Sağlık Sektörü Özelinde 2018 Yılını Nasıl Bilirsiniz?

klinikiletişim, bu sayı ile birlikte 2018 yılını geride bırakmaya hazırlanıyor. Nasıl bir yılı geride bıraktığımız konusunu gelecek sayılarda tartışmak daha anlamlı olabilir fakat bu yıl, hiç kuşkusuz, ekonomik dalgalanmanın yarattığı belirsizlikle anılacak. Etkilerinin 2019’da daha fazla hissedileceği sıklıkla ifade ediliyor. Sağlık sektörünün krizden nasıl etkilendiği, süreci nasıl yönettiği önümüzdeki aylarda daha net anlaşılacak.

Sağlık Yatırımları ve Hizmet Alımlarında Azalma

Bu anlamda GE Sağlık Türkiye’nin yaptığı yuvarlak masa toplantısı sonuçlarını önemsiyoruz. Buna göre sektör; kur artışının etkilerinin, 2 yıldan daha uzun sürede tolere edileceğini öngörüyor. 2019 yılında sağlık sektörü yatırımlarının, hizmet alımlarının azalacağı, kamu direkt alımlarının azalacağı yönünde görüş ifade ediliyor.

Herkesin merakla beklediği kamu – özel ortaklığı ile yapılan şehir hastaneleri yapımının aynı hızla devam edemeyeceği öngörülüyor. Mevcut açılmış olan şehir hastanelerinin sürdürülebilirliği de ayrı bir tartışma konusu; sürdürülemez olduğu yönünde görüşler ağırlıkta. Yatırımcı açısından sağlık pazarındaki en büyük fırsatın yurtdışı sağlık işletmeciliği olarak öne çıkıyor. 

Konsolidasyon Beklentisi Hakim

Özel hastaneler için de önümüzdeki bir yılda konsolidasyon beklentisi hakim. Toplantı sonuçları karamsar tablo çiziyor. 

Bakanlık ve Üniversite Hastaneleri Ortak Kullanımı

Öte yandan, TBMM’ye getirilen “Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda kabul edildi. 43 maddeden oluşan bir kanun teklifinde yer alan 23. Maddede, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesisleri ile üniversitelerin tıp ve diş hekimliği alanında lisans ve uzmanlık eğitimi veren kurumlarının birlikte kullanımı hususunda uygulamada karşılaşılan problemlerin çözümüne yönelik düzenleme yapıldığı ifade ediliyor. Bu problemlerin neler olduğu ve çözüm önerilerine yönelik gelecek sayılarımızda tartışmaya açacağız. 

Şehir Hastanesi Yapan Şirketlerin Lehine Düzenlenme

Aynı Kanun teklifinin 38, 39 ve 40. maddelerde şehir hastanelerini yapan ve işleten şirketler lehine maddeler de mevcut; şirketlere hasta garantisi verilen tıbbi hizmetlerde, sözkonusu şirketlere 10 yıllık süre garantisi veriliyor. Şehir hastanesini işleten şirketlerin işletme dönemindeki teminat miktarı TÜİK tarafından belirlenen Yurtiçi Üretici Fiyat Endeksi (YÜFE) oranında artırılıyor. Şehir hastanesi yapan şirketlere daha önce inşaat dönemiyle sınırlı olmak üzere Harç ve Damga Vergisi muafiyeti tanınırken teklifle bu işletme dönemini de içine alacak şekilde genişletiliyor. 

Kamudan İhraç Edilen Hekimler

Birçok önemli madde yanı sıra, teklifin 5. Maddesinde Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen ve güvenlik soruşturmasından geçemeyen hekimlerin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile anlaşmalı özel hastanelerde çalışması engelleniyor. Dergimiz baskıya hazırlandığı sırada bu düzenleme güncelliğini koruyordu fakat sonrasında geri çekildi.

klinikiletişim’in Kasım Sayısı Yayınlandı

Medikal Sektörün Yenilikçi Dergisi klinikiletişim’in Kasım sayısında yer alan ana başlıklar şunlar:

Medikal Sektörün Ekonomik Kriz Yönetimi
GE Sağlık Türkiye’nin Yuvarlak Masa Toplantısında Neler Konuşuldu?
ACENDIS’in Ekonomik Kriz İle Baş Etme Yöntemi: Yurtdışı Hastane Projeleri
Gazi Üniversitesinde Hayati Öneme Haiz Olmayan Malzeme Alımları Durduruldu
“Mecbur Kalmadıkça Ameliyat Yapılmaması Yönünde Mesaj Veriliyor”

Cerrahi Asistan Eğitiminde Neredeyiz?
Prof. Dr. Cem Terzi anlattı: Akademik Tıpta Totaliter Dönem – Eski Kuşak Hekimler & Yeni Starlar
Hacettepe’nin Cerrahi Eğitim Sistemi Nasıl?
Hacettepe Genel Cerrahinin İlk Kadın Asistanı Anlattı: Genel Cerrahide 40 Yıl!
Cerrahi Eğitime Endüstri Bakışı Nasıl?

Türkiye Kanser İstatistikleri Neler Söylüyor
Akciğer Kanserinin Ekonomik Bilançosu Açıklandı: Akciğer Kanserinin Ülkemizdeki Toplam Ekonomik Yükü 9 Milyar TL’ye Yakın

Dijital Sağlık Vizyonu & HIMMS’18 Eurasia’da Öne Çıkan Başlıklar:
ABD ve Avrupa’dan Gelen HIMMS Yetkilileri Tarafından Yapılan Değerlendirme Sonucu Türkiye, 164 Hastane ile Avrupa’nın En Başarılı Ülkesi Oldu
Almanya, İspanya ve İtalya’da Toplam 16 Adet 6. Seviye Hastane Bulunurken, Türkiye 163 Adet 6. Seviye ve 1 Adet 7. Seviye Hastane ile Avrupa Toplamının Önüne Geçti
TÜSAP Toplantısı da HIMMS Bünyesinde Yapıldı
Sıemens Healthineers Türkiye: “Dijital Dünyada Başarının Püf Noktası Veri Analizi”

Bilkent Şehir Hastanesi Hasta Kabulüne Başlıyor

EKMUD Uyarıyor: Aşı Reddine Karşı Yasa Teklifimiz Hayata Geçirilmeli

İlaç Endüstrisinden Haberler:
GSK, Türkiye’de Yeni Bir Yatırım Yapıyor
Novartis 2019’da 2 Yeni Yerli Ürünü Daha Pazara Sunacak
Abdi İbrahim, Meme Kanserinde ilk Biyobenzer ilacı Piyasaya Sundu
İlaç Endüstrisinde Üst Düzey Atama Haberleri

 

 

Türkiye Sağlık Sektörü Nereye Gidiyor?

GE Sağlık, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik darboğazda sağlık sektörünü nelerin beklediği konusunda İstanbul’da tüm gün süren bir yuvarlak masa toplantısı yaptı.

GE Sağlık Türkiye Genel Müdürü Yelda Ulu Colin’in yuvarlak masa tartışma sonuçlarını aktardığı toplantıda GE Sağlık Gelişmekte Olan Pazarlar Başkan ve CEO’su Maher Abouzeid ve Ekonomist Cevdet Akçay da sunum yaptı.

Tartışma konularını hizmet alımları, kamu-özel ortaklığıyla şehir hastaneleri projeleri, kamu yatırımları, özel sağlık yatırımları ve finansman oluşturdu.

Türkiye’de 1948’ten beri faaliyet gösteren GE’nin, sadece sağlık alanında değil havacılık, enerji, taşımacılık alanında da yatırımları sözkonusu. GE Sağlık Türkiye Genel Müdürü Yelda Ulu Colin’in verdiği bilgilere göre, Türkiye’de 6 milyon GE teknolojisi kullanılıyor. Görüntüleme sistemleri ile yılda 3 milyondan fazla tetkik yapılıyor. Yaklaşık 50 binden fazla GE cihazında yapay zeka entegrasyonu mevcut. GE’nin yatırım yaptığı önemli alanlardan biri de yaşam bilimleri denilen biyolojik ilaç üretimine altyapı sağlayan teknoloji cihazları.

GE Sağlık; 1896’da ilk röntgen cihazını, 1966’da ilk mamografi cihazı, 1978’de ilk bilgisayarlı tomografi cihazını, 1983’te MR cihazı ve 2006’da ilk PET-BT cihazını piyasaya sundu.

Türkiye’de akademik sahada kurulan ilk PET MR cihazı 2015’te Gazi Üniversitesinde GE Sağlık tarafından kuruldu. Türkiye’de 4 PET MR cihazı kurulu ve çalışıyor, bunlardan 3 tanesi GE cihazları. Gazi’yi takip eden Cerrahpaşa Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi oldu.

Türkiye’de ilk sistematik doz optimizasyonu projesi de, 2015’te İstanbul Anadolu Kuzey Kamu Hastaneleri Birliğinde AFFIDEA ile birlikte gerçekleştirildi.

PPP Projelerinde Yatırımcı GE

GE Sağlık, Kamu-Özel Ortaklığı (KÖİ – PPP) modeliyle yapılan Mersin ve Bilkent Şehir Hastanelerinde teknolojik çözüm ortağı olarak 2016’da CCN Holding tarafından seçildi. Sadece teknolojik çözüm ortağı olarak değil yurtdışı finansman kaynağı olarak rol oynayan GE, GAMA ve Türkerler ortaklığı ile yapılan İzmir ve Kocaeli şehir hastaneleri projelerine de yatırımcı olduk.

Sadece radyoloji, kardiyoloji, nükleer tıp alanında değil yoğun bakım kliniklerinde ve ameliyathanelerde kullanılan birçok cihazı üreten geniş portföye sahip.

 “Türkiye’de Yatırımlarımıza Devam Edeceğiz”

GE Sağlık Gelişmekte Olan Pazarlar Başkan ve CEO’su Maher Abouzeid, uzun soluklu çözüm ortağı olarak Türkiye’de bulunduklarını ifade ederek, “1948’den beri Türkiye pazarındayız. Önümüzdeki süreçte yapay zekalı cihazların öğrenme kapasiteleri artacak ve bu sektörde büyük sıçramalara neden olacak. Dolayısıyla yapay zeka çok daha yoğun kullanılacak. Bizler Türkiye’de yatırımlarımıza devam edeceğiz” diye konuştu.

Bıçak Sırtı Sorular ve Cevaplar Neler?

