Türkiye’de Tıbbi Cihaz Sektörünün Kısa Panoraması

SADER Yönetim Kurulu Başkanı Ali Şengel: “Sektörün temel sorunlarının başında kamu alacakları geliyor; bu sorunun çözümüne ilişkin elini taşın altına koyacak bir karar vericiye ihtiyaç var!”

 SADER Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Özer: “Bizler sadece hekimi değil çalıştığı hastaneyi de seçiyoruz aslında, dolayısıyla kullanacağı tıbbi cihazı da seçmiş oluyoruz. İşlemin başarısı da zaten tüm bu faktörlere bağlı”

SADER Genel Sekreteri Ferda Bayşu:  Sağlık Bakanlığı tarafından desteklenen yerli üretim konusunda Bakanlığımız global firmalar ile iletişimlerini sıklıkla devam ettiriyor. Global firmaların Türkiye’de üretim yapmaları adına teşvikler sunuluyor ancak bu noktada global firmaların sektördeki bazı belirsizlikler doğrultusunda yatırım anlamında tereddütleri oluşabiliyor.

SADER Yönetim Kurulu Üyesi Engin Arel: “Ben Japonlarla çalışıyorum ve orada bir kural var: Eğer bir firma gününde ödeme yapmıyorsa iflas etmiş sayılıyor. Ben Japonlara iflas etmediğimi göstermek için çaba sarf ediyorum”

SADER Yönetim Kurulu Üyesi Beril İzgin: “Yerli ürünlerin korunması amacıyla uygulamaya konulan fiyat avantajı maalesef yerli üreticiyi her zaman koruyamıyor. Fiyat rekabeti nitelikli yabancı üründen ziyade merdiven altı üretim olarak ifade ettiğimiz düşük kaliteli yerli ürüne karşı oluyor.”

Sağlık Gereçleri Üreticileri ve Temsilcileri Derneği (SADER) Yönetim Kurulu üyeleri ve Dernek müdürü klinikiletişim okurları için yuvarlak masa toplantısında bir araya geldi.

Dernek Müdürü Korhan Doğu:
“SADER, 1993’te, Ekim ayında ( 14 Ekim 1993 ), 14 büyük firmanın genel müdürleri tarafından kurulmuş – ihtisas derneği dışında – sektörün ilk ulusal derneğidir. O dönem için bu bir devrim! Çünkü daha önce sektör temsilcileri bir araya hiç gelememişler, SADER kuruluşunun öncesindeki yıllara bakıldığında herkesin bireysel şekilde varlık göstermekten yana olduğu görülüyor; o yıllarda belki daha rahat para kazanılıyordu ama organizasyon gerekliliği ortaya çıktığında SADER kuruldu.

O dönem şöyle bir ilkeyle yola çıkıldı; bayi düzeyinde kişi/kurum üyeliğe kabul edilmiyordu; ya ithalatçı ya da üretici olmanız gerekiyordu… Bugün de bu kural geçerliliğini korumaktadır. Tüm üyelerimiz ya büyük üreticidir ya da büyük kurumsal ithalatçıdır veya yabancı sermayeli şirketlerdir. 2017 Aralık itibariyle 71 üyemiz var; yeni üyeler de aramıza katılıyor. Derneğin kuruluşundan bu yana oluşan teamül ve Tüzüğümüz gereği üye kabulü ince elenip sık dokunuyor.”

Ali Şengel

SADER Yönetim Kurulu Başkanı Ali Şengel:
“SADER bir aile, üyeleri ailemize kabul eder gibi ediyoruz. Aylık toplantılarımıza giderken de resmi bir toplantıya gider gibi gitmiyoruz, aile toplantısına gelir gibi geliyoruz.

Sektörün temel sorunlarının başında kamu alacakları geliyor; bu sorunun çözümüne ilişkin elini taşın altına koyacak bir karar vericiye ihtiyaç var!”

Devlet Ödemeler Konusunda Rol Model Olmalı

Mehmet Ali Özer

SADER Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Özer:
“Toplumsal sözleşmenin en önemli maddesi, devletle vatandaş arasındaki ilişkiyi düzenlemesidir. Devlet bu sebeple ödemeler konusunda ne taahhüt ettiyse onu yapmalı; hatta herkesten daha fazlasını yapmalı ki diğerlerine emsal teşkil edebilsin. Hiç kimse bir ayda ödeme yapmıyorsa devlet bunu yapmalı ki rol model olabilsin…

Makro ekonomik konulardan bağımsız şekilde bizim daha mikro ekonomik tıbbi cihaz alanını düşünmemiz mümkün değil!”

Ferda Bayşu

SADER Genel Sekreteri Ferda Bayşu:
“Kamunun satın alım politikalarında fiyatlandırma politikası ciddi öneme sahip, kalite doğru pozisyonlanmadığı sürece sıkıntılar devam ediyor olacaktır diye düşünüyorum. Kamu satın almalarında sadece fiyatın bariyer olarak alınmasını doğru bulmuyorum. Günlük standartlarımızda bile seçimlerimizi yaparken dikkat ettiğimiz noktalarda, sağlık söz konusu olunca bu hassasiyet birinci derece değerde olması gerekiyor.

Dernek olarak istiyoruz ki, tüm ürünler doğru şekilde konumlansın! Halkımızın tıbbi malzeme konusunda farkındalığı yüksek değil. Dernek olarak bu algıya pozitif katkı sağlamak adına projeler üretmeye devam ediyoruz. Sağlık ekonomisi kavramı bu noktada ciddi önem taşıyor.”

Türkiye’de Bizim Sektördeki En Büyük Risk, İş Almak!

Engin Arel

SADER Önceki Dönem Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi Engin Arel:
“Bence, SADER’in diğer derneklerden öne çıkan bir diğer tarafı da demokratik olmasıdır. SADER Başkanı kararları yönetim üyeleriyle birlikte alır, konu mutlaka yönetim kurulu üyelerine gelir, tartışılır ve karara varılır.

Bence medikal sektörde en sıkıntılı konular arasında ödemeler geliyor. Batılı ülkelere benzer bir ticaret ahlakımız yok, ben Japonlarla çalışıyorum ve orada bir kural var: Eğer bir firma gününde ödeme yapmıyorsa iflas etmiş sayılıyor. Ben Japonlara iflas etmediğimi göstermek için çaba sarf ediyorum. Türkiye’de de iflas etmemek için yeni imkanlar yaratmaya çalışıyorum. Bizler özel sektörüz; kuruluş sermayesiyle bir şekilde meydana getirilmiş şirketleriz… Yani devlet değiliz. Parası bittiğinde devletin para basma imkanı var; elbet bunu yapmaması doğru olan ama bizim paramız bittiği zaman ne yapacağız? Kaynaklarımızı kullansak bile bunlar sonsuz değil, ya sonra ne olacak? Bunu bilmiyoruz.

Şu an Türkiye’de bizim sektördeki en büyük risk iş almak! İş yapar konumda olmak… İş yapmamak daha sağlıklı, inanın! Hiç olmazsa öz kaynaklarınızı riske atmıyorsunuz. İş almadan batarsınız.

Ucuz Özel Hastaneler Oluşacak

Gündemdeki sıcak konular arasında yer alan şehir hastanelerine ilişkin görüşlerimi de paylaşmak isterim:

Türkiye’de sağlık yatırımlarını ve politikalarını değerlendirirken sektörel değil bütünlüklü bir yaklaşımla ülkenin genel bütçesine, ekonomisine ve küresel pozisyonuna bakılması gerekir. Bu ölçekte bakıldığında bence şehir hastaneleri de yanlış yatırımlardan sadece biridir! Sağlık sistemine katkısı olur mu derseniz bugünden daha iyi olacağına inanmıyorum. Ama kötüye gitme ihtimali daha fazla. Önümüzdeki süreçte ucuz özel hastaneler oluşacak. Hizmet kalitesi de sorgulanacak elbet! Dünyadaki uygulamaları bilen ve yakınen takip eden birçok kişi şehir hastaneleri konusunda olumsuz görüş bildiriyor. Avrupa’da vazgeçilmiş, devam etmemiş tecrübeler ama bizde çılgın gibi devam ediyor. Hizmet veren hiç kimse bu işin sağlıklı şekilde sonuçlanacağına inanmıyor ama herkes bu işin kötüye gitmemesi için çaba sarf ediyor.”

“Nitelikli Ürün Üretmek Yerli Firma Üzerindeki Yükü Arttırıyor”

Beril İzgin

SADER Yönetim Kurulu Üyesi Beril İzgin:
“Geçtiğimiz yıl içerisinde yayınlanan etik kod tamamen dernek üyelerimizce oluşturulmuş, derneğimize özgü bir kurallar listesi! SADER üyesi şirketler olarak bu etik kodun altına imzamızı attık. Etik bir ticaretin tarifi nedir, bu sektörde etik davranışlar nelerdir diye yazdık ve SADER’e yeni üye olacak tüm firmaların da bu kuralları kabul etmesi ve bu kurallara göre hareket etmesi şartını getirdik.

