4. Erişkin Bağışıklama Akademisi Ankara’da Yapıldı

3
Prof. Dr. İftihar Köksal

Prof. Dr. İftihar Köksal: “Covid-19’un ülkemize sağlamış olduğu en önemli fayda aşılama konusunda erişkinlerde bir farkındalık oluşturdu. İnsanlar aşılamanın ne kadar önemli olduğunu gördü. Covid-19’dan sonra o kadar çok zona vakası gördük ki eğer zona aşılaması olsaydı biz belki bu kadar çok zona vakası görmeyecektik”

4. Erişkin Bağışıklama Akademisi, Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) Erişkin Bağışıklama Çalışma Grubu, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ve 18 Derneğin katılımıyla 23-24 Eylül 2022 tarihlerinde ve ‘’Herkes İçin Uzun Ömür” teması ile Ankara’da gerçekleştirildi.

Acıbadem Sağlık Grubu Atakent Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji hekimi ve Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji (EKMUD) Önceki Dönem Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İftihar Köksal, şunları kaydetti:

18 Tıpta Uzmanlık Derneği bir arada

4. Erişkin Bağışıklama Akademisini; Sağlık Bakanlığı Hak Sağlığı Genel Müdürlüğü, Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği, Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, Türk Geriatri Derneği, Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği, Türk Kolon ve Rektum Cerrahi Derneği, Türk Toraks Derneği, Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği, Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Derneği, Diyabet Derneği, Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği, Türk Cerrahi Derneği, Türk Hematoloji Derneği, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti, Türkiye Acil Tıp Derneği, Türk Romatoloji Derneği ve Hepatitle Savaşın Derneği iş birliği ile birlikte gerçekleştiriyoruz.

1

Hangi aşıları öneriyoruz?

Bağışıklama insanlık tarihinde önemli rol oynamıştır. Çiçek aşısından günümüze kadar hastalıklardan korunmada en etkili yolun aşılama olduğu bilinmektedir. Aşılar sayesinde çiçek hastalığı eredike edilmiştir. Çocuk felci de eliminasyon noktasına gelmiştir. Son yaşanan pandemide de olduğu gibi birçok ölümcül hastalık aşı ile önlenebilmiş ve salgınlar kontrol altına alınabilmiştir. Tüm erişkinlerin her sonbaharda influenza, 10 yılda bir difteritetanoz (bir defa boğmaca), bağışık değilse Hepatit B ve Hepatit A aşısı olmasını önermekteyiz. Çocukluk çağında geçirmedilerse veya bağışık değillerse tüm bireylerin kızamık-kızamıkçık-kabakulak ve suçiçeği aşılarını da tamamlamaları gereklidir. Ayrıca her bireyin kendine özgü risk durumları ve yaşına göre pnömokok, meningokok, zona ve HPV aşılarını yaptırmalarını önermekteyiz.

Aşıyla Korunabilen O Kadar Çok Hastalık Var Ki!

Türkiye Erişkin Bağışıklama Çalışma Grubunu kurarken bir hedefimiz vardı; aşılamanın sadece enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının ya da aile hekimlerinin işi olmadığı, bütün tıp camiasını yakından ilgilendirdiği teziyle yola çıktık ve bu tezimizde de ne kadar haklı olduğumuzu bir kez daha görme fırsatımız oldu. Çünkü o kadar ortak paydaşımız var ki, örneğin jinekolojide HPV aşıları, dermatolojide zona aşıları yani aşıyla korunabilen o kadar çok hastalık var ki! Sadece erişkinde yapılan aşılar değil, çocukluk çağında başlanan aşıların devamları da son derece önemli. Aileler çocuklarını aşılamakta büyük bir özveri gösterebiliyorlar ama erişkine geldiği vakit aşılamada bir adım geri duruluyor ya da ihmal ediliyor ama bunun sonuçlarını çok ağır olarak görüyoruz. Covid-19 pandemisinde bunu çok açık bir şekilde yaşadık ve bana göre covid-19’un ülkemize sağlamış olduğu en önemli fayda aşılama konusunda erişkinlerde bir farkındalık oluşturdu. İnsanlar aşılamanın ne kadar önemli olduğunu gördü. Nüfusumuz yaşlanıyor, geriatri onun için bizimle beraber; çok ciddi bir immünspresif grup geliyor. Eskiden birçok kanserde böbrek hastalıklarında, diyabetik hastalarda ölüm kaçınılmazdı. Belli bir yaştan sonra hayat devam etmiyordu. Ama bugün bu insanlar yaşıyorlar ve sağlıklı yaşamak durumundalar. Bu sağlıklı yaşamanın önemli bir parçasını da aşılama oluşturmaktadır.

2

Yaşam Boyu Bağışıklama

Özellikle halk sağlığı meslektaşlarımızın bize çok benimsettikleri bir ortak görüşümüz var: Yaşam boyu bağışıklama, yaşam boyu sağlıklı olma! Grip mevsimine geldik, influenza aşılamaları, zatüre aşılamaları olarak bilinen pinomokok aşıları, covid-19’dan sonra o kadar çok zona vakası gördük ki eğer zona aşılaması olsaydı biz belki bu kadar çok zona vakası görmeyecektik. Hepatit B aşıyla korunulabilen bir kanser aslında. Hepatit B’nin son noktası kanser ama aşılama ile korunulabilir. HPV aynı şekilde kadınlarda görülen rahim kanserlerinin en önemli sebebi ki aşılama ile korunmak mümkün.

Erişkin Bağışıklama Rehberi Yayımlayacağız

Türkiye’de hem Sağlık Bakanlığının hem ilgili tüm kurumların örnek olarak aldığı ve uygulamada kullandıkları bir erişkin bağışıklama rehberi çıkarıyoruz. Bu sene yine yenilenmesi bitmek üzere. 2023’ün başında herkesin kullanımına sunacağız. Sizler de Derneğimizin web sayfasına girerek bu güncellenmiş formatı görebilirsiniz. Birlikte çalıştığımız dernekler de bizim rehberimizi örnek alarak spesifik hastalıklara ait rehberlerini çıkardılar.

Yüksek Risk Grubunda 3 Ayda Bir Aşı

Covid-19 aşılarında tek düze konuşmanın çok mümkün olmadığını, hem gerçek yaşam verileri hem de elimizdeki bilimsel veriler ortaya koydu. Gruplara göre ayrı düşünmek durumundasınız. Eğer 18 yaşın altındaysa evet hatırlatma dozlarını yaptırmayabilir ama eğer kişi ileri yaştaysa, 65 yaşın üzerinde ise bağışıklık sistemini baskılayan bir hastalık varsa çok açık bir şekilde gösterilmiş ki hatırlatma dozlarını hatta iki hatırlatma dozunu yaptırması lazım. Çünkü aşıların koruyuculuk süresi bu söylediğim yüksek risk grubunda 3 aydan öte gitmiyor. Covid-19’da ne kadar aşı yaptırıldığı değil ne zaman aşı yaptırıldığı önemlidir. Biliyorsunuz nüks enfeksiyonlar var; daha önce covid geçirmiş olanlar 2. veya 3. kez enfeksiyon geçirebiliyorlar, bunların hepsinin ortak paydaşı aşılanmalarının üzerinden 6 ay ve daha uzun süre geçmiş olması. Bağışıklık sisteminiz normalse 4. veya 5. aydan sonra istediğiniz zaman aşı yaptırabilirsiniz ama bağışıklık sisteminizde bir problem varsa 3 ay sonra mutlaka hatırlatma dozlarının yapılması gerekir.

Kış Biraz Zor Geçecek

Pandeminin etkileri çok azaldı biliyorsunuz ama okulların açılmasıyla vakarlarda artış yaşandı. Bu kış sadece covid-19 vakaları artmayacak çok değişik solunum yolu viral hastalıkları da artacak. Kışın biraz zor geçeceğinin ayak seslerini duyuyor gibiyiz.

Öte yandan yeni mutasyon olmaması imkansız. Çünkü virüs aramızda hala dolaşıyor. Omikronun alt varyantları çıkıyor. Onlar biraz daha tehlikeli hale gelebilir. Onun için görünmeme ihtimali imkansız. Ne zaman ki virüs artık eradikasyona doğru gider ondan sonra biz artık varyantların olmayacağını konuşabiliriz. Şu anda onu söylemek için çok erken ki veriler de zaten yeni varyantlar olduğunu destekliyor.

300’den Fazla Aşı Çalışması Var

Dünyaya baktığımızda 300’den fazla aşı çalışması yürüyor. Bunların hangisi ipi göğüsleyecek bunu bize zaman gösterecek. Virüs benzeri partikül aşı çalışmaları var. Türkiye’de MRNA ile ilgili çalışma yok. Bir de tam virüs aşılarına karşı hazırlıklar var ki türkovak olarak da sunuldu. Türkovakla sinovak arasında da etkinlik bakımından hiçbir fark yok. Aynı teknoloji… Şunu rahatlıkla söyleyeyim türkovak daha az uygulandı ama gerçek yaşama baktığımızda MRNA aşılarıyla bu aşılar arasında koruyuculuk bakımından hiçbir fark yok. Yani hastalığı her iki aşıyı olanlar da hafif geçiriyorlar ama bir şey var antikorun devam süresi sinovakta biraz daha kısa biontekte biraz daha uzun. Demek ki o aşıları biraz daha sık yapmak gerekecek.”

Acıbadem Ataşehir Hizmete Açıldı

1663068732 ata ehir d bina 1

Acıbadem, yatırımlarına hız kesmeden devam ediyor. Grup İstanbul’da 10., dünya genelinde 24. hastanesi olan Acıbadem Ataşehir’i hizmete sundu. Acıbadem Ataşehir; özgün mimarisi, ileri tıp teknolojisi, grubun sağlık yönetimi alanında geliştirdiği dijital uygulamalarla dikkat çekiyor.

Bir dünya markası olarak Türkiye ile birlikte Bulgaristan, Makedonya, Sırbistan ve Hollanda olmak üzere 5 ülkede hizmet veren Acıbadem Sağlık Grubu, İstanbul’da yeni açtığı Acıbadem Ataşehir hastanesiyle hizmet yelpazesini genişletmeye devam ediyor.

Grubun en yeni yatırımı olarak kapılarını misafirlerine açan Acıbadem Ataşehir Hastanesi; alanında uzmanlaşmış deneyimli hekim kadrosu, ileri teknoloji tanı ve tedavileri, sağlık hizmetlerinin dijital altyapıyla yönetilmesini hedefleyen uygulamalarla öne çıkıyor.

1663068736 hasta odas

153 Hasta Odası, 298 Hasta Yatağı
Tıbbın tüm branşlarında hizmet veren Acıbadem Ataşehir’de, çocuk, kadın ve onkoloji hastalarının ihtiyaçlarına yönelik özgün mimari ve tasarımla oluşturulan klinikler de yer alıyor. Tanıdan tedaviye tüm hizmet süreçlerinde hasta güvenliği ve memnuniyetinin üst düzeyde tutulduğu hastanede; 153 hasta odası, 298 hasta yatağı, cerrahi girişimler için 10 ameliyathane, 1 IVF ameliyathanesi ile minör cerrahi, endoskopi/kolonoskopi ve anjiyo girişim odaları bulunuyor.

65.000 m2 kapalı alana kurulan hastane, Ataşehir bölgesinin siluetine farklı bir soluk katacak şekilde tasarlandı. 15 katlı hastane, Leed Gold sertifikalı ‘Çevre Dostu’ ve ‘Akıllı Bina’ özellikleriyle dikkat çekiyor.

‘Atlı Karıncalı’ Özel Çocuk Kliniği
Çocuk Sağlığı Kliniği; ayrı bir binada, çocuk dünyasına uygun mimarisi ve özel aktivite alanları ile çocukları hastane psikolojisinden uzaklaştıracak bir yapıda kurgulandı. 2 ayrı katta, 24 saat kapsamlı hizmet verilen Çocuk Sağlığı Kliniği’nde; ana ve yan dallar olmak üzere tüm çocuk sağlığı branşlarında, alanında uzmanlaşmış hekimler görev alıyor. Özellikle ateşli hastalık ve enfeksiyon geçiren çocukların gözlem odalarının girişleri ayrılarak, poliklinik girişinden farklılaştırıldı. Kan alma ve aşı için ise poliklinikte oluşturulan ayrı alanda, ana binaya gitmelerine gerek duyulmadan çocuklu ailelere hizmet veriliyor.
Çocuk Sağlığı Kliniğinin hemen dışında konumlanan ‘Atlı Karınca’ ise çocuklara, hastane süreçlerinde sıkılmadan zaman geçirmeleri için keyifli bir alan sunuyor.