20 kişilik bir grup içinde yapılan ve GE Sağlık Türkiye Genel Müdürü Yelda Ulu Colin tarafından sunulan yuvarlak masa toplantısı soruları ve öne çıkan yanıtları şöyle:

Sağlık yönetimi için dijitalizasyon ve yeni teknolojik gelişmeler alanında en çok ihtiyaç duyulan inovasyon hangisidir?
Büyük veri yönetimi, yapay zeka, sanal gerçeklik, kişiye özel sağlık çözümleri ve blockchain seçenekleri arasından, katılımcıların çoğu (yüzde 43) kişiye özel sağlık çözümleri seçeneğini tercih etti.

Sağlık hakkında bilinçlenmenin artmasıyla birlikte hastalar hangi alanda daha çok söz sahibi oluyorlar?Hastane seçimi, doktor seçimi, ekipman seçimi ve diğer seçenekleri arasından, katılımcıların çoğu (Yüzde 41) tedavi seçimi seçeneğini tercih etti. Doktor seçimi ikinci sırada (yüzde 32) yer aldı.

Cihaz üreticilerini birbirinden ayıran en önemli kriter sizce hangisidir?
Teknoloji üstünlüğü, marka prestiji, servis kalitesi, geniş cihaz portföyü, personel yetkinliği, fiyat avantajı, ihtiyaca özel klinik, finansal ve operasyonel çözüm kabiliyeti seçenekleri arasından katılımcıalrın çoğu (yüzde 48) ihtiyaca özel klinik, finansal ve operasyonel çözüm kabiliyeti seçeneğini tercih etti. İkinci sırada (yüzde 24 oyla) teknoloji üstünlüğü seçeneği yer aldı.

Sağlık teknolojisi seçiminizde en çok neye dikkat ediyorsunuz?
Yatırım geri dönüş hızı, toplam sahip olma maliyeti, klinik/teknolojik üstünlük, doktor/kullanıcı tercihi, uygun finansman çözümü, servis kalitesi, satıcı firmayla ilişkiler seçenekleri arasından, katılımcıların çoğu (yüzde 33) yatırım geri dönüş hızı seçeneğini tercih etti. İkinci sırada (yüzde 19’luk aynı oy oranı ile) toplam sahip olma maliyeti, klinik/teknolojik üstünlük seçenekleri yer aldı.

Yatırımcı gözüyle sağlık pazarındaki en büyük fırsat sizce hangisidir?
KÖİ (kamu-özel ortaklığı – PPP) hastane projeleri, yurtiçi hastane yatırımı, yurtiçi hizmet alımı yatırımı, yurtiçi sağlık işletmeciliği, diğer seçenekleri arasından, katılımcıların çoğu (yüzde 69) yurtdışı sağlık işletmeciliği seçeneğini tercih etti.

Yurtdışı sağlık işletmeciliği alanında yatırımlarınız hangi bölgelerde yoğunlaşıyor?
Kuzey Afrika ülkeleri, Ortadoğu ülkeleri, Doğu Avrupa ülkeleri, Kafkaslar/Rusya/Türki Cumhuriyetler ve yatırım planım yok seçenekleri arasından katılımcıların çoğu ( yüzde 67) yatırım planım yok seçeneğini tercih etti. İkinic sırada (yüzde 25) Kafkaslar/Rusya/Türki Cumhuriyetler seçeneği yer aldı.

Yatırım kararlarınızda faiz oranları mı yoksa döviz kurundaki beklentiler mi daha çok etkili oluyor? Sorusuna verilen yanıtlarda katılımcıların çoğu (yüzde 62) faiz oranları seçeneğini belirledi.

Kur artışının etkileri ne kadar zamanda tolere edilecek?
1 yıldan az, 1 – 2 yıl içinde, 2 yıldan daha uzun, tolere edilemez seçenekleri arasından katılımcıların çoğu (yüzde 62) 2 yıldan daha uzun seçeneğini tercih etti

2019 yılında sağlık sektörü yatırımlarının ne yönde gelişeceğini düşünüyorsunuz? Artacak, 2018 ile aynı kalacak, azalacak, tahmin edemiyorum seçenekleri arasından katılımcıların çoğu (yüzde 85) azalacak seçeneğini belirledi.

2019 yılında hizmet alımlarının ne yönde gelişeceğini düşünüyorsunuz? Artacak, 2018 ile aynı kalacak, azalacak, tahmin edemiyorum seçenekleri arasından katılımcıların çoğu (yüzde 62) azalacak seçeneğini belirledi.

KÖİ projelerinin aynı hızla devam edeceğini öngörüyor musunuz? Sorusuna gelen yanıtlarda katılımcıların çoğu (yüzde 83) hayır yanıtını verdi. Yüzde 17’lik bir dilim de tahmin edemiyorum diye görüş bildirdi.

2019 yılında kamu direkt alımlarının gelişimini nasıl öngörüyorsunuz? Artacak, 2018 ile aynı kalacak, azalacak, tahmin edemiyorum seçenekleri arasından katılımcıların çoğu (yüzde 75) azalacak seçeneğini belirledi.

2019 yılında özel sektör alımlarının gelişimini nasıl öngörüyorsunuz? Artacak, 2018 ile aynı kalacak, azalacak, tahmin edemiyorum seçenekleri arasından katılımcıların çoğu (yüzde 91) azalacak seçeneğini belirledi.

2019 yılında kamu toplu alımlarının gelişimini nasıl öngörüyorsunuz? Artacak, 2018 ile aynı kalacak, azalacak, tahmin edemiyorum seçenekleri arasından katılımcıların çoğu (yüzde 45) tahmin edemiyorum seçeneğini belirledi. İkinci sırada artacak (yüzde 36) seçeneği yer aldı. 

Geçen aylarda yapılan SUT güncellemesinin orta vadede hizmet kalitesine yansımaları nasıl olur? Olumlu, olumsuz, etkisi olmaz, fikrim yok seçenekleri arasından katılımcıların çoğu (Yüzde 91) olumsuz seçeneğini belirledi.

2019 yılında SGK’nın uygulamakta olduğu SUT rakamları ne yönde değişecek? Artacak, azalacak, değişmeyecek, fikrim yok seçenekleri arasından katılımcıların çoğu (yüzde 73) değişmeyecek seçeneğini belirledi.

Önümüzdeki 1 yıllık süreçte özel hastanelerde konsolidasyon bekliyor musunuz? Sorusuna katılımcıların çoğu (yüzde 55) evet diye yanıt verdi. Fikrim yok diye yanıt verenler yüzde 27 ile ikinci sırada yer aldı.

KÖİ’lerin özel hastanelere etkisi ne yönde olacak? Sorusuna katılımcıların çoğu (yüzde 40) olumsuz diye yanıt verdi. Yüzde 30’luk dilim etkisi olmaz derken yüzde 20’lik bir dilim de destekleyici diye yanıt verdi.

Mevcut açılmış olan şehir hastanelerinin sürdürülebilir olacağını düşünüyor musunuz? Sorusuna katılımcıların çoğu (yüzde 50) hayır diye yanıt verdi. Yüzde 40’lük bir dilim hayır diye yanıt verdi. Geri kalan yüzde 10 ise fikrim yok dedi.

Yüksek Büyüme İstiyorsanız Faizi Arttırmanız Lazım

Ekonomist Cevdet Akçay da, sunumunda şunları kaydetti:

“Türkiye 2016’dan beri öyle bir süreçte ki eğer büyümenizi biraz yüksek tutmak istiyorsanız faiz arttırmanız lazım. Bu senenin sonlarında şunu söylüyorum; yine faiz arttırmanız lazım ama bu sefer ortodoks sebeplerden dolayı. Yani ağustos öncesi dönemde faiz arttırmak büyüme için gerekli olan bir şeydi. Artık öyle bir noktaya geldik ki durumu kurtarmak için faiz arttırmamız lazım. Enflasyon daha önce gördüğümüz bir enflasyona benzemiyor.

Merkez Bankasının şunu düşünmesi gerekiyor, acaba faiz indirecek yerim var mı? Bu sizin zor durumda olduğunuzu gösteren bir şey aslında… Merkez Bankası zor durumda!

Modern ekonomiler nasıl çalışıyor? Birinci ayakta sinyalleme var, bunu siyasetçiler ve Merkez Bankası para politikası yapıyor. İkinci ayakta finans piyasaları… Üçüncü ayakta da sektörde mal ve hizmetle uğraşan insanlar var. Yüksek büyüme istiyorsanız faizi arttırmanız lazım.

IMF’yi Neden Karşıma Alıyorum?

Mevcut iktidarın yerinde olsam reklamımı şöyle yaparım: Bu ülke Uluslar arası Para Fonu (IMF) ile 17 stand-by anlaşmasını batırdı. 18 ve 19 başarıyla bitirildi. Bunu bitirebilme potansiyeli bir tek bizde vardı ver bitirebildik. IMF’yi neden karşıma alayım ki, reklamımı IMF ile çalışabilme kapasitesinde olmak üzerine kurardım. Bu çok iyi bir sinyal olurdu; düşünsenize 17 stand-by bitmemiş ve son ikisini başarıyla bitiren bir hükümet var. Bunu neden lanse etmediklerini düşündüğüm zaman ontolojik sıkıntıları olabileceği aklıma geliyor.”

Akademik Tıpta Totaliter Dönem: Eski Kuşak Hekimler & Yeni Starlar

“Bugünkü sistemde 30 yıllık bir cerrah da olsanız, eğitimini yeni tamamlamış bir kişi sizin yerinizi kolaylıkla alabilir. Genç hekim, sistem için daha yararlı görülüyor. Teknolojik olarak daha iyi evet ama entelektüel açıdan güçlükleri olan bir grup… Eski kuşak ve yeni starlarla karşı karşıyayız”

PROF. DR. CEM TERZİ

Tıp ve uzmanlık eğitiminde totaliter tıp dönemi konulu sunum yapan Prof. Dr. Cem Terzi konuşmasında eğitim ve araştırma hastanelerinin stratejik öneminde vurgu yaptı. Mezuniyet öncesi uzmanlık eğitimi ve sürekli tıp eğitiminin kaynaklarının eğitim araştırma hastaneleri bünyesinde olduğunu belirten Prof. Dr. Terzi şöyle konuştu:

“Eğitim araştırma hastanelerinin (EAH) diğer fonksiyonları yanı sıra sağlık sistemine de desteği var; profesyonel önderler bu kurumlardan çıkıyor. Topluma yönelik etkinlikler için merkez işlevi görüyor. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin nasıl yönetileceği konusunda teorik ve pratik programların çıkartılması bu hastanelerde yapılır. Temel bilimler araştırması, klinik araştırmalar, sağlık hizmetlerinin etkin sunumuna, eğitim bilimine ilişkin araştırmalar yine kurumlarda yapılır. Öte yandan EAH’lar o kadar büyüktürler ki iş sahasıdırlar. Orta veya büyük ölçekli bir fabrika deviniminde ekonomik imkan ve istihdam sağlarlar.

