Sağlık Turizminde Kamu ve Özel Rekabeti Türkiye’ye Kazanç Sağlamaz!

“Kamunun bilhassa şehir hastaneleri ile sağlık turizmi alanına rekabetçi olarak girmesini olumsuz bir gelişme olarak değerlendiriyorum. Şehir hastanelerinin ayakta kalması, yürüyebilmesi için yabancı hastaya ihtiyaç var. Ciddi bir rekabet sorununa yol açacak. Türkiye’nin bu durumdan kazançlı çıkacağı kanısında değilim”

“Biz sağlık turizminde daima dışarıdan hasta gelmesini bekleriz. Halbuki hiçbir ülke bu tek yönlü sağlık turizmini istemiyor. Ülkeler sürekli hasta göndermek yerine kendi hekiminin, sağlık personelinin eğitilmesini istiyor. Bakanlıkça yeni kurulan Anonim Şirketinin iyi bir yanı yurtdışında yatırım yapabilecek olması!”

Prof. Dr. Melih Bulut

Çocuk cerrahisi uzmanı olan Prof. Dr. Melih Bulut, uzun yıllar hastane yöneticiliği yaptı. Sağlık politikaları, sağlıkta inovasyon ve gelecek konularıyla yakından ilgileniyor. Sivil toplum çalışmalarına da sağlık aktivisti olarak destek veriyor.

Prof. Dr. Melih Bulut’un sağlık turizmi politikalarına ilişkin görüşleri şöyle:

“Türkiye’de hastanelerin teknolojik altyapısı, insan gücü, yönetim kapasitesi son derece kaliteli; yanı sıra çok iyi yetişmiş hekimlerimiz var. Öte yandan jeopolitik konumunun avantajı nedeniyle çevresindeki 2 milyar insan nüfusuyla sosyal, kültürel ve tarihsel bağları sözkonusu. Bu nedenle bizde sağlık turizmi hızla gelişti. Ben, uzun yıllar, International Hospital’in başhekimliğini yaptım. Çok sayıda yabancı hastaya hizmet verdik; sağlık turizmi konusunda iyi bir tecrübem var.”

Kamu ve Özel Rekabeti Kimseye Kazandırmaz

Sağlık turizminde baştan beri yapamadığımız şey iş birliği idi. Kamu-özel ya da özel-özel kurumların birbirleriyle derin bir iş birliğine girmesi gerekiyordu; bir türlü başaramadık. Bunu başaramadığımız gibi şimdi de kamu, özel sektörün karşısına rakip olarak konumlandı. Kamunun da bilhassa şehir hastaneleri ile bu alana rekabetçi olarak girmesini olumsuz bir gelişme olarak değerlendiriyorum. Şehir hastaneleri finansman temini ve geri ödemesi nedeniyle çok sağlıklı bir model değil. Bu modelin ayakta kalması, yürüyebilmesi için yabancı hastaya ihtiyaç var. Ciddi bir rekabet sorununa yol açacak. Türkiye’nin bu durumdan kazançlı çıkacağı kanısında değilim. Özel sektör de kamu da şu anda sağlık turizmine muhtaç haline geldi. SUT fiyatlarının artmaması dolayısıyla da özel sektöre sağlık turizminden başka bir alandan para kazanma şansı bırakmadı. Ülke açısından çok yararlı bir gelişme değil.

Bir zamanlar, sağlık turizmi hastanelere ciddi kazanç sunan bir organizasyondu. Özel-özel iş birliği geliştirilemediği için kurumlar fiyat üzerinden birbirleriyle rekabet eder hale başladılar. Sürekli fiyat kırıldı; şu anda sağlık turizminde de kar marjları eskiye göre epeyi düştü. Devletten gelen yani SGK’lı hastaya göre nispeten karlı bir alan.

Nadir Hastalıklar Hastanesi Kurulmalı

İrili ufaklı neredeyse her hastane kendi ölçeğinde sağlık turizmi pastasından pay alıyor; çünkü Türkiye karmaşık bir nüfusa sahip, mesela Balkanlardan daha fazla Balkanlı nüfusa sahip ya da Kafkaslardan daha fazla Kafkas kökenli nüfus var. Tüm bunlar Türkiye’ye hasta çeken nedenler arasında yer alıyor. Hiç ummadığınız bir yerdeki bir hastane de sağlık turizmi yapabiliyor.

Türkiye geliştirilmesi, yatırım yapılması gerektiğini düşündüğüm bazı alanlar var; Nadir hastalıklar bunlardan biri. Türkiye’de 5 ile 7 milyon nadir hastalığı olan hastamız var. Biz bunlara çok ciddi faturalar ödüyoruz ve dağınık şekilde ödendiği için herhangi bir merkez olmadığı için fatura çok yükseliyor. Türkiye’nin nadir hastalıklar hastanesine ihtiyacı var. Zaten tıp bu yönde gelişme gösteriyor. İstanbul ve Ankara’da inşa edilen çok büyük şehir hastanelerinin bir kısmını yerli ve yabancı hastalara hizmet veren Nadir Hastalıklar Hastanesi olarak konumlayabiliriz. Böylece devlet bir taraftan kendi hastalarımıza hizmet verirken bir taraftan da sağlık turizminden ciddi gelir elde etmiş olur.

Tek Yönlü Sağlık Turizmi Olmamalı

Bir de şu husus var: Biz sağlık turizminde daima dışarıdan hasta gelmesini bekleriz. Halbuki hiçbir ülke bu tek yönlü sağlık turizmini istemiyor. Ülkeler sürekli hasta göndermek yerine kendi hekiminin, sağlık personelinin eğitilmesini istiyor. Biz sağlık turizmi ile sağlığın üç temel öğesi olan hizmet, eğitim ve araştırmayı ihmal ettik. Burada kamu ve özel iş birliği çok güzel gelişebilirdi; özel sektör hastayı tedavi ederken eğitim için devletin eğitim kurumlarından yararlanabilirdi. Bunun için özel sektör bir fatura ödeyebilirdi. Çok kapsamlı araştırmalar yapabilmek mümkün, Türkiye bugün klinik araştırmalarda olması gereken yerde değil! Bu alanlarda da sağlık turizminin geliştirilmesine ihtiyacımız var, bütüncül bir bakış açısı geliştirmemiz gerekir. Sağlık turizmine soyunan büyük grupların yurt dışı yatırımlarını arttırması gerekiyor. Bakanlıkça yeni kurulan Anonim Şirketinin iyi bir yanı yurt dışında yatırım yapabilecek olmasıdır. Devlet ile özel iş birliği yapabilir; mutlaka ki kar amaçlı düşünmemek lazım.”

Hukuki Açıdan Sağlık Turizmi

“Sağlık Turizmi; Ceza Hukuku, İdare Hukuku, Yabancılar Hukuku, Ticaret Hukuku, Borçlar Hukuku gibi Hukuk Disiplinleri Açısından da Ele Alınmalıdır”

“Türk hukukunda sağlık turizmi için dünyada az örneğine rastlanan özel bir yasal düzenleme yapma çabası var”

MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayfer Uyanık

Sağlık turizmi, bir kişinin sağlık hizmeti almak amacıyla ikamet ettiği ülkeden başka bir ülkeye seyahati olarak tanımlanmaktadır. Sağlık turisti olarak adlandırılan kişi, kural olarak yabancıdır ve ülkeye hususiyetle sağlık hizmeti almak amacıyla gelmektedir. Ancak, sağlık turizmi politikaları gereği bazı ülkeler, sağlık turizminin kapsamını geniş tutmaktadırlar. Nitekim ülkemizde de, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla birlikte yurt dışında ikamet eden gerçek kişilerin aldıkları her türlü sağlık hizmeti ile bunlarla ilgili destek hizmetleri ve ülkemizde herhangi bir nedenle geçici süreli olarak bulunan yabancıların, ülkemizde bulundukları sürede ani gelişen hastalıklarda ve acil durumlarda sağlık hizmeti almaları durumları da sağlık turizmi kapsamında görülmektedir [Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik, m. 4]. Diğer taraftan sağlık turizmi kapsamında medikal turizminin yanı sıra, Spa-Wellness turizmi, ileri yaş turizmi, engelli turizmi gibi sağlık turizminin alt segmentlerine de yer verilmiştir. İlgili Yönetmeliğin sadece medikal turizmi düzenlemiş olması, diğer segmentler için ayrı yasal düzenlemelerin mevcudiyeti veya yapılacak olması ile açıklanabilir.

Hukuki Uyuşmazlık Durumunda Hak Arama

Bizzat sağlık hizmeti almak amacıyla veya herhangi bir sebeple Türkiye’ye gelen kişi ister yabancı olsun ister yabancı ülkede ikamet eden Türk vatandaşı olsun, hukuki uyuşmazlık durumunda davanın açılacağı ülke, milletler arası yetki, uygulanacak ülke hukuku ve duruma göre yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi gibi sorunlar ile karşı karşıya kalabilir.

