Siemens Healthineers Türkiye, Acıbadem Üniversitesi TEKMER’de Çapa Firma Sözleşmesi imzaladı

siemenshealthineers tekmer 2

Siemens Healthineers Türkiye Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Enis Sonemel: “Tıbbi teknoloji alanındaki ürün ve hizmetlerimizle sağlık profesyonellerine, sağlık kurumlarına ve hastalara değer yaratıyoruz”

Siemens Healthineers, Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Merkezi (TEKMER) ile çapa firma sözleşmesine imza attı. Acıbadem Üniversitesi TEKMER’de yer alan girişimcilere iş fikirlerini geliştirmek üzere katkı sunmayı amaçlayan iş birliğiyle Siemens Healthineers Türkiye, sağlık girişimcilerine yatırımcı ilişkileri ve iş geliştirme anlamında mentorlük yaparak eğitim desteği verecek. TEKMER bünyesindeki girişimciler, projelerini sektörün önde gelen yatırımcıları ve sektör uzmanlarıyla paylaşma fırsatına da sahip olacaklar.

1000 m2 alan üzerine kurulan Acıbadem Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Merkezi (TEKMER), 100 kişiye kadar çıkabilen kapasiteye sahip. Merkezde girişimciler için açık ve kapalı ofis alanları, toplantı salonları, seminer salonu, ortak kullanım alanı ve Biyotasarım Merkezi bulunuyor. Biyotasarım Merkezi içerisinde, girişimcilerin kendi prototiplerini oluşturabilmeleri için fırsatlar sunuluyor.

Merkezde, girişimcilere mentörlük desteğinin yanı sıra yatırımcı ve girişimcileri bir araya getiren etkinlikler, eğitimler ve buluşmalar düzenleyecek olan Siemens Healthineers Türkiye ekibine ait bir ofis de yer alıyor.

Ürün ve hizmetleriyle ülkemizde diagnostik görüntülemeden laboratuvar hizmetlerine, ileri tedavilerden satış sonrası servis ve bakıma kadar çok geniş bir yelpazede hizmet veren Siemens Healthineers Türkiye ve Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi TEKMER ile güçlerini birleştirdi. Gerçekleştirilen imza töreniyle global olarak on beş binden fazla patente sahip tıbbi teknoloji şirketi Siemens Healthineers, çapa firma olarak TEKMER’de iş geliştiren sağlık girişimcilerine destek olacak.

“Sağlık Girişimlerinin Sayısını ve Niteliğini Artırmayı Hedefliyoruz’’ 

Siemens Healthineers Türkiye Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Enis Sonemel ve Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Şahin’in katılımıyla gerçekleşen imza törenine, Siemens Healthineers Türkiye Laboratuvar Diagnostiği ve İnovasyon Yönetiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Gürdal Şahin de yer aldı.

İmza töreninde, Acıbadem Sağlık Grubu ve Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi ile uzun yıllardır süregelen iş birliklerine bir yenisini daha eklemekten mutluluk duyduklarını belirten Siemens Healthineers Türkiye Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Enis Sonemel çapa firma sözleşmesiyle ilgili görüşlerini şöyle aktardı. ‘’Tıbbi teknoloji alanındaki ürün ve hizmetlerimizle sağlık profesyonellerine, sağlık kurumlarına ve hastalara değer yaratıyoruz. Aynı zamanda, uzun yıllardır hastane ve üniversitelerle nitelikli bilimsel araştırmalara ve iş birliklerine imza atıyoruz. Acıbadem Sağlık Grubu ve Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi bu anlamda değer yarattığımız ve iş birliği yaptığımız önemli paydaşlarımızdan biri. TEKMER ile imzaladığımız çapa firma sözleşmemizle bu değeri ülkemizdeki sağlık sektörünün gelişimine katkıda bulunmak üzere, sağlık girişimcilerine destek olma alanına da taşıyoruz. İş birliğimizin ülkemizdeki sağlık girişimcilerinin sayısını ve niteliğini artırmasını hedefliyoruz.’’

Mevcut İnovasyon Kapasitesini Artıracağız

Siemens Healthineers Türkiye Laboratuvar Diagnostiği ve İnovasyon Yönetiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Gürdal Şahin ise iş birliğine dair görüşlerini şöyle aktardı: ‘’Türkiye’de, son yıllarda belirli bir inovasyon kültürünün oluştuğunu ve geliştiğini gözlemliyoruz. Özellikle sağlık sektöründeki inovasyon girişimlerinin maddi yatırımların ötesinde profesyonel bir desteğe; diğer bir deyişle mentörlüğe de ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Ülkemizin sağlık sektöründeki mevcut inovasyon kapasitesini bu anlaşmayla birlikte artıracağımıza inanıyorum.’’

Özgün ve Yenilikçi Projelere Açığız’’

Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Şahin ise imza törenindeki konuşmasında iş birliğine dair görüşlerini şöyle aktardı: ’’Tıbbi teknoloji alanındaki yenilikçi yaklaşımlarıyla ve inovasyona verdiği değerle tanıdığımız Siemens Healthineers’ı üniversitemizin Teknoloji ve Geliştirme Merkezi’nde çapa firma olarak görmekten mutluluk duyuyoruz. Merkezimizde Türkiye’de geliştirilen, bilgiye dayalı, özgün ve yenilikçi tüm projelere açığız. Türkiye sağlık ekosistemini ve Türkiye sağlık girişimciliğini geleceğe taşıyacak her türlü teknolojinin, insan kaynağının ve girişimcinin yetiştirildiği öncü merkez olmayı hedefliyoruz. Siemens Healthineers’ın merkezimizde sağlayacağı mentorlük hizmeti, sektörümüze katma değer yaratacaktır.’’

Muayene Süresi En Az 20 Dakika Olmalıdır!

logolar

“Solunum sistemi hastalıkları açısından, nitelikli solunum fonksiyon testine erişim artırılmalı ve bu uygulamanın standardizasyonuna yönelik eğitim programları düzenlenmelidir. Basamaklandırılmış sağlık hizmet sunumuna geçilmelidir, basamaklar arasındaki bağlantılar güçlendirilmelidir. Solunum sistemi hastalıkları için gerekli muayene süresi her hasta için en az 20 dakika olacak biçimde düzenlenmelidir “

17 Uzmanlık Derneği ve 6 Hasta Derneğinden oluşan Türkiye Solunum Koalisyonu, 25 Eylül Dünya Akciğer Günü nedeniyle solunum sistemi hastalıkları ve sağlığına dikkat çekti…

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı, astım, akciğer enfeksiyonları (zatürre, verem ve bronşit gibi), solunum yetmezliği, akciğer kanseri ve sertleşmesi gibi pek çok hastalığı içeren solunum sistemi hastalıkları; Türkiye’de tüm ölümlerin arasında üçüncü sırada geliyor. Solunum sistemi hastalıkları nedeniyle 2022 yılında Türkiye’de 70 bine yakın kişi yaşamını kaybetti. Kanser nedeniyle gerçekleşen ölümlerin ise, yaklaşık üçte birini solunum sistemi ilişkili kanserler oluşturuyor1.

Ulusal Solunum Stratejilerini Oluşturmak Hedefleniyor

Tüm dünyada yaklaşık 700 milyon kişi solunumsal hastalıklardan etkilenmekte iken bu rakam Türkiye’de 10 milyona yakın2. Bu hastalıklar, hastaların ve ailelerinin yaşamlarını ileri derecede olumsuz yönde etkilerken, sağlık hizmetlerine ve maliyetlerine büyük bir yük de oluşturuyor. Uzmanlar, solunum sistemi hastalıkları ve bu hastalıklara bağlı toplumsal ve ekonomik yükün büyük oranda önlenebileceğini ifade ediyorlar. Türk Toraks Derneği ve Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği önderliğinde bir araya gelen 17 uzmanlık derneği ve 6 hasta derneğinden oluşan ‘Türkiye Solunum Koalisyonu’; hem ulusal akciğer sağlığını iyileştirmeyi hem de bu durumdan kaynaklanan toplumsal ve ekonomik yükü azaltmayı hedefliyor3. Koalisyon;  ulusal solunum stratejilerini oluşturmak; oluşturulan ulusal solunum stratejilerinin uygulanmasını teşvik etmek ve izlemek yoluyla ulusal akciğer sağlığını korumak ve iyileştirmek ve Birleşmiş Milletlerin sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda, 2030 yılı sonu itibariyle akciğer hastalıklarından ölümleri üçte bir oranında azaltmayı amaçlıyor.

Önlemlere ve Tedaviye Herkes Erişsin

Uluslararası Solunum Dernekleri Forumu’nun (FIRS) girişimiyle Dünya Akciğer Günü olarak kabul edilen 25 Eylül’de; sık karşılaşılan solunum hastalıklarına ve sebeplerine farkındalık yaratmak ve çevresel etmenlere bağlı olması nedeniyle pek çoğunun ortaya çıkmadan önlenebileceğine dikkat çekmek isteyen Türkiye Solunum Koalisyonu, bu senenin teması olarak belirlenen: ‘Önlemlere ve tedaviye herkes erişsin. Fırsat eşitliği sağlansın!’ konusu üzerinde duruyor.

3 Soru ve 3 Yanıt

Türkiye Solunum Koalisyonu tarafından yapılan açıklamada, solunum sistemi hastalıkları konusunda önem taşıyan 3 önemli sorunun yanıtları şöyle paylaşıldı:

1-Solunum Sistemi Hastalıkları İçin Risk Faktörleri Nelerdir? Nasıl Önlem Alabiliriz?

“Solunum sistemi hastalıkları; toplumun en yoksul kesiminde, en zengin kesimine göre yaklaşık 5 kat fazla görülmektedir ve buna paralel, iki sosyoekonomik kesim arasındaki doğumda beklenen yaşam süresinde gözlenen fark da artmıştır”

Solunum sistemi hastalıklarının altında yatan temel risk faktörleri; yoksulluk, erken çocukluk dönemi enfeksiyonları, yetersiz akciğer gelişimi, tütün dumanına maruziyet (aktif ve pasif sigara içimi), hava kirliliği, mesleki maruziyet, sağlık hizmetlerine erişimdeki yetersizlik, genetik ve obezitedir. Fakat ülkemizde bu risk faktörlerine karşı etkili bir kontrol programı uygulanamamaktadır.

