Dünya Nüfusu Hızla Yaşlanıyor

Dünya nüfusunun yaşlanması ile birlikte artış gösteren kanser, diyabet, yüksek tansiyon, Alzheimer ve kalp-damar hastalıkları başta olmak üzere kronik hastalıkların 2030 yılında dünya ekonomisine maliyetinin 47 trilyon dolara ulaşabileceği öngörülüyor.

Danışmanlık şirketi EY, insan ömrünün uzaması ile birlikte sağlık hizmetleri sektöründe yaşanan dönüşümü mercek altına aldığı ‘Sağlık Hizmetlerinde Yeni Yaklaşımlar’ raporunun sonuçlarını açıkladı. Dünya genelinden yedi yüz sağlık hizmeti sektör lideri ve profesyonelinin görüşünü de içeren rapor sektörün geleceğine ışık tutuyor. Raporun sonuçlarına göre, 2050 yılında dünya nüfusunun %35’i 60 yaşın üzerinde olacak.

Afrika’da yaşam süresi uzuyor

Raporda ayrıca yaş ortalaması en yüksek ülkelerin başında Japonya, Singapur ve Almanya’nın geldiği belirtilirken, Latin Amerika ve Afrika gibi gelişmekte olan bölgelerde yaşam süresinin uzadığına işaret ediliyor.

Geleceğin trendi mobil sağlık teknolojileri 

EY Türkiye Sağlık Sektörü Lideri Ufuk Eren, sağlık hizmetlerindeki dönüşüm ile ilgili şunları söyledi:
“Mobil sağlık teknolojilerinde yaşanan gelişmeler ile birlikte sağlık hizmetleri gündelik hayatın içine her zamankinden daha fazla dâhil olurken, hastaların şeffaf bilgiye erişimini artırıyor ve sağlıkları üzerindeki kontrollerini güçlendiriyor. Akıllı telefon aplikasyonları ve kablosuz medikal cihazlar gerçek zamanlı veri üreterek erken müdahaleye olanak sağlıyor. Giyilebilen ve implante edilebilen sensörler; mobil sağlık teknolojilerinin gündelik hayata daha fazla entegre olacağı yönündeki tahminlerimizi güçlendiriyor. Bu teknolojiler, geleneksel sağlık hizmetlerini dönüştürürken, hastalığın mekandan bağımsız olarak yönetilebilmesini sağlayacak.”

 

Yoğun Bakım Camiasının Acı Günü

Yoğun bakım camiası; değerli bilim insanı, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arash Pirat’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyor!

Kendisine Allah’tan rahmet, sevenlerine ve tüm yoğun bakım camiasına sabır diliyoruz.

Novo Nordisk’te Kariyer İmkanı

Novo Nordisk International Operations (IO) Yeni Mezun Programına başvuru süreci başladı! Son gün 8 Ocak 2018..

Novo Nordisk’in 2013 yılında başlattığı 2 yıllık International Operations (IO) Yeni Mezun Programı’na başvuru süreci başladı. 8 Ocak’ta sona erecek başvuruların sonunda, aralarında Türkiye’nin de dahil olduğu pek çok ülkeden seçilecek 15 yüksek lisans mezunu pazarlama, finans, ve insan kaynakları alanlarında çalışma şansı yakalayacak. Programa bugüne kadar katılan 34 kişinin 6’sı Türkiye’den seçildi. Programa bu yıl 11 işletme, 1 İK, 3 finans alanında çalışacak mezunlar alınacak. Programın 8 ayı seçilen ismin kendi ülkesinde, 8 ayı Novo Nordisk Danimarka merkez ofisinde, 8 ayı da farklı bir ülkede geçecek.

Böylece programa katılanlara, pazar ve işletme yönetimi , proje yönetimi, İK konularında tecrübe kazandırılacak. Katılımcılar program sonunda uygun pozisyon durumlarına göre öncelikle kendi ülkelerinde veya bölgelerinde işe alınacak.

İstinye Üniversitesi Mikrobiyota Tahlil Laboratuvarını açıyor!

İstinye Üniversitesi Mikrobiyota Tahlil Laboratuvarını açıyor!

Metagenomik yöntemle mikrobiyota analizi yapacak laboratuvar; sadece sağlık kurumlarına değil, vatandaşlara da hizmet verecek. Üniversite ayrıca, 6 Ocak 2018 tarihinde, Topkapı kampusunda, geniş katılımlı bir “Mikrobiyota Sempozyumu” düzenliyor.

Vücudun ikinci beyni: Bağırsak sistemi

İstinye Üniversitesi’nin AR-GE ve Merkezi laboratuvarlarından sorumlu rektör yardımcısı Prof. Dr. Erdal Karaöz, kuruluş felsefelerinde birincil olarak, Araştırma Üniversitesi olmak üzere yola çıktıklarını belirterek; bu bağlamda, üniversitede başta Kök Hücre, Doku-Organ Mühendisliği, Moleküler Kanser ve Nörolojik Bilimler alanlarında Ar-Ge merkezleri kurduklarını vurguladı. Son yıllarda “ikinci beyin” olarak da adlandırılan “bağırsak sistemimizin”, sahip olduğu bakteri florasıyla birçok hastalığın ortaya çıkmasında birincil rol oynadığına ilişkin bilimsel kanıtların giderek arttığını ifade eden Karaöz; bu kapsamda üniversitelerinde “Mikrobiyota laboratuvarı” kurmaya karar verdiklerinin altını çizdi.

İnsan mikrobiyotası nedir?

İstinye Üniversitesi Biyokimya Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Engin Ulukaya, insan mikrobiyotasının, tıp için adete yeni bulunmuş bir organ gibi görüldüğünü vurgulayarak, “İnsan mikrobiyotası, vücudumuzda, kendi aralarında birlikte yaşayan farklı mikroorganizmalar topluluklarıdır. Özellikle bağırsak mikrobiyotası, artık bir organ olarak kabul edilmektedir. Her organ gibi bağırsak mikrobiyotasının da sağlıklı bir yaşam için önemli fonksiyonları var ve düzenli çalışmadığı zaman hastalıklar ortaya çıkıyor. Ve sağlık açısından önemli olan, onların hangi oranlarda bir arada olduğunu bulgulamak ve onların bu birlikteliklerini dengeli tutabilmek ve yönetebilmektir. Bu konuda, geniş katılımlı bir sempozyuma ev sahipliği yapmaktan ve ülkemizin ilk mikrobiyota laboratuvarını hizmete sokmaktan, ben ve ekip arkadaşlarımız, büyük bir mutluluk duyuyoruz” diye konuştu.

Mikrobiyal yoğunluğun en fazla olduğu organ

Üniversitenin Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Filiz Sağlam ise, mikroorganizmaların tespiti için kullanılan tekniklerin gelişmesiyle, insan vücudunun her yerinde mikrobiyal kolonizasyon olduğunun anlaşıldığını vurgulayarak; “Bağırsak, mikrobiyal yoğunluğun en fazla olduğu organımızdır. Adeta bir organ gibi hareket eden bağırsak mikrobiyotasının başlıca fonksiyonları; besinlerin sindirimi, bağışıklık sisteminin düzenlenmesi ve patojen bakterilerin hastalık yapmasının engellenmesidir” dedi.

Yeni Sağlık Bakanının Ajandasında Neler Var?

  • “Şehir hastaneleri yapımı devam edecek ama şehir içinde butik hastane planlamak durumundayız. Halkın merkezde de ulaşabileceği hastane olmalı, bunu araştırıyoruz”
  • “Kamu Hastanelerinin satın alımları için merkezi tedarik sistemi oluşturulacak; ihalelerle alım yapılacak ve bu alımlar için e-market oluşturulacak. Hastanedeki başhekim, hekim neye ihtiyacı varsa e-markete girecek ve seçimini yapacak”
  • “Alımlar yılbaşında blok olarak ilan edilecek. Aynı ilan şartnamesiyle yıl içinde parça parça alınacak. Bu mekanizma, yerli üreticinin de pazara girmesini sağlayacak”
  • “Üniversite hastanelerinin kalıcı çözüme ihtiyacı var; hem eğitim kurumu olma var hem de sağlık hizmeti sunmak gibi bir yapısı var. Bu ikili yapı birbirine zorluk çıkarmadan birlikte ilerleyebilmeli, bu nedenle yönetişim ilişkisi geliştirilmeli”
  • “Sağlık turizmi alanında önemli düzenlemelerimiz olacak. Kaplıcalar yanı sıra yaşlı bakımı alanında çalışmalarımız var ve önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşacağız”
  • “2018’de bütçe artışımız var, personel açığımızı kapatmaya yönelik gelecek seneye göre daha fazla alım yapacağız”
  • “İkinci büyük açığımız; uzman hekim ve yan dal hekimler konusunda… 10 yıl sonra uzman hekim ve yan dal hekim sorunumuz azalacak”
  • “Yıpranma payı, emeklilik maaşları düşük, yükselmesi için gayretimiz var, bu müjdeyi vereceğiz, ciddi düzeyde çalışmamız var ama henüz olgunlaşmadı”

Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Demircan, Ankara’da sağlık sektöründe görev yapan medya temsilcileri ile Bakanlığın yeni binasında verilen kahvaltılı basın toplantısında bir araya geldi. Hem gündemlerine ilişkin bilgiler verdi hem de soruları yanıtladı.

