Anadolu’da Hastanelerin Büyük Kısmı Zor Durumda

img 9889

Dr. Mehmet Altuğ: “Sektör giderek küçülüyor ve özellikle Anadolu’da hastanelerin büyük kısmı zor durumda. Hasta sayıları alım gücünden dolayı inanılmaz azaldı. Bundan sonra hasta sayılarını artacağını düşünmüyorum”

Özel Hastaneler Platformu Derneği tarafından 16-17 Ekim 2024 tarihleri arasında düzenlenen 12. Sağlık Zirvesi açılış konuşmasını yapan Platform Başkanı Dr. Mehmet Altuğ, şunları kaydetti:

Uzun yıllardır sürdürdüğümüz zirvelerimizde sadece özel sağlık sektörünü ve kendi meselelerimizi gündeme getirmekten ziyade genel sağlık sektörünün sorunlarını ve sürdürülebilir bir sağlık hizmeti için üzerimize düşen vazifelerin neler olduğunu da ele almaya çalıştık. Olabildiğince sorunlarımızı bireyselleştirmeden toplum sağlığı ve kamunun menfaatleri perspektifini de dikkate alarak dile getirmeye çalıştık.

Sağlığın bir kamu hizmeti olduğu ve mülkiyetten bağımsız olarak salt bu bakışın hâkim olmasını ve herkesin de bu zaviyeden bakmasını arzu ediyoruz.

Sağlıklı Kalmak, Sağlıklı Yaş Almak

Dr. Mehmet Altuğ: “Sağlıklı kalmak, sağlıklı yaş almak ve hastalanmadan nasıl hayatımızı idame ettiririz hedefleri daha çok konuşulmakta, tartışılmakta ve kurgulanmaktadır”

Sağlığa bakışta dünyanın genelinde var olan değişikliğin bizde de yavaş yavaş geliştiğini müşahede ediyoruz. Sağlıklı kalmak, sağlıklı yaş almak ve hastalanmadan nasıl hayatımızı idame ettiririz hedefleri daha çok konuşulmakta, tartışılmakta ve kurgulanmaktadır. Tabi bu bakışın sadece toplumda olması yetmez. Aynı zamanda politika yapıcılarda ve beraberinde geri ödeme kurumlarında ve hizmet sunucularında da geliştirilmesi gerekmektedir.

Maalesef daha çok hasta ve hastalık üzerinden tanımlanan bir sağlık hizmeti söz konusu. Dolayısıyla yatırımlar da finansman da bu seyri izlemektedir. Yani şunu söylemek istiyorum: Uçtan uca, 360 derece bir planlama yapılması gerekmektedir.

Sektörün Talep ve Beklentileri

Dr. Mehmet Altuğ: “Devlet sağlık hizmetinin tamamını finanse edemez. Dünyanın hiçbir yerinde de sağlığın tamamını devlet finanse etmiyor, katılım payları var. Değilse hiçbir sağlık kurumu hastadan 1 kuruş almak istemez, keyifli bir iş de değil zaten…”

Üyelerimizin beklentilerinden ve güncelde yaşadığımız sıkıntılardan da bahsetmem gerekir:

  1. SUT fiyatlarının artık güncel fiyatlara ulaşması gerekir. En azından en düşük maliyetli hastaneler dikkate alınsın. Ona göre belirlensin ama artık bunun bir rutin haline gelmesi gerekir. Sektör giderek küçülüyor ve özellikle Anadolu’da hastanelerin büyük kısmı zor durumda. Hasta sayıları alım gücünden dolayı inanılmaz azaldı. Bundan sonra hasta sayılarını artacağını düşünmüyorum. O zaman emeklerin gerçek karşılıkları ödenmelidir. 
  2. Yüzde 200 ilave ücret sınırını lütfen kaldırmamız gerekiyor. Sayın bakanım rica ediyoruz, Türkiye yüzyılında ‘welness’ diyoruz, ‘sağlıklı yaş alma’ diyoruz, yüzde 200 nedir Allah aşkına! Bunu söylediğimiz her siyasetçi ‘bu çok zor, bunu yapmak imkânsız’! diyor. Bunu koyan irade kaldırmayı da becerir diye düşünüyorum. Günün sonunda hepimiz şunu biliyoruz: Devlet sağlık hizmetinin tamamını finanse edemez. Dünyanın hiçbir yerinde de sağlığın tamamını devlet finanse etmiyor, katılım payları var. Değilse hiçbir sağlık kurumu hastadan 1 kuruş almak istemez, keyifli bir iş de değil zaten…
  3. Cezalar konusunda gerçekten farklı bir yaklaşım geliştirilmesi gerekir. 8 – 10 Liralık hatalar yüzünden hastane kapatma hadiseleri yaşıyoruz. Hastane kapatma nedir sayın bakanım bunun çok yüz kızartıcı gerekçelerle olması gerekir. 00.00’dan sonra bir işlem girilmiş, ne kadarlık 10Liralık.
  4. Uzaktan sağlığı konuşuyoruz ama zaten hastayla hiçbir ilgisi olmayan özellikle laboratuvar, görüntüleme gibi alanlarda hekimin uzaktan onayıyla ilgili sorunlar yaşıyoruz.

Dr. Mehmet Altuğ: “Cezalar konusunda farklı bir yaklaşım geliştirilmesi gerekir. 8 – 10 liralık hatalar yüzünden hastane kapatma hadiseleri yaşıyoruz. Hastane kapatma nedir Sayın Bakanım bunun çok yüz kızartıcı gerekçelerle olması gerekir. 00.00’dan sonra bir işlem girilmiş, ne kadarlık? 10 liralık!

Platform’da Görev Değişikliği

Son olarak da 20 yılı aşkın bir süredir şerefle yürüttüğüm Özel Hastaneler Platformu Yönetim Kurulu Başkanlığı görevimi Zirve sonrasında çok kıymetli bir arkadaşımıza Doruk Hastaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Yavuz Namlı Beyefendiye devrediyor olacağım. Vedalar zordur, benim için gerçekten çok zor bir veda olacak, onun için çok uzatmayacağım. Yol yürüdüğümüz başta dernek üyelerimiz, kamunun çok değerli yöneticileri, sektör temsilcileri olmak üzere yönetim kurulumuzda olup bana katlanan tüm üyelerimize sonsuz teşekkür ediyorum. Herkesten helallik istiyorum.”

Ortak Hastaneler Kanunu Hayata Geçirilebilir mi?

guven hast

Banu Küçükel: “En kıymetli kaynak zaman. Zamanı boşa harcamadan etkin kararlar alınabilir mi? Sağlıklı toplum için baştan uca yapılandırılacak, kaynakların etkin kullanıldığı Ortak Hastaneler Kanunu bu dönemde hayata geçirilebilir mi?”

Özel Hastaneler Platformu Derneği tarafından 16-17 Ekim 2024 tarihleri arasında düzenlenen 12. Sağlık Zirvesine katılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Sağlık Sektörü Meclisi Başkanı ve Güven Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Banu Küçükel, şunları kaydetti:

“Son dört aydır Sağlık Bakanlığının değişmesi ile yatırımcılar, sektör profesyonelleri ve bütün çalışanlar olarak hepimiz umutlandık. Bugünü değil yarını konuşan bir Bakanlığımız var, sektörde ortak dil ve birbirini tamamlayan teknokrasi algısı var.

Ortak Hastaneler Kanunu Hayata Geçirilebilir mi?

Sektörde 33 yılını geride bırakan biri olarak bugün artık çok değerli derneklerimiz, sivil toplum örgütlerimiz var. Ortak dil birliği kurduğumuz bu yapılar sayesinde artık olgunlaşan bir sağlık sektörümüz var. Bakanlığımızdaki değişim ve sektörümüzdeki bu dönüşüm acaba bir sinerji yaratabilir mi? En kıymetli kaynak zaman. Zamanı boşa harcamadan etkin kararlar alınabilir mi? Sağlıklı toplum için baştan uca yapılandırılacak, kaynakların etkin kullanıldığı ortak hastaneler kanunu bu dönemde hayata geçirilebilir mi?

Yüzde 200 İlave Ücret Sınırından Vazgeçebilir miyiz?

Banu Küçükel: “Yanlış kararlarımızdan cesaretle geri adım atabilir miyiz? Sağlık sektörünü geriye götüren ve imkansız bir uygulama olan yüzde 200 ilave ücret sınırından vazgeçebilir miyiz?”

Çalışma, Sağlık, Turizm, Aile, Maliye, Çevre Bakanlıklarımız bir tarafta; biz sağlık hizmeti sunucuları, geri ödeme kurumu, sigortalar, ilaç ve tıbbi cihaz endüstrisi bir tarafta olarak çok paydaşlı bir ekosistemle yerli ve milli üretimi önceleyerek ve ardından bu potansiyeli acaba ihracata kaydırabilir miyiz? Az olanı paylaşmaktan bir adım öteye gidemiyoruz. Gayrisafi milli hasılamızı oluşturacağımız bir sinerji ile arttırabilir miyiz? Yanlış kararlarımızdan cesaretle geri adım atabilir miyiz? Sağlık sektörünü geriye götüren ve imkansız bir uygulama olan yüzde 200 ilave ücret sınırından vazgeçebilir miyiz?

Yeni İş Modellerine Geri Ödeme

Banu Küçükel: “Tele sağlık, yaşlı bakımı, sanal hastanecilik gibi dahil olmak üzere yeni iş modellerine ödeme teşvikleri ile destek olabilir miyiz?”

Tele sağlık, yaşlı bakımı, sanal hastanecilik gibi dahil olmak üzere yeni iş modellerine ödeme teşvikleri ile destek olabilir miyiz? Sadece sağlıkta değil her sektörde kalifiye insan gücüne ihtiyaç var. Yeterince kalifiye personelimiz var mı? Tersine beyin göçü için adım atabilecek cesaret ve gücümüz var mı? Sektörler ve kurumlar arası iş birliği olmadan dünya lideri olmak bir hayalden ibaret.

Sağlık, Kadın Çalışanın En Fazla Olduğu Sektör

Banu Küçükel: “Sağlık, kadın çalışanın en fazla olduğu sektör. Bakanlığımızda üst düzey teknokrat ve bürokratlarımız arasında, özel sektörde en üst kademelerde çalışan, üreten çağdaş Türk kadınlarını biz bu kürsüde daha fazla görebilecek miyiz?”

Sağlık turizmini önceliyoruz ama gereken multi kültür yapılarımız var mı? Devletin multi kültürel bir politikası var mı? Bunları hep birlikte kurgulayabilir miyiz?

Sağlık, kadın çalışanın en fazla olduğu sektör. Bakanlığımızda üst düzey teknokrat ve bürokratlarımız arasında, özel sektörde en üst kademelerde çalışan, üreten çağdaş Türk kadınlarını biz bu kürsüde daha fazla görebilecek miyiz?”

“Endüstri ile Üniversiteleri Birleştirmeliyiz”

resat bahat

Dr. Reşat Bahat: “Şunu ifade etmeliyim ki endüstri ile üniversiteleri birleştirmemiz gerekir. Üniversitelerin hastanesi olsun ya da olmasın, bu siyasilerin vereceği bir karar, biz özel hastaneler olarak üniversiteler ile afiliasyon yapmanın çok büyük avantajları olduğunu düşünüyoruz”

Özel Hastaneler Platformu Derneği tarafından 16-17 Ekim 2024 tarihleri arasında düzenlenen 12. Sağlık Zirvesine katılan Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Başkanı Dr. Reşat Bahat, şunları kaydetti:

“Sayın Bakanımız, kendisini ilk ziyaretimizde, bütün sektörü kucaklayacak tarzda bir yönetmelik taslağı hazırlamamızı istemişti. Biz de bu hazırlığı çok ciddi şekilde yaptık. taleplerimizin ve Bakanımızın verdiği sözleri unutmaması bizi çok mutlu etti. Sayın Bakanım, sağlığı lokomotif sektör yapacağınızı ifade ettiniz. Sorumluluğunuzun ne denli büyük olduğunu çok iyi biliyoruz, bu sorumluluğu yerine getirmek için doktorlara, hemşirelere, sağlık çalışanlarına ve yatırımcılara ihtiyacınızın olduğunun da çok iyi farkındasınız.