Solunum sistemi hastalıkları; toplumun en yoksul kesiminde, en zengin kesimine göre yaklaşık 5 kat fazla görülmektedir ve buna paralel, iki sosyoekonomik kesim arasındaki ‘doğumda beklenen yaşam süresinde gözlenen fark da artmıştır. Avrupa’da 2010-2020 yılları arasında sigara kullanım oranı artan tek ülke Türkiye’dir4. 2009-2019 yılları arasında 27 Avrupa ülkesinde hava kirliliğine bağlı erken ölüm oranlarında %23 azalma gerçekleşmişken; Türkiye’de bu konuda bir azalma sağlanmamıştır4. Hava kirliliğine bağlı erken ölümleri önleme açısından Türkiye, Avrupa’nın en başarısız üçüncü ülkesidir4. Hava kirliliği, insan sağlığını olumsuz yönde etkilerken, bir yandan da iklim krizine sebep olabilmektedir. Türkiye’de sigara içme salgınının 2012’den beri tekrar artmaya başlaması, Türkiye’nin tüm illerinde hava kirliliği düzeyinin Dünya Sağlık Örgütü eşik düzeyinin üstünde olması, yoksulluk artışı ve sağlığın sosyal belirleyicilerinin giderek bozulması, Türkiye’de önümüzdeki yıllarda hastalık yükünün daha da artacağını düşündürmektedir.

Avrupa Ülkeleri Arasında En Az Spor Yapan Ülkeyiz

“Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında en az fiziksel aktivite – spor yapan ülkedir. Avrupa ülkeleri arasında 65 yaş ve üzerinde grip aşısı yapılma oranının, Sağlık Bakanlığınca reçete karşılığı ücretsiz temin edilmesine rağmen, en düşük olduğu iki ülkeden biri Türkiye’dir”

Boy ve kilo değerleri kullanılarak hesaplanan vücut kitle indeksi incelendiğinde; 15 yaş ve üstü obez bireylerin oranı 2019 yılında %21,1 iken, 2022 yılında %20,2 olmuştur1, ancak ülkemiz halen Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden birisidir4. Türkiye,  Avrupa ülkeleri arasında en az fiziksel aktivite – spor yapan ülkedir4. Avrupa ülkeleri arasında 65 yaş ve üzerinde grip aşısı yapılma oranının, Sağlık Bakanlığı’nca reçete karşılığı ücretsiz temin edilmesine rağmen, en düşük olduğu iki ülkeden biri Türkiye’dir4.

Öneri: Türkiye’de solunum sistemi hastalıklarının nedenlerine yönelik koruyucu kontrol politikaları geliştirilmeli göğüs hastalıkları uzmanlık alanı bu kontrol politikalarında aktif olarak yer almalıdır.

Para ve Kaynakların Eşitsiz Dağılımı İle Mücadele Etmeliyiz

Koruyucu kontrol politikalarının temelini, solunum sistemi hastalıklarının gelişim riskinin artmasına katkıda bulunduğu bilinen sosyal, politik, ekonomik ve kültürel kalıplardan kaçınma ve iyileştirme oluşturmalıdır. Bunun için sağlığın sosyal belirleyicilerinin iyileştirilmesi zorunludur. İnsanların doğdukları, büyüdükleri, yaşadıkları ve yaşlandıkları yaşam koşullarını iyileştirmek (erken çocukluk gelişimi, eğitim düzeyi, iş ve çalışma koşulları, gelir ve sosyal statü, barınma koşulları, sosyal çevre, toplumsal cinsiyet, nitelikli sağlık hizmetlerine ulaşım) ile güç para ve kaynakların eşitsiz dağılımı ile mücadele etmek gerekmektedir. Bunu risk faktörlerinin azaltılması, uygun beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve aşılama ile erken tanı, etkin tedavi ve hastalığın ilerlemesini durdurma çalışmaları eklenmelidir.

Bu çerçevede, Türkiye’de tütün kontrol çalışmalarının güçlendirilmesine, termik santrallerin kapatılmasına, Türkiye’nin fosil yakıtlardan çıkış takvimini bir an önce ilan etmesine, kömür ve madencilik gibi nedenlerle ormanların ve doğanın tahrip edilmesine son verilmesine acil gereksinim bulunmaktadır. Buna ek olarak, Türkiye’nin 2053’de net sıfır hedefine ulaşması için, CO2 emisyonlarını süratle azaltması ve iklim eylem planı ve yasasının çıkartılması gerekmektedir.

2-Solunum Sistemi Hastalıklarının Erken Tanısı Nasıl Olabilir? Etkin Tedavi İçin Ne Yapılmalıdır?

Son üç yıldır yaşadığımız COVID-19 pandemisi ve ülkemizde 11 ilde yaşanan deprem felaketi, tüm dünyaya ve bizlere sosyal devlet, kamucu sağlık politikaları ve güçlü birinci basamak hizmetlerinin ne denli önemli olduğunu gösterdi. Türkiye’de 2003 yılında hayata geçirilen sağlıkta dönüşüm programı ile sağlığın piyasalaştırılması ve meta haline getirilmesi ülkenin her tarafında herkesin nitelikli koruyucu sağlık hizmetlerine ulaşımında büyük engel oluştururken, tanı ve tedavi hizmetlerinin kışkırtıldığına şahit olduk. Bu durum solunum hastalıklarının önlenmesi, erken tanısı ve etkin tedavisinde olumsuz sonuçlara yol açmaktadır.

Solunum Fonksiyon Testleri,

Solunum fonksiyon testleri, akciğer fonksiyonlarını değerlendirmekte kullanılan temel bir tetkiktir. Solunumsal hastalıklar için risk faktörleri ve ilişkili şikâyetleri olan hastalarda uygulanmalıdır. Türkiye’de bu testlere ulaşım konusunda ve uygun, nitelikli, standardize testlerin yapılması konusunda yukarıda belirtilen nedenlerle çok ciddi sorunlar mevcuttur5. Bu uygulamanın sağlıklı yapılamaması, KOAH ve astım gibi hastalıkların tanısının konmasında ve takibinde ciddi sorunlara sebep olmaktadır. Nitekim Sağlık Bakanlığı’nca 2011 yılında yapılan Türkiye Kronik Hastalıklar ve Risk Faktörleri Çalışması’nda, ikinci basamak sağlık kuruluşlarında yapılan spirometrilerin ancak %22,6’sının uygun olduğu görülmüştür5. 2004 yılında Adana’da yapılan BOLD çalışmasında KOAH’lı hastaların sadece % 8,4 ünün bir doktor tanısı aldığı saptanmıştır. Günümüzde bu rakamın % 30’ları aştığı tahmin edilmektedir. Buna karşılık, tanı konulan hastaların bir kısmı etkin tedavi edilmemekte, bir kısmı da gerektiğinden fazla tedavi almaktadır. Yapılan iki çalışmada GOLD rehberine uygun tedavi alanların oranı % 28-60 arasında olduğu bildirilmiştir.

Solunum sistemi hastalıklarında enfeksiyöz kökenli sorunlara bağlı mortalite ve morbiditede azalma gözlenmektedir. Ancak tüberküloz, hem ülkemiz hem de dünya için halen küresel bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir;  ülkemizin artan göçmen yükünün buna katkısı olmuştur.

Öneri: Tüm topluma eşit, ücretsiz ve nitelikli sağlık hizmeti sağlayan, hastalık gelişimini önlemeyi önceleyen ve birinci basamak sağlık hizmetini güçlendiren bir sağlık sistemi temel önceliğimizdir. Solunum sistemi hastalıkları açısından, nitelikli solunum fonksiyon testine erişim artırılmalı ve bu uygulamanın standardizasyonuna yönelik eğitim programları düzenlenmelidir. Basamaklandırılmış sağlık hizmet sunumuna geçilmelidir, basamaklar arasındaki bağlantılar güçlendirilmelidir. Solunum sistemi hastalıkları için gerekli muayene süresi her hasta için en az 20 dakika olacak biçimde düzenlenmelidir.

3-Solunum Sağlığı Konusunda Türkiye Verileri Yeterli Midir?

Türkiye’de, solunum sistemi hastalıklarının sıklığı, risk faktörleri ile tanı ve tedavi pratiği konusunda yeterli güncel veriler bulunmamaktadır Bu nedenle acilen bu hastalıkların epidemiyolojik özelliklerini araştırmak amacıyla tüm ülkeyi temsil eden bir örneklem grubunda saha çalışmasına gereksinim bulunmaktadır.  Buna ek olarak, Sağlık Bakanlığı ve SGK kurumunda bulunan veriler araştırmacılara açık hale getirilmelidir.

Ancak bu veriler sağlandıktan sonra; en çok ihtiyaç olan alanlara odaklanmak, etkili ve kapsamlı bir ulusal solunum sağlığı stratejileri geliştirmek olası hale gelecektir. Sağlık Bakanlığınca yürütülen Kronik Hava yolu Hastalıkları Kontrol Programının son bilimsel gelişmeler ve Türkiye verileri çerçevesinde yeniden biçimlendirilmesine ivedilikle gereksinim bulunmaktadır. 

Kaynakça:

1-Türkiye Sağlık Araştırması 2022. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Turkiye-Saglik-Arastirmasi-2022-49747 Erişim 17 Eylül 2023.
2-Global Burden of Disease, “Global Burden of Disease”, 2019, https://vizhub.healthdata.org/gbd-results/
3-www.turkiyesolunumkoalisyonu.com
4-OECD/European Union (2022), Health at a Glance: Europe 2022: State of Health in the EU Cycle, OECD Publishing, Paris, https://doi.org/10.1787/507433b0-en
5-T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Türkiye Kronik Hastalıklar ve Risk Faktörleri Sıklığı Çalışması, Ankara 2013. https://ekutuphane.saglik.gov.tr/Ekutuphane/kitaplar/khrfat.pdf

TÜSAP Toplantısı “Sağlık Finansmanında Yeni Kaynak Arayışları” temasıyla Düzenlendi

dscf3528 1

Cumhurbaşkanlığı Strateji Başkanlığı Plan ve Program Genel Müdürü Osman Nuri Erdem: “Sağlık turizmi ülkemizin çok hızlı gelişme gösterdiği bir alan. Potansiyeli artırılırsa cari açıkla ilgili makro ekonomik hedefleri geliştirmede belirleyici unsurlardan olabilecek durumda”

33. TÜSAP Toplantısı, 8 Eylül 2023 Cuma günü İstanbul Üniversitesi’nin ev sahipliğinde “Sağlık Finansmanında Yeni Kaynak Arayışları” temalı düzenlendi. Toplantıda ana konuşmacı olarak Cumhurbaşkanlığı Strateji Başkanlığı Plan ve Program Genel Müdürü Osman Nuri Erdem, sağlık alanında Türkiye vizyonunun hızlı, etkin, kaliteli sağlık hizmetlerinin yanında rekabetçi ve yüksek katma değerli üretim ile büyüme olduğunu ifade etti.

