klinikiletişim’in yeni sayısında neler var?

klinikiletişim dergisinin yeni sayısı yayımlandı. Ocak-Şubat 2020 sayısında işlenen konular özetle şöyle:

TOBB Türkiye Sağlık Kurumları Meclis Başkanı Dr. Seyit Karaca:
Özel Hastaneler SGK’ya Bağımlı Olarak Hayatta! Kısmî anlaşmalı kurumlarımızı da düşündüğümüz zaman kamu sigortacılığı ile çalışmayan özel sağlık hizmeti sunucusu yok. Hastanelerimizin çoğunun birikmiş kıdem borçları ve potansiyel riskleri nedeniyle satışı veya tasfiyesi oldukça zorlaştı”

OHSAD Genel Sekreteri Dr. Uğur Baran: “İstanbul Bağcılar Hastanesinin faaliyetlerine 2019’un son aylarında son vermek zorunda kaldık. 273 kişiyi işten çıkardık. Hiçbir sağlık kuruluşu fark uygulamasına uymuyor. SUT rakamları, özel hastaneleri kuralsız çalışmaya itiyor!”

Sağlık Bakan Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci: “Bir süre daha bu fiyatlarla bir yere gidilebilir ama hepimizin ortak kabulü finansman tarafında inovasyon yapmak! sağlık finansmanı tarafındaki problemler bazı çözümlerin hızlı elde edi̇lmesini engelliyor. Değer odaklı bir yaklaşımla bunu çözümlemek gerekli”

Tıbbi Tedarik Kongresinde Neler Konuşuldu?

Ankara Şehir Hastanesi İdari ve Mali İşler Müdürü Uğur Cura: “Şehir hastaneleri dolayısıyla (kamu-özel ortaklığı) ilk defa karşımıza çıkan bir uygulama var: İki taraflı bir yönetim! Sağlık hizmetini şirket sunuyor, hastaneyi şirket yönetiyor şeklinde sahada bir algı var ama hayır, hastaneyi şirket yönetmiyor!”

Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası (SEİS) kamu garantili satın alma yöntemini öneriyor!

Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Prof. Dr. Hilmi Ataseven: ” 2020 yılında yeni ilaç ve özellikli tıbbi sarf malzemelerin sağlık markete dahil edilmesi planlanmaktadır. Tıbbi cihazların da sağlık market kapsamına alınması süreci devam ediyor”

TİTCK Başkan Yardımcısı Recep Uslu: “Çok detaylı hazırlanmış bir Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) listesi var; ben bu kadar detaylı olmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Bu kadar detaylı bir liste; daha fazla malzeme kullanan doktora daha fazla ödeme yapıyor”

Medipol Sağlık Grubu Satın alma Direktörü İsmail Hızlı, hastanelerindeki satın alma stratejilerini anlattı.

Konya Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Şahin: “Tıbbi malzeme ve ilaç temininde yaşanan zorlukları aşmanın en kolay yolu, ödemesi Bakanlığın ya da SGK’nın garantisi altında olacak şekilde, DMO benzeri bir yapının devreye sokulmasıdır”

Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. S. Haluk Özsarı, 1990’lardan 2020’lere Tamamlayıcı Sağlık Sigortasını anlattı!

Türkiye Sigorta Birliğine göre, Tamamlayıcı sağlık sigortası cepten harcamalarda tasarruf aracı olabilir!

AXA Sigorta: “Tamamlayıcı sağlık sigortası 5 yıl gibi kısa bir sürede 1.2 milyon kişiye ulaştı. Bu rakamın 2020 yılında 1.5 milyona ulaşmasını bekliyoruz. Bunu sürdürülebilir bir uygulama olarak değerlendiriyoruz”

Johnson & Johnson Medikal Cihazlar Türkiye‘nin 2020 hedefi Mükemmeliyet merkezleri kurmak!

ACENDIS 2020’de %10 Büyümeyi Hedefliyor

Türkiye’de immünotoksikoloji alanında çalışan oldukça az sayıda kişiden biri olan Prof. Dr. Ayşe Başak Engin hücre kültürü laboratuvarındaki çalışmalarını ve Nüve ürünlerini anlattı.

Bosna Hersek Sağlık Turizmi Fuarı 20 Martta!

Bosnia Healthcare & Services Expo fuarı Saraybosna’da 20-21 Mart 2020 tarihleri arasında Hotel Holiday Inn’de Go Fair Turkey organizasyonunda yapılacak!

Ticaret Bakanlığının hedef ülkeler listesine aldığı Bosna Hersek sağlık turizmi fuarı, bölgenin sağlık turizmi alanındaki tek fuarı olma özelliğini taşıyor veyüzde 70 oranında teşvik sunuluyor.

2019’da Türkiye’den katılan kuruluşlar

2019 yılının Nisan ayında T.C. Sağlık Bakanlığı ile Bosna Hersek Sivil İşler Bakanlığının destekleriyle düzenlenen fuara Türkiye’den de 15 sağlık kuruluşunun temsilcileri katıldı. Fuarın açılışını İçişleri Bakan Yardımcısı Sn. Prim.dr Draženka Malićbegović ve Türkiye Saraybosna Büyükelçisi Sn. Haldun Koç gerçekleştirdi. Katılımcılar şöyle:

Acıbadem Sağlık Grubu, Batıgöz, Bayındır Sağlık Grubu, Başarı Hospital, Bilim Sağlık Hizmetleri, Dünya Göz Hastanesi, Elser Sağlık Turizm Hizmetleri, Güven Hospital, Koç Üniversitesi Hastanesi / American Hospital, Lokman Hekim Hastanesi, Medicabil Hastanesi, Medicana Sağlık Grubu, Np Brain Hospital, Remed-Avita, Yeditepe Üniversitesi Hastanesi.

Sağlık turizminde öncelikli hedef ülkeler şunlar: Bahreyn, Bosna Hersek. Cezayir, Gürcistan, İngiltere, Kanada, Katar, Kazakistan, Kenya, Kuveyt, Nijerya, Rusya Federasyonu, Senegal, Tunus, Ukrayna.

Fuar hakkında da detaylı bilgi için tıklayınız.

SUT Rakamları, Özel Hastaneleri Kuralsız Çalışmaya İtiyor!

“İstanbul Bağcılar Hastanesinin faaliyetlerine 2019’un son aylarında son vermek zorunda kaldık. 273 kişiyi işten çıkardık. Hastaneyi kapattığımız dönemle önceki sene arasında işlem bazında yüzde 30’a yakın kaybımız vardı. Sektörü anlamak açısından bu tipik bir örnektir”

“Yaklaşık 15 yıldır SGK’dan geri ödeme alıyoruz; bizler SGK’ya bağımlı halde varlık gösteriyoruz ve düşünün ki gelirleriniz sabit kalıyor ama maliyetleriniz sürekli artıyor. Bu hal, hastaneleri kuralsız çalışmaya itiyor. Hiçbir sağlık kuruluşu fark uygulamasına uymuyor”

OHSAD Genel Sekreteri Dr. Uğur Baran, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

Dr. Uğur Baran

Özel sağlık hizmeti sunucularında, SUT fiyatlarının arttırılmamasının yarattığı sorunlar nelerdir?

Kendi acı tecrübemi paylaşmak isterim: 1996’da kurduğumuz İstanbul Bağcılar Hastanesinin faaliyetlerine 2019’un son aylarında son vermek zorunda kaldık. Birkaç özel yatırım dışında Bağcılar’da kamunun da yatırımı sözkonusu değildi. Uzun yıllar orada faaliyet gösterdik fakat SUT rakamlarının uzun süre aynı kalması ve bölge halkının da ödeme güçlüğü yaşaması deneniyle hastane sürdürebilir olmaktan çıkmıştı; hastaneyi başka bir bölgeye taşımak gibi bir girişimimiz oldu fakat öyle bir taşınma hali çok ciddi finansal güç gerektiriyordu ve başka yere taşıma imkanı olmadığından kapatmak zorunda kaldık. 273 kişiyi işten çıkardık. Bulunduğumuz bölge ekonomik açıdan da geriye gitti. Mali yönden sürdürülebilir olmaktan çıktığı için hastanemizi kapattık.

