göre zorlukları var.

Sizin zorluklarınız neler?

Ben mesela, sabah 9 ve akşam 5 kadını değilim. Sevmiyorum. O kadar çok şeyi aynı anda organize etmeliyim ki; benim belirli bir saat düzenim olmamalı. Eskiden sabretmeyi bilmiyordum ama artık öğrendim. Zorluğum yok bence! Banu çok detaycıdır. Banu’nun bu kadar detaycı olduğu yerde benim vurdumduymaz olmam zor bir birliktelik! Kızıyor bana ve haklıdır. Benim öyle bir kaderciliğim var. “Olması gereken zaten oluyor” deyip geçiyorum.

Ben hayatından çok memnun bir kadınım, üç oğlum var (en büyük oğlum yirmi üç yaşında ve enerji sektöründe çalışmaya başladı, ikizlerim de dokuz yaşında) onlarla vakit geçirmeyi severim. İşini yirmi dört saatlik hobi olarak yapan bir kadınım. Her sabah üç ile beş arasında ayaktayım ve her şeyi planlar, organize ederim. Akşam sekizde yatarım. TV izlemem. Bilmem gereken her şey bana en doğru şekilde gelir. Hastanemizin geleceği konusunda illa üniversite yapısı altında kurumsallaşma olabilir.

Bünyesinde tıp fakültesi de bulunduran vakıf üniversitelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Güven Hastanesi olarak ileriki dönemde böyle bir yatırımınız/projeniz olabilir mi?

Bizim bu kadar derinleşmiş bilgi birikimiyle ve hizmet anlayışıyla yapmamız gereken şey bence üniversite hastanesi olmaktır. Fakat vakıf üniversiteleri hastaneleri bizim anlayışımıza uygun değil. Kurulum prosedürü biz uygun değil. Öte yandan anayasal düzlemde değişiklik yapılırsa bizim sadece tabela değiştirmemiz yeterli olur. Bir de afiliasyon konusu var. İki çok ciddi afiliasyon görüşmemiz oldu. Bu esnada gördük ki kurulması çok kolay fakat sürdürülmesi fevkalade zor bir organizasyon yapısı. Sürdürülebilir olması için iki tarafın da büyük fedakarlık yapması lazım. Bizler uzlaşıya açığız evet ama afiliasyonun getirdiği uzlaşı bizi bile aşabilir. Onun için şu anda başka bir afiliasyon sürecindeyiz ama onun da süreli olması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü bu işin özünde bence şu var: Bir üniversite tıp eğitimi verecekse er veya geç kendi hastanesine sahip olmak zorunda. Elin taşıyla elin kuşunu vurmak tababette de eğitimde de olmaz. Uymuyor. Taraflardan birinin konuya daha kalite odaklı bakması veya başka tarafın daha ticari veya insan kaynaklı bakması ortak paydada buluşmayı zorlaştırıyor. Önce bu sorunlar çözümlenir gibi geliyor ama tam tersi. Giderek büyüyor! Dikkat edin afiliasyon süreçleri işlemiyor, taraflar arasında sıkıntı var.

 

Sağlık Market ile yerli üretim hedefleniyor

Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü Tedarik Planlama, Stok ve Lojistik Yönetimi Daire Başkanı Uz. Ecz. İrem Mühürcü, sağlık market uygulamasının lojistik tarafını  Expomed’de anlattı. Sağlık Market uygulamasının temel amacının yerliliği ön plana çıkarmak ve Türkiye’de tıbbi cihaz sektörünü güçlendirmek olduğunu söyleyen Mühürcü, devletin teşvik mekanizmalarını güçlendirmek, yerli firmaların ürünlerini kataloglara koyarak merkezi bir yapı kurgulandığını ifade etti.

Sağlık Market uygulamasında dürün gamına göre ihale süresinin her ay tekrarlanabileceğini aktaran Mühürcü, Devlet Malzeme Ofisinden alınacak ürünlerin stok gün sayısını azaltabileceklerini belirtti.