Türkiye’de hemşire ve hekim açığının kapatılmasına yönelik alınabilecek tedbirlerle başlayan Bakan şunları kaydetti:

“Hekim ve hemşire sayısında OECD ülkeleri ortalamasının altındayız. Sağlık harcamalarımız ve personel sayımız OECD ortalamasının altında olmasına rağmen sağlık hizmetlerinde memnuniyet verici bir performansımız var.  Gelecek yıl, bütçemizde genişleme sağlanırsa personel alımımızı daha ileri taşımak istiyoruz.

 Sağlıkta da Tek Merkezden Yönetim

Sağlık hizmetlerimizde üç başlılık hakimdi… Kamu hastaneleri, halk sağlığı ve sağlık müdürlüğünün ayrı ayrı yönetim binaları vardı, verimli değildi. Parlamenter sistemde bile iki başlılığı kaldırdık, bir arabanın tek şoförü olur, Anayasayı değiştirdik. Bakanlıktaki bu değişiklik de Anayasadaki bu değişikliğe benzer. Tek başlı yani sağlık hizmetlerinin tek merkezden yönetimini sağladık. Atamalar sürecindeyiz, 2 aya kadar atamaları yapacağız, belirlemeler yapıldı.

 Yeni Gündemimiz; Yaşlı Bakımı

Sağlık hizmetleri dönüşümü tamamladı ama sağlıkta dinamik bir yapımız var; şimdi ikinci döneme giriyoruz; kalite ve sürdürülebilirlik gündem konularımız. Yeni mekanları oluşturmaya başladık, yatırımlarımızla mekan sorunu çözülüyor. Şehir hastaneleri, standardın yukarı çekilmesidir; Türkiye’nin vizyon projeleridir; devlet hastanelerimiz de yüzde doksan oranında yenilendi. Deprem hadisesinde en önemli mekanlardan biri sağlık tesisleridir. Önümüzdeki süreçte tamamlanacaklar.

Sağlık turizmi alanında önemli düzenlemelerimiz olacak. Kaplıcalar yanı sıra yaşlı bakımı alanında çalışmalarımız var ve önümüzdeki günlerde bu konuyu sizlerle paylaşacağız.

 Merkezi Tedarik Sistemi Oluşturulacak

Sağlık tedarik sistemi üzerine bir çalışma yapıyoruz, çünkü bu bizim için bir problem. 870 civarında hastanemiz var ve bu kadar alım merkezi var, aşağı yukarı aynı şeyler alınıyor. Satın alım süreçleri zorlu ve hekimleri meşgul ediyor, bir başhekim yılın yarısını bu işlere ayırmak zorunda kalıyor. Oysa bununla vakit kaybetmemeliler. Hastaneyle, hastayla ilgilenmeliler. Tedarik sistemiyle amacımız şudur; stok maliyeti düşecek, alımlar tek merkezden yapılacak! Bu merkezi de Sağlık Bakanlığı olarak algılamayın! Sağlık Bakanlığı satın alınacak cihazı ve malzemeyi tespit eder, standartlara uygunluğu Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı denetler, ödeyecek kurum bellidir, kısaca tüm paydaşların (Maliye, Sanayi, Çalışma Bakanlıkları ve SGK) katıldığı bir merkezi tedarik sistemi oluşturulacaktır; ihalelerle alım yapılacak bu alımlar için de bir e-market oluşturulacak. Hastanedeki başhekim, hekim neye ihtiyacı varsa e-markete girecek ve seçimini yapacak. Biz de stokları kontrol edeceğiz, hangi hastanenin ne kadar cihazı, malzemesi var bunu takip etmemiz çok zor! Alacağımız ürünlerle ilgili standart belirleme konusunu laboratuvarlarımızla görüşüyoruz. Bu laboratuarlarımızdan onaylanan ürünler satın alınacak. Yerli ürünün alınabilmesini istiyoruz. Alımlar yılbaşında blok olarak ilan edilecek. Aynı ilan şartnamesiyle yıl içinde parça parça alınacak. Bu mekanizma, yerli üreticinin de pazara girmesini sağlayacak. Sağlıkta hedefimiz yerli üretimin güçlendirilmesidir. Sağlıkta kullandığımız cihaz ve malzemeleri kendimiz üretebilmeliyiz, üretemediklerimizi yurt dışından ortaklar bularak burada üretebilmeliyiz ki büyük cihazlar için bu yolu tercih ediyoruz.

 Yeni Bütçeyle Personel Alımlarımız Artacak

Bakan, basın temsilcilerinin sorularını da yanıtladı. 2018 bütçesine ilişkin sorulan bir soru üzerine şunları kaydetti:

“2018’de bütçe artışı var. Çok büyük bir genişleme yok, bütçeyi iki taraflı değerlendireceğiz, oluşan genişlemeyi önemliliklerine göre sıralayacağız ve aynı zamanda tasarruf da yapacağız. En son tasarruf yapılacak alan sağlıktır ama gene de yapılır. Kaynaklarımızı ne iyi kullanmak zorundayız. Ülkemiz çevresindeki bir çok soruna rağmen kalkınma trendini yukarı doğru sürdürüyor. Personel alımlarımız da olacak, açığımızı kapatmaya yönelik gelecek seneye göre daha fazla alım olacak.”

Pratisyen ve Uzman Hekim Açığı Nasıl Kapatılacak?

5-6 sene içinde pratisyen hekim açığını kapatacağız, çok detaylı bir çalışmamız yok ama benim gördüğüm budur. İhtiyaçlara göre hekim dağılımını en adil şekilde yapıyoruz. Pratisyen hekim ihtiyacını karşılamaya doğru gidiyoruz artık. Başhekimimize soruyoruz; ne kadar hekim ihtiyacınız var diye… Bunu karşılamaya doğru gidiyoruz. Önümüzdeki ikinci büyük açığımız; uzman hekim ve yan dal hekim açığıdır. TUS’ta 6 bin asistan kadrosunu 8 bine çıkardık, bu hem üniversitelerimizi rahatlatacak, asistan ihtiyaçları vardı; bunun da bize geri dönüşü ortalama beş yıl olur. 10 yıl sonra uzman hekim ve yan dal hekim sorunumuz azalacak.

Türkiye sağlık personeli yetiştirmede yüksek standartta eğitim veren bir ülke. Yetiştirdiği elemanların hepsi bizde kalmıyor, dışarı gidebiliyor. Dışarıdan da gelen hekimler bizde sağlık hizmeti verebilmeli! Bunu da açık hale getirmeliyiz. Sağlık turizmini ciddiyetle ele alacaksak sadece bundan istifade etmek isteyenlerin önünü açmakla kalmamalıyız, burada hizmet vermek isteyenleri devreye sokmalıyız. Teknoloji gelişiyor, sınırları kaldırıyor, yapacak çok fazla bir şeyimiz yok. Burada bir filmi çekiyorsunuz diyelim, Amerika’da anında okuyabiliyorlar ya da oradan bizi size bir şey sorabiliyor, dijital platformda sizden hizmet alabiliyor, yeni konsepte uygun yasanın altyapısını da düzenlemek zorundayız. Bence makul olan şu; Yurtdışından gelecek kişi buraya gelir ve şartlarımıza uyuyorsa hizmet verir. Bizim kaynaklarımızı kullanarak eğitim görmediği için de onu mecburi hizmete veremeyiz…

Şehir İçinde Butik Hastane Planlayacağız

“Yeni yapılan her hastaneyle biz illerdeki yatak ortalamasını esas alıyoruz, şehir hastanesi de yapsak devlet hastanesi de olsa kriterlerimiz var, biri de yatak sayısı! Yeni hastane yapıyorsak aynı zamanda eski hastaneyi yeniliyoruz. Ekonomik ömrü tamamlanmış olan var, yeni teknolojiye uyumsuz olan var ve bunları da kapatmak zorundayız. Tek zorluğumuz şu: Planlı şehirleşemedik biz! Şehir büyürken sizin de geleceği öngören bir sağlık hizmet sunucusu olmanız gerekiyor. Neden şehir hastanelerini büyük öngörüyoruz; yarın ekleme gerektiğinde ekleme yapabilmeliyiz, yarın tekrar yer arayışına çıkmamalıyız. Şehir içinde yer yok. Şehir içinde de uygun butik hastane planlamak durumundayız. Merkezde de ulaşabileceği hastane olmalı bunu araştırıyoruz. Şehrin merkezinde olan, sağlam, depreme dayanıklı hastaneler yerlerinde kalacak elbet.

Yıpranma Payı ve Emeklilik Konusunda Müjde Vereceğiz

Yıpranma payının arttırılması konusunda sorulan bir soruya cevaben şunları söyledi:

“Yıpranma payı, emeklilik maaşları düşük, yükselmesi için gayretimiz var, bütçe içerisinde umuyorum ki bunu çözeriz. Hem emeklilikteki artışın sağlanması hem de yıpranma payı için gayretliyiz. Tıpta çok zor olan, daha çok yıpranmaya sebep olan branşlar var, bir görüş bunları ayrı ayrı değerlendirelim şeklinde bir başka görüş de, bunun takım oyunu olduğu ve beraberce ele alınması gerektiği yönünde! Bu müjdeyi vereceğiz, ciddi düzeyde çalışmamız var ama henüz olgunlaşmadı.”