Hastaneyi kapattığımız dönemle geçtiğimiz yıl arasında işlem bazında yüzde 30’a yakın kaybımız vardı. Hizmet verdiğimiz Bağcılar, vatandaşın alım gücünün zaten düşük olduğu bir bölge. Dolayısıyla ekonomik krizin etkisi hastanemizde ciddi oranda hissedildi; doğum sayılarımız, ameliyat, poliklinik sayılarımız son bir yıl içinde yüzde 30’a yakın düştü… Sektörü anlamak bakımından bu çok tipik bir örnek oldu hepimiz için. 22 yıllık emeğimizi orada bırakmak zorunda kaldık.

Şu anda Safa Hastanesi ile hizmet veriyoruz; Safa, 25 yıllık bir hastane, 2005’te yönetimini devraldık. Nispeten daha sürdürülebilir durumda.

Sizce fark uygulamasında, belirlenen kurallara uyuluyor mu?

Yaklaşık 15 yıldır SGK’dan geri ödeme alıyoruz; bizler SGK’ya bağımlı halde varlık gösteriyoruz ve düşünün ki gelirleriniz sabit kalıyor ama maliyetleriniz sürekli artıyor. Bu hal, hastaneleri kuralsız çalışmaya itiyor. Hiçbir sağlık kuruluşu fark uygulamasına uymuyor; özellikle Anadolu’daki hastaneler başta bu kurala riayet ettiler fakat bugün hastanelerin çoğu bu kuralı ihlal etmektedir. Fark oranı yüzde 200 ile sınırlıdır ancak bu sınıra uyma imkanı ortadan kalkmıştır, yıllardır bu şekilde.

Hastanemde endokrinoloji uzmanı görev yapıyor; SGK’nın tahliller dahil bu branşa ödediği ücret 24TL ve bu 12 yıldır aynı. Bunun içine muayene ve tahliller dahil.

SUT yerine kamu fiyat tarifesi esas alınarak ve bundan belli bir indirim oranı uygulanmak suretiyle SGK geri ödeme tutarlarının belirlenmesi önerisi hakkında düşünceleriniz nedir?

Bizim şu anda süratle –hangi tarife olduğu önemli olmaksızın – maliyet bazlı bir çalışma yapılarak fiyatların güncellenmesi ve sabit bir endekse dayalı sürekli artırılmak koşuluyla yapılacak bir çalışmaya ihtiyacımız var. SUT, kamu fiyat tarifesi fark etmeksizin böyle bir düzenlemenin yapılması gerekiyor.

Önemli olan kurumları ayakta tutabilecek bir gelir-gider dengesinin oluşturulmasıdır. Bu sağlandığı takdirde biz gerekirse fark ücreti bile almayabiliriz.

Tamamlayıcı sağlık sigortası (TSS) ve özel sigorta kapsamında hastanenizden hizmet alan hastalarınızın oranı yıllar içerisinde nasıl bir profil çiziyor? Mali sürdürülebilirlik ve geri ödeme şartları düşünüldüğünde hangi sigorta kapsamı sizin için daha tercih edilebilir durumda?

TSS önemini yitirmiş vaziyettedir; Hiçbir kurum şu anda TSS hizmeti sunan şirketlerle çalışmak istemiyor çünkü TSS tamamen SUT endeksli bir ödeme yapıyor. Mesela fıtık ameliyatı 12 yıldır 1000 TL ise varsayalım, TSS hala 1000 TL ödemeye devam ediyor. Gerçekçi olmaktan çıktı artık. Aslında TSS, sağlık sektörü açsından son derece önemli bir imkandı. Fakat SUT’a endeksli bağı nedeniyle gerçekçi olmaktan uzak düştü. Hastaneler artık TSS anlaşması yapmaktan kaçınır halde; bu kapsamda hizmet alan hasta sayısı da anlamlı olabilecek bir ölçüde değil. Özel sigorta daha cazip fakat grup şirketler özel sigortadan TSS’ye doğru bir geçiş eğiliminde. Bu da Türkiye’de özel sağlık sigortacılığı için problem hale gelmiş durumda. Özel sağlık sigorta poliçe bedelleri ile TSS iççin ödenecek poliçeler arasında fark var ve şirketler bunu çalışanları aleyhine kullanıyorlar.

Kapitalist Tüketim Tarzı Şiddet Doğuruyor!

Editörden:

Medikal endüstri yanı sıra özel sağlık hizmeti sunucularının da finansal sürdürülebilirlikleri sektörün sıcak konularından biri… İrili ufaklı tüm toplantıların yegâne konusu bu; çünkü özellikle özel hastanelerin SGK dolayısıyla SUT bağımlılığı zaman içinde son derece arttı. Hastaneler, fark ücretleri konusunda yasal mevzuata uymadıklarını alenen dile getiriyorlar artık!

Bu sayıda röportaj yaptığımız OHSAD Genel Sekreteri Dr. Uğur Baran ve sektörün diğer isimleri üstü açık ya da kapalı şekilde bunu açık açık dile getiriyor. Hatta Uğur Baran, kendi tecrübesinden yola çıkarak özel sağlık hizmeti sunucularında, SUT fiyatlarının arttırılmamasının yarattığı sorunları anlatmaya başlarken bizzat kendi tecrübesinden yola çıkıyor ve 2019’un son aylarında hastanelerini kapattıklarını açıklıyor. Ekonomik krizin de kaçınılmaz etkisiyle güncel finansal sorunlarla baş edemeyen Özel Bağcılar Safa Hastanesi 270 çalışanına rağmen kepenk kapatmış!

Talepler neler?

Talepler son derece net; hastaneler için gerçek maliyet tespiti, sürekli güncellenecek hizmet fiyat tarifesi ve bunun üzerine kurgulanacak SGK hizmet alım sözleşmesi!

Sektör temsilcilerinin biraraya geldiği 5. Tıbbi Tedarik Kongresinde de bu konular tartışıldı. Geri ödeme modellerinin tartışıldığı oturumlarda özellikle değer bazlı ödeme modeli öne çıktı ve kamudan özele tüm temsilciler bu modeli övgüyle anlattı.

Kapitalizm Sağlık Sektörüne Yaptığı Yatırımın Karşılığını Alıyor!

Tıbbi Tedarik Kongresinin öne çıkan konuşmacıları arasında yer alan, Konya Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Şahin, üniversite hastanelerinin finansal sorunlarını ve çözüm önerileri ne ek olarak sağlıkta şiddet sorununa değindi. Şahin’in tespiti şöyle:

“Kapitalizm sağlık sektörüne önemli bir yatırım yaptı. Geçmişte sağlık hizmetleri hayır kurumları, vakıflar tarafından verilirdi. Karşılıksız verilirdi ve vatandaş hem sağlık hizmetini veren kuruma hem de sağlık hizmetini veren şahsa bir minnet duyardı. Ama şimdi kendisini oteldeki bir müşteriyle, restorandaki çok kaliteli bir yemek yeme arzusuyla gelen müşteriden farklı görmüyor. Ben ya da benim adıma devlet bu bedeli ödüyor. Ben bu hizmeti en iyi şekilde almak zorundayım mantığını taşıyor insanlarımız. Siz şimdi bir otel çalışanının, bir restoran garsonunun müşteriye efelendiğini düşünün, terslendiğini düşünün, alacağı cevap bugün sağlıkçıların şiddete maruz kaldığı olaylardan çok farklı olmaz. Bunu öğrencilerime ısrarla vurguluyorum. Bakın kapitalizm sağlık sektörüne yatırım yaptı, karşılığını alıyor. Bunun karşılığında da bu bedeli ödeyen vatandaş sizden hizmet olarak karşılığını istiyor.”

Diliyoruz ki şiddeti önlemede ve çözüm üretme noktasında Prof. Dr. Mustafa Şahin’in bu tespiti aydınlatıcı, yol gösterici olabilsin!

Fatma Ergüzeloğlu
Genel Yayın Yönetmeni

Üniversite Hastanelerinin Finansman Sorunu Nasıl Çözülür?

“Tıbbi malzeme ve ilaç temininde yaşanan zorlukları aşmanın en kolay yolu, ödemesi Bakanlığın ya da SGK’nın garantisi altında olacak şekilde, DMO benzeri bir yapının devreye sokulmasıdır. O malzemeye ödenen fiyatın tamamı da faturaya yansıtılmalı ve o fiyat üniversitelerin SGKk ödemelerinden uygun bir zamanda kesilmelidir”

“Üniversite hastanelerinin finansman sorunu çözülmeden diğer sorunlar çözülemeyecektir. Hızlı tedarikle ve stokların azaltılmasıyla maliyetleri düşürme çabalarımız var”

“Stoklarda yeterli malzeme olmadığı için ihalelerle malzeme temin edilemediği için birçok malzemenin hasta başı alımına çıkılmıştır ki, bu da hem ödeme güçlüklerini hem de maliyet artışlarını beraberinde getirmektedir”

Prof. Dr. Mustafa Şahin

Konya Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Şahin, Tıbbi Tedarik Kongresinde üniversite hastanelerinin finansal sorunlarını ve çözüm önerileri şöyle ifade etti:

“Üniversite hastaneleri son 10-11 yıldır finans açısından, ilerleyen süreçte de personel açısından ve son dönemlerde de binaları, makina teçhizatları açısından gündemde.

