Cerrahi Branşlar Bitiyor mu?

klinikiletişim’in üçüncü sayısı huzurlarınızda…

Her sayıda özel haber dosyası yanı sıra sektörel yelpazenin tüm paydaşlarından sıcak haberler vermeye özen gösteriyoruz.

Herkesin merakla beklediği konuların başında; göreve henüz gelen ve çalışma ekibini yavaş yavaş oluşturmaya başlayan Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan’ın çalışma ajandası geliyor. Bakan son derece dışa dönük ve sosyal bir profil çiziyor, çalışmaya en zor konudan başladı!

Üniversite hastaneleri… Sorunun sadece borçlar olmadığını, yönetimde de değişikliğe gidilmesi gerektiğini satır arasında ifade etti. Birlikte yönetimden, “yönetişim” kavramının öneminden bahsetti.

Yönetimde, biyomedikal planlamada ve hizmet sunumunda sektörde yeni bir sayfa açan şehir hastaneleri tüm paydaşların radarında! Sağlık Bakanlığı, adının tersine şehir merkezi dışında kurulan bu hastanelere ek, şehrin merkezinde, ulaşılabilir butik hastaneler kurmayı planlıyor. Ama öncesinde herkeste “gidişata bir bakma” önceliği seziliyor.

Bu sayımızda Türkiye’nin kalp sağlığı yönetimini mercek altına aldık!

Türkiye’de sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini tehdit eden ve zaman zaman gündeme getirilen potansiyel birçok unsur var; sağlıkta insan kaynağı en önemlilerinden biri.

Tıpta cerrahi branşları tercih eden hekim sayısı gittikçe azalıyor! Sadece Türkiye’de değil dünyada da aynı durum sözkonusu… Nedeni malpraktis. Türkiye’de buna performans sisteminin branşlar arasındaki adaletsiz dağılımı da ekleniyor.

Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Rüçhan Akar, önceki yıllarda olduğu gibi özellikli ameliyatlar için hastaların yurt dışına gönderilmesi gibi bir risk ile karşı karşıya olduğumuzu vurguluyor! Çünkü cerrahi branşlara ilgi alarm verecek düzeyde azaldı! Düşük gelir, yoğun nöbetler, adaletsiz performans dağılımı, yüksek riskli hastaların bakımı, malpraktis korkusu ve hekime şiddet olaylarının yoğunluğu sebepler arasında gösteriliyor.

Peki, Sağlık Bakanlığı bu gidişata karşı nasıl önlemler alabilir? Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan’a bizzat sorduk, Bakan TTB’den de destek isteyerek şunları kaydetti:

“Cerrahi branşlara ilgi malpraktis korkusu nedeniyle azalıyor. Sigorta sistemini daha geliştirebiliriz, bunu düzeltecek çalışmalar yapılıyor, cerrahi branşlar teşvik edilir, önü daha açılırsa bu sorunun çözüleceğine inanıyorum. Şu an için çok olumsuz bir tablo yok ama talebin artması lazım, meslek odaları bu konuda çözüm önerileri sunmalı ve bizimle temasa geçmeliler.”

Keyifli okumalar ve
Sağlıklı günler dileğiyle

Kardiyolojide de Üniversite-Sanayi İş Birliği Gerekli!

Prof. Dr. Engin Bozkurt

Prof. Dr. Engin Bozkurt: “Şu anda bizde üniversite-sanayi iş birliği maalesef yok. Yurtdışında yapılıyor, üretiliyor ve biz uyguluyoruz. Üniversite mantığımızın yeniden organize edilmesi lazım”

Sağlık Bakanlığı Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Engin Bozkurt, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

Sizi tanıyabilir miyiz?

1967 yılı Sivas doğumluyum. Çiftçi bir anne babanın çocuğuyum. İlkokuldan sonra yatılı okudum ardından 1985’te Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandım ve aynı üniversitede 1991’de kardiyoloji asistanlığına başladım; 2003’te doçentliğe kadar yükseldim. 2005’te bu hastaneye geldim kardiyoloji kliniğini kurdum.

Burada benden önce, yaklaşık bir sene kurulmuş olan bir klinik vardı, ikinci kliniği ben kurdum ve bizim klinik büyüyerek şu anda tek kardiyoloji kliniği haline geldi.

Kliniğinizi kısaca tanıtır mısınız?

Dünyada kardiyoloji alanında yapılan her işlem burada da yapılıyor. Kalp anjiyoları, kalp damarlarının stentle açılması, kalıcı kalp pillerinin ve şok cihazlarının takılması, aritmilerin tespiti ve yakım işlemleri, tüm vücuttaki periferik damarların açılması işlemleri, ameliyatsız kapak değişimi operasyonları, kapalı şekilde yapılan kalp kapağı nakli kliniğimizde yapılmaktadır. Bu açıdan Türkiye’de en çok işleminin yapıldığı kliniğiz.

Kliniğimizde 4 ekokardiyografi cihazımız var, her biriyle yaklaşık 100 hastanın çekimi yapılıyor; 2 efor testimiz var, 3 anjiyografi cihazımız var.

14 yataklı bir koroner yoğun bakım ünitemiz var. Ayrıca 24 saat uzman ve doçent seviyesinde hocaların nöbet tuttuğu, hemşire ve anjiyo teknisyenlerinin hazır beklediği bir kliniğiz; bu açıdan da Türkiye’de tekiz.

Bence bir klinikte en önemli şey, insanların uyum içinde çalışmasıdır. İnsanların ilişkisi çok önemli, hiyerarşi olmalı mutlaka, olmaması durumunda sorunlar yaşanabiliyor.

Sağlık hizmeti yanı sıra eğitim de veriyorsunuz…

Evet! Haftanın 2 günü sabah saat 7’de asistan eğitimine yönelik seminerlerimiz var. Birçok insan buna inanamıyor ama yapıyoruz. Literatür saatlerimiz de oluyor. 8 asistanımız var

Klinikler arası iletişimler çok önemli, en çok kalp damar cerrahisi ve ardından iç hastalıkları ve göğüs hastalıkları branşı ile yakın iletişim içindeyiz. İnsan bir bütün, tıp bilimi de böyle!

Kardiyoloji Branşının Öne Çıkan Özellikleri Sizce Neler?

Kardiyolojiyi severek isteyerek okudum; çünkü tabiri yerindeyse, kendi göbeğimizi kendimizin kestiği bir branş. Tüm işlemleri siz yapıyorsunuz, tanı probleminiz yok denecek kadar az. Kimseye çok bağımlı olmayan bir branş, hasta yattığında tanısı konmuştur bizde. Kendi işinizi kendiniz yapıyorsunuz ve yaptığınızın karşılığını hemen görüyorsunuz.

Ben aynı zamanda Türk Kardiyoloji Derneğinin Genel Sekreteriyim. Devletin kurumlarıyla iç içe çalışmak isteriz, ama devletten veri alma konusunda sıkıntı yaşıyoruz; en basitinden yılda kalp kriziyle gelen kaç hastamız var sayısını şu an bilmiyoruz; yapılan anjiyo sayısı, takılan stent sayısı, sonuçları vb bunları bilmiyoruz. Bu verilere ihtiyacımız var. Sağlık politikalarının geleceği açısından bu verileri bilmemiz gerekiyor.

Sanayi ve Üniversite İş Birliğini Nasıl Değerlendiriyorsunuz?

Şu anda bizde üniversite-sanayi iş birliği maalesef yok. Yurtdışında yapılıyor, üretiliyor ve biz uyguluyoruz. Üniversite mantığımızın yeniden organize edilmesi lazım… Kalp kapağı konusunda çok ciddi tecrübem olduğu için sanayiden ile iş birliği yapabileceğimiz insan kaynağı aradım ama bulamadım. Acaba şu kapağı biz üretsek, uygulasak ve hatta satabilsek istedim ama girişimlerim sonuçsuz kaldı çünkü sanayide yeterli insan kaynağı yok. Zaman içinde olacak eminim!

Fark ettiğim o ki, kimse gelip sizi bulmuyor, sizin birini bulmanız gerekiyor. Öte yandan sanayi ile ilişkilerimiz devam ediyor, aslında belli bir safhaya da geldik ama emekleme aşamasındayız. Gelecek dönemde, kalp kapağı değişimi konusunda yapılan işlemlerin ilaçlı stent işlemlerinden kat ve kat üzerine çıkacağı öngörülüyor.  Toplum yaşlanıyor, kalp kapağında kireçlenme oluyor ve değişmesi gerekiyor. Hasta grubumuz genellikle 70 yaş ve üzerinde, yaşlı hastalara bakıyoruz daha çok.

Murat Tuzcu da bir konuşmasında, tıbbın penisilinden sonra en büyük icadının bu (kalp kapağı değişimi) olduğunu söyledi, takılan ve takılmayan gruba baktığınızda yaşam sürelerinde çok önemli fark var. Şu anda kalbin iki kapağına yapılıyor ama üçüncü ve dördüncü kapaklara da yapılacak. 45 bin TL gibi bir maliyeti var, geri ödeme kurumu ödüyor ama yerli üretimimiz olsa bu maliyet azalır. Yurt dışında bizden daha pahalı!

 

 

Medikal Sektörün Bilkent Şehir Hastanesi ile İmtihanı

Bilkent Şehir Hastanesi için sabit yatırım olarak alınması planlanan tıbbi cihazlar yaklaşık 80 bin 750 adet. Hastanenin 3804 yatak kapasitesi var; ayrıca 128 ameliyathane, 822 poliklinik ve 299 acil odası bulunuyor

Mehmet  Şenyurt: “Hiçbir firmaya ekstra yakınlığımız veya uzaklığımız yok! Eşit mesafede yaklaşıyoruz. Bu konuda kimsenin içinde kuşku olmasın. CCN Holding olarak GE firmasıyla bir sözleşmemiz var, bu kapsamda GE’nin ürettiği tüm cihazları GE’den alıyoruz”

“Her cihazın en üst model, en son teknoloji olması gerekmiyor; çünkü belirli bütçelerle yatırım yapılıyor ve mümkün olan en optimum çözümleri kullanıyoruz”

CCN Holding, Ankara’da tıbbi cihaz tedarikçileri ve üreticileriyle bir araya geldi. Yeni açılacak Bilkent Şehir Hastanesinin tıbbi cihaz ve malzeme alım süreçlerinde medikal sektörün bilgilendirildiği toplantıda konuşan CCN Biyomedikal Genel Müdürü Mehmet Şenyurt şu bilgileri verdi:

“Mersin Şehir Hastanesi açılmadan önce garanti rakamlarıyla ilgili bazı eleştiriler geliyordu bize… Bu Hastanede, bir yıldan önce geçilemeyeceğini düşündüğümüz garanti rakamlarına, açılışın ikinci ayından itibaren geçmeye başlamıştık, şu an planlananın 2-3 katı üzerinde olduğumuz bir takım hizmetler de var. Şehir hastaneleri projelerin aslında çok da yanlış projeler olmadığına kanıt olarak Mersin Şehir Hastanesini gösterebiliriz.”

Mehmet  Şenyurt

 “Tüm Firmalara Eşit Mesafedeyiz”

İhale süreçlerine ilişkin bilgi veren Şenyurt, “Sağlık Bakanlığından bir ekiple birlikte cihaz listesini sil baştan belirledik, 3-4 ay çalıştık, her odada olması gereken cihazlar tek tek çalışıldı. Daha önce Mersin’de de yaptığımız gibi tüm firmalara ihale paketlerini gönderdik ki içinde tüm listeler yer alıyor. Firmalara liste gönderirken ayrım yapmadık. Hiçbir firmaya ekstra yakınlığımız veya uzaklığımız yok! Eşit mesafede yaklaşıyoruz. Bu konuda kimsenin içinde kuşku olmasın… Hiçbir firmaya diğerinden farklı bir yakınlığımız yok!

 Tek Ayrımımız GE Firması

CCN Holding olarak GE firmasıyla bir sözleşmemiz var, o kapsamda GE’nin ürettiği tüm cihazları GE’den alıyoruz. Sizlere ihale paketlerini gönderirken GE’nin ürettiği cihazları listeden çıkartıp öyle gönderdik. Onun dışındaki tüm firmalara eşit uzaklıktayız. Hizmet alımlarında da aynı durum geçerli…

Firmalardan teklifleri aldıktan sonra cihazların marka-model seçimlerini Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü ile birlikte yapıyoruz. Hastanede olması gereken en optimum çözümü bulmaya çalışıyoruz, her cihazın en üst model, en son teknoloji olması gerekmiyor; çünkü belli bütçelerle yatırım yapılıyor, mümkün olan en optimum çözümlere gidiyoruz. En iyisi, en üst teknolojisi alınması gerekiyorsa onu alıyoruz ama başka yerlerde daha ortalama değerleri olan cihazlar varsa onları tercih edip doğru olanı almaya çalışıyoruz. Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü ve bizim firmalar tarafından doğru yönlendirilmeye ihtiyacımız var, medikal sektörden beklentimiz temelde bu oldu. Bu hastanelere hepimizin ihtiyacı var, ciro olarak değil, gelecekte gurur kaynağı projeler olarak bakmak istiyoruz.

 “Doğru Alımı” Yapmak

Mersin Şehir Hastanesinde şu an lüzumsuz gördüğümüz tercihlerimiz olmadı değil, oldu ama o tercihlerin de belli nedenleri vardı. Bilkent’te bunu yapmayı istemiyoruz; en doğrusunu almayı istiyoruz. Fiyattan bağımsız hastaya yönelik, teşhis ve tedavide en doğru cihazı alıyoruz.

Aşamalı Açılış

Bilkent’in açılışı konusunda aşamalandırılmış bir yol izleyeceğiz: İlk önce üç kule ve orta kütlenin yarısının açılışını açacağız, ardından geri kalan departmanlar açılacak. Fakat medikal cihaz satın alımlarında aşama sözkonusu olmayacak. Tüm süreçleri Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü ile birlikte yönetiyoruz.”

Bilkent’te Neyi Planlıyoruz?

Hakan Adanalı

Bozlu Holding, Kamu Özel Ortaklığı Koordinatörü Hakan Adanalı, Mersin Şehir Hastanesinin performansına ilişkin bilgi verdi. “CCN Holding tarafındaki arkadaşlarımızla birlikte, 4 senedir, bu iki hastanenin sözleşme görüşmelerinden, mal ve hizmet alımına kadarki süreçte birlikte çalıştık” diye konuşan Adanalı şöyle devam etti:

“Mersin’de 51 ameliyathanemiz var! 10 bini aşkın poliklinik gerçekleştirdik ki beklenen ortalama 6-8 bin arasındaydı. Günlük ortalama 15 bin insan sirkülasyonu var. 385 hekim çalışıyor. Bizimle beraber çalışan yaklaşık 5 bin personelimiz var.

Bilkent’te neyi planlıyoruz? Bilkent Şehir Hastanesinde 128 ameliyathanemiz var, günlük 550-600 arası ameliyat bekliyoruz. Bu ameliyatların organizasyonu ve hastanın doğru ameliyathaneye alınması bile ciddi bir problem! 30-32 bin poliklinik bekleniyor. 4 sene önce buna ütopik olarak bakıyordum ama şimdi Mersin’de 10300 poliklinik rakamını görünce olacağına inandım. Bilkent’te çok daha fazla sayıda poliklinik, fasilite var. Amacımız doğru cihaz konfigürasyonlarıyla beraber doğru organizasyonla beraber doğru partnerleri seçmek… Mersin’de sorunsuz ilerleyen hizmet kalitesini ve deneyimi Bilkent’te hayata geçirmeyi hedefliyoruz.

Hata yapmamaya çalışıyoruz çünkü burada yapılacak bir hata, metrekareye veya ölçüye vurduğunuzda çok ciddi sonuçlar doğurabilir. Dünyaya bu işin yapılabilirliğini göstermek açısından Bilkent Şehir Hastanesi kendi alanında lider bir kampüs olacak.”

 Bizden Büyük Çin Var!