Diğer bir ifadeyle, sağlık turisti ile sağlık hizmet sunucusu (hastane/hekim) veya aracı kurum arasındaki hukuki ilişkide, sözleşmeye aykırılıktan veya genel davranış kurallarına aykırılıktan (haksız fiil) kaynaklanan zararın tazmini için açılacak bir tazminat davasında kim, kime karşı, nerede, hangi ülke hukukuna göre hukuki yola başvurabilir? Milletlerarası özel hukuk açısından incelenmesi gereken bu sorunların yanı sıra, sağlık turizmi; ceza hukuku, idare hukuku, yabancılar hukuku, ticaret hukuku, borçlar hukuku gibi hukuk disiplinleri açısından da ele alınması gerekmektedir. Bir örnek vermek gerekirse, sağlık hizmeti vermek amacıyla yurt dışına giden Türk hekimlerin verdikleri zararlardan veya ülkeye gelen sağlık turistlerine karşı işlenen fiillerden kaynaklı özellikle ceza ve tazminat hukuku; sağlık turizmi hizmeti veren kamu hastaneleri bakımından idare hukuku; yurt dışında yabancı hastane işleten veya yurt içinde yabancıların işlettiği hastaneler bakımından özellikle yabancılar hukuku ve ticaret hukuku; yabancı hastaların ülkeye girişi, ikameti bakımından yabancılar hukuku üzerinde durulmalıdır.

Somut Olay Özelinde Değerlendirme Yapılmalı

Sağlık turizmi kapsamında yer alan kişiler ve aralarındaki hukuki ilişkiler bakımından genel bir bilgi verilmesi mümkün değildir. Somut olay özelinde değerlendirme yapılması gerekmektedir, zira her olayda, sağlık turizminin süreci, başta tarafların sayısı ve bunlar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinde farklılıklar mevcuttur. Sağlık turistinin sağlık seyahatini bizzat kendisi organize ettiği durumlarda, sağlık hizmet sunucusu ile duruma göre tedavi sözleşmesi veya hastaneye kabul sözleşmesi; ulaşım için örneğin hava yolu şirketi ile taşıma sözleşmesi; konaklama için örneğin konaklama tesisi ile barındırma sözleşmesi akdedilmektedir. Veya tüm bu ilişkilerin kurulmasına aracı kuruluşlar aracılık edebilir. Bu durumda sağlık turisti, bir taraftan aracı kuruluş ile, diğer taraftan sağlık hizmeti sunucusu ile sözleşmesel ilişki içerisine girmektedir. Sözleşmesel ilişkiler bunlarla sınırlı değildir. Karmaşık olan bu sürecin doğru ve etkili yönetilmesi ve hukuksal sorunların önüne geçilebilmesi için, taraflar arasında yazılı, ayrıntılı ve tercihen alanında uzman hukukçular tarafından hazırlanan sözleşmelerin bulunması son derece önemlidir. Ayrıntılı düzenlenmiş sözleşmeler, taraflar arasında çıkması muhtemel potansiyel uyuşmazlıkların önlenmesine yardımcı olur. Sağlık turizmi alanında bir kişi veya kurumun yapmış olduğu hata, aykırılık veya yanlışlık, sektörün genelini olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle tüm sektör temsilcilerinin “önleyici hukuk” mantığı ile baştan gereken tedbirleri almaları önerilir. Bu bağlamda; tüm sağlık turizmi paydaşları tarafından, sigorta şirketlerini sağlık turizmi sigortası için ikna etmenin (!) dışında, etik ilkelerden sapmamak, sağlık turizmi ile ilgili yasal düzenlemeleri takip etmek, sözleşmeleri yazılı ve oldukça ayrıntılı düzenlemek gibi ilkelerin içselleştirilmesi gerekmektedir.

2017 Tarihli Yönetmelik’in Eksiklikleri

Sağlık turizmi dünyada ve Türkiye’de de oldukça popüler bir “sektör” olarak anılmaktadır. Hiç şüphesiz, bunda devletin bu alana verdiği önem ve desteklerin yanı sıra, Türkiye’nin coğrafi konumu, başarılı sağlık personelleri, akredite, modern tıbbi teknolojilerle donatılmış hastanelerin de etkisi vardır. Bütün bu gelişmeler olumlu olmakla birlikte, önceliğin, eksik yasal düzenlemelerin bir an önce tamamlanmasına verilmesi gerekmektedir. Zira sektörü düzenleyen hükümlerin dağınık olması, konuyla ilgili çalışma yapanlar için çok ciddi zorluk oluşturmaktadır.

13 Temmuz 2017 tarihli Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin bu ihtiyacı tamamen karşıladığı bir yanılgıdan ibarettir. İlgili Yönetmelik, sadece sağlık turizmi kapsamında sağlık hizmet sunum standartlarını belirlenmesini, bu alanda faaliyet yürütecek olan sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşlarının yetkilendirilmesi ve bu faaliyetlerin denetlenmesine ilişkin usul ve esaslarını düzenlemek amacıyla çıkarılmıştır. Yönetmelikte yer alan kavram ve tanımlar, sağlık turizmi ile ilgili görülebilecek diğer yasal düzenlemelerdeki tanım ve kavramlar ile çelişkiler içermekte olması, Yönetmelik ekindeki sağlık hizmet sunum standartlarının eksik tutulmuş olması; sağlık turizmi aracı kuruluşlarını doğrudan “A Grubu Seyahat Acentesi” olarak tanımlamış olması; yurt dışında kurulmuş aracı kuruluşun Türkiye’de faaliyet göstermesinin mümkün olup olmadığının belirsiz olması; tanıtım faaliyetleri ile ilgili Yönetmelik hükümleri ile sağlık sektöründe reklam yasağını öngören mevzuat arasında uyumsuzluğun bulunması; tıbbi müdahale ücretinin yabancı-yerli hasta açısından farklı tutulmasının eşitlik ilkesine aykırı olması, aradaki ücret farkının hastane hizmeti ve uzman hekime göre alınması gerekirken bu ayırımın yapılmamış olması gibi  bir çok yönden eleştiriye açıktır. Bu eleştirilere rağmen, Türk hukukunda sağlık turizmi için dünyada az örneğine rastlanan özel bir yasal düzenleme yapma çabasının bulunduğu, sektörün ihtiyaçları doğrultusunda ve standart ilkeler çerçevesinde yakın gelecekte ihtiyaç olan tüm konularda gereken yasal çalışmaların tamamlanacağı beklentisi ve inancı mevcuttur.

Sağlık turizmi sektöründe, tüm ilgililerin birbirini fark etmesi ve ahenk içinde görevlerini yerine getirmeleri gerekmektedir: “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için”…

Bıçakçılar’dan Kuzey Amerika Açılımı

Bıçakcılar Tıbbi Cihazlar, ABD Minneapolis’te bulunan HNT Medical ile imzaladığı stratejik ortaklık anlaşması ile Kuzey Amerika pazarına açılıyor. İmzalanan anlaşma ile Bıçakcılar Surgiline® serisi ameliyat masaları Amerika Birleşik Devletlerinde satılacak.

Kalorama’ya göre dünyanın en büyük pazarı olan ABD tıbbi cihaz pazarı 180 milyar USD değerinde. Bıçakçılar, küreselleşme yolunda attığı bu önemli adım ile tıbbi cihaz ve ekipmanlarda dünyanın en büyük pazarına açılmış oluyor. Surgiline® Serisinin dayanıklılık, sağlamlık ve esnekliği ABD pazarı için ilk aşamada önemli bir katma değer sağlarken, HNT Medical ve Bıçakcılar’ın ortak çabası ile eklenecek yeni çözümler sayesinde yaratılan değer her geçen gün artarak devam edecek.

HNT Medical’in 1997’de kurulan FDA tescilli üretim tesisleri, kalite regülasyonlarına (QSR) tam uyumlu ve ürün kalite standartları UL sertifikasına sahip. Hekimlere özel çözümler konusunda uzmanlaşan HNT Medical’in ürünleri arasında, ameliyat masaları, diyaliz ve kan alma koltukları, ENT koltukları, dermatoloji, jinekoloji ve pediatri koltukları yer alıyor.

Bir süredir en iyisini aradıklarını belirten HNT Medical CEO’su Jonathan Powell, “Ameliyat masası portföyümüzü genişletmek için Surgiline® Serisini bulduğumuz zaman amacımıza ulaşmış olduk. Hekimlerimize güvenli ve konforlu ameliyat masaları temin edebilmek için aradığımız sağlamlık, rahatlık ve esnekliği Surgiline® Serisinde bulduk” dedi.

Bıçakcılar CEO’su Souheil ElHakim ortaklık ile ilgili düşüncelerini şöyle ifade etti; “2020 stratejimizin önemli hedeflerinden biri olan küreselleşmek, ABD pazarına attığımız adımla daha da hızlanacaktır ve bunun için de çok heyecanlı ve gururluyuz. Ameliyat ekipmanları portföyümüzü geliştirirken gerçek bir dünya markası olmak için çok önemli bir başlangıç yaptık. HNT Medical ile ortaklığımız paha biçilemez. HNT Medical’in pazardaki gücü ve derin piyasa bilgisi sayesinde el birliği ile geleceğe doğru büyümeye devam edeceğiz.”