Endüstri ile Üniversiteleri Birleştirmeliyiz

Hekimlerin ülkeden gitme nedenleri arasında değersizlik hissi olduğunu muhtemelen hepimizden daha iyi anlıyorsunuz. Hazırladığımız yönetmelik taslağında tüm taleplerimizi bakanlığımıza ilettik. Şunu ifade etmeliyim ki endüstri ile üniversiteleri birleştirmemiz gerekir. Üniversitelerin hastanesi olsun ya da olmasın, bu siyasilerin vereceği bir karar, biz özel hastaneler olarak üniversiteler ile afiliasyon yapmanın , burada mevzu bahis maddiyat değil, çok büyük avantajları olduğunu düşünüyoruz.

Sağlık Eğitiminden Uzak Kalmak İstemiyoruz

Dr. Reşat Bahat: “Vatandaşın gözünde sürekli parayı konuşan özel hastane profili çizmek istemiyoruz. Ama bugün geldiğimiz durumda yüzde 200 ilave ücret kuralına uyarak hastanenin işlerliğini sağlamaya imkan yok”

Sağlık turizminde, bilgi üretiminde, kültürde eğitimde çok büyük avantajlarımız var. Özel hastanelerdeki birçok branşın ve doktorun kamu hastaneleri kadar iyi donanıma sahip olmasına rağmen sağlık eğitiminden uzak kalmasını istemiyoruz.

Vatandaşın gözünde sürekli parayı konuşan özel hastane profili çizmek istemiyoruz. Ama bugün geldiğimiz durumda yüzde 200 ilave ücret kuralına uyarak hastanenin işlerliğini sağlamaya imkan yok. Sağlık turizminin de ayrı bir konu olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

Dr. Reşat Bahat: “Afiliasyonun sağlık turizminde, bilgi üretiminde, kültürde ve eğitimde çok büyük avantajları var. Özel hastanelerdeki birçok branşın ve doktorun kamu hastaneleri kadar iyi donanıma sahip olmasına rağmen sağlık eğitiminden uzak kalmasını istemiyoruz”

Evde Parkinson Takip Dönemi Başladı

asm yasarkutukcu gorseli

Prof. Dr. Yaşar Kütükçü: “Parkinson Monitör Sistemi sayesinde artık hastanın bizden uzakta kaldığı dönemin ölçümünü yapıp, klinik seyrini kayıt altına alarak kesin veriler elde edebiliyoruz. Bütün dünyada çok yeni olmasıyla beraber, cihazın bulunduğu ilk ülkelerden birinin Türkiye olması gurur verici”

Parkinson gibi bir hastalığın tedavisinin zor ve meşakkatli olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Nöroloji Bölümü Direktörü Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Bu konuda ilaç tedavisi gören, hatta ameliyat olmuş kişilerin bile zaman zaman semptomlarının sıkı bir şekilde takip edilmesi gerekiyor ancak her hasta sık sık doktor kontrolüne gelemiyor. Sık sık kontrole gelinse bile ortalama yarım saatlik bir muayenede doktorun bütün bulguları gözlemleyebilmesi mümkün olmayabiliyor. Ancak yeni bir teknoloji olan Parkinson Monitör Sistemi sayesinde artık hastanın bizden uzakta kaldığı dönemin ölçümünü yapıp, klinik seyrini kayıt altına alarak kesin veriler elde edebiliyoruz. Bütün dünyada çok yeni olmasıyla beraber, cihazın bulunduğu ilk ülkelerden birinin Türkiye olması gurur verici” dedi.

Cihaz, İlaçların Yan Etkilerine Karşı Bir Alarm Sistemi

Tedavide kullanılan Parkinson ilaçlarının bazı yan etkilerinin de olabildiğini paylaşan Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Örneğin ilacın etki süresi kısalıyor ve hastada hareket bozuklukları yeniden başlıyor. Ya da hastanın kollarında ve bacaklarında istemsiz hareketler ortaya çıkabiliyor. Ek olarak ortaya çıkan bu komplikasyonların, ilaç alındıktan ne kadar zaman sonra oluştuğunu bilmek de bizim için çok önemli. Parkinson hastalığının muayenesi sırasında hastayı en fazla yarım saat görebildiğimiz için bu sayılan belirtileri gözlemleme şansımız olmuyor. Bazen de hastalar şikayetlerini iyi bir şekilde tarif edemiyorlar” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Yaşar Kütükçü: “Hastalık genellikle 40-70 yaş aralığındaki kişilerde ortaya çıkıyor ve erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülüyor. Parkinson’un kaynağı tam olarak bilinmese de ailede hastalık öyküsü bulunan kişilerin riskli bir grupta olduğu söylenebilir. Yeni bir teknoloji olan Parkinson Monitör Sisteminin (Parkinson Ölçüm Cihazı) ise hem hastalar hem hekim açısından önemli avantajları var”

İlaçların hasta üzerindeki olumlu veya olumsuz etkilerini takip edebilmek için hastanın monitörize edilmesi gerektiğini açıklayan Kütükçü, “Non-invaziv, yani hastaya hiçbir zararı olmayan bu teknolojiyi kollara ve ayaklara takılan bir bilezik, bele takılan bir kemere benzetebiliriz. Cihaza işlenen kayıtlar online sistem aracılığıyla direkt olarak bize ulaşıyor ve analiz ediliyorlar. Bu yeni yöntem sayesinde hastanın 5-10 günlük klinik durumunu, ilacın yan etkilerini, titremelerin sıklığını, hareketlerdeki bozukluğu ve şikayetlerin günün hangi saatlerinde arttığını bütün detaylarıyla görebiliyoruz” dedi.

Şehir Dışındaki Hastaların Takibi Kolaylaşacak

Tedavisini düzenlemekte zorlandıkları ve orta, ileri evre hastalar için bu sistemi tercih ettiklerini dile getiren Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Örneğin şehir dışında olan ve hastaneye gelip gitmekte zorlanan kişilerin bu teknolojiyle durum takipleri kontrol altına alınabilir ve tedavileri kolaylıkla planlanabilir” dedi.

Astrazeneca Türkiye’nin 5 Yıldaki Yatırımı Yaklaşık 13 Milyon TL

az 25 yil dernek yemegi 2

“AstraZeneca’nın bilimsel iş birlikleri alanındaki çalışmaları; rehber ve konsensus çalışmaları, gerçek yaşam verileri, kapasite geliştirme çalışmaları ve yenilikçi çözümler olmak üzere 4 ana başlıktan oluşuyor. Sadece son 5 yılda bu alanda yaklaşık 13 milyon TL’nin üzerinde yatırım yaptık”

AstraZeneca, Türkiye’deki 25. kuruluş yıl dönümü nedeniyle danışmanlık şirketi EY Türkiye’nin katkıları ile hazırladığı “AstraZeneca’nın Türkiye’ye Etkileri” raporunu hekim dernekleri ile düzenlenen etkinlikte paylaştı. AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Ecz. Serkan Barış, AstraZeneca Türkiye Medikal Direktörü Dr. Deniz Ertürk Erem ve AstraZeneca Türkiye Kurumsal İlişkiler Direktörü Erdal Kiraz, yaptıkları sunumda AstraZeneca’nın Türkiye’de oluşturduğu değer zincirinin ülkemize ve sektöre çeyrek asırlık etkisini ortaya koyarken, raporda yer alan ekonomik, sektörel ve sosyal etkileri AstraZeneca’nın faaliyet gösterdiği tedavi alanlarında çalışmalar yürüten çatı derneklerin temsilcilerine aktardı.

Katılan Dernekler

Buluşmaya, Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği, Türk Akciğer Kanseri Derneği, Türk Hematoloji Derneği, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği, Türk Nefroloji Derneği, Türk Nöroloji Derneği, Türk Pediatrik Kardiyoloji ve Kalp Cerrahisi Derneği, Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği, Türk Toraks Derneği, Türk Toraks Radyolojisi Derneği, Türk Üroonkoloji Derneği, Türkiye Endokrin ve Metabolizma Hastalıkları Derneği, Türkiye Patoloji Dernekleri Federasyonu, Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği’nden temsilciler katıldı.

5 Yılda 13 Milyon TL’nin Üzerinde Yatırım

“Türkiye’de klinik araştırma faaliyetlerimizi yaklaşık 100 kişilik klinik araştırma kadromuz ve ‘bilim servisi’ olarak nitelediğimiz 50 kişilik medikal ekibimiz ile yürütüyoruz”

AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Ecz. Serkan Barış yaptığı konuşmada, “Bu buluşmamızda, AstraZeneca’nın Türkiye’de oluşturduğu değer zincirinin sektörümüze ve ülkemize çeyrek asırlık etkisini ele alan 25. Yıl Etki Raporumuzu paylaştık. Sağlık ekosisteminin en önemli paydaşı olan değerli hekimlerimizle bir araya gelerek sektöre ve ülkemize olan etkimizi ve katkılarımızı aktarmaktan ve bu özel dönüm noktamızı değerli hekimlerimizle kutlamaktan mutluluk duyduk.” dedi. AstraZeneca Türkiye Medikal Direktörü Dr. Deniz Ertürk Erem ise “Hekim dernekleri, üniversiteler ve Türkiye genelindeki birçok merkez başta olmak üzere ülkemiz sağlık ekosisteminde yenilikçi çözümleri destekleyen çalışmalara destek sağlıyoruz. AstraZeneca’nın bilimsel iş birlikleri alanındaki çalışmaları; rehber ve konsensus çalışmaları, gerçek yaşam verileri, kapasite geliştirme çalışmaları ve yenilikçi çözümler olmak üzere 4 ana başlıktan oluşuyor. Sadece son 5 yılda bu alanda yaklaşık 13 milyon TL’nin üzerinde yatırım yaptık. AstraZeneca olarak, 25 yıllık yolculuğumuzda köklü deneyimimizden aldığımız güçle her yıl istikrarlı bir şekilde büyümemizi sürdürürken Türkiye’de en fazla klinik araştırma başlatan ilaç şirketi olarak sağlık politikası önceliklerine önemli katkılarda bulunuyoruz. Türkiye’de klinik araştırma faaliyetlerimizi yaklaşık 100 kişilik klinik araştırma kadromuz ve ‘bilim servisi’ olarak nitelediğimiz 50 kişilik medikal ekibimiz ile yürütüyoruz. 25.yıl dönümümüzü değerli meslektaşlarımla kutlamaktan mutluluk duydum. Hekimlerimizin ve araştırmacılarımızın desteği ve bilimden aldığımız güç ile hastalara daha iyi sağlık sonuçları sunmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.  

100’den Fazla Sosyal Proje

AstraZeneca Türkiye Kurumsal İlişkiler Direktörü Erdal Kiraz da konuşmasında şunları söyledi: “Sağlık okuryazarlığının geliştirilmesi, sağlığa erişim, çeşitlilik kapsayıcılık, hastalık farkındalık çalışmaları gibi alanlarda gerçekleştirdiğimiz projelerle toplumdaki pozitif etkimizi artırmayı hedefledik. Son on yılda 100’den fazla sosyal etki projesinde yer alarak, 160 milyon TL üzerinde yatırım ile sektöre ve topluma olan katkımızı pekiştirdik. Bugün, ilaç sektöründe üretimden klinik araştırmalara, eğitim programlarından sosyal sorumluluk projelerine geniş bir yelpazede sürdürülebilir etkilerde bulunan ve bir ilaç şirketinin ötesinde sağlık ekosisteminde bir çözüm ortağına dönüşmekten büyük onur duyuyoruz. Türkiye’nin önde gelen hekim derneklerinden temsilcilerle bir araya gelerek 25.yıl dönümümüzü kutlamaktan ve raporumuzdan öne çıkan başlıklarını sunarak AstraZeneca’nın sadece ilaçlarıyla değil sosyal etki çalışmalarıyla da sektörde bir çözüm ortağı olduğunu paylaşmaktan mutluluk duyduk.”