Bilkent Şehir Hastanesinin yatak kapasitesi itibariyle dünyanın en büyük hastanesi olmadığını ama dünyanın bir batında yapılan en büyük hastanesi olduğunu ifade eden Adanalı, “Böyle bir kampüs bugüne kadar gerçekleştirilmedi. Bizden büyük Çin’de bir hastane var, 5300 yataklı! Ama aynı Hacettepe Üniversitesi gibi bölüm bölüm yapılmış ve zamanla bu hale getirilmiş” dedi.

Bilkent’te Yatak Kapasitesi 3804

Toplantıda, Bilkent Şehir Hastanesine ilişkin şu bilgiler verildi:

Bilkent’te yatak kapasitesi 3804. 128 ameliyathane, 822 poliklinik ve 299 acil odası bulunuyor. Burada da tüm çalışan personel ve hastalarla birlikte 102 bin gibi bir rakamı öngörülüyor. 1 milyon 300 bin metrekarelik kapalı alana sahip, şu andaki en büyük Kamu-Özel Ortaklığı projesi. 950 bin metrekarelik bir araziye kurulu. İnşaat alanı 1 milyon 312 bin metrekare.

Ameliyathane dağılımı da, genel hatlarıyla, şöyle:

Kalp damar, KVC için 12 ve 2 de hibrit ameliyathane, 21 onkoloji ameliyathanesi var ki bunun 19’u normal, biri suit ve biri de intraoperatif planlandı. Genel cerrahide 19 adet ameliyathane var ve bunun 17’si normal, biri suit biri de intraoretaif olacak. Gün cerrahisi için 16 ameliyathane var; göz cerrahisinde 15 adet ameliyathane var, ortopedi ve nöroşirurji 10, kadın doğum cerrahi 10, çocuk cerrahi 10, sezaryen 6 ve ameliyathane konseptinde dizayn edilen acil CPR’lar var. Ayrıca yanık cerrahisi için 2 ameliyathane mevcut.

700 Yataklı Yoğun Bakım Ünitesi

Bilkent Şehir hastanesinde 700 yataklı yoğun bakım ünitesi var. 550 yatak erişkin ve çocuk yoğun bakım var; 158’i ortopedi, 138’i KVC, 88’i genel yoğun bakım 80’i çocuk, 28’i kadın doğum ve 58’i onkolojiye ayrılmış durumda. İlaveten 150 küvözlük yenidoğan yoğun bakımı mevcut.

 80 Bini Aşkın Tıbbi Cihaz Alımı Yapılacak!

Sabit yatırım olarak alınması planlanan tıbbi cihazlar yaklaşık 80 bin 750 adet. 52 bin 245 adet cihaz genel kullanım için 9 bin 150 ameliyathane ekipmanı için, 3081 polikliniklere yönelik tıbbi cihaz, 7960 adet tüm yoğun bakımlar için, KBB için 2606 ve göz polikliniğine 1652 tıbbi cihazı içeren bir yapı oluşacak. Bunlara ek olarak 95 bin tekil cerrahi alet alınacak.

Bilkent’te; 14 MR, 13 CT, 34 röntgen, 9 mamografi, 45 ultrason olacak. Nükleer tıpta PET/CT var. 4 adet SPECT ve 26 anjiyo cihazı olacak.

 

 

Cerrahi branşlara ilgi alarm verecek düzeyde azaldı!

Türkiye’de Kardiyoloji ve Kalp Cerrahisinin Panoraması 

Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Başkanı ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Rüçhan Akar’ın röportajından öne çıkan başlıklar:

“Cerrahi branşlara ilgi alarm verecek düzeyde azaldı! Düşük gelir, yoğun nöbetler, adaletsiz performans dağılımı, yüksek riskli hastaların bakımı, malpraktis korkusu ve hekime şiddet olaylarının yoğunluğu sebepler arasında”

 “TUS’da ilk 100’e giren hiçbir hekim meslektaşımız kalp ve damar cerrahisi branşını seçmemiştir. Önceki yıllarda olduğu gibi özellikli ameliyatlar için hastaların yurt dışına gönderilmesi gibi bir risk ile karşı karşıyayız”

 “Cerrahlar neden gece gündüz çalışmalarına rağmen çocuklarını istedikleri okullarda okutacak kadar bile ücret alamazlar? Üstelik bir cerrahın ameliyatı oto-pilota alma şansı da yok!”

 “Türkiye’de 2017 yılında kalp merkezlerinin sayısının 310 olması bekleniyor. Bu sayı gelişmiş ülke ortalamalarının çok üzerinde! Hekim ve hizmet niteliğini artırmadan merkez sayısını artırmak bir çözüm değil”

 

 

Türkiye’de Sağlık Finansmanına Kısa Bakış

Prof. Dr. Sabahattin Aydın

37.741 yataklı 29 şehir hastane projesi için Yüksek Planlama Kurulu (YPK) onayı alındı. 30.691 yataklı 21 projenin sözleşmesi imzalandı. Sözleşmesi imzalanan projelerin yatırım tutarı 22,2 milyar TL

Sözleşmesi imzalanan 29 hastane projesinin; bina kullanım bedeli ve binanın bakım onarım idamesine ilişkin 6 zorunlu hizmet için 25 yıl boyunca yıllık 5,4 Milyar TL ödenecek

Prof. Dr. Sabahattin Aydın: “Dünya Sağlık Örgütü için sağlık sisteminin hedefleri: Sağlığın iyileştirilmesi, toplumun beklentilerine duyarlılık ve hakkaniyetli finansman… Sağlık finansmanı sadece sigortacılık ya da sadece hastaların tedavisine yönelik ayrılan kaynaklar gibi değerlendirilmemeli”

Türkiye Sağlık Platformu (TÜSAP) Vizyon Toplantıları, geçtiğimiz Eylül ayında, İstanbul’da sağlık sektörünün liderlerini bir araya getirdi. Sağlıkta finansman kullanımının geleceği, enstrümanlar, uygulamalar ve sürdürülebilirlik konuları tartışıldı.

Toplantı, sektörün liderlerini ağırladı; Bakanlıklar, üniversiteler, sivil toplum örgütleri temsilcileri yanı sıra GE Sağlık Türkiye, Pfizer, Abbott, Mapfre yöneticileri de toplantıda hazır bulundu.

Prof. Dr. Vural Kavuncu

Toplantıda söz alan TBMM Sağlık Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vural Kavuncu, “Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gelişmiş teknolojiler ve yeni ihtiyaçlara bağlı olarak sağlıkta değişim yaşanıyor. Saha beklentileri ve yeni projeler itibari ile ülkemizde bir yenilenme söz konusu… Önümüzdeki süreçte daha verimli ve özellikle sektör açısından da yerlileşme yönünde politikalara ağırlık verileceğinin şimdiden haberini verebilirim. Gelecek yılın bütçesini ve politikalarını doğrudan etkileyecek ekonomik kararlar sağlık politikalarının çok önemli bir alt öğesi oldu” diye konuştu.

 Sağlık Sisteminin 3 Hedefi

TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı ve Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın ise, Dünya Sağlık Örgütünün 2000 yılı Dünya Sağlık Raporuna dikkat çekerek, “Dünya Sağlık Örgütü sağlık sisteminin hedefleri açısından baktığımızda 3 kalem sayıyor: Birincisi sağlığın iyileştirilmesi, ikincisi toplumun beklentilerine duyarlılık, üçüncüsü ise hakkaniyetli finansman… Omurgayı da bu oluşturuyor. Dolayısı ile sağlık finansmanı sadece bir sigortacılık ya da sadece hastaların tedavisine yönelik ayrılan kaynaklar gibi değerlendirilmemeli, geniş bir çerçevede ele alınmalıdır” dedi.

Hemşire Açığı 2018’de de Devam Edecek

Emin Sadık Aydın

Sağlık finansmanına ilişkin istatistiki bilgilerin yer aldığı bir sunum yapan Kalkınma Bakanlığı Sosyal Sektörler ve Koordinasyon Genel Müdürü Emin Sadık Aydın, 10. Kalkınma Planında beyan edilen 2018 yılına ilişkin sağlıkla ilgili temel göstergeleri hatırlattı. Aydın, “2018 yılı için 10 bin kişiye düşen yatak sayısı 28,4; 100 bin kişiye düşen hekim sayısı 193; 100 bin kişiye düşen hemşire sayısı 295 olarak hedeflenmişti. Yatak ve hekim sayısı yakalanabilir görülüyor fakat hemşire sayısı konusunda ciddi bir açığımız olacağını şimdiden öngörüyoruz” dedi.

Türkiye’de 2003 yılına ve OECD ortalamasına oranla hekime daha fazla müracaat edildiğini belirten Emin Sadık Aydın,  yıllık kişi başı hekime müracaat sayısı OECD ortalamasının 6,8 olduğunu, Türkiye’de ise 8,3 olarak gerçekleştiğini, 2003 yılında ise bu ortalamanın 3,4 olduğunu ifade etti.

“İlaç Harcamaları Oransal Olarak Azaldı”

Merkezi yönetim bütçesinden yatırım için tahsis edilen rakamlar dahil 2003 ve 2015 yıllarını kıyaslayan Aydın, “2003 yılında yaklaşık 70 milyar lira olan sağlık harcamamız 2015’te 117 milyara ulaşmış durumda, harcama içinde nüfusun etkisini de dikkate alarak baktığımızda 62-63 milyon seviyesinde olan 2003 nüfusundan 80 milyona bir artış var. Bu artışı dikkate almak gerekiyor. Özel sağlık harcamaları yaklaşık 25 milyar ile 2003 yılından 2015 yılına kadar yatay bir seyir izlerken dörtte üçü kamu kaynaklı 117 milyarlık sağlık harcaması rakamını kamudaki bu artış yukarıya sürüklüyor” şeklinde konuştu.

2003-2017 yılları arasındaki kamu sağlık harcamalarını tedavi harcamaları yükseltirken ilaç harcamalarının oransal olarak azaldığına vurgu yapan ve 2003 yılında toplam 37 milyar olan kamu harcamalarının 2017 yılında 87 milyara çıktığını belirten Emin Sadık Aydın, “2003 yılında 1,5 seviyelerinde olan kamu ilaç harcamalarının GSYH’ya oranı 2017 yılında 0,80 seviyelerine gelerek azalma yaşamıştır. 2016 yılında toplam 350 milyon reçete yazılmış. Bir reçetenin maliyeti toplamda 61 TL. Reçete başına 5,7 adet ilaç yazılıyor. 350 milyon ile bu rakamı çarptığımızda 2 milyar kutuluk bir ilacın reçete edilmesinden söz edebiliriz” diye konuştu.

Üniversite Hastanelerinin Borcu 5,5 Milyar TL

Sağlık alanında kamu yatırım projelerinin 8 yıldan 3 yıla çekildiğini açıklayan ve Sağlık Bakanlığı ve üniversite hastanelerinin tümünü dikkate alarak merkezi bütçe sağlık yatırımlarına değinen Kalkınma Bakanlığı Sosyal Sektörler ve Koordinasyon Genel Müdürü şunları söyledi:

“2003 yılında 1,7 milyar TL olan merkezi bütçe sağlık yatırımları 2014 yılında 2,8 Milyar TL ve 2017 başı itibari ile 7,1 Milyar TL olmuştur. Yıl içinde, bütçede ilave bir kaynak bulunur ise rakamlar revize ediliyor. Dolayısı ile bu 7,1 Milyar rakamı yukarı yönlü çıkma ihtimali de olan bir rakam. Ciddi bir artış var. Bu tabi şöyle bir etkiye de sahip: Sağlık Bakanlığı yatırımlarından gelecek olan 30 bin ilave yatak başta olmak üzere hem yatak sayısı hem makine teçhizat vb gibi ile birlikte aslında sağlık alanındaki kamu yatırımlarımız için büyük bir destek anlamına geliyor. 7,1 Milyar TL sağlık yatırımının 5,8 Milyar TL’si Sağlık Bakanlığı yatırımları, 1,2 TL’si ise üniversitelerin yatırımları. Üniversite hastanelerinin mali göstergeleri mali sürdürülebilirliği açısından oldukça kötü görünüyor. Üniversite hastanelerimizin borç durumu 5,5 milyar TL. Zaman içinde bütçeden ilave yapmak gibi bir kısım müdahaleler olmuş fakat şu anda borç gelir oranının yüzde 73’ler seviyesinde olduğunu maalesef söylemeliyiz.”

 Sözleşmesi İmzalanmayan 8 KÖİ Projesi Var

Aydın, Kamu-Özel İşbirliğiyle (KÖİ) yapılan şehir hastanelerine ilişkin şunları söyledi:

“37.741 yataklı 29 şehir hastane projesi için Yüksek Planlama Kurulu (YPK) onayı alındı. 30.691 yataklı 21 projenin sözleşmesi imzalandı. Sözleşmesi imzalanan projelerin yatırım tutarı 22,2 milyar TL, Sözleşmesi imzalananlardan Yozgat, Mersin, Isparta Şehir Hastaneleri hizmete açıldı. Adana, Ankara Bilkent (Kısmi), Kayseri, Manisa Şehir Hastaneleri 2017 yılında açılacak. Diğer projeler 2018, 2019, 2020 ve 2021 yıllarında hizmete alınacak. Henüz sözleşmesi imzalanmayan 7.050 yataklı 8 projenin yatırım tutarı yaklaşık 5,5 milyar TL. 29 hastane yüksek planlama kurulundan onay aldı. Sözleşme imzalananların sayısı 21 proje ve toplam yatırım tutarı 22,2 milyar TL.

Sözleşmesi imzalanan 29 hastane projesinin; bina kullanım bedeli ve binanın bakım onarım idamesine ilişkin 6 zorunlu hizmet için 25 yıl boyunca yıllık 5,4 Milyar TL ödenecek. Mali sürdürülebilirlikle ilgili şehir hastanelerinin hikayeye kattığı rakam bu…”

Gelecek Projeksiyonu Nasıl?

Emin Sadık Aydın, OECD 2016 istatistiklerine göre sağlık harcamalarının GSMH’ya oranının OECD ortalamasında yüzde 9, Amerika’da yüzde 16,9 gibi oldukça yüksek bir oranda seyrettiğini, Türkiye’de ise yüzde 5,2 olduğunu belirtti. Bu rakamın şu an için ciddi bir sorun oluşturmasa da gelecek için tartışılması gereken bir konu olduğuna değinerek şöyle devam etti:

“Geldiğimiz nokta itibari ile genel olarak tüm resmi toparladığımızda son 15 yılda sağlık harcamalarının GSMH’ya oranı yaklaşık yüzde 5-5,5 arasında seyrediyor. Türkiye’nin son 15 yıl içinde 3 kata yakın bir büyümesi var. Tüm bu artışları, GSMH’nın da arttığını düşünürsek o 5,5 bandını devam ettiriyoruz. OECD ortalamasının yüzde 9 olduğunu da dikkate aldığımızda şu anda mevcut sağlık harcamalarımızın düzeyinin büyük bir tehdit arz ettiği ya da ciddi alarm veriyor durumda olduğu gibi bir durum görünmediği sonucuna varıyoruz. Ancak bu tartışılması gereken bir konu…

Genç nüfusun da katkısıyla sağlık harcamalarının GSYH’ye oranı OECD ortalamasının oldukça altında ancak bu düşük oranın sürekliliği mümkün görünmüyor:

  • Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde tamamlanarak şehir hastaneleri
  • Sağlık personeli sayısının 2023 yılında ulaşacağı düzey
  • Yeni sağlık teknolojilerin yaygınlık kazanması
  • Koruyucu sağlık yerine ilaç ve tedavi harcamalarının artması
  • Kişiye özel tedavi ve ilaçların sağlık gündemindeki yerinin artması
  • Yüzde 8,2 düzeyindeki yaşlı nüfusun birkaç yıl sonra yüzde 10,2 düzeyine ulaşacak olması gibi hususlar aslında bunu tartışmalı hale getiriyor.

Sadece anlık resme bakarsak çok güzel… Ülkeler arasında listenin sonundayız. Milli gelirimize kıyasla çok düşük bir sağlık harcaması var. ‘Dolayısı ile bir sorun yok’ diyemeyiz. Bunun devamı ile alakalı kafa yormamız lazım. Bu, hemen bugün çözmemiz gereken bir sorun gibi görünmüyor olsa da buradaki değişime dikkat etmemiz ve politikalarımızı buna göre şekillendirmemiz lazım.

