Novartis 2019’da 2 Yeni Yerli Ürünü Daha Pazara Sunacak

Yerel üretim stratejisi doğrultusunda 2014 yılından bu yana çalışmalarını sürdüren Novartis Türkiye, Kronik Miyeloid Lösemi alanındaki ilacın yerli üretimini yaptı. Firma, 2019 yılı Ağustos ayında 2 yeni yerli ürünü de pazara sunmayı planlıyor. 2014 yılından itibaren yerel üretim çalışmalarını sürdüren Novartis Onkoloji Türkiye, Kronik Miyeloid Lösemi alanındaki ilacı yerli olarak üretti ve ilaç geçtiğimiz aylarda hastalarla buluştu.

2017’de 114 klinik çalışmaya yaklaşık 60 milyon dolar yatırım
Sağlık hizmetleri alanında dünyanın lider ilaç şirketlerinden biri olarak, 60 yıldır yatırımlarıyla Türkiye’ye bağlılığını sürdürdüklerini belirten Novartis Grup Türkiye Başkanı ve Sandoz Türkiye Genel Müdürü Dr. Altan Demirdere “Üretim tesislerimizden 2017’de 130 milyon dolar ihracat gerçekleştirdik. Son 10 yılda gerçekleştirdiğimiz toplam 1,5 milyar dolarla Türkiye’nin en çok ilaç ihracatı yapan firması olduk. Klinik araştırmalarda sektörde öncülük ederek 2017’de 114 klinik çalışmaya yaklaşık 60 milyon dolar yatırım yaptık. Tüm bunlar global bir şirket olarak Türkiye’nin genç ve dinamik nüfusuna, pazarına duyduğu güvenin en önemli göstergesi. Dolayısıyla Novartis olarak, yatırımlarımızı artırarak Türkiye’deki varlığımızı güçlendirmeye devam edeceğiz. Bu kapsamda devletimizin yerel üretim alanındaki stratejilerine paralel şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hastaların hayatlarında fark yaratacak ilaçlarımızla ve yatırımlarımızla Türk insanına bağlılığımızı sürdüreceğiz” dedi.

Kurtköy üretim tesislerinde 2 yerli ilaç daha üretilecek
Novartis Onkoloji Türkiye Genel Müdürü Pınar Üstündağ, “Novartis Onkoloji Türkiye olarak, ülkemizin yerel üretim konusundaki hedeflerine ve politikalarına sürdürülebilir katkı sağlamak amacıyla yerel üretim konusundaki planlamalarımızı 2014 yılından bu yana sürdürüyor; bu alanda öncü olmanın gururunu ve mutluluğunu yaşıyoruz. Kurtköy üretim tesislerinde ilk yerli üretilen ilacımız dışında 2 yeni yerli üretilecek ilacımızı daha 2019 yılının Ağustos ayında hastalarla buluşturmayı planlıyoruz” dedi.
Novartis İlaç, Novartis Onkoloji, Sandoz İlaç ve Alcon olarak 4 divizyon ve üretim tesisleri ile 60 yıldan fazla süredir Türkiye’de faaliyet gösteren Novartis Grup; Türkiye’deki tesislerinde ürettiği katma değeri yüksek ilaçlarla Türkiye’nin yüksek teknolojili üretimine katkı sağlıyor.

Sağlıkta Ekonomik Krizin Tablosu: Malzeme Alımı Durduruldu

Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Gazi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Demircan tarafından Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanlığına ulaştırılan 5 Ekim 2018 tarihli yazıda, hayati öneme haiz malzeme dışındaki alımların durdurulması istendi. Yazıda yer alan ifadeler şöyle:

“Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi faaliyetleri çerçevesinde ihtiyaç duyulan ilaç ve tıbbi sarf malzemelerin tedarikçisi olan firmalar, son zamanlarda döviz kurlarında meydana gelen değişiklikler sebebiyle Sağlık Uygulama Tebliğinin (SUT) üzerinde fiyat vermektedir. Bu doğrultuda, sağlık hizmetinin sunumuna devam edilebilmesi, sağlık hizmetlerinin bekletilemez, aksatılamaz, insan sağlığı ve yaşamının ihmal edilemez özelliği nedeniyle ameliyatlarda/işlemlerde kullanılacak malzemelerin ve satın alma sürecinin hızlandırılması amacıyla yapılacak ameliyat/işlemin zorunluluğu ve hayati önem arz edip etmediğine ilişkin gerekçeli raporun satın alma işlemlerinin altına eklenmesi gerekmektedir.

Bu süreçte hayati öneme haiz malzemeler alınacak olup, diğer elektif ameliyat, işlem vb için kullanılacak olan malzemelerin alımı bir süreliğine ertelenecektir.

Bölümünüz tarafından düzenlenecek “Hayati Öneme Haiz” belgesi sayesinde hem bölüm hem hastane hem de üniversite yönetimi Sayıştay Başkanlığı, Maliye Bakanlığı gibi denetleyici kurumlar karşısında hesap verebilir olacak, bunun yanı sıra “Devleti zarara uğratmak” ve “Kamu zararına sebebiyet vermek” tarzı suçlamalar karşısında kanıt olarak kullanılabilecektir.

Sonuç olarak, hayati öneme haiz olan işlemlere devam edilmesi, elektif işlemlerin ise ertelenmesi konusunda göstereceğiniz anlayış ve iş birliği için teşekkür ederiz.”

Bu yazı Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanlığına, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanlığına, Beyin Ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanlığına, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanlığına, Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanlığına ve Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanlığına Ulaştırıldı.

 

2 Farklı Astım İlacı Türkiye’de Üretilecek

GSK, Türkiye’de solunum ilaçlarının yerel üretimini destekleyecek bir teknoloji transferi için 214 milyon TL’lik (25 milyon sterlin) yeni bir yatırım yapacağını açıkladı. 

Türkiye’deki 60. yılını kutlamaya hazırlanan GSK, solunum hastalıklarının tedavisinde kullanılan nebül teknolojisinin Türkiye’de üretilmesine karar verdi. Nebül üretimindeki teknoloji ve bilgi birikiminin Türkiye’ye transferi, 2021 yılında iki farklı astım ilacının yerel olarak üretilmesini sağlayacak.

Selim Giray

Oldukça zorlu, kompleks bir ilaç üretim teknolojisine sahip olan nebüllerin içinde, sıvı halde ilaç bulunuyor. Bu ilaç, nebülizatör adı verilen cihaz yardımıyla buhar haline getirilerek; ağızdan solunma yoluyla çeşitli akciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılıyor.

Bu yatırım ile GSK, Türkiye’nin bu alandaki toplam gereksiniminin yüzde 60’ına denk gelen, yıllık 8,5 milyon kutu nebülü yerel olarak üretebilir hale gelecek. GSK, bu yeni üretim faaliyeti için Abdi İbrahim ile iş birliği yapacak.