EAH’ların bir de sosyal hizmet yönü vardır ki aslında devletin meşruiyeti buna dayanır. İnsanların gönüllü olarak vergi vermesi, askere gitmesi, eğitim, sağlık ve adalet hizmetlerinin eşit ve kaliteli olmasıyla meşruiyet kazanır. EAH’lar bu anlamda temel taşlardan biridir. EAH’lar politik birer semboldür. Mesela İngiltere’de 2. Dünya Savaşından sonra kurulan ulusal sağlık sistemi bütün birleşik krallık vatandaşlarının gurur duyduğu bir politik sembol haline gelmiştir.

Sosyal destek merkezidir; yoksullara, dezavantajlılara burada hizmet verilir. Mesleki güç odağıdır, alanının liderleri buradan çıkar.” 

Eğitim Araştırma Hastaneleri Ulusların Değeridir

Prof. Dr. Terzi, EAH’ların ulusun değeri ve onur duyduğu kurumlar olduğunu belirterek şunları kaydetti:

“Tüm bu nedenlerle EAH’ları sadece kar eden yapıya dönüştürdüğümüz zaman bunun ilk sonucunun örneğini, 2000’li yıllarda ABD’de görebiliriz, ülkenin kendisinin itiraf ettiği ve saygın dergilerde de yayınlandığı üzere rekabete dayalı sağlık hizmetinin sonucunda ABD’deki 120 – 125 tıp fakültesinin iflas ettiği, birçoğunun borç içinde olduğu güçlükle ayakta kalanların da sosyal hizmet işlevini yerine getiremediği açıklandı.

ABD’deki neo liberal yapılanma hızla Türkiye’ye de yansıdı. Bizde de çok benzeri bir durum çok çabuk gerçekleşti. Gırtlağına kadar borç içinde olmayan herhangi bir akademik hastane kalmadı. Kar amacı içinde olanla olmayan arasında müthiş bir haksız rekabet var. Yeni kurulan hastane zincirleri kısa zamanda büyüdü; bazıları sağlık sektöründe bazıları sağlık sektöründe olmayan finans kuruluşları tarafından kar amaçlı satın alındılar. İnsan gücü tamamen kamudan sağlandı.”

Beyin Cerrahı Profesörü Astronot Maliyetinde

Bir tıp fakültesi öğrencisinin ülke ekonomisine maliyetinin ABD’de 1 milyon dolar olarak hesaplandığını belirten Prof. Dr. Terzi, “Profesörler için böyle bir hesap yok; astronotlar için var. Beyin cerrahı profesörünün bir astronot maliyetinde olduğu düşünülebilir. 10 – 15 milyon dolar… Kamu, kendisine hiçbir amortisman bedeli ödenmeden, özel sektördeki daha iyi imkanlar nedeniyle boşaltıldılar. Yetişmiş insan gücünü özel sektör aldı ve bu insanlar üzerinden çok ciddi para kazandılar. Komplike, pahalı hastaları kabul etmedikleri için akademik hastanelere karşı her zaman daha çok kazanan hastaneler oldular. Bu durum tıp eğitimini kötü etkiledi; finansal baskılar öğretim üyelerinin daha çok sağlık hizmeti vermesine ve eğitime ayrılan zamanın giderek düşmesine yol açtı. Araştırma sistemi hızlıca değişti. Artık ya öğretim üyeleri kendilerine ait küçük start-up şirketler kurmaya başladılar ya da şirketleri doğrudan üniversite içinde kurarak yine şirket adına özel araştırmalar yapmaya başladılar. Kamunun araştırma alanındaki etkinliğini tamamen ortadan kalktı” dedi. 

ABD ve Avrupa’da Sağlık Finansman İşleyişi

“Yapılan araştırmalar şunu gösteriyor ki; siz ne yaparsanız yapın akademik hastaneleri ne kadar iyi çalıştırırsanız çalıştırın, sağlık hizmeti bedeli eğitim – araştırma ve kompleks ve ağır hastalara hizmet, yoksul hastalara karşılıksız sağlık hizmeti bedelinden yaklaşık yüzde 25 – 30 daha yüksek” diye konuşan Prof. Dr. Cem Terzi şunları kaydetti:

“Eğer SUT yani geri ödeme sistemleri size bu 25 – 30’luk farkı bir yıl vermezse ilk yıl bütçeniz eksi 30 açık veriyor; ikinci yıl artarak devam ediyor. 10. yılın sonunda da iflas eden bir kurum haline geliyorsunuz. 2006’da ABD’deki tıp fakültelerinin üçte ikisinin negatif bütçede olduğu biliniyor. Başlangıçta biz hekimler, akademisyenler bu piyasalaşmaya proaktif yaklaştık; sanki daha etkin, üretimin daha çok artacağı ortamları bize sunacak zannettik ama 10 yıl içinde akademik kalitedeki ivme ne kadar yanıldığımızı bize gösterdi. Avrupa Birliği ülkeleri için yapılan bir çalışmada da çok benzeri bir sonuç gösterildi. Akademik tıbbın bir kriz içinde olduğu ve Avrupa’da da buna kısa süre içinde müdahale edilmezse tıp fakültelerinin tamamen yok olacağı, ticarileşeceği hatta üniversiteden tıp fakültesi hastanelerinin çıkartılmasını başka yapılan içinde devam etmesini inceleyen senaryolar ortaya çıktı.

Tıbbi Araştırma ve Yayın Dünyası

Prof. Dr. Terzi, tıbbi araştırma ve yayın dünyasına bakıldığında, pek çok yayının metodolojik olarak hatalı, yanlış ve geçersiz bilgiler içerdiğini bildiren makalelerin varlığına dikkat çekti. 2010’da bu meseleleri içeren çok uzun bir makale yazdığını anımsatarak, şöyle konuştu:

“Başta biyomedikal endüstri olmak üzere pek çok çıkar grubu bağımsız ve dürüst bilimsel araştırmaları sürekli etkiliyor, sonuçları zayıflatıyor, değiştiriyor ve bu müdahaleler sayesinde tıbbi literatür hatalı makaleler ve çıkar çatışmaları ile dolu. O yüzden halkın da kafası karışık! Hekimler de ne yapacağını bilemez halde.” 

Totaliter Medikal Sistem Devri

Bir yazarın akademik tıbbın içinde bulunduğu durumu “totaliter tıp” diye adlandırdığını ifade eden Prof. Dr. Terzi, “Bir önceki kapitalist döneme endüstriyel tıp ama şu anda içine girdiğimiz yeni döneme totaliter medikal sistem adını veriyor. Aslında dünyada tıp sistemi başından itibaren paranın gücüne köleleştirilmiş ve kapitalist olmuştur. Bunun çok sayıda farklı örneği var; Küba hala çok iyi halk sağlığı sonuçlarına sahip. Başka bir sağlık sistemi modeli ile kendi halkını çok iyi idare ediyor ama dünyanın geneline bakıldığında kapitalist sistem hakim. Yakın zamana kadar kapitalist sistemin biraz daha iyi huylu, aydınlanmacı iken şimdi içine sürüklendiğimiz sistem daha farklı. Katı, disiplinli ve kontrollü, klasik totaliter, diktatoryal özelliklerle yönetilen ve pek çok açıdan vahşi bir kapitalizm. Bu yeni sistemin medikal makinesini yine doktorlar hareket ettiriyor ama bizim sisteme dair söyleyecek hiçbir sözümüz yok, kontrolü bizde değil.

Hastane dinamikleri tersine dönmüş durumda; hastanenin idari destekli personeli hastayla temas eden sağlıkçılardan daha fazla. Hemşirelerin pek çoğu toplam kalite yöneticisi oldu ve idare kısmına geçti. Birçok küçük hastanede bile hastadan fazla yönetici var. Doktorların hastane yönetimindeki payları artık çok az. İşe alınan ve kovulan kişiler pozisyonundalar… Bir kez işe alındıktan sonra sert bir kontratla bir tür tuzağa düşürülüyorlar ve hastanesinin propaganda çizgisinin dışına çıktıysa ‘yararlı değildir’ kararı veriliyor. İstifaya zorlanıyor” diye konuştu. 

Eski Kuşak ve Yeni Starlarla Karşı Karşıyayız

Prof. Dr. Terzi, yeni kuşak hekimlerin, farklı atmosferde yetiştiğini ve jenerasyon farkının günümüzde  iyice belirginleştiğini ifade ederek, “Bugünkü sistemde 30 yıllık bir cerrah da olsanız, eğitimini yeni tamamlamış bir kişi sizin yerinizi kolaylıkla alabilir. Genç hekim, sistem için daha yararlı görülecektir. Çünkü daha farklısını bilmediği için sisteme kolay kolay itiraz etmeyecektir. Başarı için eğitildi yeni kuşak; daha başarıya odaklı ve daha bireysel bir kuşakla karşı karşıyayız. Sistem içinde nasıl başarılı olacaklarını biliyorlar; pragmatik bir eğitim sisteminin içinden geldiler. İzlenmeye, takip edilmeye alışkınlar. Özgürlük tutkuları çok yok, daha uysallar. Cerrahi tıp, daha çok iş olarak görülüyor; yaşam biçimi kendini adamaktan çok hayatını daha iyi geçireceğin, para kazanacağın bir iş olarak görülüyor. Teknolojik olarak daha iyi evet ama entelektüel açıdan güçlükleri olan bir grup… Eski kuşak ve yeni starlarla karşı karşıyayız” diye konuştu. 

Akademik Lider Çağı Bitti

“Bu çağda akademik lider çıkmıyor” diye konuşan Prof. Dr. Terzi, şöyle devam etti:

“Adını andığımızda tüylerimizin diken diken olduğu heyecanlandığımız hocalarımızın adı bugün telaffuz edilemiyor. Çünkü onların çağı bitti. Akademi bu anlamda iflas etmiş durumda. Hastanelerdeki idari ve yönetici kadronun yoğunluğu hizmeti daha da masraflı hale getirdi. Ölçme, biçme, toplam kalite ve onun yarattığı bürokrasi nedeniyle. Bitmek bilmeyen bir mükemmeliyet propagandası sözkonusu; özellikle özel sektörde bu var. İçeriye baktığınızda yönetimsel kaosu, parçalanmışlığı görebiliyorsunuz.

Kurtarılmış Birkaç Ada Hala Var

Prof. Dr. Terzi, “Tüm bunlar size çılgınca, yıkıcı, abartılı ve karanlık gelebilir. Dışarıda tabiî ki kurtarılmış birkaç ada ve düzgün doktorlar hala var. Karanlığın yüzüne karşı ışığın parlamasını devam ettiren cerrah doktorlar, yöneticiler ve birkaç hastane hala var. Ama birkaç yıl ömürleri kaldı gibi geliyor bana ki umarım öyle olmaz” dedi.