Burada çıkardığımız bir başka ders var. ABD’deki 16,9’luk bir oran. Milli gelirini düşünürseniz ne kadar büyük bir rakama tekabül ettiğini de çıkarabilirsiniz. Çok sağlık harcaması demek elbette en iyi sağlık hizmetini vermek anlamına gelmiyor. Devasa bir milli gelir ve sağlık harcaması oranları ile hala sağlık sorunları ile boğuşabilirsiniz. Gündemin en önemli sorunlarından biri olabilir. Bu anlamda belki elde ettiğimiz başarıyı da kendi kendimize söylememiz lazım. Sağlık alanında erişilebilirlikle ilgili sonuçları da takdir etmemiz lazım.”

 

 

Kanserde Yeni Umut: Genetiği Değiştirilmiş Hücre Tedavisi

Türk bilim insanları kanser tedavisinde en yeni yöntem olan yaşayan ilaç olarak adlandırılan genetiği değiştirilmiş hücre tedavisini, Türkiye’de laboratuvar ortamında üretmeyi başardı.

Prof. Dr. Ercüment Ovalı

Türkiye’nin kanserin içinde bulunduğu değişik hastalıklarda genetiği değiştirilmiş hücre tedavisi laboratuvar verileri, ilk kez 16-17 Eylül 2017 tarihleri arasında K.K.T.C.’de yapılan 4.Hematolojik Onkoloji Kongresi’nde açıklanırken, tedavinin Ocak 2018 itibariyle lösemi, lenfoma ve multipl miyelom isimli kan hastaları ile test edilmesi hedefleniyor. Başarılı olunması halinde aday hastalar, ABD’de de son bir yıldır uygulanmakta olan ve yaklaşık yarım trilyon gibi çok yüksek maliyeti olan bu tedavi seçeneğine; Türk bilim insanları üretimleri ile çok daha uygun bedellerle ulaşabilecekler.

Lenfoma, multipl miyelom, lösemi gibi kan hücreleri kaynaklı kanserler yani hematolojik kanserlerdeki son gelişmeler, Hematolojik Onkoloji Derneği (HOD) tarafından bu yıl dördüncüsü düzenlenen Hematolojik Onkoloji Kongresi’nde ele alındı. 16-17 Eylül tarihleri arasında K.K.T.C.’nde Elexus Convention Center’da yapılan kongreye, 190’ı hematalog toplam 270 kişi katıldı. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında, Hematolojik Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Seçkin Çağırgan ve Yönetim Kurulu üyeleri, Prof. Dr. Sevgi Kalayoğlu Beşışık, Doç. Dr. Anıl Tombak, Doç. Dr. Emre Tekgündüz ve son dönemde “Kan ve Kök Hücreden Yapay Deri Üretimi” ile dünyanın prestijli tıp ödüllerinden birini alan Türk bilim insanı Prof. Dr. Ercüment Ovalı söz aldı.

TÜRKÖK İle Yurt Dışı Kemik İliği Bankalarına Açılma Gereği Önemli ölçüde Azaldı…

İlk sözü alan Hematolojik Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Seçkin Çağırgan, Kongre kapsamında her yıl bir hastalığın önde ele alındığını belirtti. Bu yıl akut lösemiler alanında ki gelişmelerin önemi paylaşıldığına dikkat çeken Prof.Dr. Seçkin Çağırgan, “Akut miyeloid lösemi tedavisinde neredeyse 40 yıldır önemli bir gelişme yaşanmamıştı. Kemoterapi ile yanıt elde edilmiş hastalarda başkasından nakil gerekli olduğunda akraba dışı kişilerden allojenik nakillerin sonuçları iyileştirildi. Ancak ilk basamak yani nakil öncesi kanser hücresinden arındırma tedavilerinde belirgin bir gelişme söz konusu değildi” dedi.

Güncel durumda uygun hastalarda hedefe yönelik tedavi kapsamındaki yeni ilaçların uygulanmasının başlayacağını ifade eden Prof.Çağırgan, diğer ciddi tedavi gelişmelerinin bildirildiği hastalığın multipl miyelom olduğunu söyledi ve şöyle devam etti: “Multipl miyelomda son 10 yıldır tedavi alanında bir devinim oldu. Yeni ilaçlarla multipl miyelom hastalarının yaşam süreleri uzuyor. Akraba donörü olmayan ve mutlaka nakil yapılması gereken hastalara Türkiye Kemik İliği Bankaları arasına katılan TÜRKÖK ile donör bulma oranı, önemli rakamlarda arttı, dolayısı ile yurt dışı kemik iliği bankalarına bağımlılığımız azaldı. Akraba dışı donör bulunamasa dahi, hastalarımıza tam uyumlu olmayan akrabalardan, ebeveynlerden, çocuklarından veya kardeşlerinden yüzde 50 uyumlu bile olsa ki – böyle bir donörü bulabilmek hemen hemen her hasta için geçerlidir- nakil yaparak bu hastalarımızın gereksinimlerini karşılayabiliyoruz. Hastalarımız kurtulabiliyor ve biz ülkemizde başarıyla bunu uyguluyoruz. Artık nakil gereksinimi olan her hastaya nakil uygulayabiliyoruz. Türkiye nakil merkezleri giderek tam uyumlu olmayan vericilerden de nakil “haploidentik nakil” alanında da oldukça başarılı olduğunu gösterdi” dedi.

Prof.Dr. Seçkin Çağırgan

Canlı İlaç Yöntemi’ne değinen Prof.Dr. Seçkin Çağırgan şöyle devam etti: “Hastanın kendi bağışıklık sistemi hücrelerini kullanarak onları, deneysel ortamda işleyerek tekrar lösemi hücrelere karşı savaşan hücrelere dönüştürme, lösemiyi yok etmeye yönelik bazı tedavi yaklaşımları var. CAR-T cell dediğimiz yeni tedavi yöntemi bu konuda oldukça önemli bir tedavi yaklaşımı. Ülkemizde biz bunu nasıl gündeme getirebiliriz ve bu tedaviyi uygulamaya yerleştirebiliriz diye konuşurken Prof.Dr. Ercüment Ovalı, bu konuda öncü görev üstlendi. Biz de kendisini deneyimlerini paylaşmak üzere 4. Hematolojik Onkoloji Kongremize davet ettik”.

‘Erken Tanı Erken Tedavi’, Yerini ‘Erken ama Doğru Tanı ve Hastaya Özgül Tedavi’ye Bıraktı…

Prof.Dr. Sevgi Kalayoğlu Beşışık

Konuşmasına multipl miyelom, Waldenström makroglobulinemisi, amiloidoz gibi nadir görülen hastalıklardan bahsederek başlayan HOD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Sevgi Kalayoğlu Beşışık, “Hastaların kanser tanısını öğrenmelerini izleyerek en çok merak ettikleri “Neden ben?” sorusunun yanıtıdır. Bu toplantıda kanser gelişiminde bağışıklık sisteminin yeri, hastalıkların genetik temeli, moleküler zemini konuşuldu. Risk faktörleri, yani hastalığın seyrini olumsuz etkileyebilecek durumların önemini vurguladık. Zaman gelecek hastalara ki o zaman geldi aslında, hastanın kanser hücresindeki genetik değişikliğe göre tedavi önerisi planı yapılacak. Tedavi sonrası kanser hücresinin ne kadar azaldığı kontrolü bu genetik değişikliğin kalıntısına göre, bedende kaldıysa farklı bir tedavi yaklaşımı, bedenden arındırıldı ise başka bir tedavi yaklaşımı uygulanacak. Sonuç olarak bazı hastalıklara ailesel eğilim olabilir, ancak sonradan gelişen hücredeki genetik kusuru tanımak, bu genetik kusura göre hastalığın nasıl seyredeceğini belirlemek ve tedavi müdahalesini bu duruma göre yapmak güncel tedavi yaklaşımların şemasını oluşturur hale geldi” dedi.

Doğru tanı konulmasının önemini tekrar tekrar vurgulayan ve bu amaçla Kongreye tanı konulmasında başlıca rolü olan hekim grubundan patologları davet ettiklerini belirten Prof.Dr. Sevgi Kalayoğlu Beşışık, “Hematologlar birden çok uzmanlık alanındaki hekimlerle çalışır. En önemlilerinden biri pataloglardır. Biyopsi olarak isimlendirdiğimiz parça alınmasının doğru bölgeden ve yeterli miktarda alınmasının değerini ve hastalığın tanısını belgeler patoloji değerlendirilmesinin mutlaka o konuda uzman yani hematopatolog olmasının önemini tekrar gündeme getirdik. Öyle hastalıklar var ki adı kanser ama biz hastalara böyle bir hastalığınız var belki uzun bir süre hiç ilaç vermeden sizi izleyeceğiz diyoruz. İşte bu hastalıklardan birkaçı kronik lenfositik lösemi, belirti ve bulgusu olmayan multipl miyelom ve Waldenström makroglobulinemisi. Erken ve doğru tanı bu açıdan da önemli. Çünkü tedavisiz izlem konusu gündeme taşınacak. O nedenle hastaların hastalığa özgül deneyimli hekimlerce değerlendirilmeleri ve kurumsal izlenmeleri çok önemli. ‘Erken tanı erken tedavi’ söylemi tarih oldu ve yerini ‘erkenden doğru tanı hastaya özgül tedavi’ye bıraktı” dedi.

Hastaların Bilimsel Çalışmalara Katılmalarında ‘Kobay’ Anlayışının Yıkılması Lazım…

Doç. Dr. Emre Tekgündüz

21. yüzyılın tıbbının kişiye özel tedavi kavramını gündeme getirdiğini ifade eden Doç. Dr. Emre Tekgündüz, “Bu kavram son derece önemli. Artık herkesin bedenine az çok uygun seri üretim elbiselerden çok, bir terzinin diktiği kişiye özgün elbiseden bahsediyoruz. Kanser tedavisi ile uğraşan bilim insanları olarak sürekli olarak hastalıkların tedavi olasılıkları ile ilgili çeşitli yüzdeler veriyoruz. Örneğin bir hastamızın yüzde 80 iyileşme ihtimali var derken bir başka deyişle hastamızı yüzde 20 kaybedebileceğimizi ifade ediyoruz. Bu rakamlar aynı kanser tanısına ve risk grubu özelliklerine sahip bir grup hasta için geçerli. Gerçekte ise karşımızdaki kanser hastası için çoğu zaman ya hep ya hiç kuralı geçerli. Yani hasta ya iyileşiyor ya da onu kaybediyoruz. Örneğimizde olduğu yüzde 80 iyileşme şansı, hastamızın kesin olarak iyileşeceği anlamına gelmiyor. Gerçek şu ki bu istatistik genel popülasyon hakkında bilgi verirken karşımızda duran hastamızın için tedavi sürecinin nasıl sonlanacağını kesin olarak belirleme şansımız yok. Hematolojik kanserlerin tedavisinin yönlendirilmesinde kanser hücrelerinin genetik özellikleri çok büyük önem taşıyor. Yeni nesil sekanslama (next generation sequencing) olarak adlandırılan analiz yöntemleri ile kanserli ve normal hücrelerin genetik haritasını eskisi ile kıyaslanmayacak bir hızla ve çok daha düşük maliyetle belirlemek mümkün. Öngörülebilir bir gelecekte tüm hastalarımızda işe kanser hücresinin genetik haritasını çıkartarak başlayacağız ve uygulayacağımız tedavi yöntemini belirleyeceğiz. Her bireye özel tedavi olmasa bile belirli genetik özelliklere sahip hastalar için ortak tedavi yaklaşımları öneriyoruz. Hedefe yönelik tedavi maliyetleri son derece yüksek. Bu tedavilerin ülkemiz koşullarında yaygınlaşabilmesi için bilimsel çalışmalara katılımın artırılması gerekiyor. Pahalı tedaviyi gerçekten fayda görecek hasta grubuna vermek lazım. Burada ‘kobay’ anlayışını yıkmak lazım. Bir hastanın optimum koşullarda tedavi edildiği şartları bilimsel araştırmalar sağlar. Burada sıkı denetimler vardır. Her aşaması gözden geçirilir. Halk deyişi ile araştırma kapsamında tedavi edilen hastalara ‘el bebek gül bebek’ olarak bakılır. Her aşaması sıkı kontrol edilen bu bilimsel araştırmalara hastalarımız çekinmeden katılsın. Ancak bu şekilde maliyeti yüksek tedavi seçeneklerinden ücretsiz yararlanma şansını elde edebiliyorlar. Hem tedaviden ücretsiz olarak yararlanıyorlar, hem de standart bir hastadan çok daha titiz bir bakımdan geçme şansları oluyor” dedi.

Türkiye Kanser Tedavisinde İlk Yerli Yaşayan İlacını Test Etmeye Hazırlanıyor…

Türkiye’nin ‘ilk yerli deri üretimi’ olan buluşu ile dünyanın prestijli tıp ödüllerinden biri olan ABD Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Derneği’nin ‘En İyi Deneysel Araştırma’ ödülüne layık görülen Prof.Dr. Ercüment Ovalı da kongre konuşmacıları arasındaydı. Prof. Dr. Ercüment Ovalı, 4. Hematolojik Onkoloji Kongresi’nde Türkiye’nin ilk genetiği değiştirilmiş hücre tedavisi verilerini ilk kez açıkladı. Kongreye katılan hekimlerden yaşayan ilaç tedavisini Türkiye’de uygulamak için desteklerini istediğini ifade eden Prof. Dr. Ercüment Ovalı, “Çünkü tedavi yöntemini laboratuvarda hazırlamış olmanızın ya da hayvanlar üzerinde işe yarar olduğunu göstermenizin tek başına bir önemi yok. Bu tedavi yönteminin hızla Türkiye’de klinik bir çalışma ile test edilmesi lazım. Hastaların kendini kobay olarak görmek yerine yaşama tutunmak için ve başkalarının yaşama tutunmasını sağlayabilmek için o ekibe güvenmeleri gerekiyor ve buna dahi olmaları gerekiyor. Bu bize iki şey getirecek. Türkiye yerli genetiği değiştirilmiş hücresini ürettiği gibi test etmiş olacak ve birçok insanın hayatı değişecek” dedi.

Yaşayan İlaçlar Bazı Kanser Türlerinde Yaşam Süresini 3 Aydan 3 Yıla Uzatabiliyor….

ABD’de yapılan CAR-T cell tedavisinden örnek veren Prof. Dr. Ercüment Ovalı, “Bir akut lenfoblastik lösemide her türlü tedaviye dirençli bir çocuğun beklenen yaşam süresi 6 ayın altındadır, hatta ortalama 3 ay civarındadır. Bugünkü teknoloji ile başka şansınız yok. Ancak bu yaşayan ilaçlarla bugün bu çocukların yüzde 95’inde 3 yıllık sağ kalıma ulaşılabiliyor. Bu bir devrimdir. Ama bu eczaneden alıp uygulayabileceğiniz bir tedavi yöntemi değil. Komplikasyonları var. Hematopoetik kök hücre nakli yapan ekiplerin uygulayabilecekleri bir tedavi yöntemi. Bu yüzden bu tip kongreler bize ekip kurmamız için olanak sağlıyor. Birbirimizi eğiteceğiz. Çünkü laboratuvarda üretmenizle iş bitmiyor. Klinik sonuçları çok önemli. Hematolojik Onkoloji Derneği’ne bizi bir araya getirdiği için teşekkür ediyorum. Bir aksilik olmaz ise Ocak 2018’de faz 1 çalışmalarına başlamayı hedefliyoruz. 3 ayrı hastalıkta lösemi, lenfoma ve myolema hastalarında çalışacağız. 9’ar hastadan toplam 27 hasta üzerinde uygulamayı hedefliyoruz. Bunun için de hekimlerimizin desteğine ihtiyacım var” dedi.