Ben genel cerrahi uzmanıyım. Bundan 11 yıl önce yaklaşık 3 yıl Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin kurucu başhekimliğini yaptım. Sıfırdan kendi ellerimle kurduğum bir hastane diyebiliriz. Daha önce yaklaşık 5 yıl kadar Meram Tıp Fakültesinde, birim satın alma sorumlusu olarak görev yaptım. Performans kurullarında performans değerlendirme sorumluluklarım oldu. Son 4 yıldır rektör olarak görev yapmaktayım. Ama aktif ve fiili olarak mesleğimi de icra etmeye devam ediyorum. Meslek içerisinde tüm gelişmelerin hazzını da yaşıyorum, sıkıntılarını da yaşamaya devam ediyorum. Çünkü sabah 7:30’da kliniğime girip visitimi yapıp, o havayı teneffüs ettikten sonra varsa dersimi anlatıyorum, yoksa 9 – 9:30’da rektörlüğe geçiyorum. Bu nedenle sektörün içindeyiz

Sağlıklı Stok Yönetimi

Tedarik zinciri genelde tüm sektörler için kullanılır ancak sağlık sistemi için kullanıldığında daha özele doğru yönelmesi gerekiyor. Bu süreç, ürünlerin kullanıcıya en hızlı şekilde en uygun fiyat ve koşullarda temin edilmesi ve sunulması olarak tanımlanabilmektedir. Üreticiden son kullanıcı olan hekim ve hastaya kadar geçen süreç içerisinde üründen ürüne değişiklik göstermekle birlikte çok farklı sayıda paydaş ortaya çıkabilmektedir. Burada hastane tedarik zincirinde önem arz eden bazı hususlar vardır ki, bunların başında tedarik zincirinin sağlıklı işleyebilmesi için ve tedavi süreçlerinin aksamaması için sağlıklı bir stok yönetiminin yürütülmesi gerekiyor hastane yöneticileri tarafından. Düzenli malzeme tedarikinin sağlanması gerekiyor. ‘Ben bazı malzemeleri temin ederim, bazılarını edemem’ diyemezsiniz, çünkü sağlık bir bütünlük arz eder.

Sağlık Kurumları Ticari Kurum Değildir

10-11 yıl önce başhekim olduğumda dönemin Maliye Bakanlığı Müsteşarına gitmiştim. Dedim ki ‘bizim hastanemizin kadrolu personeli %23, geri kalan %77’sini biz hastane gelirlerinden karşılıyoruz ve zorlanıyoruz. Gelir gider dengemiz bozulma aşamasında.’ Dedi ki: ‘Sen halen dengeyi sürdürüyor musun?’, ‘Evet biz artıdayız, zarar etmemek için bize kadrolu personel verilmesi lazım’ dediğimde şu ifadeyi kullanmıştı; ‘Sağlık kurumları ticari kurum değildir, kar etmesi beklenmez. Bunu hiç bir zaman unutmamak gerekiyor.’ Ben kendisine o dönemden bu döneme bir kaç defa bu konuşmasını hatırlattım.

Tedarikçilerle Güven İlişkisi Kurulmalı

Tabi burada girdi çıktı dengesi önemli ama biz bunu en son hesaplıyoruz. İşimizi yapıyoruz, hizmetimizi üretiyoruz, hasta tedavi ediliyor, kurtuluyor ve sonra bakıyoruz ki bu işten zarar etmişiz, çok da önemli değil. Tabi işletmeler tedarik zincirini iyi bir şekilde yönetebilmek için ideal fiyatlarla kaliteli ürünleri sağlayabilmeleri gerekiyor ve bu nedenle tedarikçilerle sağlıklı bir zemine oturtulmuş karşılıklı bir güvene dayalı bir ilişkinin yürütülmesi gerekiyor. Bunu açmak istemiyorum ama altında çok şey gizli bu cümlelerin. İdeal tedarik sisteminde uygun bir stok yönetimi, düzenli malzeme tedariki, tedarikçilerle doğru dürüst bir iletişim, hızlı ve kaliteli bakım hizmetlerinin sağlanması gerekiyor. Sağlık sektörü yöneticilerinin verimli olarak bu işi yürütebilmesi içinde kaynakları verimli ve zamanında kullanmaları gerekiyor, etkin bir ticari zinciri oluşturulması da önem arz ediyor.

Satın Alım Süreci Çok Yavaş

Yaklaşık 15 yıldır, 17 yıldır satın alma süreçlerinin içinde olduğumu ifade ettim. Bundan 15 sene önce 2 yıl yetecek malzememiz depomuzda bulunurdu. Çoğu zaman miadı dolar, bir şekilde devre dışı bırakılırdı. Ama bugün gelinen noktada bu şekilde malzemeleri depo edecek stoklayacak finansman gücünden uzaktayız; günlük veya anlık ihtiyaçları karşılama durumundayız. Tabi kamuda yapılan alımlar çoğunlukla Kamu İhale Kurumu ve Sağlık Bakanlığı mevzuatına uygun olarak yürütüldüğü için süreçler yavaşlıyor, zorlanıyoruz. Birinci sorun öncelikle bu. Süreçlerin daha hızlı yürüyebilmesi için farklı bir yöntemin geliştirebilmesi gerekiyor. Tabi zaman kayıplarını önleyebilmek için hastane yöneticilerinin ve özellikle satın alma ile sorumlu kişilerin sürekli hazırlıklı olmaları lazım ve öngörüde bulunarak geleceğe dönük tedbir almaları gerekiyor.

TL Akışları Biraz Sorunlu

Görevleri; talep ve sipariş yönetimi, planlama, satın alma, stok ve depo yönetimi, sevkiyat ve dağıtım olarak sıralayabiliriz Burada bir akış zinciri var, TL akışları biraz sorunlu yürümekte ve ortaya çıkan sorunların birçoğunun temelinde de bu sorunlu akış karşımıza çıkmaktadır. Planlamadan temel amaç nedir? İhtiyaç duyulan malzemelerin düşük maliyetle kuruma alınabilmesi için gerekli çalışmaların yapılması ve kamu kaynaklarının verimli şekilde kullanılmasıdır. Satın almada ise bu konuyla ilgili gerekli bütçenin ayrılması ve nihayetinde de hizmetin nerede, nasıl ve kimlerden temin edileceği ile ilgili süreçlerin işletilmesidir.

Tabi stok yönetiminde 2 yıllık malzememizin depoda bulunduğu dönemlerden ameliyat başına ya da hasta başına temin edilen malzeme dönemine geçilmiş oldu. Bu süreçlerin dinamik bir yönetim şekliyle yürütülmesi gerekiyor, aksi durumda ciddi aksamalar olur. Ama genel olarak stok seviyeleri belli bir sayının altına düştüğü zaman hemen hazırlıkların yapılması ve siparişin getirilmesi gerekiyor, çünkü az önce bahsettiğim mevzuat ve ihale süreçleri zaman alacağı için ve tedarikte de başka sorunlar yaşanacağı için zaman kaybının önceden öngörülerek erken harekete geçilmesi gerekiyor.

Kapitalist Tüketim Tarzı Şiddet Doğuruyor

Kapitalizm sağlık sektörüne önemli bir yatırım yaptı. Burada sağlıkçılara yapılan şiddetin de biraz analizine girmek istiyorum. Geçmişte sağlık hizmetleri hayır kurumları, vakıflar tarafından verilirdi. Karşılıksız verilirdi ve vatandaş hem sağlık hizmetini veren kuruma hem de sağlık hizmetini veren şahsa bir minnet duyardı. Ama şimdi kendisini oteldeki bir müşteriyle, restorandaki çok kaliteli bir yemek yeme arzusuyla gelen müşteriden farklı görmüyor. Ben ya da benim adıma devlet bu bedeli ödüyor. Ben bu hizmeti en iyi şekilde almak zorundayım mantığını taşıyor insanlarımız. Siz şimdi bir otel çalışanının, bir restoran garsonunun müşteriye efelendiğini düşünün, terslendiğini düşünün, alacağı cevap bugün sağlıkçıların şiddete maruz kaldığı olaylardan çok farklı olmaz. Bunu öğrencilerime ısrarla vurguluyorum. Bakın kapitalizm sağlık sektörüne yatırım yaptı, karşılığını alıyor. Bunun karşılığında da bu bedeli ödeyen vatandaş sizden hizmet olarak karşılığını istiyor. Asla saygıda kusur etmeyin. İnsan ilişkilerinizi üst düzeyde tutun diye tembih ediyorum. Temel sorun iletişimsizlik. Bunu baştan belirtmiş olalım.