 

Cerrahi Asistan Eğitiminde Neredeyiz?

“Hastanın üzerinden elimizi çekmemiz lazım… Asistanın ilk dikişi hasta üzerinde atmaması lazım… Simülasyon üzerinde çalışmanın eğitim hayatımıza girmesi lazım”

“Asistan eğitim sistemi değiştirilmelidir. Nasıl ki ameliyatlarımız dinamikse, 5 yıl önce yaptığımız ameliyatı şimdi yapmıyorsak aynı şekilde 5 yıl önceki eğitimimizle şimdiki eğitim sistemimiz de aynı olmamalı” 

Prof. Dr. Kaya Yorgancı

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı 

12 – 13 Ekim günlerinde Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezinde gerçekleştirilen Hacettepe Genel Cerrahi Konferansları 2018, cerrahi branşında görev yapan çok sayıda hekimi ağırladı. Konferansı gerçekleştiren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kaya Yorgancı, klinikiletişim’e verdiği özel röportajda, Hacettepe’nin cerrahi eğitim geleneğini ve dünyada cerrahi eğitimin bugün geldiği noktayı anlattı.

“Neden cerrahi asistan eğitimi? Çünkü çok önemli bir konu olmasına rağmen Türkiye’de tartışılmıyor. Son 2 ulusal kongresine baktığımızda cerrahi eğitimle ilgili başlık yok!” diye konuşan Prof. Dr. Yorgancı şunları kaydetti:

“Ben 1991’de ihtisasa girdim ve 1997 yılında ihtisasımı aldım. O zaman nasıl eğitim aldı isem şimdi de benzer şekilde eğitmeye çalışıyorum. Yıllar için cerrahide çok şey değişti; laparoskopi yoktu o zamanlar… Laparoskopi denilen devasa bir cerrahi eğitim tekniği pratiğimize girdi; robotik cerrahi geldi, o zamanlar meme ameliyatları sonrası hasta 15 gün hastanede yatıyordu şimdi 2 gün yatıyor. Fıtık ameliyatının şekli değişti.

Jenerasyon da değişti; ben bu branşa girerken nöbet sıklığı, maaş durumu veya sosyal hayat gibi konulara bakmadan bu alana girdim. Şimdiki jenerasyon bunlara bakıyor. Bu değişime bizim ayak uydurmamız lazım. Onların bizim gibi olmasını beklememeliyiz. Şartları neyse ona uymamız lazım. Aksi takdirde çağ dışı kalırız. Bu nedenle cerrahi asistan eğitimini başlık olarak seçtik. 

Eğitimi Ameliyathaneden Çıkartmamız Lazım

Prof. Dr. Oscar Traynor’ın da sunumunda bahsettiği gibi bizim eğitimi ameliyathaneden çıkartmamız lazım. Traynor şöyle çarpıcı bir örnek verdi; biz genel cerrahiyi usta çırak ilişkisi olarak görüyoruz; Prof. Dr. Oscar Traynor’ın verdiği örnek şöyle: Uzaya ilk çıkan astronotları düşünün… İlk defa çıkıyorlar uzaya. Ama her şeyi mükemmel yapıyorlar. İlk kez ameliyat yapıyor asistan ve mükemmel yapıyor. Onların eğitimi nasıl, bizimki nasıl! Bizde usta-çırak durumu var. Deneme-yanılma. Astronot ilk çıkışını yapmadan önce defalarca pratik yapıyor. Cerrahlarımızı da böyle yetiştirsek daha iyi değil mi? Ameliyathane dışında simülasyon eğitimiyle yetiştirsek ve ilk ameliyatlarında ortaya mükemmel bir iş çıkartsalar!

Biz biliyoruz ki tecrübesiz cerrahların yaptığı ameliyatlarda komplikasyon daha fazla… Buna ek olarak hasta beklentileri de değişti.”

ABD’de 80 Saat Mesai Sınırı Var

Cerrahi eğitimin ABD’de önde gelen isimleri arasında yer alan ve konferans katılımcıları arasında yer alan Prof. Dr. J. Patrick O’leary’ın konuşmasını anımsatan Prof. Dr. Yorgancı, “Modern cerrahi eğitiminin ilk yıllarını düşündüğümüzde son derece katı kurallar sözkonusu; para yok, mesai saati yok, her zaman hastanedesiniz, süre yok, ‘ben ne zaman uzman olacağım’ belli değil, ‘olduğun zaman olacaksın’, sosyal güvenlik yok, aile yok… İlk cerrahide şartlar böyleydi. Ustan sana ‘sen oldun’ dediği zaman cerrah oluyordun. Bugün ABD’de 80 saat sınırı var, asistanları 80 saatten daha fazla çalıştıramıyorsunuz ki ABD’de buna az deniliyor. Avrupa’da 48 saat bu rakam. Bizde ortalama 120 saat” diye konuştu.

Cerrahide Yanlış Tedavi Affetmez

Prof. Dr. Yorgancı, dünyada ve Türkiye’de cerrahinin giderek daha az istenen bir branş olduğunu belirterek, “Bu çok önemli bir sorun. Neden istenmiyor? Çünkü stresli… Genel cerrahide yanlış tedavi affetmez, hastayı öldürebilir. O nedenle stresli bir branş. Eğitim süresi uzun. Gecesi gündüzü yok. Bunun maddi karşılığı da yok. Ben ne kadar maaş alıyorsam dermatoloji uzmanı da aynısını alıyor. Buna ek olarak jenerasyon değişti ve artık insanların işlerine, mesleklerine adanmışlıkları az. Kolay yoldan para kazanayım, yorulmamayım istiyorlar. Mediko – legal sorunlar da cabası. Yanlış yaparsanız dava edilirsiniz. Hepimizin başında bir iki tane dava var. Riskli işlerle uğraşmamak için daha az tercih ediliyor” dedi. 

Riskli Branşlar Daha Az Tercih Ediliyor

“Bize gelen asistan kalitesinin düşmesinden cerrahinin tercih edilirliğinin azaldığını hissediyoruz” diye konuşan Prof. Dr. Yorgancı, “Bizim zamanımızda en iyiler cerrahiye girerdi. Şimdi vasatlar da buraya gelebiliyor. Sağlık Bakanlığı bu konuda insiyatifi ele almış vaziyette ve ‘genel cerraha ihtiyacım yok’ diyor. Her yerde riskli branşlar daha az tercih ediliyor. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı 1961 yılında kuruldu. O zamanın kurucu hocaları Türkiye’nin ilk yazılı asistan eğitimini ortaya koymuşlar. Hacettepe’nin cerrahi eğitim geleneği çok eski. 1970’lerde Türkiye’de bilinen değişik öğretim üyelerini Hacettepe’ye çağırmışlar ve onlara konuşma yaptırmışlar. Bunu da 1972’de Cerrahi Konferans Metinleri diye basmışlar. Önsözünde, ideal asistan son derece güzel tanımlanmıştır” diye konuştu. 

Hastanın Üzerinden Elimizi Çekmemiz Lazım

Asistan eğitim sisteminin değiştirilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Yorgancı, şöyle devam etti:

“Nasıl ameliyatlarımız dinamikse, 5 yıl önce yaptığımız ameliyatı şimdi yapmıyorsak aynı şekilde 5 yıl önceki eğitimimizle şimdiki eğitim sistemimiz de aynı olmamalı. En başta hastanın üzerinden elimizi çekmemiz lazım… Asistanın ilk dikişi hasta üzerinde atmaması lazım… Simülasyon üzerinde çalışmanın eğitim hayatımıza girmesi lazım ama bunun da ciddi bir maliyeti var. İrlanda’da 800 milyon avroya ki İrlanda’da cerrah sayısı 150, bizde 6000 civarında – üç katlı devasa bir sanal hastane kurmuşlar. Ameliyathane, yoğun bakım her şeyi orada yapıyorsunuz, CPR yani hasta canlandırma dediğimiz işlemi gerçek hasta üzerinde yapmadan önce o sanal hastanede yapıyorsunuz. Hatalarınızı orada yapıyorsunuz… İlk cildi orada dikiyorsunuz. Elbette bu çok büyük bir endüstri ve son derece maliyetli ama ülkemizde de hayata geçirilmesi gerekir diye düşünüyorum.” 

MECBUR KALMADIKÇA AMELİYAT YAPILMAMASI YÖNÜNDE MESAJ VERİLİYOR 

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin yansımaları hastanelerde de kendini hissettiriyor. Özellikle malzeme alımlarında ve SUT fiyatlarında yaşanan kriz bugünlerde daha fazla ifade edilir hale geldi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalında görev yapan Prof. Dr. Kaya Yorgancı, hastanelerinde malzeme yokluğu yaşandığını belirterek şöyle konuştu:

“Öyle bir durumdayız ki tıbbi malzemeler yüzde yüz elli ile yüzde dört yüz oranında arttı. Şimdilik genel cerrahiyi çok etkilemedi ama yakın zamanda onu da etkileyecek.

Genel cerrahide biz her ameliyatta yüksek teknolojili malzeme kullanmıyoruz; kullandığımız zaman da bunları yıllık alıyoruz. O nedenle şu an depomuzda var ama 2019’da bu bitince kriz bizi de etkileyecek.” 

Ameliyat Yaparsanız Zarar Ediyorsunuz

“Mecbur kalmadıkça ameliyat yapılmaması yönünde mesaj verildiğini düşünüyorum çünkü ameliyat yaptıkça zarar ediyoruz” diye konuşan Yorgancı, şunları kaydetti:

“Global bütçe konusu var; hastanemiz diyor ki ben bu sene 400 milyon liralık hizmet vereceğim. 400 değil de 390 liralık fatura verirse bu, gelecek seneki hak edişinden 10 milyon lira düşüyor. Yani verilen rakamı tutturmak zorundasınız. Ameliyat yapsanız zarar ediyorsunuz ameliyat yapmasanız 400 milyonu tutturamıyorsunuz; o kadar büyük bir açmaz içindesiniz ki! Eskiden üniversite hastaneleri bu durumdaydı ve hükümet bunu yönetimin kötü yapılmasıyla açıklıyordu ama şimdi devlet hastaneleri de kötü durumda.”