Koç Healthcare, Alzheimer Projesi ile “Zihnin Bilinmez(iz)leri”ni Keşfediyor

1730468842 dsc2485

Koç Healthcare, Alzheimer hastalığını merkeze alan “Zihnin Bilinmez(iz)leri” projesini hayata geçirdi

Contemporary Istanbul’un 16 yıldır sağlık sponsoru olan Koç Healthcare bünyesinde yer alan Amerikan Hastanesi, Alzheimer hastalığına dair farkındalık yaratmak ve hastaların deneyimlerini paylaşarak toplumsal bilinç oluşturmak amacıyla hastalığı merkezine alan “Zihnin Bilinmez(iz)leri” projesini hayata geçirdi. “Zihnin Bilinmez(iz)leri” projesi, Alzheimer hastalığının yalnızca hafıza kaybıyla sınırlı olmadığını, beynin farklı bölgelerinde yarattığı etkileri ve bu etkilerin bireylerin yaşam hikayelerine nasıl yansıdığını derinlemesine araştırmayı anlatıyor. Alzheimer hastalığının hangi beyin bölgelerini etkilediğini ve bu etkilerin nasıl çeşitli sorunlara yol açtığını hikâye anlatımı ile gözler önüne seren projede katılımcılar, hastaların deneyimlerini ve değişen davranışlarını keşfederken, bu öykülerin altında sunulan bilimsel açıklamalar sayesinde hastalığın duygusal ve nörolojik boyutlarını daha iyi anlayabiliyor.

İnteraktif Bir Deneyim

koc healthcare logo

İnteraktif bir deneyimle desteklenen proje, izleyicilere Alzheimer hastalarının silinmiş anılarını derinlemesine deneyimleme olanağı tanıyor. Katılımcılar, görünmez kalemle yazılmış anıları bir fener yardımıyla ortaya çıkararak, hastaların zihninde gidip gelen anıları görsel olarak deneyimleyebiliyor. Bu etkileşimli yaklaşım, Alzheimer hastalarının bellek kaybını ve anıların silinip yeniden belirmesini daha derinlemesine anlamalarına yardımcı oluyor. “Zihnin Bilinmez(iz)leri” projesini keşfetmek için Amerikan Tıp Merkezi’ni ziyaret edebilirsiniz. Proje ayrıca Koç Healthcare bünyesinde yer alan Amerikan Hastanesi ve Koç Üniversitesi Hastanesi’nde de sergilenecek.

Türkiye’de Ortalama 1,6 Milyon Kişi Sedef Hastası

psoriasis ve kutanöz İnflamasyon derneği

“29 Ekim Dünya Psoriasis Günü dolayısıyla yapılan bilgilendirmeye göre sedef, kadın ve erkekleri eşit oranda etkilemekte, 20-30’lu yaşlarda ve 50-60’lı yaşlarda iki pik yapmakta ve genelde yaşam boyu devam etmektedir[1]. Sedef genellikle ailesinde sedef olan, yani genetik yatkınlığı olan kişilerde görülmektedir; bulaşıcı değildir”

Dünya Psoriasis Günü olarak kabul edilen 29 Ekim’de, Psoriasis ve Kutanöz İnflamasyon Derneği tarafından Lilly İlaç’ın desteğiyle sedefe yönelik farkındalığı artırmayı hedefleyen bir proje hayata geçirildi. “Siz sedefi tanırsanız, biz de yaşamı kucaklarız” farkındalık projesi kapsamında, sedef ile yaşayan bireylerin yaşadığı zorlukları, hayata karışmalarının önündeki engeller ve  hastalıkla ilgili yanlış bilinenleri vurgulayan bir film hazırlandı. Dünyada yaklaşık 125 milyon[4], Türkiye’de ise 1,6 milyon1 kişiyi etkilediği tahmin edilen sedef (psoriasis); psikolojik, sosyal ve ekonomik etkileri doğrultusunda önemli bir sağlık sorunu.

lilly logo

“Dünyada yaklaşık 125 milyon[3], Türkiye’de ise 1,6 milyon1 kişiyi etkilediği tahmin edilen sedef (psoriasis); psikolojik, sosyal ve ekonomik etkileri doğrultusunda önemli bir sağlık sorunu”

Her Üç Kişiden Birinde Sedef Romatizması

“Sedef, bireylerin yaşam kalitelerini de olumsuz etkilerken, diğer yandan dışlanma ve damgalanma ile de karşı karşıya kalabilmektedirler[2]. Sedefi olan her üç kişiden birinde sedef romatizması (psoriatik artrit) de gelişebilmektedir”

prof m ali gurer

Dünya Psoriasis Günü ve farkındalık projesi kapsamında açıklamada bulunan Psoriasis ve Kutanöz İnflamasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer, hazırladıkları videoyla hastalığa dair farkındalığın önemini bir kez daha vurgulamak istediklerini belirtti. Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer, şu bilgileri verdi:

“Bir plaktan tüm deriyi tutabilen, yaygın eritemli, skuamlı lezyonlarla karakterize olan sedef, kadın ve erkekleri eşit oranda etkilemekte, 20-30’lu yaşlarda ve 50-60’lı yaşlarda iki pik yapmakta ve genelde yaşam boyu devam etmektedir[5]. Sedef genellikle ailesinde sedef olan, yani genetik yatkınlığı olan kişilerde görülmektedir; bulaşıcı değildir. Sedefin yalnız deriye sınırlı olmadığını, orta ve şiddetli sedefli bireylerde komorbiditeler ortaya çıkabileceğini de belirtmek isterim. Sedef, bireylerin yaşam kalitelerini de olumsuz etkilerken, diğer yandan dışlanma ve damgalanma ile de karşı karşıya kalabilmektedirler[6]. Sedefi olan her üç kişiden birinde sedef romatizması (psoriatik artrit) de gelişebilmektedir[7]. Bu yüzden sedefin yönetiminin dermatoloğa danışılarak yürütülmesi ve risk faktörlerinden kaçınılması son derece mühimdir.4 Siz sedefi tanırsanız, biz de yaşamı kucaklarız” diyerek bilinçlenmenin önemini vurguluyor, farkındalığın artmasını hedefliyoruz.

Hastalığa Dair Yerleşmiş Önyargılar

emily millette
w0

Lilly olarak, 148 yıllık köklü geçmişleriyle ve Türkiye’de de 30 yılı aşkın süredir farklı terapötik alanlarında yaşamı iyileştirme amacıyla çalışmalarına devam ettiklerini belirten Lilly Türkiye Genel Müdürü Emily Millette, “Her yaştan sedef ile yaşayan birey, toplumda hastalığa dair yerleşmiş önyargılar nedeniyle toplumsal hayata katılımda çekingen davranabiliyor. Bu farkındalık projesiyle, toplumda sedefe ilişkin bilgi düzeyini artırmayı ve sedef ile yaşayan bireylerin yaşamı kucaklamaya devam etmelerini teşvik etmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Siz sedefi tanırsanız, biz de yaşamı kucaklarız videosunu izlemek için QR kodunu taratınız.


[1] Armstrong AW. Psoriasis. JAMA Dermatol. 2017;153(9):956. doi:10.1001/jamadermatol.2017.2103

[2] https://psokid.org/hastalar-icin/sedef-hastaligi/ (Son erişim tarihi: 18.10.2024)

[3] https://www.psoriasis.org/psoriasis-statistics/ (Son erişim tarihi: 18.10.2024)

[4] https://www.psoriasis.org/psoriasis-statistics/ (Son erişim tarihi: 18.10.2024)

[5] Armstrong AW. Psoriasis. JAMA Dermatol. 2017;153(9):956. doi:10.1001/jamadermatol.2017.2103

[6] https://psokid.org/hastalar-icin/sedef-hastaligi/ (Son erişim tarihi: 18.10.2024)

[7] https://www.psoriasis.org/about-psoriasis/(Son erişim tarihi: 18.10.2024)

Aile Hekimliği Yönetmelik Değişikliği Geri Çekilmeli

doctor man consulting patient while filling up an application fo

Sağlık Bakanlığının Aile Hekimliği Yönetmeliğinde yaptığı yeni düzenleme ile yeni aile sağlığı merkezleri (ASM) açmak için gerekli para, genel bütçe yerine mevcut ASM’lere ayrılmış sınırlı kaynaktan yapılacak %12’ye varan kesinti ile sağlanacak

Sağlık Bakanlığının Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’ndeki değişiklik hekimler nezdinde yoğun tepkilere neden oldu. TTB, birinci basamak sağlık hizmetleri ve koruyucu hekimlik uygulamalarına ilişkin eleştirilerini ve önerilerini şöyle ifade etti:

“Halkın eşit, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli sağlık hizmetine kavuşması, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının sorunlarının çözülebilmesi için Sağlık Bakanlığı’nın birinci basamak sağlık hizmetlerini ve koruyucu hekimlik uygulamalarını güçlendirecek düzenlemeler yapması gereklidir. Sağlık Bakanı ile yaptığımız görüşmede bu yöndeki beyanları olumlu bir beklenti yaratmışken yeni yönetmelik, büyük bir hayal kırıklığına neden olmuştur. Zira bu Yönetmelik halkın sağlığını, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının özlük hakları ve çalışma koşullarını iyileştirmek bir yana yaşanmakta olan sorunları daha da derinleştirecek içeriktedir.

Yeni ASM Açılma Koşulları

Yönetmelik değişikliği, öteden beri uygulanan lohusa takiplerinin performans göstergesi olarak değerlendirilmesi de dahil olmak üzere koruyucu hekimlik uygulamalarıyla ilgili hiçbir yenilik, gelişme içermemektedir. Yeni aile sağlığı merkezleri (ASM) açmak için gerekli paranın genel bütçe yerine mevcut ASM’lere ayrılmış sınırlı kaynaktan yapılacak %12’ye varan kesinti ile sağlanması planlanmaktadır. Bu yaklaşımla hekim başına düşen nüfusun ideal sayı olan 1.500-2.000 aralığına inmesi mümkün değildir. Nitekim Yönetmelik zımnen de olsa bu sayıyı 3.000-3.500 olarak kabul etmektedir.

Hizmet Kalitesi ve Önemi Yerine Sayısı Önemli

Hekimlerin ve ASM çalışanlarının gelirleri artış göstermek bir yana, azalmayla sonuçlanacak karmaşık ve anlaşılmaz matematiksel formüller ve katsayılar ile hesaplanmakta, ulaşılması mümkün olmayan ya da faydalı olmayan performans kriterleri içermektedir. Verilen hizmetin kalitesi ve önemi değil sayısı dikkate alınmaktadır.

Negatif Performans Uygulaması

Yönetmelik, kendi içinde hekimleri zor durumda bırakacak çelişkiler taşımaktadır. Örneğin hasta memnuniyetini hekimlerin iş güvencesi ve gelirlerinin bir koşulu olarak ortaya koyarken; antibiyotik, mide koruyucu, ağrı kesici reçeteleri ve sevk sayısını azaltmak üzere negatif performans uygulayarak hekimlerle hastaları karşı karşıya getirmekte, hastaların hekimlerden memnun olmamasını sağlamaktadır. Bir yandan hasta sevklerini azaltmak için önceki aydan fazla sevk yapan hekimlerin gelirinden kesinti yapılırken, diğer yandan belli yaş üzerindeki herkesin sevk edilmesine neden olacak Hasta Yönetim Platformunun kullanılmasını zorunlu tutmaktadır. Yönetmelik ayrıca hekimlerin iş ve gelir güvencesini ortadan kaldıran maddeler içermektedir. Özetle bu yönetmelik hasta ve çalışanlara eziyet dışında bir şey getirmemektedir.