 

Ethicon’dan Göğüs Cerrahisi Eğitimine Anlamlı Katkı

Türk Göğüs Cerrahisi Derneği (TGCD) ile Ethicon stratejik iş birliği anlaşması gerçekleştirdi. Anlaşma, Johnson & Johnson Medikal Cihazlar Ethicon İş Birim Direktörü Alper Tandoğan, Göğüs Cerrahisi Prosedür Çözümleri Müdürü Onur İşcan ile Türk Göğüs Cerrahisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Levent Elbeyli arasında imzalandı.

Ethicon Sürekli Tıp Eğitimini Destekliyor

Johnson & Johnson Ethicon iş birimi tarafından yapılan açıklamada; “Yapılan iş birliği anlaşması Derneğimiz ile Ethicon arasında göğüs cerrahisi eğitiminin sürekliliğini sağlamaya yönelik stratejik ortaklık geliştirmek yönünde niyet birliği oluşturmak amacıyla yapılmıştır. Önümüzdeki dönemde TGCD ve Ethicon, hekimlerin fikir ve tecrübe paylaşımını sağlamak, sürekli tıp eğitimini desteklemek ve geliştirmek, Ethicon ürünlerinin güvenli ve etkili kullanımı konusunda farkındalık yaratmak ve göğüs cerrahisi uzmanlık alanındaki hastalıklar hakkında bilgi birikimi ve güvenin artmasını sağlayarak hasta sonuçlarını iyileştirmek amacıyla sürekli iş birliği içinde olacaklardır” denildi. Türk Göğüs Cerrahisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Levent Elbeyli konuya ilişkin yaptığı açıklamada, iş birliği hakkında duyduğu memnuniyeti dile getirerek bu iş birliğinin uzun yıllar devamı ile ülkemiz hasta sağlığına hizmet etmeyi hedeflediklerini ifade etti.

TGCD Asistan Okulunun Tek Destekçisi

Göğüs Cerrahisi Prosedür Çözümleri Müdürü Onur İşcan iş birliği hakkında şöyle konuştu:
“Ethicon, her yıl düzenlenmesi planlanan TGCD Asistan Okulunun yasal kurallar ve düzenlemeler çerçevesinde sponsorluğunu gerçekleştirecek ve bundan sonra yapılacak etkinliklerin endüstrideki tek destekçisi olacaktır. Yapılan iş birliği kapsamında geçtiğimiz ay ilki gerçekleştirilen ve yaklaşık 60 göğüs cerrahının katıldığı TGCD Asistan Okulunda tek firma olarak yer almaktan ve göğüs cerrahisi eğitimine katkıda bulunmaktan memnuniyet duyuyoruz.”

Kolorektal Kanserde Umut Vaat Eden Yeni Tedavi Seçeneği

Pierre Fabre İlaç ve Array BioPharma’nın kolorektal kanserde ortaklaşa gerçekleştirdikleri araştırma sonuçları, geçtiğimiz günlerde İspanya’nın Barselona şehrinde yapılan ESMO 20. Dünya Gastrointestinal Kanser Kongresi’nde açıklandı. Pierre Fabre İlaç ve Array BioPharma, kongrede yaptıkları sunumda BRAF-mutant kolorektal kanserde encorafenib, binimetinib ve cetuximab birleşiminin Faz III BEACON Çalışması’nda bir yıllık toplam genel sağkalım oranının yüzde 62 olarak gözlendiği açıklandı.

Pierre Fabre İlaç ve Array BioPharma, mutant metastatik kolorektal kanser hastalarında bir BRAF inhibitörü olan encorafenib, MEK inhibitörü binimetinib ile anti-EGFR antikoru cetuximab üçlü kombinasyonunu değerlendiren Faz 3 BEACON çalışmasının, sağkalımı da içeren, güncellenmiş güvenlilik ve etkinlik sonuçlarını inceledi. Sonuçlar, analiz çalışmalarında sağkalım verilerinin 12,6 ayda tam olgunlaştığını ve ortalama sağkalım değerine henüz ulaşılamadığını göstermiştir. Bu kohort için bir yıllık genel sağkalım oranı yüzde 62 olmuştur.

Üçlü kombinasyonla tedavi uygulanan hastalarda ortalama progresyonsuz sağkalım (mPFS) 8 ayken (yüzde 95 güvenilirlik sınırı 5.6-9.3), önceden birinci basamak ve ikinci basamak tedavi alan hastalardaki benzer sonuçları göstermektedir. Teyit edilen genel cevap oranı (ORR) yüzde 48 iken, önceden yalnızca bir basamak tedavi alan 17 hastada ise ORR oranı yüzde 62 olmuştur.

Mayo Klinik Hematoloji / Onkoloji bölümünden Dr. Axel Grothey, BEACON Çalışması sonuçlarının, BRAF -mutant metastatik kolorektal kanser hastalarında onaylanmış mevcut tedavi standartlarına kıyasla önemli gelişmeler gösterdiğini belirtirken, 8 aylık ortalama progresyonsuz sağkalımın, 2 aylık standarda göre anlamlı bir gelişme olduğunu ifade etmektedir. Dr. Groethey, “Mevcut onaylanmış tedavi standartları ile hastaların yarısının 4 ila 6 ay içinde hastalıklarına yenik düştükleri dikkate alındığında, 12 ayda yüzde 62’lik ortalama sağkalım ümit vericidir” dedi.

Pierre Fabre İlaç ve Array BioPharma’nin izlenimlerine göre üçlü kombinasyon, beklenmeyen toksisite görülmeyerek genel olarak iyi tolere edilmiştir. Hastaların en düşük yüzde 10’unda görülen en yaygın 3. veya 4. derece advers olaylar; bitkinlik (yüzde 13), anemi (yüzde 10), kreatin fosfokinaz artışı (yüzde 10) ve aspartat aminotransferaz artışının (yüzde 10) olduğu vurgulandı. Kongrede, encorafenib ve cetuximab ikili kombinasyonunun, 9.3 ay mOS, 4.2 ay mPFS ve yüzde 24 ORR gösteren güncellenmiş, olgunlaşmış Faz 2 sonuçlarına da değinildi.

Kolorektal Kanser Hakkında

Kolorektal kanser, dünyada erkeklerde en sık görülen üçüncü, kadınlarda en sık görülen ikinci tip kanserdir ve 2012’de yaklaşık 1,4 milyon yeni teşhis konmuştur. 2012’de global olarak yaklaşık 694.000 ölüm kolorektal kanser nedeniyle gerçekleşmektedir. Hastalıkları birinci veya ikinci basamak tedaviden sonra ilerleyen BRAF-mutant kolorektal kanser hastaları için birçok onaylanmış tedavi standardı kıstasları, % 4 ilâ % 8 ORR, 1.8 ilâ 2.5 ay mPFS ve 4 ilâ 6 ay mOS aralığında yer almaktadır.

BEACON Çalışması Hakkında

BEACON Çalışması, birinci veya ikinci basamak tedaviden sonra hastalıkları ilerleyen BRAF-mutant metastatik kolorektal kanser hastalarında, encorafenib, binimetinib ve cetuximab etkinlik ve güvenliliğini değerlendiren randomize, açık etiketli uluslararası bir çalışmadır. BEACON Çalışması, BRAF-mutant ileri evre kolorektal kanser için BRAF/MEK kombinasyonu hedef odaklı tedaviyi test etmek üzere tasarlanmış ilk ve tek Faz 3 çalışmadır.

Şehir Hastanelerinde Son Durum Nasıl?

Türkiye genelinde kamu özel ortaklığı modelinde bugüne dek 21 projenin sözleşmesi imzalandı. Sağlık Bakanlığı Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü, 2018 sonuna kadar kamu özel işbirliğinde toplam 7 bin 988 yatak kapasiteli 5 yatırımı hizmete sunmaya hazırlanıyor.

Sağlık Bakanlığı Yozgat, Mersin, Isparta ve Adana’da 4 şehir hastanesini hizmete sundu. 2018 yılının ilk şehir hastanesi 1.607 yatak kapasitesiyle Kayseri’de açıldı. 2018 yılı yatırım programı kapsamında tamamlanması hedeflenen diğer şehir hastaneleri ise Ankara Bilkent, Eskişehir, Manisa, ve Elazığ. 25 bin 128 yatak kapasiteli 16 şehir hastanesi yapım aşamasında.

Ön Yeterlik İhalesi Sonuçlanan 3 Hastane

Denizli ve Samsun Şehir Hastaneleri için ön yeterlik ihaleleri sonuçlandı. İlk teklifler Temmuz sonunda alınacak.

900 yataklı Samsun Şehir Hastanesi ön yeterlik ihalesine toplam 18 firma başvuru yaptı. İncelenen başvuru dosyalarından 13’ü ön yeterlilikten geçti. 1050 yataklı Denizli Şehir Hastanesi ön yeterlik ihalesinde ise toplam başvuru dosyası 18. Başvuru dosyalarından 12’si ön yeterlilikten geçti. Denizli ve Samsun Şehir Hastaneleri için ilk teklifler Temmuz ayı sonunda alınacak.