Türk Hastalar Yarım Trilyon Değerindeki Tedaviden Türkiye’de Çok Daha Ucuza Yararlanabilecek…

“CAR-T cell, ABD’de son bir yılda 35 merkezde yaklaşım yarım trilyon maliyetle uygulanmaya başlanan bir yöntem. Uzun yıllardır uygulanan kemik iliği nakilleri bilim insanlarına, bir insana kendinden yapılan naklin kanseri yok etme gücünün bir başka insandan yapılana göre daha az olduğunu gösterdi. Yaşayan ilaçlar bu anlayışta önemli bir değişikliğe neden oldu ve kişinin kendi hücresi genetik değişime uğratılarak kullanılmaya başlandı. Böylelikle kişinin kendi bağışıklık hücresi sanki mikropla savaşır gibi kanserle savaşmaya başladı. Bu teknoloji Türk Bilim insanlarının öncülüğünde Türkiye’de kurulursa maliyeti çok daha az ve kabul edilebilir olacak. Tedavi masrafları devletin bir cebinden diğerine girecek ve ülkemizde kalacak.

Adana Şehir Hastanesi Hasta Kabulüne Başladı

Rönesans Sağlık Yatırım tarafından Mart 2015’te inşasına başlanan Adana Şehir Hastanesi 18 Eylül 2017’de hasta kabulüne başladı.

553.000 m2 kapalı inşaat alanı ve 1.550 yatak kapasitesine sahip Adana Şehir Hastanesi, yatak kapasitesi, dünya standartlarındaki en ileri teknolojiye sahip medikal ekipmanları ile bulunduğu bölgenin değil dünyanın sayılı hastaneleri arasında yer aldı. Adana Şehir Hastanesi, ana hastane binasına yerleştirilen 1.512 adet sismik izolatörle, “Dünyanın En Büyük Sismik İzolatörlü Hastanesi” ünvanına sahip oldu.

Global Dev Şirketlerle İşbirliği Yapıldı

Adana Şehir Hastanesi’ni sözleşme süresinden 6 ay önce tamamlamanın ve bölgeye hizmet vermeye başlamanın mutluluğunu yaşadıklarını belirten Rönesans Sağlık Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Yanıkömeroğlu, “540 Milyon Euro tutarındaki yatırımla tamamlanan bu projemiz için uluslararası yatırım fonu Meridiam Infrastructure ile başarılı bir işbirliği yürüttük. 2014 yılında Türkiye’de ilk kez tamamı yabancı 9 banka, proje finansmanında yer almışlardı. Türkiye’de edindiğimiz PPP deneyimini artık dünyanın başka bölgelerine de taşıyoruz. Bu yıl Sağlık Bakanlığımız ile beraber faaliyete geçirdiğimiz Yozgat Şehir Hastanesi’nin ardından Adana Şehir Hastanesi’nin de hasta kabulüne başlamasından büyük memnuniyet duyuyoruz.” dedi.

Adana Şehir Hastanesi Bölgenin Sağlık Üssü 
Türkiye’nin sağlık sektöründe bugüne kadar gerçekleştirdiği en büyük program olarak adlandırılan “Sağlıkta Dönüşüm Programı” çerçevesinde hayata geçirilen Adana Şehir Hastanesi, 1.300 yatak kapasiteli ana hastane, 150 yatak kapasiteli fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanesi ve 100 yatak kapasiteli yüksek güvenlikli adli psikiyatri hastanesinden oluşuyor. Ana hastanede, genel sağlık hizmetlerinin verildiği genel hastanenin yanı sıra her bir kendi alanında uzmanlaşmış onkoloji hastanesi, kalp ve damar hastalıkları hastanesi ile kadın doğum ve çocuk hastanesi yer alacak. 57 ameliyathane, 330 poliklinik odası, 180 yoğun bakım ünitesi, 35 yeni doğan yoğun bakım ünitesine sahip olan hastanede yaklaşık 5000 personel günlük 16.000 hastaya kesintisiz hizmet verecek.

VIP hasta odalarından bekleme salonlarına, ameliyathanelerinden polikliniklerine ve yoğun bakım ünitelerine kadar her alanı özenle dizayn edilen Adana Şehir Hastanesi’nde tüm odalar tek ve iki kişilik düzenlendi. Hasta ve hasta yakınları için her türlü konforun düşünüldüğü hastane, sadece Adana’ya değil, bölgeye hizmet edecek ve sağlık turizmi açısından da kente büyük katkı sağlayacak.

Olası En Şiddetli Depremlerde Bile Kesintisiz Hizmet
Kamu Özel İşbirliği-PPP (Public Private Partnership) modeli kapsamındaki yatırım projelerinin dev adımlarından biri olan Adana Şehir Hastanesi, sahip olduğu 1.512 sismik izolatörü ile uluslararası inşaat ve müteahhitlik dergisi ENR tarafından dünyanın en büyük sismik izolatörlü hastanesi ilan edildi. Dünyanın en ileri teknolojisine sahip 3 yönlü sarkaç tipi deprem izolatörleri sayesinde, coğrafyasında yaşanması olası en şiddetli deprem sırasında ve sonrasında bile tüm operasyonel faaliyetlerini hiç bir aksama olmadan yerine getirmeye devam edebilecek. Böylece her gün ev sahipliği yapacağı on binlerce kişiye her koşulda kesintisiz ve güvenli bir şekilde sağlık hizmeti sağlayabilecek.

2020’ye Kadar 4,3 milyar Dolarlık Sağlık Yatırımı
Rönesans Holding çatısı altında faaliyetlerini sürdüren Rönesans Sağlık Yatırım’ın portföyünde 5 farklı ilde (Adana, Yozgat, Elazığ, Bursa ve İstanbul – İkitelli) tamamlanan veya inşasını sürdürdüğü 5 adet şehir hastanesi ile 7 ilde (Samsun, İstanbul, Afyon, Diyarbakır, Malatya, Erzurum, Van) inşa edeceği fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezleri bulunuyor. Kamu-Özel İşbirliği modeli kapsamında 2020 yılına kadar 4.3 milyar dolarlık yatırımla sağlık kompleksleri inşa edecek olan Rönesans, toplamda 9.500 yatak kapasitesine ulaşmayı hedefliyor.

Bu projelerden Yozgat Şehir Hastanesi 2017 yılı Ocak ayından itibaren hasta kabul etmeye başladı. Rönesans Sağlık Yatırım’ın Japon Sojitz ortaklığı ile Kamu Özel İşbirliği Modeli kapsamında hayata geçirmeye hazırlandığı İkitelli Şehir Hastanesi 2.700 yatak kapasitesiyle dünyanın en büyük hastaneleri arasına girecek.

Adana Şehir Hastanesi’nin En’leri

  • Dünyaca ünlü global altyapı ve proje finans platformu Infrastructure Journal Global tarafından 2014 yılında “Avrupa’nın En iyi PPP (Kamu Özel Ortaklığı) Projesi” ödülüne layık görüldü.
  • Partnerships Awards tarafından 2015 yılının “En İyi PPP Sağlık Projesi İşbirliği” ödülünü aldı.
  • Avrupa, Ortadoğu ve Afrika’nın önde gelen finans yayınlarından EMEA Finance tarafından verilen “Finansal Başarı” ödülünü 2015 yılında almaya hak kazandı.
  • Sahip olduğu 1.512 deprem izolatörü ile uluslararası inşaat ve müteahhitlik dergisi ENR tarafından dünyanın en büyük deprem izolatörlü hastanesi ilan edildi.

Rönesans Holding Hakkında:

Dr. Erman Ilıcak tarafından 1993 yılında Rusya St. Petersburg’da kurulan Rönesans Holding, dünyanın 24 farklı ülkesinde ana müteahhit ve yatırımcı olarak hizmet veriyor. İnşaat, gayrimenkul geliştirme, endüstri tesisleri, enerji ve sağlık ana dallarında faaliyet gösteren holding, dünyanın en büyük müteahhitlik şirketlerinin sıralandığı ENR listesinde 38’inci sırada yer alıyor; aynı listede Avrupa’nın en büyük 10’uncu müteahhitlik şirketi. 2016 yıl sonu itibariyle 3,4 milyar dolar global ciro ve 6,4 milyar dolar aktif büyüklüğe sahip olan holdingin hedefi, orta vadede inşaat sektöründe dünyanın en büyük ilk 10 kuruluşu arasına girmek…

2016 yılında 215 milyon dolar yatırımla Dünya Bankası Grubu üyesi Uluslararası Finans Kurumu (IFC)’nin ortak olduğu Rönesans Holding, bugün yaklaşık 60 bin çalışanı ile alışveriş merkezleri, ofisler, oteller, konutlar, karma yapılar, ağır sanayi tesisleri, altyapı projeleri, imalat sanayi tesisleri, kimyasal ve ilaç üretim tesisleri, yiyecek ve içecek işleme tesisleri, otomotiv ve makine fabrikaları, devlet binaları, sağlık kompleksleri ve enerji santralleri inşa ediyor.

Rönesans Sağlık Yatırım A.Ş. Hakkında:

Rönesans Sağlık Yatırım A.Ş., Rönesans Emlak Geliştirme A.Ş. altında faaliyet gösteren ve Rönesans Holding’in sağlık sektöründeki yatırımcı şirketidir. Rönesans Sağlık Yatırım A.Ş. 2012 yılında kurulmuş olmasına rağmen, Rönesans Grubu’nun 24 yılı aşkın uluslararası müteahhitlik ve 16 yıllık gayrimenkul geliştirme deneyimini kendi bünyesinde birleştirmiş ve daha şimdiden, Türkiye’nin sağlık sektöründe önde gelen yatırımcılarından biri haline gelmiştir. Yaklaşık 3.200.000 m² inşaat alanına ve 9.500 yatak kapasitesine sahip olan bu projeler tamamlandığında, 25 yıllık bir süre boyunca T.C. Sağlık Bakanlığı ile birlikte işletilecektir. Rönesans Sağlık Yatırım A.Ş., mevcut yatırımlarını artırarak, sağlık yatırımları portföyünü hızla genişletmeyi amaçlamaktadır.

TDCY Sepsise Karşı Uyarıyor!

Sepsis, dünyada yılda 30 milyondan fazla bireyi etkiliyor ve 8 milyona yakın ölüme neden oluyor!

Sepsisten korunma yolları, tedavi yöntemleri ve yoğun bakım ünitelerinin sepsisle mücadelede daha etkin rol ve sorumluluk üstlenmesi amacıyla Türk Dahili ve Cerrahi Bilimler Yoğun Bakım Derneği Yönetim Kurulu üyeleri 8 Eylül Cuma günü Ankara’da basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda ayrıca Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Yoğun Ünitesinde tedavi gören ve yoğun müdahaleler sonucu sepsisten kurtulan bir hastanın, hastalıkla mücadelede ilham veren öyküsü de paylaşıldı.

Hayati risk taşıyan ve yoğun bakım ünitelerinde ölümlerin en önemli sebebi olan sepsise karşı farkındalığı arttırmak amacıyla, her yılın 13 Eylül günü, Dünya Sepsis Günü olarak kabul edilmektedir.  Sepsisten korunma yolları, tedavi yöntemleri ve yoğun bakım ünitelerinin sepsisle mücadelede daha etkin rol ve sorumluluk üstlenmesi amacıyla Türk Dahili ve Cerrahi Bilimler Yoğun Bakım Derneği, her yıl kamuoyunu bilgilendirmek üzere çeşitli etkinlikler düzenlemektedir.

Sepsis Nedir?

Sepsis halk arasında kan zehirlenmesi olarak bilinen bir durumdur. Herhangi ağır bir enfeksiyon varlığında vücudun enfeksiyona verdiği savaşın kontrolsüz bir hale gelerek, kişinin kendi organlarına hasar vermesi ile gerçekleşir. Tanınmaz ve acil tedavi edilmez ise birçok organın çalışmamasına ve ölüme neden olabilir.

Günümüzde kalın bağırsak ve meme kanserine bağlı ölümlerin toplamından daha fazla hasta sepsis nedeni ile ölmektedir. Sepsis, dünyada yılda 30 milyondan fazla bireyi etkilemekte ve 8 milyona yakın ölüme neden olmaktadır. Kurtulan hastalarda da engellilik, sakatlık gelişebilmektedir.

Sepsis tüm dünyada giderek artan bir tehdittir ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde sıklığı giderek artmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü Mayıs 2017’de sepsisin önlenmesi, tanınması ve tedavisini küresel bir öncelik olarak kabul etmiştir.

Kimlerde Görülür?

Sepsis yaş, cinsiyet, sosyo-ekonomik durumdan bağımsız olarak herkeste görülebilir. Ancak, özellikle bebek ve ileri yaşlılar, gebeler, ilaç veya hastalıklar nedeniyle bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde görülme riski daha fazladır. Beş – altı yaş ölümlerin %60’ı sepsise bağlıdır ve sepsis anne ölümlerinin de önemli bir nedenidir.

Şunları unutmamak gerekir ki, her enfeksiyon hiç şüphesiz sepsise neden olmaz, çoğu birey enfeksiyonu savunma mekanizmaları ile atlatır. Ancak enfeksiyona bağlı ölümler, enfeksiyonun kendisi değil, sepsise bağlı gerçekleşir ve her türlü enfeksiyon (örneğin zatürree, idrar yolu enfeksiyonu, menenjit, grip, vb.) sepsise neden olabilir.

Ne Zaman Sepsisten Şüphelenilir?

Şu bulgular olduğunda sepsisten kuşkulanılmalıdır: Ateş, titreme gibi enfeksiyon bulguları olan hastada gelişen bilinç değişikliği, kendini çok kötü hissetme veya genel durumun bozulması, nefes darlığı, solunum sayısı ve nabız sayısında artma, tansiyon düşüklüğü.

Bu belirtilerin varlığında kişiler en yakın acil servise başvurmalıdırlar. Hastayı ilk gören hekimler ise hastayı değerlendirip en kısa zamanda bir yoğun bakım ünitesine yatırmalıdırlar.

Sepsis Nerede ve Nasıl Tedavi Edilmelidir?

Sepsis acil olarak tedavi edilmesi gereken, zamana karşı yarışılan bir durumdur. Tedavisinin saatler ve hatta dakikalar içerisinde gerçekleşmesi gerekir. Sepsis hastalığı yoğun bakım uzmanları tarafından izlenip, yönetilmelidir.

Ülkemizde de dünyada olduğu gibi yoğun bakım bir uzmanlık alanıdır.

Tedavide antibiyotik ve sıvı tedavisi en kısa zamanda başlamalıdır. Ancak antibiyotiklerin mutlaka konunun uzmanı hekimler tarafından başlatılması gereklidir, zira gelişi güzel antibiyotik kullanımı antibiyotik direnci gelişimine ve enfeksiyon tedavisinin zorlaşmasına neden olmaktadır.

Organ yetmezliklerinin tedavisi yoğun bakım ünitelerinde yoğun bakım uzmanları tarafından yönetilmelidir.

Sepsis Önlenebilir mi?

Enfeksiyonlar önlenerek ve sepsisle savaşarak her yıl 800 bin ölüm önlenebilir. Bunun için genel hijyen kurallarına uyulması, el hijyeni sağlanması, çocukluk ve erişkin aşılama programlarına uyulması önceliklidir.

Sepsise bağlı ölümlerin en az %10 – 15’i aşılama, hijyenik önlemler, erken tanıma ve hızlı tedavi yöntemleri ile önlenebilir. Hastane kaynaklı enfeksiyonları azaltmak için seferber olunmalıdır.

Ancak sepsis olgularının %50’si hastane dışında geliştiğinden sepsisin tanınması, teşhis ve tedavi çabaları acil servisleri, poliklinikleri ve bakım merkezlerini de kapsamalıdır.

Türk Dahili ve Cerrahi Bilimler Yoğun Bakım Derneği olarak, yükselen bu dalgayı durdurmak ve sepsisten ölümleri azaltmak için ihtiyaç duyulan çözüm politikalarının üretilmesi amacıyla tüm dünyaya ve ulusumuza çağrıda bulunuyoruz.