Ödemelerin Gecikmesi Maliyetleri Artırıyor

Tedarik zincirinde yaşanan ödeme güçlükleri nedeniyle maliyetler artmaktadır. Nasıl artıyor? Yaklaşık 20 ay, 36 aya kadar varan geri ödemeler var. Şimdi tedarikçi ne yapıyor? Kurumun geri ödeme süresini görerek bir fiyat verirken, bir yıllık, 2 yıllık, 3 yıllık faizini de koyarak ürünü kuruma teslim ediyor ve kurumdan aldığı teminatı bankalara veya tefecilere kırdırarak parasını alıyor, aradaki tefecinin farkını da kurum ödemeye devam ediyor. Ödememe gibi bir durumla karşılaşıldığında da hukuksal süreçler başlıyor. Bu ciddi anlamda bir sorundur. Ödemelerin gecikmesi maliyetleri artıran en önemli sorundur. Ürün temininde güçlükler yaşanmaktadır. Çünkü tedarikçi parasını alamayacağı ürünü kurumlara, üniversitelere vermemektedir. İhale yaptığımız zaman ihalelere katılmamaktadırlar. Teklif vermemektedirler. Hatta şöyle düşünüyorlar; ihalelerde bu ürünü vermiyorlar aslında ürün ellerinde var, ancak hasta başı alımlara çıkıldığı zaman doğrudan alım yapılıyor ve şartını koyuyor ben bu ürünü veririm, ama ödememi bir ay içinde isterim. Öbür tarafta 22 ayda ödenen bir ödeme, burada 1 ay içinde ya da maksimum 3 ay içinde geri almak taahhüdüyle yürütülen bir süreç var. Tabi düşük teknolojik ürünlerle kimse ilgilenmiyor.

Hasta Başı Alımı

Günümüzde stoklarda yeterli malzeme olmadığı için ihalelerle malzeme temin edilemediği için birçok malzemenin hasta başı alımına çıkılmıştır ki, bu da hem ödeme güçlüklerini hem de maliyet artışlarını beraberinde getirmektedir. Planlama sorunları nedir? Aslında kurumlar çok iyi planlama yapıyor. Fakat bu planı hayata geçirecek finansmanı olmadığı için bu planlar raflarda kalmaya mahkum.

Üniversite Hastanelerinin Sorunları

Üniversite hastaneleri sunduğu hizmetlerin niteliği nedeniyle maliyeti yüksek sağlık hizmeti üretmektedir. Bu bugün için yapılan ödemelerle karşılanabilecek rakamlar değildir. Personel sorunları had safhadadır. Çünkü üniversite hastaneleri özellikle Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarında çalışan personel sayısının üçte bir daha azıyla bu hizmeti vermeye çalışmaktadırlar. Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde üç kişinin çalıştığı yerde üniversitelerde iki kişi çalışmaktadır ve Sağlık Bakanlığının ödemeleri daha iyi olduğu için yetişmiş deneyimli personel hızlı bir şekilde Sağlık Bakanlığı tarafından açılan kadrolara kaçmaktadırlar. Bu sorunları biz yaşamaya devam ediyoruz. Bunların çözülmesi gerekiyor. Tabi personele yapılan ödemeler var. Bunlar önemli bir yük. SUT fiyatlarının arttırılması gerekiyor. Yoksa hastaneler zararına tedavi etmeye devam edecekler ve biz etmeye de devam ediyoruz. Çoğu zaman SGK’nın 1500 lira ödediği bir işlem için 7-8 bin liralık ürünü alıp kullandık, kullanmaya da devam edeceğiz, sonuçta burası sağlık hizmeti üreten bir kurum, düşüncemizi hiç bir zaman değiştirmedik.

Döner Sermaye Üstündeki Yükler

Döner sermaye işletmesinin üstündeki yükler var: KDV uygulamaları, mükerrer vergilendirmelere neden olmaktadır; bir ürünle ilgili, bunlara çözüm üretilmesi gerekiyor, Üniversite hastanelerinin diğer maddi varlıklarının bakım onarımları var ve lisans eğitiminin yürütüldüğü tıp fakültelerinin eğitim yükü de üniversite hastanelerinin üzerindedir. Üniversite bütçelerinden ve rektörlük bütçelerinden oraya çok fazla pay ayrılmaz. Tabi mali yapılar iyileştirilmelidir. Bu konuda paydaşlar ortak bir toplantı ile 10-12 maddelik bir karar alınmıştı.

DMO Benzeri Bir Yapı Kurulmalı

Tıbbi malzeme ve ilaç temininde yaşanan zorlukları aşmanın en kolay yolu, ödemesi Bakanlığın ya da SGK’nın garantisi altında olacak şekilde, DMO benzeri bir yapının devreye sokulmasıdır. O malzemeye ödenen fiyatın tamamı da faturaya yansıtılmalı ve o fiyat üniversitelerin SGK ödemelerinden uygun bir zamanda kesilmelidir. Bizim önerimiz ve teklifimiz budur.

SUT Fiyatlarına İlave Yapılmalı

Tabi SUT fiyatlarına yapılacak ilaveler önemli, nöbet ücretlerini yine kurumlar ödüyor. Diğer kurumlarda çalışan kişilerin denge tazminatları merkezi bütçeden karşılanırken, üniversitelerin tıp fakültesinde çalışan akademisyenlerinde tüm personelin denge tazminatları döner sermayenin üstündedir. 4/B’li personel dediğimiz eski işçilerin diğer kurumlarda çalışanların merkezi bütçeden ödenirken tamamının ödemesi yine hastanelerin üzerindedir. Nöbet paraları aynı şekilde devam ediyor. Kar payı ödemeleri var ve bütün bunlar üniversite hastanelerinin üstüne katman katman yük olarak binmeye devam etmektedirler.

Tedarik Zinciri Konusunda Deneyim Biriktirdik

Burada işin özü üniversite tedarik zinciri ile ilgili çalışan yöneticiler yaşadıkları zorlukları aşabilmek için önemli deneyimler kazandılar ve bu deneyimler tabi finansman yetersizliği nedeniyle gündelik hayata çok yansımamaktadır. Burada sektör paydaşlarıyla birlikte ciddi çalışmalar var. Az önce bahsettiğim gibi ilaç ve tıbbi malzeme giderleri sağlık harcamalarının önemli bir kısmını oluşturuyor ve maalesef fiyat belirlemede sağlık kurumlarının ve kuruluşlarının çok da bir etkisi yok. Tamamen üreticiler ve tedarikçiler ya da uluslararası karteller bu konuda etkin. Ama biz şunu yapabiliyoruz, hızlı tedarikle ve stokların azaltılmasıyla maliyetleri düşürme çabalarımız var. Sonuç olarak geri ödeme sürelerinin kısaltılması, sürecin sağlıklı işlemesi için büyük bir önem arz ediyor ve üniversite hastanelerinin finansman sorunu çözülmeden diğer sorunlar çözülemeyecektir.

Borç Her Sene Devam Ediyor

Üniversite hastaneleri bütçeleri mevcut uygulamalarda açık veriyor. Her sene borç devam ediyor. En azından 4 yıllık rektörlük dönemimde 102 milyon borçla devraldığımız hastanemiz şu anda 134 milyonda. Yani 32 milyon 4 yıl içinde ilave borç yapmışız ki bütün çabalarımıza deneyimlerimize ve tecrübemize rağmen. Diğer kurumlarda bu çok daha fazla olabilmektedir.”

Üniversite Hastanelerinin Tedarik Sorunları

“Üniversite hastaneleri ayrı ayrı yapılarda değil, birlik çatısı altında faaliyet gösteren bir yapıya kavuşturulmalı!”