Son günlerde sıkça yerelleşme ve yerli üretimin desteklenmesinden bahsediliyor. Bunun özünde çok doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de nitelikli ürün üretmeye çalışmak aslında çok zor ve gerçekten de desteğe ihtiyaç var. Nitelikli ürün demek dünya standartlarında üretim yapmak anlamına geliyor ve eğer ihracat da yapıyorsanız başta AB standartları olmak üzere pek çok regülasyona uyum sağlamanız gerekli. Kaldı ki Avrupa Birliği, bu standartların gereklerini gün geçtikçe arttırıyor, kuralları sıkılaştırıyor ve sizi her yıl bir öncekinden çok daha iyi bir ürün üretmek mecburiyetinde bırakıyor. Bu tabi ki artan maliyet anlamına geliyor! Siz dünya standartlarına göre üretim yapma çabasındasınız ama alıcı kurumlar üreticiler arasında bu ayrımı yapmıyor, yapamıyor. Kamu İhale Kanunu’na göre en ucuz ürününün alınması gerekiyor. Her ne kadar Türk ürünleri korunuyor, fiyat avantajı sağlanıyor gibi görünse de siz zaten nitelikli yabancı ürünlerle değil – merdiven altı üretim- olarak ifade ettiğimiz niteliksiz ürünlerle fiyat rekabetine giriyorsunuz. Yabancı ürünlerle rekabette ise bakış açısı hep aynı. Eğer yerliyseniz fiyatınız düşük olmalı. Oysa ki üretim tesisi, makine parkı, çalışan iş gücü, standartlara uyum ya da maliyetler açısından ithal bir üründen hiç farkınız yok.

“Kota Sistemiyle İçerde Yerli Üretici Desteklenmeli”

Yeni bir ürünü geliştirme aşamasında finansal desteğe ihtiyaç duyuluyor. Ülkemizde Ar-Ge yapan firmalara sundukları proje bazında finansal destek sağlayan sistemler zaten mevcut. Yalnız bu sistemler projenin bitmesiyle beraber görevini tamamlamış oluyor. Oysa şöyle bir uygulamanın yerli üretimin desteklenmesi açısından daha faydalı olabileceği görüşündeyim: Diyelim ki TÜBİTAK’a bir proje sundunuz ve projeniz kabul oldu. Proje adımlarını başarıyla tamamladınız ve elinizde test edilmeye hazır bir ürün var. Bu üründen en az 5 adet demo üretim yapıp, devletin referans olarak kabul edeceği hastanelerde kullanıma sundunuz. Ürünün niteliğine ve fonksiyonlarına göre demo ürünleriniz 6-12 ay test edildi. Hastanelerden de ‘uygundur’ raporu aldı. Bu raporla beraber bakanlığa başvurduğunuzda

ürettiğiniz ürünün ithal muadillerine bir kota uygulaması getirilebilir. İthal ürünlere karşı uygulanacak kota sistemi ve yerli üretime uygulanacak etkin piyasa gözetim denetim nitelikli üretim yapan yerli üreticiye gerçek anlamda destek sağlayacaktır.

 

 


 

 

 

 

 

Sağlık Harcamaları Artıyor, Bundan Ne Anlamalıyız?

“Kişi başı sağlık harcamaları 2016 yılında %13 artarak 1.524TL’ye ulaşmıştır. Son yıllarda sağlık hizmeti alımında fark ücretlerinin artması ve katılım payı düzenlemelerinin bu artışta rolü olduğu düşünülmektedir”

 “Sağlık harcamalarının %80’e yakınını kamu, %20si ise özel sağlık harcamaları oluşturmaktadır. Kamu harcamalarının payının yüksek olması genel sağlık sigortasının nüfusun çok büyük çoğunluğunu kapsamasından kaynaklanmaktadır”

 “2016 yılında sağlık harcaması 2015 yılına göre %14 arttı. Bunun nedeninin, ilaç sektöründe sıkı geri ödeme politikalarının uygulanması ile ilişkili olduğunu düşünebiliriz”

Axel Sağlık Çözümleri Genel Müdürü Ayşen Şentürk, TÜİK 2016 sağlık harcamaları istatistiklerini klinikiletişim okurları için yorumladı.

Sağlık harcamalarının finansmanı konusunda 3 farklı yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemlerden birincisi kamusal finansman modelidir; bu model temelde kamu tarafından toplanan vergiler yoluyla (Beveridge modeli) veya primler yoluyla (Bismark modeli) finanse edilmektedir. İkinci yöntem özel finansman modelidir ve bu yöntemde özel sağlık sigortaları ve cepten yapılan harcamalar söz konusudur. Üçüncü yöntemde ise karma finansman modelidir ve bu modelde hem kamu hem özel sektör finansmanı söz konusudur.

“Karma Finansman Yapımız Var”

Ülkemizde sağlık sisteminin finansman yapısı karma özellik göstermektedir. Bir taraftan belirli bir kesim için sağlık sigortacılığı uygulanırken diğer taraftan kamu finansmanı modeli uygulanmakta ve sistemin finansmanında özel harcamalar da yer almaktadır.

Sağlıkta Dönüşüm Programından Günümüze

Ülkemizde 2003 yılı itibariyle sağlıkta dönüşüm programının yürürlüğe girmesi ile birlikte sağlık sektöründe birçok politika ve sistem değişikliği yaşanmıştır. Parçalı bir geri ödeme sisteminden vazgeçilip tüm geri ödeme kurumlarının tek bir çatı altında birleştirilerek Sosyal Güvenlik Kurumunun kurulması ve Genel Sağlık Sigortası uygulamasına geçilmesi sağlık reformlarının temel yapıtaşını oluşturmaktadır. Sağlık hizmeti sisteminin de tek elden yürütülmesi amacıyla 2005 yılında SSK hastaneleri de Sağlık Bakanlığına devredilerek sağlık hizmetinin sunumu ile finansman yapısı tamamen birbirinden ayrılmıştır. Yine sağlık finansmanı alanında yaşanan önemli reformlardan biri de sağlık alanında ekonomik bir etki doğurabilecek bütün kararların alındığı sağlıkla ilgili ekonomik koordinasyon kurulunun çalışmalarıdır. Ekonomik koordinasyon kurulu bünyesinde, sağlık harcamalarının sistematik bir şekilde izlenmesi, değerlendirilmesi ve oluşabilecek finansal risklerin hızlı bir şekilde tespit edilebilmesini sağlamaya yönelik olarak Sağlık Harcamaları İzleme ve Değerlendirme Komisyonu kurulmuştur.

Sağlık, Ekonomik Büyüme Göstergeleri Arasında

Sağlık harcamaları yaşlanan ve artan nüfus, teknolojik ilerlemeler, sağlık sistemlerinde ve sağlık politikalarındaki değişimler, sağlık sigortasının varlığı, ekonomik gelişmeler ve sosyo-kültürel faktörler gibi birçok etkenle birlikte her geçen yıl sürekli artış göstermektedir. Sağlık harcamalarının GSYİH artışıyla orantılı bir yükseliş trendi sergilemesi yanında, sağlığa ayrılan kaynakların çeşitliliği ve sağlığa ilişkin altyapının gücü, bir ülkenin ekonomik yönden kalkınmasında önemli bir faktör olarak değerlendirilir. Türkiye’de ekonomik büyüme endeksleri içerinde sağlık harcamalarının temel makro göstergelerinin karşılaştırılması, finansal sürdürülebilirliğin bir ölçümü olarak görülebilir.

Sağlık Harcama Düzeyi Ne Olmalı?

Sağlık harcamalarının artması herkes tarafından beklenilen bir durum olmasına karşın esas üzerinde durulması gereken nokta sağlık harcama düzeyinin ne olması gerektiği ve harcamaların etkili ve verimli kullanılıp kullanılmadığı konusu olmalıdır. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından her yıl kasım ayında sağlık harcamaları ile ilgili güncel veriler yayınlanmaktadır. (Tablo 1) 

Yıllar Toplam Sağlık Harcaması (milyon TL) Toplam Sağlık Harcamalarının GSYH içindeki payı (%)
2000 8.248 4,8
2001 12.396 5,1
2002 18.774 5,2
2003 24.279 5,2
2004 30.021 5,2
2005 35.359 5,2
2006 44.069 5,6
2007 50.904 5,8
2008 57.740 5,8
2009 57.911 5,8
2010 61.678 5,3
2011 68.607 4,9
2012 74.189 4,7
2013 84.390 4,7
2014 94.750 4,6
2015 104.568 4,5
2016 119.756 4,6

Tablo 1: Sağlık Harcamaları İstatistikleri (TUİK)

Harcamaların Yüzde 80’i Kamuda

En son 2016 yılına ait veriler 2017 yılı Kasım ayı içerisinde yayınlanmıştır. Yayınlanan verilere göre; toplam sağlık harcamaları 119.756 milyon TL olarak gerçekleşmiştir. Bunun %79’unu kamu sağlık harcamaları olup, %21’ini ise özel sağlık harcamalarını oluşturmaktadır. Sağlık harcamaları içerisinde kamu harcamalarının payının yüksek olması genel sağlık sigortasının nüfusun çok büyük çoğunluğunu kapsamasından kaynaklanmaktadır.

İlaçta Sıkı Geri Ödeme Politikası

Yine toplam sağlık harcamaları verilerine göre 2000 yılların başında bir önceki yıla oranla sağlık harcaması daha çok artıyorken 2006 yılı sonrası bu oran çok daha azalarak devam etmiştir. 2016 yılında sağlık harcaması 2015 yılına göre artış oranı %14,5 olduğu görülmektedir. Bunun sebebini 2005 yılı itibariyle özellikle ilaç sektöründe geri ödeme sisteminin oluşturulması ve sıkı geri ödeme politikalarının uygulanması ile ilişkili olduğunu düşünebiliriz.