Çözüm Önerileri Neler?

“ASM sayısı, hekim başına 2.000 nüfusu aşmayacak şekilde artırılmalıdır; bina ve altyapıları devlet tarafından yapılmalı ve giderleri genel bütçeden karşılanmalıdır”

Oysa halkın sağlığını koruyan, geliştiren, hekimlerin ve tüm sağlık çalışanlarının mutlu olacağı ve şevkle çalışacağı, ülkemizin ihtiyacı olan bir birinci basamak sağlık hizmeti programını hayata geçirmek hiç de zor değil. Kamusal bir hizmet olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin toplum temelli, bölge ve nüfus tabanlı verilecek şekilde yapılandırılması, ASM sayısının hekim başına 2.000 nüfusu aşmayacak şekilde artırılması, bina ve altyapılarının devlet tarafından yapılması ve giderlerin genel bütçeden karşılanması, yeterli hemşire, ebe, teknisyen görevlendirilmesi, koruyucu hekimlik uygulamalarının desteklenmesi, geliştirilmesi, emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan, yoksulluk sınırının en az iki katı düzeyinde ve izin dönemlerinde kesilmeyecek maaş güvencesi ülkemizin insan ve maddi kaynaklarıyla rahatlıkla karşılanabilir ve sağlık sistemindeki pek çok sorunu çözebilir.

Yönetmelik Geri Çekilmeli

“ASM’lerde yeterli hemşire, ebe, teknisyen görevlendirilmeli, koruyucu hekimlik uygulamaları desteklenmeli, emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan, yoksulluk sınırının en az iki katı düzeyinde ve izin dönemlerinde kesilmeyecek maaş güvencesi sağlanmalıdır”

Sağlık Bakanlığı’na acil çağrımız; hekimlere ve sağlık çalışanlarına maddi kayıplar ve iş güvencesizliği getiren, halkın sağlığına katkısı olmayan yönetmelik değişiklikleri yapmaktan vazgeçmesi, ideal birinci basamak sağlık hizmetleri ve koruyucu hekimlik uygulamalarını planlamak üzere uzun yılların bilimsel birikimine sahip Türk Tabipleri Birliği ve alanla ilgili sağlık meslek/emekörgütleriyle iş birliği içinde çalışmasıdır. Türk Tabipleri Birliği olarak her zaman yaptığımız gibi ülkemiz sağlık ortamına katkı sunmaya ve halkın sağlığı, hekim ve sağlık çalışanlarının hakları için her platformda mücadele etmeye devam edeceğimizi ilan ediyoruz.”

Normal Doğum Eylem Planına Karşı Tepkiler Çığ Gibi Büyüdü

wo3

“Dünya Sağlık Örgütü doğum için belirli hedef oranları ve doğum şekli önermenin yerine, her kadının hamilelik ve doğum sürecindeki birbirinden farklı ihtiyaçlarına odaklanmanın önemini vurgulamaktadır”

Türkiye Psikiyatri Derneği, Sağlık Bakanlığının 3 Ekim 2024 tarihinde düzenlediği “Normal Doğum Eylem Planı” tanıtım toplantısına tepkisini şöyle ifade etti: “3 Ekim 2024 tarihinde Sağlık Bakanlığı tarafından ‘Normal Doğum Eylem Planı’ kapsamında hazırlanan kamu spotu şeklindeki videonun birçok yönden uygun olmadığını, ivedilikle kaldırılması ve yarattığı olumsuz etkiyi düzeltici bilgilendirme yapılması gerektiğini belirtmek isteriz. Oldukça yanlı ve bilimsel kanıtlardan uzak söylemler bulunan tanıtım videosunun ve plan dahilinde yapılan açıklamaların, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere toplumda yaratacağı ruhsal yükün olumsuz sonuçları olacağını düşünmekteyiz. Derneğimiz bilimsel çalışma birimleri olan ve bu alanda faaliyet gösteren Kadın ve Ruh Sağlığı Çalışma Birimi, Gebelik ve Doğumla İlişkili Ruhsal Bozukluklar Çalışma Birimi, Psikiyatride İnsan Hakları ve Etik Çalışma Birimi tarafından oluşturulan konu ile ilgili görüşü dikkatinize sunmak isteriz.

Kadınlara Karşı Ayrımcı Yaklaşım

Videonun içeriğinde, vajinal doğum yöntemi ‘normal doğum’ olarak tanımlanarak, sezaryenle doğumun normal dışı bir yöntem olduğu algısı oluşturulmaktadır. Fetüsün seslendirilmesi, sezaryen doğumu korku dolu bir süreç olarak resmetmekte, buna karşılık vajinal doğumu ‘başarı’ olarak göstermektedir. Sezaryen ile doğum yapmış kadınlar adeta ‘başarısız, kolaycı anneler’ olarak damgalanmakta ve bebekleri ile bağ kuramadıkları, emziremedikleri ve normal yaşama geç döndükleri mesajı ile çocuklarının sağlığını tehlikeye attıkları ima edilmektedir. Bu ayrımcı yaklaşım, sezaryen doğum yapan kadınları ‘yetersiz, suçlu ve başarısız’ hissettirecek vurgular içermektedir. Videoda sezaryen doğum sırasında annenin yüz ifadesi, seslendirme, doğum ortamı, hatta hekim ve sağlık çalışanlarının olumsuz yüz ifadeleri sezaryen doğumu korku dolu ve belirsiz bir durum olarak tanıtmakta ve vajinal doğum süreci ile kıyaslama yapılmasına neden olmaktadır. Vajinal doğumda anne ve bebek arasında sağlıklı bir bağ kurulduğu ifadesi bu bağın sezaryen doğumda kurulamayacağı vurgusu yapmaktadır.

Hekim Görüşü ve Tıbbi Gereklilik Saf Dışı

“Tüm kadınların gebelikte yeterli süre ve sıklıkta sağlık hizmeti sağlayıcılarına ulaşabilmesi, konuşabilmesi ve doğumlarıyla ilgili karar alma sürecinin bir parçası olması, riskler ve faydalar dahil olmak üzere yeterli bilgi alması önemlidir. Sadece tıbbi değil psikolojik destek de hamilelik ve doğum boyunca kaliteli bakımın kritik bir unsurudur”

Videoda belirtilenin aksine, anne bebek arasındaki bağ doğum şekli ile belirlenen değil, doğum sonrası anne ve bebeğin tensel teması ile başlayan daha sonra bakım verme ile gelişen bir süreçtir. Bakım verme sürecinde annenin sosyal desteğinin iyi olması oldukça önem kazanmaktadır. Bu destek sadece babanın ve aile yakınlarının birincil desteğini değil, aynı zamanda devlet politikaları tarafından sağlanması gereken desteği de kapsamaktadır. Sezaryen doğumla ilgili kesitlerde; bebeğin hiç ayrılmak istemediği ve hazır olmadan doğum sürecine girdiği şeklinde anlaşılan videoda bebeğin yaşamsal fonksiyonlarını kazanmadan zorla dünyaya getirildiği iması yapılmaktadır. Bu da elektif (planlı) sezaryen vakalarında hekimin görüşünün ve tıbbi gerekliliklerin saf dışı bırakılarak annenin ve bebeğin iyilik halinin gözetilmediğini düşündürmektedir. Bebeğin doğar doğmaz yaşamsal fonksiyonlarının yeterli olup olmadığının incelenmesi her iki doğum sürecinde de rutinde yapılmakta olup bu işlemin sadece sezaryen doğumda yapıldığının gösterilmesi oldukça taraflı bir yaklaşımdır. Normal doğumu anlatan sahnelerde ise babanın daha aktif bir konum aldığı, annenin acı çekmeden doğurduğu ve bebeğin çok mutlu bir şekilde dünyaya geldiği görülmektedir. Halbuki babanın desteği ve ilk andan itibaren bebekle temas sezaryen doğumda da gayet mümkündür.

Ayrıştırıcı ve Damgalayıcı Bir Dil

“Gebelik ve doğum süreci fizyolojik, sosyal ve ruhsal değişikliklerin yaşandığı kompleks bir süreçtir. Bu dönemde, önceden var olan hastalıkların, genetik etmenlerin ve biyokimyasal süreçlerin yanı sıra ağır eleştiri almak, doğumla ilgili kaygılar, çocuk bakım stresi, ekonomik sorunlar ve stresli yaşam olayları ruhsal hastalıklar için zemin hazırlamaktadır”

Vajinal yolla doğumun teşvik edilmesi normaldir ancak bunun ayrıştırıcı ve damgalayıcı bir dille yapılması; bir şeyi teşvik etmeye çalışırken onun alternatifinin kötülenmesi, karalanması ve ötekileştirilmesi kabul edilemez. Bu tutum videonun amacından sapmasına yol açmıştır ve bazı tıbbi gereklilikler nedeniyle vajinal doğum yapamayan/yapmaması gereken kadınları yanlış yönlendirebilir, tek bir doğru herkes için geçerliymiş gibi göstererek hasta-hekim arasındaki güven ilişkisini zedeleyebilir ve sonunda anne-bebek sağlığını olumsuz etkileyebilir. Gebelik ve doğum süreci fizyolojik, sosyal ve ruhsal değişikliklerin yaşandığı kompleks bir süreçtir. Bu dönemde, önceden var olan hastalıkların, genetik etmenlerin ve biyokimyasal süreçlerin yanı sıra ağır eleştiri almak, doğumla ilgili kaygılar, çocuk bakım stresi, ekonomik sorunlar ve stresli yaşam olayları ruhsal hastalıklar için zemin hazırlamaktadır. Tam da bu nedenledir ki sezaryen doğum yapması gereken annelerin bu video nedeniyle sosyal ortamlarda yargılanabileceği ve kendisinin başarısız bir anne olacağını düşünmesi olasıdır ve bu durum ruhsal hastalık gelişimine zemin hazırlayabilmektedir.

Kadınların birbirinden farklı ihtiyaçları

“Kadın ve kadın bedeni üzerinde tahakküm kuran, cinsiyetçi dil içeren, kadınları birincil bakım veren rolüne sabitleyen, tıbbi etik kurallara uygun olmayan, kadın ve çocuklar başta olmak üzere tüm toplumun ruh sağlığını olumsuz etkileyecek bu reklam filmi kaldırılmalıdır”

Dünya Sağlık Örgütü doğum için belirli hedef oranları ve doğum şekli önermenin yerine, her kadının hamilelik ve doğum sürecindeki birbirinden farklı ihtiyaçlarına odaklanmanın önemini vurgulamaktadır. Tüm kadınların bu dönemde yeterli süre ve sıklıkta sağlık hizmeti sağlayıcılarına ulaşabilmesi, konuşabilmesi ve doğumlarıyla ilgili karar alma sürecinin bir parçası olması, riskler ve faydalar dahil olmak üzere yeterli bilgi alması önemlidir. Sadece tıbbi değil psikolojik destek de hamilelik ve doğum boyunca kaliteli bakımın kritik bir unsurudur.

Ebelik Sisteminin Güçlendirilmeli

Kadınların ruhsal sağlıklarının geliştirilmesi için; çeşitli ayrımcılıklara maruz bırakılmadan doğurganlık haklarından özgürce yararlanabildiği, mevcut koşullarda sayı yetersizliği nedeniyle etkin işlemeyen ancak gebelik ve doğum süreçlerinde önemli olan ebelik sisteminin güçlendirildiği, her kadın için erişilebilir ve güvenli olan bir sağlık ortamının oluşturulması gerektiği dikkate alınmalıdır.