Lojistik sektörünün ekonomin temel taşlarından biri olduğunu söyleyen Mühürcü, lojistik ve tedarik zinciri düzgün çalışmadığında üretim ve gelir kaybının yaşanabileceğinin altını çizdi. Lojistik sektöründe sürdürülebilirliğin önemi vurgu yapan Mühürcü, kaynakların verimli kullanımı, serbest ve adil rekabet ortamının oluşturulması, hizmet kalitesinin artırılması, enerji verimliği ve çevresel duyarlılık, emniyet ve teknoloji, eğitim-bilim-teknoloji ve uzmanlaşmanın önemli parametreler olduğunu aktardı. Hedeflerinin yeşil lojistik olduğunu ve bu yönde önemli çalışmalar kaydettiklerini söyleyen Mühürcü, lojistiğin tek bir kulvar olmadığını, ambalaj ve saklama koşulları gibi farklı uzmanlık alanlarının da bu konuda önem arz ettiğini söyledi.

 

Chiesi ile Pharmactive Güçlerini Birleştirdi

Türkiye’deki yerel yatırımlarını artırmaya yönelik stratejisi kapsamında İtalyan ilaç şirketi Chiesi, Pharmactive ile ürün satınalma ve yerel üretim anlaşması imzaladı.

Türkiye’de 10 yılı aşkın bir süredir faaliyet gösteren İtalya merkezli uluslararası ilaç firması Chiesi, temel tedaviler grubundaki ürünler için ulaştığı uzmanlık alanlarında ürün portföyünü genişletmek amacıyla Pharmactive ile iş birliğine imza attı.

Chiesi, Türkiye’de büyüme planının önemli bir adımı olarak yeni ürün iş birlikteliğinin yanısıra temel ve özel tedaviler portföyünde yer alan bazı ürünleri için yerel üretim kararı aldı. Bu iş birlikteliğinin ilk aşaması nazal steroid spreyin üretimi ile başlayacak olup, Chiesi tarafından gerekli teknoloji transferinin tamamlanmasını takiben üretime başlanacak. Bir sonraki aşamada Türkiye’den Avrupa ülkelerine ihracat konusu da şirketin planları arasında yer alıyor.

Chiesi Türkiye Genel Müdürlüğünde yapılan imza törenine Chiesi Türkiye Genel Müdürü Filiz Balçay, Pharmactive Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Sancak ile iki şirketin iş geliştirme ve pazarlama yönetim ekipleri katıldı.

İlaçta Stratejik İş birliği!

Chiesi Türkiye Genel Müdürü Filiz Balçay, ürün satınalımı ve üretim kapsamında imzaladıkları bu işbirliği anlaşmasını her iki firma, toplum ve ülkeye katkıları açısından şöyle değerlendirdi: “Dünya’da 80, Türkiye’de ise 10 yılı aşkın süredir hastaların yaşamlarını sağlıklı olarak sürdürmelerine yardımcı olan Chiesi; Solunum & Allerji hastalıkları, yeni doğan yoğun bakım ve nadir hastalıklar alanlarındaki güçlü ürünlerini global deneyimi ile Türk tıbbının hizmetine sunmaktadır. Türkiye’nin öncü ilaç firmalarından Pharmactive İlaç ile imzaladığımız anlaşma, Türkiye’deki portföyümüzü zenginleştirmeyi ve yerel üretimi hedefliyor. Global ölçekte cirosunun %20’den fazlasını AR-GE faaliyetlerine ayıran ve yenilikçi ürünler geliştirmekte olan Chiesi’nin, Türkiye’deki büyüme planlarının hayata geçmesi için kritik öneme sahip olduğunu düşündüğümüz bu iş birlikteliği, firmamızın Türkiye’deki varlığını güçlendirecek ve ürün portföyünün genişleyerek büyümesini sağlayacak önemli bir adımdır.”