Harcamaların GSYH İçindeki Payı Neredeyse Aynı

Sağlık harcamalarının Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki payı ve satın alım gücü paritesi üzerinden kişi başı sağlık harcaması düzeyleri incelendiğinde, sosyal sigortacılıkla finanse edilen ülkelerin sağlık harcamalarının daha yüksek olduğu, dolayısıyla daha maliyetli sistemler oldukları belirlenmiştir. Türkiye’de finansman yapısının değişmesine rağmen sağlık harcamalarının GSYH içindeki payı çok fazla değişkenlik göstermemiştir. 2000’li yıllarda %5 civarında olan pay, 2010 yılı sonrasında %4 civarlarında seyretmiş olup, 2016 yılındaki artış bir önceki yıla oranla yalnızca %0,1 olarak gerçekleşmiştir.

Kişi Başı Sağlık Harcamaları Arttı

Kişi başı sağlık harcamaları ise; 2015 yılında 1.345TL iken, 2016 yılında %13,3 artarak 1.524TL’ye ulaşmıştır. Son yıllarda sağlık hizmeti alımında fark ücretlerinin artması ve katılım payı düzenlemelerinin bu artışta rolü olduğu düşünülmektedir.

Sektörün Baş Ucu Kitabı: Sağlık Kurumları İçin Hizmet Alım Rehberi Yayımlandı

Mehmet Atasever

10 yıla yakın Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığını ve 1 yıla yakın Kamu Hastaneleri Kurumu Başkan Yardımcılığı görevini yürüten ve yaklaşık 1,5 yıldır Kamu İhale Kurul Üyesi olan Mehmet ATASEVER editörlüğünde “Türkiye Sağlık Hizmet Alımları Rehberi” hazırlandı. Bu çalışmada hizmet alımları ile ilgili merak edilen konulara ulaşılabilir. Hizmet alım ihalelerinin nasıl yapılacağı, nelere dikkat edilmesi gerektiğinin detaylı bir şekilde anlatıldığı çalışma her kademedeki sağlık yöneticileri, hizmet alım ihalelerine giren istekliler ve diğer ilgililer için rehber niteliği taşıyor.

Kitap, hizmet alımları ile ilgili teorik bilgileri ve güncel mevzuatı pratik işleyişe göre detaylı bir şekilde anlatıyor.

Sağlık idarecileri dışında hizmet alım firmaları için de önemli bir kaynak olan çalışmada hizmet alım ihalelerinde dikkat edilecek hususları ve ilgili güncel KİK kararlarını bulmak mümkün…

Türkiye sağlık sektöründe ilk kez yapılan bu çalışmada; Türkiye’de sağlık sektöründe hizmet alımları ile ilgili yönetim, Sağlık Bakanlığı ve kamu ihale mevzuatı, muhasebe ve ödeme işlemleri ile ilgili uygulamaya yönelik detaylı bilgilere ulaşılabilir.

İçerikte Neler Var?

“Türkiye sağlık hizmet alımları Rehberi” 11 bölümden oluşuyor. İlk bölümde Türkiye sağlık sistemi,  İkinci bölümde genel bilgiler, üçüncü bölümde görüntüleme hizmet alımları, dördüncü bölümde tıbbi laboratuvar hizmet alımları, beşinci bölümde diğer sağlık hizmet alımları, altıncı bölümde destek hizmet alımları ve yedinci bölümde hastane bilgi yönetim sistemi hizmet alımları detaylı bir şekilde inceleniyor. Sekizinci bölümde, hizmet alımları ihale işlemleri, uygulama ve ödeme işlemleri uygulamada olan yasal mevzuatlar ışığında açıklanıyor. Dokuzuncu bölümde, sağlık hizmet alımları muhasebe işlemleri güncel uygulamalardan yola çıkılarak örnekler kayıtlarla birlikte anlatılıyor. Onuncu bölümde, Türkiye’de hizmet alımlarının finansmanı ve harcamaları inceleniyor. Çalışmanın son bölümünde, hizmet alımlarının alt işverenlik, muavaza ve kıdem tazminatı konusu değerlendirilerek,  SWOT analizi yapılıyor.

“Bu Rehberin Yokluğunu Bugüne Kadar Yaşadık”

Dr. Hasan Çağıl

Kitabı değerlendiren Pakistan Pencap Eyaleti Başbakanı Sağlık Danışmanı Uzm. Dr. Hasan Çağıl, şunları kaydetti:

“Türkiye Sağlıkta Dönüşüm Programın hayata geçirilmesi ve sağlık hizmetleri gelişiminde verilen hizmetleri; daha verimli, etkili ve kaliteli sunabilmek için hizmet alım uygulamaları yaygınlaştırılmıştır. Mehmet Atasever editörlüğünde hazırlanan Türkiye Sağlık Hizmet Alımları Rehberi sağlık hizmet sunumunda önemli bir boşluğu doldurmuştur. Sahada yıllarca bu kitapta yazanları anlatmış ve rehberlik etmiş biri olarak böyle rehber bir kitabın yokluğunu bugüne kadar yaşadık. Sağlık hizmet alımları ile alanında yapılmış ilk çalışma olan Türkiye Sağlık Hizmet Alımları Rehberini her kademedeki sağlık yöneticilerine tavsiye ederim. Sağlık hizmet alımlarında pratik işleyişe uygun olarak ve başvuru rehberi olarak hazırlanmış bu kitabın sağlık yöneticileri ve hizmet alım firmaları için çok faydalı olacağını düşünüyorum. Emeği geçenlere teşekkür ederim.”

Uzm. Dr. Hasan Çağıl hakkında:

Uzm. Dr. Hasan Çağıl, Sağlık Bakanlığında uzun yıllar başhekimlik, baş saha koordinatörlüğü, iki yıla yakın bir süre SGK Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığı Müsteşar yardımcılığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu kurucu başkanlığını yapmıştır. 2017 yılında emekli olan Çağıl halen Pakistan Pencap Eyaleti Başbakanı Sağlık Danışmanı olarak görev yapmakta olup, Türkiye’nin sağlık alanındaki başarılarını uluslararası alana taşımakta ve bu anlamda ülkemiz için çok önemli bir görev yapmaktadır.

Kitaba Nobel Kitap’tan ulaşılabilir.
https://www.nobelkitap.com/turkiye-saglik-hizmet-alimlari-rehberi-349772.html
T: 0(312) 418 20 61 F: 0(312) 418 30 20   Satın Alma;  [email protected]

Önümüzdeki 5 Yılda Sağlık Sektörü Büyüyecek

Türkay Ufuk Eren

Volitan Danışmanlık Kurucusu ve TÜSAP Yürütme Kurulu Üyesi Türkay Ufuk Eren, klinikiletişim’in Ocak sayısına verdiği röportajda, 2017 yılını değerlendirdi.

“Önümüzdeki 5 yılda sağlık sektörü büyüyecek, GSMH’nın büyüme hızının bir miktar üzerinde büyüyecek ama şunu görüyoruz ki kamudaki büyüme daha fazla olacak. Bunu da şehir hastaneleri gibi kamu yatırımları tetikleyecek. Sağlık Bakanlığı şehir hastaneleri ihalelerini devam ettirirse önümüzdeki 5 yılda sağlık sektöründe büyüme daha çok kamuda görülecektir. Özel hastaneler yeni ruhsat verilmemesi nedeniyle büyümesi sınırlı; daha çok yenileme, başka ruhsatları alarak el değiştirme olabilir.

Özel sağlık sektöründe yıllık yüzde 4-5 oranında bir büyüme hızı olacağı tahmin ediyoruz. Çünkü ülkemizin sağlık sunumuna baktığınızda yüzde 80 kamudur, geri kalan özel sektördür. Bu oranın korunması da bir politika haline geldi.

2017, özel sağlık sektörü açısından çok da hareketli bir yıl olmadı aslında… Hastanecilik açısından baktığımızda; geçtiğimiz yılı el değiştirmeler, zincir hastanelerin bir miktar büyümeye devam etmesi, başkalarının ruhsatlarını alarak veya birleştirerek yeni hastaneler açılması şeklinde özetleyebiliriz. Bunun dışında özel sağlık sektöründe çok fazla yeni hastane açılımı olmadı. 2017, özel sektör hastanecilik açısından büyüme yılı olmadı, peki 2018 olabilir mi? 2018’de özel sağlık sektöründe çok fazla büyüme beklenmeyebilir. Biz Türkiye Sağlık Platformu (TÜSAP) toplantılarımızda da istatistiksel verilerle bunu ifade ediyoruz.

Büyük Sağlık Gruplarının Halka Arzı
Satın alma-birleşme açısından bakarsak, 2017 yılında, hastanecilik alanında benim radarıma giren bir örnek yok. En son büyük proje Acıbadem Sağlık Grubunun Bulgaristan’daki City Clinic Tokuda Hospital’ı bünyesine katması idi. Bu da zaten 2016’da gerçekleşti. Memorial ve Medical Park’ın halka açılması beklentisi var, Ocak ayında bu gerçekleşecek sanırım. Bu enteresan bir konu… Çünkü bu arz işlemi, Türkiye’de özel sağlık sektörüne duyulan güveni gösterecek. Çok önemli bir turnusol kağıdı işlevi görecek diye düşünüyorum. Merakla bekliyoruz.