GSK Türkiye Genel Müdürü ve Başkan Yardımcısı Selim Giray şunları dile getirdi:
“GSK, 60 yıldır Solunum, Aşı, HIV, Antienfektifler, Sinir Hastalıkları, Dermatoloji ve Üroloji alanlarında Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Yenilikçi solunum cihazlarımızın yerel üretim kapasitesini artırmaya yönelik bu işbirliği, ülkemize olan bağlılığımızı bir sonraki evreye taşıyor. Yerel üretim ortaklarımızla aşı ve ilaç alanında teknoloji ve bilime dayalı diğer fırsatları değerlendirerek, her anında iyilik sağlık için çalışmaya devam edeceğiz.”

Ek olarak Türkiye’nin GSK için önemli bir yönetim merkezi olduğuna değinen Selim Giray, “İlaç, Tüketici Sağlığı ve Tedarik Zinciri olmak üzere üç bölge İstanbul’dan yönetiliyor. İstanbul, aralarında Rusya, Mısır ve Suudi Arabistan’ın da yer aldığı 17 ülkenin yönetim üssü” dedi.

Obezite İçin Harekete Geç!

Johnson & Johnson Medikal Cihazlar’ın desteğiyle organize edilen “Obezite İçin Harekete Geç!” projesi ilk adımını 19 Eylül 2018, Çarşamba günü Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde attı. Proje ilerleyen tarihlerde farklı il ve hastanelerde devam edecek.

Obezite ile ilgili farkındalık yaratmayı ve halka ücretsiz sunulan ölçüm hizmetiyle risk grubundaki kişileri hekime yönlendirmeyi hedefleyen proje kapsamında, hastanenin ana girişinde bir çadır kuruldu. Buraya başvuran kişilerle yapılan görüşmeler neticesinde risk grubunda bulunan kişiler, ilgili bölümlere yönlendirildi.

Projenin tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Coşkun günümüzün salgın hastalığı olan obezite ile ilgili şu bilgileri verdi:
“Aşırı kilo ve obezite, sağlığa zarar verebilecek anormal veya aşırı yağ birikimi olarak tanımlanmaktadır. Vücut kitle indeksi (VKİ) erişkinlerde obeziteyi sınıflandırmak için yaygın olarak kullanılan, vücut ağırlığının kilogram cinsinden değerinin, boy uzunluğunun metre cinsinden değerinin karesine bölünmesiyle elde edilen basit bir ölçümleme yöntemidir. Vücut kitle indeksi 30 kg/m2’den büyük olan bireyler obez grubuna girmektedir. Dünyada 1975’ten günümüze obezite oranı yaklaşık 3 kat artmış olup, Dünya Sağlık Örgütü’nün en son verilerine göre dünyada yaklaşık 2 milyar fazla kilolu bireyin olduğu ve bunların yaklaşık 700 milyonunun obez olduğu belirtilmektedir. Ayrıca yapılan çalışmalarda 2030 yılına kadar obezite oranlarının dünya nüfusunun yarısına çıkabileceği tahmin edilmektedir.”

 Obezitenin Maliyeti
“Obezite son zamanlarda küresel bir sağlık sorununa dönüşmüş olup dünyada önlenebilir ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Yapılan araştırmalarda obezitenin dünya çapındaki maliyetinin, sigara içme ve terörle mücadelenin maliyetine yakın olduğu gösterilmiştir. Ayrıca, obezite devlet ekonomilerine de ciddi anlamda yük getirmektedir. Obezite; kalp hastalıkları, diyabet, solunum hastalıkları, yüksek kolesterol, karaciğer hastalıkları, kısırlık, kanser gibi birçok hastalık için önemli bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Özellikle orta yaşlarda gelişen şeker (diyabet) hastalığının birinci sebebi obezite olarak kabul edilmektedir. Uluslararası Kanser Araştırma Kuruluşu’nun verilerine bakıldığında yılda en az yarım milyon kanser vakasına obezitenin sebep olduğu görülmektedir.”

Prof. Dr. Halil Coşkun, eskiden bulaşıcı hastalıklar ve yetersiz beslenme sonucunda erken ölümler meydana gelirken, günümüzde durumun değiştiğini belirtti:
“Obezitenin eskiden sadece yüksek gelirli ve gelişmiş̧ ülkelerin bir sorunu olarak düşünülmekteydi. Ancak obezite oranları hem gelişmiş̧ hem de düşük ile orta gelirli gelişmekte olan ülkelerde giderek artmaktadır. Aslında, dünya nüfusunun çoğunluğu insanların yetersiz beslenme sonucu değil, aşırı beslenme ile ilgili hastalıklardan öldüğü ülkelerde yasamaktadır. Dünyada eskiden bulaşıcı hastalıklar ve yetersiz beslenme sonucunda erken ölümler meydana gelirken, bu durumun günümüzde bulaşıcı olmayan ve genellikle aşırı beslenme ile ilişkilendirilen kronik hastalıkların sebep olduğu daha ‘genç̧’ yaştaki ölümlere doğru kaydığı görülmektedir. Günümüzde aşırı beslenmenin yanında teknolojideki gelişmelerle beraber iş ve çalışma şekillerinin geçmişteki normlara göre oturarak yapılır hale gelmesi, fiziksel aktivitede azalmaya ve obezite riskinin artmasına neden olmuştur.”

“Bebeklik ve okul öncesi dönemlerinde kazandırılacak alışkanlıklar, obezite ile mücadelenin en önemli adımıdır!”

Basın toplantısında konuşmacı olan Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Erkan Yardımcı ise obeziteden korunma ve obezite tedavisi hakkında bilgi verdi: “Obezite ile mücadeledeki en önemli nokta korunma programlarının uygulanmasıdır. Dünya Sağlık Örgütü, obezite ve aşırı kilonun önlenmesi için, bebeklik ve okul öncesi dönemlerden başlamak üzere beslenme, fiziksel aktivite ve medya kullanımı ile ilgili önerilerde bulunmaktadır. Yeni doğan ve bebeklerde emzirme; okul öncesi dönemde, su, şekersiz içecekler, meyve, sebze, tahıl ürünlerinin bol miktarda tüketimi ve şekerli gıdaların az tüketilmesi; 3-5 yaşlarından itibaren günde en az 60 dakika fiziksel aktivite programlarının uygulanması obezitenin önlenmesinde merkezi bir rol oynamaktadır. Ayrıca, çocukların yatak odalarında televizyon bulundurulmaması, sosyal medya erişimlerinin sınırlandırılması ve oturarak geçirilen boş zamanların azaltılması obezitenin önlenmesi için alınabilecek önlemler arasındadır.” 