Onur Akgün

Ege Tıbbi Cihaz Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği Başkanı Onur Akgün, 11 Aralık 2019 günü Ankara’da yapılan 5. Tıbbi Tedarik Kongresinde yaptığı konuşmada, üniversite hastanelerinde yapısal bir reforma gidilmesi gerektiğini söyledi. Üniversite hastanelerinin ayrı ayrı yapılarda hizmet veren değil, birlik çatısı altında faaliyet gösteren bir yapıya kavuşması gerektiğini ifade eden Akgün, “Hizmet sundukça zarar eden ve borçlanan, basit ve kısa süren işlemlere ağırlık vermeye yönelmek zorunda bırakılan üniversite hastaneleri, 4 milyar TL’yi aşmış borçlarıyla işletme olarak yönetilemez hale gelmiş vaziyettedir. Tamamen sosyal fayda amaçlı bile olsa işletmeye tahsis edilen kaynakların topluma maksimum sağlık faydasını üretebilmesi için işletme mantığı ile çalışması ve yönetilmesi bir zorunluluktur. Hastane idaresinin tamamen tıp kökenlilerden oluşması ve İyi bir iktisadi yönetimin olmaması hastaneleri kısa sürede mali güçlüğe sürüklemektedir” diye konuştu.

Çözüm Önerileri Neler?

Akgün, üniversite hastanelerinin tedarik sorunları ve geleceğine ilişkin 3 aşamadan oluşan çözüm önerilerini ise şöyle sıraladı.

  • Üniversite hastanelerine Maliye Bakanlığından sürekli ek ödenek aktarılarak negatif mali durumlarının pozitife çevrilmesi ve açıklarının kapatılması;
  • Üniversite hastanelerinin verimliliğini artıracak yeni bir yapıya kavuşturulup kendi olanaklarıyla varlığını sürdürecek şekle sokulması (Üniversite hastanelerinin tek bir birlik çatısı altında mali ve yönetsel dayanışmasının sağlanması)
  • Üniversite hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devri ile işletmesinin Sağlık Bakanlığınca yapılması, eğitim ve araştırma fonksiyonlarının üniversite ile afiliasyon şeklinde yürütülmesi.

Şehir Hastanesini Kim Yönetiyor?

“Şehir hastaneleri dolayısıyla (kamu-özel ortaklığı) ilk defa karşımıza çıkan bir uygulama var: İki taraflı bir yönetim! Sağlık hizmetini şirket sunuyor, hastaneyi şirket yönetiyor şeklinde sahada bir algı var ama hayır, hastaneyi şirket yönetmiyor!”

“Ankara Şehir Hastanesinin şu anda Sağlık Bakanlığı personeli ve şirket çalışanları olarak 15 bine yakın çalışanı var. Sadece Sağlık Bakanlığı çalışanlarının yüzde ellisi araçla gelmiş olsa bunu karşılayacak durumumuz yok. Otopark sıkıntısı yaşıyoruz”

“Orta büyüklükte bir hastanenin bütçesi kadar planlama yapıyoruz. Tutar ve miktar bazında önemli boyutlara ulaştık. Alternatif satın alma yöntemlerinin çok hızlı bir şekilde geliştirilmesi gerekiyor”

Uğur Cura

Ankara Şehir Hastanesi İdari ve Mali İşler Müdürü Uğur Cura, Tıbbi Tedarik Kongresinde Ankara Şehir Hastanesinin işleyişine ilişkin şu bilgileri verdi:

“Şehir hastanelerinin efsane olduğu ifade ediliyor fakat değil! Şu anda 9 şehir hastanesi hayata geçmiş vaziyette ve önümüzdeki dönemde açılacak olanlar da var. Biz bu süreci aldık ve işletiyoruz. İlk defa karşımıza çıkan bir uygulama var: İki taraflı bir yönetim! Sahada bir algı var. Sağlık hizmetini şirket sunuyor, hastaneyi şirket yönetiyor. Hayır, şirket yönetmiyor. Biz eskiden çok fazla ihale yapıyorduk; temizlik, güvenlik, HBS ihalesi gibi… Çalışan personel sabit ama her seferinde firmalar değişiyordu. Firmalara ödeme yapıyorduk. Şu anda ben bir sağlık idarecisi olarak söylüyorum; Karşımda tek bir muhatabım var. Hizmetin devamlılığı garanti altında! Süreçte aksayan hususlarımız var mı? Muhakkak var.

2012 Yılında İmzalanmış Bir Protokol

Diyorlar ki; şehir hastaneleri oturmadı. Şu anda Ankara Şehir Hastanesi çok daha fazla sayıda hastayı misafir ediyor, çok daha fazla sayıda ameliyatı yapıyor, polikliniğini yapıyor, şu anda şehir hastanesi süreci işliyor. Ama 2012 yılında imzalanmış bir protokol. Daha sonra 2014 yılında yapılan bir tadilatla 2019 yılının işleyişini takip etmeye çalışıyoruz. Haliyle aksayan yönlerimiz var. Bakanlık personelimiz bu konuda mevzuat düzenlemesi yapmaya, aksayan hususları toparlamaya çalışıyor.

Bir Günde Dev Operasyon Yapıldı

Ankara şehir Hastanesi aslında Bilkent Entegre Sağlık Kampüsü olarak planlanmış, şu anda Sağlık Bakanlığının da içinde bulunduğu 12 ayrı birim ve binadan oluşan bir yapı. Bunun içinde genel hastanemiz, kalp damar, nöroloji, çocuk kadın doğum onkoloji hastanemiz var. Ayrıca yüksek güvenli adli psikiyatri hastanemiz biri de medikal gözlem kliniğimiz var. Bir de teknik birimlerin olduğu iki ayrı bina var. Ankara Şehir Hastanesi 6 Şubat 2019 tarihinde ilk hasta kabulünü yaptı. 14 Mart 2019 tarihinde de Sayın Cumhurbaşkanının da katılmış olduğu bir açılış töreninde resmi açılış yapıldı. Burada bir özeleştiri yapacağım; Etrafta, sağda solda bir işyerinin, bir marketin açılışını gördünüz mü? Bir market açtığınız zaman önce binası hazırlanır, sonra o binanın içine rafları dizilir, malları gelir deposuna girer raflara çıkar, bir hafta içinde sanal olarak personel çalışır. Bir hafta sonra denilir ki hizmet vermeye başladık.

Buradaki 6 Şubat 2019 tarihini özellikle vurguladım. Bu tarihte biz hastayı getirdik. Biz aynı günde personeli getirdik ve aynı günde o hastalara kullanılacak malzemelerimizi getirdik. Yani bu devasa bir operasyon… Sonraki süreçlerde planlama yapılırsa daha az ağrısız, sancısız bir geçiş dönemi yaşanacağını düşünüyorum.

İstanbul Havaalanından Daha Büyük Bir Kapalı Alan

2010-2012 tarihinde protokol imzalandı. 2014 yılında bize denildi ki yaklaşık 2 trilyon 161 milyon TL yatırım bedeli var. Kapalı inşaat alanı İstanbul Havaalanından daha büyük bir kapalı alana tekabül ediyor. Ankara Şehir Hastanesinin şu anda Sağlık Bakanlığı personeli ve şirket çalışanları olarak 15 bine yakın çalışanı var. Sadece Sağlık Bakanlığı çalışanlarının yüzde ellisi araçla gelmiş olsa karşılayacak durumumuz yok. Bununla ilgili etrafta Diyanetin açık alanı var. Şu an otopark sıkıntısını yaşıyoruz.

İdari Yapılanma Nasıl?

Burada bir de hastanemizin idari yapılanması hakkında bilgi vereyim. Ankara Şehir Hastaneleri aslında tek bir hastane değil. Bu hastanenin üstünde yönetici pozisyonunda bir koordinatör başhekim, koordinatör başhekime bağlı koordinatör başhekim yardımcıları, bir idari mali işler müdürü tüm hastane yerleşkesinde bir kişidir. Koordinatör desteği hizmetler müdürü, bir koordinatör sağlık bakım hizmetleri müdürü, bir koordinatör teknik hizmetler müdürü mevcut. Ayrıca buna bağlı şu anda aktif olan 6 hastanemiz, açılacak olan PDR0 Hastanemiz ki muhtemelen Ocak ayı içinde açacağız. Daha sonrasında yüksek güvenlikli adli psikiyatri merkezimizle beraber yedi tane hastane başhekimliğimiz olacak. Her başhekimliğimizin altında da sağlık bakım hizmetleri müdürü, destek hizmetleri müdürü ve teknik müdürlerimiz mevcut.