Personel Azlığı Sağlıkta Şiddete Zemin Hazırlıyor

Bakan, sağlıkta şiddetin önlenmesi konusundaki çalışmalarına ilişkin şunları kaydetti:

“Görebildiğim birkaç husus var; biri personel azlığı… İnsanlar hastaneye geldiğinde kendisiyle ilgilenecek, yol gösterecek biriyle karşılaşmayınca gerilim yaşıyor, acil hastası olan ilk bunu düşünür. Personel eksiğimiz buna etken olabilir. İkincisi; insan ilişkilerinde kendimizi sorgulamalıyz, yüzün üzerinde hastaya bakan bir insanın elbette yüzü gülmeyebilir, halkımız sabırlı olmalıdır. Mekanlardaki darlığı çözüyoruz, mekan da belirleyici bir faktör. Medyadan da yardım istiyoruz, olumlu ve yönlendirici olunmalı. Bu siyaset üzerine oturmamalı! Her şiddet olayını kendime yapılmış gibi hissediyorum!”

Üniversite Hastanelerinin “Yönetişime” İhtiyacı Var!

Dr. Demircan, Üniversite hastanelerinin mali durumunun nasıl düzeleceğine ilişkin şunları kaydetti:

“Üniversite hastanelerinin 5 milyar üzerinde borçları var! Bizim sistemi düzeltmemiz gerekiyor. Bu sistemi işler hale getirmek için üniversitelerle görüşmelerimiz devam ediyor. Rektörlerden de önerilerini alıyoruz. Çözeceğiz. Yönetimden ziyade yönetişim kavramı getirmek gerekiyor bence… İkili bir yapı var, üniversitelerin hem eğitim kurumu olma var hem de sağlık hizmeti sunmak gibi bir yapısı var. İkili olan bu yapı birbirine zorluk çıkarmadan birlikte ilerleyebilmeli, bu nedenle yönetişim ilişkisi geliştirilmeli. Gelecek teklifler içerisinde bize düşen alan neyse biz orada oluruz, ama elbette eğitim tarafında olmayız, sağlık hizmetleri tarafında ne kadar alan bize düşerse elimizi taşın altına koyarız. Hastanelerin önemli bir kısmının yenilenmesi lazım… Kalıcı şekilde çözeceğiz bunu.”

Cerrahi Branşlara İlgi Azalıyor

Malpraktis korkusuyla genç hekimlerin cerrahi branşları tercih etmemesi dolayısıyla alınabilecek tedbirlere ilişkin sorulan bir soruyu yanıtlayan Bakan Dr. Demircan, “Evet bu doğru bir tespit; cerrahi branşlara ilgi azalıyor, nedeni malpraktis korkusu! Bunun düzenlenmesi var ama yeterlilik konusundaki sıkıntıları gidermek lazım, sigorta sistemi var, bunu daha da geliştirebiliriz. Bunu da düzeltecek çalışmalar yapılıyor, cerrahi branşlar teşvik edilir, önü daha da açılırsa bu sorunun çözüleceğine inanıyorum. Şu an için çok olumsuz bir tablo yok ama talebin artması lazım, meslek odaları bu konuda çözüm önerileri sunmalı ve bizimle temasa geçmeliler. Türkiye maalesef dünya standardının çok üzerinde sezaryen oranına sahip! Bu oranı yüksek tutan hastanelere yaptırımımız yok, sadece teşvik ediyoruz, suda doğum merkezleri oluşturmaya başlıyoruz, ihtiyaç duyulan sayıda doğum küvetleri alarak süreci kolaylaştırmaya çalışıyoruz, doğum olayını kendi odasında yakınlarıyla yaşabilecek şekilde mekanları dizayn etmeye çalışıyoruz; cezalandırma/yaptırım çözüm değildir” diye konuştu.

 

 

Üniversitelerin Sorunları ve Çözüm Önerileri

Prof. Dr. Erkan İbiş

Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Gönen, klinikiletişim’e verdiği demeçte, üniversite hastanelerinin sorunlarını ve çözüm önerilerini şöyle anlattı:

Hastanelerinin temel sorunlarını mali ve insan kaynaklardaki yetersizlik olarak ifade eden İbiş, ifade ettiği sorunlar ve çözümlerin Nisan 2016 Ekonomi Koordinasyon Kurulunda (EKK) da 25 madde ile karar altına alındığını söyledi:

❶ SORUN:

Üniversite hastanelerine başta hemşire, hasta bakıcı ve sağlık teknisyeni olmak üzere yeterli sayıda kadrolu sağlık personeli sağlanamaması nedeniyle ihtiyaç olan sözleşmeli veya hizmet satın alımı yoluyla sağlık ve destek hizmetleri personeli döner sermaye kaynaklarıyla çalıştırılmakta ve bunların ağır mali yükü hastane döner sermayesi üzerine binmektedir.

EKK kararı: Bu mali yükün Maliye Bakanlığı tarafından verilen özel bütçeden karşılanması ve yeterli kadrolu eleman tahsisinin yapılması.

❷ SORUN:

Tıp ve diş hekimliği fakültelerinde personelin denge tazminatının döner sermayeden karşılanması.

EKK kararı: Diğer kurumlarda olduğu gibi bu mali yükün Maliye Bakanlığı tarafından verilen özel bütçeden karşılanması.

❸ SORUN:

Üniversite hastanelerine makine teçhizat ve inşaat gibi yatırım kalemlerinde Maliye Bakanlığınca yeterli bütçe tahsis edilmemesi nedeniyle bu gibi harcamaların döner sermaye gelirinden karşılanması.

EKK kararı: Bu giderlerin Maliye Bakanlığı tarafından verilen özel bütçeden karşılanması.

❹ SORUN:

Hastanelerin ana gelir kaynağı olan SGK’nın ödemesine esas SUT işlem fiyatlarına 8 yıldır zam yapılmamış olmasına (hatta paket uygulamaları ile bazı işlemlerin fiyatlarının düşürülmesine) karşın tıbbi malzeme, ilaç, asgari ücret, maaş, nöbet ücreti, elektrik vb maliyetlerin ve döviz kurunun yüzde 100’den fazla artması.

EKK kararı: SUT fiyatlarının güncellenmesi

❺ SORUN:

Temel Bilimler ve Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) için döner sermayeden pay ayrılması.

EKK kararı: Bunların Maliye Bakanlığı tarafından verilen özel bütçeden karşılanması. (Yani afiliasyon yönetmeliği gerekçe gösterilerek afiliye olan 24 üniversiteye BAP ödemesi durdurulmuş olup mevcut soruna yönelik olarak ayrı bir Bilgi Notu görüş oluşturulmuştur.)

❻ SORUN:

Üniversite hastanelerine, talep etmelerine rağmen Sağlık Bakanlığı hastanelerinde olduğu gibi gider esaslı global bütçe verilmemesi, aksine gelir esaslı global bütçe verilmesi.

EKK kararı: Üniversite hastanelerine de gider esaslı bütçe verilmesi.

Sorun Kötü Yönetim Değil!

İbiş, üniversitelerin vazgeçilmez akademik bir birimi olan üniversite hastanelerinin; üniversitelerden koparılarak oluşturulacak Üniversite Hastaneleri Kurumuna (ÜHK) doğrudan bağlanmasının söz konusu olduğunu ve bunun için iki gerekçenin ileri sürüldüğünü belirtti:

❶ Üniversite hastanelerinin iyi yönetilememe sebebi ile zarar etmesi.

❷ Bakanlıkların karşısında ayrı ayrı üniversite hastaneleri yerine tek muhatap görülmek istenmesi. Üniversite hastanelerinde sorunun iyi yönetilememe, iyi işletilememe veya

yönetimsel başarısızlık olmadığını belirten İbiş, “Üniversite hastanelerinin zarar etmesi iyi işletilemediğinden değildir. Aynı durum devlet hastaneleri için de geçerlidir. Birkaç örnekle durum açıkça görülebilir. Bazı hastanelerin 2016 yılı yaklaşık zararları şöyledir:

2008 yataklı Ankara Üniversitesi 63 milyon TL, 1050 yataklı Çukurova Üniversitesi hastanesi 61 milyon TL zarar ederken, Sağlık Bakanlığına bağlı 500 yataklı Atatürk Hastanesi 35 milyon TL, Sağlık Bakanlığı ile afiliye 650 yataklı Marmara Üniversitesi hastanesi 45 milyon TL zarar etmişlerdir.”

Tüm Kamu Hastaneleri Zararda

“Şunu özellikle belirtmek gerekir ki, tüm kamu hastaneleri değişik oranlarda zarar içerisindedir” diye konuşan İbiş şunları kaydetti:

“Üniversite dışı kamu hastanelerindeki zarar gider esaslı global bütçe nedeniyle kendi içerisinde bütçe aktarımıyla kapatılmaktadır. Ayrıca Sağlık Bakanlığındaki global bütçe, bu uygulamanın başladığı tarihten bugüne kadar yüzde 330 büyümüş olup üniversite hastanelerinin böyle bir imkanı yoktur.”