İtalya’nın dev markalarından Chiesi firmasının Türkiye’deki ve bölge ülkelerdeki pazarlara yönelik attığı adımları yakından takip ettiklerini ifade eden Pharmactive Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Sancak, “Üretim tesisimiz yüksek kapasite ve teknolojisiyle sadece Türkiye’nin değil Avrupa’nın da sayılı ilaç üretim tesislerinden birisidir. Stratejik üretim iş birliklerimize bir yenisini daha eklemekten mutluluk duyuyoruz. Bu işbirliği ile daha güçlü ekiplerle daha çok hastaya erişme şansımız olacaktır. PharmAr-Ge’mizde geliştirilen bir ürünün uluslararası bir firma tarafından pazarlanması bizleri mutlu etmektedir. Chiesi ile yaptığımız anlaşmayı ortak pazarlama anlaşmasından ziyade stratejik bir işbirliği olarak görmekteyiz. Chiesi’nin lokal büyüme hedeflerine katkıda bulunmak istiyoruz. Ortak pazarlama ile başlayan bu işbirliği, Chiesi’nin bazı ürünlerinin Pharmactive’in tesislerinde lokal üretime geçmesiyle daha da büyüyecektir. Chiesi gibi dünyanın önde gelen firmalarından biriyle işbirliği yapmak bizi gururlandırıyor. Bu işbirliğinin sadece ekonomik anlamda değil, toplum sağlığı açısından da faydalar sağlayacağına inanıyorum.” dedi.

Chiesi Türkiye hakkında

Genel merkezi Parma, İtalya’da yer alan Chiesi, ilaç endüstrisinde 80 yılı aşkın bir süredir hizmet veren araştırma odaklı uluslararası bir sağlık grubudur. Chiesi solunum tedavileri, hastane ürünleri grubu ve nadir hastalıklar alanında yenilikçi ilaçlar araştırmakta, geliştirmekte ve pazarlamaktadır. Chiesi’nin Ar&Ge merkezleri Parma (İtalya), Paris (Fransa), Cary (ABD) ve Chippenham’da (Birleşik Krallık) bulunmakta olup satın alınan Danimarkalı şirket Zymenex’in AR-GE ekibi de, çabalarını klinik öncesi, klinik ve ruhsatlandırma programlarını geliştirmek için Chiesi ile birleştirmiştir. Chiesi’de 560’ı yalnızca Ar&Ge faaliyetlerinde görev yapmak üzere 5000’e yakın kişi çalışmaktadır.

Pharmactive Hakkında

Pharmactive İlaç, Aralık 2010’da kuruldu.  Üretim tesisinin temelini Şubat 2011’de atan Pharmactive, 200 milyon doların üzerinde bir yatırımla, yıllık 330 milyon kutu üretim kapasiteli bir fabrikayı ülkemize kazandırdı. 108 bin metrekare alana kurulu Pharmactive üretim tesisi, 42 bin 500 metrekare kapalı alana sahip 1. etabı ile Türkiye’nin en büyük ve en modern üretim tesislerinden biri. Tesis, 2. etap bittiğinde 80 bin metrekare kapalı alana çıkarak 550 milyon kutunun üzerinde üretim kapasitesiyle Avrupa’nın sayılı ilaç üretim tesislerinden biri olacak. Pharmactive, farklı terapötik alanlarda yenilikçi yaklaşımla geliştirdiği ilaçlarını, üstün kalite, hasta odaklı anlayış ve deneyimli ekibi ile doktor, eczacı ve hastaların hizmetine sunuyor. Pharmactive, dünya devi ilaç firmaları ile yaptığı stratejik üretim anlaşmaları ile toplum sağlığına faydalı ürünler üretmeye devam ediyor.

Biyomedikal Teknolojilerde Gelişmeler Ne Yönde?

Biyomedikal Teknolojilerde Gelişmeler Ne Yönde? 

Doç. Dr. Albert Güveniş

Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Albert Güveniş, en yeni ve heyecan veren biyomedikal teknolojileri klinikiletişim okurları için kaleme aldı.

  • Hafif ve orta şiddette uyku apnesi yaşayan hastalar, Enstitümüzde geliştirilen yeni aparat sayesinde, gündelik hayatlarında konforlu bir şekilde fayda görecek 
  • Görme engelliler ultrasonik mesafe bulma, ses tanıma teknolojileri ve android uygulaması sayesinde yollarını kolayca bulabilecek
  • Tıp eğitiminde yapay zeka ve robot teknolojileri daha fazla yer alacak
  • Elektronik gözlükler ve artırılmış gerçeklik (augmented reality) sistemleri hekimlere önemli bilgilere hızla erişme imkanı getirdi. Ameliyat sırasında karmaşık görüntülere üç boyutlu erişme imkanı olacak
  • DNA testleri ve şimdi tıbbi görüntülemede kantifikasyon sayesinde kanser ve diğer hastalıklarda kişiye özel tedavilerin planlanması mümkün
  • 3-D printer ile basılan organlar sayesinde kişiye özel ameliyat planlama yapmak mümkün. Kırıklar için özel alçılar ve hastaya özel implantlar yapılabilir. Yakında hastaya özel dozlarda ilaç basılabilecek.
  • Görüntülemede kişiselleştirilmiş çekim teknikleri kullanımda! BT çekiminde, hastaya özel çekim teknikleri ile daha az doz veya daha yüksek görüntü kalitesi elde etmek mümkün
  • Yeni geliştirilen el protezi ile kişi piyano dahi çalabiliyor; beyin –bilgisayar etkileşimi ve yeni algoritmalar ile bu alanda da yeni gelişmeler beklenebilir