Dünyada Yılda 650 bin Obezite ve Metabolik Cerrahi Ameliyatı Yapılıyor

Diyet ve egzersiz tedavilerine rağmen kalıcı kilo kaybı sağlanamayan ve obezite ile ilişkili ek hastalıkların olduğu obez bireylerde, cerrahi tedaviler giderek artan oranlarda uygulanmaktadır. Günümüzde obezitenin tedavisinde en etkili ve kalıcı tedavi yöntemi ise obezite ameliyatları olarak kabul edilmektedir. Vücut kitle indeksi > 40 kg/m2 veya VKİ > 35 kg/m2 olan ve obezite ile ilişkili bir hastalığı olan bireyler ameliyat olabilmektedir. Özellikle uygun hastalardaki yüz güldürücü sonuçlarıyla dünyada yılda yaklaşık 650.000 obezite ve metabolik cerrahi ameliyatı uygulanmaktadır. Dünyada Amerika Bileşik Devletleri başta olmak üzere, Fransa, Almanya, İngiltere gibi Avrupa ülkelerinde obezite ameliyatları yaygın olarak uygulanmaktadır. Ülkemizde son yıllarda ameliyat oranlarının giderek artmasıyla yılda yaklaşık 20.000 ile 25.000 arasında ameliyat uygulanmaktadır.”

Projeyi destekleyen Johnson & Johnson Medikal Cihazlar Türkiye İş Birimi Direktörü Alper Tandoğan, “Obezite gibi önlenebilir küresel bir sağlık sorununa karşı toplumu ve özellikle gelecek nesilleri yetiştiren aileleri bilgilendirmenin önemine inanıyoruz. Obezite için Harekete Geç! projesi obezite ile ilgili farkındalık yaratmayı amaçlarken, risk taşıyan bireylerin de bir an önce harekete geçerek sağlıklarını kontrol altına almalarına çağrıda bulunuyor. Çok kıymetli hocalarımızın liderliğinde Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ni bu projede desteklemekten büyük mutluluk duyuyoruz. Buradan aldığı güçle başlayan projeyi Sağlık Bakanlığı’nın katılımıyla farklı illere ve farklı merkezlere taşımayı planlıyoruz.” dedi.

TİTCK: İlaçta 3 Milyar TL’lik Yerelleşme Hedefi Yakalandı

İthalden imale geçiş çalışmaları kapsamında ilaçta yerelleşme ile 6 Milyar 1 Milyon TL’lik bir potansiyelin hedeflendiğine dikkat çeken Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz, 2018 yılı sonu itibari ile bu hedefin 3 Milyar TL’lik kısmının yakalanmış olacağını belirtti. Yerelleşme kapsamına alınan 609 ilaçtan yıllık 2,74 Milyar TL satış değerindeki 371 ilacın yerelleştiğini söyleyen Gürsöz, yerelleşmeyen 238 ilacın ise çoğunlukla pazar değerini yitirmiş ilaçlar olduğunu ifade etti.

TÜSAP Sağlık Platformu’nun düzenlediği ‘İlaçta Yerlileşme ve Millileşme’ başlıklı 6. Sağlıkta Vizyon Toplantısı, başta Sağlık Bakan Yardımcıları Prof. Dr. Muhammet Güven ve Prof. Dr. Emine Alp Meşe olmak üzere Sağlık Bakanlığı yetkilileri, ilaç sektörünün ileri gelenleri ve akademisyenlerin katılımı ile 3 Eylül 2018’de, Bezmiâlem Yaşam Bilimleri ve Biyoteknoloji Enstitüsünde yapıldı.

İlaçta yerlileştirme çalışmalarının konuşulduğu toplantının gündeminde ithalden imale geçiş, sağlık girişimleri (Start-up) platformu projesi ve aşı yerlileştirme projeleri olmak üzere üç ana başlık yer aldı. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD), İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) ve EY’nin katkıları ile gerçekleşen toplantıda TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı ve Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz konuşma yaptı.

Konuşmasında yerelleşme ve millileşme arasındaki kavram farkına değinen TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı ve Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın, “Roma hukukunda kural olarak yargıda bulunulurken evren, ‘kişi’ ve ‘nesne’ olmak üzere iki odakta düşünülür. Halbuki bugün dünyada ‘bilgi’ çok daha değerli… Hukuk sistemlerinde bile kendine tam yer bulamamış bir olgu, bir güçten bahsediyoruz. Millilik sadece bu bilgiyi elinizde bulundurmak mıdır, yoksa bunun üretim süreçlerinin belli oranını elinize almak mıdır? Bir şeyin milli olması için bilgisinin size ait olması gerekiyor. Kimin ürettiği ya da nerede ürettiğiniz çok da önemli değil. Iphone Amerika için milli bir üründür ama Çin’de üretilir, onlar için yerli bir üründür” dedi.

İlaçta 5 milyar dolarlık ithalat
İthalden imal ilaca geçiş ile gerçekleşecek ilaçta yerelleşme sayesinde ilaç sektöründe yüzde 18 olan ihracatın ithalatı karşılama oranını artırarak öncelikle cari açığın düşürülmesini hedeflediklerini söyleyen Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz, “Ülke olarak 2017 yılında yaklaşık 157 milyar dolara ulaşan ihracat, 250 milyar dolara ulaşan ithalatımız vardı. Yaklaşık yüzde 65’lik bir orana tekabül ediyor. İlaç sektörüne geldiğinizde yaklaşık 900 milyon dolarlık ihracata karşı 5 milyar dolarlık ithalat söz konusu. Burada ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 18 seviyelerinde. Genel ekonomik tablonun uzağındayız. Böyle bir tabloyu önünüze aldığınızda ilaçta yerelleşme projesi ile cari açığın düşürülmesi hedefini ilk sıraya koymanız beklenen bir şey” diye konuştu.

371 ilaç yerelleşti

İlaçta yerelleşme ile yüzde 65 seviyelerinde olan kapasite kullanım oranlarını da artırmayı hedeflediklerini söyleyen Gürsöz, “İthalden imale geçiş çalışmaları kapsamında ilaçta yerelleşme ile 6 Milyar 1 Milyon TL’lik bir potansiyel hedeflendi. 2018 yılı sonu itibari ile bu hedefin 3 Milyar TL’lik kısmı yakalanmış olacak. Ayrıca toplam 609 ilaçtan yıllık 2,74 Milyar TL satış değerindeki 371 ilaç yerelleşirken yerelleşmeyen 238 ilacın ise çoğunlukla pazar değerini yitirmiş ilaçlar olduğu görüldü” dedi.

Start-up Girişimcilik Platformu

Yenilikçi ürünlerin yerli üretimi konusunda sağlık Start-up’larını tek çatı altında toplayacak bir platform kurma hazırlığı içinde olduklarını ifade eden TİTCK Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz, “FDA verilerine göre 2016 yılında 19 yeni ilaç molekülünün 13’ü girişimciler tarafından geliştirildi. Dünyada artık iş yapış modelleri değişiyor. Yeni teknolojilerin ilaç Ar-Ge sürecinde önemli hale gelmesiyle büyük ilaç şirketleri girişimcilerle daha fazla işbirliği yapamaya başladı. Son yıllarda hızla düşen Ar-Ge verimliliği, Start-up’ların önemini arttırmakla birlikte yeni moleküllere erişim sağlamak isteyen büyük ilaç firmalarının birleşme-satın alma işlemlerinin yolunu açtı. Bu anlamda sağlık girişimcilerini biraraya getirecek Start-up Girişimcilik Platformunu çok önemsiyoruz. Uygulamanın Kamunun mentörlük ve yönlendirmeleri ile gerçekleşmesi planlanıyor.