İbiş’in sunduğu çözüm önerileri şöyle:

İbiş, üniversite hastanelerinin sorunlarının çözümü ve yeniden yapılanması için önerilerini şöyle sıraladı:

❶ Üniversitelerin vazgeçilmez akademik birimlerinden olan üniversite hastanelerinin yönetimi doğrudan üniversitelerce yapılırken, YÖK bünyesinde Üniversite Hastaneleri Koordinasyon Birimi kurulması.

❷ YÖK Başkanlığına bağlı olarak kurulan Üniversite Hastaneleri Koordinasyon Biriminde (ÜHKB) Üniversitelerden, Maliye Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve SGK’dan görevlendirilecek uzman ekiplerin çalışarak doğrudan muhataplıkla planlama, izleme, değerlendirme ve karar verme süreçlerinin belli bir düzen içinde yürütülmesi.

❸ Üst yönetim niteliğindeki ÜHKB’nin oluşturacağı esaslarla üniversite hastanelerinin üniversiteler tarafından işletilmesinin sağlaması, ancak ÜHKB tarafından denetlenmesi, verimliliklerinin artırılması, bütçe ve kadro yapılarının düzenlenmesi, gelişimlerinin planlanması, profesyonel sözleşmeli idarecilerin istihdamına imkân verilmesi, bakanlıklarla ilişkiler ve kurumsal işbirliklerinin yapılması.

❹ Nisan 2016 EKK kararlarının hızla uygulamaya sokulması.

❺ SGK ile üniversitelerin yaptığı global bütçe sözleşmelerinin gider esaslı ve yıllık olarak yapılması.

❻ BAP paylarının üniversitelere ödenmesi için;

  1. Yeni yönetmelik gerekçe gösterilerek ödemesi durdurulan BAP paylarının afiliye olan 24 üniversiteye ivedilikle ödenmesi,
  2. Kısa vadede 2018 Bütçe Kanununa eklenecek bir madde ile BAP paylarının döner sermaye üzerinden değil özel bütçeden ödenmesi,
  3. Kalıcı olarak sorunun çözümü için Bütçe Kanunu dışında mevzuat düzenlemesinin yapılması gerekmektedir.

Bu öneriler ve yeni yapılanma modeli ile 44 üniversite hastanesinde; eğitim hizmetleri, akademik çalışmalar ve nitelikli tıbbi hizmet aksatılmadan yürütülebilecek, sağlık hizmetlerinde ortak politika belirlenebilecek, ortak tıbbi malzeme ve hizmet satın alma imkanı doğabilecektir.

Böylece, üniversite hastanelerimizde; eğitimde, bilimsel çalışmalarda, tıbbi yeni uygulamaların ülkemize aktarılmasında ve nitelikli tıp hizmetinde gelinen bugünkü başarılı düzey korunabilecek hatta daha üst kaliteye doğru gelişme sağlanabilecektir.

Üniversite Hastanelerinde Tek Tip Yönetim Yok

Prof. Dr. Hasan Gönen

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Gönen ise, üniversite hastanelerinin Bakanlık hastanelerinden doğası itibari ile farklılık gösterdiğini belirterek şunları kaydetti:

“Bakanlık hastanelerinin aksine üniversite hastanelerinde tek tip bir yönetim yoktur. Bu, üniversite olmanın bir gereği ve sonucudur. Bulunduğu bölgenin, nüfusun ve özelliklerinin farklı olmasının yanında eğitim görevi ve öncelikleri, bu farklılığın nedenidir.

Satın almanın farklı, otelcilik ve hemşirelik hizmetleri ile diğer hizmetlerin farklı kişiler tarafından yönetildiği, dekanın hastane ile ilgisinin olmadığı sistemlerde en büyük sorunlardan biri, kimsenin hastanenin ve tıp fakültesinin durumunu tam olarak bilememesi veya çok az bilmesidir.

Oysa her aşamadan sorumlu olanların hem mali durum, hem hizmet durumu ve gereksinimleri, hem de harcamalar hakkında yeterli bilgiye sahip olmaları gerekir. Aksi takdirde farklı taahhütler, girişimler ve harcamalar mali sorunları birlikte getirmektedir. Dekanın içinde olmadığı bir yönetimde akademik personel üzerinde etkili olunamamakta bu da ciddi sorunlara neden olmaktadır.”

Eğitim Ödeneği Yok

Gönen, işletme açısından temel problemin personel ve finans olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Üniversite hastaneleri hem eğitim kurumu, hem de döner sermayeli işletmeler olmalarından dolayı yeterli eğitim ödeneğinin olmayışı, ücretlendirmelerde eğitimin dikkate alınmaması nedeniyle sorunlar yaşanmaktadır. Nasıl ki diğer fakültelere eğitimle ilgili ödenekler ayrılıyorsa, sağlıkla ilgili fakültelerin öğrencilerinin eğitimleri sırasında gerekli her türlü materyalin sağlanmasına yönelik bir kaynak oluşturulması gerekir. Aksi takdirde bu giderler döner sermayeler üzerinde büyük bir yük olarak devam edecektir.

Üniversite hastaneleri tarafından döner sermaye üzerinden taşeron işçi alımı yapılmak zorunda kalınmış ancak buna da ciddi kısıtlamalar getirilmiştir. Bu durum işleyişte çok büyük sıkıntılara sebep olmuştur.

Ücretlendirilmede Farklılık Olmalı

Finansmandaki en temel sorunun özellikle nitelikli sağlık hizmetlerinde maliyet artışına rağmen ücretlendirmede iyileşme sağlanmaması, paket işlemlerle ücretlerin düşürülmüş olmasına dikkat çeken Gönen, “Daha özelliksiz işlemlerde hastaneler gelir gider dengesini daha rahat kontrol edebildiğinden, özel hastaneler ve 2. basamak sağlık kuruluşları bu ücret

politikalarından daha az etkilenmektedir. Gerek Bakanlık hastanelerinin, gerekse özel hastanelerin çeşitli kaynaklardan sağladıkları ek gelirler de bu sisteme daha iyi uyum sağlanmalarına neden olmaktadır. Sağlık hizmetleri ve SGK tarafından yapılan ödemeler dışında ek kaynak oluşturamayan üniversite hastanelerinin finansal sorunlar yaşaması da kaçınılmaz olmaktadır. Bu nedenle hemen her ülkede uygulandığı şekilde üniversite hastanelerinin ücretlendirilmesinde farklılık oluşturulması gerekir” diye konuştu.

Gönen’in sunduğu çözüm önerileri şöyle:

❶ Üniversite hastanelerinin yönetimi için en uygun çözüm; dekan ve başhekimin işbirliği içinde çalıştığı, başhekimin işletme deneyimine sahip olduğu, işletme müdürünün hem işletme konusunda deneyimli hem de işletmede yetişmiş olduğu yapıdır.

❷ Temel işlevleri eğitim olan üniversitelerin ve dolayısı ile hastanelerinin sadece hizmet kurumları mantığı ile yönetilmesi, tıp eğitiminde onulmaz yaralar açacaktır. İleri de tüm toplum bunun zararını görebilecektir.

❸ Üniversite hastaneleri için Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan personel standartları çalışmalarına benzer bir çalışma yapılmalı ve yeterli personel sağlanmalıdır. Temel Bilimlerde çalışan gerek öğretim üyesi, gerekse diğer personelin giderleri merkezi bütçeden sağlanmalı döner sermaye üzerinden bu yük kaldırılmalıdır.

❹ Eğitim için mutlaka döner sermaye dışında bir kaynak oluşturulmalıdır.

❺ Üniversite hastaneleri hastaların araştırıldığı, danışıldığı, tartışıldığı, ek tetkiklerin yapıldığı kısacası son noktanın konulduğu yerler olması dolayısıyla bu kurumlara farklı bir ücretlendirme politikaları ivedilikle geliştirilmelidir.

❻ Üniversite hastaneleri çalışanlarının denge tazminatları diğer üniversite çalışanları gibi özel bir bütçeden ödenmelidir.

Üniversite Hastaneleri Nasıl Kurtulur?

YÖK Başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç: 90 üniversitemizde tıp fakültesi var, şu anda aramızda 45 üniversitenin ektörü bulunmakta; hastaneleri de bu üniversitelere ait olduğu için yeknesaklık teşkil ediyor; 25 civarında  afiliye olan hastane var. Üniversite hastaneleriyle tüm sorunları borç eksenine indirgemek doğru değil. Yönetim de dahil olmak üzere sistem meselelerinin masaya konulması, tartışılması gündemimizdir.