Biyomedikal teknolojilerde hızlı gelişmelerin olduğu bir yılı daha kapattık. 2017 yılında hangi yenilikler sunuldu? Gelecek neye göre şekillenecek? Son konferans, yayın ve teknoloji sunumlarına göre eğilimler belli olmaya başladı. Bu yazıda kısa bir tur atmayı planladık.

Bunlardan en heyecan vericileri arasında dijital sağlık teknolojileri yer alıyor. Sensörler sayesinde hastadan alınan çeşitli sinyal ölçümleri ile erken teşhis, tedaviye uyum takibi, uzaktan kronik hastalık takibi konuları güncelliğini koruyor. Örneğin yeni geliştirilen bir system (PlaIMoS) EKG, nabız, galvanic direnç gibi ölçümler alıp analiz edebiliyor1. Coğrafi bilgi sistemleri bulaşıcı hastalıkların takibini gerçekleştirebiliyor2. Parkinson ve diğer daha birçok hastalığın uzaktan teşhis ve takibi yapılıyor3. Örneğin bu sistemde ses sinyal işleme sayesinde parkinson hastalığının % 96 oranında teşhisi ve takibi yapılıyor. Ayrıca bulut temelli system kaynakların verimli kullanılmasında da rol oynuyor. Elektronik sistemler aynı zamanda tedaviye yönelik de çalışabiliyor. Parkinson hastaları için tasarlanmış yeni bir implant FDA onayı almış durumda.

Uyku Apnesi Ev Ortamında Takip Edilebiliyor

Bu amaç için geliştirilen en son sistemler bir parmağın etrafına takılabilecek kadar küçüldü. Yeniliklerden biri enstitümüzde gerçekleşti ve yeni bir aparat sayesinde hafif ve orta şiddetteki uyku apnesi hastaları konforlu bir şekilde fayda görebilecek. Bu aparatın patent çalışmaları devam ediyor4.

Görme Engelliler için Yeni Teknolojiler

Cep telefonları ile geliştirilen yeni sistem ve uygulamalar sürekli artmakta ve önümüzdeki yıllarda daha da artacağa benziyor. Bu uygulamalar görme engellilerin çeşitli ortamlarda yürümelerini mümkün ve kolay kılıyor5,6. Başkalarına bağımlı görme engelliler, ultrasonik mesafe bulma, ses tanıma teknolojileri ve android uygulaması sayesinde yollarını kolayca bulabilecekler. Bu örnekler şu an bile saymakla bitmiyor. Avrupa Birliğinin ve NIH’in yeni araştırma programlarında da dijital sistemler ön planda7,8.

Karmaşık Görüntülere Üç Boyutlu Erişme İmkanı

Dijital dünyanın tıbba bir diğer etkisi ise tıp eğitiminde görülmeye başlandı. Eğitimde yapay zeka, ve robot teknolojileri daha fazla yer alacak.

Elektronik gözlükler ve artırılmış gerçeklik (augmented reality) sistemleri9,10,11 hekimlere önemli bilgilere hızla erişme imkanını getirdi. Ameliyat sırasında bu sistemler sayesinde karmaşık görüntülere üç boyutlu olarak erişme imkanı olacak.

Kanserde Kişiye Özel Tedavi

Onkolojide hassas tıp konusunu daha önce işlemiştik. DNA testleri ve şimdi tıbbi görüntülemede kantifikasyon sayesinde kanser ve diğer hastalıklarda kişiye özel tedavilerin planlanması mümkün olabilmekte. PET ve diğer görüntüleme cihazlarından elde edilen veriler, prognoz ve tedaviye cevap tahmini için işlenmektedir. Bu çalışmalar dünyada ve enstitümüzde devam etmekte.