Çalışmalarımıza başlarken birçok ülkenin benzer yapılarını inceledik. Hindistan’ın Bangalore şehrinde kurulan Biyoinkübasyon Kuluçka Merkezi de bunlardan biri idi. Muazzam bir altyapısı var. Hindistan böyle bir merkezi kurma iradesini göstermiş ve eminim ki çok yakın bir tarihte yenilikçi ilaçların o merkezden çıktığına hep birlikte şahit olacağız. İnovasyon sadece Avrupa’dan, Amerika’dan çıkmayacak. Çin’den, Kore’den çıkacak, Hindistan’daki Biyoinkübasyon Merkezinden çıkacak.

Artık G20 üyesi bir ülkeyiz, ekonomik anlamda dünyanın 16. büyük ülkesiyiz. Bunlarla birlikte bizim inovasyon liginde teknoloji ve bilim üretimi anlamında ilk 20’de yer almamız, Dünyanın inovasyon ve Ar-Ge networküne dahil olmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

TİKA, Türk-Kırgız Dostluk Hastanesi inşa etti

Konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı resmi Kırgızistan ziyaretinden bahseden Dr. Hakkı Gürsöz, Kırgızistan ile sağlık alanında iki önemli anlaşmaya imza attıklarını ifade etti. İlaç ve tıbbi cihaz konusunda teknik iş birliği anlaşması çerçevesinde TİTCK’ın Kırgızistan’a özellikle ilaç ruhsatlandırma, denetim prosedürleri, ilaç ve tıbbi cihazda bir veri tabanı oluşturma, ulusal bilgi bankası oluşturma konusunda teknik destek vereceğini belirterek ikinci anlaşmanın TİKA tarafından Kırgızistan’ta inşa edilen Türk-Kırgız Dostluk Hastanesi ile ilgili olduğuna değindi. Hastanenin birkaç ay içinde hizmete gireceğini belirten Gürsöz, hastaneyi incelediğinde hastane donanımları ve tıbbi cihazların neredeyse tamamının Türkiye’den tedarik edilmiş olduğunu görmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Servier, Shire İlacın Onkoloji Bölümünü Satın Aldı

Uluslararası bağımsız bir ilaç firması olan Servier yasal düzenlemelerin ardından Shire’ın onkoloji bölümünün alımını gerçekleştirdiğini açıkladı. 2,4 milyar dolarlık işlem, Servier’in Amerika’da doğrudan bir ticari varlık kurmasını ve grubun zaten var olduğu ülkelerde onkoloji ilaç portföyünü güçlendirmesini sağlayacak.

Bu alım çerçevesinde Servier, onkoloji alanında ONCASPAR®ve ONIVYDE® ürünlerinin pazarlama faaliyetlerini ve ekibini aynı zamanda immüno-onkoloji alanında gündemde olan iki iş birliği işlemini devraldı.

Servier Başkanı Olivier Laureau, “Bu alım, Servier grubunun hedeflerine ulaşmasında önemli bir adımdır.” diyerek açıklamasına şöyle devam etti: “Bu adım, Servier’in dünyanın en büyük ilaç pazarı olan Amerika’daki ticari faaliyetlerini başlattığını ve onkoloji alanında ilaç portföyünü anlamlı ölçüde güçlendirdiğini göstermektedir. Aynı zamanda bu satın alım Servier’in stratejisinde yer alan iki amaca cevap vermektedir: Dünyanın her yerinde yenilikçi ilaçlarla daha fazla hastayı tedavi etmek ve onkoloji alanında bir dünya referansı olmak.”

Grubun yeni şirketi olan Servier Pharmaceuticals LLC (Boston), 80 kişilik bir ekip ile başlayarak Servier ürünlerini ABD’de pazarlayacak. Bu şirket ONCASPAR® ürününün pazarlamasına da devam edecek. Servier Pharmaceuticals LLC, daha önce Shire’ın Global Genetik Hastalıkları ve Onkoloji bölümlerinin başında olan David K. Lee tarafından yönetilecek. Bu firmanın amacı Servier Grubunun stratejisine uygun olarak, Servier’in mevcut portföyüyle ABD’de güçlü bir ticari varlık geliştirmek ve diğer yandan, pazarlanmak üzere olan veya pazarlanan yenilikçi ürünlerle portföyün zenginleştirilmesini sağlamak olacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri dışında, yaklaşık 75 çalışan Servier’in organizasyonuna entegre odu. Yerel mevzuata göre bu ekip, ONCASPAR® ve ONIVYDE® pazarlamaya devam edecek.

Bu satın alma ile Servier Grubu küresel bir biofarmasötik şirket olma hedefinde ilerliyor.

klinikiletişim’in yaz sayısının dosya konuları neler?

klinikiletişim’in yeni sayısının dosya konuları neler?

  • Sağlık Bakanlığı Verileri ile Türkiye Sağlık Turizminde Nerede?
  • Türkiye Sağlık Turizmi Derneği Gn. Sekr. Prof. Dr. Dilaver Tengilimoğlu: “Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş. Aracılığı ile Ülkemize 1 Milyondan Fazla Sağlık Turistinin Çekilmesi Planlanmaktadır”
  • Acıbadem Sağlık Grubunun Sağlık Turizmi Politikaları Nasıl?
  • VM Medıcal Park’ın Uluslararası Hasta Yönetimi Nasıl?
  • Üsküdar Üniversitesinin Uygulama Ortağı NPİstanbul Hastanesinin Akreditasyon Avantajı
  • Liv Hospital Grup Koordinatörü Meri İstiroti:“Türkiye Artık Risk Düzeyi Yüksek Tedaviler İçin De Tercih Ediliyor”
  • Alanya EAH Başhekimi Prof. Dr. Bülent Adil Taşbaş: “Sağlık Turizminde Kamu Hastaneleri Bir Adım Önde”
  • Dr. Melih Bulut: “Sağlık Turizminde Kamu ve Özel Rekabeti Türkiye’ye Kazanç Sağlamaz!”
  • Mef Üni. Hukuk Fak. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayfer Uyanık Anlattı:
    Hukuki Açıdan Sağlık Turizmi

Türkiye Sağlık Turizminde Nerede?

Kaliteli sağlık hizmetini, daha uygun fiyatlarla ve daha kısa bekleme süreleri içerisinde almak amacıyla sağlık turizmi kapsamında ülkeleri dışına çıkan yıllık 30 milyon insan trafiğinden söz edilmektedir. Dünyadaki sağlık turizmi harcamaları ise yaklaşık 500 Milyar Dolar ile ifade edilmektedir. Bu rakamın 2023 yılında 1 trilyon dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Sağlık Bakanlığının hedefi, sağlık turizmi alanında en çok tercih edilen ülkeler arasında ilk iki sıraya yükselerek, 2023 yılında 20 Milyar dolar yıllık sağlık turizmi geliri elde etmek!