Şehir Hastanelerinin Özelleştirilmesi Yönünde Sinyaller Var
Şehir hastaneleri özel sektör tarafından yapılıyor. İhaleyi alan yüklenici ki özel sektör şirketi o hastanenin 18-19 farklı hizmetini de beraberinde sağlamak durumunda. Şehir hastanelerinin özelleştirilmesi konusunu TÜSAP’ta da tartışıyoruz; özelleştirilmesi konusunda olumlu görüşler bir hayli fazla. Bu tabi radikal bir değişim olur. Bu yönde bir takım sinyaller alınıyor. İlerde iyi bir geçiş yapılırsa neden olmasın? Kamu bu konuya yarı kapalı, yarı açık bir durumda… Bu ne demek? Yıllardır kamu hizmet alım ihaleleri yapıyor. Laboratuvar, görüntüleme, radyoterapi gibi alanları çoğunlukla özel sektör işletiyor. Bu alan daha da genişleyebilir, özel sektör ameliyathaneleri de, yoğun bakım ünitelerini de işletebilir, zamanla büyüyebilir. Bunun doğruluğunu yanlışlığını şu an tartışmıyorum ama gidişat, benim gördüğüm hava, daha fazla klinik alanın işletmesinin özele açılabileceği yönünde. Kamunun daha fazla regülasyon ve denetim işi yapması ve işletmeyi de özele vermesi konusunda düşünceler var.”

“Sağlıkta Dönüşüm Tamamlandı; Yeni bir Döneme Geçmeliyiz!”

Sağlık sektörünün liderleri, beşinci kez, 23 Aralık Cumartesi günü Çırağan Sarayında, TÜSAP Sağlık Zirvesinde bir araya geldi. Siemens, EY, Eczacıbaşı ve Türkiye Sigorta Birliğinin katkıları ile yapılan Zirve, başta Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş, SGK Başkanı Dr. Mehmet Selim Bağlı, OHSAD Başkanı Dr. Reşat Bahat, TBMM Milletvekili Prof. Dr. Vural Kavuncu, Harvard Üniversitesi, Küresel Sağlık Sistemleri Bölümünden Prof. Dr. Rifat Atun ve TÜSAP Başkanı Prof. Dr. Sabahattin Aydın olmak üzere kamu ve özel sektörün ileri gelenlerinin katılımı ile gerçekleşti.

Sağlıkta sürdürülebilirlik vizyonu ile yıl boyunca düzenlenen 4. TÜSAP Vizyon Toplantısının çıktılarının değerlendirildiği TÜSAP Sağlık Zirvesinde, Türkiye’de sağlık sektörünün yakın geleceğine ışık tutuldu.

“Sağlıkta Yeni bir Döneme Geçilmesi Gerekiyor”

Prof. Dr. Eyüp Gümüş

Türkiye’de sağlık sisteminin 2002’li yıllarda dibe vuran bir sistem halindeyken bugün servis sunumu, hastane hizmet kapasitesi ve kalitesi, insan kaynağı gibi konuların geliştirilmesinde önemli bir yere geldiğini ifade eden Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş, “Sağlıkta dönüşümün tüm meyvelerini yedik. Türkiye’nin artık sağlıkta o dönemi kapatıp yeni bir döneme geçmesi gerekiyor. Sağlıkta memnuniyet yüzde 75’lerde… Bu, orta gelir tuzağı gibi, daha üzerine çıkmıyor. Bunu aşmak için birçok boyut var. Sağlık, sadece Sağlık Bakanlığının projeksiyonu ile olan bir iş değil. Diğer Bakanlıkların katılımları, Kalkınma Bakanlığının programı gibi ülkenin eylem planlarının da içinde olduğu bir sistem. Parayı da orası veriyor ve biz o paraya göre burayı dizayn etmek zorundayız. 2018’de senin harcayacağın miktar budur, buna göre çalışmanı yap, deniliyor. Tabi, şapkadan tavşan da çıkarmak gerekiyor” dedi.

“Döner Sermaye Revizyonu Yapmamız Gerekiyor”

Bir kişinin sağlık sisteminden faydalandığı bedelin 500 dolar civarında olduğuna dikkat çeken Gümüş, “Bunun 100 dolar kadarı cepten harcama… Yani 400 dolar gibi bir harcama yapılıyor. Bu çok uygun bir ücret, çok uygun bir hizmettir.  Artık burada bizim bununla övünmememiz gerekiyor. Bu işin çıktıları nedir, yaptığımız iş doğru mudur, bunu ölçmek gerekiyor. Bunları yeni dönemde yapacağız. Sağlıkta dönüşümün devamı dediğimiz bu dönemi analiz ettik, gelecek projeksiyonu çalışalım, dedik. Yapılan tüm işlemlerin çıktılarının değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Yani bu döner sermaye dağılımını, ücret dağılımını hakkaniyetli yapmamız zaten sahadan gelen taleptir. Artık, siz bunu neye göre birine 10 bin, diğerine 20 bin liradan veriyorsunuz; çok yaptığı için mi yoksa yaptığı işi daha kaliteli, değer bazlı yaptığı için mi, bunları çalışacağız. Bununla ilgili tüm dernekler, STK’lar, hizmet verenler olarak sonuçları değerlendirerek döner sermaye revizyonu yapmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

“Aile Hekimlerimizin Sayısını Artıracağız”

1.Basamak sağlık hizmetlerinin önemli bir konu olduğunu sözlerine ekleyen Gümüş, “Türkiye’de Aile Hekimliği sistemi 6 yıl önce kurgulanmış, 23 bin aile hekimimiz var. Nüfuslar bağlanmış… Ama burada bir revizyon gerekiyor. Yeni dönemde aile hekimlerimizin sayısını artıracağız. Türkiye’de 40 bin aile hekimi olması gerekiyor. Önümüzdeki 3-4 yıl içinde 17 bin aile hekimini daha oraya vererek aile hekimliği sistemini destekleyeceğiz.  Sevk zincirini pilot olarak başlatıp mümkünse daha basit hastalıkların aile hekimleri tarafından çözülmesini sağlayacak yapıyı oluşturmamız gerekiyor. Şu anda 3500 hasta düşen bir aile hekimine sevk zincirini uygulatmamız mümkün değil. Özellikle aile hekimlerimiz için sağlıklı hayat merkezlerinin dizaynını çalışıyoruz. Bunlar 8-10 aile hekiminin ortak kullanacağı mekanlar” diye devam etti.

Yaşlı Sağlığına Yönelik Sağlık Politikası

Kanser, kronik hastalıklar ve diyabeti gibi hastalıkları göz önünde bulundurmak gerektiğine değinen Gümüş, “Özellikle kronik hastalıklarla ilgili mücadele edilmesi gereken alanlar var. Türkiye’de genç nüfus azalıyor. 2017’de genç nüfus yüzde 23’lerde… 2021 projeksiyonunda bunun yüzde 21’lere ineceğini görüyoruz. Yaşlı nüfus 2017’de yüzde 8,4, 2023’te yüzde 10 oranlarında artacak. Artık politikaların yaşlı nüfuslara yönelik de yapılması gerektiğini görüyoruz” dedi.

“Genel Sağlık Sigortası bir Türk Mucizesi”

SGK Başkanı Selim Bağlı – (solda)

TÜSAP’ın kamu, özel sektör ve STK temsilcileri gibi tüm paydaşları bir araya getirmesinin önemli bir fırsat olduğunu söyleyen SGK Başkanı Selim Bağlı, 2002 yılından itibaren Türkiye’nin temel kalkınma carisi olarak sağlıkta merkezi ve yönetim bütçesinden ayrılan kaynak itibariyle kalite, kapsam ve verimlilik anlamında gelişmiş ülkeler seviyesini yakaladığını ifade etti.

Genel Sağlık Sigortasının kapsam itibari ile dünyanın en geniş sistemi olduğunu belirten Bağlı, “Derinlik itibari ile de bu kadar ciddi bir sağlık paketini sunan bir ülke olarak Batı ülkeleri ile rekabet edebilecek durumdayız. Öğrencilik yıllarımda en iyi sosyal devlet uygulama örnekleri olarak hep İskandinav ülkeleri örnek verilirdi, yarı sosyalist devletler denilirdi. Hakikaten GSYH’larına baktığımızda yarısı kamu harcamalarına gidiyordu. Sosyal koruma harcamalarına baktığımızda çok iyi bir durumdaydı. Türkiye bugün Genel Sağlık Sigortasıyla; paketin kapsamı, güvencesi ve derinliği itibari ile İsveç ve Norveç gibi bir genel sağlık sigortasına sahip. Kişi başına milli geliri 10 bin dolar olan bir ülkede bunu yürütebilmek hakikaten bir Türk mucizesi” dedi.

Özellikle eğitim ve sağlıkta ne kadar hizmet üretiliyor ise o kadar çok talep yaratılmış olduğuna değinen Bağlı, “Sağlık hizmetinde kalite ve memnuniyeti artırarak bunu sürdürülebilir bir mali denge içinde götürmek gerekiyor. Neredeyse dünyanın en değerli verilerinin burada olduğu bir MEDULA sistemimiz var. Bu sistemi etkin bir şekilde kullanarak, nereye gidiyoruz, önümüzdeki açmazlar, tehditler, riskler, fırsatlar neler, tüm bunlara ilişkin siyasal karar vericilere yeterli, etkin bilgiyi zamanında vermemiz gerekiyor ki bir politika belirlensin ve biz de o politikaları uygulayalım. Bu tip platformlarda, sektörün tüm temsilcileri ile biraraya gelip, çalışma grupları oluşturarak belirli alanlara parmak basmak ve burada oluşan birikimi yine siyasal karar merciine ileterek bunların bir kamu politikasına dönüşmesini sağlamak gerekiyor. Toplantının bu anlamda ufuk açıcı olacağını, ciddi katkı sağlayacağını düşünüyorum” şeklinde konuştu.