1663068735 ocuk klinigi lobi

Konforlu Doğum İçin Özel Hizmetler
Acıbadem Ataşehir’de, giriş kata konumlanan Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği’nde, kadın hastalıklarıyla jinekolojik onkoloji, Tüp Bebek Merkezi ve Perinatoloji Merkezi bulunuyor. Anne adaylarına yönelik hizmetleriyle dikkat çeken hastanede, doğum yapacak anne adaylarının tüm işlemlerinin tek bir katta tamamlanarak, en hızlı ve konforlu şekilde hizmet alması hedeflendi.

Onkoloji Hastalarına Bütüncül Yaklaşım
Onkoloji tedavisi gören hastaların ihtiyaçlarına özel tasarlanan ve hastane girişinden farklı bir giriş ile de ulaşılan Onkoloji Kliniği; deneyimli uzmanlar ve multidisipliner bir yaklaşımla hizmet veriyor. İleri teknoloji tanı ve tedavi cihazlarının bulunduğu klinikte, 30 ayaktan tedavi ve 4 yatarak tedavi olmak üzere toplam 34 Kemoterapi Tedavi Ünitesi yer alıyor.

Dijital Sanata Ev Sahipliği Yapıyor
Acıbadem Ataşehir Hastanesi, girişte konumlanan ve veri sanatıyla oluşturulan dijital sanat eseri ziyaretçilerini karşılıyor.

Acıbadem’de Doğacak Her Bebek
Türkiye’de fark yaratan dijital sanat çalışmaları ile öne çıkan veri sanatçıları Hakan-Süleyman Yılmaz kardeşlerin hastaneye özel tasarladıkları; Acıbadem hastanelerinde dünyaya gözlerini açmış 145.580 bebeğin doğumu, etkileyici bir sanat eserine dönüşüyor. Sanatçıların ‘New Born’ adlı eserinde her yenidoğan, dogdukları aya göre bir çiçek sembolüyle temsil ediliyor. Yalnızca geçmişte doğanlar değil, bundan sonra da Acıbadem’de doğacak her bebek, yeni bir çiçek olarak tabloda yerini alacak. Eser, bu haliyle adeta ‘yaşayan’ bir dijital sanat eseri olarak dikkat çekiyor.

Sağlık Çalışanlarının Yüzde 40’ı Fiziki Şiddete Maruz Kalıyor

dscf3555
Dr. Şuayip Birinci

Dr. Şuayip Birinci: ”Sağlık çalışanlarının yüzde 38’i kariyerlerinin herhangi bir noktasında mutlaka fiziki şiddete maruz kalıyor. Dünyada yaklaşık 9.2 milyon doktor, 18 milyon hemşire olduğu düşünüldüğünde 3.5 milyon doktor, 7 milyon hemşirenin hayatı boyunca en az bir kere fiziki şiddetle karşılaşıyor”

28. TÜSAP Toplantısı, 9 Eylül Cuma günü, kamu, akademisyenler, STK ve özel sektör temsilcilerinin katılımı ile Yeditepe Üniversitesinde “Sağlık Hizmet Sunumu” ana başlığında düzenlendi. “Sağlığın Geliştirilmesi Kapsamında Sağlık İletişimi, Sağlıkta Haklar ve Şiddet” teması ile yapılan toplantı, Sağlık Bakan Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci ile birlikte Özel Hastaneler Platformu Başkanı Dr. Mehmet Altuğ, OHSAD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Reşat Bahat, MÜSİAD Sağlık Sektör Kurulu Başkanı Hüseyin Sarpkaya, AİFD Genel Sekreteri Dr. Ümit Dereli, İEİS Genel Sekreteri Savaş Malkoç, İKMİB İlaç Komitesi Başkanı Ahmet Altuğ Oğuz, İVEK Vakfı İcra Kurulu Başkanı Dr. Mahmut Tokaç ve İSEK-İstanbul Sağlık Endüstrisi Küme Başkanı Prof. Dr. Cengizhan Öztürk gibi STK ve sektör temsilcilerinin yer aldığı 59 üst düzey sağlık profesyonelinin katılımı ile gerçekleşti.

img 3785

Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl: “Hastanelerde duvarlarda hasta haklarını anlatan yazılar bulunuyor. Belki biraz buralara hekim haklarını belirten yazıları da asmak gerekiyor”

Yeditepe Üniversitesi’nin ev sahipliğinde yapılan toplantıda, üniversite adına konuşan ve TÜSAP’ın sektöre kattığı vizyonu ilgiyle takip ettiklerinden bahseden Rektör Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, 28’inci toplantının üniversitelerinde yapılıyor olmasından dolayı memnuniyetlerini dile getirdi.

Şiddeti önleminin ilk adımının karşılıklı olarak kişilerin birbirini anlamaları ile atılabileceğini ifade eden Bingöl, “Hastanelerde duvarlarda hasta haklarını anlatan yazılar bulunuyor. Belki biraz buralara hekim haklarını belirten yazıları da asmak gerekiyor. Umuyorum sağlıkta haklar konusunda farkındalığı bu toplantının çıktısı olarak verimli bir şekilde sahadaki tüm sağlık çalışanlarına da ulaştırabiliriz” diye konuştu.

img 3849

Sağlık Çalışanlarının Yüzde 40’ı Şiddete Maruz Kalıyor

28. TÜSAP Vizyon Toplantısının açılış konuşmasını yapan Sağlık Bakan Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci ise ortak akıl ve düşünce hareketi olarak kurulan TÜSAP’ın sağlık sektörünün geleceğini etkileyecek nitelikli bulgular ve bilgiler hedeflemeye yönelik vizyon tartışmalarının gerçekleştiği bir platform olduğunu söyledi.

Sağlıkta şiddet konusu ile ilgili olarak sağlık çalışanlarının yüzde 38’inin kariyerlerinin herhangi bir noktasında mutlaka fiziki şiddete maruz kaldığının DSÖ raporlarına da yansıdığına dikkat çeken Birinci, dünyada yaklaşık 9.2 milyon doktor, 18 milyon hemşire olduğu düşünüldüğünde 3.5 milyon doktor, 7 milyon hemşirenin hayatı boyunca en az bir kere fiziki şiddetle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Tehdit ve sözlü saldırı da düşünüldüğünde konunun başka bir boyuta vardığını sözlerine ekleyen Birinci, “ABD’de 2011 yılından 2018 yılına kadar olan süreçte şiddet sebebi ile çalışma kaybı gün sayısının 8000’den 15000’e çıktığı görülüyor. Şiddet konusuna ne denli fazla eğiliyor olunursa olunsun bu konu ile baş etmekte tüm dünyanın zorlandığını görüyoruz” diye konuştu.

Dr. Şuayip Birinci: ”ABD’de 2011 yılından 2018 yılına kadar olan süreçte şiddet sebebi ile çalışma kaybı gün sayısının 8 binden 15 bine çıktığı görülüyor. Şiddet konusuna ne denli fazla eğiliyor olunursa olunsun bu konu ile baş etmekte tüm dünyanın zorlandığını görüyoruz”

Prof. Dr. Kemal Sayar’ın ana konuşmacı ve Akademisyen Dr. Salih Kenan Şahin’in moderatör olarak yer aldığı28. TÜSAP Vizyon Toplantısı, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD), İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) ve Türkiye İlaç Sanayicileri Derneği (TİSD) ile Abbott, Atabay, Eczacıbaşı, Gilead, Janssen, Roche ve Takeda firmalarının katkıları ile düzenlendi.

Prof. Dr. Kemal Sayar: “Hekimlerin insanların dilini anlayabileceği, yaşadıkları ıstırabı görebileceği, hastalığın arkasındaki anlam dünyasını görebileceği bir bakışa ihtiyacı var fakat 3 dakikalık bir muayene süresi bu ihtiyacı ne derece karşılayabilir?”

“Dijital Çağ Empati Erozyonu Yaratıyor”

28. TÜSAP Vizyon Toplantısı’nda sağlık iletişimi, sağlıkta haklar ve şiddet konusunda ana konuşmacı olarak yer alan Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kemal Sayar, şiddetle gücün özdeşleştirildiğini ancak en başından bu yanılsamayı tersine çevirerek şiddetin aslında bir acizlik göstergesi olduğunu belirterek söze başlamak gerektiğini söyledi.

Robert Sapolsky’nin “Davranış” adlı kitabında şiddetin biyolojik unsurlardan çok toplumsal unsurlardan kaynaklandığının tartışıldığını ve toplumdan tarafından şiddet hoş görülür ve şiddete göz yumulursa davranışın pekişmesine yol açabildiğine vurgu yapan Sayar, “Bu manada sağlıkta şiddet konusunda toplumda oluşan güçlü infial ve hekimlerin, sağlık çalışanlarının kendi problemlerini en güzel bir şekilde anlatabilmesi olguları bunun bir norm, kabul edilebilir bir davranış haline gelmesini önleyen en önemli engelleyici unsurlardan bir tanesi olacak” diye konuştu.

Dijital çağın empati erozyonu yaratan etkisinden de bahseden Sayar, ekran üzerinden bir başkası ile iletişim kurmanın organik ilişkilerin yerine geçtiği bir zamanda insanların çok kolaylıkla ötekine karşı kıyıcı hale gelebildiğini söyledi. İnsanların birbirinin yüzlerine çok az baktıkları bir çağda kötülüklerin de çoğaldığını ifade eden Sayar, “Ne kadar fazla insanla yüz yüze gelebiliyorsak beynimizin görme ve ahlak alanları birbirine komşu oldukları için o kadar az kötülük yapabiliyoruz. Büyük cürümler, büyük kötülükler aslında yüz yüze gelemediğimiz zaman ortaya çıkıyor” dedi.  

Muayene Süresi Sadece 3 Dakika

Hekimlerin insanların dilini anlayabileceği, yaşadıkları ıstırabı görebileceği, hastalığın arkasındaki anlam dünyasını, sosyal dünyasını görebileceği bir bakışa ihtiyacı olduğunu ancak 3 dakikalık bir muayene süresinin bu ihtiyacı karşılamaya ne denli yeteceğinin de düşünülmesi gerektiğine dikkat çeken Sayar, “Yani her birimizin bu dünyada hissedildiğimizi hissetmeye, anlaşıldığımızı anlamaya ihtiyacımız var. Hasta karşımıza geldiğinde sadece bir semptomdan ibaret olarak görülmek istemiyor veya biz onları bir semptomdan ibaret olarak gördüğümüz zaman yeterince anlaşılmamış hissediyor. Çünkü o semptomu üreten bir dünya var. İlişkiler ağı var” sözleri ile konuşmasını sürdürdü.

Dr. Füsun Sayek Anıldı

fusun sayek 1
Dr. Füsun Sayek

Dr. Şebnem Korur Fincancı: “Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın hayata geçirildiği 2000’li yılların başında yürüttükleri mücadele ile Füsun ablamızın ve tüm meslektaşlarımızın emeğidir. Biz, onun yapmaya gayret ettiklerini yaşatmak için söz verdik. Füsun abla ve bu örgüt bize özgür olmayı öğretti”

Sosyal ve Güvenilir Tıp Eğitimi; sağlığın belirleyicilerini dikkate alan, toplumun önemli ve sık görülen sağlık sorunlarına, sağlığın geliştirilmesine öncelik veren, araştırma ve hizmetin bu doğrultuda gelişmesine katkı sağlayan, topluma dayalı ve toplum içinde yaklaşımların geliştirilmesini içerir

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi eski başkanlarından Dr. Füsun Sayek, aramızdan ayrılışının 16. yılında 14 Ekim 2022 günü TTB’de düzenlenen etkinlik ile anıldı. Etkinliğe Dr. Füsun Sayek’in ailesi, yakınları ve meslektaşları ile TTB Merkez Konseyi üyeleri ve Ankara Tabip Odası yöneticileri katıldı.

Etkinlik, Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi Editörü Dr. Orhan Odabaşı’nın açılış konuşmasıyla başladı. TTB’nin, Dr. Füsun Sayek’in hoşgörüsü, sevgi ve saygı diliyle hekimlik yolculuğuna devam ettiğini söyleyen Odabaşı,“Füsun ablamızı yüreklerimiz çok özlüyor, gözlerimiz her yıl daha fazla arıyor” diye konuştu.