Ulaşım Kolaylığı

Türkiye, 4 saatlik uçuş mesafesinde yaklaşık 1 milyar insana ve 57 ülkeye hitap eden önemli bir jeografik konuma sahiptir. Türkiye, Türk Hava Yolları gibi dünyada en çok noktaya (120 ülke, 299 şehir ve 302 havalimanı) uçuş yapan bir ulusal havayolu markası ile ulaşım kolaylığı sayesinde sağlık turizmi için en ideal bölge olarak değerlendirilmektedir.

Avantajlarımız neler?

Özellikle hekimlik kadrolarında üst düzey uzmanlaşmış nitelikli insan kaynağı yanı sıra coğrafi yapısı, mevsimsel avantajları, kaliteli sağlık hizmeti sunumu, dünya standartlarında teknolojik ve tıbbi donanımı, Avrupa’ya kıyasla %60’lara varan uygun fiyat avantajı, dünyada ilk sıralarda yer alan termal yeraltı kaynakları, dünyada hızla artan yaşlı nüfusa nazaran genç ve dinamik nüfusu ve tüm bunlara ek olarak geleneksel Türk konukseverliği ile dünyada parlayan yıldız konumunda olan Türkiye’nin, sağlık turizminde de en çok tercih edilen ülkelerinden birisi olmasının önünde hiçbir engel yoktur.

Dil Desteği

Türkiye sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında gelen hastaların sağlık hizmetine kolay ulaşmalarını sağlamak amacıyla Uluslararası Hasta Destek Birimi Tercümanlık ve Çağrı Merkezi (UHDB) 0 850 288 38 38 çağrı numarasıyla Almanca, Arapça, İngilizce, Rusça, Farsça, Fransızca olmak üzere 6 (altı) dilde 7 gün 24 saat hizmet vermektedir.

Jeotermal Avantajlar

Türkiye jeotermal kaynaklar açısından Dünya çapında bir potansiyele sahip olup, Avrupa’da kaynak potansiyeli açısından birinci, kaplıca uygulamaları konusunda ise üçüncü sırada bulunmaktadır. Termal su potansiyelinin yüksek mineralizasyon içeriği sayesinde etkin tedavi edici özelliklere sahip olması ile birlikte zengin kültürel, doğal ve iklimsel özelliklerle birleşmesi termal sağlık turizmi yanı sıra ileri yaş turizmi ve wellness ortamının oluşmasını sağlamaktadır.

İstatistiklerle Sağlık Turizmi Verileri Nasıl?

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, sağlık turizmi kapsamında ülkeleri dışına çıkan yıllık 30 milyon insan trafiğinden söz ediliyor. Dünyadaki sağlık turizmi harcamaları ise yaklaşık 500 Milyar Dolar ile ifade ediliyor.

Bakanlığın 2018 yılı ilk 6 aylık verilerine göre, sağlık turizmi kapsamında Türkiye’ye gelen turist sayısı 178 bine yakın. Bunun çoğu, 178 bine yakını (yüzde 67) özel hastanelere gelmiş, ortalama 56 bini de (yüzde 24) kamu hastanelerini tercih etmiş. Pastanın yüzde 9’unu da üniversite hastaneleri oluşturuyor.

En Çok Başvuru Deri ve Zührevi Hastalıklara

2018 yılı ilk 6 ay medikal turizm kapsamında hizmet alan hastaların geldikleri ilk 10 klinik sırasıyla: Deri ve zührevi hastalıklar, göz hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, tıbbi onkoloji, iç hastalıkları, estetik cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, genel cerrahi, kardiyoloji ve son olarak kulak burun ve boğaz.

Sağlık Turizminde USHAŞ Dönemi Başladı

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, sağlık turizmi kapsamında ülkeleri dışına çıkan yıllık 30 milyon insan trafiğinden söz ediliyor. Dünyadaki sağlık turizmi harcamaları ise yaklaşık 500 Milyar Dolar ile ifade ediliyor.

Bakanlığın 2018 yılı ilk 6 aylık verilerine göre, sağlık turizmi kapsamında Türkiye’ye gelen turist sayısı 178 bine yakın. Bunun çoğu, 178 bine yakını (yüzde 67) özel hastanelere gelmiş, ortalama 56 bini de (yüzde 24) kamu hastanelerini tercih etmiş. Pastanın yüzde 9’unu da üniversite hastaneleri oluşturuyor.

En Çok Başvuru Deri ve Zührevi Hastalıklara

2018 yılı ilk 6 ay medikal turizm kapsamında hizmet alan hastaların geldikleri ilk 10 klinik sırasıyla: Deri ve zührevi hastalıklar, göz hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, tıbbi onkoloji, iç hastalıkları, estetik cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, genel cerrahi, kardiyoloji ve son olarak kulak burun ve boğaz.

USHAŞ Yurt Dışında Hastane Açabilecek

Sağlık turizmi, artık sadece özel hastanelerin değil kamunun da gelir kapısı! Geçtiğimiz günlerde yasal mevzuatı tamamlanarak hayata geçirilen Uluslararası Sağlık Hizmetleri Anonim Şirketi (USHAŞ), sağlık turizmine ilişkin politika ve stratejiler üretmek üzere kuruldu. Uluslararası hasta kabul eden işletmelerin hizmet standartları ve akreditasyon kriterleri artık USHAŞ’ın sorumluluğunda olacak; şirket bu konuda Bakanlığa önerilerde bulunacak.

Kamunun bu atılımı ile Türkiye, sağlık turistini sadece kendi ülke hastanelerine kabul etmekle kalmayacak; hastanecilik tecrübe ve birikimlerini yurtdışına taşıyacak.

Yurt dışında sağlık kuruluşu açmak, işletmek, ortaklık kurmak ve iş birliği yapmak gibi faaliyetler USHAŞ tarafından koordine edilecek.

Sağlık turizmi pastasına kamunun da ortak olması özel sektör yatırımcılarını tahmin edileceği üzere pek memnun etmiyor. Gelir kaynağı bir yana bırakılırsa USHAŞ’ın sağlık turizmi yapan hastaneler ve özellikle aracı şirketlere yetkilendirebilecek olması sevindirici bir gelişme… Bu alanda faaliyet gösteren aracı kurumlar yerli turiste bile güven vermekten uzak!

Sağlık Turizminde Yeni Dönem: USHAŞ Kuruldu

Uluslararası Sağlık Hizmetleri Anonim Şirketi (USHAŞ) hakkında:

  • Uluslararası sağlık hizmetleri alanında ülkemizde sunulan hizmetlerin tanıtımını yapmak,
  • kamu ve özel sektörün sağlık turizmine yönelik faaliyetlerini desteklemek ve koordine etmek,
  • uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin politika ve stratejiler ile hizmet sunum standartları ve akreditasyon kriterleri konusunda Bakanlığa önerilerde bulunmak üzere USHAŞ kuruldu.