Hasta Başvuru Sayısı 18 Bin 268

Tek bir yoğun bakımızda 16 yoğun bakım yatağımız var. Bunların 14 tanesi yoğun bakım odası, 2 tanesi izolasyon odası olarak hizmet vermektedir. Toplam 2408 tane nitelikli yatağımız var. Bunun 1779 tanesi tek yataklı, 629 tanesi de çift kişilik odalarımız. Yoğun bakım yatak sayımız 683.    Ameliyathane sayımız 131, şu anda ortalama hasta başvuru sayısı 18 bin 268. Yaklaşık 15 bin çalışanımız vardı. 18 bin 268 de hastanemize gelenler. Yanlarındaki refakatçiler ve ziyaretçileri saydığınız zaman toplamda günlük 60-70 bin kişilik bir hareketinin olduğu bir alan.

Yatak Doluluk Oranı Yüzde 80

Yatak doluluk oranımız şu anda yüzde 80; yoğun bakım doluluk oranımız yüzde 80 civarında. Ambulansla gelen hasta sayımız gittikçe artmakta, önemli vakalar ambulanslarla ilk önce Ankara Şehir Hastanesine geliyor. Doğum sayılarımız, kadın doğumun Eylül ayı itibariyle taşınması ile beraber arttı.

Yüksek Tutar ve Miktarlar Söz konusu

Şu anda satın alma süreci hastanemizin ihtiyacı olan tıbbi sarf, ilaç vb. ürünler, diğer tüm kamu hastanelerinde olduğu gibi 4734 Sayılı Kamu İhale Kanuna tabi. Burada şirketin herhangi bir şekilde alıp bize verdiği ve bizim adımıza aldığı bir malzeme yok. Burada normal taleplerin yapılması, ihtiyaç tespit biriminde değerlendirilmesi ve karar verilmişse onaylanması şeklinde mevcut prosedürlerimiz işliyor.

Orta büyüklükte bir hastanenin bütçesi kadar bir planlama yapıyoruz. Tutar ve miktar bazında önemli boyutlara ulaştık. Bununla beraber bazı avantajlar ve dezavantajlar oluştu. Avantajlarımız ne olabilir: Miktarlar yüksek olduğu için daha düşük bedelle temin imkanımız olabiliyor. İmkanı olan firmalar ilk defa mal vermek isteyenler için bir referans niteliği doğmuş oluyor. İhalelerimize kurumsallaşmış firmalar iştirak ediyor.

İhale Miktarları Çok Yüksek

Peki dezavantajlarımız nedir? Kapasitesi yetersiz kalan firmalar teslimatta sorunlar yaşatabiliyorlar. Sipariş miktarlarını karşılayacak kapasitesi olmayan firmalar ihalelere katılamıyor. İhale miktarlarının yüksek olması, geçici ve kesin teminat miktarlarının yüksek olmasına bu da tedarikçilerimizin yüksek oranda faiz ödemesine neden olabiliyor.

Tıbbi sarf ambarına hastanenin açıldığı tarih itibariyle 151 milyon liralık bir mal girişimiz oldu. Şu an içinde yaklaşık 45 milyon liralık malzememiz var. Laboratuvar ambarımızdaki miktarımız kısıtlı. Laboratuvarı hizmet alımıyla yapıyoruz.

Eczanemizde de şu ana kadar yaklaşık 90 milyon liralık alım gerçekleşmiş ve şu anda 18 milyon liralık stoğumuz var. Burada gördüğünüz gibi ciddi bir stok maliyetine hastane katlanmak durumunda. Sürdürülebilirlik açısından ödeme süreçlerinde stok maliyeti de önemli bir unsur.

28 Günlük Malzeme Stoklayabiliyoruz

Burada alternatif satın alma yöntemlerinin çok hızlı bir şekilde geliştirilmesi gerekiyor. Çünkü benim 5267 metrekarelik bir depom var. Bu depo dolu olduğu zaman hastanenin 28 günlük malzemesini stoklayabiliyorum. Oysa benim 90 günlük stoğumun olması lazım optimumda! Ben 90 günlük optimum stoğa ulaşamıyorum.

Basit Sarf Teminleri İçin 1 Öneri

Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu anlaşma kapsamında enjektör, eldiven vb basit sarfları ben DMO’dan, sağlık marketlerden temin ediyorum. Yapılan sözleşmeye göre de 2 aylık sipariş çekmem gerekiyor. Sağlık Bakanlığı ve DMO ile yapılacak protokollerde bu 2 aylık sipariş süresini daha kısa veya kısmi faturalandıracak bir sisteme geçilebilirse hem benim depo maliyetimi çözecek hem de hastanın yaşamış olduğu basit sarflardaki sıkıntıların önüne geçilecek.

Şirketle Beraber Alım Süreçlerini Belirliyoruz

Sözleşme kapsamında firmaya yaptığımız 2 tip ödeme var. Miktara bağlı ve miktara bağlı olmayan ödemelerim var. Miktara bağlı olan laboratuvar hizmetleri. Ben bunları firmadan alıyorum. Görüntüleme hizmeti, sterilizasyon hizmeti, çamaşırhane, yemek atık gibi hizmetler miktara bağlı. Miktara bağlı olmayan bina arazi, olağanüstü bakımlarım, ortak mefruşat, ilaçlama, otopark bedelleri gibi miktara bağlı olmayan hizmetleri bana firma sağlıyor.

Şirketle beraber ortak olarak alım süreçlerini belirliyoruz. Daha sonra bu işin ihalesini sürdürüyoruz.

Bir piyasa testine tabi tutuyoruz. Pazar araştırmasını yapıyoruz, ihalesine çıkıyoruz. İhaledeki en uygun istekliyi belirliyoruz.

Şehir Hastaneleri cihaz satın alabiliyor mu?

Tıbbi cihaz edinim süreci şu anda en çok sorulan soru şu: Hastane cihaz alabiliyor mu? Bizim yeni cihaz alabilmemiz için şöyle bir şart var: Hastanenin yatırım döneminin sonuçlanıp, tamamen işletme dönemine geçmesi gerekiyor. Ankara Şehir Hastanesi de hala yatırım dönemi devam eden bir hastane, yatırım dönemi bittikten ve fiili kabul belgesi hazırlandıktan sonra süreci işletebileceğiz. Şu anda mevcut 9 şehir hastanesinin hiçbirinde bu süreç işletilemiyor.”

“Değer Bazlı Ödemeye Geçmek Durumundayız”

“Çok detaylı hazırlanmış bir Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) listesi var; ben bu kadar detaylı olmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Bu kadar detaylı bir liste; daha fazla malzeme kullanan doktora daha fazla ödeme yapıyor”

“Teşhisle İlişkili Gruplar (TİG) sisteminin yetersiz kaldığı noktada değer bazlı tedariği konuşmaya başladık. Son 5 yılda daha yüksek sesle konuşmaya başladık. Değer bazlı ödemeye geçmek durumundayız”

Recep Uslu

TİTCK Başkan Yardımcısı Recep Uslu, Tıbbi Tedarik Kongresinde yaptığı konuşmada, SUT ile belirlenen geri ödeme listesinin bu kadar detaylı olmaması gerektiğini ifade etti. Uslu, konuşmasında değer bazlı ödeme sistemine yönelik adımların atılması gerektiğini belirtti ve şunları kaydetti:

“Değer bazlı ödemeyi veya değer bazlı tedariği gündeme aldığımızda; en kaliteli ürünü en iyi fiyata alarak yüksek memnuniyet düzeyi ile birlikte sürdürülebilir bir yapı kurgulamak istiyoruz. Fakat süreçler çok karmaşık. Yakından bakarsak; bu teknik şartnameyi hazırlayan bir kullanıcı birimi var. Bazı hastanelerde bu teknik şartname konusunda teknik birimler de müdahil oluyorlar. Akabinde alım yapan bir satın alma süreci var ve satın alınan ürünü muayene eden bir muayene kabul heyeti var. Akabinde ürünün kullanılması durumu söz konusu…

Ürünlerin satın alımı ve geri ödemesi süreçlerine total baktığınızda hepsi kendi bağlamında zor! Şartnamede yazacağınız bir kelime; alacağınız ürünün mahiyetini, fiyatını, tedarikçisini kolayca değiştirebiliyor. Veya muayene kabul komisyonunda titiz inceleme yapan bir personel o ürünün şartnameye uygun olduğu varsayılsa bile, muayene kabul sürecini etkileyebiliyor ve olumsuz sonuç çıkartabiliyor. Bir kullanıcının o üründen memnun olmaması halinde o ürünle alakalı sonraki süreçlerdeki sorunlar ortaya çıkabiliyor veya geri ödeme kapsamında yapılan sistemsel bir hata o ürün kullanılmış olsa bile, hastanenin satın alamamasına sebep olabiliyor.