Sağlık Bakanlığı Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğünün Ordu’da yaptıracağı şehir hastanesinin ön yeterlik ihalesi de sonuçlandı. 900 yataklı Ordu Şehir Hastanesi ön yeterlik ihalesine toplam 11 firma başvuru yaptı. İncelenen başvuru dosyalarından 10’u ön yeterlilikten geçti. Ordu Şehir Hastanesi için ilk teklifler 8 Ekim tarihinde alınacak.

En Büyük Hastane Bilkent’te
Ankara Bilkent Entegre Sağlık Kampüsü, Avrupa’nın en büyük sağlık kampüsü olma özelliğine sahip. 3 bin 704 yataklı Bilkent Entegre Sağlık Kampüsünde yatak kapasitesi branşlara göre farklı dağılım gösterecek. Bilkent Entegre Sağlık Kampüsünde Genel Hastane, Ana Hastane Binası, Kalp ve Damar Hastanesi, Nöroloji Ortopedi Hastanesi, Çocuk Hastanesi, Kadın Doğum Hastanesi, Onkoloji Hastanesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi ve Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Hastanesi olmak üzere toplam 9 hastane yer alıyor. Kampüsteki hastaneler en ileri teknolojiye sahip tıbbi cihazlarla donatılacak. Kampüste, 1.077 adet tek kişilik oda, 622 adet çift kişilik oda yer alacak. Türkiye’nin en özellikli ameliyatları burada olacak. Yüksek hijyen seviyesinde şartlandırılmış, uluslararası standartlarda donanıma sahip ameliyathane sayısı 131. Her branştan 1.011 poliklinikte hasta parametrelerinin en yüksek seviyede takip ve ölçümüne olanak sağlayan yoğun bakım ünitesi ise 700 yatak kapasitesine sahip. Kemoterapi ünitesi 127 koltukla, diyaliz merkezi 38 yatakla, iyot tedavi servisi 10 yatakla hizmet verecek. En modern teknolojilerle donatılan 7.400 metrekare alan üzerine kurulu laboratuvarlarda ve 17.500 metrekare alan üzerine kurulu görüntüleme hizmetleri alanlarında aynı anda yüzlerce tıbbi test ve görüntüleme işlemi yapılabilecek.

Nobel İlaç İcra Kurulunun Yarısı Kadın!

Türkiye’de kadınların teknolojide daha fazla söz sahibi olması ve teknolojide kadın girişimciliğine ilham vermesi amacıyla Microsoft , KAGİDER (Türkiye Kadın Girişimciler Derneği) ve Aydın Doğan Vakfı tarafından  düzenlenen Teknolojinin Kadın Liderleri ödüllerinin üçüncüsü Microsoft Türkiye ofisinde gerçekleştirilen törenle sahiplerini buldu.

Bu yıl 9 farklı kategoride verilen ödüller arasından “Yılın Başarılı Kadın CIO’su” ödülünü Nobel İlaç CIO’su Bidar Özgür Ulutaş aldı. Ulutaş, Nobel’in Türkiye ve yurt dışı pazarlarındaki dijital dönüşümünü yönettiği “Jüpiter Projesi” ile ödüle layık görüldü.

Yılın Başarılı Kadın CIO’su Bidar Özgür Ulutaş, Teknolojinin Kadın Liderleri yarışması ve  5 ulusal ödül almış “Jüpiter  Projesi” hakkında şu bilgileri verdi:

‘’Teknolojinin Kadın Liderleri yarışmasının CIO kategorisinde ödül almaktan dolayı çok mutluyum. Kadınların teknoloji alanında da gücünü toplum önünde görünür kılması ve teknolojiye ilgi duyan genç kadınlarımıza örnek rol modelleri ortaya çıkarması açısından bu yarışmayı çok önemli buluyorum. Mikrosoft, KAGIDER ve Aydın Doğan Vakfı’na teşekkür ediyorum.

Nobel Dijitalleşme/Dönüşüm Programı’na 2014 yılında başladık. Jüpiter projesi tamamen Türkiye merkezli olarak yönetildi. Proje süresi tüm fazlar için 14 ay olarak planlamış olup, Ocak 2017 ortasında başladı, modüllerin %75’ini içeren ilk faz ise Eylül 2017 ayında tamamlandı. Hedefimiz, proje ile Ulkar Holding’in Türkiye’deki ana şirketi Nobel İlaç A.Ş.nin ve yurtdışındaki şirketlerinin satış pazarlama operasyonlarının farklı alanlarında “katma değer” yaratılmasını sağlamaktır. Faaliyette bulunduğumuz 20 ülkedeki satış ve pazarlama süreçlerinin uçtan uca yönetilmesini sağlayan ‘Jupiter Global CRM-CLM’ projesi ile IDC Türkiye Akıllı Üretim Teknoloji Ödülleri’nin Kurumsal Dönüşüm kategorisinde birinci olurken, yine aynı proje ile Müşteri Deneyimi kategorisinde ikinci olarak, iki ödül birden kazandık. Ayrıca bu proje ile IDC CIO Summit’de de Değişim Yönetim Katagorisinde ikinci olduk. Bir diğer ödül ise Dünya Gazetesi’nden geldi ve yılın CIO’su ödülüne layık görüldüm.

Bu projeyi hayata geçiren Türkiye’deki Bilgi Teknolojileri ekibimiz ve yurt içi/yurt dışı paydaşlarımız ile birlikte, gösterdiğimiz başarıdan dolayı gurur duyuyoruz. Jüpiter CRM/CLM sisteminin, tüm uygulama ve altyapı desteğinin Nobel İlaç Türkiye Bilgi Teknolojileri ekibi tarafından sağlanması, ülkemizde örneğine az rastladığımız bir çalışma modeli olması bakımından da fark yaratmaktadır. 2014 yılının ikinci yarısında başlayan ve ivmelenerek bugüne kadar süren ‘Nobel Dijitalleşme Programının önemli bir parçası olan bu proje, hem genel satış ve pazarlama süreçlerini, hem de ilaç sektörüne özel süreçleri içeren entegre bir dijital dönüşüm örneğidir. Nobel İlaç olarak vizyonumuz, insan sağlığı için, dünyanın her köşesinde güvenilir ve erişilebilir ürünler sunmaktır. Dolayısıyla bu vizyona paralel olarak, ulaştığımız her coğrafyada insan sağlığına daha iyi hizmet edecek dijital projeleri hayata geçirmeye devam etmek istiyoruz.”

Nobel İlaç İcra Kurulu’nun %50’si kadın 

Dijital dönüşüm alanında sektörünün öncülerinden olan Nobel İlaç, üst yönetimde kadın istihdamında da örnek bir firma. 1964 yılında kurulan, 20 ülkede kendi organizasyon ve markasıyla faaliyet gösteren ve yaklaşık 50 ülkeye ihracat yapan, yüzde yüz yerli sermayeli Nobel İlaç, kadınların üst yönetimde temsilinde ciddi adımlar atarak, örnek oluşturuyor. Avrupa, Amerika ve Avustralya’da dahi kurumsal şirketlerdeki icra komitelerindeki kadın yöneticilerin oranı %20’lerde iken Nobel İlaç İcra Kurulunun %50’si kadın yöneticilerden oluşuyor. Nobel İlaç İcra Kurulunda görev yapan kadın yöneticiler, kadın çalışanların potansiyelini ortaya çıkaracak uygulamaların yaygınlaştırılmasının, kadınların, yani nüfusun yarısının, kendilerine, çevrelerine ve topluma daha fazla katkı sağlamaları açılarından önemli olduğunu ve Nobel’in bu yaklaşımının diğer firmalara da örnek olmasını istediklerini vurguluyorlar.

20 ülkede kendi organizasyonu ile yer alıyor, 54 ülkeye ihracat yapıyor

Ulkar Holding bünyesinde yer alan Nobel İlaç’ın Türkiye’de dışında Kazakistan ve Özbekistan’da ilaç üretim tesisleri bulunuyor; ayrıca Arnavutluk, Azerbaycan, Belarus, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Gürcistan, Karadağ, Kırgızistan, Kosova, Makedonya, Moğolistan, Moldova, Sırbistan, Türkmenistan, Rusya, Ukrayna, Senegal ve Almanya’da kendi organizasyonları ile satış-pazarlama faaliyeti gösteriyor. Bu ülkeler dışında, Batı Avrupa’dan, Afrika’ya, Güneydoğu Asya’ya kadar geniş bir ihracat ağına sahip olan Nobel İlaç, ithalatlarının üzerinde ihracat yaparak Türkiye’nin ilaç sektöründeki döviz açığının kapanmasına katkı sağlıyor.

ALS’yi Yavaşlatan ve Durduran İlacı FDA Onayladı

Omurilik ve beyin sapındaki hücrelerin ölmesi sonucu kas zayıflığına, solunum ve yutma güçlüğüne, sakatlığa ve sonuç olarak da ölüme yol açan ciddi bir nörolojik hastalık olan ALS için son yıllarda geliştirilen tedavi yöntemleri, hastalar için umut oluyor.