Özel Hastaneler ve SGK İş Birliği

Dr. Reşat Bahat

Konuşmasına SGK Başkanına teşekkür ederek başlayan OHSAD Başkanı Dr. Reşat Bahat; “Önemli bir değişiklik var. Sosyal Güvenlik Kurum Başkanı olarak bizi, yeni bir sözleşme yapacağım, gelin itiraz ettiğiniz noktalar nedir, neleri dikkate alabiliyoruz, diye davet ettiler. Her itirazımızın gerekçesini bizden dinlediler ve gerekçe mantıklı ise kabul ettiler. Bu bizim için özel sektörde çok anlamlı bir kırılma idi. En azından bu yönü ile ilgili büyük bir güven var” dedi.

“Neticede eleştirmek zorunda olan bir koltukta oturuyorum ama çözümünü de söylemem lazım” diye sözlerine devam eden Bahat, “Muhtemelen halkımıza, cebimizden fazla sözler verdik ve bu para ile sözleri tutmamız zor olacak. Kamu, hastane işletir ya da işletmez bu siyasetin bileceği iştir. İşletmesi de gerekiyor. Dünyanın birçok yerinde kamu hastane işletiyor. Hiç işletmediği ülkelerde de durum çok parlak değil. Ama hep söylenen, ‘Sağlık Bakanlığı hastane işletmesin’ şeklindeydi. Çünkü Sağlık Bakanlığının hastane işletmesi demek aslında eski SSK’nın hastane işletmesi demektir. Sağlık Bakanlığının SUT’u yok. Maliye Bakanlığından, SGK’dan bir bütçe alıyor, yetmeyeni aynı kurumlardan tekrar alıyor. Yani elinde bir bütçe var ve o bütçe ile vatandaşına hizmet sunuyor. Aslında SGK’nın bir şey ödediği falan yok, SGK aracılığı ile paranın bir kısmı gidiyor” şeklinde konuştu.

Hayatın dinamik olduğu ve özellikle eğitim ve sağlık hizmetlerinin çok farklı olduğunu sözlerine ekleyen Bahat konuşmasını şöyle sürdürdü: “SGK olarak çok iyi bir kurumumuz var. Türkiye bütçesinin yaklaşık yüzde 50’sinden bahsediyoruz. Ancak bütçesi gerçekten kendi elinde değil. Ben burada herhangi bir kimseyi değil, sistemi eleştiriyorum. Bu yanlış yapılanmış bir sistem. 3-4 bin hizmet sunucusu, SGK’sı var, bütçesi kendinde değil. O kadar bütçesi ve iradesi kendinde değil ki, sağlıktan topladığı ile emekliliği finanse ediyor. Emekliliğe sağlıktan topladığından 10 Milyar TL para aktarıyor. Biz eski hükümetler zamanında yanlış yapılandırılmış emeklilik sistemini finanse eder hale gelmişiz. Sadece bu 10 Milyar bile sağlık sektörüne aktarılsa, sektör yeniden canlanmaya devam edecek. Problemlerimizin özel sektör ile ilgili olanı çok yapısal değil, para ile ilgili… Kamu ile ilgili kısım ise artık yapısal olmaya başladı.”

“Sağlık hizmet sunumunda inovasyon hiç değişmedi”

Prof. Dr. Rifat Atun

Türkiye’nin politik, ekonomik ve güvenlik konularında büyük bir dönemeçten geçtiği gibi sağlıkta da büyük bir süreçten geçtiğini ifade eden Harvard Üniversitesi, Küresel Sağlık Sistemleri Bölümünden  Prof. Dr. Rifat Atun, “Inovasyonun sunumu çok gelişti, ancak sağlık hizmet sunumunda değişen bir şey yok. Sunumda olan yavaş gelişmenin neticesinde sağlık hizmet sunumu modelleri 20. Yüzyılda verilen servislerle aynı kaldı. Inovasyonların sunumlarına bakacak olursak, robotik cerrahi, organ çipleri, ileri görüntüleme gibi çok enteresan gelişmeler var. Halbuki sunumda inovasyon gelişmedi. Sağlık servislerinin sunumunun geliştirilmesi için büyük çalışmalar gerekli…” dedi.

Türkiye’nin inovasyon yapan bir ülke haline gelmesi için farlı bir mantık ile hareket etmesi gerektiğini kaydeden Atun, “Sağlık sunumunda ilk yapılan şeylere göz atacak olursak; ilk olarak temel bilimler gelişmiş ki Türkiye’nin bu konuda büyük yatırım yapması lazım.  Öncelikle üniversitelere yatırım yapılması lazım. İkinci olarak uygulama bilimleri, üçüncü olarak ise sentetik bilimlerin yapılması için yatırım gerekli. Ancak sunumda bir yenilik yapılacak ise bunun bir ötesine gidilmesi lazım. Psikoloji, ekonomi, sistem bilimleri, dilbilim, davranış bilimi, tasarım, mimarlık, yöneylem araştırması gibi çok değişik bilimlerin ortak olarak birlikte çalıştırılması gerekiyor ki sağlık servis sunumunda bir yenilik yapılabilsin. Türkiye için bu neden önemli derseniz, bilhassa biyoteknoloji alanlarında rekabet zor olur. Bu bölümlerin gelişmesi çok yıllar alır ve inovasyonun büyük bir kısmı da bu bölümlerde oluyor. Sağlık sunumunda inovasyon tüm ülkelerde çok az… Türkiye bu alanlarda yatırım yapıp büyük bir rekabet sağlayabilir. Tüm bu bölümleri bir ekosistem içinde birlikte çalıştırabilirse, bu alanda yeni bir ortam yaratabilir. Bilgiye bağlı ekonomiye geçiş yaparken bu çok önemli. Çünkü üretimden servis veren ekonomiye geçiş yapacaktır” şeklinde konuştu.

Türkiye’de big data ve yapay zeka ile sağlık hizmet sunumunda dinamik bir servis verme imkanı sağlanabileceğine değinen Atun, konuşmasında “Big data ve bu veri tabanının yaratacağı olaylar çok fazla… Bir bireyin doğumundan ölümüne kadar her şeyi takip edebiliyorsunuz ve bunu yapabilme olasılığı olduğu için de bireye yönelik servis yaratma olasılığına sahip oluyorsunuz. Sadece sağlık sektörü için değil diğer sektörler için de bu böyle… Böylece kişiye ve topluma odaklı servis verme olasılığınız oluyor. Yapay zeka kullanılıp dinamik bir servis verme olasılığı sağlanıyor. Türkiye’de böyle bir sistem yaratılabilir. Türkiye için SGK büyük avantaj. Bu verilerin tümü SGK’da toplanabilir. Diğer verilerin oluşması için bir ağ bank kurulabilir. Karar destek sisteminin oluşması için bir sistem kurgulanabilir. Büyük bir veri tabanı olduktan sonra yapay zekaya geçilip öğrenen makine yapma olasılığı ortaya çıkmış olur” ifadelerine yer verdi.

Gündemde aile sigortası ve yaşlı bakım sigortası var

Prof. Dr. Sabahattin Aydın

Artık Türkiye’de anne ve bebek ölümleri ile ilgili farklı rakamların telaffuz edildiğinden ve doğumda beklenen yaşam süresinin uzaması gibi sağlık ve yaşam beklentilerinin yükseldiğinden bahseden TÜSAP Başkanı Prof. Dr. Sabahattin Aydın, “Genç nüfusumuzla iftihar ederken yaşlanan nüfusumuzla ne yapacağız, demeye başladık. Doğurganlık oranımız hızlı bir şekilde düştü. Şu anda eşik değerde ama bu eşik değeri sadece, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’nun doğurganlık hızı ile sağlıyoruz. Ülkemizde ciddi bir iç göç ile bu dengeyi sağlıyoruz. Bu açıdan bağımlı nüfus çok hızlı bir şekilde artıyor. Bunlar geleceğe yönelik üzerinde çalışmamızı gerektiren konular” dedi. Tıbbi paradigmaların yeni ve değişen kavramlar ile yeniden şekillendiğini kaydeden Aydın, “Buna paralel olarak hastalık yükünün nasıl değiştiğini, buna bağlı harcamaların nasıl değişeceğini konuşmamıza gerek yok. Ancak düne kadar yoğun olarak tartıştığımız sağlık sigortacılığı ve özel sağlık sigortasının yanına şimdi aile sigortası ya da yaşlı bakım sigortası gibi yeni kavramların üzerinde tartışmaya başladık. İlaç tüketiminde hep bulaşıcı hastalıklara odaklandığımız için hastalıklarda doğal olarak ciddi bir antibiyotik fırtınası geçirdik. Ancak kronik hastalıklarla birlikte artık bundan sonra bizi bir kemoterapi fırtınası ya da sitotoksit ilaçlar fırtınası bekliyor. Dolayısı ile sektör ister istemez yönünü buralara döndürmeye başladı. Sağlıkta teknolojik gelişmeler tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ilerliyor. Bir yandan yerli sanayiyi destek gayretleri varken diğer yandan ithal ikameler hızla devam ediyor. Bunlar sağlık sektörümüze bir yandan hızlı bir şekilde kolaylaştırmalar sağlarken ciddi bir mali yük de getiriyor” şeklinde konuşmasını sürdürdü.

“Yeni Hedefler Belirlemeliyiz”

Konuşmasında güçlü bir iradeyle birlikte sağlıkta dönüşüm ile radikal reformlar yapıldığını belirten TBMM Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Vural Kavuncu, “Bugün artık yeni ihtiyaçlar ortaya çıktı. Ülkenin demografik yapısı, beklentiler ve ihtiyaçlarda değişiklik ve dünyanın yol aldığı bir atmosferde bizler de yeni hedefler belirleme ihtiyacındayız. Bugün dünya artık biyoteknolojiyi, kök hücreyi, dönüşümsel tıbbı, telerobotik sistemleri, uzaktan muayene sistemlerini tartışır hale geldi. Biz de geleceğe yönelik bir duruş almak zorundayız” şeklinde konuştu.