0e14323a 4c81 11ed 9f8a ac6a0d03e780

“Füsun Abla ve Bu Örgüt Bize Özgür Olmayı Öğretti”

TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı, Dr. Füsun Sayek’i gerek karakteriyle gerekse de mücadeleci ruhuyla anmanın kendileri için büyük bir onur olduğunu ifade etti. TTB’nin “Emek Bizim Söz Bizim” eylem sürecini anımsatan Korur Fincancı şöyle devam etti: “Bize ışık tutan, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın hayata geçirildiği 2000’li yılların başında yürüttükleri mücadele ile Füsun ablamızın ve tüm meslektaşlarımızın emeğidir. Biz, onun yapmaya gayret ettiklerini yaşatmak için söz verdik, sözümüzü yerine getirmeye çalışıyoruz. Biz özgürlüğümüzü zalime karşı duruşumuzdan ediniyoruz. Füsun abla ve bu örgüt bize özgür olmayı öğretti. Zalime karşı duruşumuzla o zalimlerin en büyük korkusu olmayı sürdüreceğiz. İyi ki Füsun abla ile birlikte mücadele ettik. Bugün de mücadele ettikçe Füsun abla yanı başımızda olacak.”

Türkiye’de Tıp Eğitiminin Mevcut Durum Değerlendirmesi

16b3c9b4 4c81 11ed 9f8a ac6a0d03e780
Dr. İskender Sayek

Dr. İskender Sayek: “Bilginin hızlı değişimi, eğitim teknolojisindeki ve tıp eğitimindeki gelişmeler, COVID-19 salgınındaki eğitim deneyimi ve tıp eğitimindeki dönüşümsel değişim, yeni bir hedef belirlenmesi ihtiyacını doğurdu”

Etkinlikte Dr. Füsun Sayek’in eşi Dr. İskender Sayek “Cumhuriyetin II. Yüzyılında Türkiye’de Tıp Eğitiminin Geleceği İçin Hedefler” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Sayek; bilginin hızlı değişiminin, eğitim teknolojisindeki ve tıp eğitimindeki gelişmelerin, COVID-19 salgınındaki eğitim deneyiminin ve tıp eğitimindeki dönüşümsel değişim yeni bir hedef belirlenmesi ihtiyacını doğurduğunu söyledi.

İlk aşamada Türkiye’de tıp eğitiminin mevcut durum değerlendirmelerini ve gelecek ile ilgili beklentilerini almak üzere alanın özneleri ile bir anket çalışması yürütüldüğünü aktaran Sayek, ikinci aşamada 27 Ağustos 2022’de Arsuz’da düzenlenen Füsun Sayek 16. Sağlık ve Kültür Etkinlikleri kapsamında tıp öğrencilerinin, doktora öğrencilerinin, öğretim üyelerinin ve toplum temsilcilerinin görüşlerinin alındığını belirtti.

Sayek, hedefler metni taslağının oluşturulması ile çalıştay katılımcılarının taslak hakkında görüşlerinin alınmasının ise üçüncü aşama olduğunu dile getirdi.

Tıp Eğitiminin 10 Hedefi

Sayek, tüm bu çalışmalar ışığında belirledikleri 10 hedefi şöyle sıraladı:

  1. Doğa, Toplum ve İnsan Odaklı Tıp Eğitimi: Eğitim, hizmet ve araştırma önceliklerinin belirlenmesinde doğanın, toplumun ve birey olarak insanın tam ve eksiksiz olarak hesaba katılması.
  2. Sosyal Güvenilir Tıp Eğitimi: Eğitimde, sağlığın belirleyicilerini dikkate alan, toplumun önemli ve sık görülen sağlık sorunlarına, sağlığın geliştirilmesine öncelik veren, araştırma ve hizmetin bu doğrultuda gelişmesine katkı sağlayan topluma dayalı ve toplum içinde yaklaşımların geliştirilmesi.
  3. Yalın ve Yaşamın İçinde Tıp Eğitimi: Tıp eğitiminde, öğrenciyi merkeze alan, yaşam içinde deneyime dayalı ve tüm evreleriyle entegre, yalın programların geliştirilmesi.
  4. Tıp Eğitiminin Yönetimde Profesyonellik ve Liyakat: Tıp eğitiminde profesyonelliğe ve liyakate dayalı yönetimin kültürünün geliştirilmesi.
  5. Teknolojinin Akılcı Kullanımı: Eğitim, araştırma ve hizmet üretiminde güncel teknolojinin insan (eğitici, öğrenci, hasta ve diğerleri) ve toplum yararına, etkin, verimli ve akılcı kullanılmasının sağlanması.
  6. Tıp Eğitimi Ortamlarında Herkes için Tam İyilik Halinin Sağlanması: Eğitim, araştırma ve hizmet ortamlarının ve süreçlerinin bu ortamlarda bulunan herkes için sürdürülebilir insan refahını gözetir şekilde yapılandırılması; hekim ve tıp öğrencilerinin “iyilik” halinin sağlanması; eğitim hizmet ve araştırma ortamlarında tüm insanlar için asgari sağlıklı yaşam koşullarının sağlanması ve geliştirilmesi.
  7. Tıp Eğitiminde Birlikte Çalışma ve İş Birliklerinin Geliştirilmesi: Sağlığın tüm bileşenleri ile eğitim, araştırma ve hizmet açısından iş ve güç birliğinin sağlanması; eğitimlerin meslekler arası işbirliğini geliştirecek şekilde oluşturulması.
  8. Herkes İçin Sürekli Gelişim: Öğrenci, araştırmacı, eğitmen ve tıp eğitiminin tüm paydaşları için yaşam boyu mesleki ve kişisel gelişimin desteklenmesi.
  9. Toplum İçin Bilim: Bilimin toplumun katılımı ile ve toplum yararına üretilerek, yalın ve açık paylaşılması.
  10. Sürekli Nitelik Geliştirme Kültürünün Oluşturulması: Nitelikli tıp eğitimi verilebilmesi için gerekli asgari koşullar tüm eğitim kurumları ve ortamlarında sağlanarak, sosyal güvenilir eğitim, hizmet ve araştırma güvencesinin topluma verilmesi; tıp eğitiminin yürütüldüğü tüm kurumların ve eğitim ortamlarının niteliğinin sürekli olarak geliştirilmesi ve herkes için ulaşılabilir olmasının sağlanması.

Sayek; bundan sonraki süreçte de hedefler metin taslağının geniş bileşenlerle tartışılacağını ve hedefler metninin geliştirilerek tüm bileşenlerle paylaşılacağını sözlerine ekledi.

Pandemi Sepsis İstatistiklerini Olumsuz Etkiledi!

02
Prof. Dr. Sibel Temür

Prof. Dr. Sibel Temür: “2 yıl önce, pandemi öncesi veriler yılda 30 milyon sepsis tanısı iken bu rakam pandemi sonrasında 47-50 milyona ulaştı”

Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Yoğun Bakım Uzmanı Prof. Dr. Sibel Temür, “Bağışıklık sisteminin iyi olmadığı yaş grupları 1 yaş altı, 65 yaş üstü kişiler, dalağı alınmış olanlar, kronik hastalıkları olanlar (akciğer, kalp, böbrek rahatsızlıkları), diyabetikler, AIDS tanısı almış kişilerin sepsis açısından risk grupları arasında yer alıyor” dedi.

Pandemi Sepsis İstatistiklerini de Etkiledi!

Sepsisin bakteri, virüs, mantar, parazit gibi tüm olası patojen kaynaklı enfeksiyonlarla tetiklenebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Sibel Temür, bu nedenle viral pandemi döneminde bağışıklık sistemi iyi olmayanlarda yanıtların çok üzücü olduğunu söyledi.  Prof. Temür, “2 yıl önce, pandemi öncesi veriler yılda 30 milyon sepsis tanısı iken bu rakam pandemi sonrasında 47-50 milyona ulaştı” dedi.

Antibiyotiklere Direnç Tedaviyi Olumsuz Etkiliyor

Bununla birlikte son yıllarda tüm dünya için önemli bir sorun haline gelen antibiyotik direncinin de sepsisi olumsuz etkilediğine işaret eden Prof. Dr. Sibel Temür, konuyla ilgili şunları anlattı:

“Antibiyotik direnci, antibiyotiklerin çeşit, miktar ve süre olarak uygunsuz kullanımı ile artıyor. Bakteriyel enfeksiyonlarda elimizde savaşacak silah kalmıyor. Virüsler çok akıllı ve antivirallere direnç çok daha hızlı gelişiyor, yeni varyantlar çıkıyor. Direnç gelişmesi sepsiste tedaviyi olumsuz etkiliyor. Türkiye antibiyotiklere dirençte maalesef Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada. Bu da sepsis açısından ayrı bir risk oluşturuyor.”

Tüm Vücudu Etkileyen Belirtiler Görülüyor

Sepsisin belirtilerinin enfeksiyon odağına göre farklılıklar göstermekle birlikte hastada tüm vücudu ilgilendiren sistemik belirtilerin ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Sibel Temür, hastalığın belirtilerini şöyle sıraladı:

“Hastaların farklı birçok sorunla karıştırdığı belirtiler arasında: Ateş, sersemlik ve geveleyerek konuşma, nörolojik durumda gerileme, aşırı titreme, kas ağrısı, şiddetli nefes darlığı, solunum sayısının dakikada 22 üzerine çıkması, kan basıncının düşmesi, gün boyu idrar yapamama, solgun, benekli, rengi değişmiş cilt ve ölecekmiş gibi hissetme.”

Sepsis Sonrası Sağ Kalım Durumu

Sepsisten iyileşen, hayatta kalan pek çok kişinin hafıza ve konsantrasyon zayıflığı veya travma sonrası stres bozukluğu gibi uzun vadeli sonuçlarla da karşılaşma riskinin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sibel Temür, sözlerine şöyle devam etti:

“Sepsis sonrası sağ kalan olgular; taburculuk sonrası ortaya çıkan fiziksel problemler, bilişsel bozukluklar, tekrarlayan enfeksiyonlar veya sepsis ilişkili kronik organ yetmezlikleri ile sağlık kuruluşlarına yeniden başvurmak zorunda kalıyor. Tekrar sağlık kurumuna başvuru oranı çeşitli çalışmalarda değişiklik gösterse de % 50’nin üstünde izleniyor.”

Aşılama ve Temel Hijyen

Sepsisi önlemenin en kolay yolunun enfeksiyonların önlenmesi olduğunu belirten Prof. Dr. Temür, bunun da aşılama ve temel hijyenle yapılabileceğine işaret etti.

“Sepsis dünyadaki en önlenebilir yaşam kaybı nedenidir” diyen Prof. Dr. Temür, sözlerine şöyle devam etti: Aşılama, temiz sağlık tesislerine, temiz suya erişim gibi sağlık önlemleri ve hepsinden önce farkındalığın artırılmasıyla önlenebilir. Bir enfeksiyon sepsise yol açmışsa hızlı bir şekilde tanınmalı ve enfeksiyonun kaynağı antibiyotiklerle tedavi edilmeli. Enfeksiyonların erken tedavisi ve sepsisin erken tanınması hayat kurtarır. Sepsis tıbbi acil durumudur farkındalık olarak bilinmesi çok önemli. İlk saatlerde yapılan acil müdahale ve kültür alınarak erken antibiyotik tedavisine başlanması sepsisten kayıpları %70 den, % 20 ye düşürebiliyor.”