Toplantı, başta TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sabahattin Aydın, Cumhurbaşkanlığı Sağlık ve Gıda Politikaları Kurul Üyesi Dr. Sema Ramazanoğlu, Cumhurbaşkanlığı Sağlık ve Gıda Politikaları Kurul Üyesi Dr. Zülfiye Füsun Kümet, Cumhurbaşkanlığı Bilim Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu Üyesi Dr. Osman Coşkun, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı Plan ve Programlar Genel Müdürü Osman Nuri Erdem, T.C. Sağlık Bakan Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. M. Kürşat Derici, İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürü Dr. Osman Kan olmak üzere 58 seçkin davetlinin katılımı ile gerçekleşti.

dscf3447 1

Cumhurbaşkanlığı Strateji Başkanlığı Plan ve Program Genel Müdürü Osman Nuri Erdem’in ana konuşmacı ve Üniversite Hastaneleri Birliği Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Haluk Özsarı’nın moderatör olarak yer aldığıTÜSAP Sağlık Finansmanı Vizyon Toplantısı, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD), İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) ve Türkiye İlaç Sanayicileri Derneği (TİSD) ile Abbott, Janssen, Roche ve Takeda firmalarının katkıları ile düzenlendi.

Türkiye yüzyılında 2053 vizyonu doğrultusunda 12. Kalkınma Planının hazırlıklarının devam ettiğini belirterek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanlığı Strateji Başkanlığı Plan ve Program Genel Müdürü Osman Nuri Erdem, Türkiye’nin potansiyelini harekete geçiren, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme hedefleri doğrultusunda her alanda olduğu gibi sağlık alanında da detaylı çalışıldığını söylendi.Erdem,Türkiye yüzyılında vatandaşlarını hastalanmadan sağlıklı yaşamalarını sağlayan, hastalık durumunda ise sağlık hizmetlerini en hızlı, kaliteli, etkin şekilde sunan, sağlık alanında rekabetçi, yüksek katma değerli ürün ve hizmet üreterek büyüme ve ihracat potansiyeline güç katan, sağlıklı ve üretken bir Türkiye vizyonu ile çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti.

Sağlık Turizmi Çok Hızlı Gelişiyor

Sağlıkta dönüşüm programından bahseden ve bu program ile sağlığa erişim, anne-bebek ölüm oranları ve doğuşta yaşam beklentisi gibi oranlarda ciddi bir ilerleme kaydedildiğine değinen Erdem, bununla birlikte 20 yıllık süreçte sağlık harcamalarının milli gelire oranının büyük ölçüde artmadığının ancak sağlık ürün ve hizmetlerini fiyat etkisinden arındırıp miktarsal olarak bakılsa aslında önemli ölçüde ürün ve hizmetlerin kullanımının arttığının görüleceğini söyledi.

Kaynakların etkin kullanımına ilişkin sağlık sisteminin yapısal alanlarından 5 ana başlıkta bahseden Erdem, kurumsal rollerin ve yapıların sağlıklı bir zemine oturtulması; arz, talep ve maliyet- fiyat dengesinin kurulması; sağlık teminat paketinin rasyonelleştirilmesi ve tamamlayıcı sağlık sigortacılığı; sağlık turizminin geliştirilmesi ile sağlık endüstrilerinde yerlileşme konularında sorunlara ve çözüm yollarına değindi.

Sağlık ürün ve hizmet ihracatının kaynak arayışında önemli bir açılım olabileceğine vurgu yapan Erdem, “Sağlık turizmi ülkemizin çok hızlı gelişme gösterdiği bir alan. Potansiyeli artırılırsa cari açıkla ilgili makro ekonomik hedefleri geliştirmede belirleyici unsurlardan olabilecek durumda” diye konuştu.  

TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sabahattin Aydın: “Sağlığa yapılacak akılcı harcamalar aynı zamanda insan kaynağına yapılan iyi bir yatırımdır”

“Çok Hızlı Yaşlanan Bir Toplumuz”

33. TÜSAP Vizyon Toplantısı’nın açılış konuşmasında TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sabahattin Aydın, sağlıklı bir toplumun aynı zamanda üretken bir toplum olduğuna dikkat çekti. Sağlığa yapılacak akılcı harcamaların aynı zamanda insan kaynağına yapılan iyi bir yatırım olduğunun altını çizen Aydın, “Üretimin şartı toplumun sağlık düzeyinin yüksek olmasıdır. Dolayısıyla sağlığa akılcı yapılan harcama aynı zamanda insan kaynağına yapılan iyi bir yatırımdır. Yani doğru yere yatırım yapabilirsek ileriye yönelik geri dönüşü beklenen bir yatırımdır” dedi. Bu açıdan sağlık harcaması konusunda eldeki mevcut kaynakların dışında alternatif kaynak arayışlarının akıllara geldiğini söyleyen Aydın, “Çok hızlı yaşlanan bir toplumuz, ortalama doğumda beklenen yaşam süresi iftihar edeceğimiz derecede artmış durumda, beraberinde kronik hastalıklarımız tabii ki arttı. Sadece bunlar da değil. Büyük bir hızla ilerleyen teknolojik gelişmelerin tıbbi uygulamalara yansıması ile bunun getirdiği ciddi ek maliyetler var. Bir yandan umut var sonuçlar ama bir o kadar da maliyet artışlarını kaçınılmaz hale getiriyor. Artık nadir hastalıklar gündemimizde ve bunlar için devasa kaynaklar ayırmak zorundayız. Yani sağlık harcamaları başını aldı gidiyor. Ancak sağlık harcamaları deyince genellikle hastalıklarla mücadele harcamalarını anlıyoruz. Yani aslında biz sık sık söylendiği gibi hastalığa yatırım yapıyoruz. Bir de sağlığa yatırım yapma bilinciyle buraya kaynak ayırırsak nasıl bir sağlık harcaması öngördüğümüzü tasavvur edebilirsiniz” diye konuştu.

Yapay Zeka, Sanal Gerçeklik ve Teletıp

Toplantıya ev sahipliği yapan ve değişen küresel şartlarda kaliteli ve sürdürülebilir bir sağlık eğitimi ve sağlık hizmeti sistemi oluşturmanın zorluklarına değinen İstanbul Üniversitesi Rektörü Yardımcısı Prof. Dr. Gülsüm Ak ise teknolojik ilerlemelerden üniversiteler olarak eksik kalmamak ve yapay zeka, sanal gerçeklik ve teletıp gibi imkanlardan istifade etmek istediklerini ve Türkiye yüzyılında bu gelişmelere ve teknolojik imkanlara ayak uydurmanın çok önemli olduğunu dile getirdi. Ak, TÜSAP Vizyon Toplantılarının çözüm arama, çözüm arayanlarla bir araya gelme ve birlikte daha güçlü olmaya katkıda bulunduğunu belirterek toplantının verimli geçmesi temennisinde bulundu. 

Amerika’da Solunum Terapisti Olmak! 

arzu ari

“Amerika’da solunum terapistleri hastanelerin bütün birimlerinde çok aktif çalışıyorlar. Ülkemizde maalesef solunum tedavi okulları olmadığı için solunum terapistliği üzerinde eğitim almış ve yoğun bakımda çalışabilecek düzeyde eğitimli olan terapistlerin sayısında eksiğimiz oldukça fazla. Dolayısıyla yoğun bakımda çalışan ve hastaların solunumunu tedavi edecek uzman personel bulmakta çok zorlanıyoruz” 

Solunum tedavisi alanındaki çalışmalarıyla tanınan, Teksas State Üniversitesi, Solunum Tedavi Okulu Öğretim Görevlisi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Araştırmadan Sorumlu Dekan Yardımcısı olarak görev yapan Prof. Dr. Arzu Arı, Türk Yoğun Bakım Uzmanları Derneği ev sahipliğinde, 26 – 30 Ağustos tarihleri arasında, İstanbul’da düzenlenen 16. Dünya Yoğun Bakım Kongresinde çalışma hayatına ilişkin şunları anlattı: 

“Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünden mezun oldum. Eğitimimi tamamladığımda ülkemizde solunum fizyoretapistlerinin eksikliğini fark ettim ve bu alanda uzmanlaşmak istedim. Dolayısıyla bu konudaki eğitim programlarını araştırdım. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıklarında master yaptım, ardından California Üniversitesinde Solunum Tedavi Okulunda eğitim gördüm. Georgia State Üniversitesinde master ve doktoramı tamamladım. Bu üniversitede bir bölüm kurmadım orada zaten mevcut olan solunum tedavi okullarında lisans ve yüksek lisans derecelerimi aldım. 

Amerika’da solunum terapistleri hastanelerin bütün birimlerinde çok aktif çalışıyorlar. Ülkemizde solunum tedavi okulları maalesef olmadığı içinsolunum terapistliği üzerinde eğitim almış ve yoğun bakımda çalışabilecek düzeyde eğitimli olan terapistlerin sayısında eksiğimiz oldukça fazla. Dolayısıyla yoğun bakımda çalışan ve hastaların solunumunu tedavi edecek uzman personel bulmakta çok zorlanıyoruz.  