2017 TÜSAP Vizyon Toplantılarının Raporları sunuldu

54 katılımcı ile gerçekleşen TÜSAP Zirvesinde, geçmiş 4 TÜSAP Toplantısına ilişkin raporlardan ‘Sağlık Teknolojileri’ raporu Volitan Consulting CEO’su Türkay Ufuk Eren moderatörlüğünde, ‘Sağlık Hizmet Sunumu’ raporu Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci moderatörlüğünde , ‘İlaç ve Eczacılık’ raporu İEİS Genel Sekreteri Turgut Tokgöz moderatörlüğünde ve ‘Sağlık Finansmanı’ raporu Üniversite Hastaneleri Birliği Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Haluk Özsarı moderatörlüğünde katılımcılarla paylaşıldı.

Abdi İbrahim’e 6 Yeni Direktör Atandı

4 bine yakın çalışanıyla faaliyet gösteren Abdi İbrahim çatısı altında gerçekleşen yeni atamalarla; AbdiMED Bölüm Direktörlüğü görevine Mustafa Güven, Abdi İbrahim Remede Pharma Tesis Direktörlüğü görevine Can Polat Teker, Üretim Planlama ve Lojistik Direktörlüğüne Aylin Erpak Kurtcu, Merkezi Sinir Sistemi I Bölüm Direktörlüğüne Bargu Erpi, Dermatoloji Grubu Bölüm Direktörlüğüne Hicran Demir ve Özel Uzmanlık Bölüm Direktörlüğüne ise Levent Burnak getirildi.

Tedarikte Akılcı ve Sürdürülebilir Formüller

Doç. Dr. Haluk Özsarı

III. Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetimi Kongresinde, “Değer Bazlı Satın Alma” başlıklı bir sunum gerçekleştiren Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Haluk Özsarı, ülkemizde ve dünyada tıbbi malzeme satın alma süreçlerinin genel bir değerlendirmesini yaptı.

Doç. Dr. Haluk Özsarı konuşmasında; “Sağlık sistemlerinin odağı, maliyetten değere doğru değişmektedir. Hekim, hasta, sağlık hizmeti sunucusu yani tüm paydaşlar için, sağlık hizmeti tedariği süreci ve sonrasında yaşanan sorunların giderilmesi esas amaçtır. Tüm bunların sağlanabilmesi için: Satın alma, tedarik süreçleri, operasyonel değil stratejik bir fonksiyon olarak değerlendirilmelidir. Aynı zamanda verimliliğin ve sürdürülebilirliğin sağlanması için uzun vadeli stratejik bir yaklaşım benimsenmelidir,” dedi.

fiyat-kalite ilişkisi satın alma süreçlerinde yerini almalı

Doç. Dr. Haluk Özsarı konuşmasında ülkemizde tıbbi malzeme satın alma süreçlerinden doğabilecek toplumsal maliyetlere de dikkat çekti; Özsarı şunları söyledi: “Hasta çıktılarından bağımsız, SUT fiyatı bazlı, kısa vadeli bütçe odaklı satın alma süreçleri, sürdürülebilir ve verimli değildir! Sadece ‘en düşük fiyat’ teklifine göre sonuçlanan geleneksel satın alma süreçleri, doğru hizmet maliyetini gölgeleyerek aslında toplam sağlık harcamalarının artmasına sebep olabilir. Hasta faydası, efektif sağlık çıktıları ve daha kapsamlı sosyal ve ekonomik faydalar gözetilmeden yapılan satın almaların sonucu, orta ve uzun vadede ‘öngörülemeyen maliyetler’ ortaya çıkar. Dolayısıyla, ‘fiyat-kalite ilişkisi’ satın alma süreçlerinde mutlaka yerini almalıdır. Sağlık Teşkilatındaki yeniden yapılanma döneminde, satın alma süreçlerinin de yeniden, ‘değer’ odaklı bir şekilde yapılanması, ‘akılcı ve sürdürülebilir tedarik’ yolunda önemli olacaktır.”

‘Ne satın alınacak?’

Sunumunda dünyadan iyi uygulama örneklerine de değinen Doç. Dr. Haluk Özsarı konuşmasına şöyle devam etti: “Dünyada son yıllarda karar vericilere sorulan 3 başlıkta özetlenebilecek anahtar sorular ve cevapları gündeme gelmektedir: ‘Ne satın alınacak?’ sorusu için gereklilikleri tanımlamalı, ‘Ne önemli?’ sorusu için kritik performans göstergeleri belirlenmeli, ‘Planlanan ödeme ne kadar?’ sorusu için ‘Değer’in ne olduğu saptanmalıdır.”

Dünyadan iyi uygulama örnekleri

Yeni düşünce yapısının kanıta dayalı ve kapsamlı değerlendirme ile akılcı satın alma temeline dayandığını belirten Doç. Dr. Özsarı şunları söyledi: “Bunun için öncelikle mevcutta en çok kullanılan ölçüt olan ‘Yalnızca Fiyat’ yaklaşımı terk edilmeli, ‘Fiyat Ötesi’ bakışı ile hizmeti alanlara da yansıyan ek maliyetler göz önüne alınmalı, ürünün paydaşlarına kazandırdığına yani sonuca odaklanılmalı, dolayısıyla yapılan tıbbi müdahalenin hastanın yaşam kalitesine veya engelliğine olan etkisi temel alınarak toplamda kazandırdığı ‘değer’ hedeflenmelidir. Değer bazlı satın almada kamu alımlarında ulusal düzeyde beklenen temel faydaları şu başlıklarda özetleyebiliriz: Tüm paydaşlara genel olarak maliyeti düşürme fırsatları ve en ekonomik sonuçlar; hastalar, sistem ve toplum için önemli olan değer ve sonuçlara odaklanma; optimizasyon ve profesyonelleşme; satın alma metodolojilerinde harmonizasyon ve standardizasyon; yerelde esneklik ve karşılaştırma avantajı ve işbirliği fırsatları ile iyi uygulamaların yaygınlaşması. Dünyada Norveç, Almanya, İsveç, İngiltere, ABD, Fransa gibi ülkelerde kateter, cerrahi sütür, yara bakımı gibi alanlarda iyi uygulama örnekleri mevcuttur. Türkiye’de de Kamu İhale Mevzuatı’nda, ‘ekonomik açıdan en avantajlı teklif’ veya ‘fiyat dışındaki unsurlar da dikkate alınarak’ gibi hükümlerle tanımlanmış durumdadır.”

Dijital Stratejiye Değil, İş Stratejisine İhtiyacımız Var

Türkiye’nin ilk ve tek Dijital Sağlık Zirvesi 21 Aralık tarihinde Uniq İstanbul’da gerçekleşti.  Zirvede, 29 konuşmacı yer aldı; dijital teknolojilerin, sağlık kanallarına entegrasyonuna ilişkin bilgi ve deneyimler paylaşıldı.

Zirve, Dijital Sağlık Zirvesi Organizatörü Dr. Kıvılcım Kayabalı’nın açılış konuşması ve ardından Eczacıbaşı Holding Sağlık Grup Başkanı Elif Çelik’in sunumu ile açıldı. Elif Çelik “Sürdürülebilir Sağlık İçin Dijital Stratejiye Değil, Dijital Çağ İçin İş Stratejisine İhtiyacımız Var” başlıklı sunumunda “25 senedir ilaç ve sağlık sektöründe bulunduğunu, son 5 yıldır da özellikle dijital sağlık ve sağlığın dönüşümü konularında çalıştığına değindi. Çelik “Teknoloji nereye giderse gitsin, teknolojiyi insanların nasıl kullandığının ve insanın yaratıcılığını, vicdanını, duygularını işin içine katmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum” dedi. Çelik, gelişen süreçte sağlık harcamalarının da arttığını belirterek, “İnsan hayatına bir süreç olarak bakarsak, sağlıklı evresinin uzatılması sağlık endüstrilerinde çalışan herkesin önceliği. Dijital sağlık, buna eşlik eden ve sağlıklı yaşamı destekleyebilecek en önemli unsur. Artık her hareketimizi, hatta duygularımızı çok hızlıca ölçebiliyoruz, veriye dönüştürebiliyoruz” diye konuştu. Elif Çelik, dijital cihazların gelişmesiyle “mekansız sağlık hizmetleri”nin de gelişmeye başladığını sözlerine ekledi.

2000 yılı biyoteknolojide dönüm noktası

Zirveye konuşmacı olarak katılan Amgen Türkiye Genel Müdürü Güldem Berkman, “Biyoteknolojide son gelişmeler” başlıklı sunumunda; 2000 yılının biyoteknolojide dönüm noktası olduğunu aktararak, “Çünkü insanın genom haritası çıktı. Şimdi genler taranıyor. Gen haritasında 40 bin yıllık geçmişiniz, genlerinizdeki sapmalarla hastalık riskleriniz belirleniyor. Bu risklere göre de yaşam biçiminizi düzenleyebiliyorsunuz” şeklinde konuştu. Sağlıkta dijitalleşmenin dününü, bugününü ve yarınını ele alan Çelik; “İlacı bulmak önemli, onu hastaya canlı olarak götürebilmek de bir o kadar önemli” açıklamalarında bulundu.

“Amacımız Teknoloji ve Veriyi Kullanarak İnsan hayatını Kolaylaştırmak”

Philips Türkiye CEO’su Haluk Karabatak, “Sınır Tanımayan Sağlık Çözümleri: Sağlığın Geleceği” başlıklı konuşmasında; dijital teknolojilerin tıbbı desteklemesine ve akıllı telefon ve tabletlerdeki sağlık uygulamalarının da bu anlamdaki katkılarına değindi.