Sepsisle Mücadelede Mutlu Son: Bir Kurtuluş Hikayesi

“Acil servisler ve birinci basamak sağlık hizmeti sunucularında sepsisin bilinmesi gerekiyor! Yoğun bakım uzmanlarına bir an önce danışılması sepsisin teşhis ve tedavisinde gecikmeleri önleyebilir“

“Hastamızın gelişmiş bir yoğun bakım ünitesinde yoğun bakım uzmanları tarafından izlenmiş olması büyük şans! Türkiye’de yoğun bakım branşı yeni yeni gelişmeye başladı. Zor bir dal, teşvik edilmesi, özendirilmesi, özlük haklarının iyileştirilmesi lazım“

“Türkiye’de yoğun bakım üniteleri, farklı hasta grupları yatırılarak uygun kullanılamayabiliyor ve yatak bulmak zorlaşıyor“

“Hacettepe’de, yoğun bakım uzmanları olarak, tedavide gecikmeyi önlemek için acil servis başta olmak üzere hastanede yatan hastalara rutin vizit yapma kuralı oluşturduk. Bunu kendimiz gönüllü olarak yapıyoruz

59 yaşında, Ankara’da yaşayan kadın hastamız, alerjik astım dışında ciddi bir hastalığı yok iken, 11 Ağustos tarihinde şiddetli böğür ağrısı nedeniyle bir devlet hastanesine başvuruyor, idrar yolu enfeksiyonu olduğu düşünülüyor ve tetkik tedavileri yapılarak eve gönderiliyor. Şikayetleri geçmeyince tekrar başvuruyor, 1 gün yatırılıp tekrar eve gönderiliyor. Şikayetleri devam edince ve kendisini kötü hissetmesi üzerine 3. kez, bu sefer özel bir hastaneye başvuruyor. Ancak masrafların çok olması nedeniyle Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisine gönderiliyor. Acil serviste böbrekteki enfeksiyonun ilerlediği, böbrekte taş olduğu ve idrar yolu sisteminde genişlemeye yol açtığı saptanıyor.

 2 Günü Aşkın Süre Kaybedilmiş

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Yoğun Bakım Bilim Dalında görevli yoğun bakım uzmanları olarak kötüleşen hastaları erken dönemde yakalamak için acil servis başta olmak üzere düzenli vizit yaparız. Bu bizim rutinimizdir. O sırada hastamızın artık basit bir idrar yolu enfeksiyonu değil, sepsis tablosunda olduğunu gözleyerek fazla vakit kaybetmeden yoğun bakım ünitesine yatırdık. Aslında dış merkezlerde antibiyotik tedavisi başlanmış olmasına rağmen 2 günü aşkın bir süre kaybedilmiş ve bu süreçte artık kalp, beyin, böbrek fonksiyonlarının olumsuz yönde ilerlediği yani sepsisin çoklu organ yetmezliğine neden olduğunu gözleyerek yoğun bir tedavi süreci başladık.

 13 Gün Yoğun Bakım Ünitesinde Kaldı

Hastamız solunum cihazına bağlandı ve böbrek yetmezliğine yönelik sürekli diyaliz tedavisi uygulandı. Gelişmiş monitörlerle hastanın kalbinin de çok zayıfladığını tespit ettik ve kalbin pompalamasını arttırıcı 2 ilaç ile kalp ve organların kan dolaşımını destekledik. Hastanın tansiyonunu uygun değerlerde tutmaya çalıştık. Hemen uygun antibiyotik tedavisi başladık. Böbrekte toplanan enfeksiyonun uzaklaştırılması için girişimsel radyoloji bölümü böbreğe katater taktı ve enfeksiyon boşaltıldı. Yaklaşık 6 gün solunum cihazına, 3 gün diyalize bağlı izlenen hastamızın kalp destekleyici ilaçları da 5. gün sonunda kesildi. Bilinci açıldı. Toplam 13 gün yoğun bakım ünitesinde izlenen hastamız normal yataklı servise devredildi. Burada böbrek taşına yönelik ameliyat planı yapılıyor ve nekahat döneminde izlenmeye devam ediyor.

Sepsiste İlk 4-6 Saat Altın Saatlerdir!

Sepsiste ilk 4-6 saat altın saatler olarak ifade edilir. Bu dönemde antibiyotik yanında kan dolaşımını desteklemek üzere sıvı ve gerekirse kalp destekleyici ilaçların başlanması lazım. Tek başına antibiyotik başlanması yeterli olmayabilir. Eğer hastamızda olduğu gibi bir abse gibi odak varsa bunun da boşaltılması gerekir. Sepsis tedavisi diğer birçok hastalık gibi bir ekip işidir. Hastamızda girişimsel radyoloji bölümümüzün erken ve uygun müdahalesi çok yararlı oldu. Hastamızın 2 gün gibi sürede 3 merkez dolaşması çok ağırlaşmasına neden oldu. İlk 4-6 saatte tanı, tedavi uygun olursa ölüm ve kötü sonuç riski azalıyor. Hastamızda, gecikme nedeniyle yoğun bakıma yattığı dönemde ölüm riski %50’ye yükselmişti. Burada önemli hususlardan biri, antibiyotiklerin gelişi güzel kullanılmaması gerektiğidir; mutlaka enfeksiyon tanısına yönelik tetkikler yapılmalıdır.

Sepsis Acil Serviste ve Birinci Basamakta da Bilinmelidir

Bu hastaların yoğun bakım uzmanlarına bir an önce danışılması bu gecikmeleri önleyebilir. Bu nedenle acil ve birinci basamakta da sepsisin bilinmesi lazım. Biz gecikmeleri önlemek için Hacettepe’de yoğun bakım uzmanları olarak acil başta olmak üzere hastanede yatan hastalara rutin vizit yapma kuralı oluşturduk. Bunu kendimiz gönüllü olarak yapıyoruz. Tek amacımız kritik hastaları erken yakalamak. Bunun yapılamayacağı durumlar, yetişemeyeceğimiz zamanlar olabilir. Bu nedenle erken yoğun bakım konsültasyonu önemli.

Kritik Hastalıkları Yoğun Bakım Uzmanları İzlemelidir

Yoğun bakım uzmanlığı son derece kritik bir alandır. Bu hastanın gelişmiş bir yoğun bakım ünitesinde yoğun bakım uzmanları tarafından izlenmiş olması büyük şans. Ama Türkiye’de yoğun bakım branşı yeni yeni gelişmeye başladı. Akademik ve bilimsel anlamda geliştirilmesi lazım. Zor bir dal, teşvik edilmesi, özendirilmesi, özlük haklarının iyileştirilmesi lazım. Kritik hastalıklar yoğun bakım uzmanları tarafından izlenmelidir.

Yoğun Bakımda Yatak Bulmak Zorlaşıyor

Öte yandan Türkiye’de yoğun bakım üniteleri, farklı hasta grupları yatırılarak uygun kullanılamayabiliyor ve yatak bulmak zorlaşıyor. Türkiye’de Sağlık Bakanlığımız ile yoğun bakım uzmanlık derneklerinin yoğun bakımlardaki yatak planlaması konusunda işbirliği içerisinde çalışması gerekmektedir.

Türkiyeli Sağlık Yatırımcılarının Yeni Pazarı: Pakistan

28-30 Eylül 2017 tarihleri arasında, Pakistan Lahore International Expo Center’da, PAKMEDICA Medikal ve Sağlık Fuarı & Pakistan-Türkiye Sağlık İşbirliği Forumu yapılacak. Etkinlik, Pakistan Pencap Eyaleti Sağlık Sisteminde başlatılan büyük dönüşüm için önemli bir adım olarak öne çıkıyor.

T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17 Kasım 2016 tarihinde Pakistan ziyareti esnasında, T.C. Sağlık Bakanlığı ve Pencap Hükümeti arasında yapılan görüşmelerde varılan mutabakata istinaden Pencap Sağlık Sisteminin Dönüşümü Ortak Eylem Planı Mutabakat Zaptı hazırlanmıştı. Pakistan’ın 90 milyon nüfusuyla en büyük eyaleti olan Pencap Eyaleti Hükümeti ile Türkiye arasında gerçekleşen, sağlık sektöründe daha yakın işbirliği protokolü ile mutabakat zaptı gereğince yapılacak PAKMEDICA Medikal ve Sağlık Fuarı & Pakistan-Türkiye Sağlık İşbirliği Forumu; iki ülke arasında büyük ve kalıcı işbirliğinin yanı sıra ticari fırsatlar oluşturacak. Bu etkinliklerle, mutabakat zaptının önemli bir ayağı hayata geçmiş olacak.

Türkiye’nin sağlık alanındaki bölgesel liderlik konumu ve hedefleri doğrultusunda Türk firmalar, PAKMEDICA Medikal ve Sağlık Fuarı ile Pakistan sağlık sektöründe aktif rol üstlenmeyi amaçlıyor. Türkiye’nin sağlık alanındaki başarılarının uluslararası platformlarda sıklıkla dile getirildiği ve sağlık alanında geliştirdiği sistemler ve projelerin örnek alındığı şu günlerde, PAKMEDICA ile üreticisinden sağlık hizmet sunucusuna, yatırımcısından uygulayıcısına kadar sağlık sistemlerinin kurgulanmasında yer alan tüm paydaşlar için Pakistan’ın kapıları aralanıyor.

Sağlık Turizminde potansiyel ülke

Türkiye’nin stratejik önem arz eden sektörlerinden biri olan “Sağlık Turizmi” sektörünün de etkinliklerde aktif olarak yer alması planlanıyor. 200 Milyonun üzerinde bir nüfusa sahip olan Pakistan ve 20 Milyon’luk şehri olan Lahor’da Sağlık Turizmi ciddi bir potansiyel barındırıyor.

Sağlık alt yapısı ve hizmet sunumu bakımından Türkiye’den çok geride olan Pakistan’da varlıklı kesim tedavi için ülke dışını tercih ediyor. Pakistanlı hastalar tedavi için en çok İngiltere’ye gitmekte olup, İngiltere’nin ülkede Sağlık Turizmi konusunda ciddi faaliyetleri bulunmaktadır ki, bu da bu bölgenin Sağlık Turizmi alanında ciddi bir potansiyel barındırdığını teyit eder nitelikte…

Türkiye Pakistan arasındaki dostluk, kadim bir geçmişe dayanmakla birlikte, bu dostluk iki ülke arasında ticari iş birliğine istenen seviyede yansımamıştır. Sağlık turizmi alanında faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlarımızın PAKMEDICA’ya katılarak sağlık hizmetlerinde yaptıkları başarılı çalışmaları anlatmaları, ticari iş birlikleri fırsatları oluşturmaları ve nihai olarak gelişmiş ülkelere giden Pakistanlı sağlık turistlerini Türkiye’ye davet etmeleri beklenmektedir. İki ülke arasında günlük düzenli uçuşlar yapılmakta olup, ülkemize tatil amaçlı gelen Pakistanlı turist sayısı her geçen gün artış göstermektedir.

B2B ve Bir-E-Bir Görüşme İmkanı

Türk sağlık, medikal ve kozmetik sektörlerinde hizmet sunucu, üretici ve ihracatçı firmaların katılımının hedeflendiği PAKMEDICA Medikal ve Sağlık Fuarı, Türkiye’nin sağlık alanında bölgesinin odak ve lider ülkesi konumunu güçlendirme amacı ile bölge coğrafyasındaki tüm ülkelerle işbirliği hedefi güdüyor. Pakistan ve Türkiye arasındaki sağlık alanındaki ilişkileri ve işbirliği için zemin hazırlayan PAKMEDICA, klasik bir fuar olmasının ötesinde sektörel çözüm toplantıları, B2B ve Bir-E-Bir görüşme kurgusu ile Pakistan Pazarının hedef alıcıları ile direkt görüşme imkanı ve interaktif çözümler sunuyor.

Gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan Pakistan,  BRICS ülkeleri ile birlikte 21. yüzyılda dünyanın büyük ekonomilerinden biri olma potansiyeline sahip Next Eleven’dan biri olarak öne çıkıyor. Pakistan pazarı konusunda sağlık hizmet sunumunun iyileştirilmesi, aile hekimliği sistemine geçilmesi, hastalık erken uyarı sistemleri, acil sağlık müdahale, hemşirelik ve paramedik eğitimi ve sağlık eğitimi gibi çeşitli alanlarda işbirliği başlatıldı.

Türkiye’nin sağlık sektöründe başarılarının uluslararası platformlarda sıklıkla dile getirildiği, sağlık alanında geliştirdiği sistemler ve projelerin örnek alındığı şu günlerde, PAKMEDICA Medikal ve Sağlık Fuarı, önemli bir görev üstenerek, Pakistan’ın da üreticisinden sağlık hizmet sunucusuna, yatırımcısından uygulayıcısına kadar sağlık sistemlerinin kurgulanmasında yer alacak tüm partnerler için bütüncül bir yaklaşımla ele alınacak bir pazar için kapıları aralıyor. Ekonomi Bakanlığının Türk firmalarını bireysel teşvikler kapsamında yüzde 50 oranında desteklediği PAKMEDICA Medikal ve Sağlık Fuarı, Pakistan Türkiye sağlık iş forumu, B2B ve Bir-e-Bir görüşmeler, sağlık yönetimi çalıştayları, sektörel workshoplar, yuvarlak masa toplantıları etkinlikleri ile ihracatçı ve yatırımcı firmalar için avantajlar sağlıyor.

B2B ve Bir-E-Bir görüşmeleri ile sağlık sektörü profesyonellerini kendi aralarında bir araya getirebildiği gibi, katılımcılar ile sağlık sektörünü de buluşturmayı hedefliyor. Bu çerçevede etkinlikle ilgili farklı çalışma başlıklarında B2B görüşmelerinin planlaması yapılacak. Görüşmecilerin ön başvuruları doğrultusunda görüşmecilere özel konu başlıklarının belirleneceği etkinlikle, birlikte çalışma noktasında ihtiyaçlar belirlenerek işbirliği ve yatırım imkanları değerlendirilecek.

Hangi Sektörler Katılacak?

Pakistan Sağlık Bakanlığı yetkilileri ile sektör temsilcileri bir araya gelerek mevcut sağlık sisteminin çalışmaları, tedarik zinciri yönetimleri gibi konular düzenlenecek sektörel çözüm toplantıları, paneller, yuvarlak masa toplantıları ile ortak yatırım ve ihracat fırsatları değerlendirilecek. Yeni teknolojiler ve uygulamalar hakkında kurslar düzenlenecek. Toplantılar şu sektörleri kapsayacak:

  • İlaç ve Eczacılık
  • Tıbbi Cihaz ve Hastane Donanımı
  • Tıbbi Sarf ve Medikal Malzeme
  • Sağlık Bilişimi ve Health IT
  • Sağlık Yatırımları (Şehir Hastaneleri, Mimarlık, Mühendislik ve İnşaat)
  • Kozmetik ve Kişisel Sağlık ve Bakım Ürünleri
  • Sağlık Turizmi
  • Sağlık Eğitimi

Ekspotürk ve Universal Travels organizasyonu ile gerçekleşecek PAKMEDICA Medikal ve Sağlık Fuarı & Pakistan-Türkiye Sağlık İşbirliği Forumu hakkında detaylı bilgi için: http://www.pakmedica.com

 

 

 

Asistan Hekimlerin Sorunları ve Çözüm Önerileri

YÖK raporunda rotasyon, nöbet, performans vb uygulamalarda öne çıkan çözüm önerileri şöyle:

“Gereksiz olduğu kanaatine varılan bölümlerin kaldırılması uygun görülmektedir. Ayrıca kurumlar arasındaki uygulama farklarının kaldırılması konusunda Tıpta Uzmanlık Kurulu (TUK) daha aktif rol almalıdır.”

“Öğretim elemanlarına eğitim/özel vaka oranı getirilebilir. Eğitim vakası için gerekirse Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen katsayı arttırılabilir. Özel vakaların mesai içinde alınmaması konusunda etkili önlemler alınabilir. Bütün cerrahi branşlarda ve girişimsel işlem gerektiren bölümlerde yeterliliğin değerlendirilmesinde pratik değerlendirme sınavı ve tüm tıp branşlarında merkezi olarak düzenlenen yıllık sınavlar ve bitirme sınavı yapılabilir.”

“Performans sistemi asistan/araştırma görevlilerine de getirilebilir. Asistan/araştırma görevlisi döner sermaye ödemelerinin belirli sınırlar içinde olması önerilmektedir. Aynı kurumda bölümler arası büyük farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bu durumun eşitlenmesi önerilmektedir. Uzman hekimlerin nöbet sistemine dahil edilmesi önerilmektedir.”