 

Akciğer Kanserinin Ekonomik Bilançosu Açıklandı

Türkiye’de akciğer kanseri raporuna göre, akciğer kanserinin Türkiye’deki toplam ekonomik yükü 9 milyar TL’ ye yakın

Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 50 bin kanser hastası bulunuyor.
► Dünyada en yaygın kanser tipi olan akciğer kanseri yılda 1,8 milyon yeni olgu ile tüm kanserlerin yüzde 13’ünü
oluşturuyor.
► Erkeklerde en sık görülen kanser türü akciğer kanseri iken kadınlarda akciğer kanseri 5. sırada yer alıyor.
► Akciğer kanseri tüm kanser harcamalarının yüzde 15 ile en fazla maliyet payına sahip! Ortalama hasta başı
maliyeti; 55 bin TL; ortalama hasta başı dolaylı maliyeti: 116 bin TL, toplam ekonomik yükü yaklaşık 9 milyar TL.
Akciğer kanserinin toplam maliyetinin yüzde 30’unu doğrudan; yüzde 70’ini dolaylı maliyet oluşturuyor.

Türkiye’de Akciğer Kanseri Raporundaki verilere göre, akciğer kanserinin ülkemizdeki toplam ekonomik yükü 8.791.885.018 TL olarak hesaplandı. Hasta başı ortalama doğrudan maliyetin küçük hücreli akciğer kanseri hastalarında 48.731 TL, küçük hücreli dışı akciğer kanseri hastalarında ise 56.478 TL olduğu
ortaya çıktı. Dolaylı maliyetlerin de dahil edilmesiyle hasta başı ortalama maliyetin 175.838 TL’ye yükseldiği belirlendi. Bu durum, akciğer kanserinde dolaylı maliyetlerin toplam ekonomik yük içinde önemli bir paya sahip olduğunu ortaya çıkardı.

Akciğer Kanserleri Derneği, Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği, Türkiye Kanser Enstitüsü ve Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği bir araya gelerek, AstraZeneca Türkiye’nin koşulsuz desteğiyle, bir rapor hazırladı ve akciğer kanserinin Türkiye’de neden olduğu ekonomik yük ortaya konuldu.

Raporda akciğer kanserinin yarattığı ekonomik yükün yanı sıra; akciğer kanserinde risk faktörleri ve önlenmesi, erken tanı ve tarama programları, tanı ve tedavi süreci, destek tedavi konularıyla ilgili ülkemizdeki mevcut durum analiz edildi ve her bir alan için iyileştirme yapılabilecek noktalar belirlenerek, çözüm önerileri sunuldu. Sunulan çözüm önerilerinden bazıları şöyle:

  • Akciğer kanseri için ülkemize özgü risk faktörleri bilimsel çalışmalar ile desteklenerek belirlenmeli.
  • Hastaların bu risk faktörleri doğrultusunda değerlendirilerek doğru hekimlere yönlendirilmesi sağlanmalı.
  • Tütün ve tütün ürünü kullanımını azaltıcı tedbirler ve eğitimler artırılmalı, bırakmaya yönelik ilave teşvik edici programlar düzenlenmeli.
  • Akciğer kanserinde erken tanı önceliklendirilmeli ve bu yönde disiplinler arası uygulamalar yaygınlaştırılmalı.
  • Dünyada örneklerini gördüğümüz genomik belirteçler ile ilgili ülkemizde de Sağlık Bakanlığı desteği ile yapılacak bilimsel çalışmalar yaygınlaştırılmalı.
  • Tedavi alamayacak durumda olan hastalar için palyatif bakım ve son dönem bakım merkezlerinin sayısı artırılmalı ve yeni bakım evleri kurulmalı.
  • Mevcut oluşan ekonomik yük göz önünde bulundurularak, erken teşhisi mümkün kılacak çalışmalar yapılmalı. 

Türkiye’de 50 bin akciğer kanseri hastası var

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl şunları söyledi: “Akciğer kanseri ülkemizdeki erkek nüfusun çok önemli bir bölümünü etkilemektedir ve erkeklerde en yaygın görülen kanser türüdür. Akciğer kanserine yol açan pek çok sebep olsa da, bildiğimiz en büyük ve engellenebilir sebep sigaradır. Sigara kullanımının gençlerde ve kadınlarda da hızla artması nedeniyle, akciğer kanserine yakalanan kadınların sayısı da hızla artmaktadır. Bu nedenle sigarayla mücadele, akciğer kanseriyle mücadelenin birinci adımıdır.” 

Türkiye’de Akciğer Kanseri Raporu Bilimsel Kurul üyelerinden Prof. Dr. Ahmet Özet konuşmasında “Dünya genelinde kanser için belirlenmiş risk faktörleri tütün ürünleri, kilo artışı, alkol, ultraviyole ışınlar, işlenmiş ve hazır gıdalar, enfeksiyonlar ve hareketsizliktir. Bizim toplumumuza da özel risk faktörlerini netleştirip, bunlara karşı topyekün mücadeleye girmeliyiz. Ayrıca her yıl 30 binin üzerinde insanımızı kaybettiğimiz bir tedavi alanı için mükemmeliyet merkezleri kurulması düşünülmelidir. Göğüs hastalıkları uzmanı, göğüs cerrahisi uzmanı, onkolog, patolog, psikolog gibi tüm paydaşların içinde olduğu, akciğer kanserine özel merkezlerin kurulması sağlık turizmine de önemli katkı sağlayacaktır.” diye belirtti.

Türkiye’de Akciğer Kanseri Raporu Editoryal ve Bilimsel Kurul üyelerinden Prof. Dr. Nuri Karadurmuş şu bilgileri paylaştı: “Türkiye’de erkeklerde en sık görülen kanser türü akciğer kanseri iken kadınlarda akciğer kanseri 5. sırada yer almaktadır. Sağlık Bakanlığı Kanser İstatistikleri verisine göre Türkiye’de yaklaşık 50.000 akciğer kanseri hastası bulunmaktadır.”

Türkiye’de Akciğer Kanseri Raporu Editoryal ve Bilimsel Kurul üyelerinden Prof. Dr. İrfan Çiçin ise şu bilgileri verdi: “Akciğer kanserinin toplam maliyetinin %31’ini doğrudan maliyetler, %69’unu ise dolaylı maliyetler oluşturmaktadır. Maliyet azaltıcı yaklaşımlar belirlenirken dolaylı maliyetlerin doğrudan maliyetlerden daha fazla olduğunun göz önünde bulundurulması gerekmektedir.”

AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Ecz. Serkan Barış, rapor hakkında şunları söyledi: “AstraZeneca olarak biz de çok kıymetli bir referans kaynak olacağına inandığımız bu çalışmayla, akciğer kanseriyle ilgili öncelikle hastalar için nelerin iyileştirebileceğinin belirlenmesine ve bu hastalığın toplumumuza olan mevcut ekonomik yükünün ortaya konulmasına destek olduk. Akciğer kanseri için bundan sonra da yürütülecek projelerde AstraZeneca olarak her zaman bir paydaş olarak yer almaktan mutluluk duyacağız.”

Radyoloji Gündemi: Rastlantısal Lezyonlar & Kalbin Radyolojik İzlemi

“Günümüzde böbrek tümörlerinin yarısını başka bir sebeple yapılan görüntülemede saptar hale geldik; bu da daha erken tanı ve pek çok hastada tam tedavi şansı veriyor”

“Günümüzde kalp hastalığının erken dönemde tanınmasında radyoloji en önemli görevi üstleniyor”

Türk Radyoloji Derneği (TRD) tarafından düzenlenen 39.Ulusal Radyoloji Kongresi-TÜRKRAD 2018 Antalya Kemer’de yapıldı. Bu yıl kongrenin iki ana konu başlığından birisi “Rastlantısal Lezyonlar”, diğeri ise “Radyolojik İzlem” olarak belirlendi. 

Tesadüfen Saptanan Lezyonlar ve İzlenecek Yol 

39.Ulusal Radyoloji Kongresi Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Murat Danacı, açıklamasında, “Bu yıl kongrede ana konu olarak görüntülemede tesadüfen saptanan lezyonlar ve bunların takibinde izlenecek yolu tartışmayı uygun bulduk. Günümüzde farklı amaçlarla radyolojik görüntülemeler daha sık yapılmakta ve bunun sonucunda hastalarımızda hiçbir şikayet oluşturmamış pek çok lezyon tespit edilmektedir. Bu lezyonların bazıları tamamen önemsiz olup herhangi sağlık problemi oluşturmayacağı gibi bazıları erken dönem kanser dahil olmak üzere ciddi hastalıkların erken bulgusu olabilmektedir. Gerçek bir hasta örneği üzerinden durumu anlatmak gerekirse geçtiğimiz sonbaharda incir toplarken daldan düşüp belini inciten bir hastaya kemikleri görmek için bilgisayarlı tomografi incelemesi yapıldığında sağ böbreğinde hastada şikayet oluşturmayan erken evre bir böbrek tümörü saptadık. Bu örnek üzerinde devam edersek günümüzde böbrek tümörlerinin yarısını başka bir sebeple yapılan görüntülemede saptar hale geldik bu da daha erken tanı ve pek çok hastada tam tedavi şansı vermektedir. Erken tanı açısından bunlar önemli iken bazı hastalarımızda ise hiç bir önemi olmayan, hastalık yapmayan ve tedavi gerektirmeyen lezyonları saptadığımızda hastaya takip ya da ek görüntüleme ihtiyacı olabilmekte böylece hem sağlık giderlerinde, hem iş yükünde artış ve hastalarımızda ise stres ve kaygıya yol açabilmektedir. Bu önemli konuyu bu kongrede detaylı olarak tartışarak bilgilendirme ve yol haritası belirlemeyi amaçlıyoruz” diye konuştu.

“Radyoloji, Kalp Hastalıklarının Erken Teşhisinde Önemli”

Türk Radyoloji Derneği Genel Sekreteri ve Kongre Genel Sekreteri Prof. Dr. Tuncay Hazırolan ise,

“Günümüzde kalp hastalığının erken dönemde tanınmasında radyoloji en önemli görevi üstlenmektedir. Koroner arterleri etkileyen ve uzun dönemde koroner arterde tıkanıklık ve kalp krizine neden olabilecek plaklar radyoloji bölümünde kasıktan girilmeden uygulanacak kardiyak bilgisayarlı tomografi tekniğiyle erken dönemde gösterilmektedir. Bu safhada yakalanan olgular sadece yaşam tarzı değişikliği ve ilaç kullanarak normal yaşamlarını sürdürmektedir. Kalp kasını etkileyen hastalıkların değerlendirilmesinde de kalp manyetik rezonans görüntüleme tetkiki kalp kasının bütün bölgelerinin değerlendirilmesini sağlamaktadır. Kalp manyetik rezonans görüntüleme tetkiki günümüzde kalp kası kasılmasını diğer bir ifade ile kalbin fonksiyonunu en iyi değerlendiren yöntemdir. Ülkemizde, üniversite ve eğitim araştırma hastanelerinin çoğunda ve çok sayıda özel hastanede kalp görüntülemesi yapabilecek düzeyde bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme cihazları bulunmaktadır. 