Kadın Bedeni Üzerinde Tahakküm Kuruluyor

Gebelik sürecinin, doğum ve doğum sonrasının kadın bedeni üzerinde ilerleyen süreçler olduğunu, kadın ruh sağlığının korunması ve geliştirilmesinde  tüm bu süreçler gibi kritik önemi olduğunu biliyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı cinsiyetçi dili ve kadın bedeni üzerindeki baskısının yansımalarını bu reklam filminde de görüyoruz. Doğumun normal ve normal olmayan olarak ayrıştırılmasının, sezaryen doğum yapan annelerin çocuklarıyla sağlıklı bir bağ kuramadığı ve yeterli anne olmadığı algısının yaratılmasının kadınlar üzerinde oluşturacağı baskı ve ruh sağlığına olumsuz etkileri kaçınılmazdır. Reklam dili bu bağlamda cinsiyetçi ve damgalayıcıdır, kadın bedeni üzerinde tahakküm kurmaktadır. Oysaki sezaryen doğum oranlarının artması sezaryen olan kadınlar ve ameliyat yapan hekimler üzerinden değil, pek çok alanda değerlendirilmesi gereken bir süreçtir. Son 20 yıldır ülkemizde de hızla artan sezaryen oranları kadınların ‘başarısızlıklarının’ değil mevcut, , kadını görmeyen aile ve sağlık politikalarının sonucudur.

Sonuç olarak, videonun içeriği, tıbbi bilgiden uzak, damgalayıcı ve etik ihlaller içermektedir. Kadınların doğum sonrası dönemde yaşayabildiği kaygılar ve depresyon gibi durumlar düşünüldüğünde, sezaryenle doğum yapan kadınların ruhsal belirtilerinin daha da şiddetlenmesine neden olabilir. Kadın ve kadın bedeni üzerinde tahakküm kuran, cinsiyetçi dil içeren, kadınları birincil bakım veren rolüne sabitleyen, tıbbi etik kurallara uygun olmayan, kadın ve çocuklar başta olmak üzere tüm toplumun ruh sağlığını olumsuz etkileyecek bu reklam filmi kaldırılmalıdır.”

Kürtaj Hakkına Erişimde de Sıkıntı Var

“Bugün kürtaj hakkına erişimde de sıkıntılar yaşandığını, kamu hastanelerinde yasal sınırlarda isteğe bağlı kürtajın, mevcut söylemler ve baskılar nedeniyle gerçekleştirilemediğini, bu durumun kadın sağlığını etkilediğini, kamu ve özel hastanelerdeki uygulama farklılıkları nedeniyle eşitsizlikleri derinleştirdiğini görüyoruz”

TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu,  Sağlık Bakanlığı Normal Doğum Eylem Planına ilişkin şunları kaydetti: “Sağlık Bakanlığı’nın medyada yer alan “Normal Doğum Eylem Planı” tanıtım toplantısı ve bu eylem planı çerçevesinde yurttaşlara yönelik hazırladığı video, hem Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolumuzun hem de kadın ve beden politikalarına dair söz söyleyen birçok kadın ve kadın örgütlerinin hızla gündem konusu olmuştur.

Eylem planı ile ilgili maddeler incelendiğinde sezaryen doğum oranlarının artmış olması gerekçe olarak gösterilmiştir. Eylem planlaması içerisinde sezaryen ile doğum gerçekleşene kadar olan sağlık sistemine dair eksiklikler görmezden gelinmiştir. Birinci basamak sağlık hizmetinin bakanlık nezdinde poliklinik ve performansa indirgenmesi, çoğu aile sağlığı merkezinin eksik ebe/hemşire ile çalışması, mevcut ebelerin sistem içinde gittikçe gücünü yitirmesi, zamanının çoğunu artan poliklinik hizmetlerine ayırmak zorunda kalması, bu sebeple asıl işi olan gebe izlemlerinin yetersiz kalması değerlendirme dışında bırakılmıştır. Hekimlerin doğum sürecinde yaşadıkları bu eksikliklere dayanan sıkıntılara, yüzleşmek zorunda kalınan medikolegal süreçlere ve bunların düzeltilmesi, geliştirilmesine ilişkin herhangi bir aktarıma ve planlamaya yer verilmemiştir. Buna karşın sezaryen doğum planlamalarının denetim ve takip süreçlerine yer verildiği, bu durumun da sezaryen yapılması halinde hekimlerin soruşturmaya tabi tutulacağı, ayrıca kadının bu süreçteki rızasının ve kendi bedeni üzerinde karar verme hakkının tamamen konunun dışında bırakıldığı görülmektedir.

Başarılı Kadın & Başarısız Kadın

Eylem planına dair sosyal medyada yayımlanan video da içerik olarak oldukça problemli ifadeler içermektedir. Videoda vajinal yoldan doğum yapan kadınlar ‘başarılı’, sezaryen ile doğum yapan kadınlar ‘başarısız’ olarak tanımlanmakta; üstelik bu tanımlama anne karnındaki bir bebeğin konuşturulması ile duygusal istismar yaratılarak işlenmektedir. Bunun yanı sıra sezaryen olan kadınlar sezaryen ile doğumu kendileri tercih eden, kolaycı anneler olarak damgalanmakta ve çocuklarının hayatını tehlikeye attıkları ima edilmektedir. Anne ve çocuk arasında kurulan bağ video içeriğinde sezaryen ile ilgili bir trajedi yaratılması yoluyla kötüye kullanılmaktadır. Kadın bedeni üzerinden bir dayatma yaratarak yine bir ötekileştirmeye gidilmiş ve kadınları rahatsız eden video sosyal medyada da kadınlardan çok fazla tepki almıştır.

Hekimlere Yönelik ‘Takip ve İzleme’ Baskısı

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı hekimler, anne ve bebek için riskli durumlar mevcut değilse, gebeler için vajinal yolla doğumu önermektedir. Ancak bu hasta-hekim arasında ve takiplerle yürütülen bir süreç ve nihayetinde hasta ve hekimin birlikte verdiği bir karardır. Gebelik süreci doğal, fizyolojik bir süreç olduğu kadar, kendine özgü sağlık sorunlarını ve komplikasyonları da içeren bir süreçtir. Bu olumsuz süreçlerle baş edebilmek etkili, nitelikli bir gebe takibi ile mümkün olabilmektedir. Görülmektedir ki bu eylem planı yine kadın sağlığına ilişkin temel gereklilikleri görmezden gelmeye devam etmekte, kadın bedeni üzerinden dayatmalar ile müdahalede bulunmaktadır.

Fıtrat Değil Bilimsel Uygulama

“Gebelik süreçleri ile ilgili doğru planlamalar; birinci basamağın güçlendirilerek, etkili, eşit, ulaşılabilir, anadilde, nitelikli birinci basamak izlemleri ve tedbirleri, performansa dayalı olmayan nitelikli bir sağlık sistemi ile mümkündür”

Ayrıca bu projede yer alan eylem planlaması; sezaryen ile doğum yaptıran hekimlere yönelik ‘takip ve izleme’ gerekçesi ile bir baskı oluşturulması ve belki de soruşturmaya tabi tutulmanın söz konusu olabileceğini düşündürmektedir. Bu durumun kadınların bedenleri üzerinden tıbbi yaklaşımlara da müdahaleyi getirebileceğini, baskı altında yanlış kararlar verilebilmesine ve büyük halk sağlığı sorunlarına yol açabileceğini, ayrıca kamu ve özel hastanelerde gelişecek uygulama farklılıklarıyla maddi gücü olmayan kadınların eşitsizliklerden daha fazla zarar görebileceğini düşünüyoruz.

Uzun süredir sağlık politikalarına ilişkin iktidarın ‘Sezaryen fıtrata aykırıdır’, ‘Bu işin doğalı, fıtratı normal doğumdur. Sezaryen bir ameliyat, manavdan muz almıyoruz’, ‘sezaryene savaş açıldığı’ ve ‘en az üç çocuk söylemlerinin iktidar tarafından dile getirildiğini biliyoruz. Bahsi geçen eylem planı tanıtım toplantısında fıtrat söyleminin tekrarlanması dikkat çekicidir. Bilimsel bir tıbbi uygulamanın “’fıtrat’ gibi bilimdışı bir söylemle ele alınmasını kabul etmiyoruz.

Eril ve Cinsiyetçi Dil

“Devlet öncelikle kadınların bedensel ve doğurganlık haklarına ulaşmasını ve geliştirilmesini tesis etmeli, kadınların kendi bedenleri ve hayatları üzerindeki söz haklarını korumasını desteklemelidir”

Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu olarak, eylem planı çerçevesinde kullanılan dili eril ve cinsiyetçi buluyoruz. Bu yaklaşım kadınlara bedenleri üzerinden bir dayatma ve hekimlik uygulamalarına da baskı oluşturarak bilimsel olmayan müdahaleleri getirecektir. Gebelik süreçleri ile ilgili doğru planlamalar; birinci basamağın güçlendirilerek, etkili, eşit, ulaşılabilir, anadilde, nitelikli birinci basamak izlemleri ve tedbirleri, performansa dayalı olmayan nitelikli bir sağlık sistemi ile mümkündür.

Devletin kişilerin haklarını kullanabilmesine imkân sağlama ve haklara erişimde kısıtlılık olması halinde engelleri kaldırma gibi pozitif ve negatif yükümlülükleri vardır. Devlet öncelikle kadınların bedensel ve doğurganlık haklarına ulaşmasını ve geliştirilmesini tesis etmeli, kadınların kendi bedenleri ve hayatları üzerindeki söz haklarını korumasını desteklemelidir.

Kürtaj Hakkına Erişimde de Sıkıntı Var

“Devlet tüm kadınlar için eşitlikçi, kapsayıcı sağlık politikalarını hayata geçirmeli, bunu yaparken eşitsizlikleri derinleştiren eril söylemlerden vazgeçmelidir. Kadın bedenine yönelik eril söylemlerle yapılan müdahalelere karşıyız ve mücadeleye devam edeceğiz”

Bugün benzer söylemler ve yaklaşımlarla kürtaj hakkına erişimde de sıkıntılar yaşandığını, kamu hastanelerinde yasal sınırlarda isteğe bağlı kürtajın, mevcut söylemler ve baskılar nedeniyle gerçekleştirilemediğini, bu durumun kadın sağlığını etkilediğini, kamu ve özel hastanelerdeki uygulama farklılıkları nedeniyle eşitsizlikleri derinleştirdiğini görüyor, söylüyoruz.

Bahsi geçen eylem planının da kadın sağlığını olumsuz yönde etkileyeceğini öngörüyoruz.

Bahsi geçen eylem planı tekrar gözden geçirilmeli, tanıtım videosu yayından kaldırılmalı ve devlet tüm kadınlar için eşitlikçi, kapsayıcı sağlık politikalarını hayata geçirmeli, bunu yaparken eşitsizlikleri derinleştiren eril söylemlerden vazgeçmelidir. Kadın bedenine yönelik eril söylemlerle yapılan müdahalelere karşıyız ve mücadeleye devam edeceğiz.”

Kamu Hastanelerinde Ücretsiz Doğum Kontrol Yöntemlerine Erişim Çok Güç

“Yasal olarak zorunlu olmasına rağmen kamu kurumlarında düzenli olarak ücretsiz doğum kontrol yöntemlerine erişimde güçlükler son yıllarda artmıştır. Gelir düzeyi daha iyi olan kadınlar, yoksullaşma pahasına yöntemleri özel sektörden temin edebilirken dezavantajlı grupların yöntemlere erişimi büyük ölçüde azalmıştır”

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) 2023 yılı için TÜİK tarafından açıklanan son “Toplam Doğurganlık Hızı” verisini paylaşarak, kadınların en temel hakkı olan doğurganlıklarına karar verme hakkına yönelik söylemler sebebiyle şu açıklamayı yaptı:

“Ülkemizde nüfusun yarısını oluşturan kadınların sağlığının önemli belirleyicileri; kadının toplum içindeki statüsünü oluşturan eğitime katılma, istihdam ve çalışma yaşamına katılma, siyasete ve karar verme mekanizmalarına katılma, sağlık hizmetine erişim durumlarıdır. Dünya Ekonomik Forumu’nun ülkelerdeki kadın-erkek eşitsizliğinin boyutunu değerlendirerek yaptığı sıralamada; Türkiye 2022 yılında 146 ülke arasında 124. sırada iken, 2023 yılında 129. sıraya gerilemiştir. Diğer bir ifade ile kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizlik uçurumu derinleşmiş, sadece bir yıl içinde sıralamada beş sıra geriye gidilmiştir.