Sepsis Kampanyası:“Farkına Var, Hayat Kurtar”

img 7908

Prof. Dr. Oktay Demirkıran: “Aşılanma, temiz su kullanımı, el hijyeni, hastane kaynaklı enfeksiyonların önlenmesi ve farkındalık sepsise karşı başlıca önlemler arasında yer almaktadır”

Dünyadaki her beş ölümden biriyle ilişkilendirilen ve tüm hastane ölümleri arasında ilk sırada yer alan sepsis konusunda farkındalık yaratmak amacıyla Baxter’ın desteğiyle düzenlenen bilgilendirme toplantısı Türk Yoğun Bakım Derneği (TYBD) Başkanı Prof. Dr. Oktay Demirkıran sözcülüğünde Ankara’da gerçekleştirildi. Dünya Sepsis Günü kapsamında düzenlenen toplantıda Covid-19 pandemisi nedeniyle yaşanan kayıpların çoğunluğunun, enfeksiyonu şiddetli geçirenlerde gözlenen sepsisten kaynaklanması sebebiyle sepsis vakalarında önemli ölçüde artış görüldüğüne dikkat çekildi.

baxter logo

Sepsisin Covid-19’ın olası sonuçlarından biri olabileceği düşünüldüğüne vurgu yapan Prof. Dr. Oktay Demirkıran, Covid-19 kaynaklı sepsis vakalarının önlenebilmesi için aşılamanın önemine dikkat çekti. Sepsis konusunda farkındalık yaratmanın önemine dikkat çeken Demirkıran “Tüm dünyada gerçekleşen her 5 hastane ölümünden 1’i sepsis nedeniyle gerçekleşiyor. Dünyada her yıl yaklaşık 50 milyon sepsis vakası görülüyor ve bu vakaların yaklaşık 11 milyonu hayatını kaybediyor. Her 2,8 saniyede 1 kişiyi sepsis nedeniyle kaybediyoruz. Bu nedenle karşılaştığımız vakalarda sepsisi doğru anlamak ve semptomları takip etmek, erken tanı ve tedavi çok önemli. Bu süreçte TYBD olarak başlattığımız “Farkına Var, Hayat Kurtar” farkındalık kampanyası ile kamuoyunu bilinçlendirmeye gayret ediyoruz” diye konuştu.

turk yogun bakim dernegi baskani prof. dr. oktay demirkiran
Prof. Dr. Oktay Demirkıran

Dünyada Her 5 Ölümden Biri Sepsis İlişkili
Toplantıda dünyada her 5 ölümden birinin ilişkilendirildiği ve tedavi edilmezse sebep olduğu septik şok ve çoklu organ yetmezliği ile dünyadaki gerçekleşen tüm hastane ölümlerinin bir numaralı sebebi olan sepsisin özellikle Covid-19 pandemisi döneminde yarattığı tehlikeye dikkat çekildi. Covid-19 nedeniyle yaşanan kayıpların çoğunluğunun, enfeksiyonu şiddetli geçirenlerde gözlenen sepsisten kaynaklandığının altı çizilirken, erken tanı ve tedavinin yanı sıra aşılanmanın önemi vurgulandı.

Sepsiste Her Saniye Değerli
Sepsisin vücudun enfeksiyonlarla savaşan bağışıklık sisteminin vücudun kendi doku ve organlarında zarar vermesi durumunda ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Oktay Demirkıran, “Sepsiste erken tanı çok önemlidir, aksi durumda çoklu organ yetmezliği sonucu sepsis ölüme yol açar. Bu sebeple sepsiste her saniye değerlidir.

5 Hastane Ölümünden 1’Inin Nedeni Sepsis
Tüm dünyada gerçekleşen her 5 hastane ölümünden 1’i sepsis nedeniyle gerçekleşiyor. Bu da hastane ölümlerinin yüzde 20’si sepsise bağlı demek oluyor. Dünyada her yıl yaklaşık 50 milyon sepsis vakası görülmekte olup ve bu vakaların yaklaşık 11 milyonu hayatını kaybediyor. Her 2,8 saniyede 1 kişiyi sepsis nedeniyle ölmekte” ifadelerini kullandı.

Herkes Sepsise Yakalanabilir
Covid-19’u şiddetli geçiren vakalarda yaşanan ölümlerin çoğunluğunun sepsis kaynaklı olduğunu biliyoruz. Her Covid-19 hastası sepsis olmaz ancak Covid-19 hastalarının yaklaşık yüzde 2 ila 5’inde ortalama 8-10 gün sonra sepsis organ fonksiyon bozukluğu belirtileri ortaya çıkabilir. Özellikle Covid-19’un olası sonuçlarından biri olabileceğini belirten Prof. Dr. Demirkıran, “Covid-19’u ağır geçirenlerin %60‘ının sepsis nedeniyle hayatını kaybettiği görülüyor” diye konuştu.

Herkesin sepsise yakalanabileceğini ancak özellikle kronik hastalığı olanlar, 1 yaş altı çocuklar, 60 yaşın üstündeki yetişkinler, dalağı olmayanlar ve bağışıklık sistemi baskılanan kişilerin sepsis konusunda daha yüksek risk grubunda bulunduklarına dikkat çeken Prof. Demirkıran, “Özellikle pandemi sürecinde sepsis risk grubundaki kişilerin aşılanmaları hem Covid-19’a hem de ondan kaynaklanabilecek sepsis vakalarına karşı kıymetli bir önlem olacaktır. Özellikle bu gruplar içindeyseniz, pandemide riski değil hayatı seçmek ve aşılamaya önem vermek, aşılanmayı ihmal etmemek gerçek anlamda hayat kurtaracaktır. Aşı olmuş ve son yapılan aşı üzerinden minimum 3-4 ay geçen kişilerin de hatırlatma dozu yapmaları çok önemlidir” dedi.

Covid Yoğun Bakımları Yeniden Aktif
“Kısa bir süre önce Covid yoğun bakımların tek tek kapandığını konuşurken şimdi tekrar Covid yoğun bakımlarını aktif olarak kullanmaya başladık” diyen Prof. Demirkıran “Düşük kapasiteye getirdiğimiz Covid yoğun bakımların bu kapasiteleri tekrar dolmaya başladı. Türk Yoğun Bakım Derneği’ne Türkiye’den gelen verileri değerlendirdiğimizde, Covid için ayrılan yoğun bakımlardaki doluluk oranlarında zaman zaman artışlar gerçekleşmektedir.
Covid yoğun bakım doluluk oranlarında şu anda İstanbul başı çekiyor ve hastaların büyük çoğunluğu hatırlatma dozuna ihtiyacı olan 65 yaş üstü kronik hastalığı olan risk grubu kişilerden oluşuyor. Bağışıklık sistemini baskılayan rahatsızlığı olanlar ya da bağışıklığı baskılayıcı tedavi görenler (kanser hastalarında kemoterapi, radyoterapi gibi) risk grubunda olan hastalar. Aşılanma konusuna verilen önem sayesinde ölümlerin büyük boyutlara ulaşması önlenebildi. Covid’ in ilk dalgalarında aşı henüz geliştirilmemiş iken tüm dünyada yaşanan korkunç tablo, modern tıbbın çaresizliği aşı ile birlikte yerini vakaların kontrol altında tutulabilmesini sağladı.

Aşılanma, Temiz Su Kullanımı, El Hijyeni
Sepsisi önlemenin en önemli yolunun enfeksiyonu önlemek olduğunu belirten Prof. Demirkıran; “Aşılanma, temiz su kullanımı, el hijyeni, hastane kaynaklı enfeksiyonların önlenmesi ve farkındalık başlıca önlemler arasında yer almaktadır. Sepsis gelişen durumlarda ise enfeksiyon odağının hızla kontrol altına alınması ve yoğun bakımlarda uygun organ destek tedavilerinin verilmesi hayat kurtarır” dedi.

Erken Tanı ve Doğru Tedavi Hayat Kurtarır
Sepsisin belirtilerinin farklı zamanlarda çeşitli durumlarda ortaya çıkabileceğinin altını çizen Prof. Demirkıran, “Vücut ısısındaki değişimler (ateş veya düşük sıcaklık), aşırı titreme ve kas ağrısı, konuşma bozukluğu ve zihin bulanıklığı, şiddetli nefes darlığı, bir gün boyunca idrara çıkamama ve cildin beneklenmesi sepsisin başlıca belirtileri arasındadır. Bu durumlardan herhangi biriyle karşılaşılması durumunda acil olarak doktora başvurulmalıdır. Basit bir diş absesi ciddi bir boyun bölgesi enfeksiyonuna dönüşerek hayatı tehdit edebilir. Erken tanı ve doğru tedavi hayat kurtarıcı olacaktır. Sepsis tedavisinde her saniye değerlidir. ” diye konuştu.

Sepsis Hakkında Neler Biliyoruz?

toplu

13 Eylül Dünya Sepsis Günü dolayısıyla, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Sepsis Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (HÜSEP) tarafından 13 Eylül 2022 günü Sepsis Paneli düzenlendi.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Uzun, açılış konuşmasında şunları kaydetti:

hakan uzun
Doç. Dr. Hakan Uzun

“Sadece enfeksiyonla mücadele ile her yıl bir milyona yakın canın kurtarılması mümkün. Biz özellikle son üç yılda yaşadığımız Covid-19 pandemisi ile enfeksiyonu ağır geçirenlerde esas ölüm nedeni olarak sepsisi görmenin üzüntüsünü hep beraber yaşadık. Global Sepsis Alliance (GSA), tedavisinin acil halde saatler, dakikalar içerisinde başlanması gereken ve yoğun bakımlarda yatan hastalarda en önemli ölüm nedenlerinin başında gelen sepsisi 2012 yılından beri Dünya Sepsis Günü olarak kabul ediyor. Gururla söyleyebilirim ki konunun önde gelenleri, ne mutlu ki bize, üniversitemizde hizmet veriyor; öğrencileri ve araştırma görevlilerini yetiştiriyor. Aynı zamanda multidisipliner çalışmanın müthiş bir örneğini sergiliyorlar. Bu nedenle ben fakültem adına çok teşekkür ediyorum.”

Küresel Sağlık Krizi

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı ve Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Sepsis Çalışmaları Uygulama Araştırma Merkezi  – HÜSEP Müdürü Prof. Dr. Arzu Topeli İskit şunları kaydetti:

arzu topeli
Prof. Dr. Arzu Topeli İskit

“Dünya Sepsis Günü nedeniyle, 2 yıl önce kurulan Hacettepe Üniversitesi Sepsis Çalışmaları Uygulama Araştırma Merkezi (HÜSEP) olarak sepsis etkinliği düzenlemek istedik. Amacımız küresel bir sağlık sorunu olan sepsis konusunda farkındalığı tüm sağlık çalışanlarında artırmaktır. Hem multiprofesyonel hem de interdisipliner eğitim ve araştırma olanaklarını artırmayı hedefliyoruz.

Sepsis, küresel bir sağlık krizi olarak kabul ediliyor. Yılda 50 milyon kadar kişiyi etkiliyor ve yaklaşık 11 milyon ölüme neden oluyor. Neredeyse her 2-3 saniyede bir kişinin ölümü sepsis nedeniyle meydana geliyor. Dünyadaki her 5 ölümün bir tanesi sepsis nedeniyle gerçekleşiyor. Bu sadece akut bir durum değil, çok uzun süre devam ediyor ve hayatta kalsalar bile hastaların psikolojik ve fiziksel sorunları devam edebiliyor. Dünya Sepsis Günü bundan 10 yıl önce deklare edilmesine rağmen henüz 5 yıl kadar önce Dünya Sağlık Örgütü bunun global sağlık öncelik meselesi olduğunu açıkladı. Bu yıl Dünya Sağlık Örgütünün de katkısıyla aktiviteler düzenleniyor.

100 Binde 600 Kişiyi Etkiliyor

100 bin kişiye uyarlarsak sepsis, 100 binde 600 kişiyi etkiliyor. Sıklıktan ziyade sepsisin ölümcül olması önemli. Ölüm riski, akut koroner sendromlardan, kolon kanserinden çok daha fazla.

Türkiye’ye uyarlarsak sepsis yılda ortalama 500 bin kişiyi etkiliyor. Niye kesin sayılarla konuşamıyoruz? Çünkü hastalık yükü verileri hep gelişmiş ülkelerden… Maalesef biz ülkemizde sepsis yükünü çok net bilmiyoruz. Sadece uluslararası verilere dayanarak bir tahminde bulunabiliyoruz. Gelişmiş ülkelerde dahi sepsis ile ilgili hastalık yükü çalışmalarında hep sınırlılıklar var. Neden? Çünkü tanımı çok net değil. Tanısı çok net değil… Mesela  miyokard enfarktüsü gibi, bir kanser gibi kesin tanıya ulaşabilecek histopatolojik bir tanı ya da bir biyobelirteç maalesef günümüzde bulunmuyor. Çünkü yatırımlar da maalesef sepsis gibi hastalıklardan çok kanser, obezite, alzheimer gibi daha kronik hastalıklara yönelik yapılıyor.