Hastalardan elde edilen verilerin incelenmesi ile karar destek sistemlerin üretilmesi bu yıllarda gündemde olmaya devam edecek12,13. Tıpta bilgi miktarı arttıkça karar destek sistemlerinin kullanımı kaçınılmaz olacak. Big Data uygulamaları sayesinde yeni bilgiler gün ışığına çıkacak.

Kişiye Özel Ameliyat Yapmak Mümkün

3-D printer ile basılan organlar sayesinde kişiye özel ameliyat planlama yapmak mümkün 14,15. Bu teknolojinin faydaları kırıklar için özel alçıların yapılabilmesi, hastaya özel implantlar ve yakında yine hastaya özel dozlarda ilaç basılabilmesi olacak16.

Kişiselleştirilmiş Çekim Teknikleri

Görüntüleme sistemlerine gelince, hastanın maruz kaldığı radyasyon miktarının azaltılmasını sağlayan PET-MR sistemleri artmakta17. Ayrıca, çeşitli görüntüleme tetkiklerinde kişiselleştirilmiş çekim tekniklerinin kullanılması başladı18,19. Böylelikle, her hasta için en iyi görüntü kalitesi elde etmeye çalışılmakta. Örneğin BT çekiminde, hastaya özel çekim teknikleri ile daha az doz veya daha yüksek görüntü kalitesi elde etmek mümkün. PET ile moleküler görüntüleme daha yüksek rezolüsyonda gerçekleşebilmekte ve teranostik çalışmaları için yeni ajanlar geliştirilmektedir.

Biyokimyasallar Elektrik Akımı ile Görüntüleniyor

Diğer bir gelişme, ultrason cihazlarının gittikçe küçük ve taşınabilir olması 20. Lozan Politeknik Üniversitesinde geliştirilen yeni bir görüntüleme sistemi elektrik akımı ile biyokimyasalların görüntülerini elde ediyor21 . Görüntülemede derin öğrenme (deep learning) yöntemleri ile doğruluk oranı yüksek lezyon analizi yapabilmeyi sağlayan sistemler geliştiriliyor 23. Geliştirilen yeni bir Nano-BT cihazı çok yüksek rezolüsyonlu 3 boyutlu görüntüleme yapabiliyor. Yine görüntülemedeki ilerlemeler sayesinde radyasyon tedavisinde verilen dozların doğruluğu gerçek zamanda kontrol edilebiliyor.

El Protezi ile Piyano Çalmak Mümkün

Nörorotez tasarımında da gelişmeler mevcut. Yeni geliştirilen el protezi ile kişi piyano dahi çalabiliyor. Beyin –bilgisayar etkileşimi ve yeni algoritmalar 23,24 ile bu alanda da yeni gelişmeler beklenebilir.

Matematiksel modelleme ve görüntüleme alanında da önemli adımlar atılıyor. Örneğin kalp modellemesi sayesinde ritim bozuklukları için optimal tedavilerin tasarlanması mümkün olabiliyor 25.

Özet olarak, dijital tıp sistemleri ve giyilebilir sensörler, kantitatif görüntüleme, modelleme ve hassas tıp geçtiğimiz ve önümüzdeki yılın en önemli konularından bazıları 26,27.