Teknoloji ve yazılım firmaları, ilaç sektörü, hasta örgütleri, üniversiteler, mobil operatörler, sağlık kurumları gibi farklı alanlardan katılımcıların yer aldığı zirvede, teknolojinin sağlık ile entegrasyonu konuları ele alındı.

Uluslararası katılımlı gerçekleşen toplantıya Healthcare Paradigm Başkanı Dr. Zakiuddin Ahmed “Yeni Sağlık Modeli Nasıl Olmalı?” konulu konuşmasıyla çarpıcı örneklere yer verdi.

“İlaç Sektöründe Dijital Başarı Hikayeleri” paneli, Idecon & idea congress Kurucusu ve Direktörü Yaprak Yapsan moderatörlüğünde gerçekleşti. Panele, Bayer Pazarlama Müdürü Pelin İçil, GSK Türkiye İletişim ve Hasta İlişkileri Depertman Lideri İrte Alptekin ve Sanofi Dijital ve Çoklu Kanal Pazarlama Müdürü Serli Çubukçu panelist olarak katılım sağladılar.

Medikal Sektör En Çok Almanya’ya İhracat Yapıyor

Medikal sektör ihracatı; 2013 yılında 484.3 milyon dolar seviyesindeyken 2016 yılında 516.3 milyon dolar seviyelerine çıktı. Yine 2016 yılında en çok ihracat yaptığımız ülkeler sırasıyla Almanya (38,3 milyon dolar), Çin (35,8 milyon dolar), Irak (24,1 milyon dolar), Hollanda (20,8 milyon dolar), Fransa (19,4 milyon dolar) ve Azerbaycan (18 milyon dolar) olarak kayıtlara geçti. 2016 ithalat verilerine baktığımızda ise ülkemiz ithalatında ön plana çıkan ülkelerin ABD (567 milyon dolar), Almanya (461 milyon dolar), Çin (444 milyon dolar), İtalya (173 milyon dolar), Japonya (156 milyon dolar) ve Malezya (120 milyon dolar) olduğunu görüldü.

En yüksek medikal üretim ABD’de

İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akyüz’ün verdiği bilgilere göre; tıbbi cihaz ve medikal sektörü, genel anlamda dünyada hızlı bir dönüşüm geçirerek eskiye oranla daha çok bilgi ve sermaye yoğun bir sektör olma yolunda ilerliyor. Sektörde 2016 yılında dünyada 228 milyar dolar üretim yapıldı ve bu üretim değerinin 102 milyar doları ABD’de gerçekleştirildi. Ardından gelen Çin toplam üretimin yüzde 12,8’ini (29 milyar dolar) yaparken, Almanya 26 milyar dolar değer üreterek toplam üretimin yüzde 11’ini gerçekleştirdi. Türkiye ise tıbbi ve cerrahi cihaz üretiminin yüzde 0,5’ini gerçekleştirdi ve ülkemizin üretim değeri ise 1,2 milyar dolar oldu.

Kimya sektörünün küresel pazarlarda lider olması hedefiyle çeşitli organizasyonlar düzenleyen İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB), Aralık 2017’de yaklaşık 60 sektör temsilcisinin katılımıyla  “Medikal Sektörü Gelecek Araştırması” organizasyonu düzenledi.

GSK Türkiye’nin Yeni Genel Müdürü Selim Giray

Selim Giray

Dr. Emin Fadıllıoğlu, GSK Türkiye Genel Müdürlüğü görevini Selim Giray’a bıraktı. Mart 2012’den bu yana GSK Türkiye Genel Müdürü ve Başkan Yardımcısı olarak görev alan Dr. Emin Fadıllıoğlu, GSK Gelişmekte olan Merkez Ülkelerden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı olarak atandı. GSK’nın gelişmekte olan ülkeler bölgesindeki yeni yapılanmaya göre bölge Batı, Merkez ve Doğu ve İhracat Ülkeleri olarak ayrıldı. Dr. Emin Fadıllıoğlu’nun yönetiminde olan Merkez bölgesi Körfez ülkeleri, Rusya, Pakistan, Türkiye, Mısır ve Kuzey Afrika’dan oluşuyor.

Dr. Emin Fadıllıoğlu

İstanbul yönetim üssü haline geldi

Dr. Fadıllıoğlu, bölgenin İstanbul’dan yönetilmeye devam edeceğini açıklarken şunları söyledi:
“GSK Türkiye’deki faaliyetlerini yaklaşık 60 yıldır sürdürüyor. Özellikle son 5 yılda Türkiye’nin önemi giderek daha da arttı. İstanbul’un bir yönetim üssü haline gelmesi ve 30 ülkenin buradan yönetilmesi GSK’nın bölgeye yatırımlarındaki kararlılığı da ortaya koyuyor. Bunu aynı zamanda GSK’nın Türkiye’ye olan güveninin göstergesi olarak değerlendiriyorum.”

“İnovasyon ve güven odaklı çalışmalara devam”

Dr. Emin Fadıllıoğlu’ndan Türkiye Genel Müdürlüğü ve Başkan Yardımcılığı görevini devralan Selim Giray ise “80 milyona sağlık ve iyilik getirmek üzere yola çıkan, Türkiye’nin En İyi İşverenleri Listesinde birinci sırada yer alan bir şirketin liderliği aynı zamanda beraberinde büyük bir sorumluluk da getiriyor. GSK Türkiye olarak geleceğin sağlığına liderlik ederken, inovasyon ve güven odaklı çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz. Türkiye, GSK’nın faaliyet gösterdiği ülkeler arasında da ilklere imza atmaya ve örnek olmaya devam edecek” dedi.

Yılın PPP Anlaşması: İkitelli Şehir Hastanesi

Rönesans Sağlık Yatırımın Japon Sojitz ortaklığı ile Kamu Özel İşbirliği modeli kapsamında hayata geçirmeye hazırlandığı İkitelli Şehir Hastanesi, 163 milyar JPY tutarındaki finansal kapanışıyla Avrupa’da “Yılın PPP Anlaşması” seçildi.

Proje, Thomson Reuters’ın Project Finance International Awards (PFI- Uluslararası Finans Proje Ödülleri) kapsamında Avrupa’da “Yılın PPP Anlaşması” ödülünü kazandı. Thomson Reuters tarafından her yıl düzenlenen ve dünyanın en iyi projelerinin yarıştığı ödüller sahipleri için, 7 Şubat 2018 ’de Londra’da özel bir tören düzenleniyor.

Yatırım tutarı: 203 milyar Japon Yeni 

Kamil Yanıkömeroğlu

Rönesans Sağlık Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Yanıkömeroğlu “Bugüne kadar finanse ettiğimiz tüm hastane projelerimizi tamamen yabancı kalkınma bankaları ve yabancı ticari banka grupları ile yaptık. 203 milyar JPY tutarındaki yatırımla inşası devam eden İkitelli Şehir Hastanesi de bunlardan biri. Yatırımın 163 milyar JPY’lik kısmı için finansal kapanış törenimizi bu yıl Temmuz ayında gerçekleştirmiştik. Projeye kredi verenler arasında Japonya’nın lider devlet ve özel bankaları ile ve diğer öncü finans kuruluşları yer alıyor. Bu anlaşmalar ve kazandığımız ödüller, ülkemize, projelerimize ve Rönesans’a güveni simgeliyor” dedi.

Adana, yabancı banka grubu ile finanse edilen ilk PPP

Rönesans Sağlık Yatırımın diğer projelerle de prestijli ödüller kazandığını belirten Yanıkömeroğlu şöye konuştu:

“Adana her açıdan bir ilkti, Türkiye’de finansal kapanışı yapılan ilk PPP projesi olmasının yanı sıra tamamen yabancı banka grubu ile finanse edilen ilk PPP oldu. Bugüne kadar finanse ettiğimiz tüm PPP projelerimiz için de o şekilde devam ettik. Elazığ Türkiye’nin sıfırdan yapılan bir yatırım için tahvil ile finanse edilen ilk projesi. İkitelli hem büyüklüğü, hem finansman yapısındaki değişik özellikler, ilk Japon Yeni proje olması gibi hususlar nedeniyle önemli ve yine ilkler içeren bir proje. Bunların yanı sıra Japon devlet bankası JBIC, yatırım yapacağı projelerin sponsorlarını hassasiyetle değerlendiren, dökümantasyona ve finansman kurgusuna da çok önem veren bir kuruluş. Türkiye’de ilk kez bu tür bir projeye on sekiz yıl vade ile yatırım yaptılar. İnşallah gelecekte yapacağımız projelere de bu şekilde devam ederek ülkemize katkıda bulunmaya devam etmeyi hedefliyoruz. ”

2 bin 700 yatak kapasiteli hastane

İkitelli Şehir Hastanesi, tamamlandığında dünyanın en büyük hastanelerinden biri olacak. Japonya’nın en büyük yatırım ve ticaret şirketlerinden Sojitz ortaklığı ile hayata geçecek hastane, 1 milyon m2’nin üzerinde inşaat alanı ve 2 bin 700 yatak kapasitesine sahip olacak ve günde 23 bin 600 hastaya hizmet verecek şekilde planlandı. Hastane ayrıca 2.000’den fazla sismik izolatörü ile tamamlandığında dünyanın en büyük sismik izolatörlü binası olacak. Bu sayede deprem sırasında ve sonrasında bile tüm operasyonel faaliyetlerini aksama olmadan yerine getirebilecek. 2020 yılında hizmete girmesi planlanan İkitelli Şehir Hastanesi Projesi, inşaat sürecinde aylık ortalama 6 bin kişiye, hastane tamamlandığında ise yaklaşık 10 bin kişiye doğrudan istihdam sağlayacak.