Hastanelerde Birinci Sıradaki Ölüm Nedeni

Sepsis, hastanelerde birinci sıradaki ölüm nedenidir. Hastayı taburcu etseniz dahi geri yatışlarda birinci nedendir. Gelişmiş ülkelerden alıntılayabileceğimiz sağlık harcamaları verilerini paylaşmak isterim: En çok sağlık harcaması yapılan durumlar içinde birinci sırada sepsis yer alıyor. Amerika’da yılda 62 milyar dolar sepsis için sağlık harcaması yapılıyor. Yaşayanların da yüzde 50’sinde uzun vadede fiziksel ve psikolojik sorunlar devam ediyor. Long Covid-19’da kısmen bunu gördük aslında; ağır geçiren hastalarda Covid-19 da bir virüse bağlı sepsis durumu idi… Vakaların yüzde 40’ı 5 yaş altında görülüyor ve vakaların yüzde 80’i de hastane dışında yani toplumda görülüyor. O yüzden vatandaşların ve tüm sağlık çalışanlarının farkındalığının artması gerekli. Meme, kolon ve prostat kanseri gibi sık görülen kanserlere bağlı ölümlerin toplamından daha fazla kişi sepsis nedeniyle hayatını kaybediyor. Hastanede yatan hastalarda kötüleşme tablosu ağırlıklı olarak sepsis nedeniyle meydana geliyor. Hastanede gelişen her 2-3 ölümden biri neredeyse sepsis nedeniyle oluyor.

Risk Grupları

Herkeste sepsis gelişmiyor elbette fakat teorik olarak enfeksiyonu olan pek çok insanda gelişiyor. İnsanlar sağlıklı bile olsalar sepsis gelişebiliyor ki Covid-19’da bunun örneklerini gördük. Risk gruplarını burada özellikle anmamız gerekir; kronik hastalığı olanlar; bağışıklık sistemi baskılı olanlar, splenektomi yapılan hastalarda görülebilir veya AIDS, diyabet, kanser gibi hastalıklarda meydana gelebilir. 1 yaş altı çocuklar ve 60 yaş üstü bireyler sepsise daha yatkın gibi görünüyor.

Her Enfeksiyon Şüphesi Sepsise Yol Açmıyor

Bunun patofizyolojisi çok karmaşık, o nedenle de çok kesin tanı belirteçleri bulunamıyor. Bir kısım kişide inflamasyon artarken bir kısımda da bağışıklık sisteminde zayıflama olabiliyor ve fırsatçı enfeksiyonların ortaya çıkmasına da neden olabiliyor. Yani enfeksiyon hastalarının bir kısmında sepsis görülüyor. Sepsis hastalığının en ağır grubunu septik şok hastaları oluşturuyor.

Sepsisi Nasıl Tanıyoruz ya da Nasıl Tanımlıyoruz?

2016’da güncellenen kılavuzdaki tanımlar kullanılıyor. Enfeksiyona karşı immün yanıtın disregüle hale gelerek yaşamı tehdit eden akut organ disfonksiyonuna  yol açması sepsis olarak tanımlanıyor. Yüzde 30 kadar bir mortaliteye sahip. Septik şok ise sepsis hastalarının bir alt grubu, prognozu en kötü olan alt grubu, yüzde 40’ın üzerinde ölüm oranı var ve dirençli hipotansiyon laktat yüksekliği yani organ perfüzyonunun bozukluğunu yansıtan laktat yüksekliği ile karakterize bir durum. Hastanedeki şok tiplerine baktığımızda neredeyse üçte ikisi septik şok; bunu diğer şok nedenlerinden çok daha fazla görüyoruz.

Her Enfeksiyon Sepsis Nedeni Olabilir

Toplumda veya hastanede görülen enfeksiyon kaynakları sepsisin de doğal nedenleri… Üriner sistem enfeksiyonları, özellikle alt solunum yolu enfeksiyonları, en sık gördüğümüz nedenler ama akla gelebilecek her enfeksiyon sepsis nedeni olabilir. Menenjitten intraabdominal ve batın içi hadiselere kadar birçok husus sepsis nedeni olarak kabul edilebilir. Artan diyaliz uygulamaları, kemoterapi tedavisi, kateter ilişkili ya da kan dolaşımı enfeksiyonları sıklıkla sepsis nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Bakteriler en fazla sepsise yol açan mikroorganizmalar olmasına rağmen her türlü mikroorganizma sepsise yol açabiliyor. Virüsleri de artan sayıda görüyoruz. Günümüzde yeni bir pandeminin en azından yatışmaya başladığı bir dönemdeyiz ama iki yılda Covid-19 virüsüne bağlı sepsis hayatımıza girdi. Bundan önce de hayatımızda olan ve bundan sonra da devam edecek olan viral salgınlar, influenza gibi, sepsis nedeni olarak karşımıza çıkabiliyor. Mantarlar, parazitler de sepsis kaynağı olabilir.

Dünyanın değişik ülkelerinde mesela sıtma yaklaşık 230 milyon kişiyi etkiliyor; Hindistan veya farklı ülkelerde önemli bir sepsis nedeni olarak görülüyor.

Sepsis ile Karışabilecek Durumlar Var

Sepsis enfeksiyona karşı bir inflamasyon yanıtıdır. Mesela akut pankreatit, travma, majör cerrahiler, yanık durumlarında inflamasyon görüyoruz ama sepsis enfeksiyona karşı bir sistemik inflamasyondur.

Hipokrat’tan ya da Antik Yunandan beri bilinen bir durum olmasına karşın sepsiste farkındalık, diğer kronik hastalıklara göre çok daha az! 1991 yılında dünyadaki tıp otoriterleri bir araya gelip klinik tanı setleri oluşturdular. Bunlardan bir tanesi sistemik inflamatuar yanıt kriterleri. Bu tanı kriterleri ilk kez konulduğu için adı Sepsis-1 olarak kabul edildi. 2001’de Sepsis-2 tanı kriterleri oluşturuldu. Bu tanı kriterleri hep vital bulgulara ve bazı basit belirteçlere dayanıyor. Unutulmamalıdır ki sepsis tanısı konulması  için akut organ disfonksiyonu olması gerekli.

Erken Uyarı Skorları Benimsenmeli

2012 yılından itibaren İngilizlerin başı çektiği çalışmalar sonucu erken uyarı skorları geliştirildi. Vital bulgular yanında bilinç değişikliği, oksijen satürasyonu gibi parametreleri ekleyerek hastanelerde özellikle kötüleşen hastanın erken tespit edilmesi için bu ulusal ve erken uyarı skorları kullanıldı ve zamanla bu uygulama dünyada yaygınlaştı. 2016’da hızlı organ yetmezlik skoru adı verilen bir skor geliştirildi. Buna göre enfeksiyonu olan bir hastada üç parametreden yani solunum sayısının artması, bilinç değişikliği ve hipotansiyon kriterlerinin iki tanesinin olması durumunda hastanın prognozunun kötüleştiği yatış gerektirdiği veya sepsis gelişebileceği kabul edildi.Erken uyarı sistemlerini kurumların benimsemesi ve kurumsal düzeyde uygulaması önemli bir gerekliliktir.

Erken Uyarı Skorlarına Müdahale de Eklenmeli

Hacettepe’de yıllar öncesinden beri modifier uyarı skorları adı altında erken uyarı skorları kullanıyoruz. Ancak eğer müdahaleye yansımazsa skorların çok büyük bir anlamı yok. Yani buna bir müdahalenin eklenmesi lazım. Örneğin SOFA skoru da akut organ yetmezlik skoru! Altı organ sistemini değerlendirebiliyorsunuz ve bu skorda iki puan ve üzeri bir puan artışı söz konusu ise sepsisi olan hastada akut organ disfonksiyonu var diyebiliyoruz. Ama söylediğim gibi bunun erken uyarı sistemleri ile desteklenmesi lazım. Hastanelerde bu sistemlerin bu ekiplerin kurulması lazım ki serviste kötüleşen bir hastaya ya da acil serviste kötüleşen veya acile gelen bir hastaya hemen orada müdahale edilip erken yatışı hızla yapılabilsin! Örneğin Güney Kore’de 2008’li yıllardan itibaren bu sistemleri gerçekleştirmişler. Erken uyarı sistemleri ile hızlı yanıt sistemini geliştirdikten itibaren 10 yıllık sürede sepsis tedavi demetlerine uyumda çok ciddi artış gözlemişler. Uyum oranı yüzde 25’lerden yüzde 70’lere çıkmış, ölüm oranı da bununla ilişkili olarak yüzde 50’lerden yüzde 30’lara kadar azaltılabilmiş. Eğer biz bu skorları sadece kağıtlara yazmak değil bir müdahaleye çevirebilirsek hasta sağ kalımına ve hasta güvenliğine de fayda sunmuş olacağız.

Sepsisi Nasıl Anlarız?

Sadece vital bulgular değil, bir vatandaş ya da başka bir sağlık çalışanı sepsisi nasıl anlar? Ağır enfeksiyon seyrinde olan bir hastada; kendini gerçekten çok kötü hissetme, bilinç değişiklikleri, idrar yapamama, konuşma bozukluğu yaşama, deliryum dediğimiz bilinç değişiklikleri, yaygın miyaljiler, nefes darlığı gibi ve ekstremitelerde de ellerde, kollarda, parmaklarda, solgun bir cilt veya solukluk meydana geliyorsa sepsisi düşünmeliyiz.

Neler Yapabiliriz?

Günümüzde etkili bir kuruluş olarak faaliyet gösteren Global Sepsis Birliği bünyesinde 114 farklı kurum yer alıyor. Bu destekçi kurumların sadece 28’i sepsis derneği, ağı veya araştırma grubu… Günümüzde sepsis adıyla dernekler, araştırma grupları ve ağlar faaliyet göstermektedir. Türkiye’den de 2 uzmanlık derneği buna destek veriyor. Bugün artık biraz daha spesifik oluşumları görmeye başladık ki dünyanın bütün kıtalarında var; Afrika’da, Asya’da, Ortadoğu’da, Avrupa’da, Kuzey ve Güney Amerika’da yoğun olarak kurulmaya başladı. Sadece benim bulabildiğim Global Sepsis Birliği dışında 5 tane farklı Birlik daha var. Afrika, Asya, Avrupa, Latin Amerika’da üniversitelerde ya da enstitülerde de bunların kurulduğunu görüyoruz.

Ulusal Ölçekte Hastalık Yükünü Bilmeliyiz

Bizler bu amaçla HÜSEP’i kurduk. Üniversitelerdeki merkezlerin maalesef bütçeleri yok. Umarız ilerde bu açıdan bir iyileştirme mümkün olur ve multidisipliner çalışmalar yapılabilir; dolayısıyla sepsis hastalık yükü çok daha net ortaya konulabilir. Hatta Sosyal Güvenlik Kurumu, Bakanlık gibi sağlık otoriteleri verilerini araştırıcılara açarlarsa ulusal boyutta dahi bu hastalığın yükünü anlamamız mümkün olabilir.

Özetle diyebiliriz ki sepsis herkeste gelişebilen ölümcül bir sorun. Enfeksiyon hastalıkları ağır geçenlerde ölüme giden ortak yol olarak kabul ediliyor. Tıbbi bir aciliyet ama farkındalık istenildiği ölçüde değil hala… Patofizyolojisinin aydınlatılmasına ve biyobelirteçlere daha fazla ihtiyaç var. Erken tanı son derece önemli. Hastanelerde tarama testleri ve erken uyarı skorlarının yaygınlaşması ve bunun mutlaka müdahale ekipleri ile desteklenmesi gerekli. Hatta bunları artık elektronik ortamda yapay zeka sistemleri de kullanarak yapıyorlar. Sepsis yükünün hem kurumsal hem de ulusal düzeyde belirlenmesini diliyorum.”

Sepsis Tedavisinde Altın Saatler Var

Sepsisin temel yönetim ilkelerini anlatan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seda Banu Akıncı şu bilgileri verdi:

seda banu akinci
Prof. Dr. Seda Banu Akıncı

“Sepsis konusunda farkındalık oluşturmak en önemli husustur. Varlığı fark edilmezse sepsisin ölümle sonuçlanabileceğinin farkında olunması gereklidir. Bununla ilgili değişik skorlama sistemleri var, erken uyarı sistemleri var ama sadece bu sistemlerin varlığının önemi yok. Bu sistem aktive olduğu zaman ya da insanlar şüphelendiği zaman hızlıca tedavinin başlanabiliyor olması lazım. O tedaviye başlama süresi bizim için çok kıymetli. Altın saatler bunlar. Hatta altın dakikalar! Yani şüphelendiğiniz anda antibiyotik başladığınız ya da tedaviye başladığınız süre kritik önemde! Bununla ilgili bir çalışma var. Hipotansiyona uygun antimikrobiyal ajanın başlama süresi 6 saat olarak bulunmuş bir çalışmada.