ASİSTAN EĞİTİMİNİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından, Türkiye’deki Devlet ve Vakıf Yükseköğretim Kurumlarının Tıp Fakültelerindeki mezuniyet sonrası eğitimin görüşülmesi amacıyla Mayıs 2017’de düzenlenen “Tıp Dallarında Asistan Eğitimi Çalıştayı” raporunda,  çalışma gruplarının yaptığı yuvarlak masa çalışmalarının verileri de yayınlandı.
Rotasyon eğitimleri, eğitim programı ve eğitsel aktivitelerin etkinliği (temel / dahili / cerrahi), tezler ve etkinliği, bilimsel faaliyetlere ayrılan zaman ve bilimsel aktivitelere ulaşma imkanı, eğiticilerin eğitimdeki katkıları, alana özgü yetkinliklerin kazanılması (temel / dahili / cerrahi), sosyal hayat ve iletişim problemler, mezuniyet sonrası eğitimde idari problemler ve ek hususlar hakkında çalışma grupları içerisinde görüş alışverişinde bulunuldu.

ROTASYON EĞİTİMLERİNDEKİ SORUNLAR: 
• Rotasyonların uygulanmasında standardizasyon sorunlarının yanı sıra, bu konuda kurumlar arası ciddi uygulama farklılıkları ortaya çıkmaktadır. Bazı kurumlarda rotasyonlar düzenli olarak uygulanırken, bazı kurumlarda ise aktif olarak gerçekleştirilmemektedir. Ayrıca rotasyonlar asistan/araştırma görevlisi karnelerinde etkin bir şekilde değerlendirilmemektedir.
• Asistan/araştırma görevlisi sayılarındaki yetersizlik nedeniyle rotasyon uygulamalarında güçlükler yaşanmaktadır. Rotasyona giden asistanlar iş gücüne katkı sağlayacak bir personel gibi kullanılabilmektedir. Buna örnek olarak acil tıp bölümünde iş gücünün tamamlanması adına diğer bölümlerden rotasyon için gelen asistanlar çalıştırılabilmektedir.
• Rotasyona gidilen bölümlerde rotasyon eğitimini vermesi istenilen eğitici konusundaki yetersizlik ciddi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.
• Özellikle yan dal rotasyonlarında (Pediatri, Dahiliye gibi bölümler için) bazı kurumlarda tüm alt branş rotasyonlarının olmaması nedeniyle asistan/araştırma görevlileri bilgi ve beceri noktasında yeterli düzeyde
eğitim alamamaktadır.
Tıp fakültesinin tek olduğu illerde rotasyon bölümlerin eksik olması durumunda ek sorunlar ortaya çıkmaktadır.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:
• Rotasyonlar konusunda geri bildirim alınarak gereksiz olduğu kanaatine varılan bölümlerin kaldırılması uygun görülmektedir. Ayrıca kurumlar arasındaki uygulama farklarının kaldırılması konusunda Tıpta Uzmanlık Kurulu (TUK) daha aktif rol almalıdır.
• Rotasyon eğitimleri için dış merkeze giden asistan/araştırma görevlilerinin döner sermaye desteği konusunda mağdur edilmemeleri önerilmektedir.
• Yan dal rotasyonlarının tamamının bulunmadığı kurumlardaki asistan/araştırma görevlileri rotasyon eğitimlerini yeterli düzeyde alabilecekleri kurumlara yönlendirilmelidir.
• Bölüm içi rotasyonlarda eğitim verecek kişinin yetkin olması, yeterli kadro sağlanarak rotasyonların kâğıt üzerinde yapılmasının önüne geçilmesi, rotasyonlara başlama zamanının standardize edilmesi, rotasyon programlarının düzenlenmesi, eğitici niteliği olmayan hekimlerin iş tanımının belirlenmesi (uzman hekimlerin servis işleyişinde etkin rol alması), alana uygun rotasyon yönergesinin hazırlanması, sürelerin çalışma dönemine yönelik olarak düzenlenmesi ve bunlara uyulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

EĞİTİM PROGRAMI VE EĞİTSEL AKTİVİTELERDEKİ SORUNLAR:
• Eğitim programlarının uygulanması konusunda hizmet odaklı çalışılan kurumlarda ciddi güçlükler ortaya  çıkmaktadır. Öğle arasına eğitim saatleri konulmaktadır. Bu durum vakıf üniversitelerinde daha belirgin hale gelmektedir.
• Birçok kurumda standart bir eğitim programı olmadığı görülmektedir.
• Bazı kurumlarda eğitim faaliyetlerinin ağırlıklı olarak asistan/araştırma görevlileri tarafından yürütüldüğü
görülmektedir.
• TUKMOS/ÇEP programının uygulanmasında kurumlar arası farklılıklar bulunmaktadır.
Polikliniğe eğiticilerin katkılarının yetersizliği nedeniyle poliklinik işleyişinde (örneğin hasta danışılması)
ciddi sıkıntıların ortaya çıktığı görülmektedir.
• Uzmanlık eğitimi sonunda yapılması önerilen yeterlilik sınavlarının etkinliği ve zorunluluğu konusunda
sorunlar bulunmaktadır.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:
• Bilgi paylaşımından ziyade deneyim paylaşımı, yıllık seminerler, sabah vaka toplantıları, literatür toplantılarının eğitim yılı öncesi planlanması ve düzenli bir şekilde mesai saatleri içinde yapılmasının daha doğru olacağı düşünülmektedir.
• Yeterlilik sınavlarının daha yaygın şekilde uygulanması önerilmektedir.
• Yeterlilik sınavları UEMS (The European Union of Medical Specialists)’e entegre olarak gerçekleştirilebilir.
• Yeterlilik sınavı uygulaması yaygınlaştırılmalıdır ancak bunun öncesinde verilen eğitim standart hale getirilmelidir. Teorik olarak yeterlilik sınavı yapılabilir ancak pratik sınav mutlaka klinikte gerçekleştirilmelidir.
• Yeterlilik sınavı sisteminin eğitim sırasında ve sonrasında olmak üzere aşama aşama uygulanması önerilmektedir. Öncelikle yönlendirici sınavlar daha sonrasında ise cezalandırıcı sınavlara geçilmesi önerilmektedir. Merkezi yeterlilik sınavı için çoktan seçmeli ve açık uçlu sorulardan oluşan soru bankası hazırlanmalıdır. Merkezi yeterlilik sınavı sıralama için değil yeterlilik için gerçekleştirilmelidir.
• TUKMOS tarafından teorik eğitim etkinliklerinin standardizasyonu ve her anabilim dalı/kliniğin eğitim programını yıllık olarak üst birimine bildirilmesi ayrıca eğiticilerin eğitim noktasında belirli sorumluluklarının olmasının doğru olacağı düşünülmektedir.
• Eğiticilerin eğitim faaliyetleri açısından denetlenmesi önerilmektedir.
• Asistan/araştırma görevlilerinin varlığı kurumun vermiş olduğu sağlık hizmetlerinin akışını değiştirmemelidir. Asistan/araştırma görevlilerinin kurumda bulunmalarının öncelikli amacı eğitim almak olmalıdır.

TEZLER VE ETKİNLİĞİNE İLİŞKİN SORUNLAR:
• Asistan/araştırma görevlilerinin ve eğiticilerin motivasyonunun hizmet kaygısı nedeniyle düşük olmasına
bağlı olarak tezlere yeterince önem verilmemektedir.
Tez danışmanları kura veya sıra usulü belirlenmektedir. Asistan/araştırma görevlileri istediği tez hocasının
danışman olarak seçememektedir.
Tez izleme süreci etkili bir şekilde takip edilmemektedir.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:
• Tez zorunluğu kaldırılabilir veya isteğe bağlı olarak yapılabilir.
• Asistan/araştırma görevlilerine eğitiminin son dönemlerinde tez hazırlanması için tez izni verilebilir ve bu
izin resmi hale getirilebilir.
• Tez danışmanları o alanda deneyimli ve donanımlı eğiticilerden seçilebilir.
• Tez hazırlama yönergesinin oluşturulması ve izlem sürecinin daha etkili bir şekilde takibi önerilmektedir.
• Tezlere Bilimsel Araştırma Projesi (BAP) desteği artırılmalıdır.
• Tezlerin kalitesi daha etkin bir şekilde denetlenebilir.
• Yapılan tezlerden yayın üretilmesinin teşvik edilmesi önerilmektedir.
• Tez çalışması için gereken hasta ve çalışma giderleri için asistan/araştırma görevlisinden ücret
istenmemelidir.

BİLİMSEL FAALİYETLERE AYRILAN ZAMAN VE BİLİMSEL AKTİVİTELERE ULAŞMA İMKANI
• TUKMOS (Tıpta Uzmanlık Kurulu Müfredat Oluşturma ve Standart Belirleme Sistemi)’nde asistan/araştırma görevlilerinin katılması gereken temel kongre sayısı belirlenmiş olmasına rağmen kliniklerde uygulanmamaktadır. Kongrelere katılım noktasında kurumlarda maddi kaygılar ve sağlık hizmetinin aksamaması adına asistanlara yeterli destek verilmemektedir.
• Asistan/araştırma görevlilerinin çalıştıkları kurumlardan web tabanlı bilimsel veri tabanlarına ulaşımları konusunda sıkıntılar bulunmaktadır.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:
• Asistan/araştırma görevlilerinin temel olarak katılması gereken kongre sayısının belirlenmesi
önerilmektedir.
• Kongre desteğinin endüstriye bağımlılığının azaltılarak, YÖK/Sağlık Bakanlığı tarafından temel katılım
desteğinin (sözlü sunum gibi) olması önerilmektedir.
• Asistan kongreleri düzenlenebilir.
• Kongre katılım sürelerinin yıllık izinlere yansımaması önerilmektedir.
• BAP (Bilimsel Araştırma Projeleri) ve diğer desteklerin artırılması ve ulaşılabilirliğinin kolaylaştırılması
önerilmektedir. Pubmed gibi online veri tabanlarına ulaşılabilirlik artırılmalıdır.
• YÖK/Sağlık Bakanlığı’nın, veri tabanlarına ortak ulaşabilecek şekilde bir sistem kurması önerilmektedir.
• Uzmanlık eğitimi sırasında farklı bölümlerde doktora eğitiminin de yapılabilmesine olanak sağlanabilir.

EĞİTİCİLERİN EĞİTİMDEKİ KATKILARINA İLİŞKİN SORUNLAR:
Eğitici sayısında ve niteliğinde eksiklikler mevcuttur. Başka illerde görevlendirmesi olan eğiticiler ile yeterli zaman diliminde beraber olunamamaktadır.
• Eğiticilerin özel hasta veya muayenehane hastalarına yoğunlaşması, asistan/araştırma görevlilerine yeterli sorumluluğu özel hasta kavramından ötürü verememesi, öğretim üyelerinin yeterince denetlenmemesi, öğretim üyelerinin otoriter tutumlarından ötürü danışman konumundan çok korkulacak bir kavram konumuna dönüşmesi, uzmanların eğitici rolünün ve yeterliliğinin tartışmalı olması gibi sorunlar karşımıza çıkmaktadır.
• Asistan/araştırma görevlileri eğitim konusunda en çok kıdemlisi olan uzmanlık öğrencisinden yararlanmaktadır. Yapılan anketlerde eğiticiyle hiç karşılaşmıyorum, iletişim olmadan asistanlık hayatıma devam ediyorum demekte olan %17 oranında bir asistan/araştırma görevlileri grubu bulunmaktadır.
• Bazı üniversitelerdeki eğiticilerin doçent ünvanını aldıktan sonra o eğitim kurumundan ayrılma istekleri
de ciddi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Özel hasta muayene sistemi birçok üniversitede ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
• Eğiticiler kıdemlendikçe eğitsel aktivitelerden ve hizmetten çekilmektedir.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:
• Eğiticilerin yeterliliğinin denetlenmesi, asistan/araştırma görevlilerinin öğretim üyelerine yönelik geri bildirim yapabilecekleri bir sistem kurulması önerilmektedir.
• Uzman hekimlerin eğitime katkılarının artırılması düşünülmelidir.
• Asistan karnesi gibi eğitici karnesi uygulaması da gerçekleştirilebilir.
• Kurumların verdikleri eğitimlerin denetlenmesi önerilmektedir.
• Üniversite hastanelerine de uzman hekim kadroları verilmesi önerilmektedir.
• Verilen eğitim konusunda yetersizlikler tespit edilmesi durumunda klinik kapatma olmaksızın geçici olarak
program kapatma yoluna gidilebilir.
•Eğitim ile hizmet öğretim üyeleri için ayrılabilir. Verilen eğitimin performans getirisi hizmetin getirisine
eşit veya üstünde olmalıdır.

ALANA ÖZGÜ YETKİNLİKLERİN KAZANILMASINA İLİŞKİN SORUNLAR:
Asistan/araştırma görevlisi karnelerinin etkinliğinde ciddi sıkıntılar mevcuttur. Çoğu kurumda takibi yeterli düzeyde değildir.
• Öncelikli amacı eğitim vermek olması gereken öğretim üyelerinin birçok merkezde önceliğinin özel vakaları olduğu görülmektedir. Özel muayene ve ameliyat uygulamalarından dolayı asistanların uygulamalı eğitimlerinde aksaklıklar olmaktadır.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:
• Asistan/araştırma görevlisi karnesinin güncel olarak doldurulması, takibinin artırılması ve bu alanda
eksiklikleri bulunan merkezlerin denetiminin artırılması önerilmektedir.
• Online karne uygulamasına başlanılarak, asistan/araştırma görevlisi karnelerine standardizasyon
getirilebilir. Branş dernekleri ve ilgili kurumların bu konuda etkin görev almaları önerilmektedir.
• Asistan/araştırma görevlilerinin sadece hizmet elemanı olarak görülmemesi, yetkin uzman olmaları için
gereken eğitimi alıp almadıklarının denetlenmelsinin uygun olacağı düşünülmektedir.. Yetkin uzman
olma nedeniyle uygulandığı söylenen yasal olmayan sayıda nöbet tutturulan birimlerin denetlenmesi
önerilmektedir.
• Öğretim elemanlarına eğitim/özel vaka oranı getirilebilir.
• Öğretim elemanlarına, eğitimin öncelikleri olması gerektiği bilinci yerleştirilmelidir. Eğitim vakası için
gerekirse Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen katsayı arttırılabilir.
• Özel vakaların mesai içinde alınmaması konusunda etkili önlemlerin alınması önerilmektedir.
• Karnelerde sayısal olarak tamamlanması gereken minimum ameliyat sayısı belirtilebilir.
• Eğitim verme konusunda eksikleri bulunan eğiticilerden performans kesintisi yapılabilir.
• Bütün cerrahi branşlarda ve girişimsel işlem gerektiren bölümlerde yeterliliğin değerlendirilmesinde pratik
değerlendirme sınavı ve tüm tıp branşlarında merkezi olarak düzenlenen yıllık sınavlar ve bitirme sınavı
yapılabilir.
• Uzmanlık eğitiminde teknoloji kullanımının (cerrahi branşlar için simülasyon eğitimleri gibi) yaygın
olarak eğitime dahil edilmesi önerilmektedir.