“Yapay Zeka, Hasta Yararına Büyük Umut Vadediyor”

Radyolojinin teknoloji çağından çok etkilendiğini vurgulayan Tıp Bilişimi Derneği Başkanı ve Türk Radyoloji Derneği üyesi Prof. Dr. Oğuz Dicle ise, yapay zekanın sağlık alanında büyük bir hızla çoğalan ve biriken dijital verilerin, hasta yararına hızlı ve en yararlı şekilde analizi için büyük umut vadettiğini bildirdi.

Yapay zeka konusundaki gelişmelerle iki farklı tartışmanın gündeme geldiğini aktaran Dicle, bunlardan ilkinin, yapay zeka sonrası radyologların yerlerini robotlara bırakacağı yönünde olduğunu dile getirdi.

Diğerinin de bu araçlar sayesinde zaman kazanacak radyologların, hastaları için daha nitelikli katkılar verebilecek konuma gelmeleri olduğunu anlatan Dicle, şunları kaydetti:

“Her iki görüşün de belirli oranda haklılık taşıdığı düşünülebilir. Ancak, konu etik ve sorumluluk perspektifinden ele alındığında, insan faktörünün karar süreçlerinden dışlanması olası değildir. Zira, duygulardan arınmış bir algoritmayla ortaya çıkacak sonuçların etik değerlerle çelişme olasılığı oldukça yüksektir. Yapay zeka, sağlık alanında, büyük bir hızla çoğalan ve biriken dijital verilerin, hasta yararına hızlı ve en yararlı şekilde analizi için büyük umut vadetmektedir.”

Aşı Reddine Karşı Yasa Teklifimiz Hayata Geçirilmeli

“2017 yılında 24 bine ulaşan aşı reddi konusunda mücadelemiz devam edecektir. TBMM gündeminde olan sağlıkla ilgili yasa teklifleri içinde yer almayan aşı reddi ile ilgili yasanın da olması gerektiğini bir kez daha belirtiyoruz”

“Birinci basamak sağlık hizmeti sunan kurumlarımızda çocukların aşılarının zorunlu izlenmesi gibi bir hizmetin erişkin ve yaşlılar için bulunmaması bu gruplarda aşılanma kapsayıcılığının düşük kalmasına neden olmaktadır”

“Bağışıklama, günümüzde halen hastalıkların önlenmesinde en başarılı, en etkili ve maliyet etkin yaklaşımlardan biri”

“Tüm dünyada erişkin bağışıklamada yeni bir risk grubu oluşmuştur; mülteciler ve göçmenler. kendi ülkelerinde farklı bağışıklama stratejileri olan bu kişiler enfeksiyon hastalıkları açısından tehdit unsurudur ve acilen aşılanmaları gereklidir”

Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği öncülüğünde yapılan toplantıya Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, Türk Geriatri Derneği, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türk Toraks Derneği, Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği, Viral Hepatitle Savaşım Derneği ve Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu paydaş olarak katıldı.

Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD), ülkemizde erişkin bağışıklaması konusunda farkındalığı artırmak ve tüm sağlık çalışanlarıyla buluşmak amacıyla, 2-3 Kasım 2018 tarihlerinde, Ankara’da “II. Erişkin Bağışıklama Akademisi” düzenledi. Toplantıda enfeksiyon kaynaklı ölümlerin dünya genelinde azaltılması için erişkin bağışıklamasının önemine dikkat çekilirken, Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamında artık risk grubu erişkinlere yönelik aşıların ücretsiz yapılmasına karar verildiği duyuruldu. Artık tüm 65 yaş üstü erişkinler, diyabet, kronik akciğer ve kalp hastaları gibi risk grupları aile sağlığı merkezlerinde ve aşıya erişimin olduğu kurumlarda ücretsiz aşılanabilecek.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, her yıl 2-3 milyon kişi aşı ile önlenebilir enfeksiyonlar nedeniyle hayatını kaybediyor. Oysa dünya genelinde aşılama oranlarının artırılmasıyla bu ölümlerin yarı yarıya azaltılması mümkün. 

Aşı En Etkili ve Maliyet Etkin Yaklaşım

Bağışıklamanın, günümüzde halen hastalıkların önlenmesinde en başarılı, en etkili ve maliyet etkin yaklaşımlardan biri olduğuna dikkat çekilen etkinliğe Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, Türk Geriatri Derneği, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türk Toraks Derneği, Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği, Viral Hepatitle Savaşım Derneği ve Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu paydaş olarak katıldı. Bağışıklama, aşı uygulayarak kişinin bir enfeksiyon hastalığına karşı bağışık hale gelmesinin sağlanması olarak tanımlanıyor… Küresel bağışıklama kapsamı arttırılarak ilave 1,5 milyon ölümün daha engellenmesi mümkün. Aşılanmamış çocukların yanı sıra erişkinler de risk altında. Özellikle 65 yaş üzeri kişilerde aşı ile korunmanın mümkün olduğu grip ve zatürre önemli bir ölüm nedeni olarak öne çıkıyor. Dünya genelinde her yıl 2 milyondan fazla ölüme yol açan zatürreden ve 500 binin üzerinde ölüme neden olan gripten aşı ile korunmak mümkün. 

Kanser için de Umut Işığı

Toplantıda konuşan Türkiye EKMUD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Canan Ağalar, “Enfeksiyon hastalıklarının binlerce yıllık geçmişine rağmen çok kısa bir geçmişe sahip olan aşılar ile dünyanın çoğu yerinde çocuk felci, kuduz, difteri, tetanos, boğmaca, kızamık, kabakulak gibi pek çok enfeksiyon hastalığı kontrol altına alınabilmiş ve çiçek hastalığı dünya genelinde ortadan kaldırılmıştır. Aşılama, immünoloji ve biyoteknolojideki gelişmeler sayesinde sıtma, insan immün yetmezlik virüs enfeksiyonu, Kırım Kongo hastalığı gibi bulaşıcı hastalıkların yanı sıra kanser gibi bulaşıcı olmayan hastalıklar için de umut ışığı olmaktadır” diye konuştu. 

Yeni Risk Grubu: Mülteciler ve Göçmenler

Aşı ile korunması gereken 65 yaş ve üzeri tüm bireylerin zatürre için önemli bir risk grubu olduğunu belirten Türkiye EKMUD Erişkin Bağışıklama Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. İftihar Köksal şunları kaydetti:

“Sadece yaş değil, aşı ile korunması gereken risk gruplarındaki artış da ayrı bir öneme sahiptir. Günümüzde şeker hastaları, kronik akciğer hastaları, kalp hastaları, organ ve kök hücre nakli yapılanlar, yapısal akciğer hastalığı olanlar, kronik böbrek hastaları, immün sistemi baskılayan ilaç tedavisi alanlar, kemoterapi alanlar gibi pek çok risk grubu aşı ile korunabilen hastalıklara maruz kalabilmekte ve yaşam kaliteleri olumsuz etkilenebilmektedir. Aşılanmamış kişilerde gelişen enfeksiyonların tedavisi tüm dünyanın korkulu rüyası haline gelen antibiyotik direnci nedeni ile giderek zorlaşmaktadır. O halde bağışıklama antibiyotik kullanımını ve dolayısıyla direnç olasılığını da azaltacaktır. Ayrıca tüm dünyada erişkin bağışıklamada yeni bir risk grubu oluşmuştur; mülteciler ve göçmenler. Kendi ülkelerinde farklı bağışıklama stratejileri olan bu kişiler enfeksiyon hastalıkları açısından tehdit unsurudur ve acilen aşılanmaları gereklidir.”

Avrupa’da Zatürrenin Maliyeti Yıllık 10 Milyar Euro

Türk Toraks Derneği Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Metin Özkan, grip ve zatürre aşılarına ilişkin şu bilgileri verdi:

“Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre grip her yıl 1 milyar kişide enfeksiyon oluşturmaktadır ki bu dünya nüfusunun yaklaşık %20’si demektir. Yıllık 300 bin ila 500 bin olguda ölümcül seyretmekte ve ölümlerin çoğu kronik hastalıkları olan yaşlılarda görülmektedir. Astımlı ve KOAH’lı hastalarda grip daha sık ve ciddi seyreder. Bu hastalarda grip; hastane yatışı, ölüm ve zatürre gibi bakteriyel enfeksiyonları artırır. Zatürre ise dünya genelinde sağlığı tehdit eden ve ciddi bir ekonomik yüke neden olan bir hastalıktır. Avrupa’da zatürrenin toplam maliyeti yıllık 10,1 milyar avrodur. DSÖ verilerine göre her yıl 2 milyondan fazla kişi (çoğu çocuk ve yaşlı) zatürre nedeniyle hayatını kaybediyor. Zatürre tüm dünyada enfeksiyon nedenli en sık üçüncü ölüm nedenidir.

En Yüksek Ölüm Oranı 65 Yaşın Üzerinde Görülüyor

Prof. Dr. Metin Özkan şöyle devam etti: “Yaşlılar, astım, KOAH ve diyabet hastaları; kortizon ve kanser ilaçları alanlar, kalp yetmezliği olanlar, sigara içenler, iskemik kalp ve kapak hastalığı olanlar zatürre aşısı olması gereken risk gruplarını oluştururlar. Aşılama, aşılanan kişiyi etkene karşı direkt korurken, indirekt olarak da hastalığın yayılımı azalacağı için aşılanmayan kişileri de korumaktadır.”

Yaşam Boyu Aşılama

Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneğinden Prof. Dr. Mine Durusu Tanrıöver şöyle konuştu:

“Aşı ile önlenebilir hastalıklar erişkinlerin sağlığını tehdit eden bir toplum sağlığı sorunudur ve sağlıklı yaşlanmanın önündeki en büyük engellerden biridir. Esas olarak çocukluk çağı enfeksiyonları olarak düşünülen tetanos, difteri, boğmaca ve kızamık gibi enfeksiyonlar için bazı erişkinler de oldukça düşük koruyucu antikor düzeylerine sahiptirler ve bu hastalıkları erişkin yaşta çok ağır bir şekilde geçirebilirler. Bunun yanında diyabet, kronik akciğer ve kardiyovasküler hastalıklar, kanser, grip ve zatürre gibi hastalıklar için belirgin risk faktörleridir. Buna rağmen, aşılardan erişkin yaşta maalesef çok az oranda faydalanılmaktadır. Aşıların güvenli olduğuna dair tüm bilimsel verilere rağmen, aşıların yan etkilerinin aşı reddinin bir numaralı mazereti olarak gösterildiği bir ortamda, aşılanmamanın etkilerinin neler olduğunun tartışılmaması şaşırtıcıdır. Sonuç olarak aşıların birey ve toplum için önemini her zaman vurgulamak, gerçek veriler ışığında toplumu bu konuda doğru bilgilendirmek gerekmektedir. İç hastalıkları uzmanlarının günlük pratiklerinde hasta ile olan her karşılaşmaları, erişkin aşılaması için bir fırsattır ve derneğimiz de ‘yaşam boyu aşılama’ kavramının toplumumuzda yerleşmesi için tüm imkanları ile çalışmaktadır.” 