Dakikalar bile Kıymetli

Eğer ilk bir saatte başlanabilirse hastaların yüzde 80’i sağ kalıyor, başlamazsa sepsis bütün organlara zarar veriyor. Bildiğiniz, kıymetli bulduğunuz her yere saldırıyor ve bir kısmında geri dönüşsüz hasar oluşuyor. Dolayısıyla bizim için dakikalar kıymetli. Sonraki 6 saatte her bir saatlik gecikme, ölüm oranını yüzde 7.6 oranında arttırıyor.

Etkin Tedavinin Erken Başlanması Önemli

Bir şey mortaliteyi belirliyor: O da etkin tedavinin erken başlanması, etkin tedavinin verilmiş olması. Sepsis ile ilgili en önemli konu bu! Sepsis başladığı zaman eğer septik şok eşlik ediyorsa hızlıca bir resistasyon yapmamız gerekiyor. Sepsiste sağ kalımın son kılavuzunun önerileriyle gitmek istiyorum. Kristalloid veriyoruz şu an için, muhtemelen bu revize olacak ama şu anda en son kılavuz bunu böyle söylüyor. Hızlıca antimikrobiyal tedaviye başlamak gerek. Eğer kendimiz karar veremiyorsak enfeksiyon hastalıkları uzmanına danışmak gerek. Sıvı resüsitasyonu nasıl yönetiyoruz? Öncelikle fizik muayene, fizik muayenede de en çok altını çizdiğiniz konulardan biri. Onun dışında statik parametreler var. Santral venöz basınç gibi ya da diğer basit statik ölçümler var ama yeni konseptte statik ölçümleri istemiyoruz. Dinamik parametreler eğer bize o hastanın sıvı cevabı olacağını öngörüyorsa o zaman hastalara sıvı yüklemeye devam ediyoruz ve bunu takip ediyoruz. Bunun için değişik ölçüm yöntemlerimiz var. Eğer sıvı resüsitasyonu sırasında ya da sıvı resüsitasyonuna rağmen tansiyonu düşük kalırsa hastaya vazopressör başlıyoruz. Ortalama arter basıncı hedefimiz 65 milimetre civa. Üniversitedeyiz, bir sonraki klavuzda belki ortalama arter yerine diyastolik basınç hedefi gelecek. Sıvıyı verdik sıvıya cevapsız ya da sıvı giderken hasta hipotansif ise organ parçaları bozulmasın diye üstüne vazopressör ekliyoruz.

Bizim için vazopresör demek invaziv arter monitorizasyonu ve santral venöz basıncı ölçmek ve aynı zamanda vazopressörü verebilmek için santral venöz kateterizasyon demek. Bunları da steril koşullarda takıyoruz. Bunun da burada altını çizmiş olayım.

Antimikrobiyal Tedavi

En önemli konu antimikrobiyal tedavi! İlk 1 saat içinde en etkin tedavi vermeyi hedefliyoruz. Doğru tedavi vermeyi hedefliyoruz. Çoğu zaman bir enfeksiyon hastalıkları uzmanına ulaşamayabilirsiniz. O zaman şüphelendiğiniz anda hızlıca ilk dozu yapmamız gerekiyor. Eğer hasta yüksek riskli ise direkt enfeksiyon hastalığı uzmanına danışıyoruz çünkü onu yönetmek daha zor. O kısımda gerçekten yardım almak lazım. Ama böyle yüksek riskli hasta grubu değilse hızlıca ampirik antibiyotiklere başlamak lazım. En doğrusu hastadaki farmakodinamik ve farmakokinetik özelliklere uygun dozlama yapmak ve düzeylerine bakarak antibiyotik dozlama yapmak!

Ampirik Antibiyotik Seçimi

Ampirik antibiyotik seçimi ile ilgili elimizde birçok kılavuz var. Herhangi bir yerde apse, drene edilmesi gereken bir enfeksiyon varsa odak kontrolü bizim için çok kıymetli. Çünkü oraya hem antibiyotik ulaşmıyor hem de oradan uyarı gelmeye devam ediyor. Apse, nekrotik doku ve drenaj ve debridman eşzamanlı olarak planlanmalı. Buna yönelik girişimlerin ve tetkiklerin yapılması lazım. Burada unutmamanız gereken konulardan biri bizim taktığımız kateterler! Daha önce hastanın üzerindeki tüm kateterleri ve direnleri gözden geçirmemiz, tüm olası potansiyel alanları gözden geçirmemiz gerekiyor. Bunun için de kültür almak çok kıymetli. Çünkü kültürler bize yol gösterecektir. Ampirik antibiyotik tedavisi başlıyoruz. Sonra kültürler çıktığı zaman ona göre ya daraltıyoruz ya da kapsamı yüksek hızla genişletiyoruz. Ampirik antibiyotik tedavisini yönlendirebilmek ve sonlandırabilmek için kültürlerin altını tekrar tekrar çizmek istiyorum.

Sepsis Tedavisinin Bakım Demetleri

Sepsis hakkında farkındalığın olması dışında sepsis tedavisinin bakım demetleri halinde toparlanmış olması, bu demetlere uyumun takip edilmesi son derece önemli.. Son kılavuzda altını özellikle çizdiğim bir konu: İlk 72 saat içinde hasta prognozu ile ilgili bir değerlendirme yapabiliyorsak bunu hastalarla paylaşmak ve buna göre hastayı yönetmek  çok kıymetli.

Sepsiste Sağ Kalım Kampanyasının ilk 1 saat demetini tekrar ederek  konuşmamı özetlemek istiyorum. Çünkü bence sepsis yönetimindeki en kıymetli kısım burası. Sepsisten şüphelendiğimiz hastada laktat düzeyini ölçüyoruz. Antibiyotik vermeden önce kan kültürü alıyoruz. Hızlıca antibiyotik başlıyoruz. Hipotansiyon varsa ve laktat yüksekse sıvı resüsitasyonu yapıyoruz. Sıvı resüsitasyonuna rağmen eğer hasta hipotansif kalıyorsa hipoperküsyonu önlemek için vazopressör başlıyoruz.”

Sepsisi Nasıl Önleyebiliriz?

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömrüm Uzun, “Sepsis önlenebilir mi?” başlıklı sunumunda şunları kaydetti:

omrumuzun7
Prof. Dr. Ömrüm Uzun

“Sepsis önlenebilir mi? Evet… Bir noktaya kadar önlenebilir ama  yüzde yüz değil! Sepsisin enfeksiyöz etkene karşı sistemik, aşırı bir yanıt olduğunu biliyoruz. Kontrolden çıkmış, kişiye zarar veren bir yanıt ve rakamlar değişiyor. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre yılda 30 milyon kişiyi etkiliyor. 6 milyon ölüm deniyor ki Covid-19’dan iki yıldaki ölüm sayısı dünyada 6 buçuk milyon idi. Onu katlayan bir rakam! Belli hastalarda sepsis riski daha yüksek; her iki yaş spektrumunun her iki ucunda olanlar yani yenidoğanlarda ve yaşlılarda daha fazla görülüyor. Gebelerde, bağışıklık sistemi baskılanmış olanlarda ve hastaneye yatanlarda hem risk yüksek hem de sepsis geliştiği zaman daha kötü seyrediyor, sonuçları daha ağır oluyor.

İki Önemli Yerde Sepsise ‘Dur’ Diyebiliriz

Peki sepsisi nasıl önleyebiliriz? İki önemli yerde sepsise ‘dur’ diyebiliriz. Bunlardan biri enfeksiyonları önlemek! Eğer enfeksiyonu önlerseniz buna sistemik yanıt zaten olmayacak. İkincisi enfeksiyon gelişmişse bunun sepsise dönüşümünün engellenmesi.

Sağlık personeli dışında sıradan bir kişinin enfeksiyonları önlemek için neler yapacağı üç aşağı beş yukarı belli: Sağlıklı bir yaşam tarzı, dengeli beslenme, kötü alışkanlıkların olmaması, hareketli bir günlük yaşam. Bunlara ek diyabet, hipertansiyon, kalp hastalığı, akciğer hastalığı, bunların optimal tedavisinin sağlanması, kişisel hijyen kurallarına uyum yani el yıkama – el hijyeni ve kalabalık alanlarda özellikle risk altındakilerin önlem alması, temiz su ve besin alımı…. Bunlar minimal şeyler. Hastanede yatan hastalarda sadece bu kişisel önlemler yetmiyor elbette. Enfeksiyonları önlemek için daha başka önlemler gerekiyor ve bunları da biz genel olarak ‘enfeksiyon kontrolü’ başlığı altında topluyoruz.

Enfeksiyon Kontrol Programı Şart

Enfeksiyon kontrol programı eğer bir hastanede iyi çalışıyorsa enfeksiyon gelişimini büyük oranda azaltır; bu hem sepsis rakamlarını düşürecektir hem de hastanede yatış süresini, mortaliteyi, morbiditeyi, maliyeti düşürecektir, hasta memnuniyetini artıracaktır. İlaç ve sarf malzemelerinin kullanımını da azaltacaktır. Onun için etkili bir enfeksiyon kontrolü şart.

Sağlık Personeli El Hijyenini Sağlanmalı

Hastane enfeksiyonlarında en önemli bulaş yolu sağlık personelinin elleri. En önemlisi bu… Hastaya dokunmadan önce, dokunduktan sonra, hastanın sekresyonları ile temas ettikten sonra, hasta odasındaki bir yüzeye dokunduktan sonra, el hijyeni mutlaka yapılmalıdır. Eğer ellerde gözle görülür bir kirlenme varsa bu el yıkama şeklinde olacaktır. Ama gözle görülür bir kirlenme yoksa o hasta başında gördüğünüz antiseptikleri doğru bir şekilde uygularsanız yeterlidir. El hijyenini nasıl sağlayacağımızı biliyoruz. Avuç içleri, elin yüzeyi, parmak araları ve baş parmağın çok iyi bir şekilde kuralına uygun olarak temizliğinin sağlanması gerekli.

El hijyeni temeldir. Ama bunun dışında da bazı ek kişisel koruyucu malzemeler kullanıyoruz. Hasta odalarının başına gittiğinizde bilgilendirici posterler görülebilir. Kişisel koruyucu malzeme kullanımı, eldiven, önlük, maske şeklinde olabilir. Bunların belli bir giyinme ve çıkarılma sırası vardır. Eğer bu sıraya uymazsanız bunları giymenin bir anlamı yoktur. Belli bir sırayla giyeceksiniz. Hasta odasında bir kısmını çıkaracaksınız ve geri kalan kısmını da oda dışarısında çıkaracaksınız. Tulum giyiliyorsa ki bir dönem Covid-19’un başlangıç döneminde tulum çok vardı. O zaman yine belli bir sırayla giyinip belli bir sırayla çıkarılması gerekiyor.

İzolasyon Sağlanmalı

Hastanede enfeksiyonların önlenmesinde bir başka önemli konu izolasyonlardır. İzolasyon ne demek? Hastada eğer diğer hastalara bulaşma riski olan bir enfeksiyon varsa bunu engellemek… Bir şekilde hem bizim ellerimize bulaşmasının hem de diğer hastalara başka yöntemlerle geçmesi engellenmelidir. Sağlık personelini korumak aslında bir diğer amaç. Onun için de çeşitli kategoriler var. Solunum izolasyonu, damlacık izolasyonu, temas, sıkı temas, yüksek riskli izolasyon gibi. Örneğin solunum izolasyonu… Solunum izolasyonunu eğer belli patojenler söz konusu ise kullanıyoruz. Çok küçük solunum partikülleri ile bulaşan etkenler varsa örneğin tüberküloz gibi, o zaman kişinin N95 kullanması gereklidir. El hijyenini sağlayıp N95 maskesiyle hasta odasına girmesi gerekiyor. N95 maskesine artık hepimiz Covid-19  ile alıştık. Nasıl kullanıyor biliyoruz ya da bir şekilde kullanıyoruz ama doğru kullanmak lazım. N95’in hangi durumlarda kullanılması gerektiği belirlenmiştir. Saçlar toplanacak, takılar çıkacak, yüz traşlı ve sakalsız olacak. Sakal varsa özel maskeler var, o maskelerden bulunabilir. Bir başkası damlacık izolasyonu. Solunum partikülleri ile bulaşan, influenza gibi etkenler, solunum virüslerinin çoğunluğu bu gruba giriyor. O zaman da cerrahi maske el hijyeninin sağlanmasından sonra elbette yeterli ve cerrahi maskenin de düzgün kullanılması gerekli. Bunların hepsi hasta başında var, hepsi sağlık personelinin kullanımına açık.