USHAŞ’ın Faaliyetleri:

√ Uluslararası sağlık hizmetleri alanında aracılık faaliyeti gösteren kurumlara yetki belgesi vermek.

√ Ülkemizin sağlık hizmetlerinin uluslararası tanıtımını yapmak, bu alandaki tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerini koordine etmek, yönlendirmek ve desteklemek.

√ Uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin aracılık faaliyetlerinde bulunmak, verilen yetki çerçevesinde kamu ve özel sektör kuruluşları adına uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin sözleşme yapmak, yapılan sözleşmelerin yürütülmesine destek olmak.

√ Uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin bilgi alma başvurularına cevap vermek, şikâyetler ve anlaşmazlıkların çözümü için ilgili merciler nezdinde girişimlerde bulunmak, tarafların karşılaşabilecekleri sorunları tespit ederek önleyici tedbirler almak.

√ Ülkemizin sağlık sisteminin tanıtımını yapmak, sağlık sistemleri, sağlık finansmanı ve kamu özel iş birliği modelleri konusunda uluslararası kişi ve kuruluşlara danışmanlık yapmak, bu alanlarda sistemlerin kurulması ve geliştirilmesine ilişkin yurt dışı talepleri karşılamak, projeler yapmak ve uygulamak.

√ Yurt dışında sağlık kuruluşu açmak, işletmek, ortaklık kurmak ve iş birliği yapmak.

√ Sağlık meslek eğitimi turizmine yönelik faaliyetlerde bulunmak.

√ Faaliyet alanına giren konularda ulusal ve uluslararası kongre, seminer ve benzeri etkinliklerde bulunmak, araştırma ve yayın yapmak.

√ Uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin politika ve stratejiler, hizmet sunum standartları, akreditasyon kriterleri, fiyat tarifeleri ve hukuki düzenlemeler konusunda ilgili kuruluşlarla iş birliği yapmak ve bu konularda Bakanlığa önerilerde bulunmak.

√ Sağlık meslekleri eğitimi konusunda teşvikler geliştirmek, bu alanda uluslararası öğrencileri ve eğitim kurumlarını desteklemek.

  • USHAŞ’ın yurt içinde ve yurt dışında şirket kurması veya bir şirkete %50’den fazla hisseyle ortak olmasına karar vermeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.
  • USHAŞ’ın hisselerinin tamamı Hazine ve Maliye Bakanlığına aittir. Ancak, Hazine ve Maliye Bakanlığının mülkiyet hakkı ile kâr payı hakkına halel gelmemek ve pay sahipliğinden kaynaklanan bütün mali haklar Hazine ve Maliye Bakanlığında kalmak kaydıyla, USHAŞ’taki pay sahipliğine bağlı oy, yönetim, temsil, denetim gibi hak ve yetkiler Sağlık Bakanlığı tarafından kullanılır.
  • USHAŞ’ın başlangıç sermayesi on milyon Türk lirası olup, bu tutar Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından karşılanır.

USHAŞ ile 1 milyondan Fazla Sağlık Turisti Hedefleniyor

“Sağlık Bakanlığına öneride bulunmak üzere kurulan Uluslararası Sağlık Hizmetleri Anonim Şirketi (UHSAŞ) aracılığı ile ülkemize 1 milyondan fazla sağlık turistinin çekilmesi planlanmaktadır”

“Yetki belgesi alan tesisler arasında ilk sırayı 250 adetle özel hastaneler, tıp merkezleri ve poliklinikler alıyor. Yetki belgeli seyahat acentelerinin sayısı ise 18. Yetki belgesi verme yetkisi bundan sonra USHAŞ‘ta”

“2014 yılı verilerine göre; ilk sırada Tayland yer alırken; Meksika 3 milyar ABD Doları ile dünyanın en büyük ikinci sağlık turizmi destinasyonu!”

“Malezya dermatoloji, Almanya onkoloji, Kosta Rica diş bakımı, Meksika diş hekimliği, Brezilya yağ aldırma, Macaristan diş beyazlatma, Birleşik Arap Emirlikleri obezite ameliyatları, Polonya diş implantı ve Türkiye göz operasyonları, spa ve wellness, saç ekimi, kozmetik cerrahi gibi nedenlerle daha çok talep görüyor”

Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Enst. Md. ve Türkiye Sağlık Turizmi Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Dilaver TENGİLİMOĞLU

Dünya pazarı düşünüldüğünde sağlık turizminde hangi ülkeler ön plana çıkıyor?

Sağlık turizmi alanında yapılan çeşitli çalışmalarda dünyada sağlık turizmi cirosunun yaklaşık 100 milyar USA doları olduğu belirtilmekte ve sektörün diğer turizm türlerinden daha fazla büyüdüğü (her yıl % 20’lere varan oranlarda) tahmin edilmektedir. Son beş yıldaki artış, beklentilerin oldukça üstünde gerçekleşmiştir.

Dünya pazarı düşünüldüğünde sağlık turizminde özellikle Latin Amerika ve Asya lider bölgelerdir. 2014 yılı verilerine göre; birinci sırada Tayland yer alırken; Meksika 3 milyar ABD Doları ile dünyanın en büyük ikinci sağlık turizmi destinasyonu durumundadır. Malezya dermatoloji, Almanya onkoloji, Kosta Rica diş bakımı, Meksika diş hekimliği, Brezilya yağ aldırma, Macaristan diş beyazlatma, Birleşik Arap Emirlikleri obezite ameliyatları, Polonya diş implantı ve Türkiye göz operasyonları, spa ve wellness, saç ekimi, kozmetik cerrahi gibi nedenlerle daha çok talep görmektedir. Her ne kadar Tayland, Meksika, Hindistan, Malezya gibi ülkeler sağlık turizmi açısından dünya pazarında söz sahibi olsalar da, özellikle ileri teknoloji gerektiren alanlarda sağlık turizminden hala ABD büyük pay almaktadır.

Bunların arasında Türkiye için rol model olabileceğini düşündüğünüz uygulama örnekleri var mı?

Türkiye’de sağlık turizmi açısından en büyük problem uluslararası ve profesyonel aracı kurumların henüz bu alana yeterince girmiş olmamalarıdır. Bu sebeple Avrupa ülkelerinden özellikle aracı kurumların kurulması, finansal destekler, mevzuat, pazarlama gibi alanlarda iyi uygulama örnekleri incelenip ülkemize uyarlamalar gerçekleştirilebilir.

Ülkemizin gerek termal su kaynaklarının zenginliği ve gerekse doğal güzellikleri ve uygun iklim koşulları, zengin bitki florası nedeni ile sadece medikal tedavi değil termal turizmi, ileri yaş ve engelli turizmi, geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanları da özellikle faaliyet gösterilmesi gerek alanlardır. Bu alanlar arasında entegrasyon sağlanarak ürün zenginliği artırılabilir.