Eğitim Programları Oluşturmalıyız 

Hem yoğun bakımlarda hem de hastanenin diğer servislerinde bu tip eğitime, bilgiye ve deneyime sahip personele ihtiyacımız var. Öncelikle gerekli altyapıyı oluşturmalı ve meslektaşlarımıza yönelik eğitim programı hazırlamalıyız, eğer böyle bir eğitim programı verilecekse bu konuyu bilen kişiler tarafından eğitim verilmeli. Ülkemizde bu konuda eğitimli ve oldukça donanımlı yoğun bakım doktorlarımız var ama onlar yoğun çalışma koşulları nedeniyle her şeye yetişemiyorlar. Amerika’da bu konuda uzmanlaşmış insanların kısa dönem de olsa Türkiye’de eğitim vermelerini öneriyorum. Öte yandan ben her yaz Türkiye’ye geliyorum ve her geldiğimde Hatay ve Gaziantep gibi farklı şehirlere gidip eğitimler veriyorum. İstanbul’da sürekli eğitimlerim oldu. Bu eğitimleri verme sebebim de işte bu sözünü ettiğim ihtiyacı karşılamaktır. Bu eğitimler sayesinde tek bir hastanın tedavisinde ufacık bir iyileşmeye, düzelmeye sebebiyet veriyorsam bundan mutluluk duyuyorum. O yüzden her yaz bu tip eğitimleri vermeye çalışıyorum. Hatta geçen sene verdiğim eğitimler Amerikan Göğüs Hastalıkları Derneği fonuyla desteklendi. Eğitimlerimiz genellikle hafta sonları, iki-üç günlük programlar halinde ve belirli konular ekseninde oluyor.  

Tıbbi Cihazların Temini 

Eğitim, bilgi ve deneyimin yanı sıra ihtiyacımız olan bir diğer husus, tıbbi cihazların temini. Daha etkin olduğu için mesela aerosol ilaç veriminde mesh nebulizerlerin kullanımını öneriyoruz ama ülkemizde ekonomik koşullardan dolayı, daha ucuz olduğu için jet nebulizerler kullanılıyor. Fakat literatürde bu ürünlerin hastaya aerosol ilaç verminde etkin olmadığını bulan çok fazla araştırma var. Dolayısıyla daha ucuz ürünler olsa da hastaya faydası yok. O yüzden yeni geliştirilmiş, etkinliği kanıtlanmış cihazların hasta tedavisinde kullanılması gerekiyor.  

Solunum terapisinde eğitimli personelin yanı sıra etkin cihazların da temin edilmesi lazım. Tedavide kullandığımız çok farklı cihazlar var. Bunlarım temini önemli ama daha öncesinde bunları kullanmaya yetkin personele ihtiyaç var. Kaldı ki insan kaynağı Amerika’da bile sorun olabiliyor. Sadece Amerika’da değil, dünyanın genelinde aerosol ilaç tedavisi için kullanılan inhalelerin doğru kullanılmadığına yönelik yapılmış yüzlerce araştırma var. Bu araştırmaların hepsinde söylenilen tek bir şey var: Sağlık çalışanları aerosol ilaç tedavisini uygularken cihazları doğru teknik ile kullanmıyorlar!  

Cihazların Seçimi 

“Sadece Amerika’da değil, dünyanın genelinde aerosol ilaç tedavisi için kullanılan inhalerlerin doğru kullanılmadığına yönelik yapılmış yüzlerce araştırma var. Bu araştırmaların hepsinde söylenilen tek bir şey var: Sağlık çalışanları aerosol ilaç tedavisini uygularken cihazları doğru teknik ile kullanmıyorlar!” 

İlaç verirken kullandığımız cihazların seçimi son derece önemli… Bu cihaz seçimi esnasında eğer yüksek akımlı nazal kanül kullanırsak mesh nebulizer kullanılmasını ve onu humidifier dediğimiz ısıtıcı sistemin girişine takılmasını öneriyoruz. Çünkü bu pozisyon cihazın en etkin şekilde çalışmasını sağlayıp hastaya verilen ilaç miktarını arttırmaktadır. Bir diğer önerim yüksek akımlı nazal kanülle aerosol ilaç verimi sırasında akım hızının düşük ayarlanmasıdır. Çünkü akım hızı düşük ayarlanıyorsa o durumda siz cihaz içerisinde laminar bir akım oluşturuyorsunuz. Bu laminar yani düz akım ilaç partikülerinin doğrudan akciğere ulaşmasını sağlamaktadır. Ama eğer siz yüksek akım kullanıyorsanız cihaz içinde bir türbülans oluşturursunuz; ilaç partikülleri, cihazın ventilatör hortumlarında ya da ısıtıcılı nemlendiricinin içerisinde ya da üst hava yollarında ilaç birikimine neden olur. Dolayısıyla yüksek akımlarda hastaya verilen ilaç miktarında azalma olur.” 

ABD’de Sağlık Hizmeti Gelir Seviyesine Göre Değişiyor!

gene sung

“Benim şu anda çalıştığım üniversitenin iki hastanesi var, bir tanesi özel hastane olarak geçiyor ve burada çok yüksek profillere belki de Amerika’nın en yüksek profiline sahip hastalar yatıyor. Bir kilometre ötede yer alan diğer hastanede ise sağlığa erişimi kısıtlı, daha düşük gelire sahip insanlar tedavi görüyor”

Amerika, Güney Kaliforniya Üniversitesinde görev yapan Dünya Yoğun Bakım Derneği (World Federation of Intensive and Critical Care (WFICC) Önceki Başkanı Prof. Dr. Gene Sung, Türk Yoğun Bakım Uzmanları Derneği (TÜYUD) tarafından 26 – 30 Ağustos 2023 tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezinde gerçekleştirilen 16. Dünya Yoğun Bakım Kongresine ilişkin yaptığı değerlendirmelerde şunları kaydetti:

“Ben nöroloji alanında çalışıyorum, aynı zamanda nöro-yoğun bakım alanında görev yapıyorum. Uzmanlığımın kapsamı inme, nöbet, kardiyovasküler olaylardan sonra gelişen hastaların genel tedavisi ve bu hastaların sonraki hayatlarında rehabilitasyonunun takip edilmesidir.

Kaynakların Eşit Dağılımı

Dünya Yoğun Bakım Derneğinde görevli olduğum dört sene öncesine göre şu an her şey çok farklı çünkü o zamanlar covid pandemisi vardı. O zamanki çalışmalarımız daha çok covid üzerineydi. Ama covid sonrasında, kaynakların dünya genelinde eşit dağıtılması üzerine rol üstlendim.

“En çok önemsediğimiz konulardan biri eğitim. Eğitim olanaklarına yeterince erişemeyen gelişmemiş ülkelerde nasıl hareket etmemiz gerekiyor; acaba doktorlarımızı mı oraya yönlendirmeliyiz yoksa oradaki doktorları ve sağlık çalışanlarını mı gelişmiş ülkelerde eğitmeliyiz?”

Eğitimin Ulaşılabilirliği

En çok önemsediğimiz konulardan biri eğitim. Burada aslında araştırdığımız konu şu: Eğitim olanaklarına yeterince erişemeyen gelişmemiş ülkelerde nasıl hareket etmemiz gerekiyor; acaba doktorlarımızı mı oraya yönlendirmeliyiz yoksa oradaki doktorları ve sağlık çalışanlarını mı gelişmiş ülkelerde eğitmeliyiz? Bunu araştırdık. Aslında pandemide karşılaştığımız sorunlardan biri de buna benzer bir örnekti; gelişmiş ülkeler pek çok tıbbi cihazı gelişmemiş ülkelere destek olarak yolladılar ama oradaki sağlık çalışanlarının bu cihazları kullanmada yeterli becerisi yoktu. Biz de bu konuda araştırmalar yaptık ve bunları nasıl iyileştirebileceğimizi planlamaya çalıştık. Hedefimiz, sağlık çalışanlarının eğitimlerini sağlayıp insanlara daha efektif bir yoğun bakım desteği sağlamaktır. Sadece Afrika, Doğu Asya ülkeleri değil Amerika’nın da bazı bölgelerinde sağlığa erişimin kısıtlı olduğu yerler mevcut.

Türkiyeli doktorlarla konuştuğumda, yoğun bakım anlamında çeşitli ihtiyaçları olduğunu gördüm fakat Türkiye’ye çok hakim değilim. Sadece kongrede gördüğüm kadarıyla fikrim var ve İstanbul gerçekten çok güzel bir şehir, çok canlı. Ama tabii ki Türkiye’nin çok çeşitli bölgeleri var. Bazı bölgelerde imkanlar daha yüksek olabiliyor. Depremden sonra Türkiye çok büyük fazla zorlukla karşılaştı ve imkanları çok geniş olan ülkeler bile böyle bir felaketle baş etmekte zorlanabilirler.”

Derneğimizin yeni başkanı Dr. Jorge Hidalgo, kendisi Güney Amerika’dan geliyor, imkanları kısıtlı ülkelerde ne gibi zorluklarla karşılaşıldığı konusuna son derece hakim olduğuna inanıyoruz.

Ekonomik Gelirinize Göre Hastane

Benim şu anda çalıştığım üniversitenin iki hastanesi var, bir tanesi özel hastane olarak geçiyor ve burada çok yüksek profillere belki de Amerika’nın en yüksek profiline sahip hastalar yatıyor. Bir kilometre ötede yer alan diğer hastanede ise sağlığa erişimi kısıtlı, daha düşük gelire sahip insanlar tedavi görüyor. Ama iki hastanemizde de aynı doktorlarımız çalışıyor ve aynı tedavi imkanlarını sağlamaya çalışıyoruz. Bu iki hastanenin hasta profilleri farklı olduğu için bizler de farklı zorluklarla karşılaşıyoruz.

Beyin Ölümü Projesi

Kongrede sunum yaptığım konular arasında Beyin Ölümü Projesi de yer alıyor. Sağlık otoritelerinin tam belirleyemediği konulardan biri de beyin ölümü. Bir hasta ne olduğu zaman ölmüş kabul edilebilir, hangi fonksiyonları gerçekleştiremediğinde, hastanın beyni ölmüş diyebiliriz… Biz aslında bir adım geriye çekilip kriterleri belirleyip çeşitli tanımlamalar yapıp ona göre tedavi sürecimizi planlayabiliriz. Ben hastanede öğrencilerime ders anlatırken ‘neredeyse ölü’, ‘ölü gibi’ ya da ‘belki ölse daha iyi olur’ gibi tanımlamalarla hastaları ifade ediyorum fakat bunları tıbbi olarak sınıflandırmak istiyoruz. Doktorlar olarak bizler çizginin aslında iki tarafına karar vermeye çalışıyoruz. Kimler canlı?