, Bakanlığın yeni binasındaki ilk toplantısında üniversite hastaneleri rektörlerini kabul etti. 45 üniversite rektörünü kabul eden Sağlık Bakanı, üniversite hastanelerinin sorunlarını çözmek için bir araya geldiklerini ifade etti. “Üniversitelerimizin Türkiye’nin geleceğine ışık tutan en önemli merkezler olduğuna inanıyorum. Ülkemizin geleceğini inşa eden yerler üniversitelerimiz, onları yetiştiren siz hocalarımız bizler için fevkalade önemli. Sorunlarımızı birlikte çözeceğiz” diye konuşan Demircan şöyle devam etti:

“Sağlık, öyle bir hizmet alanı ki, 7/24 aralıksız çalışan bir makine! Birçok bilim dalı arasında Batı ile başa baş gittiğimiz bir alan, bu gurur duyulacak bir durum. Önemli olan bunun sürdürülebilir olması! Sağlık alanında son 15 yılda önemli hamleler yapıldı, bunlar inkar edilemez. Kalitenin, standardın yükselmeye devam etmesi şart. Hayat dinamik, kendini yenileyen bir durum… Biz de bu dinamizme uygun şekilde sağlıktaki seviyemizi daha yukarıya taşıyacağız. Yaklaşımımız böyledir. Süreç içinde Türkiye’de hasta memnuniyeti, belirli bir düzeye geldi ama belli bir düzeyden sonra istediğimiz yükseliş görülmedi, bunu şuna bağlıyorum: Hasta memnuniyetinin daha yukarı taşınması için çalışanın memnuniyetinin de aynı şekilde yükselmesi lazım. Bu noktada sağlık hizmetini veren insanlarımızla birlikte sorunlarımıza çözüm üreteceğiz. Bu gelişmelerin önü açılacak. Sağlık hizmetlerinde o günün şartlarında dönüşüm yapılırken finansmanda da değişim yapıldı ve tek çatıda toplandı. Sonra, askeri hastaneler de Bakanlığın çatısı altında artık; bugün yürütmedeki çok başlılığı da ortadan kaldırdık. Bu bir gelişmedir.”

“Hastane Mekanlarını Yeniliyoruz”

Bakan, şehir hastanelerine ilişkin şöyle konuştu:

“Sağlıkta yeni bir dönem daha başlıyor; şehir hastanelerinin gelişmesi, verimli çalışması sağlık hizmetlerini veren insanların hizmete daha farklı şekilde dahil edilmelerini gerektiriyor. Mükemmel mekanlar üretiliyor, öte yandan bunu anlamlandıracak olan yetişmiş insan gücüdür. Bu insan gücünü biz en verimli şekilde, 80 milyona hizmet edecek şekilde, sistemin içine almak zorundayız. Bu konuda sizlere de görev düşüyor; tartışacağız. Bu mekanların daha verimli çalışması için sağlık turizmini de hizmetimizin içine katmamız gerekiyor, önümüzdeki süreçte bunlara çalışacağız. Şehir hastaneleriyle hastane mekanlarını yeniliyoruz, umuyorum ki üniversite hastaneleri için de aynı şeyler yapılacaktır! Tıbbi cihaz, sarf malzeme konusunda ülkenin üretim gücünü bu alanda harekete geçirmek istiyoruz. Model çalışmalarımız var ve kısa sürede sizlerle paylaşacağız.”

45 Üniversite Rektörü Toplantıya Katıldı

Toplantıda konuşan YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, “Yüksek öğretim sistemi yedi milyon üç yüz bini aşan öğrenci sayısına sahip. Güçlü yanlarının en başında da tıp eğitimi geliyor. Uygulama kısmı söz konusu olunca YÖK’ün en büyük paydaşı Sağlık Bakanlığı. Bakanlığın gücüyle üniversite hastanelerinin yaşadığı sorunların çözümünde daha büyük bir şansa sahibiz dedi.

Tek Sorunumuz Borçlar Değil!

Saraç şöyle devam etti: “90 üniversitemizde tıp fakültesi var, şu anda aramızda 45 üniversitenin ektörü bulunmakta; hastaneleri de bu üniversitelere ait olduğu için yeknesaklık teşkil ediyor; 25 civarında  afiliye olan hastane var. Üniversite hastaneleriyle tüm sorunları borç eksenine indirgemek doğru değil. Yönetim de dahil olmak üzere sistem meselelerinin masaya konulması, tartışılması gündemimizdir. Ademi merkeziyetçi bir YÖK yapılanmasını önemsiyoruz. Üniversite hastanelerinin birçok sorununun kısa vadede çözüleceğine güveniyoruz.”

10 Araştırma Üniversitesi

Öte yandan; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İTÜ, İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi ve ODTÜ’nün Araştırma Üniversitesi olarak belirlendiğini açıkladı.

Kardiyolojinin Batıya Dönük Aydınlık Yüzü: Prof. Dr. Ali Oto

Özel hastanede görev yapıyor olmasına rağmen kardiyoloji alanında birden fazla bilimsel faaliyet gösteren, yurt dışındaki gelişmeleri, yenilikleri çok yakından takip eden ve bizzat içerisinde yer alan hatta son olarak Silikon Vadisinden alıcısı çıkan akıllı stetoskop icat eden Memorial Ankara Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Oto, çalışma hayatına ilişkin merak edilenleri yanıtladı. Prof. Dr. Oto’ya bağlanıyoruz:

Üniversite hastanesi gibi çalışıyoruz

“Yaklaşık 40 yıl çalıştıktan sonra 2014’te Hacettepe Üniversitesinden ayrıldım. Yeni hizmete girmesi ve kendi sistemimizi kurma imkanımızın olması nedeniyle Ankara Memorial Hastanesine geldim. Burası herhangi bir özel hastane gibi çalışmıyor. Biz 3. basamak referans merkezi gibi çalışıyoruz; diğer kurumlarda çözülemeyen sorunlar, üst düzey işlemler yapıyoruz. Üniversite hastanesi gibi çalışıyoruz ve burada aynen üniversite hastanesi gibi bir sistem kurduk. Benimle birlikte burada çalışan üç okul birincisi var; son derece akademik bir kadromuz var. Çalışma ortamımızı da akademik şekilde kurduk; başladığımızdan bu yana 4 bin küsur vaka yaptık ve bunların hepsi kompleks, üst düzey işlemler… Şu anda mesela MitraClip’i Ankara’da sadece biz yapıyoruz; pek çok işlemi sadece biz yapıyoruz; düzgün işleyen bir sistemimiz var.

Yeni Bir Uluslararası Proje Kazandık

Hacettepe’den daha fazla iş yükümüz var burada; Hacettepe’de haftada üç gün anjiyoya giriyordum burada cumartesi dahil olmak üzere hemen her gün giriyorum. Ama memnunum, sonuçlarımız çok iyi. Bilimsel yayınlar yapıyoruz, uluslararası projelerin parçasıyız, yeni bir uluslararası proje kazandık ve onu hayata geçirmek üzereyiz. Yurt dışı ilişkilerimiz çok sıkı…

Çalıştıkça daha çok çalışmak gerekiyor sanırım.

Birçok Ülkeden İyiyiz Ama Hala Yeterli Değiliz

Türkiye’de 20 yılda önemli gelişmeler oldu, son 5-10 yılda da Türk kardiyolojisinin dışa açılmasıyla beraber önemli atılımlar oldu. Sağlık organizasyonlarında gelişmeler oldu ve ona paralel olarak kardiyolojinin her şekilde gelişmesine katkı sunuldu. Şu anda birçok yerde primer girişim yapılabiliyor, öylesine yaygınlaştı. Çok sayıda kardiyolog yetişmesinin de buna katkısı oldu. Şu anda birçok ülkeden iyi durumdayız ama hala yeterli değiliz, hem girişimsel işlemler hem de kalite standartları açısından eksiklerimiz var, hepsi düzeltilebilir şeyler.

 İlgi Alanım Atriyal Fibrilasyon

Atriyal fibrilasyon verileriyle ilgili bir çalışmamız var; Medula üzerinden yapılan veri girişiyle 550 bin hastanın analizini yaptık. Bu dünyanın en büyük serisi! Bu aslında dünyadaki alışkanlıkları değiştirebilir güçte bir analiz! Sosyal Güvenlik Kurumuna da rapor halinde sunduk. Öneriler, yönlendirmeler yapabilecek güçte veriler var. İş birliğimizi sürdürmeye çalışıyoruz.

Yeni çalışmamızda da yine atriyal fibrilasyonun değişik yönlerini araştırıyoruz, özellikle pıhtı atma nedenlerinin patofizyolojisine inen bir çalışma içerisindeyiz. Yurt dışından destek alıyoruz.

Üst düzey ve karmaşık bir çalışma, henüz yeni başladık sayılır. Yarışmaya girdik ve kazandık, şu an kontrat süreci devam ediyor. Gelecek ay başlayacağız.