Okur Yazar Olmayan Kadınlar, Erkeklerin 5 Katı

TÜİK 2023 verilerine göre okur yazar olmayan kadınlar, erkeklerin 5 katı kadardır. İstihdama katılım oranı kadınlarda %30,4 iken erkeklerde %65’tir. Nüfusun yarısını kadınların oluşturduğu ülkemizde beş milletvekilinden birinin kadın milletvekili olması, kadınların karar verme mekanizmalarına katılımlarının erkeklere göre geri planda olduğunu göstermektedir.

Türkiye’de Anneler Önlenebilir Nedenlere Bağlı Ölüyor

Sağlık hizmetlerine erişim konusundaki veriler de uyarıcı olmaktadır. Türkiye’de anneler hala önlenebilir nedenlere bağlı ölmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre yüz bin canlı doğumda 12.6 olarak belirtilen Anne Ölüm Oranını, çok uzun süredir bu rakamlar etrafında bir plato çizmektedir. Önlenebilir olan anne ölümlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bir çaba olsaydı bu oranın düşmesi gerekirdi. Anne ölüm oranının Covid-19 pandemisi sırasında yüz bin canlı doğumda 19’a çıktığı görülmektedir.

“Birinci basamak sağlık kuruluşları başta olmak üzere ilgili tüm sağlık kuruluşlarında gebeliği önleyici yöntemlerin temini ve dağıtımı sağlanmalı, birinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışan sağlık çalışanlarının da bilgilendirilmesi yapılmalıdır”

“100 kadından 12’si gebelik istemediği halde gebeliği önleyici yöntem ile korunamamaktadır ve önceki beş yıla göre bu oran iki katına çıkmıştır.  Doğurganlığın  düzenlenmesine  yönelik  hizmetlerinin  Güvenli  Annelik programının da bir parçası olduğu, temelinde de kadın-erkek eşitliği olduğu unutulmamalıdır”

Türkiye’de 1965 yılında çıkarılan ilk Nüfus Planlaması yasasından, dünyada 1978 Alma-Ata Bildirgesi’nden bu yana, bilimsel çalışmalarla doğurganlığın düzenlenmesi hizmetlerinin anne ve çocuk sağlığının aşısı olduğu ortaya konmuştur. Ülkemizde herkesin alması gereken en temel hizmetlerden biri olan doğurganlığın düzenlenmesi hizmetlerinin kamu kurumlarında yeterince sunulmadığı görülmektedir. Bu  nedenle 2018 TNSA sonuçlarına göre 100 kadından 12’si gebelik istemediği halde gebeliği önleyici yöntem ile korunamamaktadır ve önceki beş yıla göre bu oran iki katına çıkmıştır.  Doğurganlığın  düzenlenmesine  yönelik  hizmetlerinin  Güvenli  Annelik

programının da bir parçası olduğu, temelinde de kadın-erkek eşitliği olduğu unutulmamalıdır. Ülkede doğum kontrol yöntemlerine erişimde bölgesel, gelire, eğitime ve göçmenlik statülerine bağlı eşitsizlikler mevcuttur. Bu da eşitsizliklerden olumsuz etkilenen kadınların doğurganlıklarını kontrol edememesine, istenmeyen gebeliklerin bu gruplarda artmasına neden olmaktadır. Yasal olarak zorunlu olmasına rağmen kamu kurumlarında düzenli olarak ücretsiz doğum kontrol yöntemlerine erişimde güçlükler son yıllarda artmıştır. Gelir düzeyi daha iyi olan kadınlar, yoksullaşma pahasına yöntemleri özel sektörden temin edebilirken dezavantajlı grupların yöntemlere erişimi büyük ölçüde azalmıştır. Geçmiş tecrübelere dayanarak bu durumun anne ve bebek ölümleri riskini arttırabileceği olasılığı da göz önünde bulundurulmalıdır.

Kadınların Karar Vermede Önceliği Vardır

Söz konusu veriler göstermektedir ki Türkiye’de son yıllarda kadınların toplumdaki statüsü gerilemekte, dolayısıyla kadın sağlığının korunması ve kadınların güçlenmesinin önünde ciddi engeller bulunmaktadır.

Doğum Kontrol Yöntemlerine Erişimde Eşitsizlik

Doğurganlık ile ilgili hatırlamamız gereken en önemli konu; Her bir bireyin “çocuk sahibi olup olmamaya karar verme hakkının” olması, Kadınlarda  üreme  sağlığı  yükünün  erkeklere  göre  üç  kat  daha  fazla  olduğu gerçeği, Kadınların karar vermede önceliğinin olmasıdır.

Toplam Doğurganlık Hızının 1,51 olarak ortaya konması ve yıllar içinde toplam doğurganlık hızının azalması nüfusun azalacağı yönünde bir yanılgıya ve doğurganlığı teşvik eden söylemlere yol açmamalıdır. Bu yorum konuya bakış açısının yanlışlığını göstermektedir. Bunun yanı sıra cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmeti alma ve sağlığın korunması bir insan hakkıdır ve bu çerçevede bireylerin doğurganlığın düzenlenmesine yönelik danışmanlık hizmetleri alması ve doğum kontrol yöntemi tedariki erişilebilir olmalı, toplum bilgilendirmeleri yapılmalı, bakanlık düzeyinde yeterli bütçe ayrılarak birinci basamak sağlık kuruluşları başta olmak üzere ilgili tüm sağlık kuruluşlarında gebeliği önleyici yöntemlerin temini ve dağıtımı sağlanmalı, birinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışan sağlık çalışanlarının da bilgilendirilmesi yapılmalıdır.

Sağlıklı ve Güvenli Koşullarda Kürtaj Hakkı

Güvenli Annelik hizmetleri kapsamında düşünülmesi gereken diğer bir konu da doğurganlığın düzenlenmesine yönelik hizmetlerin yaygın olarak verilmemesi nedeniyle ortaya çıkan istenmeyen gebeliklerin ve riskli gebeliklerin kamusal güvence ile bir destek hizmet olarak sağlıklı ve güvenli koşullarda isteyerek düşük (halk arasındaki adıyla kürtaj) hizmetleriyle karşılanmaması konusudur. Bu hizmetlerin kamusal alanda değil, özel sektörde veriliyor olması, yoksul kadın grubu için eşitsizlik yaratmaktadır. İkinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında, özellikle son yıllarda toplumda çekince ile bakılan, yasal olduğu konusunda sağlık çalışanlarının bile kafa karışıklığı yaşadığı “isteyerek düşükler” temel bir sağlık hizmeti olarak verilmeli, 10 haftaya kadar yasal olduğu bilgisi sağlık kurum/kuruluşları başta olmak üzere topluma verilmeli ve yayılmalıdır.

Kadının Kendi Kararlarını Verme Hakkı Var

“Şu an ülkemizin içerisinde olduğu durum nüfus artış hızının azaldığı ancak sayısal olarak toplam nüfusumuzun artmaya devam ettiği bir süreç olup Türkiye’nin nüfusu 2050 yılına kadar azalmayacaktır”

Şu an ülkemizin içerisinde olduğu durum nüfus artış hızının azaldığı ancak sayısal olarak toplam nüfusumuzun artmaya devam ettiği bir süreç olup Türkiye’nin nüfusu 2050 yılına kadar azalmayacaktır. Bazı çevrelerin gereksiz ölçüde vurgulayarak kamuoyunu yanıltmasının aksine, bu süreçte genç nüfusun, özellikle de kadın istihdamının desteklenmesi ve artırılması gerekmektedir. Nüfus bilimcilerin 15 yıldır belirttiği bu fırsat penceresi iyi değerlendirilmeli, kadın erkek eşitsizliğini ortadan kaldıracak köklü dönüşümler yapılmalı, bu konuda somut adımlar atılmalıdır.

Özetle; ülkemizde kadınların haklarını kullanabilmeleri için önlerindeki engellerin kaldırılarak ve fırsat eşitliği sağlanarak daha iyi – eşit statüde olmaları mümkündür. Bu bir tercih değil gerekliliktir, bunu sağlamak da Devletin anayasal görevidir. Doğurganlıkları hakkında kendi kararlarını verebilmeleri ve doğurganlığın düzenlenmesi hizmetlerine ulaşabilmeleri için önlemler alınmalı ve harekete geçilmelidir. Türkiye’de kadınların Cumhuriyetle kazandıkları haklarından geri adım atılmasına asla izin verilmemeli – engellenmelidir.

Hekim ve Hastalar Üzerindeki Baskı Artırılıyor

“Her gün hekime şiddetin konuşulduğu ülkemizde, hekim ve hastalar üzerindeki baskıyı gereksiz yere arttıracak böyle bir yaklaşım, istenen sonucun elde edilmesini zorlaştıracaktır”

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği ( TJOD ), Sağlık Bakanlığının 3 Ekim 2024 tarihinde düzenlediği “Normal Doğum Eylem Planı” tanıtım toplantısına tepkisini şöyle ifade etti:

“Bu toplantıda , Türkiye’de artan sezaryen oranlarının düşürülmesi, azalan nüfus artış oranlarının düzeltilmesi vb gibi nedenlerle normal doğumun yaygınlaştırılması için atılacak adımlar anlatılmıştır. Bunlar içerisinde gebe okullarının yaygınlaştırılması, ebelerin doğuma daha aktif katılımının sağlanması, normal doğumun kamu spotları ve video eğitimleri ile özendirilmesi gibi adımlar bulunmaktadır.

Bu planla ilgili yönetmelikler ve idari düzenlemelerin ileriki günlerde yapılacağı belirtilmiştir. Bu eylem planının en önemli bölümü de gebelerin ve anne adaylarının iyi bir şekilde bilgilendirilmesi ve buna bağlı olarak da normal doğumun özendirilmesidir. Bunlar kadın doğum hekimleri olarak hepimizin desteklediği ve dünyada da yaygın olarak yapılan uygulamalardır.

“Anne karnındaki çocuğun konuşturularak , bebek üzerinden yapılan böyle bir ötekileştirme, amaçlanan hedeflere de uygun değildir”

Geçtiğimiz günlerde bu amaçla yayınlanan sezaryen videosu hem kadınlarımızın hem de meslektaşlarımızın büyük tepkisine yol açmıştır. Söz konusu videoda sezaryenle doğum yapan kadınların başarısız gösterilmesi, hekimlerin elinde neşter bebeğe zarar vermek için bekleyen insanlar gibi algılanması , anne ve bebek ilişkisinin sezaryen sonrası bozulacağı gibi hem anne adaylarını hem de hekimlerimizi rencide eden bölümler mevcuttur. Anne karnındaki çocuğun konuşturularak , bebek üzerinden yapılan böyle bir ötekileştirme, amaçlanan hedeflere de uygun değildir. Her gün hekime şiddetin konuşulduğu ülkemizde, hekim ve hastalar üzerindeki baskıyı gereksiz yere arttıracak böyle bir yaklaşım, istenen sonucun elde edilmesini zorlaştıracaktır. TJOD olarak, Sağlık Bakanlığından söz konusu videonun yayından çekilmesini ve uzman görüşlerinin dile getirildiği her kesimi kucaklayarak bilgilendiren videoların öne çıkarılmasını istiyoruz.

Sağlık Bakanlığının normal doğum eylem planı ile ilgili görüşlerimizi de , ayrıntılar netleştiğinde açıklayacağız.”