Enfeksiyonları Sıfıra İndiremeyiz

Tabii ki enfeksiyonları sıfıra indiremeyiz. Er geç enfeksiyon gelişecek ama geliştiği zaman mümkünse bunun sepsise dönüşümünün engellenmesi gerekiyor. O da enfeksiyonun tedavisi. Burada iki temel ilke var: Bir erken tanı; enfeksiyonun erken tanısı! İkincisi, zamanında uygun antimikrobiyal tedavi. Şimdi erken tanıda enfeksiyon bulgularını iyi bilmek gerekiyor ki tedbirinizi alın. Enfeksiyon odağının saptanması çok önemli. Enfeksiyonun belirti ve bulguları genel anlamda biliniyor; ateş, üşüme, titreme, halsizlik, yorgunluk, genel vücut ağrıları. Bunlar sistemik belirtiler. Ama ateş, üşüme, titreme lokal enfeksiyonlarda olmayabilir. Halsizlik, yorgunluk, genel vücut ağrıları çok nonspesifik. Yani bu klinik belirti ve bulgular gerçekten enfeksiyon açısından özgün değil ama uyarıcı; hastaya dikkat etmeniz gerekli demek.

Enfeksiyonu Erken Saptamak Önemli

Bu sistemik bulgular dışında enfeksiyon kaynağına yönelik de birtakım belirti, bulgular var. Ama belli hastalarda bunları tanımak zor olabilir. Yenidoğanın iletişim problemi olacaktır ve sistemik yanıtı daha fazladır. O yüzden enfeksiyonu erken saptamak zor olabilir. Yaşlıların yanıtı ise daha baskılanmıştır. Demans, mental gelişim problemi varsa hasta kendini ifade edemeyecektir ya da mesela koahlı hastanın öksürük ve balgamı vardır. Bunda erken pnomiyi erken tanımak zor olabilir. Kardiyak hastalığı olanlar diyabet gibi etkenler erken tanıyı zorlaştırabilir.

Enfeksiyon Odağının Saptanması Neden Önemli? Doğru tedaviyi zamanında verebilmemiz için bunun erken daptanması çok önemli… Çünkü üriner enfeksiyon diyorsak üç aşağı beş yukarı etkenler ve bunların da olası antimikrobiyal duyarlılığı belli. Ona yönelik tedaviyi erkenden başlayabilirsiniz. Tedavi başlamadan önce gerekli mikrobiyolojik tetkiklerin gönderilmesi lazım. Çünkü bu tedaviye daha sonra yön verme açısından önemli.

Her enfeksiyonu empirik tedavi etmiyoruz ama hastada sepsis gelişme riski yüksekse o zaman o enfeksiyonu empirik tedavi etmemiz gerekli. Yani bazı hastalar kültür sonucunu bekleyebilir iki, üç gün ama bazıları da bekleyemez. Onun için bu klinik belirti ve bulguları ve hastanın özelliklerini konakçının özelliklerini iyi bilmek gerekli. Tabi mikrobiyolojik tetkikleri alıp göndermek bir şey ama onların sonucunu yorumlamak başka şey…

Antibiyotik Şart mı?

Mikroorganizmalar canlı yaratıklardır ve her canlının en temel gereksinimi sağ kalımdır. Ortama ne kadar adapte oluyorsa o kadar yaşar ve mikroorganizmalar da gerçekten uzun süre yaşar. Bu konuda bizimle yarışırlar. Alexander Fleming 1928 yılında penisilini buldu ve yaşadığı dönemde şunu söyledi: ‘Kendi kendini tedavi etmenin en kötü sonucu ilacın düşük dozda kullanılması; böylelikle enfeksiyon temizlenmez, mikroplar penisiline direnmek üzere eğitilir.’  Penisilini buldu ve adam daha ölmeden direnç geliştiğini gördü.

Reçeteleme öncesinde bazı sorulara yanıt vermelisiniz: Bir antibiyotik şart mı? Viral enfeksiyonlara vermeyin! Kendiliğinden düzelecek bakteriyel enfeksiyonlara veya seyrini etkilemeyecek bakteri enfeksiyonlarına antibiyotik vermeyin. Eğer antibiyotik vermeniz gerekiyorsa hangi antibiyotik hangi dozda ve sıklıkta, hangi yolla ve ne kadar süreyle verilmeli? Sepsisi en azından bir yere kadar önleyebiliriz diyorum.”

Hemşirelik Hizmeti Yönüyle Sepsis

Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Hemşire Müdürü Dr. Hümeyra Zengin hemşirelik hizmeti yönüyle sepsisi şöyle anlattı:

humeyra zengin
Dr. Hümeyra Zengin

“Deneyimli hemşireler hastadaki herhangi bir bulguyu, farklılaşmayı hemen tanımlayabilir ve doktora bu yönde bilgi verip hemen bir yanıtı başlatabilir. Hemşirelerin bilgi düzeylerinin bu konuda yüksek olduğu ancak yönetim konusunda eksik kaldıkları yönünde araştırma bulguları mevcut…

Biz hemşireler olarak sepsisin öncesinde, sırasında ve sonrasında varız. Öncesinde sepsisi önlemeye yönelik birçok noktada etkili olabiliriz. İnfeksiyon kontrol kurallarına uyum ki bence aşılama ilk sırada ve hastane içerisinde aşılama programlarında etkin rol alabiliriz. Bu uyumu artırmada çalışmalar yapabiliriz. Yaşam bulgularının takibi konularında çok ciddi bilgi ve beceriye sahip olmamız gerekli. Monitörizasyon ve intravasküler erişim ki bunların detaylarını zaten çok net biliyoruz. Klasik hemşirelik uygulamalarımız bunlar. Oksijen tedavilerinde son yıllarda çok yüksek akımlı oksijen tedavileri ve noninvaziv uygulamalar oldukça gelişti. Beslenme takibi önemli. Ailelerin bilgilendirilmesi, palyatif destek ve bu konuda ailelere eğitim verilmesi son derece önemli. Bazı hastaların ekonomik ve sosyal seviyeleri çok düşük. Bu konuda tarama yapıp ilgili yerlere yönlendirmek, taburculuk eğitimi ve yine taburculuk sonrası izlemde ciddi rolümüz olduğunu düşünüyorum.

Hemşire Başına Düşen Hasta Sayısı

Bence bizi en çok ilgilendiren şey hemşire başına düşen hasta sayısı ve iş yükünün fazla olması. Dünya artık şu şekilde hemşire planlıyor: Hasta bağımlılıklarına göre, hastaların sayısının arttığı dönemlere göre ya da hastanın bakım ağırlığına göre, tedavilerinin yoğunluğuna göre hemşire planlıyor. Biz şu anda yalnızca yatak başına hemşire planlıyoruz ve bu şekilde istihdam alabiliyoruz. Dolayısıyla bizde hemşire az; keşke daha fazla olabilse ve daha iyi bakım verebilsek.

Biz akreditasyonda birlikte çalışabilmeyi öğrendik. Yıllarca da birlikte çalışarak zorlukların üstesinden nasıl gelebileceğimizi öğrendik. Dolayısıyla sepsis multidisipliner yaklaşım gerektiriyor. Bu bir fırsat ve bu bizde var.”

Acil Serviste Sepsis Yönetimi

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Başhekimi ve Acil Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Erbil acil serviste sepsisi şöyle anlattı:

bulent erbil
Doç. Dr. Bülent Erbil

“Acil serviste sepsis yönetimi bizim için çok kıymetli çünkü hastaların ilk başvuru alanları burası. Hastaların yüzde 80’e yakınının acil servise başvurusu mevcut. Sepsis, hastanenin yüksek maliyete neden olan hasta gruplarıdır. İşin kötü tarafı tıbbi acil bir durum ve buna hemen müdahale etmemiz lazım. Önlenebilir bir durum olduğunu da biliyoruz.

Sepsisi tanıma konusunda farkındalığımız az bu farkındalığı artırmamız lazım. Septik şok hastalarımızın bakımı karmaşık ve ilk saatler çok önemli. Bu saatlerinde hastaya ilk müdahale acil tıp hekimleri tarafından yapılmalı. Her enfeksiyon sepsis değildir. Her şok da sepsis değildir bunları ayırt edebilmemiz lazım. Açıklanamayan bir şok varsa sepsisi düşünün. Çünkü yüzde 40 oranında daha fazla görülüyor. ”

Küçük Çocuklar Küçük Erişkinler Değillerdir

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı ve Çocuk Yoğun Bakım Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selman Kesici çocuk hastada sepsise ilişkin şunları kaydetti:

“Pediatride çok sık söylenen bir söz vardır: ‘Küçük çocuklar küçük erişkinler değillerdir’ denir. Gerçekten sepsiste de çocuklar biraz daha farklıdır. Mortalite ile sonuçlanan sepsis hastalarının birçok kısmı özellikle 5 yaş altı çocuklardan oluşuyor. İzolasyon önlemleri, enfeksiyon kontrol önlemleri, ve antibiyotikler düşünüldüğünde aslında diğer hastalıklara göre tedavisi daha basit ama hızla tanındığı zaman!

Bir enfeksiyonun sonucunda ortaya çıkan kontrolsüz bir immün cevapla sepsis oluşuyor ve organ yetmezliği eşlik ederse buna ağır sepsis diyoruz. Eğer organ yetmezliklerinden biri kardiyovasküler sistemse buna septik şok diyoruz ve sonuçta ölüme sebep oluyor. Gerçekten toplumsal olarak çok önemli bir hastalık ve çok fazla sayıda hasta oluyor. Hastaların yüzde 45’i 5 yaşın altında ve vakaların yüzde 8’i çocuk acillerde atlanıyor. Çocuk hastalar çok daha silik bulgularla, çok daha fizyolojik olabilecek bulgularla size gelebiliyorlar.

Çocuklara Tanı Koymak Çok Zor

Dünya Sağlık Örgütüne göre 5 yaş altındaki çocuklar sepsis dışında neredeyse ölmüyor! Yüzde 10’u yaralanmalar ve konjenital anomaliler nedeniyle ölüyor. O yüzden çocuklarda sepsisin tanınması, engellenmesi ve tedavisi çok önemli.

Hastanelerin yoğun bakımlarında en önemli ölüm sebebi sepsis! Yoğun bakımlarda sepsis dışında hasta kaybetmiyoruz. Ancak çok majör travmayla gelmiş hastaları, evet onları, kaybediyoruz, beyin ölümü oluyor ama onun dışında kronik hastalarımız, servislerden devraldığımız hastalar, altta yatan hastalığı olan çocuklar, sepsis dışında başka nedenden ölmüyorlar.

Çocuklarda Şoku Tanımak Çok Değerli

Sepsis neden öldürüyor neden şoka sokuyor? Hastalar şoka girdiği zamanda dokulara oksijen sunamıyoruz oysa bu bizim yaşam formülümüz, dokulara oksijen gitmezse hasta ölüyor. Şoku çocuklarda tanımak çok değerli; tetikte olmak adına şokta değilse bile hasta şokta gibi davranmanızı öneririm. O altın dakikalar, saatler içerisinde hasta sepsise organ yetmezliğine doğru ilerliyor ne yazık ki!

Peki nasıl önleyebiliriz? Evet, aşılar çok önemli, yine temiz suya ulaşmak, el hijyenini sağlamak özellikle hastane enfeksiyonlarından korumak için güvenli bir ortamda doğum yaptırmak ve toplumda bununla ilgili farkındalık oluşturulması önemli. El hijyeni hem toplumda hem de hastanede çok önemli. El hijyeni konusunda obsesif olduğumu ifade etmeliyim, çünkü kendimizden dolayı insanları hasta edebiliyoruz.