Atriyal fibrilasyon hem benim ilgi alanım hem de son yılların en sıcak konularından biri! En sık inme nedenlerinin başında atriyal fibrilasyon geliyor. Ağır seyrediyor ve aynı zamanda ölüm nedeni oluyor. Bizim toplumda yüzde bir oranında görünüyor ve hiç düşük değil. Batıya göre düşük. Yaşla artan bir özelliğe sahip… 65 yaşın üzerine çıktığınızsa giderek sıklığı artıyor, yüzde 5 oluyor; 80 yaşa çıktığınızda yüzde 10 – 15’e çıkabiliyor. Giderek artmasını bekliyoruz. Bu, kapak hastalığına bağlı olmayan atriyal fibrilasyon, kapak hastalığına bağlı olanlar giderek azalıyor tüm dünyada…

Başarının Sırrı Çok Çalışmak

Ben, sadece çalışarak yurt dışında bu noktaya geldim, başka da bir özelliği yok! Çok çalışmak gerekiyor. Hekimlik özel bir meslek, yaşamınızı dolduran bir meslek, işi sahiplenmek ve ciddiyetle sarılmak gerekiyor. Başarının tek sırrı bu bence!

Yeniden Popüler Oldu Ama İlk Biz Yapmıştık

En son uygulamaya başladığımız bir şey var; geri ödeme planı durduğu için bizim de durduğumuz, dünyada da yavaşlamaya giden ama yeniden popüler olan bir şey var; kalpte sol kulakçıkta cep gibi bir bölge var, aynı zamanda en çok pıhtının oluştuğu yer burası, onun ağzına tıpa koyuyoruz, en son yaptığımız şey bu! Yeni değil ama yeniden popüler oldu, 2011’de bunu biz başlatmıştık ilk ve şimdi de buna gri döndük. Cihazlarla yapıyoruz.

Türkiye’de yaşlanmayla birlikte önemli hale gelen aort kapak hastalıkları var. Ameliyatsız kapak değişimleri önemli hale geldi.

Geniş Yelpazede İşlem Yapıyorum

Eski dönemlerde yetiştiğim için ben geniş yelpazede işlem yapıyorum artık insanlar artık öyle yetiştirilmiyor, daha özelleştirilmiş halde eğitim görüyorlar. Biz yavaş yavaş öğrendik gelişmeleri. Son derece sofistike işlemler yapıyorum. O nedenle laboratuardan çıkamıyorum.

Akıllı Stetoskop Geliştirdik

Şu anda küçük şeyler yapıyoruz; Bilkent Cyberpark’ta bilimsel faaliyetlerimiz var, orada akıllı stetoskop geliştirdik ve Amerikalılar, Slikon Vadisinden, talip oldu! Küçük şeyler, çok büyük inovatif özelliği yok! Bir tür akıllı stetoskop, dinleyince sizi yönlendiriyor ve ne olabileceği konusunda yönlendirme yapıyor. Bunun üzerinde çalışıyoruz. Zamana ihtiyacımız var. Türkiye’den de yatırım teklifleri var.”

Dijital Sağlık Zirvesi 21 Aralık’ta Yapıldı!

Global şirketlerde başarı hikayeleri, dijitalin gücü ve bu gücün markanıza nasıl değer katacağı, yeni sağlık modelleri bu Zirvede tartışıldı!

Medikal sektörün yenilikçi dergisi klinikiletişim’in iletişim sponsoru olarak desteklediği Dijital Sağlık Zirvesi tam gün sürdü; Zirvede, sınır tanımayan sağlık çözümleri, sağlığın geleceği ve sağlıklı yaşamın yeni vazgeçilmezi olan giyilebilir cihazlar gibi sektörün nabzını tutan gelişmeler sektöre yön veren markaların temsilcileri tarafından ele alındı.

Günümüzde araştırmaları büyük bir hızla devam eden sağlıkta yapay zeka kullanımı, biyoteknolojide son gelişmeler, ilaç endüstrisinin geleceği, ilaç sektöründe dijital başarı hikayeleri, sağlıkta dijital medya kullanımı ve sağlık bilimlerinde dijital dönüşüm konular dinleyicileri olan sektör profesyonelleri ile paylaşıldı.

 

Geleneksel Aile Şirketinden Nasıl Global Marka Yaratılır?

Samsung’un Türkiye’deki tek yetkili distribütörü Promedis Grup, Türkiye’de yepyeni bir eğitim ve aplikasyon merkezi kuruyor! Samsung iş birliği ile kurulacak merkezde teknik servis eğitimleri düzenlenecek, servis mühendisleri eğitilecek; Ortadoğu ve Afrika ülkeleri de bu merkezden yararlanacak

Promedis Grup, Samsung’un Türkiye’deki tek yetkili distribütörü olarak, dijital radyografi ve ultrasonografi grubunda fark yaratıyor!

Türkiye’nin teknoloji firması olarak anılmayı planlayan Promedis Grup, medikal IT alanı başta olmak üzere sağlıkta birden fazla iş modelinde yatırımlarıyla başarılı olmayı hedefliyor

Promedis Grup Genel Müdürü Onur Arslanoğlu

Sabancı Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde lisans ve aynı üniversitede IT yönetimi üzerine yüksek lisans yapan Onur Arslanoğlu, uzmanlık alanını medikal sektörde pazarlama yönetimi olarak tanımlıyor.

1985 yılı, Ankara doğumlu olan Onur Arslanoğlu, üniversite mezuniyetinin ardından iki yıl Draeger Türkiye’de görev yaptı ve ardından Singapur’a yerleşti.

Singapur’da Draeger monitör grubunda Asya Pasifik ülkelerinden sorumlu iş geliştirme müdürü olarak göreve başladı ve ardından kısa sürede pazarlama direktörlüğü görevine yükseldi. Beş senelik bir Singapur macerasından sonra Mayıs 2015’te Türkiye’ye geri döndü. “27 yaşındaydım ve orada çok fazla tecrübe kazandım” diye konuşan Türkiye medikal sektörünün rol modeli olması beklenen yeni nesil yöneticisi Onur Arslanoğlu kendisi ve yaratmak istediği iş modeli konusunda sorularımızı şöyle yanıtladı:

“Yurt dışında, yabancı bir firmada çalışmak bana çok şey kattı. Tabii ki iş hayatınızda global ortaklarınız, iş ilişkileriniz oluyor ve hatta ortak organizasyonlar dolayısıyla sıklıkla yurt dışına seyahat ediyorsunuz, ancak orada çalışmak bambaşka bir deneyim! Öyle bir ana geliyorsunuz ki Türkiye’de olduğu gibi aile, arkadaş, ev ve benzeri anlamda bir kaçış noktanız olmadığını aniden fark ediyorsunuz, sorunlarla tek başınıza mücadele etmeyi, çözüm üretmeyi öğreniyorsunuz; empati kurma yeteneğiniz inanılmaz gelişiyor.

Çalıştığım bölgede hiç Türk yoktu. Tahmin edileceği üzere Alman şirketinde Alman olmak bile zorken, Türk olmak hiç kolay değildi! Bir de yaş faktörünü eklerseniz, insanların alışık olduğu standartlar dışında bir yöneticiydim. Tabii genç olmanın şöyle bir avantajı da oldu; yaşımdan dolayı firmamdaki üstlerim beni kendilerine rakip olarak görmediler ve arkadaşlık ön plana geçti, çok güçlü arkadaşlıklar kurdum.

Yaş, Benim İçin Adeta Bir Cam Tavan Oldu!

Eminim cam tavan kavramını duymuşsunuzdur. İş hayatında kadınlar için nasıl cam tavan kavramı varsa, benim için de yaş bir stigma! Bunu çok fazla tecrübe ettim! Annem aktif çalışma hayatının olduğu yıllarda, Siemens’te yönetici pozisyonundaydı ve firmadaki en genç kadın müdür olarak görev yaptı. Annemden dolayı da genç yaşta yönetici olmanın avantaj ve dezavantajlarını çok iyi biliyorum.

Bu nedenle iş hayatında cinsiyetten, yaştan, ırktan, dinden ve sosyo-ekonomik koşullardan bağımsız herkese eşit şans verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Doğru iş doğru kişiye verilmeli! Çalışma hayatımda bu prensibi benimsiyorum.

Bazen Bilmediğinizi Kabul Etmelisiniz

Promedis’te genç, dinamik ve iyi çalışan bir ekibimiz var. Aramıza katılacak kişilerden temel beklentimiz, ekiple uyumlu çalışmaları yanı sıra öğrenmeye açık olmalarıdır, öğrenmeyi reddetmemeleridir. İnsan bilmediğini kabul etmezse ona hiçbir şey öğretemezsiniz! Takımımızda bu ahengi yakaladığımızı düşünüyorum. Aramıza yeni katılacak kişilerin de bu takım oyununa uyum sağlamasını bekliyorum.

Babam Dur Durak Bilmeden Çalışmaya İnanır

Annem ve babamın geceli gündüzlü, iki ayrı işte çalıştıklarını hatırlıyorum. Tabii böyle bir ortamda büyümenin getirisi olarak babam 12 yaşımdan itibaren benimle çok ilgilendi, beni işlere sürekli dahil etti ve bana sorumluluklar verdi.

Ondan çok şey öğrendim. O, çok çalışmaya inanır; ‘dur durak bilmeden çalışacaksın’ der. Tanıyanlar bilecektir, onun oğlu olarak yanında çalışmak, normal bir çalışan olmaktan çok daha zordur, ne maaş ne de izin verir! Diyeceksiniz zor bir çocukluk olsa gerek, aksine çok mutlu bir çocukluk geçirdim.