SGK, Özel Hastanelerden Hizmet Satın Almaktan Vazgeçmelidir

neoo

“SGK, özel hastanelerden hizmet satın almaktan vazgeçmelidir. Prim, katkı-katılım payı, fark ücreti, ilave ücret yerine genel bütçeden finanse edilen, kamu eliyle herkese eşit, ücretsiz, nitelikli, ulaşılabilir bir sağlık sistemi kurmak için bu ülkenin kaynakları yeterlidir”

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve İstanbul Tabip Odası (İTO), Yenidoğan Çetesi olayıyla ilgili 22 Ekim 2024 günü İTO Sevinç Özgüner Toplantı Salonunda bir basın toplantısı düzenledi.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Alpay Azap; başından beri yakından izledikleri ve kamuoyunu sıklıkla bilgilendirmeye çalıştıkları olayın temel sebebinin sağlıkta piyasacı politikalar olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:

“Geldiğimiz noktada sağlık sistemi tamamen çökmüş durumdadır. Bebek ölümleriyle bunu çok acı bir şekilde anlamış olmak hepimizi yaralıyor ancak perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. TTB olarak bu politikalarının yarattığı yıkımı uzun yıllardır anlatmaya çalışıyorduk. Yaşananlar, uygulanan politikalarının kaçınılmaz sonucudur.”

Politika yanlışlığının hiçbir etik ihlali haklı çıkaramayacağını belirten Azap, bu olaya karışmış hem insanlığa hem de meslek etiğine aykırı davranan hekimlerin ve sağlık çalışanlarının cezalandırılması için ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti. Azap, bununla birlikte söz konusu suçun pandemi ve deprem başta olmak üzere halkın sağlığı için büyük fedakarlıklarla görev yapan bütün sağlık çalışanlarına mal edilmemesi gerektiğini de dile getirdi.

TTB Olarak Bu Konunun Peşini Bırakmayacağız

Sağlık Bakanı’nın açıkladığı “yeni bir revizyon” ile sağlık sistemindeki krizin çözülemeyeceğinin altını çizen Azap, şöyle devam etti:

“Sağlık sistemindeki sorunlar pansuman tedbirler ile çözülemez. Sağlık sistemi yeniden kurgulanmalıdır. Bunun için yapılması gerekenler de bellidir. Bizim bilimsel verilerden ve halkın sağlığını koruyup geliştiren diğer ülkelerdeki deneyimlerden hareketle hazırladığımız önerilerimiz, reçetelerimiz var. Biz TTB olarak bu konunun peşini bırakmayacağız. Bu konunun geçici tedbirlerle, ‘bir grup ahlak ve vicdan yoksunu kişinin işleri’ denilerek kapatılamayacağını biliyoruz. Bu sistemin değişmesi için elimizden geleni yapacağız. Eşit, nitelikli, parasız, ulaşılabilir bir sağlık sistemi mümkün.”

Yenidoğan Ünitelerinde Yeterli Denetim Yapılmadı

İTO Başkanı Dr. Osman Küçükosmanoğlu tarafından yapılan açıklamada şunlar kaydedildi.:

“İddianamede Sağlık Bakanlığı Uzman Görüşü başlığı altında 19 bebeğe ait değerlendirme yapıldığı ve kanaat bildirildiği görülmektedir. Polis fezlekesinde yer alan tape içeriklerinden veya ailelerin SABİM ve CİMER başvurularından sonra yapılan incelemeler sonucunda oluşturulan uzman kanaatine göre; yaşamını yitiren bebeklerden bazıları için ölümle ihmal arasında illiyet bağı bulunduğu, bazı ölümler açısından ise illiyet bağı kurulamadığı anlaşılmaktadır. Uzman görüşü içerisinde sorumlu olarak gösterilen ve illiyet bağı kurulan şüphelilerin ihmali davranışla kasten adam öldürme suçu işledikleri iddia edilmiştir ve 10 bebek dosyada maktul olarak yer almıştır. Bu şüphelilerden hekim olanlar hakkında İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu tarafından TTB Disiplin Yönetmeliği uyarınca resen soruşturma başlatılacaktır. Söz konusu suçlar bu yönetmelik uyarınca meslekten men cezası gerektirmektedir. Gereği yapılacaktır.

Burada dikkat çeken en önemli husus bu bebeklerin çoğunun soruşturmanın başlamasından sonra yaşamını yitirmesi ve soruşturma sırasında yapılan teknik takiple elde edilen delillerle soruşturmaya dâhil edilmesidir. Bu husus söz konusu tarihten önceki sürede bu yenidoğan ünitelerinde yeterli denetimin yapılmadığını düşündürmektedir.

Yenidoğan Ünitelerini Suç Örgütleri İşletilmiştir

Bu durum görünürde Özel Hastane Yönetmeliği’ne aykırı olsa bile, dosyadaki deliller bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Danışmanlık hizmeti şeklinde yapılan sözleşmelerle muvazaalı şekilde bu üniteler suç örgütü tarafından işletilmiştir.

Danışmanlık hizmeti vb. yan sözleşmelerle hastanelerin asli görevlerinin taşeron yapılar tarafından işletilmesi engellenmelidir. Aynı zamanda özel hastanelerde hekimlerin şirket kurarak çalıştırılması uygulanmasına son verilmelidir.

SGK Zarara Uğratıldı

SGK Sağlık Uygulama Tebliği çerçevesinde yoğun bakım basamaklarına göre gün başına ödeme yapmaktadır. İddianameye göre söz konusu hastanelerde hasta basamakları olduğundan yüksek gösterilmiş, bazı hastaların yatış süresi uzatılmıştır.

112 Sisteminin Rolü

112 Kontrol Komuta Merkezi’nin sahip olduğu otomasyon sistemi tüm hastanelerin yatak durumunu -kaç tanesi boş, kaç tanesi dolu- anlık görmekte; ihtiyaç halinde yakınlık, yoğun bakım olanakları gibi kriterleri göz önüne alarak söz konusu merkezdeki doktor ile görüşülerek hastaların uygun sağlık hizmeti alacakları hastaneye transferi sağlanmaktadır.

Burada önemli nokta 112 Kontrol Komuta Merkezi’nin hastayı yönlendirme kararının kesin karar şeklinde olmasıdır. Hastaların suç örgütü tarafından onların istediği hastanelere maddi kazanç sağlayacak şekilde sevk edildikleri anlaşılmaktadır.

Sağlık Sisteminin En Zayıf Halkası: Yoğun Bakımlar

“2023 yılı verilerine göre Sağlık Bakanlığının 4.907 (Yüzde 35), üniversitelerin 1.606 (Yüzde 11), özel hastanelerin 7.144 (Yüzde 52) olmak üzere toplam 13.657 yenidoğan yoğun bakım yatağı vardır. Kamuya ait yenidoğan yoğun bakım yatak sayısı artırılmalı, özel hastanelerden hizmet alımına son verilmelidir”

Yenidoğan dönemi (yaşamın ilk 28 günü) sağlığın en kırılgan olduğu dönemdir. Bebek ölümlerinin yarısından çoğu bu dönemde gerçekleşmektedir. Türkiye’de bebek ölüm hızı 2023 yılında 1.000 canlı doğumda 9,8, (2022 yılında 9,2) neonatal ölüm hızı 6,0 ve beş yaş altı ölüm hızı 14,0 olarak gerçekleşmiştir.

2023 yılı verilerine göre Sağlık Bakanlığının 4.907 (%35), üniversitelerin 1.606 (%11), özel hastanelerin 7.144 (%52) olmak üzere toplam 13.657 yenidoğan yoğun bakım yatağı vardır.

Sağlık Bakanlığının Yataklı Sağlık Tesislerinde Yoğun Bakım Servislerinde Sağlık Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Tebliği’ne göre; birinci, ikinci ve üçüncü basamak yeni doğan yoğun bakım servislerinde neonataloji (yenidoğan yan dal) uzmanı tabip bulmaması durumunda, tercihen yenidoğan yoğun bakım konusunda deneyimli olan bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı görevlendirilir. Dördüncü düzey yenidoğan yoğun bakım servisinde ise neonataloji uzmanı bir tabibin görevlendirilmesi zorunludur. Bir özel sağlık kuruluşunda tam zamanlı çalışan bir uzman hekim ek olarak iki ayrı yerde daha yarı zamanlı çalışabilmektedir.

Suiistimale açık olan bu düzenlemenin gözden geçirilmesi gerekmektedir. Kamuya ait yenidoğan yoğun bakım yatak sayısı artırılmalı, özel hastanelerden hizmet alımına son verilmelidir.

Ruhsatı İptal Edilen hastaneler Kamuya Devredilmeli

İddianamede malen sorumlu olarak belirtilen hastanelerin faaliyetlerinin durdurulması sonucu olayla hiçbir ilişkisi bulunmayan yüzlerce hekim, binlerce sağlık çalışanı bir gecede işsiz kalmış, buralarda hizmet alan hastalar mağdur edilmiştir. Bu hastaneler öncelikle kamu denetiminde yeniden faaliyete geçirilmeli, ardından kamuya devredilmeli, ailelerin ve üçüncü kişilerin uğradığı maddi zarar hastanelerin kamulaştırılmasından karşılanmalı ve çalışanların özlük hakları korunarak kamu çalışanı statüsüne alınması sağlanmalıdır.

Denetim Görevi Etkin Şekilde Yapılmadı

İddianamede açıkça görüldüğü gibi özel hastaneleri denetlemekle görevli olan İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı bu görevini etkili bir şekilde yerine getirmemiştir. Bunun yanında topluma güven verici bir tutum göstermemiştir. Yurttaşlar günlerdir endişe içinde bu olayı takip etmektedir. Sağlık Bakanı’nı sorumlu davranarak gereğini yapmaya, bir bürokrat olan Sağlık Bakanı’nı o göreve atayan makamı da göreve davet ediyoruz.

Sağlıkta Dönüşüm Programı İflas Etti

Bu olay AKP hükümetleri tarafından 20 yıldan fazla süredir uygulanan ve sağlığı alınır satılır bir meta, hastaneleri ticarethane, hastaları müşteri haline getiren Sağlıkta Dönüşüm Programının iflas etmiş olduğunun göstergesidir. Olayda adı geçen hastanelerin tamamının özel olması tesadüf değildir. Piyasalaşan sağlık hizmetleri içinde bu tür suç yapılanmalarının oluşmasının maddi zemini vardır. Bu nedenle sağlık piyasanın dinamiklerine terk edilmemeli; Sosyal Güvenlik Kurumu özel hastanelerden hizmet satın almaktan vazgeçmelidir. Prim, katkı-katılım payı, fark ücreti, ilave ücret yerine genel bütçeden finanse edilen, kamu eliyle herkese eşit, ücretsiz, nitelikli, ulaşılabilir bir sağlık sistemi kurmak için bu ülkenin kaynakları yeterlidir.”

Ne Olmuştu?

Yenidoğan çetesi olarak adlandırılan suç örgütünün, 112 Acil Çağrı Merkezi bazı çalışanlarıyla birlikte yenidoğan bebekleri, anlaşmalı özel hastanelerin yenidoğan birimlerine sevk ederek yatışlarını sağladığı ve SGK’den haksız kazanç sağladığı iddiasıyla Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1399 sayfalık iddianame hazırlandı. İddianamede suç konusu 197 eylem yer alıyor. 10 bebeğin ismi maktul olarak geçiyor.

TBMM’de siyasi parti gruplarının ortak önerisiyle bebek ölümlerinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu.