ALS’nin, aynı zamanda motor nöron hastalığı olarak da anılan, merkezi sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapı adı verilen bölgede motor sinir hücrelerinin (nöronlar) kaybından ileri gelen bir hastalık olduğunu ifade eden İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Atilla İdrisoğlu, “Bu hücrelerin kaybı kaslarda güçsüzlük ve erimeye yol açar. Ayrıca erken ya da geç hareketin birinci nöronu da hastalanır. Zihinsel fonksiyonlar ve bellek ise bozulmaz. ALS’nin tam bilinen bir nedeni yoktur” diye konuştu.

“Türkiye’de Her Yıl Bin 500 Kişi Yakalanıyor”

ALS’ye Türkiye’de her yıl ortalama bin 500 kişinin yakalandığını vurgulayan Prof. Dr. İdrisoğlu, Türkiye’de toplam 10 bine yakın ALS hastası olduğuna dikkat çekti.

ALS hastalarına umut olacak yeni bir ilacın FDA tarafından onaylandığını belirten Prof. Dr. İdrisoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu ilaç, serbest radikalleri tutan ve farklı bir versiyonu beyin kanaması hastalarında kullanılmış bir ilaç ve ilacın, heterojen bir popülasyonda ALS hastalarında hastalığı yavaşlatmasını hatta durdurmasını sağladığı gösterildi. İlaç, ilk önce Japonya’da onaylandı ve geçen sene de Amerika’da onaylanarak hastalara verilmeye başlandı. İlaç tedavisine ek olarak, multidisipliner bir yaklaşım ile hastaların iyi bir biçimde bakımlarının yapılması ve takipleri de yaşam süresini etkileyen önemli bir faktör. Hastalar daha çok solunum ve yutma problemleri nedeni ile kaybediliyor. Bu yüzden nörolog, fizik tedavi doktoru, fizyoterapist, solunum terapisti, diyetisyen, sosyal hizmet uzmanı ve hemşireden oluşan bir ekip yaşam süresi ve kalitesini artırmak amacı ile koordine olarak çalışmalıdır.”

İlacın Onay ve Hazırlık Süreci 5-7 yıl 

ALS, kanser ve multipl skleroz gibi yaşamı tehdit eden hastalıklara sahip hastalara, yenilikçi ilaçları ve en son tedavi bilgilerine erişimini sağlayan ve 3 kurucusu ALS hastalığıyla çok yakın bir bağlantısı olan The Social Medwork’ün kurucularından Sjaak Jacob Vink de araştırmaların, yeni bir ilacın küresel olarak onaylanması ve hazır olması için 5-7 yıl sürdüğünü gösterdiğini, ancak çoğu hastanın tedavisi için bu sürenin çok uzun olduğunu kaydetti.

Sjaak Jacob Vink

The Social Medwork Kurucusu ve CEO’su Vink, The Social Medwork’ün hastaların yeni tedavilere hızlı, güvenli ve yasal olarak erişmelerine yardımcı olmak için kurulduğunu anlatarak, şöyle devam etti:

“Başta ALS, kanser ve multipl skleroz gibi yaşamı tehdit eden hastalıkları olan hastalara, yenilikçi ilaçları ve en son tedavi bilgilerine erişimini sağlayan The Social Medwork; Sjaak Jacob Vink, James Heywood ve Bernard Muller tarafından 2014 yılında kurulan bir sosyal girişimdir. 2014 yılında tek bir amaç ile kurulmuştur. Hastaların kendi ülkelerinde henüz bulunmayan yeni ilaçları hızla temin etmesine ve tedavilerde gecikmemelerine yardımcı olmaktır. Hastaların yurt dışında onaylanmış ilaçları ülkelerine ithal etmelerine yardımcı olmak için mevcut yasal süreçleri kullanan The Social Medwork, halihazırda listelenen 52 yenilikçi ilaç ile 120’den fazla ülkeden gelen talepleri desteklemiş ve 50’den fazla ülkedeki hastalara bin 500’den fazla ilaç teslim etmiştir.”

Hastane Yöneticisinin Baş Ucu Kitapları

Mehmet ATASEVER

Türkiye’de 2003 yılında başlatılan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık alanında son 15 yılda devasa bir dönüşüm gerçekleştirilmiştir. 2002 yılında 19 milyar TL civarında olan sağlık harcamaları 2016 yılında 120 milyar TL’ye yaklaşmıştır. Birçok sağlık göstergesinde iyileşmeler sağlanmıştır. Dünya ülkelerinin de takdirini kazanmış sağlıktaki bu uygulamaları, işin mutfağındaki kişilerden biri olan ve 10 yıla yakın bir süre Sağlık Bakanlığı Strateji Başkanlığı yapan Mehmet ATASEVER detaylı sektör analizleri ile ilgililerin hizmetine sundu. Atasever’in sağlık sektörü ile ilgili bugüne kadar yayınlanmış 7 kaynak kitabı bulunmaktadır. Bu kitaplardan ikisi İngilizce olarak yayınlandı.

Türkiye Sağlık Hizmetlerinin Finansmanı ve Sağlık Harcamalarının Analizi 2002- 2013 Dönemi Yayım Yılı: Ankara, 2014 ISBN: 978-975-590-521-1

“Türkiye Sağlık Hizmetlerinin Finansmanı ve   Sağlık   Harcamalarının   Analizi   2002

-213 Dönemi“ çalışmasında; 2002-2013 döneminde Türkiye’de sağlık hizmetlerinin finansmanı için ne kadar harcama yapıldığını, bu harcamaların  hangi  kaynaklardan finanse edildiğini, hangi hizmet sunucusuna harcandığını, hangi sağlık hizmetleri için kullanıldığını, yapılan harcamaların niteliğini, 2002 yılı ve öncesi sağlık sisteminin durumunu, 2002-2013 dönemi gelişmeleri ve 2013 yılı itibariyle sağlık sisteminde gelinen noktayı bulmak mümkündür.

Türkiye’de Ağız Diş Sağlığı ve Dental Görüntüleme Hizmetleri Yayım Yılı: Ankara, 2015 ISBN: 978-605-5851-46-0

“Türkiye’de Ağız-Diş Sağlığı ve Dental Görüntüleme Hizmetleri” kitabında, Türkiye ağız-diş sağlığı hizmetleri, yönetimi, hizmet sunumu, finansmanı ve harcamaları incelenerek analiz edilen kapsamlı bir çalışma yapılmıştır. Çalışma ile 2003 yılından itibaren izlenen politikalar neticesinde Türkiye’de ağız-diş sağlığı hizmetlerinin nasıl geliştiği, finansmanı ve yapılan harcamaların detaylı analizi yapılarak, sektörün mevcut durumu, stratejisi ve hedefleri incelenmiştir.

Döner Sermaye Sağlık İşletmeleri: Tespitler ve Öneriler Yayım Yılı: Ankara, 2016 ISBN: 978-605-87841-2-3

“Döner Sermayeli Sağlık İşletmeleri: Tespitler ve Öneriler” çalışmasında Türkiye’de döner sermayeli sağlık işletmelerinin tarihsel gelişimi, mevcut durumu ve sorunları ile ilgili önemli tespitler ve çözüm önerileri sunulmuştur. Çalışmada Türkiye’de döner sermayeler ile ilgili genel bilgileri, döner sermayeli sağlık işletmeleri ile ilgili bilgileri, döner sermayeli sağlık işletmelerinin mali yapısı ve giderlerini artıran hususları, sorunlarını ve çözüm önerileri ile strateji ve hedeflerini bulabilirsiniz.

Analysıs Of Turkısh Pharmaceutıcal Sector Published on: 2017 ISBN: 978-3-659-91990-9

“Analysis of Turkish Pharmaceutical Sector” is a comprehensive book that analyzes Turkish pharmaceutical industry, its financial structure and developments affecting industry from different perspectives. The book examines how pharmaceutical sector developed in Turkey after the policies followed since 2003, financing of the sector, pharmaceutical expenditures via detailed analyses and investigates the current situation, strategies and objectives of the sector.

Financing of Health Care Services and Analysis of Health Expenditures in Turkey Between 2002 and 2013 Published on: 2017 ISBN: 978-3-330-05173-7

“Financing of Health Care Services and Analysis of Health Expenditures in Turkey – Between 2002 and 2013”, is a comprehensive study which presents a detailed review of the progress that occurred in health expenditures from 2002 to 2013. Analyzing how health expenditures in Turkey were affected  by the policies implemented between 2003  and 2013, the book presents an in-depth discussion and analysis of the progress in management and provision of health care services, as well as putting light on some significant changes made to health care financing and social security network.