 Şirketler Aileden Bağımsız Birer Tüzel Kişilik Olmalı

Şirketlerin aileden bağımsız hareket edebilen, vizyonu-misyonu oturmuş,tüzel kişilik olarak faaliyet göstermesi gerektiğine, yani kurumsallığa inanıyorum. Belki mühendislik eğitimimin verdiği bir bakış açısı olabilir; sisteme inanıyorum. Şirket içinde alınacak her kararın, yapılacak her işin tek bir yönetici kontrolünde olmadığı ve buna gerek duyulmadığı, kendi kendine işleyebilen bir yapı kurmayı hedefliyorum. Yani sistemin bir parçası olmak istiyorum, sistemin kendisi değil! Hayalim bu! Bunun için kişilere gerçek sorumluluklar vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Kolay bir süreç değil, hele aile şirketlerinde daha da zor, ama bu konuda büyük aşamalar kaydetmiş şirket örnekleri var.

Yurda Dönme Nedenim Sektörde Fark Yaratmak

Her zaman yaptığım işlerde fark yaratmaktan yana oldum! Açıkçası yurt dışından standart bir medikal şirket kurmak için dönmedim. Amacım mevcudu devam ettirmek değil, yeniden inşa etmek!

Promedis ile anahtar teslim hastane projeleri yapmak amacıyla yola çıktık; çok başarılı örnekler verdik. Çok uluslu firmalara, çok uluslu bir firmaymış gibi çözüm ortağı olabilecek ve aynı zamanda Türkiye’deki pazarın gereksinimini sağlayabilecek köklü bir firma olma hedefiyle adım attık. Hastane projesi dediğiniz iş zorlu bir uğraş; çok kalem ürün ve tek müşteriniz yani tek muhatabınız var. İşte bu noktada bir atılıma ihtiyaç duyduk.

Şanslıyım ki Altyapıya Yatırım Yapmam Gerekmiyor

Promedis olarak medikalin yanı sıra inşaat, mobilya, dekorasyon gibi yan işlerin de dahil olduğu 6 grupta faaliyet gösteren bir grubuz. Dikey entegrasyonumuz var.

Medikal kısımda 70’i aşkın kişi çalışıyoruz; Ankara, İzmir, İstanbul ofislerimizin yanı sıra Erzurum’da da bir ekibimiz var. Promedis’i büyütürken altyapıya yatırım yapmam gerekmiyor, şanslı olduğum hususlardan biri de budur! Çok hızlı büyüme sağladık ve bunu sürdürülebilir hale getirdik.

Samsung Marka Gücünün Büyüsüne Kapılmıyor

Beklenen soru geldi sanırım: “Neden Samsung?” En yalın haliyle şunu söyleyebilirim, Samsung ile Promedis’in vizyonu örtüşüyor. Samsung’un çok sevdiğim tarafı, hani küçük firmalarda hemen fark edilen o büyüme hırsı vardır ya, işte hala ona sahip olmasıdır. Bu hem ürün kısmında inovasyon döngüsüne ciddi katkı sağlıyor, hem de satış yönetiminde yani sahada hala son derece aktif olmalarını! Buna şöyle örnek vereyim; Samsung her sene tecrübeli servis mühendislerini Türkiye’ye gönderiyor ve bizim servis ekibimizle beraber 15 gün boyunca gezerek servis bakım hizmeti veriyorlar. Bu esnada yazılım güncellemeleri de yapılıyor. Ve Samsung bu hizmet için ne bizden ne de müşteriden ücret talep etmiyor.

Çok uluslu kurumsal firmaların normalde bu kadar hızlı hareket etmesi beklenen bir şey değildir, çok fazla prosedüre tabidir. Samsung beklenenin aksine hızlıca organize olarak 8-9 şehir gezerek eğitimler veriyor. Beni cezbeden hususlardan biri de budur!

 Eğitim ve Aplikasyon Merkezi Kuruyoruz

Türkiye’de Ortadoğu ve Afrika’nın da yararlanabileceği bir eğitim ve aplikasyon merkezi kurmayı planlıyoruz. Draeger zamanında Draeger’in dünyadaki bir kaç akredite merkezinden biri de bizdik, bunun için gerekli bütün deneyime sahip olduğumuzu ve altyapımızın hazır olduğunu söyleyebilirim. Samsung ile anlaşmamızı imzaladık; teknik servis eğitimlerinin verileceği, servis mühendislerinin eğitileceği bu merkezi Türkiye’de biz kuracağız. Burayı bir değer merkezi haline getirmeyi planlıyoruz.

Samsung, Dijitale Çok Büyük Yatırım Yapıyor

Samsung’un tüm sağlık portföyü Promedis’in tek yetkili distribütörlüğünde olacak. Dijital radyografi grubu ve ultrasonografi grubu var. Dijital konusunda son derece iddialıyız; bu ürünlerimiz bugün birçok üniversite ve eğitim-araştırma hastanesinde kullanımda, geri dönüşler son derece olumlu. Yeni bir mobil X-ray grubumuz var ki hayran kalmayan müşterimiz yok diyebilirim! Samsung dijitale çok büyük yatırım yapıyor, tüm parçaları kendisi üretebilen dünyadaki birkaç markadan biri… Diğer distribütörlüklerimiz de devam ediyor ama görüntüleme konusunda ciddi bir atılım yaptık.

 Medikal IT Alanında Yatırım Yapmak İstiyorum

Sağlık sektöründe tek bir iş koluyla, tek bir iş modeliyle yer almayı tercih etmiyoruz. Birden fazla iş modelinde başarılı olmayı hedefliyoruz. İlk etapta anahtar teslim hastane projeleri ile başladık, şimdi ultrasonografi ve dijital X-Ray görüntüleme kısmına girdik, bununla birlikte bize yeni ufuklar açacak yeni yatırımlarımız da olacak. Yani Promedis olarak sağlık yatırımlarımız hep devam edecek.

Hatırlarsanız fark yaratmaktan bahsetmiştik. Esas farkı teknoloji üreterek yapacağımıza inanıyorum; Promedis olarak sadece medikal değil, teknoloji firması olarak anılmak istiyoruz. Bunun için medikal IT alanında yatırım yapmak istiyorum.

Medikal IT, aslında benim kişisel bir uğraşım, dünyada yükselen bir trend; dolayısıyla Türkiye’de de önü açık ve güzel işler yapılıyor. Yazılım kısmında da dünyada çok enteresan gelişmeler oluyor. Önleyici tıp bizde de son derece güncel bir sağlık politikası mesela; evde bakımı tele-tıpla destekleyen organizasyonlar var, kısıtlı kaynakla çok hastaya ulaşabilme projeleri üretiliyor. Bu noktada yapılacak çok iş var. Türkiye gibi geniş sağlık sektörüne sahip bir ülkede birden fazla kullanıcının isteklerine cevap veren bir yapının dünya pazarında da geçerli olabileceğini düşünüyorum. Bu yönde çalışmalarımız var ama henüz başlangıç seviyesinde!

 En Büyük Sorun Kaynak Yokluğu

Yazılım ve medikal IT konusunda Türkiye’deki en büyük sorun kaynak! Böyle bir girişimde yatırımcı bulmak kolay değil. IT sektörünün en büyük handikapı hızdır. Bunu yapmak için de kaynakla ölçeklenebilir bir modele ihtiyacınız var. Türkiye’de yatırımcı bulmak zor! ABD’deki gibi projelerinizi destekleyebilecek fonlar, yatırım enstrümanları bulma imkanı bizde yok! Tüm bunlara rağmen Türkiye’de güzel şeyler de oluyor. Tabii kat edilmesi gereken çok yol var…

Babam her zaman şunu öğütler; kendini adamadan büyük başarılara imza atamazsın! Bir şey istiyorsan sadece çalışmak değil, kendini o işe adaman lazım der; bence de başarı için bunu göze alman gerekir.”