“Aşı Reddine Karşı Bir Yasa Çıkarılmalı”

Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Şenol Atakan görüşlerini şöyle özetledi:

“Ülkemiz sağlıkta dönüşüm projesi kapsamında yaklaşık 15 yıl kadar önce aile hekimliği sistemi ile tanışma fırsatı bulmuştur. Ancak sistemin tartışılmayacak noktası, aile hekimi arkadaşlarımızın olağanüstü gayreti neticesinde aşılama çalışmalarında gelmiş olduğumuz noktadır. DSÖ verilerine göre ülkemizde 3 doz hepatit B aşısı uygulanan bebek oranı %96’dır. Bu oran siyasi ve ekonomik alanda imrenerek izlediğimiz ülkelerin çok çok ilerisindedir. Benzer bir durum yine difteri, boğmaca, tetanoz aşısı için de geçerlidir. Erişkin popülasyon açısından önemli bir sağlık riski konumunda olan aşı ile önlenebilir hastalıklar ile ilgili gerekli hassasiyeti aynen çocukluk çağı aşılamalarında olduğu gibi yine bakanlığımızın göstermesi gerekmektedir. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin asıl görevi olan koruyucu sağlık hizmetlerine tekrar tam olarak yoğunlaşıldığında, ülkenin sağlıklı yarınlara yelken açacağı konusundaki inancım tamdır. 2017 yılında 23.642’lere ulaşan aşı reddi konusunda mücadelemiz devam edecektir. Bu vesileyle TBMM gündeminde olan sağlıkla ilgili yasa teklifleri içinde yer almayan aşı reddi ile ilgili yasanın da olması gerektiğini bir kez daha belirtiyor ve AHEF olarak bu amaçla TBMM’ne ve Sağlık Bakanlığına gönderdiğimiz yasa teklifinin dikkate alınmasını istiyoruz. Tekrar hatırlatmak  isterim ki yapmakta olduğumuz  bir çok işin icinde şüphesiz ‘yaşam boyu aşılama’ bizim en kıymetli işimiz.” 

“Erişkin ve Yaşlıların da Aşılanmaya İhtiyacı Var!”

Bulaşıcı hastalıkların toplumda yayılmasını önlemenin en etkili yollarından biri aşı uygulaması olduğunu belirten Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) Başkanı Prof. Dr. Türkan Günay şunları ifade etti:

“Birinci basamak sağlık hizmeti sunan kurumlarımızda çocukların aşılarının zorunlu izlenmesi gibi bir hizmetin erişkin ve yaşlılar için bulunmaması bu gruplarda aşılanma kapsayıcılığının düşük kalmasına neden olmaktadır. Erişkin ve yaşlıların aşılanmasında Sağlık Bakanlığının Genişletilmiş Bağışıklama Programı gibi bir programının olması ve hatta bu programın yaşamın tüm evrelerini kapsayan bir program olması önerilir. Bu konuda Sağlık Bakanlığına ‘Yaşam Boyu Bağışıklama Programı’ hazırlamasını ve uygulamasını önermekteyiz. Ayrıca son yıllarda ülkemizde de gördüğümüz aşı reddi hem çocuklarımızı hem de yetişkinlerimizi aşı ile korunabilir hastalıklar açısından risk altında bırakmaktadır.” 

“Hepatitler Ciddi Enfeksiyonlardır”

Viral Hepatitle Savaşım Derneği (VHSD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Esragül Akıncı şunları söyledi: “Viral vepatitler karaciğerin en sık görülen hastalıkları olup, siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanserine ilerleyerek ölüme neden olabilirler. Ülkemizde de kronik hepatit, siroz ve karaciğer kanseri vakalarının yarısından fazlası viral hepatitlere bağlıdır. Karaciğer nakillerinin de yaklaşık %60’ını viral hepatitlere bağlı karaciğer yetmezliği oluşturmaktadır. DSÖ verilerine göre dünyada viral hepatite bağlı 1,34 milyon ölüm gerçekleşmiştir. Hepatit virüsleri insandan insana bulaşabilmektedir. Bu nedenle korunmada aşı ile bağışıklama oldukça önemlidir. Ülkemizde hepatit A ve B aşıları çocukluk çağı aşı takviminde yer almaktadır. Ayrıca ülkemizde risk gruplarında aşı ücretsiz olarak uygulanmaktadır (hemodiyaliz hastaları, kronik HCV ya da HIV enfeksiyonu olanlar, solid organ ya da kemik iliği nakli adayları, homoseksüeller, sık kan/kan ürünü kullanan kişiler, madde bağımlıları, cezaevlerinde olanlar, HBV taşıyıcılarının aile içi temaslıları, sağlık personeli vb). Aşı hem kendi sağlığımız hem de toplum sağlığı açısından korunmada en önemli araçtır. Ülkemizde risk gruplarında ise aşılama kapsayıcılığının artırılarak sürdürülmesi gerekmektedir.”

 

Cerrahi Eğitime Endüstri Bakışı Nasıl?

“Hedefimiz; tüm robotik ve cerrahi imkanları öğrenme imkanları sağlayan eğitimleri düzenleyebilmek; hekimlerimize yeni teknikleri pratik yapma imkanı sunabilmek. Çalışmalarımızın odak noktasında hasta yer alıyor”

“Firmalar Bakanlığın istediği sponsorluk prosedürlerini doğru şekilde yönetebilmek için bünyelerinde en az 3 -4 kişi barındırıyor. Çünkü tüm bilgilendirmeleri kurallarına göre, uygun zaman dilimi içinde ve doğru şekilde yapmamız gerekiyor”

Ferda Bayşu
Johnson & Johnson Medical Türkiye Pazara Erişim Müdürü

Cerrahi eğitim özelinde endüstri ve eğitim kurumu ilişkileri konusunda sunum yapan Johnson & Johnson Medical Türkiye Pazara Erişim Müdürü Ferda Bayşu, 15 yıldır sağlıkta ciddi bir dönüşüm yaşandığını belirterek, “2003’te sağlıkta uygulanan mevzuat gereği birçok değişiklikler oldu. Sağlık turizmi, aile hekimliği, kamu hastaneleri genel müdürlüğü, şehir hastaneleri öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.  Başımızı ağrıtan bir konu da geri ödeme sorunu. Bakanlık bu konuları regüle bir ortamda, rekabetçi, erişilebilir, şeffaf şekilde ve sektörle iş birliği halinde yönetmeye gayret ediyor” diye konuştu. 

Endüstri ve Ana Paydaşları

Endüstrinin yakın çalışma içerisinde olduğu kurumları sıralayan Bayşu, “Sağlık Bakanlığı ana paydaşımız; ardından Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu geliyor. Yeni hükümet sistemi ile oluşan bazı kurullar, başkanlıklar var. Benim de üyesi olduğum sivil toplum örgütleri var. Bu örgütler üzerinden sorunlarımızı Bakanlığa daha rahat ifade edebiliyoruz çünkü yerli, yabancı ve irili ufaklı ölçeklere sahip birçok firmanın ve aslında sektörün sorunlarını aktarabiliyoruz” dedi. 

İlk Önceliğimiz Eğitim

Bayşu, endüstri için hekimlere eğitim verme konusunun birincil öncelikte olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Hedefimiz nedir; tüm robotik ve cerrahi imkanları öğrenme imkanları sağlayan eğitimlerin düzenlenmesidir. Sektörün ilk hedeflerinden biri bu! Tedavi standartlarını iyileştirip bunu en üst seviyeye taşıyabilmeyi amaçlıyoruz. Cerrahi işlemler sırasında oluşabilecek komplikasyonları minimize etmeyi, azaltmayı istiyoruz. Hekimlerimize yeni teknikleri pratik yapma imkanı sunuyoruz. Eğitimler esnasında bu cihazların kullanım imkanı olabiliyor. Tüm bunların odak noktasında ise hasta yer alıyor.” 

Etik Kurallara Harfi Harfine Uyum

“Bakanlık, hekimlere sunduğumuz eğitimlerin regülasyonu ve iyi işletilmesi anlamında sektörü de içine alarak bizlere destek oluyor” diye konuşan Bayşu şöyle devam etti:

“Bilginizde olduğu üzere geçtiğimiz senelerde Bakanlık, endüstrinin reklam ve tanıtımı konusuna bir düzenleme getirdi. Hekimler sadece kendi alanlarına yönelik yapılan kongre ve toplantılara katılabilir. Yıl içinde aynı hekim dört toplantı desteğine sponsorluk desteği alabilir. Bunların en fazla ikisi yurtdışında olabilir. Bir firma en fazla iki defa aynı hekimi destekleyebiliyor. Firmalar bu tip prosedürleri doğru şekilde yönetebilmek için bünyelerinde en az 3 -4 kişi barındırıyor. Çünkü tüm bilgilendirmeleri kurallarına göre, uygun zaman dilimi içinde ve doğru şekilde yapmamız gerekiyor.

Bakanlık, tüm toplantıların etik kurallar çerçevesinde yapılmasını istiyor. Bu bizim de tercih ettiği kurallar silsilesi…”

Hacettepe’nin Cerrahi Eğitim Sistemi Nasıl?

“3. yılını doldurmuş bir asistan tek başına apandisit tanısı koyabilir, ameliyatını yapabilir. Ama kağıt üzerinde böyle mi, hayır! Mutlaka yanında bir öğretim üyesinin de adı bulunmak zorunda. Bakanlık diyor ki asistan tek başına hiçbir ameliyatı yapamaz ve hemen ardından zorunlu hizmete gönderiyor”

Prof. Dr. Saniye Ekinci
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Öğretim Üyesi 

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saniye Ekinci Hacettepe’nin cerrahi eğitim sistemini anlattı. Prof. Dr. Ekinci aynı zamanda Mezuniyet Sonrası Eğitim Koordinatörlüğünde Cerrahi Bilimler Koordinatörü olarak görev yapıyor.