Eskiden kalbi atmıyorsa, nefes almıyorsa o hastaya ölü diyorduk ama şimdi yoğun bakımda ilerledikçe kalbi, akciğerleri destekleyebiliyoruz. Ama bazı durumlarda hastanın beynindeki kanlanma az olduğu için geri dönülemez bir beyin ölümü gerçekleşiyor. Bu durum altında beyin tamamen fonksiyonlarını kaybetmiş oluyor ve hasta hayata dönemiyor. İşte bu duruma beyin ölümü diyoruz. Hedefimiz bu ayrımı yapabilmek ve yıllar içerisinde bunu testlerle belirleyebilmek, ölümle yaşam arasındaki sınırı çizebilmek… Bütün projemiz budur.

Dünya Beyin Ölümü Projesi kapsamında, dünyanın sayılamayacak kadar çok ülkesinden doktor bir çalışma yaptı, görüşlerini değerlendirdik ve bu kılavuzumuz 2020 yılında yayımlanmıştı. Amacımız bu konuda bütün dünyada farkındalık yaratmak, insanları eğitmekti ama covid meydana geldi. Şimdi daha çok bu konu üzerine düşünebiliyoruz ve çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

“Covid pandesiminde gördük ki yoğun bakım sadece gelişmiş cihazlardan oluşan, hastayı hayata döndüren bir branş olmaktan ziyade aslında doktorlar ve hemşirelerin bir ekip olarak beraber çalıştığı ve hastanın iyilik halini hedeflediği bir branş”

Yoğun Bakım Sadece Gelişmiş Cihazlardan İbaret Değil

Dünyanın pek çok bölgesi zor koşullar altında yaşıyor ve yeterli imkanlar sahip değil…Bu konuda kendimizi geliştirmemiz gerektiğini gördük. Covidde gördük ki yoğun bakım sadece gelişmiş cihazlardan oluşan, hastayı hayata döndüren bir branş olmaktan ziyade aslında doktorlar ve hemşirelerin bir ekip olarak beraber çalıştığı ve hastanın iyilik halini hedeflediği bir branş.

Covid sonrasında gördük ki dünyanın pek çok yerinde, hastalara sadece oksijeni bile ulaştırmak zor oluyor. Yani biz Dünya Yoğun Bakım Derneği olarak hedefimiz kaynakları bütün ülkelere eşit bir şekilde dağıtmak ve global olarak eğitimi sağlayabilmektir.

Kendi Alanında Dünyanın En İyi Doktorları Bu Kongredeydi

Her ülkede yapılan kongrelerde çeşitli farklılıklar oluyor. Burada gördüğümüz konuşmacılar kendi alanında dünyanın en iyi doktorlarıydı. Aynı zamanda kongrenin organizasyonu böyle bir konferans için yeterliydi. Bunun yanında İstanbul gibi çok güzel bir şehriniz var ve bundan çok etkilendik, aynı zamanda da bu covid 19‘dan sonraki ilk kongreydi, pandemiden sonra pek çok şeyin değiştiğinin farkındayız.”

Türk Hekimleri Yurt Dışında Pek Göremiyoruz

can ince

“Son senelerde bilimsel katılımlarda azalma olduğu fark ediliyor. Yurt dışında Türk hekimleri pek göremiyoruz… Oysa burada çok kaliteli bilimsel çalışmalar var, daha fazla katılım göstermeliler”

Rotterdam Erasmus Tıp Merkezi, Yoğun Bakım Bölümü, Translasyonel Yoğun Bakım Tıbbı Laboratuvarı Başkanı Prof. Can İnce, 16. Dünya Yoğun Bakım Kongresine ilişkin şunları kaydetti:

“Türk Yoğun Bakım Uzmanları Derneği ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen Dünya Kongresine katıldığım için son derece mutluyum. Ben klinisyen bir doktor değilim, fizyoloğum. Yoğun bakım doktorları arasında tek doktor olmayan kişi olarak Kongrede yer almak beni çok mutlu ediyor ve bunu çok güzel bir fırsat olarak görüyorum. Pandemiden sonra düzenlenen ilk Dünya Kongresini gerçekleştirdik, bu mutluluk verici fakat ben pandeminin bizi bırakmadığını ve geri geleceğini düşünüyorum. Tedbirli olmalıyız, yeteri kadar hazırlıklı mıyız bundan kuşku duyuyorum. Çok tehlikeli bir virüs ve gereken dersleri alamadığımızı düşünüyorum. Dünya geneline bakıldığında hemşire ve doktor sayımız az, tehlikeli bir virüsle bir kez daha karşılaşırsak kötü sonuçlar doğurabilir. Aşı geliştirildi evet ama virüs de güçleniyor, değişiyor. Ülkelerin sağlık bakanlıkları umarım gereken tedbirleri alıyorlardır.

Halk Sepsisin Ne Olduğunu Bilmiyor

Yoğun bakımların en önemli konuları arasında sepsis yer alıyor. Kalp krizinden bile daha fazla sayıda insan sepsisten ölüyor ama halk sepsisin ne olduğunu bilmiyor. Bu konuda yapılması gereken bilimsel araştırmalara kaynak ayırılmıyor. Her sene 11 milyon kişi sepsisten hayatını kaybediyor. Buna karşın bilimsel araştırmalar çok az sayıda gerçekleştiriliyor çünkü bu alana yeterli kaynak aktarılmıyor. Sepsis çok ciddi ve karmaşık bir hastalık; dakikalar içerisinde gelişiyor. Sepsis, yoğun bakımın her bölümünü ilgilendiren bir konu.”

“El video mikroskopumuz 450 gr. ağırlığında, Cihazımız bilgisayara bağlı büyük bir kalem gibi düşünülebilir. Sadece görüntü değil hücrelerin içindeki oksijen miktarını da ölçebilecek. Aynı zamanda taramanın rakamsal analizini klinisyene verebilecek algoritmaya sahip. Yoğun bakımcıların da en iyi bildiği şekilde dil altına bakılarak görüntüleme yapılabilecek. Gelecek sene kullanıma sunacağımızı tahmin ediyorum”

El Video Mikroskopu Büyük Bir Kalem Gibi Düşünülebilir

Tıp teknolojileri konusunda çalışmaları bulunan Can İnce şu bilgileri verdi:

“El video mikroskopu üzerinde çalışmalarımız sürüyor. Avrupa Birliği tarafından düzenlenen ve yüzlerce proje arasından seçilerek verilen bir destek ile bu sene bir prototip çıkardık. Ürün patentlerimiz zaten mevcut. Bu ürün eskiye göre çok daha ucuz şekilde piyasada yer bulacak. Sadece görüntü değil hücrelerin içindeki oksijen miktarını da ölçebilecek. Taramanın rakamsal analizini klinisyene verebilecek algoritmaya sahip olacak şekilde tasarlandı. Cihazın kendi ağırlığı 450 gr olacak. Cihazımız bilgisayara bağlı büyük bir kalem gibi düşünülebilir. Yoğun bakımcıların da en iyi bildiği şekilde dil altına bakılarak görüntüleme yapılabilecek. Dil altındaki görüntüleme analizlerine ilişkin 600’e yakın makale var. Buradaki tedaviler, hastalık tipleri hakkında epeyi bilgimiz var. Gelecek sene kullanıma sunacağımızı tahmin ediyorum.”

Yurt Dışında Türk Hekimleri Pek Göremiyoruz

Hollanda’daki laboratuvarımızda çalışanların yarıdan fazlası Türkiye’den gelen Türklerdir. Bu bize mutluluk veriyor. Gençlere uluslararası kongrelere, bilimsel çalışmalara daha fazla katılmalarını tavsiye ediyorum. Son senelerde bilimsel katılımlarda azalma olduğu fark ediliyor. Yurt dışında Türk hekimleri pek göremiyoruz… Oysa burada çok kaliteli bilimsel çalışmalar var, daha fazla katılmalılar diye düşünüyorum.”

Yoğun Bakım Yeterince Tercih Edilmiyor

tanil kendirli

“Türkiye’de özellikle son 5-6 yılda belirginleşen bir sorun var; bizim bölümlerimiz yeterince tercih edilmiyor, açılan kadroların yüzde 80-90’ı boş kalıyor. Bu çok ciddi bir sorun olarak duruyor önümüzde ve geleceğe yönelik umut beslemekte zorlanıyoruz”

Türk Çocuk Acil Tıp ve Yoğun Bakım Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tanıl Kendirli, Türk Yoğun Bakım Uzmanları Derneği ev sahipliğinde, 26 – 30 Ağustos tarihleri arasında, İstanbul’da düzenlenen 16. Dünya Yoğun Bakım Kongresinde çocuk yoğun bakım branşının tercih edilmediğine ilişkin değerlendirmeleri şöyle oldu:

“Erişkin ve pediatrik yoğun bakım farklı yan dallar fakat her iki grup da ağır, çoklu organ yetmezliği olan, kalbi durmuş hastaları yoğun bakımda tedavi ederek iyi haliyle evine göndermeyi hedeflemektedir. Türkiye’de özellikle son 5-6 yılda belirginleşen bir sorun var; bizim bölümlerimiz yeterince tercih edilmiyor, açılan kadroların yüzde 80-90’ı boş kalıyor. Bu çok ciddi bir sorun olarak duruyor önümüzde ve geleceğe yönelik umut beslemekte zorlanıyoruz. Çünkü bu alanlar çok ciddi bir insan gücü gerektiriyor ve günümüzde var olması gereken insan gücünün yüzde 20’si var, yüzde 80’i yok. Alandaki doktorlar şu anda çok kolay tükenmişlik sendromuna girebiliyor ve çalışıp çalışmama konusunda kaygı duyuyor. Hastalar açısından da sıkıntılı bir durum; gerektiği sağlık hizmetini yeterince alamamış olabiliyorlar.