Örneğin Hindistan’ın ABD ve diğer gelişmiş ülkelerde yetişmiş sağlık personelini ülkesine geri getirme konusunda izlediği politikalar, vize kolaylıkları, ülkelerin dini ve kültürel yapısına uygun destek hizmetlerini zenginleştirmesi (gastronomi alanında helal hastaneler sertifikasyonu, geleneksel tıp uygulamaları gibi), ABD’nin yaptığı gibi ileri araştırma laboratuvarları ve teknolojik altyapı çalışmalarına verilen destek politikaları gibi uygulamalardan yararlanılabilir.

Sağlık turizminde sayının artırılması yanı sıra, ekonomik ve sosyal profili üst standartlarda olan hastaların ülkemize sağlık turisti olarak getirilmesi de amaçlanmalı. Hasta hakları ve etik konularında gerekli hassasiyet gösterilmeli.

ABD ve Avrupa ülkelerinden bakıldığında, Türkiye’de sağlık hizmet sunumu kalite ve fiyat rasyosu açısından nasıl bir profil çiziyor?

Sağlık turizminde, belirli sağlık hizmetleri için başka bir ülkeye gitmek, kendi ülkesine kıyasla ve ihtiyacı olan tedaviye göre sağlık turistine %60 ile %80 oranlarında fiyat avantajı sunmaktadır.

Ülkemizde tedavi ve ameliyat ücretleri ABD ve Avrupa’daki ülkeler ile kıyaslandığında oldukça uygun düzeydedir. Medikal turizmin en önemli alanlarından biri olan tüp bebek tedavisi ABD’de 15-16 bin dolara gerçekleştirilirken, Türkiye’de bu rakam 2 bin 600 dolara düşmektedir. Lazer ile göz kusurlarının giderilmesine yönelik gerçekleştirilen ameliyatların fiyatları Avrupa ülkelerinde 4.000 ila 8.000 euro arasında değişirken, ülkemizde ortalama 600 euro kadardır. Bir başka örnek daha verecek olursak Avrupa ülkelerinde bypass 25. 000 euro iken, ülkemizde bu rakam 10.000 dolara düşmektedir.

Burada özellikle şunu vurgulamak isterim ki, ülkemizdeki işlem fiyatları düşük olmasına rağmen, hizmet kalitesi oldukça yüksektir. Medikal turizm ile uğraşan sağlık merkezleri ABD ve Avrupa’daki tıbbi teknoloji ve tanı-tedavi yöntemlerindeki gelişmeleri oldukça yakından takip etmektedir. Bu konuda karşı karşıya kalınan dezavantajlı durum ülkemizde fiyat tarifelerinin diğer ülkelere kıyasla daha uygun olmasına ve hizmet kalitesinin oldukça yüksek olmasına rağmen hala “turistin sağlığı” hizmetlerinin sağlık turizminin önünde yer almasıdır. Bir başka dezavantajlı durum ise medikal turizmin yaygınlaşması yanında spa-wellness, yaşlı turizmi gibi farklı sağlık turizmi alanlarının henüz istenilen düzeye ulaşmamış olmasıdır. Örneğin ülkemizdeki kaplıca ve şifalı su merkezleri sayı ve nitelik açısından yeterli olmasına rağmen hala yeterli sağlık turistini çekememektedir. Medikal turizm dışında kalan sağlık turizmi türlerinin kalkındırılmasının ülkemiz açısından önem arz ettiğini düşünüyorum.

Bir başka dezavantajlı durum ise, hastanelerimizin web sayfalarındaki yetersizliklerdir. Bu durum tanıtım, reklam ve pazarlama alanında da önemli eksiklikler olduğunun bir göstergesidir.

Sağlık turizminde niceliksel sağlık turistlerden ziyade “nitelikli sağlık turistlerin” (ekonomik ve sosyal profili yüksek turist) getirilmesi için stratejiler geliştirilmeli nadir hastalıklar gibi niş pazarlara yönelinmelidir. Türkiye’nin imajını güçlendirecek inovatif kampanyaların hayata geçirilmesi gerekmektedir. Önemli bir konu da hasta ve yakınlarının memnuniyetidir. Çünkü tatmin olmuş bir hasta o hastane ve ülke için en etkili reklam aracıdır. Literatürde hastaların ülke ve hastane seçiminde ülkelerin sahip oldukları imajı yanı sıra hastane hakkında başvurdukları bilgi kaynakları gelmektedir. Bilgi kaynağı olarak ise en sık başvurdukları referans kaynakları arasında web sayfaları, internet, sosyal medya ve ağızdan ağıza reklam gelmektedir.

Sağlık turizmi özelinde kamu ve özel iş birliği olanakları neler olabilir?

Sağlık turizmi açısından onkoloji, genetik gibi spesifik alanlarda uygulanacak tanı-tedavi uygulamalarında kamu ve özel sektörün iş birliği sunulacak hizmet kalitesi açısından katkı sağlayabilir. Öte yandan özel sektörde yer alan yüksek donanımlı laboratuvarlar kamu hastaneleri tarafından da kullanılabilir.

Sağlık Bakanlığı politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sağlık Bakanlığı sağlık turizminde ülkemizin öncü olabilmesi için başarılı politikalara imza atmaktadır. Sağlık hizmetleri genel müdürlüğü sağlık turizmi daire başkanlığı tarafından 2017 yılında Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik yayınlanmıştır. Bu yönetmelikte amaç, uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında uluslararası düzeyde sunulan sağlık hizmetlerinin asgari hizmet sunum standartlarının belirlenmesi, uluslararası sağlık turizmi hizmetlerinde faaliyet yürütecek sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşların yetkilendirilmesi ve bu faaliyetlerin denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Öte yandan uluslararası sağlık hizmetleri alanında ülkemizin tanıtımını yapmak, kamu ve özel sektörün sağlık turizmine yönelik faaliyetlerini desteklemek, uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin politika ve stratejiler ile hizmet sunum standartları ve akreditasyon kriterleri konusundan Sağlık Bakanlığına öneride bulunmak adına Uluslararası Sağlık Hizmetleri Anonim Şirketi (UHSAŞ) Kurulmuştur. Söz konusu şirketin kurulmasına ilişkin 7146 No’lu Kanun 26.7.2018 tarihinde yayınlanan Resmi Gazete ile yürürlüğe girmiştir.

USHAŞ aracılığı ile ülkemize 1 milyondan fazla sağlık turistinin çekilmesi planlanmaktadır. Ayrıca uluslararası sağlık hizmetlerinin kamu sağlık kuruluşlarında verilmesini teşvik etmek amacıyla sağlık çalışanlarının motivasyonlarını yükseltmek amacıyla ek ödeme kriterlerinde değişiklik yapılmıştır. Şehir hastanelerinin açılmasıyla sağlık turizmi yapabilme potansiyelimiz çok daha fazla artacaktır. Bunun için özel hastanelerde istihdam edilen yetenekli hekimler ve diğer sağlık profesyonelleri yapılacak olan protokoller ile şehir hastaneleri ve üniversite hastanelerinde de çalışma imkanına kavuşacak böylece kamunun kapasitesinde artışlar sağlanmış olacaktır.