SOSYAL HAYAT VE İLETİŞİM PROBLEMLERİ
• Asistan/araştırma görevlilerine oryantasyon, iletişim vb. eğitimleri birçok merkezde verilmemektedir.
• Sosyal aktivitelere gereken önem verilmemektedir.
• Birçok eğitim kurumunda eğiticilerin yabancı dil düzeyinin yetersiz olduğu görülmektedir.
• Yabancı uyruklu asistanların özlük haklarında ciddi sorunlar mevcuttur.
Yabancı uyruklu asistan/araştırma görevlilerinin kendilerine ait sınavlarında düşük puanla giriyor olmaları
fırsat eşitsizliğine yol açmaktadır.
• Kurumlardan yıllık izin alınması konusunda problemler yaşanmaktadır.
Nöbet ertesi çalışmaya devam edilmesi hasta hekim ilişkisinin, hekim hekim ilişkisinin ve günlük sosyal
ilişkilerin olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:
• Oryantasyon, iletişim gibi zorunlu eğitimlerin yapılıp yapılmadığının geri bildirimlerle takip edilmesi
önerilmektedir.
• Vakıf üniversitelerinde hafta sonu mesaisinin kanuni zemine oturtulması önerilmektedir.
• Yabancı uyruklu asistanların maaşı konusunda iyileştirilmeye gidilmesi önerilmektedir.
• Her asistan/araştırma görevlisine mümkün ise aynı bölümden olmayan bir danışman eğitmen belirlenebilir.
• İzin kullanımı konusunda standardizasyon getirilebilir.
• Nöbet ertesi izin getirilmelidir. Nöbet yazılırken en azından ayda 1 boş hafta sonu bırakılması önerilmektedir.
• Günaşırı nöbet tutturulmaması önerilmektedir.
• Yabancı uyruklu asistan/araştırma görevlilerinin, Türk asistan/araştırma görevlileri ile rekabet koşullarının
eşit şartlara getirilmesi, aynı maaş ve özlük haklarını almalarının sağlanması önerilmektedir. Kadın asistan/araştırma görevlileri gebelik ve emzirme döneminde pozitif ayrımcılığa tutulması ile kayıp olan eğitim süresi ve nöbet saatlerinin tespiti ve nicelik açısından değerlendirilmesinin yapılması ve eğitim süresinin uzatılması önerilmektedir.
• Gebelik iznindeki asistan/araştırma görevlisinin kadroyu dolduruyor olmasının getirdiği negatif durumun
bertaraf edilmesi açısından tıpta uzmanlık sınavında asistan planlama mekanizmasında doğum izninde
olan hekimin bildirilmesi ve bu durumun dikkate alınması önerilmektedir.

MEZUNİYET SONRASI EĞİTİMDE İDARİ PROBLEMLER
• Asistan/araştırma görevlisi sayıları yetersizdir. Kadrolar yeterli düzeyde açılmamaktadır. Mevcut asistan
sayılarıyla kaliteli eğitim verilmesi konusunda güçlükler yaşanmaktadır. İptal olan TUS (Tıpta Uzmanlık
Sınavı)’lar nedeniyle asistan/araştırma görevlisi kadrolarında dengesizlikler bulunmaktadır.
• Çalışma saatleri standart değildir. Çoğu zaman mesai dışı saatlerde çalışmak zorunda kalınmaktadır ancak
bu durum ücret olarak yansımamaktadır.
• Devlet ve üniversite kadrolarında olanlar için kadrolar arasındaki ücret, özlük hakları ve mevzuat farkları, özlük hakları farkları, mevzuat farkları mevcuttur.
• 130 saatin üzerinde tutulan nöbet ücretleri ödenmemektedir. Tutulan nöbet saati kadar ücretin, nöbet süresinin 130 saati geçmesi nedeniyle ödenmemesi, asistan/araştırma görevlisi maaşlarının standardizasyonunun olmaması da maddi açıdan asistan/araştırma görevlilerinin hayatını etkilemektedir.
• Asistan/araştırma görevlisi sayısının yetersizliğine bağlı yasal zemine aykırı 10’dan fazla nöbet tutturulması,
bazı hastanelerde 30 gün icap tutturulması gibi uygulamalar mevcuttur.
• Acil servislerde farklı branşlara nöbet tutturulmaktadır. Bu durum malpraktis açısından ciddi problemlere
yol açabilmektedir.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:
• TUS sorularının hatasız hazırlanması oldukça önemlidir.
• Mevzuatın ve özlük haklarının standardize edilmesi, ortak çatı yönetmelik oluşturulması, eşit işe eşit ücret
ödenmesi önerilmektedir.
• Performans sistemi asistan/araştırma görevlilerine de getirilebilir.
• Nöbet sayısı ve sıklığındaki uygulama yanlışlıklarının mevzuatlara uygun olacak şekilde düzenlenmesi  önerilmektedir..
• Asistan/araştırma görevlilerinin TUKMOS’ta belirlenen rotasyonlar dışında çalıştırılmaması önerilmektedir.
• Asistan/araştırma görevlisi döner sermaye ödemelerinin belirli sınırlar içinde olması önerilmektedir. Aynı
kurumda bölümler arası büyük farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bu durumun eşitlenmesi önerilmektedir..
• Asistan/araştırma görevlisi çalışma şartlarının ve fiziksel koşullarının iyileştirilmesi, kurumlarda sağlıkta
şiddet ile ilgili etkin önlemlerin alınması önerilmektedir.
• Asistan/araştırma görevlisi temsilcilerinin yönetim hiyerarşisinde yerinin yasal mevzuat ile belirlenmesi
önerilmektedir. Hastane ve tıp fakültesi yönetim kurulu toplantılarına asistan/araştırma görevlisi temsilcisinin davet
edilmesi önerilmektedir.
• Uzman hekimlerin nöbet sistemine dahil edilmesi önerilmektedir.
• Kurumun asistan sayısı için norm kadro belirlenmeli ve bu sayının düzenli olarak sağlanması önerilmektedir.

EK HUSUSLAR
• Servis işleyişinde hemşire ve yardımcı sağlık personelin görev tanımlarının net olarak belirtilmemesi asistanın iş yükünde artışa neden olmaktadır.
• BAP sistemine asistan/araştırma görevlileri yürütücü olarak başvuramamaktadır. Projelerde yürütücü olamamak ise, akademik özgürlüğü ciddi bir şekilde kısıtlamaktadır.
• Vakıf üniversitelerinde çalışanlar uzman olduklarında uzmanlık eğitimleri süresince memuriyet yapmadıkları için devlet hizmet yükümlülükleri sırasında aday memur olmaktadır ve eş tayininden faydalanamamaktadır.
• Radyoloji alanındaki hizmet alımları bazı kurumlarda radyoloji eğitimini olumsuz yönde etkilemektedir.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:
• Sevk zincirinin getirilmesinin ve poliklinik sayılarının sınırlandırılmasının, sistemi daha işlevsel hale getireceği düşünülmektedir.
• Asistan/araştırma görevlilerinin iş tanımlarının yapılması önerilmektedir.
• Kurumlar arası eğitici sayısında standardizasyon getirilebilir.
• Özellikle temel tıp bölümlerinde 50d, 33a, ÖYP ve TUS kadrolarının arasında oluşan özlük, maaş ve eğitim  farklılıklarının standardize edilmesi önerilmektedir.
• Uzmanlık eğitim programlarının akreditisyonu sağlanmalıdır.
• Asistan/araştırma görevlilerinin BAP sistemine herhangi bir öğretim üyesine ihtiyaç duymadan başvuru  yapılabilmesi sağlanabilir.
• YÖK bünyesinde asistan/araştırma görevlileri sorunların iletilebileceği bir mekanizma kurulabilir.
• Temel Bilimlerde tıp fakültesi mezun oranının arttırılması konusunda çalışmalar gerçekleştirilmesinin
faydalı olacağı düşünülmektedir.

 

YÖK, Tıpta Asistan Eğitimi Raporunu yayınlandı

 

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından, Türkiye’deki Devlet ve Vakıf Yükseköğretim Kurumlarının Tıp Fakültelerindeki mezuniyet sonrası eğitimin görüşülmesi amacıyla Mayıs 2017’de düzenlenen “Tıp Dallarında Asistan Eğitimi Çalıştayı” raporu yayınlandı.

Kimler katıldı?
Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç’ın katılımıyla YÖK’te ilk kez düzenlenen toplantıya YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. M. İ. Safa Kapıcıoğlu ve YÖK yetkililerinin yanı sıra, Türkiye’deki Devlet ve Vakıf Yükseköğretim Kurumlarının Tıp Fakülteleri ile Eğitim Araştırma Hastanelerindeki asistan temsilcileri ile Sağlık Bakanlığı, Kamu Hastaneleri Kurumu ve Adli Tıp Kurumu yetkilileri katıldı.

Çalıştay düzenleme komitesi YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. M. İ. Safa Kapıcıoğlu Başkanlığında şu isimlerden oluştu:

  • Dr. Mustafa Akkaya – Yıldırım Beyazıt Üniversitesi
  • Dr. Safa Gürsoy – Yıldırım Beyazıt Üniversitesi
  • Dr. Abdullah Ağın – Hacettepe Üniversitesi
  • Dr. Mehmet Ali Tokgöz – Gazi Üniversitesi
  • Dr. Tolga Aydın – Ankara Üniversitesi
  • Dr. Yasemin Say – Sağlık Bilimleri Üniversitesi

“2015’te 36 Ülkede Hala Hiç Tıp Fakültesi Yok”

YÖK Başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç

YÖK Başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç, yaptığı açılış konuşmasında, şunları kaydetti:
2015 verilerine göre dünyada 2420 civarında tıp fakültesi var. Çin’de, Hindistan’da, ABD’de ve Brezilya’da ve diğer bazı ülkelerde tıp fakültesi sayıları 150’nin üzerindedir. Dünyanın 7 milyar nüfusuna oranla 2420 tıp fakültesinden yılda ortalama 389 bin hekim mezun oluyor. Diğer taraftan 2015’te 36 ülkede hala hiç tıp fakültesi yok. Sahra Afrika’sında 26 ülkede 1 veya 2 tıp fakültesi mevcut. Tıp eğitimine bakıldığında 20. Yüzyılda 3 ciddi eğitim reformu görüyoruz; 20. Yüzyılın başlarında sciencebased (bilim-temelli) müfredatlı eğitim yürütülmüş, 20.yüzyılın ortalarında probleme dayalı eğitim gündeme taşınmış ve son olarak şimdi 21. Yüzyılın başlarında 3. Nesil tıp eğitimini ve sağlık hizmetlerini profesyonel yetkinlik ve global bilgiye dayalı performans temelli yaklaşım yürütmektedir.”

Tıp Mesleği Anlayışı ve Kazanç Kavramı

Değerlerin farklılaştığı bir ortam var. Buna uyumlu yüksek etik değerler ve yüksek kalite ile bir hekimi nasıl yetiştireceğiz, eğitim, araştırma ve hizmet üçlüsünü merkeze alarak de özenle çalışmamız gereken bir konu bu. Klasik tıp mesleği anlayışının içine kazanç kavramının girmesi bir takım yozlaşmalar yanı sıra eşitsizlikleri de beraberinde getirmiyor mu diye bir soru bu noktada hepimizin gündemine girmektedir. Bu nedenle verdiğimiz eğitimde güncel bilimi takip ederken, bizim yetiştiğimiz süreçlerin bir parçası olan klasik eğitim değerlerimizi de kaybetmemek gerekmektedir. Bugün eğitim, araştırma ve hizmet üçlüsünün sağlıklı işleyebilmesi için gereken niteliklere vurgu yapabilme arzusuyla tıp fakültesine girebilmek için ilk 40 binde yer alma şartını koyduk ve bu düzenlemenin geri dönüşleri bize olumlu olarak ulaştı. Toplumun çok farklı kesimlerinin bu düzenlemeye destekleri yükseköğretimin toplum için ayrışma değil uzlaşı noktası olabileceğine dair umutlarımızı yeşertti. Yeni YÖK olarak bütün uğraşımız,  gayretlerimizle dikkat ettiğimiz bir noktadır bu.

Tıp Fakülteleri gerçek araştırma merkezlerini ön plana çıkararak ülkemizde yürütülen klinik araştırmaların verimliliğini ve etkinliğini arttırmak konusunda gayret içinde olmalıdır.

Temel Bilimlerde Doktora Programları Gözden Geçirilmeli

Yetiştirdiğimiz hekimlerin tümünün hasta sağlığına doğrudan hasta bakarak katkıda bulunması önlerindeki tek kariyer planı değildir. Bugün ülkemizde ve yurtdışında yetişmiş, gurur duyduğumuz birçok hekim kökenli araştırmacılar bulunmaktadır. Bu nedenle Fakültelerimiz kadrolarının Enstitülerde yürüttüğü çalışmalar ve programları da ayrıca önemsiyoruz. Uzmanlık eğitimi dışında da sağlığa ilişkin doktora alanlarına destek vermeye çalışıyoruz. Yeni 100/2000 doktora bursları projesi buna bir örnektir. Ülkemizdeki Devlet Üniversitelerinde 73, Vakıf üniversitelerinde 27, olmak üzere toplam 100 Tıp Fakültesi var. Bunlardan 84’ü aktif. Diğerleri kurulmuş ama henüz eğitime başlamamış. Bu fakültelerdeki öğrenci Ülkemizdeki Devlet Üniversitelerinde 73, Vakıf üniversitelerinde 27, olmak üzere toplam 100 Tıp Fakültesi var. Bunlardan 84’ü aktif. Diğerleri kurulmuş ama henüz eğitime başlamamış. Bu fakültelerdeki öğrenci sayımız 75 bindir. Öğretim üyesi sayımız 13 bin civarındadır… Bu fakültelerin yeni açılanların da sıkıntılı süreçler yaşandığını bilmekteyiz. Gelişmiş üniversitelerimizin özellikle temel bilimler alanlarında doktora programlarını ciddiyetle gözden geçirmeleri gerekmektedir. Bu süreçte biz gereken desteği vermeye hazırız.”

3348 Eğitim Biriminde Toplam 22 Bin Uzmanlık Öğrencisi Eğitim Alıyor

YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. M. İ. Safa Kapıcıoğlu

YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. M. İ. Safa Kapıcıoğlu da, “Tıp fakültelerimizde yaklaşık 13 bin öğretim üyesi ve 75 bin öğrenci bulunuyor. Ülkemizdeki üniversiteye ait sağlık uygulama ve araştırma merkezleri yani üniversite hastaneleri ile Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim hastanelerindeki 3348 eğitim biriminde toplam 22 bin uzmanlık öğrencisi uzmanlık eğitimi alıyor” dedi.

Anket Sonuçları Ne Diyor?

Çalıştay içeriğinde yer verilmesi planlanan öncelikli konuların belirlenmesi amacıyla 37 soruluk online bir anket hazırlandı. Hazırlanan online anket toplam 1145 asistana ulaştırıldı ve görüşleri alındı. Anket online olarak oluşturuldu ve bir katılım linki düzenlendi. Ardından düzenleme kuruluna ait ortak e-mail hesabından e-posta adresleri temin edilen kurum temsilcisi asistanlara bir davet mektubu ile iletildi. Anket çalıştayın düzenlenmesinden 10 gün önce cevaba kapatılarak sonuçlarının raporlanmasına geçildi. Bu değerlendirme bölümünde ankette bulunan sorular tek tek değil genel olarak değerlendirildi.

Katılımcıların Çoğunluğu Üniversiteden ve Dahili Tıp Bölümlerinden

Ankete katılan asistan/araştırma görevlilerinin % 82.6’sı üniversite, % 17.4’ü eğitim ve araştırma hastanesinden katılıyordu (Şekil 1). Bölgesel dağılım açısından değerlendirildiğinde; asistan/araştırma görevlilerinin bulundukları bölge sayıları ile orantılı bir dağılımları olduğu ve en yüksek katılımın % 24.2 ile İç Anadolu Bölgesi’nde olduğu görüldü (Şekil 2). Ankete katılan asistan/araştırma görevlilerinin eğitim gördükleri yıllar açısından inceleme yapıldığında homojen bir dağılımları olduğu, en yüksek katılımın % 27.8 ile eğitim süresi 13-24 ay arasında olan asistan/araştırma görevlileri tarafından sağlandığı görüldü (Şekil 3). Asistan/araştırma görevlisi olarak eğitim görülen bölümler açısından değerlendirildiğinde Dahili Tıp Bölümlerinden % 57.6 ,Cerrahi Tıp Bölümlerinden % 32.2 ve Temel Tıp Bölümlerinden % 10’lük bir katılım sağlanmıştı (Şekil 4).