“Yoğun bakım yatak sayılarımız iyi olabilir ancak yeterli uzmanımız maalesef yok. Çocuk yoğun bakımcı uzman sayısı şu anda 110 civarında. Bu rakama 20 yılda gelindi, alanın yan dal olarak tanınması 2009’dur. İlk yan dal uzmanları göreve 2011’de başladı. Ben 22 yıldır bu alandayım, ilk grupta 25 kişi bu ünvanı almıştı. Yaklaşık 500 civarında olmamız gerekiyor şu anda”

Yatak Sayılarımız İyi Olabilir Ancak Yeterli Uzmanımız Yok

Türkiye’de belli bölgelerde belli hastanelerde sayısal yeterlilik olabilir ama bu kritik hastalıklar söz konusu olduğunda anında hizmete ulaşmanız gerekiyor. Randevuyla olmuyor, gece-gündüz, hafta içi- hafta sonu fark etmiyor yani siz hasta olduğunuzda yoğun bakıma ihtiyacınız olduğunuzda hemen müdahaleye ihtiyaç doğuyor. Yoğun bakım yatak sayılarımız iyi olabilir ancak yeterli uzmanımız maalesef yok. Çocuk yoğun bakımcı uzman sayısı şu anda 110 civarında. Bu rakama 20 yılda gelindi, alanın yan dal olarak tanınması 2009’dur. İlk yan dal uzmanları göreve 2011’de başladı. Ben 22 yıldır bu alandayım, ilk grupta 25 kişi bu ünvanı almıştı. Yaklaşık 500 kişi olmamız gerekiyor şu anda.

Yoğun Bakım Hastasına Farklı Bir Branş Bakamaz

Çocuk yoğun bakım çok değerli bir alan… Çocuk, acil ve yoğun bakımda çalışan uzmanlara hekimlere ne kadar ihtiyacımız olduğunu depremde, pandemide gördük. Bu alana başkası bakamıyor. Mesela sadece çocuk uzmanını yoğun bakıma kritik hastaya bakması için veremezsiniz, bir ekip olması lazım. Bunların içinde çoğunluğun ve ana ekibin çocuk yoğun bakım uzmanı olması gerekir. Çocuk acilde de benzer bir sorun var onu söyleyebilirim.”

Pandemi Sonrası İlk Yoğun Bakım Dünya Kongresi İstanbul’da Yapıldı

img 9470

Prof. Dr. Arzu Topeli İskit: “Dört yıllık bir aradan sonra, dünyanın dört bir yanından yoğun bakım profesyonelleri ile bir araya geldik. Birçok ülkede yoğun bakım kaynaklarının hala iyileştirilmesi gerekmektedir. Kongremizin misyonu, yoğun ve kritik bakım tıbbında daha iyi bir gelecek kurmaktır

16. Dünya Yoğun Bakım Kongresi Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı ve Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Arzu Topeli İskit, açılış konuşmasında şunları kaydetti:

“Geçtiğimiz yıllar, özellikle yoğun bakım camiası olarak bizim için olağanüstü zorluklar yarattı. Bunlardan biri de COVID-19 salgını idi. Türkiye yoğun bakım yatak sayısı bakımından dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. Ayrıca ülkemizde üretilen yerli mekanik ventilatörümüz BIOSYS sayesinde, en azından yatak ve vantilatör sıkıntısı yaşamadık.

Bu ventilatör, pandemiden birkaç yıl önce yoğun bakım uzmanı bir meslektaşımız ve bir mühendis tarafından geliştirilmeye başlandı. Özellikle pandemi döneminde çok faydalı oldukları için kendilerine müteşekkiriz.

Ne yazık ki yakın zamanda bu solunum cihazını geliştiren meslektaşımız Dr.Murat Erdoğan’ın çok genç yaşta ani ve yürek parçalayıcı kaybını yaşadık.

Pandemi sonrasında Güneydoğu’da ülkemizi derinden yaralayan büyük bir deprem felaketi yaşadık. Yoğun bakım camiamız yine büyük bir emek ve başarı gösterdi. Ne yazık ki bu felakette birçok meslektaşımızı da kaybettik. Meslektaşlarımızın kaybından dolayı derin bir acı içerisindeyiz.

Prof. Dr. Arzu Topeli İskit: “Kıtalar arasında köprü oluşturma konusunda İstanbul, cinsiyet, yaş, meslek ve ulusal çeşitliliğin öne çıktığı WICC2023’e ev sahipliği yaparak bu boşluğu doldurma misyonuna katkıda bulunmaktan mutluluk duyuyoruz”

Bridge The Gap in Critical Care

Uluslararası ve Türk yoğun bakım uzmanlarının yüz yüze bir kongreyi fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. Dört yıllık bir aradan sonra, dünyanın dört bir yanından yoğun bakım profesyonellerinin bir araya gelerek bilgi ve deneyimlerini paylaşma zamanı geldi.

Dünyanın birçok yerinde yoğun bakım kaynaklarının hala iyileştirilmesi gerekmektedir. Kongremizin misyonu, yoğun bakım tıbbında daha iyi bir gelecek kurmaktır. Sloganımızı “Bridge The Gap in Critical Care” olarak belirledik. Kıtalar arasında köprü oluşturma konusunda İstanbul; cinsiyet, yaş, meslek ve ulusal çeşitliliğin öne çıktığı WICC2023’e ev sahipliği yaparak bu boşluğu doldurma misyonuna katkıda bulunmaktadır.

82 ülkeden katılımcımız ve konuşmacımız var; Konuşmacıların yüzde 43’ü kadın. Konuşmacı ve oturum başkanı olarak aramızda çok sayıda genç arkadaşımız var.

Tüm Destek ve Katkılar için Teşekkürler

Destekleri olmasaydı bu kongrenin gerçekleştirilmesinin imkansız olacağı kişi ve kuruluşlara minnettarım. DSÖ’ye, European Society of Intensive Care Medicine, International Fluid Academy’e, Başkanları ve Delegeleri yanımızda olan çeşitli ulusal ve uluslararası derneklere destek ve katkılarından dolayı teşekkür ediyorum.

Bilimsel programa katkılarından dolayı ANZICS, ICNARC (Birleşik Krallık Yoğun Bakım Ulusal Denetim ve Araştırma Merkezi), InFact, REMAP-CAP Derneklerine şükranlarımı sunuyorum. Kongremizin Yürütme Kurulunda yer alan genç meslektaşlarıma özellikle teşekkür ediyorum. Bu genç profesyoneller alanımızın geleceğini simgeliyor ve onların özverisi bu etkinliğin şekillenmesinde etkili oldu. Birkaç yıl önce üyesi olduğum ve bununla gurur duyduğum World Federation of Intensive and Critical Care üyelerine, sarsılmaz ve samimi desteklerinden dolayı şükranlarımı sunuyorum. Bu kongrenin mümkün kılınmasında önemli rol oynayan endüstriye, etkinliğin başarısına özverili ve kaliteli hizmetiyle büyük katkı sağlayan Bros çalışanlarına teşekkürlerimi sunuyorum.

Son 20 yıldır Türkiye’de yoğun bakım tıbbını şekillendiren, TÜYUD yönetiminin ve üyelerinin kararlılığı ve kayda değer başarılarıdır. Son derece verimli bir kongre deneyimi yaşadığımıza inanıyorum.”

Cumhuriyet Değerlerini Yaşatıyoruz

kapak 28

Cumhuriyetin 100. yılı dolayısıyla, Cumhuriyet değerlerini taşıyan Johnson & Johnson MedTech Türkiye’nin kadın liderleri ile hazırladığımız röportajlarda; kariyer yolculuklarını, hedeflerini, çalışma hayatında cinsiyet rollerini ve gelecek kuşak kız çocuklarına mesajlarını konuştuk. Türkiye yönetim ekiplerinin %60’ını kadın liderlerin oluşturduğunu ifade eden Johnson & Johnson MedTech Türkiye Genel Müdürü  Ceylan Yokuş “Organizasyonumuzda başarılı kadın liderler geliştirmek için ilgili tüm programları destekliyor, onları kariyer yolculuklarında geliştirmeyi önemsiyoruz ve Cumhuriyet’in bizlere verdiği tüm ayrıcalıkları birlikte yaşamaktan ve yaşatmaktan büyük gurur duyuyoruz” diye konuştu.

Johnson & Johnson MedTech Türkiye, Kamu İlişkileri, Politikaları, İhaleler Direktörü Ferda Bayşu’nun ise verdiği mesaj çok netti:
“Gelecek kuşak kız çocuklarına mesajım şöyledir: Hedeflerinizden asla vazgeçmeyin!”

Dünya Yoğun Bakım Kongresi İstanbul’da Yapıldı

2023 yılının en önemli etkinliklerinden biri hiç kuşkusuz 16. Dünya Yoğun Bakım Kongresinin Türk Yoğun Bakım Uzmanları Derneği (TÜYUD/STI) evsahipliğinde  26 – 30 Ağustos 2023 tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenmesi oldu.

Dünya Yoğun Bakım Federasyonunun iki yılda bir dünyanın farklı şehirlerinde düzenlediği, ulusal ve uluslararası alanda yoğun bakım profesyonellerinin bir araya geldiği, bilgi ve deneyimlerini paylaştığı Dünya Yoğun Bakım Kongresi’ne Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı ve Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı, TÜYUD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Arzu Topeli İskit başkanlık yaptı.

Yoğun Bakım Tercih Edilmiyor

Türk Çocuk Acil Tıp ve Yoğun Bakım Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tanıl Kendirli ile 16. Dünya Yoğun Bakım Kongresinde gerçekleştirdiğimiz röportajda “Türkiye’de özellikle son 5-6 yılda belirginleşen bir sorun var; bizim bölümlerimiz yeterince tercih edilmiyor, açılan kadroların yüzde 80-90’ı boş kalıyor. Bu çok ciddi bir sorun olarak duruyor önümüzde ve geleceğe yönelik umut beslemekte zorlanıyoruz” diye konuştu.