Prof. Dr. Ekinci’nin verdiği bilgiler şöyle:

“Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi içinde 12 cerrahi ana bilim dalı var. 186 araştırma görevlisi ve 106 öğretim üyesi var.

Asistanlık eğitimi dekanlıktan biraz daha bağımsız, ana bilim dallarının insiyatifinde ilerlemiş. 2 yıldır da dekanlığımız mezuniyet sonrası eğitimde paydaş olarak yer almak istediği için sorunları saptamak ve çözmek amacıyla çok daha aktif çalışmaya başladı.

Mezuniyet sonrası eğitim koordinatörlüğünde cerrahi bilimler koordinatörü olarak çalışıyorum. Tüm ana bilim dallarını ziyaret ederek bazı sorunları saptadık.

Cerrahi olsun olmasın tüm asistanlarımıza verdiğimiz temel eğitimler var. Bir asistan bizle çalışmaya başladığı zaman tıp fakültesi dekanlığından ilgili ana bilim dalına bir yazı gönderiliyor ve bu asistanın kişisel eğitim programı hatırlatılıyor. Bu yazıda kişisel eğitim dosyasını nasıl oluşturacağız, asistan karneleri nasıl doldurulacak ve Sağlık Bakanlığın istediği kanaat formları, zorunlu rotasyon süreleri ve tüm bunların nasıl organize edileceğine yönelik bilgiler yer alıyor. Tüm asistanlarımızın akademik oryantasyon programından geçmesini sağlıyoruz. Alınan dersler arasında; hastanemizin vizyon – misyonu yanı sıra kalite, hasta – hekim hakları, radyasyon güvenliği, bulaşıcı hastalıkların yönetimi, görev – yetki ve sorumluluklar gibi konular var. Bunlar kağıt üzerinde çok güzel ama bunları pratikte izleyememek gibi sorunlarımız var.

Asistan Sayımız Az

Cerrahi bilimlerde 184 asistanımız var. Birçok cerrahi biriminde – anesteziyoloji bu konuda zengin – olması gerekenden çok daha az. Bunun avantajı da var dezavantajı da var. Birebir öğretim üyesiyle çalışma şansı bulmaları avantajlı. 

Eğitimin Sürekliliğini Sağlayamıyoruz

Sorunlarımızdan bahsedecek olursam; bir tanesi eğitimin sürekliliğini sağlayamamak; hangi zaman diliminde kaç asistana eğitim vereceğimizi maalesef biz belirleyemiyoruz. Her TUS sonunda genel cerrahiye 4 asistan alınırdı, 4 gruba birer tane olmak üzere. Ama şimdi her dönem sürprizle karşılaşıyoruz; bazen istediğimizde daha fazla bazen istediğimizden daha az asistan eğitim almak üzere bölümümüze gelebiliyor. Altyapı sorunları da çok önemli… Özellikle artan özel hastalar nedeniyle asistanlarımızın eğitim için kullanabilecekleri odalardaki zaman dilimi azalıyor. Yatak sayısı, sarf malzeme konusunda yetersizlikler sözkonusu. 

Kağıt ve Pratikte farklı

Görev, yetki ve sorumluluklarla ilgili sorunlarımız var. Kağıt üzerinden biliyoruz; 3. yılını doldurmuş bir asistan tek başına apandisit tanısı koyabilir, ameliyatını yapabilir. Ama kağıt üzerinde böyle mi, hayır! Mutlaka yanında bir öğretim üyesinin de adı bulunmak zorunda. O kağıt dolayısıyla da o ameliyata öğretim üyesi katılmış gibi gözükmektedir. Ama bir sorun sözkonusu olduğu zaman hasta ailesi o öğretim üyesini hiç görmemiş oluyor. Bu sorunlar nedeniyle öğretim üyelerinin operasyonlara katılımları arttı. Yavaş yavaş asistanlarımızın otomasyonu gittikçe azalıyor. Yasada uygulamada çok önemli boşluklar var aslında; Bakanlık diyor ki asistan tek başına hiçbir ameliyatı yapamaz. Asistanlığının sonunda ise yapmadığı ameliyatları tek başına yapmak üzere, üstelik yardım alabileceği tecrübeli hekimlerin olmadığı yerlerde, tek başına çalışmaya yönlendiriyor. Bu tip uygulamalar yüzünden aslında cerrahi eğitimin büyük kısmı asistanlıktan sonraya kalmış durumda. 

Rotasyonların Süresi Değişti

Performans uygulaması nedeniyle eğitime ve araştırmaya ayrılan zaman azalmış vaziyette… Nöbet yoğunluğu eskiden çok önemli bir sorundu. Ama artık değil. Rotasyonların süresi değişti son yıllarda. Tartışılabilir bence. Çünkü asistan sayısı gittikçe azaldığı için asistanların kendi bölümlerinde vakit geçirmeleri öngörüldüğü için rotasyon süreleri kısaltıldı. Rotasyonda çalışırken asistan kendi bölümünde çalışmaya devam ediyor mesela.

Bunun dışında mecburi hizmet önümüzde büyük bir sorun olarak varlığını sürdürüyor. Uzun vadeli plan yapamadıkları için bu uygulama motivasyon kaybına da neden oluyor.

Genel olarak karamsar bir tablo çizdim ama araştırma görevlilerimizin çoğu aldıkları eğitimden memnun ve kendilerini yetkin hissediyorlar.”

Diyabet Görülme Sıklığı 12 Yılda İkiye Katlandı

Türkiye’de diyabet görülme sıklığı 12 yılda yüzde 90 arttı

Sosyal ve ekonomik yüküyle hem toplum sağlığını hem de sağlık sistemlerini pek çok güçlükle karşı karşıya bırakan diyabetin, tüm dünyada görülme sıklığı artıyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) verilerine göre 2017 yılında dünya üzerinde 425 milyon diyabetli olduğu ve bu sayının 2045 yılında 629 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Türkiye’de de diyabet sıklığı, 2010 yılında yapılan TURDEP II çalışmasına göre %13,7’ye çıkmış ve 12 yılda %90 oranında bir artış göstermiştir.

Morbiditeyi artıran önemli hastalıklardan biri olarak kabul edilen diyabet, son dönemde görülen böbrek yetmezliklerinin yarısının, 65 yaş altı körlük ve travma dışı nedenlere bağlı ampütasyonun ise en yaygın nedeni olarak da nitelendiriliyor.

Türkiye’deki diyabetli bireylerin yaklaşık yarısı hastalığından habersiz
Türkiye Diyabet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sargın, hastaların önemli bir kısmına tanı konulduğunda, hastanın yaşam kalitesini büyük oranda düşüren komplikasyonların gelişmiş olduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Sargın, erken tanı için diyabet açısından yüksek riskli bireylerin yılda bir kez kan şekeri ve/veya HbA1c testi yaptırmasının gerekli olduğunun altını çizerken, tanının ardından diyabetli hastalarda etkin glisemik kontrol sağlanması ve üç ayda bir HBA1c testi ile bunun kontrolünün yapılması gerektiğini vurguluyor.

Diyabet hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor
Prof. Dr. Sargın, hastanın çalışma hayatını ve günlük rutinini devam ettirmesini zorlaştıran diyabet kaynaklı kronik komplikasyonları şöyle açıklıyor: “Kronik komplikasyonların gelişmesi, yaşam kalitesinde ciddi düşüş nedenidir. Görme kaybı – körlük, kronik böbrek yetmezliği, koroner arter hastalığı – kalp yetmezliği, diyabetik ayak – amputasyonlar, kronik ağrıya sebep olan periferal nöropati, gastroparezi, mesane disfonksiyonları gibi komplikasyonlar geliştiğinde hastanın fiziki aktivitesi ciddi anlamda sınırlanabilmektedir. Diyabet tedavisinin başarılı olabilmesi için hastanın yaşam tarzı değişikliği yapması ve ilaçlarını düzenli kullanılması gerekiyor. Diyabette yaşam tarzı yönetimi, diyabetli bireylerin kendilerini yönetim eğitimi ve desteği, tıbbi beslenme tedavisi, fiziksel aktivite, sigarayı bırakma danışmanlığı ve psikososyal bakım başlıklarından oluşmaktadır. Bugün diyabet takibinde yaşanılan birçok sorun bu yönetimin yapılmaması veya göz ardı edilmesinden kaynaklanmaktadır.”

Diyabet tedavisi uyum ve sürekliliğinin geliştirilmesi en etkili çözüm
Lilly İlaç Medikal Direktörü Levent Alev ise 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde şunları söyledi: “Diyabet yönetiminde, hastanın kendi sağlığı ve bakımını yönetmek için adımlar atma konusundaki istekliliği ve yeterliğinin teşvik edilmesi esastır.  Türkiye’deki diyabetli birey sayısı hızla artarken, diyabet eğitimine erişimin sağlanması ve eğitimin bireye göre uyarlanması da dahil olmak üzere,  diyabet tedavisinde uyum ve sürekliliğin iyileştirilmesi için pek çok fırsat mevcut. Diyabet tedavisi uyum ve sürekliliğinin geliştirilmesi, diyabetin sağlık sistemleri üzerindeki yükünü belirgin şekilde düşürerek, diyabetle yaşayan bireyler için yaşam kalitesini artırabilir. Biz Lilly İlaç olarak, bu doğrultuda tüm paydaşlarla iş birliği içinde çalışmaya devam edeceğiz.”

İlaç Sektörü | Atama Haber

Sanofi Türkiye’nin Ülke Başkanı ve Yerleşik Reçeteli İlaçlar (Rx) Genel Müdürü pozisyonuna Cem Öztürk atandı.

Roche İlaç Türkiye İnsan Kaynakları Direktörlüğü pozisyonuna Mine Sadıç getirildi. Ekim ayı itibarıyla görevine başlayan Sadıç, 27 seneyi aşan Roche İlaç kariyerine 1991 yılında İnsan Kaynakları Sorumlusu olarak başladı.

Lilly İlaç’ta Biomedicine ve Onkoloji Satış Direktörü olarak görev yapan Sandra Levi, Türkiye’den globale açılarak Lilly İş Geliştirme Danışmanı görevine terfi etti.

Novartis Türkiye’de İnsan Kaynakları Kıdemli İş Ortağı olarak görev yapmakta olan Deniz Öztaş, Novartis Rusya’ya İnsan Kaynakları Direktörü olarak atandı.

İstanbul’dan yönetilmekte olan GSK Gelişmekte olan Ülkeler Merkez Bölgesi’ne Türkiye’den bir atama gerçekleşti. Bölge’de yeni oluşturulan İletişim, Kamu İlişkileri ve Pazara Erişim Liderliği görevine Mustafa Pala atandı.