KAYNAKÇA

  1. Miramontes, Ramses, et al. “PlaIMoS: a remote mobile healthcare platform to monitor cardiovascular and respiratory variables.” Sensors 17.1 (2017): 176.
  2. Palaniyandi, M., P. H. Anand, and T. Pavendar. “Environmental risk factors in relation to occurrence of vector borne disease epidemics: Remote sensing and GIS for rapid assessment, picturesque, and monitoring towards sustainable health.” (2017).
  3. Al Mamun, Khondaker Abdullah, et al. “Cloud based framework for Parkinson’s disease diagnosis and monitoring system for remote healthcare applications.” Future Generation Computer Systems 66 (2017): 36-47.
  4. Zülfikar, S, Kocaturk, Ö., Güveniş, A., Patent: Mouthpiece device for the treatment of obstructive sleep apnea syndrome, WO 2016209184 A1, Dec 29, 2016.
  5. Arora, Akshay Salil, and Vishakha Gaikwad. “Blind aid stick: Hurdle recognition, simulated perception, android integrated voice based cooperation via GPS along with panic alert system.” Nascent Technologies in Engineering (ICNTE), 2017 International Conference on. IEEE, 2017.
  6. Wankhade, Suchita, et al. “Smart Stick for Blind People with Live Video Feed.” (2017).
  7. https://ec.europa.eu/research/participants/portal/desktop/en/opportunities/index.html
  8. https://www.nibib.nih.gov/research-funding#quicktabs-funding_tabs=1
  9. Hannaford, Blake, et al. “Heads-up displays for augmented reality network in a medical environment.” U.S. Patent No. 9,645,785. 9 May 2017.
  10. Almiyad, Mohammed A., et al. “Intelligent Augmented Reality Tutoring for Physical Tasks with Medical Professionals.” International Conference on Artificial Intelligence in Education. Springer, Cham, 2017.
  11. Tepper, Oren M., et al. “Mixed Reality with HoloLens: Where Virtual Reality Meets Augmented Reality in the Operating Room.” Plastic and reconstructive surgery 140.5 (2017): 1066-1070.
  12. Zhang, X. C., et al. “544P Concordance study between IBM Watson for Oncology (WFO) and clinical practice for breast and lung cancer patients in China.” Annals of Oncology28.suppl_10 (2017): mdx678-001.
  13. Tsoi, Kelvin Kf, et al. “Data Visualization on Global Trends on Cancer Incidence An Application of IBM Watson Analytics.” Proceedings of the 50th Hawaii International Conference on System Sciences. 2017.
  14. Bhushan, Bharat, and Matt Caspers. “An overview of additive manufacturing (3D printing) for microfabrication.” Microsystem Technologies 23.4 (2017): 1117-1124.
  15. Husain, Syed Rafat, Yoshikazu Ohya, and Raj K. Puri. “Current Status and Challenges of Three-Dimensional Modeling and Printing of Tissues and Organs.” Tissue Engineering Part A (2017).
  16. Campbell, Ross. “Pharma to Table: 3-D Printing and the Regulatory Future of Home Remedies.” Conn. L. Rev. CONNtemplations 49 (2017): 1.
  17. Hansen, Hanne D., et al. “Functional Characterization of 5-HT1B Receptor Drugs in Nonhuman Primates Using Simultaneous PET-MR.” Journal of Neuroscience 37.44 (2017): 10671-10678.
  18. Zhang, Yakun, Christopher Smitherman, and Ehsan Samei. “Size‐specific optimization of CT protocols based on minimum detectability.” Medical physics 44.4 (2017): 1301-1311.
  19. Roncali, Emilie, et al. “Personalized dosimetry for liver cancer radioembolization using fluid dynamics.” Journal of Nuclear Medicine 58.supplement 1 (2017): 603-603.
  20. Henderson, Richard, and Sean Murphy. “Portability enhancing hardware for a portable ultrasound system.” U.S. Patent No. 9,629,606. 25 Apr. 2017.
  21. Lin, Tzu‐En, et al. “Soft Electrochemical Probes for Mapping the Distribution of Biomarkers and Injected Nanomaterials in Animal and Human Tissues.” Angewandte Chemie International Edition (2017).
  22. Kooi, Thijs, et al. “Large scale deep learning for computer aided detection of mammographic lesions.” Medical image analysis 35 (2017): 303-312.
  23. Moran, Dan. “Brain Computer Interfaces.” NEUROPROSTHETICS: Theory and Practice. 2017. 850-869
  24. Padmanaban, Subash. Algorithms for Neural Prosthetic Applications. Diss. Arizona State University, 2017.
  25. Trayanova, Natalia A., Patrick M. Boyle, and Plamen P. Nikolov. “Personalized Imaging and Modeling Strategies for Arrhythmia Prevention and Therapy.” Current Opinion in Biomedical Engineering (2017).
  26. https://www.hhnmag.com/articles/3580-the-medical-technologies-that-are-changing-health-care
  27. http://medicalfuturist.com/the-most-exciting-medical-technologies-of-2017/