Erken Tanı Sepsiste Hayat Kurtarıyor

13 Eylül Dünya Sepsis Günü dolayısıyla yoğun bakım uzmanlık dernekleri tarafından etkinliklerde, sepsiste erken tanı ile ölümlerin %80 oranında engellenebileceği bildirildi. Dünyada antibiyotik direncine (AMR) bağlı ölüm oranının 2023 yılında dünya çapında 700.000 kişi iken 2050’ye gelindiğinde bu oranın yılda 10 milyona ulaşmasının öngörüldüğü ifade edildi. İyi hijyen ve aşılanma, reçetelendirilmiş antibiyotik kullanma, savunmasız olan bireylere dikkat etme, halkı antibiyotik direnci (AMR) riskleri açısından eğitme, enfeksiyon riskini önlemek için dikkatli olunmasını sağlamanın önemine dikkat çekildi.

Hastane Ölümlerinin Yüzde 40’ının Nedeni Sepsis

Dünya Yoğun Bakım Kongresinde yapılan sepsis oturumunda verilen şu bilgi özellikle dikkat çekiciydi: Kongreye Amerika’dan katılan ve Baptist Hospital of Miami’de görev yapan Dr. Javier Perez Fernandez; hastaneye yatışların %10’unun ve hastane ölümlerinin yüzde 40’ının sepsis nedeniyle gerçekleştiğini, sepsisin maliyetinin yıllık 1 milyar ABD doları aştığını ve %50-55’den fazla ölüm oranına sahip olduğunu belirtti.

Dünya Yoğun Bakım Kongresinde; ülkelere göre yoğun bakımda eğitim, tedavi, kaynaklar, araştırma ve ihtiyaçlar yanı sıra pandeminin günümüze etkilere, teletıp, beyin göçü, yaşam sonu kararı almada ülkelere göre farklılıklar, yaapay zeka ve yeşil yoğun bakımlar gibi dikkat çekici konular tartışıldı.

Keyifli Okumalar

ABD’de Yoğun Bakım Uzmanı Olmak!

img 8937

“Amerika’da temel, klinik bilimler ve uygulamalı şekilde üç aşamadan oluşan bir sınav sistemi var, kesinlikle zor değil sadece pahalı… Bu sınavlar ile Amerika’da tip fakültesi bitirmişsiniz gibi eş duruma geçiyor ve sonra asistanlık için başvuru ve mülakat süreçlerine tabi tutuluyorsunuz”

“Türkiye’nin avantajı istedikleri zaman sorunları bizden daha hızlı çözümleyebiliyor olmaları… Hacettepe olsun, Ankara Üniversitesi olsun, Şehir Hastanesi olsun bizden çok daha fazla sayıda ECMO cihazına sahip, özellikle satın alımlarda, bürokraside işlerinin çok daha rahat olduğunu düşünüyorum”

16. Dünya Yoğun Bakım Kongresi, Türk Yoğun Bakım Uzmanları Derneği (TÜYUD) tarafından 26 – 30 Ağustos 2023 tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezinde gerçekleştirildi. Kongreye katılan Wisconsin-Madison Üniversitesi (UW-Madison) Anesteziyoloji Bölümü Yoğun Bakım ( Critical Care Medicine) Yan Dal Bölümü Başkanı Dr. Gözde Demiralp, ABD’de eğitim ve çalışma hayatına ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı:

“Ben 2001 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldum. 2003 yılında Amerika’ya taşındım. 2009’da ihtisası, 2010 yılında yoğun bakım üst ihtisasımı bitirdim. Üst ihtisasımı bitirdiğim Vanderbilt Üniversitesinde, 2010 yılı yazında, sadece bir adet VV ECMO hastası vardı. Tam o sırada kuş gribi dediğimiz salgın (H1N1) dünyayı etkiliyordu ve ECMO lehine en önemli yayınlarından biri (CESAR Trial) daha yeni yayımlanmıştı. İnsanlar ECMO konuşmaya yeni başlamışlardı, lakin doğru dürüst kimse bilmiyordu.

Oklahoma’da Uzun Yıllar ECMO Servisi Olmadı

Üst ihtisastan sonra, vize sebebiyle öğretim üyesi olarak ilk Oklahoma Üniversitesi’ne gittim. Burada primer olarak travma yoğun bakım yaptım. Oklahoma’da çok uzun yıllar ECMO servisi olmadı. Şimdi geriye donup bakıyorum da o kadar çok genç insan trama sonrası solunum yetmezliğinden hayatını kaybetti ki! Su anki bilgimiz ve kapasitemiz o zamanlar olsaydı çok sayıda insanı kurtarabilirdik. 2014-2015 gibi, ECMO indikasyonu olan hastaları Oklahoma City’den başka merkezlere transfer etmeyi becerebildik. En çok, Texas’taki orduya ait büyük bir ECMO merkezine hasta transfer edebiliyorduk. Bu sayede yârdim ettiğimiz insanlar oldu. Daha sonraları Oklahoma’daki özel bir hastane ECMO merkezi kurdu ve yılda 120-130 civarında ECMO yaparak Amerika’nın sayılı ECMO merkezlerinden birine dönüştüler. İşte ben bu sıralarda bu özel hastaneye geçerek ECMO ögrendim. 5 yoğun bakımcı 3 katlı ECMO ve transplant yoğun bakımını yürütüyorduk.

ECMO Bilmeyen Yoğun Bakımcı Olamaz

“Şu an Amerika’da konuştuğumuz konu şu: ECMO bilmeyen yoğun bakımcı olamaz! Artık günümüzde yoğun bakım uzmanları ECMO endikasyonlarını bilerek, ECMO yönetimini günlük yoğun bakım planlarının bir parçası yaparak, ECMO limitlerini ve ECMO sorunlarını çözerek “intensive” care kapsamını daha da genişletmek zorundadırlar”

Günümüzün modern yoğun bakım alanında, ECMO bilmeyen yoğun bakımcı olamaz. ECMO deneyimi çok önemli. Okuyarak ve kurslara giderek öğrenilecek çok şey var ama ne zaman ki kendinize ait hastalarınız ECMO’da oluyor, o zaman çok daha hızlı ve detaylı ögreniyorsunuz. Kongrelerdeki bilgi alışverişleri, workshoplar, kurslar hep bunun için var. Bizler yoğun bakım camiası olarak uzmanlarımızı motive edecek işler yapmalıyız. Daha sık bir araya gelmeliyiz, daha çok fırsat yaratmalıyız birbirimize yârdim etmek için.  

Doktorların Üzerinde Çok Fazla İş Yükü Var

“Bizler gelecek nesil yoğun bakım uzmanlarını yetiştirirken, onların ECMO ile deneyimini nasıl arttırabiliriz diye düşünüyoruz. Herkesin ECMO uzmanı olmasa gerekmiyor, ama en azından hastaya ECMO ile nasıl yardım edebileceğini anlayacak düzeyde bilmesi şart”

Yoğun bakım yönetiminde, Türkiye ile Amerika arasındaki en büyük fark buradaki doktorların üzerinde çok fazla iş yükü olması. Bizde mesela bir ECMO takımı var. O ECMO takımı benim yoğun bakım ekibimden bambaşka bir ekip ama beraber karar veriyoruz. ECMO cihazında herhangi bir problem olduğu zaman benimle oturup bunu çözecek başka insanlar var. Bu problem, tamamen benim üzerime kalmış bir şey değil. Çok sayıda yoğun bakımcımız var. Dolayısıyla hastalar hiçbir zaman yalnız değil. Bizler hastanede gece nöbet tutuyoruz,  kardiyotorasik cerrahi yoğun bakımdan sorumlu 13 adet board certified yoğun bakım öğretim üyesi var. Hepimiz de hastanede bizzat nöbet tutuyoruz. Sabah ve gece ekibi var. Her ekibin başında hoca var. Nobet ekibinin icinde asistan da var, “doktor yardımcısı” (advanced practice provider (APP)) olarak tanımlanan görevli personel de var. Bizim yoğun bakımın hastaları çok kompleks olabiliyor, bilhassa isin içinde transplant, ECMO veya Ventricular Assist Device (VAD) gibi cihazlar varsa. O yüzden kendimiz bizzat hastadan sorumlu olmak istiyoruz. Dünyanın çeşitli yerlerinde başka yoğun bakımlar kendilerine uygun farklı çözümler bulmuş olabilirler. Benim Türkiye’de tanıdığım çeşitli uzmanlardan gözlemlediğim şudur:

Türkiye’nin avantajı istedikleri zaman sorunları bizden daha hızlı çözümleyebiliyor olmaları… Hacettepe olsun, Ankara Üniversitesi olsun, Şehir Hastanesi olsun bizden çok daha fazla sayıda ECMO cihazına sahip, özellikle satın alımlarda, bürokraside işlerinin çok daha rahat olduğunu düşünüyorum. ECMO makineleri çok pahalı… Bizim hastane olarak ECMO satın alabilmemiz için büyümemiz gerekiyor, işlem yapabilecek ECMO öğretim üyesi sayısının artması, ECMO yatak başı personellerinin istihdam edilmesi gerekiyor. Sadece ECMO makinesi almakla olmuyor.

Kimse Yoğun Bakım Yan Dalı Yapmak İstemiyor

Öte yandan artık kimse yoğun bakım yapmak istemiyor. Sadece yoğun bakımı kastetmiyorum. Yani insanlar bu derece “kritik hasta” ile uğraşmak istemiyor. Çok fazla efor sarf ediyorsunuz ve karşılığını alamıyorsunuz gibi geliyor bazısına. Kendi asistanlarımızdan biliyoruz ve yoğun bakım yapmak istemiyorlar, insanlar daha az çalışmak ve daha çok kazanmak peşindeler ki bu çok doğal bir düşünce. Açıkçası yoğun bakım çok ekstra efor ve özveri isteyen bir branş. Türkiye’de de aynı sorun var, bizde de durum bu maalesef. Yeni nesli bu çok önemli yan dala nasıl ikna edeceğiz? Her şeyin çözümü para mı? Para yardımcı olabilir, ama başka motivasyonlar bulmamız lazım. Beni motive eden duygu şu: Bugün ben burada olduğum için birinin hayatı kurtuldu. Bu çok güçlü bir duygu benim için. Genç nesile bunu tattırmak lazım. Beni motive eden hususlardan biri de annemle babam olmuştur. Ben bir dahiliyeci ve bir cerrahin kızıyım ( Prof. Dr. Serap & İsmail Arslan). Tüm gençliğim aile sofrasında kurtulan hayatları veya ölümcül vakaları dinleyerek geçti. Benim için normal hayat bu demek. Esim finans öğretim üyesi. Bazen ona günümü anlatıyorum, sonra “seninki nasıl geçti” diyorum, “bizde bugün kimse ölmedi” diyor.