Mülteciler Çok Ciddi Risk Altında

Ben 3 yıl Sami Ulus Çocuk Hastanesinde zorunlu hizmet yaptım. Tecrübelerimi paylaşmak isterim; Hastaneye yatan hastaların yüzde 30’u mülteci hastaydı ama ölen hastaların yüzde 60’ı mülteciydi. Hayatımda hiç donan çocuk görmemiştim, arrest gelen çocuk görmemiştim ki bunlar Ankara’da yaşandı. Gelen çocuk Güvenpark’ta donmuştu. 2 gün çadırda tutup üçüncü gün getirmişlerdi. Vücut ısısını 24 saat sonra 33 buçuk derecede ölçebilmiştik. Hayatımda öyle komplikasyon görmedim. O açıdan mülteciler çok ciddi risk altında ve 2017 yılında yatırdığımız 160 hastanın 120’sinin kimliği yoktu. Yani sistemde yok bu çocuklar. Siz hiçbir şey yapmasanız, öldükleri bile belli değil. Bir gücüm olsa savaşları durdurmak isterdim.”

Bu Kış Biraz Zor Geçecek

untitled 1

Her yılın Eylül ayı, hastane ölümlerinin en önemlisi sayılan bir hastalığa dikkat çekiyor. Küresel sağlık krizi olarak kabul edilen sepsis hastalığı, yılda ortalama 50 milyon kişiyi etkiliyor ve yaklaşık 11 milyon ölüme neden oluyor. Neredeyse her 2-3 saniyede bir kişinin ölümü sepsis nedeniyle gerçekleşiyor. Dünyadaki her 5 ölümün bir tanesinin sebebi sepsis!

13 Eylül Dünya Sepsis Günü dolayısıyla, Hacettepe Üniversitesi Sepsis Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (HÜSEP) tarafından 13 Eylül 2022 günü Sepsis Paneli düzenlendi.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı ve Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Sepsis Çalışmaları Uygulama Araştırma Merkezi – HÜSEP Müdürü Prof. Dr. Arzu Topeli İskit, verdiği bilgilerde, Türkiye’de sepsis hastalık yükünü bilinemediğine dikkat çekerek sepsisin yılda ortalama 500 bin kişiyi etkilediğini belirtti. En çok sağlık harcaması yapılan durumlar içinde birinci sırada sepsisin yer aldığına dikkat çeken İskit, “Amerika’da yılda 62 milyar dolar sepsis için sağlık harcaması yapılıyor. Yaşayanların da yüzde 50’sinde uzun vadede fiziksel ve psikolojik sorunlar devam ediyor. Ülkemizde üniversitelerdeki merkezlerin maalesef bütçeleri yok. Umarız ilerde bu açıdan bir iyileştirme yapılabilir; multidisipliner çalışmalar ile bu hastalık yükü çok daha net ortaya çıkar. Hatta Sosyal Güvenlik Kurumu, Bakanlık gibi sağlık otoriteleri verilerini araştırıcılara açarlarsa ulusal boyutta bu hastalığın yükünü anlamamız mümkün olabilir” diye konuştu.

‘Küçük Çocuklar Küçük Erişkinler Değillerdir’

Çocuk hastada sepsise ilişkin bilgi veren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı ve Çocuk Yoğun Bakım Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selman Kesici ise: “Pediatride ‘Küçük çocuklar küçük erişkinler değillerdir’ denir. Gerçekten sepsis çocuklarda biraz daha farklıdır. Mortalite ile sonuçlanan sepsis hastalarının çoğu özellikle 5 yaş altı çocuklardan oluşuyor” dedi.

Türkiye’de mültecilerin çok ciddi risk altında olduğunu ifade eden Kesici, “2017 yılında hastanemize yatırdığımız 160 hastadan 120’sinin kimliği yoktu. Düşünün ki sistemde yok bu çocuklar. Siz hiçbir şey yapmasanız, öldükleri bile belli değil” diye konuştu.

5 Hastane Ölümünden 1’inin Nedeni Sepsis

Sepsis konusunda bir başka etkinlik Ankara’da, Baxter’ın desteğiyle düzenlenen Türk Yoğun Bakım Derneği (TYBD) toplantısı idi.

TYBD Başkanı Prof. Dr. Oktay Demirkıran, Covid-19 pandemisi nedeniyle yaşanan kayıpların çoğunluğunun, enfeksiyonu şiddetli geçirenlerde gözlenen sepsisten kaynaklanması sebebiyle sepsis vakalarında önemli ölçüde artış görüldüğüne dikkat çekti. Demirkıran: “Tüm dünyada gerçekleşen her 5 hastane ölümünden 1’i sepsis nedeniyle gerçekleşiyor. Dünyada her yıl yaklaşık 50 milyon sepsis vakası görülüyor ve bu vakaların yaklaşık 11 milyonu hayatını kaybediyor. Her 2,8 saniyede 1 kişiyi sepsis nedeniyle kaybediyoruz” dedi.

Pandemi Sepsis İstatistiklerini de Etkiledi!

Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Yoğun Bakım Uzmanı Prof. Dr. Sibel Temür ise, “Bağışıklık sisteminin iyi olmadığı yaş grupları 1 yaş altı, 65 yaş üstü kişiler, dalağı alınmış olanlar, kronik hastalıkları olanlar (akciğer, kalp, böbrek rahatsızlıkları), diyabetikler, AIDS tanısı almış kişilerin sepsis açısından risk grupları arasında yer alıyor” şeklinde bilgi verdi. Sepsisin bakteri, virüs, mantar, parazit gibi tüm olası patojen kaynaklı enfeksiyonlarla tetiklenebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Sibel Temür, bu nedenle viral pandemi döneminde bağışıklık sistemi iyi olmayanlarda yanıtların çok üzücü olduğunu söyledi.

Bu Kış Biraz Zor Geçecek

Eylül ayında yapılan 4. Erişkin Bağışıklama Akademisi 18 tıpta uzmanlık derneği iş birliğiyle gerçekleştirildi. Acıbadem Sağlık Grubu Atakent Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji hekimi ve Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji (EKMUD) Önceki Dönem Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İftihar Köksal’ın toplantıda verdiği bilgilere göre, bu kış sadece covid-19 vakaları artmayacak çok değişik solunum yolu viral hastalıkları da artacak. Kışın biraz zor geçeceğinin ayak seslerini duyuyor gibiyiz.

Sayı: 24

untitled 1

Özel Hastaneler Sağlık Turizmi İle Ayakta

whatsapp image 2022 10 20 at 11.27.13 7
whatsapp image 2022 10 20 at 11.27.13 4
Dr. Mehmet Altuğ

Özel Hastaneler Platformu tarafından düzenlenen 11. Sağlık Zirvesi 20 – 21 Ekim 2022 tarihlerinde Ankara’da düzenleniyor. Özel Hastaneler Platformu Başjanı ve Lokman Hekim Hastaneler Grubu Başkanı ve Lokman Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkan V. Dr. Mehmet Altuğ, bu seneki temanın planlama ve geri ödeme olduğunu vurguladı.

2 Doktorum Hastalarıyla Birlikte Romanya’ya Gitti

whatsapp image 2022 10 20 at 11.27.13 8
Dr. Reşat Bahat

Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Başkanı ve BHT Clinic İstanbul Tema Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Reşat Bahat, özel hastanelerin sağlık turizmi ile gelir edebildiğini ve varlıklarını sürdürebildiğini ifade ederek şunları kaydetti:

“Vatandaş, hatırı sayılır para karşılığında, özel hastanelerden istediği gibi hizmet alıyor. Fakat vatandaşımız hastanemizi kullanamıyor. Hastanelerimize 193 ülkeden hasta geliyor ama kendi ülkemizdeki insan hizmetimizi satın alamıyor.Sağlık turizminde 2 doktorum hastalarıyla birlikte Romanya’ya gitme kararı aldı. Öte yandan kısıtlanmış planlama kuralları ile sağlık turizmini yürütme imkanımız yok. 1-2 yıla kadar SGK ile anlaşmama noktasına gelebilirim. Cumhurbaşkanımızın hayali bu muydu? Hayır değildi.

Özel hastaneler olarak SGK’nın verdiği para ile hizmetlerimizi sürdüremiyoruz. Cezalarla, güncellenmeyen SUT fiyatları ile Tamamlayıcı Ssağlık Sigortası ile ve 15 yıldır verilmeyen kadro ve branşlarla Türkiye’deki vatandaşa hizmet verecek durumda değiliz. Anlaşılan o ki ülkemizde 567 özel hastane ruhsatı istenmiyor, 150 tane zincir hastane ruhsatı yeterli olarak görülüyor! Gelinen noktada özel hastane sektöründen benim anladığım budur.

Şu anda aynı anda 60 ruhsat satılık! Hastane demiyorum dikkat ederseniz sadece ruhsat satılık.”

Ekonomi Düzelince Özel Sektör de Pay Alacak

whatsapp image 2022 10 20 at 11.27.13 9
Prof. Dr. Ahmet Tekin

Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü (SHGM) Prof. Dr. Ahmet Tekin şöyle konuştu:

“Sağlık Bakanlığı özel hastaneler sayesinde bulunduğu seviyeye yükseldi, özel sektörün atılımları ile kamunun ufku açıldı. Özel sektöre maksimum desteği her zaman sunduk. Bakanlık olarak biz ulusal ölçekte ve sosyal devlet ilkesi olarak nitelikli, eşit hakkaniyetli hizmet sunmak zorundayız. Bizlerin de ana dallarda kadro sıkıntısı var. 5-10 bin nüfuslu bölgelere sağlık hizmeti ulaştırmak zorundayız. Bizlerin özelden farklı olarak böyle bir yükümlülüğümüz var. Kamu sağlık hizmetini öncelemek zorundayız. Ekonomik durumumuz daha iyi hale geldiği zaman bunu özel sektör ile de paylaşacağız.”

Astellas’ta Yeni Atamalar

ayçin oğuz fotoğraf
Ayçın Oğuz

2015 yılında Astellas ailesine Pazarlama Direktörü olarak katılan ve halen Satış Direktörlüğü görevini yürüten Ayçın OğuzOnkoloji-Hematoloji İş Birimi Direktörü olarak, 2020 yılından bu yana Astellas Pazarlama Direktörü olarak görev yapan  Nilay Süoğlu ise Uzmanlık İlaçları İş Birimi Direktörü olarak atandı. 

1999 yılında İlaç Tanıtım Uzmanı olarak sektöre başlayan Oğuz ,kariyerinde Sanofi, Nobel İlaç ve Thea Pharma gibi çok uluslu ve jenerik firmalarda geniş bir terapötik alan skalasında, farklı yaşam eğrilerinde markaları ve ekipleri yönetti. 

Nilay Süoğlu, Uzmanlık İlaçları İş Birimi Direktörü olarak atandı

nilay süoğlu 1
Nilay Süoğlu

2020 yılından bu yana Astellas Pazarlama Direktörü olarak görev yapan Nilay Süoğlu yeni yapılanma süreci kapsamında Uzmanlık İlaçları İş Birimi Direktörü olarak atandı. 1 Ekim 2022 itibarıyla yeni görevine başlayan Süoğlu, kendi birimindeki satış ve pazarlama ekiplerine liderlik yapacak.  Süoğlu, daha önce Pfizer, Novartis ve Abdi İbrahim gibi ilaç firmalarında lokal ve bölgesel liderlik rolleri üstlendi. 

Roche’de Yeni Atama

roche tugba ince akgul
Tuğba İnce Akgül

Roche Pazar Erişim ve Sağlık Politikaları Bölüm Lideri pozisyonuna Tuğba İnce Akgül getirildi. Sağlık hizmetleri ekosisteminde yaşamları iyileştirmek amacıyla çalışmalarını sürdüren Roche’de yeni bir atama yapıldı. Bu kapsamda, kariyeri boyunca sağlık sektöründe farklı şirketlerde ağırlıklı olarak Ruhsatlandırma ve Pazar Erişim pozisyonlarında görev alan Tuğba İnce Akgül, Roche İlaç Türkiye’nin Pazar Erişim ve Sağlık Politikaları Bölüm Lideri oldu.
Tuğba İnce Akgül, son olarak 2020 yılından bu yana Novartis Onkoloji’de Değer ve Erişim Direktörlüğü görevini yürütmekteydi. Eylül 2022 itibarıyla Roche İlaç Türkiye’nin Pazar Erişim ve Sağlık Politikaları Bölüm Lideri olarak yeni görevine başladı.