Türkiye Tıbbi Cihaz Sektör Analizi  Yayım Yılı: Ankara, 2017 ISBN: 978-605-87841-3-0

“Türkiye Tıbbi Cihaz Sektör Analizi” çalışmasında tıbbi cihaz sektörünün Dünyada ve Türkiye’de tarihsel gelişimini, mevzuatını, sınıflandırılmasını, Türkiye’de tıbbi cihaz finansmanı ve harcamalarını, Türkiye’de tıbbi cihaz sektörünün üretim, ithalat, ihracat rakamları ile analizini ve  tıbbi cihaz sektörünün SWOT analizini bulabilirsiniz.

Türkiye İlaç Sektörü Analizi Yayım Yılı: Ankara, 2015 ISBN: 978-605-84583-2-1

“Türkiye İlaç Sektörü Analizi” çalışmasında Türkiye ilaç sektörünün değerlendirilmesini, 2002-2014 Döneminde Türkiye ilaç sektörünü etkileyen gelişmeleri, Türkiye’de ilaçfinansmanı, fiyatlandırma ve geri ödeme sistemini, Türkiye ilaç harcamalarının gelişimini, ilaç sektör analizini ve ilaç sektörünün stratejisi ve hedeflerini bulmak mümkündür.

Türkiye Sağlık Hizmet Alımları Rehberi Yayım Yılı: Ankara, 2017 ISBN: 9786056766329

“Türkiye Sağlık Hizmet Alımları Rehberi“ çalışmasında Türkiye’de sağlık sektöründe hizmet alımları ile ilgili yönetim, Sağlık Bakanlığı ve kamu ihale mevzuatı, muhasebe ve ödeme işlemleri ile ilgili uygulamaya yönelik detaylı bilgilere ulaşılabilir. Çalışmada sağlık  hizmet alımları ile ilgili genel bilgileri görüntüleme hizmet alımları, tıbbi laboratuvar hizmet alımları, diğer sağlık hizmet alımları, destek hizmet alımları ve HBYS hizmet alımları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Hizmet alımları ihale işlemleri, uygulama ve ödeme işlemleri uygulamada olan yasal mevzuatlar ışığında açıklanmıştır. Sağlık hizmet alımları muhasebe işlemleri güncel uygulamalardan yola çıkılarak örnekler kayıtlarla birlikte anlatılmıştır. Türkiye’de hizmet alımlarının finansmanı ve harcamaları incelenmiştir. Hizmet alımlarının alt işverenlik, muvazaa ve kıdem tazminatı konusu değerlendirilerek, SWOT  analizi yapılmıştır.

Sağlık İşletmelerinde Tıbbi Laboratuvar Hizmet Alımları Yönetimi

Yayım Yılı: Ankara, 2017 ISBN: 9786056766350

“Sağlık İşletmelerinde Tıbbi Laboratuvar Hizmet Alımları Yönetimi” kitabında hizmet alımları ile ilgili genel kavramlar, tarihsel gelişimi, mevzuatı, sınıflandırılması ve verileri açıklanmıştır. Tıbbi laboratuvar hizmet alımlarının tanımı, kapsamı, sınıflandırılması, ihtiyacın tespiti ve teknik özelliklerin belirlenmesi anlatılmıştır. Çalışmada tıbbi laboratuvar hizmet alımları ihale işlemleri, işleyişi ve ödeme işlemleri, dikkat edilmesi gereken hususlar, sınır değer hesaplanması ve sorumluluklar açıklanarak, tıbbi laboratuvar hizmet alımları muhasebe işlemleri, kıdem tazminatı, KDV tevkifatı ve Damga vergisi uygulamaları anlatılmış ve  tıbbi laboratuvar hizmet alım harcamaları yıllar itibarıyla detaylı bir şekilde nominal ve reel rakamlarla ve kurumsal bazda ayrıştırılarak anlatılmış ve analiz edilmişti

Yayınlar Nobel Kitap’tan temin edilebilir. Satın Alma: [email protected]

Mehmet ATASEVER Hakkında

Halen Kamu İhale Kurumu Kurul Üyesi olarak görev yapan Atasever 10 yıla yakın Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı Yapmıştır. Erzurum Atatürk Üniversitesi İ.İ.B.F. İşletme Bölümünü 1992 yılında bitirmiş, aynı üniversitede Üretim Yönetimi ve Pazarlama alanında yüksek lisans yapmış, Muhasebe-Finans alanında doktora çalışmaları devam etmektedir. Sağlık ekonomisi, yönetimi ve finansmanı hususunda bilimsel çalışmaları olan ve bu alanda ulusal ve uluslararası birçok organizasyonda görev yapan Atasever’in; Türkiye Sağlık Hizmetlerinin Finansmanı ve Sağlık Harcamalarının Analizi, Türkiye İlaç Sektörü Analizi, Türkiye’de Ağız- Diş Sağlığı ve Dental Görüntüleme Hizmetleri, Türkiye Tıbbi Cihaz Sektör Analizi, Döner Sermaye Sağlık İşletmeleri: Tespit ve Öneriler, Tıbbi Cihaz Sektör Analizi, Türkiye Sağlık Hizmet Alımları Rehberi ve Sağlık İşletmelerinde Tıbbi Laboratuvar Hizmet Alımları Yönetimi isimleri ile yayınlanmış kaynak kitapları bulunmaktadır. Atasever, http:// www.mehmetatasever.org kişisel sayfasından takip edilebilir.

 

advertorial | İncikimya’dan Hastanelere Hijyenik Çözüm

“Bir hasta odası içerisinde kapı kolunun, wc mandallarının, tutunma barlarının, serum askılığının ve buna benzer sık temas edilen yüzeylerin CuVerro ile yapıldığı durumda o odanın toplam hijyene yüzde 90 oranında katkı sağladığını görüyoruz”

CuVerro Türkiye  Genel Müdür Yardımcısı Bünyamin Yılmaz, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

CuVerro antimikrobiyel ürününün hastanelere satışı konusunda İnci Kimyanın rol ve sorumlulukları nelerdir? Üretim, satış ve pazarlanması zincirinde kurumunuz hangi pozisyonda yer almaktadır, kısaca tanıtabilir misiniz?

Cuverro Antimikrobiyel Metal’in Türkiye, Ortadoğu ve Rusya bölgesi olarak tek yetkilisiyiz. CuVerro antimikrobiyel etkinlik gösteren farklı formları ve ölçüleri olan yarı mamül bir metal. Biz bu yarı mamülü ürün üretmek isteyen firmalara tedarik ediyoruz.

Örneğin, en son projemiz olan Acıbadem Maslak Hastanesinde, proje için kapı kolu üreten firmaya kapı kolunu üretebilmesi gerekli malzemeyi tedarik ettik.

Hastanelerde CuVerro antimikrobiyel metal kullanımına ilişkin yaptığınız klinik araştırma ve sonuçlarını paylaşır mısınız?

CuVerro, EPA (Environmental Protectionn Agency) onaylı ilk ve tek metal malzemedir. EPA’nın bir ürüne onay vermesinin koşulları arasında yeterli sayıda klinik çalışma ile ispat edilmiş etkinlik var.

CuVerro Almanya’dan Amerika’ya, İngiltere’den Kanada’ya uzanan toplam 13 ülkede onlarca yapılmış klinik çalışmaya sahip. Klinik çalışmaların tamamı CuVerro’nun hasta odasında eşsiz bir hijyen sağladığını doğruluyor.

Hastanelerin bu ürüne karşı ilgi düzeyi, kullanım yaygınlığı ne düzeyde?

CuVerro Türkiye’de henüz yeni bir ürün olmasına karşın hastanelerde enfeksiyon komiteleri gibi ilgili birimler ve kişiler tarafından ciddi ilgi görüyor. Bu ürünleri kullanabilecek vizyona sahip yönetici sayısının daha da artacağını öngörüyoruz.

Hastaneler için maliyeti nasıldır?

Bu ürünleri standart geleneksel ve özelliksiz ürünler ile karşılaştırırsak elbette yeni bir maliyet getiriyor. Ancak hastane enfeksiyonuna yakalanan bir hastanın ortalama maliyetinin 1500 dolar seviyesinde olduğunu düşünürsek CuVerro ile yapılmış ürünlerin maliyet azaltıcı etkisi olduğu ortaya çıkıyor. Yale Üniversitesi tarafından yapılan çalışmaya göre orta ölçekte bir hastanenin yatırım giderini maksimum 3 yıl içerisinde geri aldığı görülüyor.

Donanımın kullanım süresi/dayanıklılığına ilişkin bilgi verir misiniz?

Antimikrobiyel özellik ömür boyu devam eden bir özellik. Ancak donanımın dayanıklılığına gelince biz bitmiş nihai bir ürün sunmuyoruz. Bunu, aldığınız ürünün kalitesine bağlı olduğunu söyleyebilirim. CuVerro ürün sağladığımız üreticileri belirli kriterlere göre belirliyor ve sektörün en iyi firmaları ile iş birliği yapmaya çalışıyoruz. 

Hasta güvenliği/çalışan sağlığına sağladığı yararlar neler? Hijyen dışındaki diğer koruyucu özellikleri nelerdir?