Hizmette Değer Parametresi

Biz satın alımlarda yaşanan tüm bu karmaşık süreçlerden bir değer yaratmak istiyoruz ve sağlıkta değer kavramına baktığınız zaman birçok farklı perspektif var. Hasta tarafından bakıldığı iyi ve kaliteli sağlık hizmeti almak; bundan memnuniyet duymak! Kamu tarafından bakıldığında hizmeti en uygun fiyata sunmak ve almış olduğu geri ödemeyle az da olsa kar edebilmek, daha uygun fiyatlı ürünü temin ve tedarik edebilmek! Endüstriye bakıldığındaysa kendi ürününü daha yüksek fiyatlara satabilmek amacı var. Hepsi farklı bakış açıları. Değer parametresi hepsinde ortak; ödemede de, fiyatlandırmada da, tedarikte de ortak.

Değer parametresi nasıl ölçülebilir? Hastaya sağlanan toplam faydanın, sağlanan faydanın toplam maliyetine oranına değer diyoruz. Süreçlerde kanıta dayalı bir analizin yapılması önemli. Sonuçlar ve maliyetlerden hastalar, tedarikçiler, sağlık çalışanları kısaca tüm paydaşlar etkileniyor. ,

SUT Listesi Çok Detaylı

Şu anki geri ödeme sisteminde çok detaylı bir Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) listesi var; ben geri ödeme listemizin bu kadar detaylı olmasının çok doğru olmadığını düşünenlerdenim. Çalıştığım dönemde de sonraki dönemlerde de böyle düşündüm. Bu kadar detaylı bir liste; daha fazla malzeme kullanan doktora daha fazla ödeme yapıyor; tesise daha fazla ödeme, hasta için sigortalı için daha fazla ödeme mantığını güdüyor; öte yandan her bir malzemenin geri ödeme listelerinde teker teker eşleştirilmesi yani bu ürünlerin tedariği, satın alması, fiyatlandırılması gibi bir sürü karmaşık süreci de beraberinde getiriyor.

TİG’e Dayalı Ödeme

Tanı ilişkili gruplar kısa adıyla TİG’e dayalı ödeme yapısı kurmamız gerektiğine inanıyorum. Gelişmiş ülkelerin tamamı bu sistemi uyguladılar ve uygulamaya da devam ediyorlar. Bizim geri ödememizde de bir kısım işlemler buna benzer bir ödemeyle yapılıyor. Geri kalan işlemlerde ise maalesef TİG kapsamındaki ödeme puanı hesap edilememiş; diğer malzeme ve ilaç aynı faturalandırılarak ödeniyor.

Değer Bazlı Ödemeye Geçmeliyiz

Peki biz bu değer bazlı ödemeyi, değer bazlı tedariği ne zaman konuşmaya başladık, TİG sisteminin yetersiz kaldığı noktada değer bazlı tedariği konuşmaya başladık. Son 5 yılda daha yüksek sesle konuşmaya başladık. Birçok gelişmiş ülke de değer bazlı ödeme sistemine yönelik adımları atmaya başladı.

Biz de değer bazlı ödemeye geçmek durumundayız. Bunun faydalarını bilimsel olarak ispat etmiş çalışmalar yeterince yapılmış ki gelişmiş ülkeler bunu uygulamaya çalışıyor.

SGK’nın Klinik Kayıt Sistemi

Değer bazlı ödeme kavramlarında çok sık kullanılan ürünlerin kalitesi veya kalitesizliği konusunu aşmamız gerekiyor. Peki üretici daha etkili olduğunu düşündüğü ürünü için daha fazla ücret isteyebilir mi? Evet isteyebilir. Ama bunu ispatlaması gerekir.

Peki sağlık ürünlerinde tıbbi cihazlarda bunu nasıl yapabiliriz? SGK’nın klinik kayıt sistemi önemli bir kanıtsal doküman! Klinik kayıt sistemi; diyelim ki protezlerin, kalp pillerinin ne kadar süre hastada kullanılabildiği, ne kadar süre sonra bu ürünlerde revizyon ihtiyacı olduğu bilgisini sunmakta. Daha sık, daha kısa sürede revizyona giden ürün gruplarında daha farklı bir ödeme sistematiğinin ortaya çıkıp çıkamayacağının değerlendirilmesine de imkan tanıyor. Tam da bizim burada konuştuğumuz konuya önemli bir dayanak teşkil etmesi gereken bir sistem bu! Böylece biz aslında SGK’nın belki de TİG’i de atlayarak değer bazlı ödemeye geçebileceği bir modelin altyapısını klinik kayıt sistemiyle kurgulayabilecektik. Bence SGK’nın kesinlikle uygulamaya devam etmesi gereken bir sistem.”

Medipol Hastanesinin Satın alma Stratejileri

“12 hastanenin satın almasını sadece 4 satın alma yöneticisiyle takip ediyorum. Hastanemizin tamamında talepler, tek bir merkezi satın alma organizasyonunda toplanıyor, biz tedarikçilerimizi davet ediyoruz, 1 yıllık, 3 yıllık ve 6 aylık fiyatlar istiyoruz”

“Üretici firmalara, kişisel ve yalın üretime odaklanmalarını öneriyorum. Kişiye özel ürünler üretirlerse eğer karlılıklarının daha fazla olacağını düşünüyorum”

İsmail Hızlı

Medipol Sağlık Grubu Satın alma Direktörü İsmail Hızlı, hastanelerindeki satın alma stratejilerini 11 Aralık 2019 günü Ankara’da yapılan 5. Tıbbi Tedarik Kongresinde şöyle anlattı:

“İyi niyetle her birimizin şu soruyu kendisine sorması gerektiğini düşünüyorum: Bir medikal firma için çok satış yapmak birinci öncelik mi olmalı, sattığımız ürünlerin döviz risklerini hesaba katıyor muyuz, vade risklerini hesaba katıyor muyuz?

Satış yapayım da nasıl yaparsam yapayım mantığıyla hareket edilmesinin ne kadar doğru olduğunu düşünüyoruz; paranın maliyetini hesaba katıyor muyuz, yerine koyma maliyetini tedarik süreci içinde hesaba katıyor muyuz?

Satın alma Profesyonel Bir İş

Gerçek kazancımızı net hesap etme noktasında, eleştirel bir yaklaşım yok, artık medikal şirketin profesyonel yöneticiler tarafından işletilmesi gerektiğini düşünüyorum. Satın alma ile alakalı olarak bence önüne gelenin satın almacı olmaması gerekiyor. Türkiye’deki tüm satın alma liderlerini Türkiye Satın alma ve tedarik Yönetimi Meslek Odası Derneği (TÜSMOD) çatısı altında bir araya getirdik; yeni kurulduk ve hızlı büyüyoruz.

Maliyetleri Göz Önünde Tutıyorum

Sağlık sektöründe finansman maliyetleri gerçekten çok yüksek… Özel sektörde bizden ödeme alan şirket soluğu bankada alıyor ve o verdiği çeklerle kredi çekiyor. Şirketin büyüklüğüne göre öz sermayenin büyüklüğüne göre değişiyor ama yüzde 8’i ile yüzde 10’u arasında bir para direkt bankalara gidiyor.

Ben mümkün olduğunca maliyetleri göz önünde bulunduruyorum ve yalın yönetim uygulamalarıyla, birebir iletişimle çalışıyorum. Ama %15 yerli milli olan ürünlerin SGK’da geri ödemesinde eğer daha yüksek bir ödeme tercih edilirse, bu benim şahsi fikrimdir, bu noktada yerli ürünlerin daha fazla tercih edilebileceğini düşünüyorum.