Amerika’da Doktor Olmak

Amerika’ya ilk gittiğim zaman henüz çok gençtim., uğruna yıllarımı harcadığım bir kariyerim yoktu, yeni mezundum, Başkent Üniversitesinde çok kısa bir ihtisas deneyimim olmuştu.  Dolayısıyla Amerika’da asistanlığa sıfırdan başlamak beni rahatsız etmedi. Amerika’da ihtisas yapmak sadece yeni bir mesleğe atılmak değil, tamamen yeni bir kültüre ve dile adaptasyon demek, tahmin edebileceğiniz gibi. Kolay değildi ama azimle sabırla yapılabilecek bir şey.

Şu anda Türkiye’de yaşıyorsanız ve bir kariyeriniz varsa, bunu bırakmak ve sıfırdan başlamak yani tekrar asistanlığa girmek vs. çok zor. Buna rağmen bunu becerebilen insanlar var etrafımda. Amerika’da temel, klinik bilimler ve uygulamalı şekilde üç aşamadan oluşan bir sınav sistemi var, kesinlikle zor değil sadece pahalı (Step Exams | USMLE). Bu sınavlar ile Amerika’da tip fakültesi bitirmişsiniz gibi eş duruma geçiyor ve sonra asistanlık için başvuru ve mülakat yapıyorsunuz (NRMP | National Resident Matching Program). Bu “match” yani “eşleştirme” süreci dediğimiz “asistan ile programı eşleştirme” sureci çok sansa bağlı çok stresli bir süreç. Benim şansım yaver gitti. Çok şükür bir sıkıntım olmadı. Bunun başka alternatifleri de var, burada ihtisas yapmış çok başarılı insanları bazen Amerika kabul gerek araştırmacı gerekse öğretim üyesi olarak kabul edebiliyor. Bu şartlar üniversiteden üniversite, eyaletten eyalette değişiyor.  

Amerika’da yoğun bakım uzmanlıkları arasında gelir farkları var; fakat gene de doktor maşları hayatı idame ettirmeye ve birikim yapabilmeye son derece müsait.

Yoğun Bakımda Daha Aktif Olmak İstiyoruz

Bizim yoğun bakım yan dalını büyütmeye çalışıyoruz. Daha fazla öğretim üyesi demek daha fazla yoğun bakımda aktivite göstermek demek: Şu an primer yoğun bakımımız kardiyotorasik cerrahi yoğun bakım. Aynı zamanda cerrahi yoğun bakımı ve dahiliye yoğun bakım içinde yoğun bakım servisi sağlıyoruz. Buradakinden farklı olarak biz aynı yoğun bakımda dahiliye yoğun bakımcılarla beraber çalışabiliyoruz ve çok da iyi anlaşıyoruz. Ben istiyorum ki nöro-yoğun bakımı ele geçirelim. Bize ihtiyaçları var! Bizim takımımızın çok büyük kısmı aynı zamanda ECMO takımının da içinde. Yeni nesil yoğun bakımcılar artık ECMO kanülasyonu yapmak istiyorlar, sadece ECMO’yu yönetmek değil. Şu an bu konuda aktif uğraşıyoruz UW Madison’da. Ben mesela ECMO kanülasyon yapabiliyorum ve benimle bunu yapabilen birçok yoğun bakımcı arkadaşım var ama cerrahlar o pazarı kontrol etmeye çalışıyorlar. Bu yıl ECMO komitesi ile kimlerin ECMO kanülasyonu yapmasına izin vereceğiz bunu konuşmaya başladık, nasıl bir on koşul olmalı vs. gibi. Her cerrah ve her yoğun bakımcı ECMO kanülasyonu yapmamalı ve bunun için sıkı kontroller gerekiyor. Şu an bu asamadan geçiyoruz.

Çok teşekkür ederim benimle sohbet ettiğiniz için.”

Yoğun Bakımda Uzmanlaşmaları için Gençleri Teşvik Etmeliyiz

jorge hidalgo

“Şu anda yapmamız gereken en önemli şey, genç jenerasyonu yoğun bakımda uzmanlaşması için teşvik etmek çünkü dünyada çok eksik var”

“Yoğun bakım, çok güzel bir uzmanlık alanıdır. Birçok farklı vaka görme ve onlara yardım etme şansı elde edersiniz”

16. Dünya Yoğun Bakım Kongresi, Türk Yoğun Bakım Uzmanları Derneği (TÜYUD) tarafından 26 – 30 Ağustos 2023 tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezinde gerçekleştirildi. Kongreye, Orta Amerika’nın kuzeydoğu kıyısında Karayip ülkesi Beliz’den katılan Dünya Yoğun Bakım Ünitesi Federasyonu Başkanı Dr. Jorge Hidalgo, kongreyi ve yuvarlak masa toplantısını değerlendirerek şunları kaydetti:

“Ben, Beliz’de Yogun Bakım Ünitesinin ve Covid-19 Ünitesinin Başkanı olarak görev yapıyorum.Beliz’deki yogun bakım ünitesi geneldir. Hamile hastaları, travma hastalarını, cerrahi hastaları vs. tedavi ediyoruz. 6, 7 ve 17 yataklı olmak üzere 3 ana yogun bakım ünitesine sahibiz.

Gençleri Teşvik Etmeliyiz

Kongrede, yuvarlak masa oturumunda farklı ülkelerin yogun bakım ünitelerinin ihtiyaçlarını anlamaya çalıştık. Tabiki her ülkenin ihtiyacı farklı; kimi ülkenin yeterli ekipmanı var ama yeterli beceriye sahip insan kaynağı yok, kiminin gerekli becerilere sahip insan kaynağı var ama yeterli ekipmanı yok, kiminin ise her ikisi de eksik. Dünyada şu anda yapmamız gereken en önemli şey, genç jenerasyonu yoğun bakımda uzmanlaşması için teşvik etmek çünkü dünyada çok eksik var. Beliz’de de aynı şey geçerli.

Ülkemizde, cerrahi bölümler yogun bakıma göre daha çok tercih ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün amaçlarında biri de yoğun bakım ünitesinin ve acil tıbbın gelişimini desteklemektir.

Ben genç hekimleri yoğun bakımda uzmanlaşmaları yönünde teşvik ediyorum. Yoğun bakım, çok güzel bir uzmanlık alanıdır. Birçok farklı vaka görme ve onlara yardım etme şansı elde edersiniz.”

Yoğun Bakım Uzmanlığının Değeri Pandemide Anlaşıldı

madiha hashmi

Dr. Madiha Hashmi: “Görev yaptığım hastane yönetimi, pandemiden önce anestezi uzmanlarının yoğun bakım ünitesinde çalışabileceklerini düşünüyordu ancak şu anda doktorları yoğun bakım üzerine özelleşmiş eğitim programına katılmaları için yönlendiriyorlar”

16. Dünya Yoğun Bakım Kongresi, Türk Yoğun Bakım Uzmanları Derneği (TÜYUD) tarafından 26 – 30 Ağustos 2023 tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezinde gerçekleştirildi. Kongreye Pakistan’dan katılan Dr. Madiha Hashmi, yuvarlak masa toplantısını değerlendirerek şunları kaydetti:

“Yoğun bakım, acil bir durum uzmanlık alanıdır, ülkeler eğitim ve araştırma açısından aynı imkanlara maalesef sahip değiller. Ben, Pakistan’da özel bir üniversite hastanesinde çalışıyorum, ayrıca denetmenim. Çalıştığım hastane yoğun bakım ünitesi eğitimiyle tanınıyor. Hastanemizin yoğun bakım ünitesinde toplam 20 yatak var. 7 tane cerrahi yoğun bakım ünitesinde, 10 tane ara yoğun bakım ünitesinde hizmet veriyor.

Yoğun Bakımın Değeri

Çalışma hayatımızda pandemiden sonra değişiklikler meydana geldi. Söyle ifade edebilirim; Covid-19’dan önce eğitimli doktor gereksinimimiz konusunda yönetimi ikna etmekte zorlanıyorduk. Yönetim, anestezi uzmanlarının veya uzmanlık alanı fark etmeksizin herhangi bir doktorun yoğun bakım ünitesinde çalışabileceğini söylüyordu. Ama Covid-19’dan sonra yoğun bakım ünitesinde çalışabilmek için o alanda eğitim almak gerektiğinin ve sadece bu şekilde sonuçların daha iyiye gittiğinin farkına vardılar. Şu anda benim çalıştığım hastanedeki yoğun bakım ünitesinin başkanı bu alanda eğitim almış biridir. Eskiden anestezi uzmanlarının yoğun bakım ünitesinde çalışabileceklerini düşünüyorlardı ancak şu anda doktorları yoğun bakım üzerine özelleşmiş eğitim programına katılmaları için yönlendiriyorlar.  

Türkiye Bizim Evimiz Gibi

Dünya kongreleri her zaman heyecan vericidir çünkü farklı ülkelerden insanlarla tanışma imkanınız vardır. Türkiye’de gerçekleşen dünya kongresi benim için ayrıca önemli çünkü Türkiye bizim evimiz gibi ve Türkiye’de çok iyi karşılandık, burada çok fazla arkadaşım var, sadece konferansa katılıyormuşum gibi değil aynı zamanda arkadaşlarımla buluşuyormuşum gibi hissediyorum.

Hekimler Yoğun Bakım Eğitimi için Teşvik Edilmeli

Covid-19’dan sonra politikacılar dahil herkesin yoğun bakım ünitesinin öneminin farkına vardığını düşünüyorum. Umuyorum ki gelecekte doktorlar yoğun bakımı ünitesine yönelik eğitim almaları için teşvik edilirler. Bu kritik hastaların sonuçlarının iyiye gitmesi için tek çözümdür. Alana yönelik eğitim sadece yoğun bakım ünitesi için değil, acilde ve daha küçük sağlık merkezlerinde çalışan doktorlar için de geçerlidir.”