Bir hasta odası içerisinde kapı kolunun, wc mandallarının, tutunma barlarının, serum askılığının ve buna benzer sık temas edilen yüzeylerin CuVerro ile yapıldığı durumda o odanın toplam hijyene yüzde 90 oranında katkı sağladığını görüyoruz. Bir çalışan ya da hasta yüzlerce hatta binlerce kişinin dokunarak kontamine ettiği tutunma kolunu tutmak yerine o kontaminasyonu devamlı gideren antimikrobiyel özellik gösteren tutunma koluna tutunmuş oluyor. Bu da hastane enfeksiyonuna maruz kalma riskini minimize ediyor.

Kamu hastanelerinde antimikrobiyel metal kullanımına ilgi düzeyi nasıl?  

Kamu ve şehir hastaneleri ile görüşmelerimiz devam ediyor. Tabiki özel hastaneler kadar hızlı ilerleyemiyorsunuz. Ancak aldığımız geri dönüşler hep olumlu. Bu tarz faydalı ürünleri sadece özel hastanelere gidebilen hastalara değil de tüm herkese ulaştırabilmek için çalışıyoruz.

Dünyada kullanım yaygınlığına ilişkin genel bilgi verebilir misiniz?

Şu anda çok ciddi bir kullanım eğilimi var, sadece komşumuz Yunanistan’da ciddi sayıda hastanede bu donanım kullanılıyor. Avrupa ve Amerika’da yoğunlukta olmak üzere Şili gibi ülkelerde de ilginin arttığını söyleyebiliriz.

Türkiye’nin 2023 Sağlık Politikaları Vizyonu

klinikiletişim’in yeni sayısının dosya konuları neler?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu: “Bugün itibariyle 1441 özel sağlık hizmet sunucusu ile sözleşmemiz yürürlükte

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş: “Mart ve Nisan aylarında, özel hastanelere yönelik 1500 yatak alımına onay verdim. Bu yüzde 5 büyüme demektir”

GSS Genel Müdürü Mustafa Özderyol: “İki hastaneden birinin dünya standartları üzerinde verdiği hizmet ile diğerinin uzman hekim bile bulundurmadan verdiği hizmeti aynı değerlendirmek istemiyoruz”

Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Alper Cihan: DRG’ye neden geçmiyoruz? Maalesef ki otomasyonlarımızın yüzde 80’i bunu yapma yeteneğinde değil”

Dünya Bankası Yöneticisi Dr. Enis Barış: “Dışarıdan bakılınca, ABD’deki sağlık sistemi herkesin erişmek istediği bir sistem olarak görülüyor. Ama bu gerçekte öyle değil!”

Özel Hastanelerin Güncel Talepleri Neler?

Sağlık Market ile daha fazla yerli ürünle daha iyi fiyat, stok yönetim ve sağlık hizmeti Hedefleniyor

Hüseyin Çelik yorumuyla, Türkiye’nin Sağlıkta 2023 Vizyonu

GE Sağlık Türkiye Genel Müdürü Yelda Ulu Colin: “Gelecekte sağlık trendleri 3 alt başlık altında toplanacak: Bireysel sağlığın takibi, hasta ve hastane yönetimi ve tıpta gelecek”

Medipol Üniversitesi Öğr.Üyesi Prof. Dr. Ahmet Zeki Şengil: “Vakfı kuran onu finanse etsin mantığıyla yaklaşırsanız sadece kendi içinizde kalır ve uluslar arası yarıştan kopuk halde varlık savaşı verirsiniz”

Özel Hastanelerde Acil Servis Bulundurma Zorunluluğu Kaldırılmalı!

  • Bütün özel hastanelerde acil servis bulundurma zorunluluğu kaldırılmalı; bazı hastanelerde hastanenin talebine veya Bakanlığın planlamasına bağlı olarak tam teşekküllü acil hizmeti verebilecek servisler kurulmalı
  • Sağlığı geliştiren hastane kavramı gündeme alınmalı
  • Yaşlı dostu hastane arayışı geliştirilmesi ve hastaneler bu konuda kendilerini konumlandırmalı. Kamu-özel ortaklığı yöntemiyle yaşlı bakım merkezleri yaygınlaştırılabilir
  • Nadir hastalıklar hastanesi kurulmalı
  • Şehir hastanelerinde özel sektör olarak müteahhitler ve finans sektörü yer alıyor; bu konuda tecrübe kazanmış özel sağlık hizmet sunucuları da yer almalı
  • Yeni açılan şehir hastaneleri arasında standart birliği yok
  • Sağlık turizminde kamu özel sektöre rakip olarak konum alıyor; kamu sağlık turizmini gelir kapısı olarak görmemeli
  • Değer bazlı ödeme modeli üzerinde çalışılmalı

Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın

Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın, OHSAD’ın ilk günü düzenlenen ve kendisinin de moderatörlüğünü yaptığı özel sağlık hizmet sunucuları, tedarikçiler ve akademisyenlerin katıldığı Yuvarlak Masa Toplantısı sonuçlarını anlattı. Toplantıda sağlıklı yaşam kültürü, koruyucu sağlık hizmetleri, aile hekimliği, acil sağlık hizmetleri, yaşlı hizmetleri, kamu-özel ortaklığıyla yapılan şehir hastaneleri, sağlık turizmi konuları masaya yatırıldı.

Tartışma konularını Vizyon2023 hedefiyle belirlediklerini ifade eden Prof. Dr. Aydın şunları kaydetti:

“Tüm tartışmalarda konu belirlenen başlıklarla başlasa da finansman ile bitti. Bir dokunup bin ah işittik. Çok daha kritik olan yatırım, insan gücü planlaması, inovasyon, Ar-Ge, eğitim gibi konuları başka bir oturuma ertelemek zorunda kaldık. Bu görüşler, toplantıya katılan kişilerin görüşleridir. Ben de görüşleri özetleyerek sizlere aktarmaya çalışacağım.

Özel Sektör Koruyucu Sağlık Konusuna İlgi Duymuyor

Özel sağlık sektörü, sağlıklı yaşam kültürü ve koruyucu sağlık hizmetleri konusunda yer alabileceğini ümit ediyor. Ancak mevcut şartlar altında bunun öncelikli bir gündem olmadığını ifade ediyor. Buna rağmen sağlıklı yaşam merkezleri açabilmesi için eğer ruhsat kriterleri belirlenirse özel sektörün bu alana ilgi duyacağı ifade ediliyor. Sağlığını koruyan bireyler için teşvik mekanizmaları kurulması veya tam tersi korumayan kişilere karşı yaptırım uygulanması yönünde politika geliştirilebileceği, bu konuda yeni önlemler alınabileceği konusunda görüşler var. Tamamen hastalanmış bireylerin sağlık kuruluşlarına başvurduğu ve bunun geri ödemesinin yapıldığı bir modele sahip olduğumuz eleştirisiyle ‘madem koruyucu hekimliği ön plana almamız isteniyor o halde sağlam çocuk ve erişkin muayenesinin de karşılığının olmalı’ diye görüş ifade ediliyor.

‘Sağlığı Geliştiren Hastane’ Kavramı

Sağlığın geliştirilmesi çok geniş bir kavram… Bunun topluma yönelik bir tanıtım faaliyeti olmaktan öte sağlığı geliştiren hastane kavramlarının da gündeme alınması gerektiğini ileri süren görüşler var. Tele sağlık, evde bakım destekli yaşam hizmetleri tüm bunların entegre yapı içinde ele alınması ve özel sektöre alan açılması şeklinde fikirler öne sürüldü.

Aile Hekimliği Konusunda da Sektör İlgisiz

Aile hekimliği konusunda genellikle özel sağlık sektörü çekinik duruyor. Bugünkü yapı içinde bakıldığında çekinik duruyor. Ancak modelde değişikliğe gidilir ve bölge tabanlı olarak belli şekilde özel sektöre fırsat verilirse aile hekimliğinin daha verimli yürütülebileceği iddiaları da var. 

Her Hastanede Acil Servis Olmak Zorunda Değil!

Sağlık hizmet sunumu konusuna gelelim…  İlk yardım ve acil hizmetlerinde geçmişte de girişimlerin olduğu belirtildi; 112 kanalıyla Bakanlığın kamu hizmeti olarak büyük bir ağ kurması nedeniyle şimdilik özel sektörün acil servis hizmetlerinin dışında kaldığı ancak aile hekimliğinde olduğu gibi bölge bazlı olarak özel sektörün burada da sorumluluk alabileceği ve alması halinde de daha verimli hizmetler sunabileceği yönünde iddialar dile getirildi.

Özel hastanelerin her birinde zorunlu olarak acil servis bulunduğu ve burada aslında gerçek acil hizmeti verilemediği ifade edildi. Buralarda çalışacak uzman hekim bulunamadığı için hem hizmetlerin aksadığı hem de legal olmayan yollarla buralara hekim teminine zorlanıldığı gerçeğinden hareketle bütün hastanelerde acil bulundurma zorunluluğunun kaldırılması ve bazı hastanelerde gerek hastanenin talebine veya Bakanlığın planlamasına bağlı ama tam teşekküllü acil hizmeti verebilecek acil servislerin kurulması şeklinde yaygın bir kanaat olduğu dile getirildi.