31 Uzmanlık Alanı Katılım Sağladı

Tıpta Uzmanlık Kurulu (TUK) tarafınca resmi olarak belirlenmiş 94 uzmanlık eğitimi veren uzmanlık alanından ankete katılım sağlayan alanlar daha ayrıntılı olarak değerlendirildiğinde; toplamda 31 uzmanlık alanından katılım sağlandığı görüldü. Ayrıca katılımın en yüksek sağlandığı beş uzmanlık alanı sırası ile; Dahiliye, Aile Hekimliği, Anestezi ve Reanimasyon, Pediatri ve Acil Tıp olarak belirlendi (Tablo 1).

Temel tıp bölümleri içinde en çok katılım sağlayan ilk üç branş sırası ile; 1. Histoloji ve Embriyoloji, 2. Tıbbi Mikrobiyoloji, 3. Tıbbı Biyokimya olarak belirlendi. Dahili tıp bölümleri içinde en çok katılım sağlayan ilk üç branş sırası ile; 1. Dahiliye, 2. Aile Hekimliği, 3. Pediatri olarak belirlendi. Cerrahi tıp bölümleri içinde en çok katılım sağlayan ilk üç branş sırası ile; 1. Ortopedi ve Travmatoloji, 2. Kulak Burun Boğaz, 3. Göz Hastalıkları olarak belirlendi (Tablo 2).

Tablo 2: Ankete katılan uzmanlık alanlarının dağılımı

Ankete katılımın sağlanamadığı başlıca uzmanlık alanları ise şunlar:

Eğitim Programı Çoğunlukla Var Ama Fiili Uygulama Oranı %100 Değil
Ankette, asistan/araştırma görevlilerine eğitim almış oldukları kurumlarda rutin olarak uygulanan eğitim programları sorgulandı. Kurumların % 84.9’unda eğitim programı bulunduğu bildirildi. Eğitim programı bulunan kurumların % 19.8’inde fiilen programın uygulanmadığı bildirildi. Ayrıca ankete cevap veren asistan/araştırma görevlileri kurumların % 13’ünde eğitim programının bulunmadığını belirttiler (Şekil 5).

Asistan Karnesi Var Ama %22 Oranında Uygulanmıyor 
Eğitim aktivitelerinin değerlendirme ve takip sistemi için kullanılan asistan karnesinin kurumlardaki etkinliğinin incelendiği soruda asistan/araştırma görevlilerinin % 75.9’u kurumlarında asistan karnesi bulunduğunu bildirdiler. Ancak bu kurumların % 22.1’inde asistan karnesi bulunmasına rağmen pratikte uygulanmadığı bildirildi. Bunun yanında kurumların % 20.9’unda asistan karnesinin bulunmadığı bildirildi. (Şekil 6).Rotasyon Uygulaması %36 oranında düzenli Uygulanmıyor
Asistan/araştırma görevlileri için eğitim hayatları süresi içinde birçok farklı yetkinlik kazanmalarını sağlayan rotasyon uygulamaları ankete katılanların % 73’ü tarafından faydalı olarak bulunuyordu (Şekil 7). Rotasyon uygulamaları kurumların % 63.1’inde düzenli olarak uygulanıyor, ancak % 36.9’unda ise düzenli bir uygulama sistemi mevcut değildi (Şekil 8).

En Önemli Eğitsel Aktivite Vizit Fakat %25 Oranda Uygulanmıyor

Ankette ayrıca asistan/araştırma görevlileri için eğitim hayatlarında eğitsel katkısının en fazla olduğunu düşündükleri aktiviteler sorgulandı. Birçok konu başlığı içinden öne çıkanlar şu şekilde raporlanmıştır; “Vizit” uygulaması tüm anabilim dalların için önemli bir eğitsel aktivite olarak belirtildi, ancak kurumların % 24.9’unda uygulama bulunmamaktaydı (Şekil 9). Ardından pratik uygulamalı aktiviteler açısından değerlendirme yapıldığında;
cerrahi anabilim dallarında çalışmakta olan asistan/araştırma görevlileri için ilk sırada Ameliyat” gelirken, dahili anabilim dalları için “Girişimsel İşlemler” (Anjiyo, EPS, Endoskopi, vb) ilk sırada geliyordu (Şekil 10).
“Bölüm İçi Asistan Dersleri” uygulaması yine tüm anabilim dalların için önemli bir eğitsel aktivite olarak belirtildi, ancak kurumların % 15.1’inde uygulama bulunmamaktaydı (Şekil 11). Tüm bu eğitsel aktiviteler içinde “Öğretim Üyeleriyle Çalışma” başlığı tüm asistan/araştırma görevlileri için % 27.1’lik derecelendirme ile en önemli eğitsel aktivite olarak görülmekteydi, ancak kurumların % 18.4’ünde uygulama bulunmamaktaydı (Şekil 12).

Öğretim üyeleri ile birlikte çalışmanın asistan/araştırma görevlileri için eğitim hayatlarında bu kadar önemli bir yer tuttuğu gözlemlendikten sonra bu aktivitenin içeriği ve sıklığı incelendi. Asistan/araştırma görevlilerinin % 34.3’ü hemen her gün bu aktiviteyi uyguladığını belirtirken, % 15.4’ü neredeyse hiç ve % 3.9’u hiç uygulayamadığını belirttiler (Şekil 13). Uygulama içeriği incelendiğinde ise ilk üç sırada bulunan alanlar sırası ile % 22.5 ile hasta danışma , % 19.9 ile vizitler ve % 19.4 ile ameliyat geliyordu (Şekil 14)

Akademik ve Bilimsel Çalışmalara Haftada 1-5 saat Ayrılabiliyor

Asistan/araştırma görevlilerinin akademik ve bilimsel çalışma hayatlarına ayırdıkları süre ayrıca
kurumlarındaki akademik ve bilimsel aktivite faaliyetlerinden memnuniyet düzeylerinin incelendiği bölümde; asistan/araştırma görevlilerinin % 64.9’u akademik ve bilimsel çalışmalara haftada 1-5 saat ayırabildiklerini belirttiler (Şekil 15). Ancak bu sürenin yetersiz olduğu ankete katılan asistan/araştırma görevlilerinin % 88.3’ü tarafından belirtildi (Şekil 16). Kurumların akademik ve bilimsel faaliyet düzeyleri sorgulandığı ise asistan/araştırma görevlilerinin % 26’sı kurumlarını çok yetersiz bulurken, % 5.2’si çok yeterli olarak buluyordu (Şekil 17).

Katılımcılar %67 Oranında Memnuniyetsiz
Ankette asistan/araştırma görevlilerinin yaşam koşulları ve memnuniyet durumları  da sorgulandı. Değerlendirmenin ilk bölümünde asistan/araştırma görevlilerinin toplamda % 67’sinin yaşantısında “memnun olmadığım çok şey var” ile “hiç memnun değilim” arasında dağılım gösterdiği, % 2.4’ünün ise tümüyle memnun olduğu şeklinde belirlendi (Şekil 18). Memnuniyetsizlikte çalışma hayatının etkisi incelendiğinde asistan/araştırma görevlilerinin % 14.6’sı bu durumun tamamen çalışma hayatına bağlı olduğunu belirtirken % 6.3’ü ise çalışma hayatı ile tamamen ilişkisiz olduğunu belirttiler (Şekil 19). Asistan/araştırma görevlilerinin çalıştıkları bölümden memnuniyetleri sorgulandığında ise % 10.2’si tümüyle memnunken, % 5’i hiç memnun değildi. Diğer cevaplar ise ara dağılımları oluşturmaktaydı (Şekil 20).
Çoğu Asistan En Az Bir Defa Sözlü Şiddete Maruz Kalıyor
Son dönemlerde artan sağlıkta şiddet problemlerinin sorgulandığı bölümde ise ankete katılan asistan/araştırma görevlilerinin % 84.6’sı en az bir defa sözlü şiddete maruz kalmıştı. Fiziki şiddete maruziyet incelendiğinde ise % 28’i en az bir defa bu duruma maruz kaldığını bildirmişti (Şekil 21).

 

Obezite Dosyası: Güvenli, Etkili ve Düşük Maliyetli bir Operasyon

İstanbul Florence Nightingale Hastanesi Genel Cerrahi ve aynı zamanda Obezite ve Metabolik Cerrahi hekimi Prof. Dr. Halil Coşkun röportajımızdan öne çıkanlar:

Prof. Dr. Halil Coşkun

“Ulusal Sağlık Enstitülerinin çalışmasına göre riski çok büyük oranda azalan obezite cerrahisi şu anda bir safra kesesi veya kalça protezi operasyonundan daha riskli değil! Kalp bypass ameliyatı, obezite cerrahisi için saptanandan 10 kat yüksek ölüm riski taşıyor”

Obezite hastalığını nasıl tanımlarsınız?

Obezite, vücutta fazla miktarda yağ depolanmasıdır. Bilimsel ifadeyle Vücut Kitle İndeksinin (VKİ) [Ağırlık (kg) / Boy Uzunluğu (metre) karesi] 30 kg/metrekarenin üzerinde olması durumudur. VKİ değerinin normal sınırları 18-25 kg/metrekaredir. 25-30 kg/metrekare arası fazla kilolu, 30-40 kg/metrekare arası obezite, 40 kg/metrekare ve üzeri ise morbid obezite olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca kilo artışıyla birlikte yandaş hastalık riski de (hipertansiyon, tip2 diyabet, uyku apnesi, karaciğer yağlanması vb.) artmaktadır.

McKinsey Global Enstitüsü tarafından 2014 yılında yapılan ve obezitenin ekonomi üzerine etkisini inceleyen araştırmada çok çarpıcı ve kritik sonuçlar ortaya çıktı. Dünya nüfusunun %30’unda (2.1 milyar kişi) görülen aşırı kilo veya obezitenin maliyetinin, sigara içmenin maliyetine yakın olduğu bildirildi. Ayrıca son araştırmalara göre obezite, alkolizmden daha fazla çözüm maliyeti gerektiriyor. “Yüksek bir maliyet bedeli” olduğu belirtilen obezitenin 2030 yılına kadar dünya nüfusunun yarısına kadar çıkabileceği ifade ediliyor. Hastalık ve maliyetinin yanı sıra, sosyal olarak obezite; çalışılan günlerin azalmasına ve üretim kaybına sebep oluyor. Araştırmacılar, bu sorunun çözümü için, toplumsal düzeyde sorumluluğa dayanan önlemler alınması gerektiğini ve böylece global sağlık hizmetlerinde çok büyük tasarruf elde edilebileceğini belirtiyorlar.

Bu hastalığın tedavi yöntemleri nelerdir, ameliyat tedavi sürecinde ne kadar önemli?

Obezite tedavisinin basamakları tüm dünyada benzer şekilde ilerlemektedir. Beslenmenin düzenlenmesi ve egzersiz ilk basamaklardır. Daha sonra tıbbi tedavi amacı ile bir hekim kontrolünde medikal tedavi gündeme gelmektedir. Tüm bunların yetersiz olduğu ve en az üç yıldan daha uzun süren obezitenin devam ettiği VKİ 35 kg/metrekare ve üzerinde olan kişilerde ise cerrahi tedavi uygulaması gerekmektedir. Obezite cerrahisinin amacı sadece diyet ve egzersizle sürdürülmesi imkansız olan kilo kaybını sağlamak ve hastalara kiloyla ilgili sağlık sorunlarında yardım etmektir. Hem hekimlerin hem de hastaların obezite cerrahisini tercih etmesindeki en önemli etken; cerrahinin eşlik eden hastalıklar üzerindeki olumlu etkisidir. Bu yüzden dünyada “Obezite Cerrahisi” yerine artık çoğu merkez “Obezite ve Metabolik Cerrahi” tanımını kullanmaktadır. Birçok hasta obezite cerrahisinin birincil amacının daha az bir vücut ağırlığına sahip olmak ve bunu sürdürmelerine yardım etmek olduğunu düşünürken, elde edilecek asıl yarar, sağlık ve yaşam kalitesinin artışıdır. Cerrahi tedavinin riski mevcut olsa da hastaların obeziteyle ilgili komplikasyonları ve/veya eşlik eden hastalıkları arttıkça cerrahi ihtiyacı da aynı derecede artmaktadır.

Ameliyatın güvenliği ve hastanın sürdürülebilir bir fayda sağlaması yönündeki öncelikleriniz neler?

Son yıllarda obezite tedavisinde cerrahi yöntemlerin sayısında artış görülmektedir. Diğer tedavi yöntemlerine göre daha başarılı olması ve uzun dönemde daha fazla kilo kaybı sağlanmış olması, bu artışın en önemli nedenlerindendir. Ancak aynı zamanda cerrahi tedavi uygulamalarının riskleri hastalarda kaygıya sebep olmaktadır. Özellikle ameliyat sonrası komplikasyonlar ve riskler olumsuz bakış açısı oluşturmaktadır.

Obezite cerrahisi üzerine yürütülen çalışmaların en önemlilerinden biri İngiltere’de önde gelen tıp dergisinde (NEJM) yayımlanmıştır. Bu çalışmanın bulguları, obezite cerrahisinin güvenliliğini çok güçlü bir şekilde onaylamış ve kamuoyu üzerinde daha büyük bir güven inşa edilmesine yardımcı olmuştur. Ulusal Sağlık Enstitülerinin çalışması, obezite cerrahisi riskinin çok büyük bir oranda azaldığını ve şu anda bir safra kesesi veya kalça protezi operasyonundan daha riskli olmadığını göstermiştir. Kalp bypass ameliyatı, obezite cerrahisi için saptanandan 10 kat yüksek ölüm riski taşımaktadır. Obezite ameliyatları güvenli, etkili ve düşük maliyetlidir çünkü hekim ziyaretini, ilaç kullanımını ve diğer tıbbi masrafları azaltmaktadır.

2010 yılında ABD’de 57.918 obezite ameliyatı vakasında genel ölüm oranı %0.135, ilk 90 günlük süre içerisinde %0.112, ilk 30 günde ise bu oran %0.089 olarak kaydedilmiştir. Obezite ameliyatlarında genel ölüm oranı %0.3’ün altında bulunmaktadır. Hastaların obezite ameliyatlarında sorun yaşamamaları ve iyi sonuçlar elde edebilmeleri için, konusunda uzmanlaşmış hekimlere ve merkezlere başvurması önem taşımaktadır.

Modern Dünyanın Salgın Hastalığı: Obezite

Alper Tandoğan

“En büyük motivasyon kaynağımız, obezitenin tedavi edilebilir bir hastalık olması! Hastaların doğru tedavi ile buluşması ve hekimlerimizin en yenilikçi uygulamalara ulaşması çözümler üretiyoruz”

Johnson & Johnson Medikal Cihazlar Minimal İnvaziv Çözümler Direktörü Alper Tandoğan’ın görüşleri şöyle:

“Obezite 2013 yılından bu yana salgın hastalık olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde yetişkin nüfüsun %30.3’ü obez ya da fazla kilolu olarak gözlemlenmektedir. Araştırmalar gösteriyor ki, bu tablo maalesef çocuklarda obezitenin artmasıyla birlikte daha da kritik bir noktaya gelebilir. Obezite estetik kaygının çok daha ötesinde, uyku apnesi, hipertansiyon, Tip 2 diyabet gibi eşlik eden hastalıklar sebebiyle ölümcül sonuçları olan bir hastalıktır.

Johnson & Johnson Medikal Cihazlar Minimal İnvaziv Çözümler ekibi olarak bizim için en önemli motivasyon kaynağı, obezitenin tedavi edilebilir bir hastalık olmasıdır. Hastaların doğru tedavi ile buluşarak sağlığına kavuşması ve topluma karışması mümkündür.

Biz de bu sorumlulukla, hekimlerimizin en yenilikçi uygulamalara ulaşması ve hastaların da mümkün olan en iyi ve güvenli tedaviyi alabilmesi için sağlık çözümleri üretiyoruz. Obezite konusunda hazırladığımız bilgilendirme kitapçıkları, düzenlediğimiz profesyonel eğitimler, sağladığımız yüksek kaliteli ürünler ve sunduğumuz hizmetler ile ürünün ötesinde güçlü bir iş ortağı olduk.

Sağlık Bakanlığımızın da öncelikleri arasında bulunan beslenme ve obezite konusunda, ilerleyen dönemde iş birliğimizi artırmayı ve toplum için yaptığımız katkıyı artırmayı amaçlıyoruz.”