Türkiye’de geliştirilmesi ve yatırım yapılması gereken hizmet alanları nelerdir?

Sağlık Bakanlığı 2017 Faaliyet Raporuna göre Sağlık Turizminin Geliştirilmesi Programında ülkemizin sağlık turizmi hedefleri şu şekilde belirtilmiştir:

  • Termal turizmde 100 bin yatak kapasitesinin oluşturulması, 1,5 milyon (600 bin tedavi amaçlı) yabancı termal turiste hizmet sunulması, 3 milyar US$ gelir elde edilmesi
  • Medikal turizmde dünyanın ilk 5 turizm merkezi içerisinde yer alınması, 2023 hedefleri doğrultusunda 1 milyon sağlık turisti sayısı ve 20 milyar dolarlık gelir elde edilmesi
  • İleri yaş turizminde 10 bin yatak kapasitesi oluşturulması, 150 bin yabancı turistin ülkemizi ziyarete gelmesi

Dünya genelinde doğumda beklenen yaşam süresinin artması, yaşlı nüfusun yaygınlaşması, beslenme-yaşam tarzı gibi durumlardaki değişiklikler insan sağlığını etkilemekte ve karşı karşıya kalınan hastalıkların çeşidini arttırmaktadır. Örneğin kanser vakaları yıllar içerisinde artış göstermekte, yaşlılığa bağlı olarak Alzheimer-demans gibi mental hastalıkların görülme sıklığı artmaktadır. Buradan hareketle

Yaşlı ve engelli turizmi yanı sıra ileri teknoloji gerektiren gen tedavisi, nadir hastalıklar, organ nakli, kök hücre tedavisi,  Onkoloji, diş ve obezite cerrahisi, kozmetik cerrahi ve diğer niş alanlara yönelik hizmetlere yatırım yapılmasının sağlık turizmine fayda sağlayacağı görüşündeyim.

Derneğiniz, sağlık turizmi alanında faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlara ne tür destekler sunuyor?

Türkiye Sağlık Turizmi Derneği olarak amacımız Sağlık Turizminin ülkemizde hak ettiği değeri kazanarak Ülke kalkınmasına sağlık alanında hizmet etmek, konu ile ilgili sektör ve talepçiyi buluşturmak, sistematik bilgi ve bilgi kaynağına ulaşımı sağlamaktır. Derneğimiz Sağlık Turizmi sektöründe faaliyet gösteren meslek kuruluşları, STK’lar, özel kuruluşlar ve resmi kurumların iş birliğini temin etmekteyiz. Dernek olarak uluslararası sağlık turizmi kongreleri düzenlemekteyiz (bu yıl 8.sini Kuşadası’nda 51 ülkeden yaklaşık 400‘ü yabancı, 300‘ü yerli olmak üzere 700 yakın katılımcının, 58 panelistin katılımı ile gerçekleştirdik), sertifikalı eğitim programları (sağlık turizmi işletmeciliği, sağlık turizmi otel işletmeciliği ve gastronomi vb)  uluslararası çalıştaylar, yurt içi ve yurt dışı fuar organizasyonları, uluslararası makale yarışmaları, sağlık turizmine danışmanlık desteği, ulusal ve uluslararası projeler yürütmekteyiz. Yaptığımız bu etkinlikler ile ulusal ve uluslararası tüm paydaşları bir araya getirerek sağlık turizmine bilimsel bir bakış açısı ile yaklaşılmasını ve deneyimlerin paylaşılmasını sağlamaktayız. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Ekonomi Bakanlığı ile de derneğimiz iş birliği içindedir.

Sektörde faaliyet gösteren aracı kurumlar ve seyahat acentelerinin niteliklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkemizde uluslararası ölçekte hizmet sunan yeterli bir aracı kurum ve seyahat acentesi alt yapısı maalesef çok az sayıda bulunmaktadır. Oysaki bu hizmetler daha yetkin ve profesyonel aracılarla yerine getirildiğinde sağlık turisti sayısının artacağını ve ülkemizdeki sağlık turizmi ile ilgili faaliyetlerin pazarlama ve tanıtım çalışmalarının çok daha etkili hale geleceğini düşünüyorum.

Sağlık Bakanlığı Sağlık Turizmi Dairesi Başkanlığı, Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik kapsamında, yetki belgesi almaya hak kazanan sağlık tesisleri ve bu turistleri getirebilecek seyahat acenteleri belirlendi.

Geçen yıl 13 Temmuz’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmelik kapsamında yetki belgesi başvurusu için tanınan bir yıllık süre, 13 Temmuz tarihi itibariyle doldu. Bu süre kapsamında başvuru yapan kamu ve özel hastaneler, tıp merkezleri, poliklinikler, vakıf ve kamu üniversitelerinin hastaneleri ile aracı kuruluşlar olmak üzere toplam 268 kuruluşa yetki belgesi verildi.

Yetki belgesi alan tesisler arasında ilk sırayı 250 adetle özel hastaneler, tıp merkezleri ve poliklinikler alıyor.

Sağlık tesislerinde tedavi amaçlı yurt dışından getirilecek turistler için yetki belgesi alan aracı kuruluşlar, yani seyahat acentelerinin sayısı ise 18 oldu.

Uluslararası sağlık hizmetleri alanında faaliyet gösteren kurumlara yetki belgesi verme yetkisi bundan sonra yeni kurulan USHAŞ‘a verilmiş durumda.

Sağlık turizmi mevzuatında acilen iyileştirilmesi, düzeltilmesi gereken hususlar sizce nelerdir? Mevzuat düzenlemesi, güncelde yaşanan sorunları önleyici tedbirlerin en önemlisi midir?

Sağlık turizmi açısından mevzuat en önemli yapı taşıdır. Çünkü mevzuat hükmü bağlayıcı nitelikte olduğundan hem ülkesinden ayrılıp kilometrelerce yol katedip sağlık hizmeti almaya gelen sağlık turistleri hem de hizmet sunucularının haklarını korur, sorumluluklarını belirler, hizmet standardını oluşturur. Sağlık çalışanlarının motivasyonlarını arttırmak hizmet kalitesi üzerinde olumlu etki yaratmaktadır. Dolayısıyla son dönemde yapılan sağlık turizmi hizmetleri sonucunda alınacak ek ödemelerin iyileştirilmesi orta vadede etkisini gösterecek bir düzenleme olduğunu düşünmekteyim.  Ancak şu konuya vurgu yapmak isterim ki, kamu ve özel hastanelerde sağlık turistlerine yönelik hizmetleri sunacak sağlık çalışanlarının bilgi-beceri niteliklerinin geliştirilmesi için gerekli düzenlemelerin hızlı bir şekilde yapılması, bürokratik engellerin ortadan kaldırılması gerekmektedir.