Ruhsatı İptal Edilen Özel Hastaneler

Savcılık, 27 Mart 2023 tarihli CİMER ihbarından yaklaşık bir ay sonra soruşturmayı açtı. Olayın basına yansımasının ardından 10 hastanenin (Özel Avcılar Hospital Hastanesi, Özel TRG Hospitalist Hastanesi, Özel Birinci Hastanesi, Özel Güney Hastanesi, Özel Bağcılar Medilife Hastanesi, Özel Beylikdüzü Medilife Hastanesi, Özel Reyap İstanbul Hastanesi, Özel Şafak Hastanesi Bağcılar, Özel Silivri Kolan Hospital Hastanesi ve Çorlu Reyap Hastanesi) çalışma ruhsatı iptal edildi. 22’si tutuklu 47 şüphelinin yargılanacağı davanın ilk duruşma tarihi 18 Kasım 2024 olarak belirlendi.

Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinin %52’si Özel Sektörde

neoo1

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (UDEK) Yürütme Kurulu ve 41 tıpta uzmanlık derneğinin yaptığı ortak açıklamada “Şu anda yenidoğan yoğun bakım ünitelerinin %52’si özel sektörün elinde bulunmaktadır. Kamu üniversitelerine bu konuda yapılan yatırım her geçen gün azalmaktadır” denildi

112 Acil Çağrı Merkezi çalışanı bazı kişilerle ile İstanbul’da faaliyet gösteren bazı özel hastanelerin SGK’yı dolandırmak amacıyla kurduğu yenidoğan çetesine ilişkin Türk Tabipleri Birliği (TTB) Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu (UDEK) Yürütme Kurulu ve 41 tıpta uzmanlık derneği ortak açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İstanbul’da çok sayıda bebeğin, aralarında hekimlerin ve sağlık çalışanlarının da olduğu bir çete tarafından, tıbbi gereklilik olmadığı halde anlaşma yapılmış özel hastanelerin yenidoğan yoğun bakım ünitelerine yönlendirildiğine, bu sayede Sosyal Güvenlik Kurumundan (SGK) ve ailelerden haksız gelir elde edildiğine ve daha vahimi bebeklerin bir kısmının yoğun bakım takipleri sırasında hayatını kaybettiğine ilişkin haberleri üzülerek takip etmekteyiz.

Sorumlular En Ağır Şekilde Cezalandırılmalı

Olayla ilgili kamuoyuna yansıyan ayrıntıların hekimlik temel değerleri bir yana, insanlıkla bağdaşmayacak nitelikte olduğu ve sorumluların en ağır şekilde cezalandırılması gerektiği açıktır. Ancak unutulmaması gereken, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde özveriyle çalışan ve bebeklerin yaşamı için mücadele eden çok sayıda hekimin varlığıdır. Yenidoğan uzmanları ve hemşireleri gecelerini gündüzlerine katarak görev yaparken bu şekilde toptancı bir bakışla suçlanmayı ve hedef gösterilmeyi hak etmemektedir.

Sağlıkta Dönüşüm Programının Yıkıcı Etkileri

Bu olayın düşündürdüğü bir başka konu ise; yıllardır kamuoyunu ve yetkilileri uyardığımız, Sağlıkta Dönüşüm Programı doğrultusunda uygulanan politikaların halkın yararına olmadığını, sağlık sisteminde yıkıcı sonuçları olduğunu ve hekimliğin temel etik değerlerini ortadan kaldırdığını yadsınamaz şekilde ortaya koymuş olmasıdır. Sağlık hizmetini sıradanlaştıran, niteliğe değil niceliğe önem veren, sağlığı piyasa kurallarına teslim eden Sağlıkta Dönüşüm Programı sağlık sistemimizi ve mesleki ortamımızı çürütmüştür.

Yoğun Bakımın %52’si Özel Sektörde

“Halk sağlığına, hekimlik değerlerine ve sağlık çalışanlarına zarar veren, ülkemiz kaynaklarını boşa harcayan bu politikalardan bir an önce vazgeçilmesini ve denetim başta olmak üzere yaşanan sorunların nedenlerinin titizlikle araştırılmasını istiyor ve herkesi sorumluluklarının gereğini yapmaya davet ediyoruz”

Şu anda yenidoğan yoğun bakım ünitelerinin %52’si özel sektörün elinde bulunmaktadır. Kamu üniversitelerine bu konuda yapılan yatırım her geçen gün azalmaktadır.

Halk sağlığına, hekimlik değerlerine ve sağlık çalışanlarına zarar veren, ülkemiz kaynaklarını boşa harcayan bu politikalardan bir an önce vaz geçilmesini ve denetim başta olmak üzere yaşanan sorunların nedenlerinin titizlikle araştırılmasını istiyor ve herkesi sorumluluklarının gereğini yapmaya davet ediyoruz.

41 Tıpta Uzmanlık Derneği

Açıklamaya imza veren 41 tıpta uzmanlık derneği şöyle: Acil El Cerrahisi ve Mikrocerrahi Derneği, Adli Tıp Uzmanları Derneği, Akademik Geriatri Derneği, Çocuk Alerji İmmünoloji ve Astım Derneği, Çocuk Romatoloji Derneği, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği, Patoloji Dernekleri Federasyonu, Rejyonal Anestezi Derneği, Sualtı ve Hiperbarik Tıp Derneği, Tıp Eğitimini Geliştirme Derneği, Türk Algoloji – Ağrı Derneği, Türk Anatomi ve Klinik Anatomi Derneği, Türk Anestezi ve Reanimasyon Derneği, Türk Biyokimya Derneği, Türk Cerrahi Derneği, Türk Çocuk Acil Tıp ve Yoğun Bakım Derneği, Türk Çocuk Ürolojisi Derneği, Türk Farmakoloji Derneği, Türk Fizyolojik Bilimler Derneği, Türk Hematoloji Derneği, Türk Histoloji ve Embriyoloji Derneği, Türk İmmünoloji Derneği, Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği, Türk Nöroradyoloji Derneği, Türk Nöroşirürji Derneği, Türk Oftalmoloji Derneği, Türk Pediatri Kurumu Derneği

Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği, Türk Tıbbi Rehabilitasyon Kurumu Derneği, Türk Toraks Derneği, Türk Yoğun Bakım Derneği, Türkiye Acil Tıp Derneği, Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği, Türkiye Biyoetik Derneği, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği

Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği, Türkiye Milli Pediatri Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği, Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği ve Türkiye Ulusal Allerji ve Klinik İmmünoloji Derneği.

Meme Taraması Beklenen Seviyenin Gerisinde

ale

“Meme kanseri tedavileri erken başlandığında ve tamamlandığında daha etkilidir ve daha iyi tolere edilir. Tarama düzeylerinde gelinen nokta hala umulanın gerisindedir. Bu nedenle tarama programlarının hayat kurtarıcı olduğu unutulmamalı ve kullanımı artırılarak yaygınlaştırılmalıdır”

Ekim ayının Meme Kanseri Farkındalık Ayı olması dolayısıyla, HASUDER Toplumsal Cinsiyet, Kadın ve Üreme Sağlığı Çalışma Grubu tarafından hazırlanan kamuoyu bildirisinde, meme kanserine ilişkin şu bilgiler verildi:
“Meme kanseri hem dünyada hem de ülkemizde kadınlarda en sık görülen ve en fazla ölümle sonuçlanan kanser türüdür. Her yaşta kadında görülebilen bu hastalığın riski, özellikle ileri yaşlarda artmaktadır. 2022 yılında dünya genelinde 2,3 milyon yeni meme kanseri vakası teşhis edilmiştir ve yaklaşık 665.000 kişi meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Meme kanseri vakalarının önemli bir kısmı orta ve düşük gelirli ülkelerde görülmekte ve bu ülkelerdeki kadınlar, hastalıkla ilgili bilgiye ve sağlık hizmetlerine erişimde zorluklar yaşamaktadır. Ülkemizde de 2018 verilerine göre kadınlarda en sık görülen kanser olan meme kanserinin insidansı yüz binde 48,6’dır. Vakaların yaklaşık %48,2’si erken evrede teşhis edilmiştir.

“Meme kanseri vakalarının önemli bir kısmı orta ve düşük gelirli ülkelerde görülmekte ve bu ülkelerdeki kadınlar, hastalıkla ilgili bilgiye ve sağlık hizmetlerine erişimde zorluklar yaşamaktadır. Ülkemizde de 2018 verilerine göre kadınlarda en sık görülen kanser olan meme kanserinin insidansı yüz binde 48,6’dır. Vakaların yaklaşık %48,2’si erken evrede teşhis edilmiştir”

Ekim Ayı ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’

Ekim ayında ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ olarak dünya genelinde, Pembe Kurdele teması kullanılarak meme kanserini tanıma, tarama ve önlemeye teşvik amacıyla çeşitli bilinçlendirme çalışmaları düzenlenir. 

Meme kanserlerinin yaklaşık %99’u kadınlarda, %0,5-1’i ise erkeklerde görülür. Meme kanseri sadece genetik etmenlere bağlı değildir. İşyerlerinde bazı kimyasalların, radyoaktif maddelere ve radyasyona maruz kalmanın ve gece çalışma gibi çalışma biçimlerinin meme kanser riskini arttırdığı bilinmektedir. Bunun dışında yoğun meme dokusu, erken adet görme, geç menopoz gibi değiştirilemez risk etmenlerinin yanında hareketsiz yaşam, obezite, sigara, alkol gibi değiştirilebilir risk etmenleri mevcuttur.

Meme Kanserinden Korunma Yöntemleri

“Tarama ile erken evrede saptanabilen meme kanseri olgularının sağ kalım oranları %90 ve üzerinde artmaktadır. Ayrıca kişinin yaşam kalitesine olumlu katkısı ve tedavi maliyetlerini azaltması da tarama programlarının diğer önemli katkılarıdır”

Meme kanseri birçok vakada erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Meme kanserinden korunmada önemli korunma yöntemlerinden biri de taramadır.  Tarama ile erken evrede saptanabilen meme kanseri olgularının sağ kalım oranları %90 ve üzerinde artmaktadır. Ayrıca kişinin yaşam kalitesine olumlu katkısı ve tedavi maliyetlerini azaltması da tarama programlarının diğer önemli katkılarıdır.

Kendi Kendine Meme Muayenesi

Erken tanının hayat kurtarıcı olması nedeniyle ülkemizde ücretsiz tarama programları bulunmaktadır.

Aile hekimliklerinde; ayda bir kendi kendine meme muayenesi (KKMM) uygulaması için kişiye danışmanlık verilmesi ve yılda bir klinik meme muayenesi ile birlikte 2 yılda bir olmak üzere 40-69 yaş arası kadınlara mamografi çekimi yapılmalıdır.

Kendi kendine meme muayenesi 20 yaşının üzerinde her kadına önerilmektedir. Önce ayna karşısında her iki meme anormal bir görünüm (asimetri, kızarıklık, renk değişikliği, meme başında çökme vb.) açısından kontrol edilir, ardından elle muayeneye geçilir. Bu şekilde bireyin kendi meme dokusunu tanıyarak, değişiklikleri daha kolay fark edebilmesi sağlanır.

Tüm illerimizde Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM), Aile Sağlığı Merkezleri, İlçe Sağlık Müdürlükleri/Toplum Sağlığı Merkezleri ve Sağlıklı Hayat Merkezleri’nde danışmanlık ve bilgilendirme çalışmaları yürütülmektedir.

Taramalar Ücretsiz  

Taramalar ücretsiz bir şekilde yapılmaktadır. Taramaya uygun kadınlar ilde tarama merkezlerine, tarama sonucu şüpheli bulunanlar ise ileri teşhis merkezleri olarak belirlenen hastanelere yönlendirilerek uzman kontrolünden geçmesi sağlanmaktadır.

Meme kanseri tedavileri erken başlandığında ve tamamlandığında daha etkilidir ve daha iyi tolere edilir. Tarama düzeylerinde gelinen nokta hala umulanın gerisindedir. Bu nedenle tarama programlarının hayat kurtarıcı olduğu unutulmamalı ve kullanımı artırılarak yaygınlaştırılmalıdır.”