Hekimlerin kadro planlamaları da mevcut. Acillerde nöbet tutacak hekim konusunda ciddi sıkıntı çekildiği belirtildi. Acillerde kamudan hizmet alımı yoluyla hekim çalıştırma fırsatının sunulması yönünde talepler ifade edildi. Bu konuda çalışmalar olduğu anımsatıldı.

Sağlık hizmet sunumunda acil sağlık hizmetlerde ödeme problemi, sürdürülememesi, maliyetin karşılanmaması ve hastanelere çok büyük yük getirmesi konusu ısrarla telaffuz edildi.

Yaşlı Dostu Hastane Arayışı

Hızla yaşlanan bir toplum olmamız vurgusuyla bundan sonra yaşlı bakım hizmetlerinin önem kazanacağı dikkate alınarak yaşlı dostu hastane arayışının da geliştirilmesi ve hastanelerin bu konuda kendilerini konumlandırması gerektiği yönünde görüş ileri sürüldü.

Sağlıklı yaşlanma konusunda belki kamu-özel ortaklığı yöntemiyle yaşlı bakım merkezlerinin ülkede yaygınlaştırılabileceği öne sürüldü.

Mevzuattan Şikayet Had Safhada

Her şeye rağmen özel sağlık hizmet sunucularının bürokrasiden ve mevzuattan çok şikayetleri var; mevzuatın güncellenmesi ve tolere edilebilir hale gelmesi şeklinde görüşler işleri sürüldü.

İşini Doğru ve Başarılı Yapanlara Ödül

Geri ödemede tüm sağlık hizmet sunucularının aynı muameleye tabi tutulduğu halbuki vaka bazlı analizler yapılsa çıktılara bakılsa bilhassa organ nakli gibi hastaların merkezden dağıtıldığı alanlarda bu tür kriterler dikkate alınsa ve farklılaştırılma olsa bu işi doğru ve başarılı yapanlar için ödüllendirme modeli geliştirilebileceği aktarıldı.

Nadir Hastalıklar Hastanesi Yaklaşımı

Nadir hastalıklara özel önem verilmesi, bunun her geçen gün büyük bir yük haline geldiği, tedavi protokolleri konusunda belirsizlikler olduğu, maliyetlerin çok hızlı arttığı dile getirilerek nadir hastalıklar hastanesi gibi bir yaklaşımın gündeme alınabileceği belirtildi.

Bakanlıklar arası Uzlaşı Sağlanmalı

Palyatif bakım, yaşlı bakım merkezinin açılması konusunda Sağlık Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında farklılıklar olduğu ve ortak mevzuat geliştirilmesi konusunda talepler dile getirildi.

Şehir Hastanelerinin 2 aktörü: Müteahhitler ve Finans Sektörü

Kamu özel ortaklığı ile inşa edilen ve ülkemizde art arda açılan şehir hastaneleri konusunda uzun bir tartışma yapılmadı. Buna rağmen şehir hastanelerinde özel sektör olarak müteahhitlerin ve finans sektörünün var olduğu ve bunlar kadar aslında özel sağlık hizmet sunumunda tecrübe kazanmış özel sektörün de yer alması gerektiği fakat burada eksik olduğu yönünde vurgu yapıldı. Bu hastanelerde özel sektör olarak ele alınmayan doğrudan kamu olarak yürütülen tıbbi hizmetlerin de özel sağlık işletmeleri tarafından üstlenebileceği modellerin geliştirilebileceği yönünde görüşler vardı. 

Şehir Hastaneleri Arasında Standart Birliği Yok

Fiziki şartlarda kamu sağlık hizmetlerinde düzelme olduğu ifade edildi ve bunun yanı sıra bir kaygı dile getirildi; henüz açılan şehir hastaneleri arasında standart birliği olmadığı, insan kaynağı konusunda ciddi sıkıntılar çekileceği ve bu hastanelerde özel sağlık hizmeti sunucuları yerine müteahhitlerin varlığına dikkat çekilerek düşük kaliteli cihazların kurulduğu yönünde kaygılar paylaşıldı.

Küçük Ölçekli Özel Hastanelerin Geleceği Belirsiz

Şehir hastanelerinin ülke genelinde yaygın olarak faaliyete geçmesiyle daha küçük ölçekli olan özel hastanelerin geleceğinin ne olacağı ve haksız rekabet yaşanacağı konusunda kaygılar olduğu ifade edildi.

Sağlık Turizminin Yatırım Boyutu

Sağlık turizmi konusunda, Türkiye’ye hastaya getirilmesi konusunda özel sektörün başlattığı yoğun bir gayret var. Ancak kamunun hem bunun bir paydaşı olma hem de regülasyonu hatta teşviki konusunda bir çalışması olduğu biliniyor. Bu açıdan sadece hasta getirmeye yönelik değil bu hastaların geldiği hizmetlere ihtiyaç duyan ülkelere giderek hastalara hizmet verilmesi, gerekirse bu ülkelere yatırım yapılması ve teşvik sistemlerinin geliştirilmesi yönünde öneriler oldu.

Sağlık Turizminde Kamu-Özel Rekabeti

Türkiye’nin sağlık turizminde marka değerinin artırılmasına yönelik faaliyetler özel sektör eliyle yapılmaktaydı. Şu anda devletin de faaliyetleri var. Sağlık Bakanlığının çalışmalarıyla bu alanda bir anonim şirket kurulması öngörülüyor. Yani marka değerinin arttırılması yönünde kamunun da sahiplendiği büyük bir faaliyet var. Ancak bu faaliyetler de olumlu gelişmeler yanı sıra bazı kaygılar var; bilhassa bu amaçla kurulması planlanan uluslar arası sağlık hizmetleri anonim şirketi aracılığıyla sağlık turizminde kamunun özel sektöre rakip olarak ortaya çıkabileceği yönünde sorular dile getirildi. 

Sağlık Turizmi Kamunun Gelir Kapısı mı?

Sağlık turizmi konusunda sektör istekli görünüyor, kamunun desteği olumlu karşılanıyor ama tereddütle karşılandığı alanlar var. En büyük tereddüt de kamunun sağlık turizmini gelir kapısı olarak görüp özel sektörü dışlayarak sadece kendi işi gibi görmesi yönünde kaygılar var.

Yurt İçinde Kök Hücre Çalışmaları

Her ne kadar yaygın değilse de kök hücre gibi deneysel amaçlı olmak kaydıyla izin verilen bazı tedavi yöntemleri ülkemizde de uygulanıyor, bunlara sınırlı yerde izin verildiği ve sınırlı kapasite olduğu için yurt dışına gittikçe artan sayıda hasta gittiği bilgisi paylaşıldı. Bu konuda da tedbir alınarak ülkemizde bu alanın geliştirilmesi teklifi yapıldı.

Her Tartışmanın Sonu Hep Finansman

Her konunun sonunda finansmana gelindi. Finansman konusunda toplantıda söylenen değil ama kendi çıkarımımız olan bir özeti paylaşmak isterim:

GSMH içinde sağlığa ayrılan payın yetersiz olduğu konusunda ciddi bir fikir birliği var, en azından ilk aşamada Türkiye’nin içinde bulunduğu orta-üst gelir grubu ülkelerin ortalamasına çıkartılması daha sonra bunun da üzerine çıkarılması yönünde talep ve beklentiler had safhada.

Hizmet bedellerinin güncellenmesi konusunun detayına girildiğinde farklı görüşler ifade ediliyor. Fark alınmayan hizmet bedellerinin hiç olmasa Sağlık Bakanlığının maliyetleri dikkate alınarak yeni bir fiyatlandırmaya gidilmesi talep ediliyor. Fark alınan hizmetlerde ise ya böyle bir düzenleme yapılması ya da sınırın kaldırılması ki hangisi yapılırsa yapılsın en azından maliyetlerdeki artışa göre güncellenebileceği bir model oluşturulması beklentisi hakim.

Dolar ve Enflasyon Bazlı Fiyat Güncellemesi

Aslında burada bir örnek veriliyor; şehir hastaneleri sözleşmelerinde özel girişimci ile yapılan anlaşmalarda dolar ve enflasyon bazlı fiyat güncelleme uygulaması benzerinin SGK’nın özel sağlık hizmet sunucuların yaptığı ödemeye uygulanabileceği yönünde görüşler var.

Tamamlayıcı sağlık sigortasını da kapsayacak şekilde özel sağlık sigortalarında teşvik modelinin oluşturulması ve SGK’nın yükünün hafifletilmesi yönünde talepler var.

Aslında çok sık dile getirilen özel hastanelerin fark sınırlaması kaldırılırsa sorunlarının azalacağı dile getiriliyor.

Değer Bazlı Ödeme Modeli

Ödeme modelinden şikayetler çok fazla; bunun için değer bazlı ödeme modeli üzerinde çalışılması ve daha hakkaniyetli ödeme modelinin hayata geçirilmesi talepleri dile getiriliyor.”