Erken Evrede Ameliyatla Akciğer Kanserinden Kurtulmak Mümkün

Avrupa Göğüs Cerrahisi Derneği (ESTS) Eğitim Direktörü & Academic Hospital Göğüs Cerrahisi Kliniği Hekimi Prof. Dr. Hasan Fevzi Batirel:

“Akciğer kanseri ameliyatı, özellikle erken evrede %70-%80 oranında akciğer kanserinden kurtulma şansı sunuyor. Ameliyat ettiğimiz ve 15-20 senedir takip ettiğimiz birçok hasta sağlıklı bir şekilde hayatlarını sürdürüyor”

“Hastalar, 1 cm altındaki tümörlerde %90 ve 3cm’den küçük tümörlerde %70, akciğer içerisinde bir lenf bezi sıçraması varsa %50 ve mediastinal tek lenf bezi metastazı varsa %35-40 oranında bu hastalıktan tamamen kurtulabiliyor”

Bu hastalığın tedavi yöntemleri neler?
Akciğer kanserleri maalesef ileri evrede tespit edilmektedir. Akciğer kanseri hastalarının yaklaşık yarısında kanser uzak dokulara sıçrama yani metastaz yaptığında teşhis edilebilmektedir. Bu aşamada ise hekimlerin elinde tedavi yöntemi olarak sadece kemoterapi bulunmaktadır. Günümüzde kemoterapiye ek olarak hedefe yönelik tedaviler, immünoterapiler sayesinde nispeten daha iyi sonuçlar elde edilmekle beraber maalesef akciğer kanseri hayati riskin hala yüksek olduğu bir hastalıktır. Akciğer kanseri tanısı konulan hastaların yaklaşık %25’i ameliyat olabilir aşamada saptanmaktadır. Yaklaşık bir %10 hasta ise ileri aşamada ameliyat edilebilir olmaktadır. Her yıl yaklaşık 25.000 ila 30.000 hasta olarak düşündüğümüzde Türkiye’de yıllık yaklaşık 5.000-10000 akciğer kanseri ameliyatı yapıldığını söyleyebiliriz. Bu rakamlar üç yıllık hasta popülasyonunun döndüğü varsayıldığında düşünülebilir. Ameliyat, özellikle erken evrede %70-%80 oranında akciğer kanserinden kurtulma şansı sunmaktadır. Hastalar, 1cm altındaki tümörlerde %90 ve 3cm’den küçük tümörlerde %70, akciğer içerisinde bir lenf bezi sıçraması varsa %50 ve mediastinal tek lenf bezi metastazı varsa %35-40 oranında bu hastalıktan tamamen kurtulma yani kür şansına sahiplerdir. Bu da azımsanmayacak bir orandır, çünkü hastalık bir daha geri gelmeyecek şekilde yok olmaktadır. Nitekim ameliyat ettiğimiz ve 15-20 senedir takip ettiğimiz bir çok hasta sağlıklı bir şekilde hayatlarını sürdürmektedirler.

 

Özel Hastanelerle Rekabet Edemiyoruz

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Çetin Erol: “Özel hastanelerin kendine has kuralları var; bilimsellik evet var ama bundan öte işletme kuralları var! Siz idealini istersiniz ama onlar çeşitli nedenlerle o ideale yaklaşmak istemezler”

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Çetin Erol, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

Yeni eğitim-öğretim yılı açıldı; yeni gelen jenerasyonu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sınavda ilk 40 bine girenler tıp fakültesine yerleştirilebiliyor. Öğrenci kalitesi yönünden değişiklik yok, elbette tıp fakülteleri hala en çok tercih edilenler arasında; iş garantisi var ve bu çok önemli. Her ne kadar doktorların itibarları eskisi kadar olmasa da toplumun gözünde tıp mesleği hala iyi bir yere sahip. Yükselen diğer alanların yanında, eskiden olduğu gibi tıp ve mühendislik tercihlerde yer almıyor. Ama gene de öğrencilerimiz kaymak tabakadan geliyor. Buraya büyük bir heyecanla, istekle başlıyorlar, onları cesaretlendiriyoruz. Tıbba ısınmalarını sağlıyoruz, ilk geldikleri gün beyaz önlük giydiriyoruz ki doktorluğun o temiz rengini hiçbir zaman kirletmesinler diye! 4. Sınıfa geldiklerinde, kliniğe geçerken, gene önlük giydirme töreni yapıyoruz, bu sefer hastalarla temas edecek oluyorlar. Onları iyi birer doktor olmaları için teşvik ediyoruz.

Ama şu da var, eğitim eskiden olduğu kadar etkili olmuyor. Öğrencilerin araştırma-öğrenmeye, derslere hevesle ilgi gösterdiklerini söylemek zor! Ancak mezun olduklarında aldıkları eğitimin değerini anlayabiliyorlar. Sonradan söylüyorlar, “Fakültedeyken işin değerini anlayamamışız ama göreve başlayınca anlıyoruz ki siz bize iyi eğitim vermişsiniz!” diyorlar.

En deneyimli Hoca siz olmalısınız, öyle mi?

Aşağı yukarı öyle! Benim mezuniyetimin üzerinden 42 yıl geçti. 1975’te Hacettepe’den mezun oldum ve o tarihten beri Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesindeyim. Türkiye’deki kardiyologların en kıdemlilerinden biriyim.

Genç hekimler arasında kardiyoloji tercih edilen popüler bir branş mı?

Bundan 5-10 sene öncesine kadar ikinci sıraya düştü. Yeni mezunlar daha rahat, daha az riskli, az yorucu bölümleri tercih ediyorlar. Dermatoloji, radyoloji, fizik-tedavi gibi… Malpraktis dolayısıyla cerrahi branşlar yanı sıra bizimki gibi girişimsel işlemlerin yapıldığı branşlar artık daha az tercih ediliyor. Eskiden olduğu kadar yüksek puanlarla almıyoruz.

Genç kardiyologlar özellikle hangi çalışma alanlarına ilgi duyuyorlar?

Bütün kardiyologlar en çok girişimsel işlemlere ilgi duyuyorlar. Piyasaya çıktıkları zaman en çok para kazandıran iş o ve bir kardiyolog olarak da o işi yapmak istiyorlar. Ardından ekokardiyografi tekniği geliyor. Tüm kongrelerde de bu iki alandaki kurslara ilgi gösteriyorlar.

Dünyadaki kardiyoloji eğitimiyle bizdeki eğitim arasında hiçbir fark yok; Fakat gençlere yurt dışı deneyimi yaşamalarını mutlaka tavsiye ediyorum; kendine güvenlerinin gelmesi, hiçbir eksiklerinin olmadığını fark etmeleri için başka ülkede eğitim veya çalışma deneyimi edinmelerini isterim. Zaten akademik hayata devam etmek istiyorsa yurtdışı deneyimi şart!

Kardiyolojide uzmanlık eğitimi 4’ten 5 yıla çıkartıldı. Bu süre yeterlidir.

Kliniğimizde tek eksiğimiz yardımcı personeldir; hemşireler, sağlık teknisyenleri, radyoloji teknikerleri, temizlik görevlileri vb. en büyük eksiğimiz. Özel hastanelerle bu alanda rekabet edemiyoruz, özel hastaneye giren kişi karşılanıyor ve işlerinde personel desteği alıyor; bizde hasta yatış-çıkış işlemlerini bile kendisi yapmak zorunda!

 Özel hastanede çalışma deneyiminiz oldu mu?

90’ların sonlarına doğru özel hastane deneyimim oldu fakat sadece 7 ay dayanabildim! Kalp-damar cerrahisindeki arkadaşlarımızla ve kardiyolojideki hocalarımızla birlikte gittik ve 7 ay sonra geri döndük. Özel hastanelerin kendine has kuralları var; orada çalışmak zor, bilimsellik evet var ama bundan öte işletme kuralları var! Siz idealini istersiniz ama onlar çeşitli nedenlerle o ideale yaklaşmak istemezler. Bu benim için geçerli için elbette! O yıllardan bu yana şartlar da değişti, artık özel hastaneler de kontrol altında ve geri ödemelerini alabilmeleri için belirli kuralları sağlamaları gerekiyor. Şu anda daha rahat olabilir. Çalışan arkadaşlarımın, çok yoğun çalışma dışında pek şikayetleri yok.

Bence en önemli husus, bilimsel kriterlere uygun davranılması ve ticari kaygılarla hareket edilmemesi gerektiğidir. Ben şahsen tekrar özel hastane düşünmüyorum. Üniversitemden memnunum.

Branşınızdaki bilimsel çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeterli değil elbet ama çalışmalar yapılıyor; kardiyoloji alanında epidemiyolojik çalışmalarda iyiyiz. Türkiye’deki hastalıkların ne olduğunu bilmemiz ve onları önleyebilmemiz konusunda adımlar atılıyor.

Uluslar arası çalışmalar katılımda da fena değiliz, Türkiye her zaman katılıyor. Avrupa Kardiyoloji Derneğinin yıllık kongresinde, sunulan tebliğlerde ve yollanan tebliğlerde genellikle Türkiye ilk on ülke arasında yer alıyor, bu da iyi sayılır. Daha iyi olmalıyız ama.

Branşımızdaki yeniliklerden bahsetmek gerekirse;

Kapakların kardiyologlar tarafından ameliyatsız, anjiyo yapar gibi takılması şu an için bir yenilik. En hızlı gelişen alanlardan biri bu… Özellikle aort kapağına damardan girerek kapak takılabiliyor, her aort değil tabi kriterlere uygun olanlara… Kapak cerraha verilmeden takılabiliyor. Bu cerrahları üzüyor tabi, onların işini ellerinden alıyor gibi görünüyor ama onlar vazgeçilmez ortaklarımız! Onlara daha zor ve ağır işleri bırakıyoruz.

İlaçta yenilik biraz zorlaştı ama yeni ilaç grupları var, ümit vaat ediyorlar, ayrıca genetik çalışmalar var. Tüm bunların ötesinde şunu söylerim her zaman; bizler hastalık olduğunda müdahale ediyoruz. Asıl önemli olan hastalıkların olmamasına çalışmak, önleyici kardiyolojinin olmasının gerekliliği! En büyük tehlike obezite ve hızla yayılıyor; mutlak şekilde önlenmesi lazım. Hipertansiyonun kontrol edilmesi lazım… Hala kalp ve damar hastalıkları bir numaralı ölüm nedeni… Bunu önleyici çalışma yapmamız gerekiyor.