Dr. Erman Ilıcak tarafından 1993 yılında Rusya St. Petersburg’da kurulan Rönesans Holding, dünyanın 20’den fazla ülkesinde ana müteahhit ve yatırımcı olarak hizmet veriyor. İnşaat, gayrimenkul geliştirme, endüstri tesisleri, enerji ve sağlık ana dallarında faaliyet gösteren holdinge 2016 yılında 215 milyon dolar yatırımla Dünya Bankası Grubu üyesi Uluslararası Finans Kurumu (IFC) ortak oldu.

Bizde Gizli İşsizlik Var!

Prof. Dr. Mustafa Paç

Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mustafa Paç: “Bizde gizli işsizlik var. Biz şu an 30 cerrah olduk, 7 ameliyathanemiz var. 24 yataklı yoğun bakımımız var, günde 7 ile 10 kalp ameliyatı alabiliyoruz ve diğer cerrahlarımız oturuyor”

“Tıpta cerrahi ölüyor, dünyada da böyle, sebebi malpraktis! Hekimleri zor branşlardan caydırıyor. Kalp ve beyin cerrahisi en zor branşlar fakat günümüzde buna talep yok”

Türkiye’de, Sağlık Bakanlığının, 4 transplantasyonun da yapıldığı tek hastanesiyiz. Kalp, akciğer, böbrek ve karaciğer nakli…

Kalp cerrahıyım ve kalp transplantasyon sorumlusuyum. Kalp transplantasyonu ekip işidir; bizim ekibimiz şu an 40 kişiye ulaşıyor; asistanlar hariç 7 kalp cerrahı, 6 kardiyolog, 2 pediatrik kardiyolog, psikologlar, 4 anestezist, psikiyatrist, halkla ilişkiler uzmanı, sosyal çalışmacılarımız var.

Uluslar arası işler yaptığımız bu seviyeye elbette kolay gelmedik, Anglosakson ekolünü yakından izleyerek ve onları taklitle başladık; şimdi daha özgün işler yapıyoruz. En iyi operasyonların yapıldığı Amerika Birleşik Devletleridir. Ben orada, 1986 ve 1992-93’te eğitim gördüm, Harvard University ve Houston Baylor College’de aktif kalp nakli yapılırken bulundum ve edindiğim tecrübelerle bu konumumu sürdürüyorum.

Dr. Christiaan Barnard, kalp nakli yaptıktan çok kısa sonra bizde yapıldı. Kemal Bayazıt Hocamız Barnard’dan yaklaşık 4 ay sonra burada kalp nakli yaptı. Ama o yıllarda, bağışıklık baskılama sisteminin iyi olmaması nedeniyle, yapılan kalp nakilleri çok başarılı değildi. Ne zamanki 90’lı yıllarda bağışıklık sistemini vücuda zarar vermeden bastıracak ve doku reddini ortadan kaldıracak ilaç bulundu; ondan sonra tüm transplantasyonlar dünyada ivme kazandı.

Türkiye de bu konuda sınavını başarıyla verebiliyor diyebiliriz fakat ülkemizin ana problemi donör (verici) bulmadaki sorundur. Kalp yedeği olmayan bir organ… Biz ancak beyin ölümü olan kişiden kalp alabiliyoruz. Hastanın beyin fonksiyonları tamamen durduğunda, bu bir bitkisel hayat değil ama ilk 24 saate veya 48 saatte hastanın kaybedileceği kesin olduğunda, yani kalbi çalışıyor ama beyni iflas ettiğinde kalp nakli yapılabilir. İşte problem buradan başlıyor.

Bağışa Kişi Değil Ailesi Karar Veriyor

Doğu toplumlarında maalesef beyin ölümü olmuş birinin organ vermesinde sıkıntı var; Türkiye’de de bu var. Organ bağışlama bir yasayla geçerli; sizin önceden bağış yapmanız sorunu çözmüyor, beyin ölümü olduktan sonra ailenizin buna onay vermesi gerekiyor. Ailelerimiz buna sıcak bakmıyor. İspanya’nın  onda biri kadar organ bağışı yapılıyor bizde.

Çağ Giderek Bencilleşiyor

Türkiye genelinde Marmara, Ege, Akdeniz en fazla organ bağışı yapılan yerler ama İç Anadolu da en az yapıldığı yerler. Eğitim ve sosyo-ekonomik düzeyle yakından ilgili bu konu! Mesela Avusturya’da ölü devletin demektir, izne gerek duyulmaz, beyin ölümü olan kişinin organları kolayca verilebiliyor ve dolayısıyla daha fazla organ bağışında bulunabiliyorlar.

Fransa’da geçtiğimiz günlerde böyle bir yasa çıkartılmak istendi ama yer yerinden oynadı, tepki gördü, kötü niyetli insanların da varlığı bir gerçek olduğu için bu yasa çıkartılamadı.

Çağ giderek bencilleşiyor, dünyada da transplantasyon azalıyor, 90’lardan sonra yükselen büyük ivme şimdi plato çizmiş durumda ve yavaş yavaş aşağı iniyor.

Beyin Ölümleri Çok İyi Takip Edilmeli

Sağlık Bakanlığı çok iyi bir organizasyon yaptı; her hastanede organ nakil koordinatörleri var. Beyin ölümü ekibinin sayısı, kolaylaştırıcı olsun diye, üçe indirildi. Tüm ülkede organ nakil ağı var ama sadece kalbi ele alacak olursak yıllık 100 sayısını tüm Türkiye’de aşamadık ki belki bu sene 70’e inecek. Buna karşın organ nakline ihtiyacı olan korkunç bir kitle var. Resmi rakamlara göre, kalpte kesin transplant endikasyonu konmuş 300-400 vaka var, sürekli değiştiği için kesin rakam veremiyorum. Bunlar kalp yetmezliği olup merkeze başvurup, transplant kararının konseyce çıktığı insanlar!

İlk sorunumuz donör bulmak, ikincisi de bu vericinin transplanta uygun hale getirilmesidir. Öte yandan donör vericisinin yaşarken iyi korunamaması nedeniyle biz ancak dörtte bir vericiden kalp alabiliyoruz.

Transplantasyonda vericiyi arttırmamız lazım, beyin ölümü olan kişilerin organının sağlıkla alınabilir halde olması lazım!

Bir kalbi aldıktan sonra 4 saat içinde hastaya takmamız lazım, böyle bir zaman sorunumuz da var, böbrek ve karaciğerde daha uzun olabiliyor. Bazen o kalp yoğun bakımda bozulabiliyor ve kullanılamaz hale gelebiliyor. Yoğun bakım ünitelerinin, beyin ölümlerini çok iyi takip etmeleri gerek.

Yapay kalbe eğilim gösteriyoruz, çünkü hastaya zaman kazandırıyor. Transplantasyona bazen da iyileşmeye köprü olabiliyor. Yapay kalple 10 yıl yaşayan hastalarımız var. Yılda ortalama 15 kalp nakli yapıyoruz ama 50’ye yakın yapay kalp takıyoruz.

Hangi kalbin kime uygun olduğunun birçok formülasyonu var; yaş kriterleri var, aynı kan gruplarından olması da önemli.

Kalp naklinde 10 yıllık yaşam yüzde 70’lere kadar çıktı. 5 yıllık yaşam yüzde 80’ler civarında…

Gelecekteki Ufuklar neler?

Kök hücre çalışmaları umut verici ama 10 yıl sonra daha çok şey konuşabiliriz. Tüm dünyada organ sıkıntısı olduğu için ölüden de kalp alıp takma yöntemleri var ama bunun yüz güldürücülüğü daha az. Uzun mesafelere kalbi nakledici yöntemler var, bunlar da gelecekte uygulanacak, süreden daha fazla kazanmamıza imkan verecek.

Bizde Gizli İşsizlik Var!

Kalp damar cerrah sayıları; OECD, Amerika Birleşik Devletleri normlarına göre kıyaslanıyor. 1500’ün üzerinde kalp cerrahı var, ABD’de de 3000 kalp cerrahı var; ABD’nin nüfusu 350 milyon, bizim nüfusumuz 80 milyon. 250 adet de kalp merkezi var. Bu sayılar Avrupa’nın 2 katı. 2 katı derken kaliteyi göz ardı ediyoruz. Cerrahlarımızın yarısı aktif kalp cerrahisi yapamıyor, bunların bir kısmı damar cerrahisi yapıyor, neden? Uygun merkezlerde çalışamadığı için. Yeterli eğitim alamadığı için ve sayı çok fazla olduğu için. Bizde gizli işsizlik var. Biz şu an 30 cerrah olduk, 7 ameliyathanemiz var. 24 yataklı yoğun bakımımız var, günde 7 ile 10 kalp ameliyatı alabiliyoruz ve diğer cerrahlarımız oturuyor.

Cerrahlarımızın sayısı yeterli ama zaman sayı değil kalite zamanı! 8 tane yan branş var, kalp cerrahisi bir derya…

Performans Sisteminin Garipliği

Branşımız genç hekimler tarafından çok da tercih edilir değil; çünkü performans sisteminin kendi içinde garipliği var, bir kalp cerrahı ile cildiye uzmanı aynı maaşı alıyor. Cerrahi ölüyor, dünyada da böyle, malpraktis dolayısıyla. Hekimleri zor branşlardan caydırıyor. Kalp ve beyin cerrahisi en zor branşlar fakat günümüzde buna talep yok, dolmuyor.