Sadece Fiyat Odaklı Olmamalıyız

Satın alma sorumluları açısından da, sadece fiyat odaklı olmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Zira düşük maliyetle aldığımız bir ürünün daha yüksek maliyetlerle totalde size geri dönüş yapabileceğini, verdiğiniz paranın tam karşılığının alınması noktasında hareket edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bizler çözüm ortağıyız. Aynı gemide yol alıyoruz. Birbirimizi eleştirmeyi bir kenara bırakıp, bu ülke için daha iyi neler yapmamız gerektiğine odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum. Önerim şu ki: Ülkemizde daha ucuz, daha hızlı, daha esnek ve daha kaliteli ürünlerin yapılması imkanına sahibiz. Gerçekten son bir yıldan beri Türkiye’de yerli üretim yapan birçok tesisi dolaştım. Avrupa’da da birçok tesisi dolaştım. Biz iyiyiz. Bu noktada sizlere tavsiyem şu ki, kimse üretmeden daha hızlı üretmek durumundayız, kimse bizden daha ucuza üretmemek durumunda. Bu noktada teknolojiyimuhakkak iyi kullanmamız gerekiyor.

İstisnai Alımlar

İstisnai alımlar başlığına gelecek olursak; strateji sadece fiyat indirimli hedefli müzakerelerden oluşmamalı, farklı tedarikçi kategorileri için farklı stratejiler oluşturulmalı, aynı zamanda fırsat maliyeti gibi, aynı zamanda riskin de tanımlanması gerektiğini düşünüyorum. Maliyet açısından düşük ürün gamlarının tercih edilmesinin aslında belirli riskleri de beraberinde getireceğini burada ifade etmek istiyorum. Tedarikçilerin ürün kategorileri ve alım tutarlarının mal piyasasını da dikkate alması gerektiğini, aynı zamanda değer zincirleri ve risk konularının da sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.

Satın Almacının İşi Gerçekten Zor

Bu, özel sektör için de geçerli, kamu sektörü için de geçerli. Sizler bir ürünü satıyorsunuz ama biz binlerce ürün alıyoruz. Ben akşama kadar temizlik, kırtasiye yanı sıra tıbbi malzeme sektörü ve hastane servis hizmetleri ile alakalı alımlarla uğraşıyorum. Kurumumu temsil ediyorum. Bu yönüyle sözleşme yönetimi, malzeme yönetimi, tedarikçi yönetimi gibi başlıklarla uğraşıyorum.

Medipol Olarak Merkezi Alımlar Yapıyoruz

Hastanemizin tamamında talepler, tek bir merkezi satın alma organizasyonunda toplanıyor, biz tedarikçilerimizi davet ediyoruz, 1 yıllık, 3 yıllık ve 6 aylık fiyatlar istiyoruz. Malın muhteviyatına göre ve bu sayede tüm hastanelerimizde aynı ürün gamının kullanılmasını sağlıyoruz. Medipol kalite standardının oluşmasına yönelik katkıda bulunuyoruz.

12 Hastane ve 4 Satın Almacı

12 tane hastanenin satın almasını sadece 4 satın alma yöneticisiyle takip ediyorum. Bir sistemimiz var, altyapımız sağlam, gerekirse uzun süreli çalışmalar yapacak olduğumuz tedarikçilerimizle oluşturduğumuz sistemi paylaşıyoruz. Tedarik zincirinde görünebilirlik ve izlenebilirlik, gerçek zamanlı anlaşmalar, son dönemdeki takip ettiğimiz konu başlıkları.

Kişisel ve Yalın Üretim

Üretici firmalara, kişisel ve yalın üretime odaklanmalarını öneriyorum. Kişiye özel ürünler üretirlerse eğer karlılıklarının daha fazla olacağını düşünüyorum. Alımlar mı fiyatları belirler, fiyatlar mı alımları belirler. Özel sektör olarak, paramızın tam karşılığı olan ürünleri tercih ediyoruz. Ucuz ürünler yerine paramızın karşılığı olan ürünleri tercih ediyoruz.”

Özel Hastaneler SGK’ya Bağımlı Olarak Hayatta!

“Özel hastaneler olarak, SGK ve dolayısıyla SUT bağımlılığımız gittikçe arttı. Kısmî anlaşmalı kurumlarımızı da düşündüğümüz zaman kamu sigortacılığı ile çalışmayan özel sağlık hizmeti sunucusu yok”

“Hastanelerimizin çoğunun birikmiş kıdem borçları ve potansiyel riskleri nedeniyle satışı veya tasfiyesi oldukça zorlaştı”

“Birçok hizmet sunucusu tamamlayıcı sağlık sigortası (TSS) kapsamında hizmet vermemeye başladı. TSS konusunda, sigorta kuruluşları kendilerine SUT eksenli bir politika belirlediler ve dolayısıyla gerileme yaşandı”

TOBB Türkiye Sağlık Kurumları Meclis Başkanı Dr. Seyit Karaca, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

Seyit Karaca

Özel sağlık hizmeti sunucularında, SUT fiyatlarının arttırılmamasının yarattığı sorunlar nelerdir ve bu durum sizce fark uygulamasını nasıl etkilemektedir?

Teknoloji yoğun olduğu kadar emek yoğun bir sektör olarak sağlık hizmet sunucuları hem cari sürdürülebilirlik hem de yenileme yatırımları açısından mali dengelerini çok dikkatle yürütmek ve gözetmek zorundalar. Kamu sigortacılığına hizmet vermeye başladığımız 2005’li yıllardan bu yana, SGK ve dolayısıyla SUT bağımlılığımız gittikçe artmıştır. Kısmî anlaşmalı kurumlarımızı da düşündüğümüz zaman kamu sigortacılığı ile çalışmayan özel sağlık hizmeti sunucusu yoktur. Çok düşük SUT fiyatlarıyla da olsa, başladığımız hizmet başı ödeme sisteminden çoğu pakete giren ödeme sistemine dönüldüğü, hastadan alınan fark ücretleri konusunda sınırlamaların olmadığı bir dönemden %30, %30-90 ve %200 sınırlamalarının getirildiği, fark alınamayan hizmet alanlarının sürekli genişletildiği bir süreçte hastanelerin çoğu mali sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştır. Hastanelerimizin çoğunun birikmiş kıdem borçları ve potansiyel riskleri nedeniyle satış veya tasfiye de oldukça zorlaşmıştır. Fark uygulaması konusunda hizmet sunucuların bulunduğu lokasyonda rekabet şartları nedeniyle farklı uygulamalardan söz etmek mümkünse de, sektörün geneli fark ücreti almadan hizmet vermenin mümkün olmadığı bilincine ulaşmıştır.

Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatlarının bir geri ödeme tutarı olduğu dikkate alındığında, SUT yerine kamu fiyat tarifesi esas alınarak ve bundan belli bir indirim oranı uygulanmak suretiyle SGK geri ödeme tutarlarının belirlenmesi önerisi hakkında düşünceleriniz nedir?

Bu, zaman zaman bizlerin de önerisi olan bir konu. Gerçek maliyetlerle tespit edilerek ilan edilecek bir “kamu fiyat tarifesi” sonrasında SGK da kendi açısından bir değerlendirme yaparak, gerekirse bu tarifeden iskontolu bir hizmet alımını öngörmesi ve sağlık hizmet sunucuları da buna göre anlaşma yapıp yapmama kararı vermeleri önerisinde hep bulunmuşuzdur. Ancak henüz kabul görmüş bir yaklaşım değil. Reel maliyet unsurlarının dikkate alınacağı bir hesaplama ile oluşturulacak hizmet fiyat tarifesi ve bunun üzerine kurgulanacak SGK hizmet alım sözleşmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Sizce fark uygulamasında, belirlenen kurallara uyuluyor mu? Bu yönde alınması gereken tedbirler olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu soruya vereceğim cevap biraz politik olacak ister istemez. Bunun nedeni de şu ki; üzerimize giydirilen SUT’a bağlı ödeme sistemi gömleğinin ilk düğmesini yanlış iliklemek ve sonrasında da düzeltme adına doğru hamleler yapmamaya bağlı olarak her kurum kendi kuralları çerçevesinde uygulamalar geliştirmek zorunda kalmıştır. Zira gömlek hem yamuk durmakta hem de gittikçe daralıp sistem aktörlerini boğar hale gelmiştir. Sanırım yeterince açıklayıcı olmuştur.

Genel Sağlık Sigortasının (GSS) 2006 yılındaki ilk versiyonunun uygulamaya alınması konusunda neler söylersiniz? (SGK geri ödeme tutarlarının kamu sağlık tesisleri maliyet fiyatlarından düşük belirlenmemek şartıyla, SGK ile idari ve mali anlaşma yapanların hiç fark alamadığı, sadece mali anlaşma yapanların ise SUT fiyatının yüzde 70’ini alabildiği yasal düzenleme)

Mevcut şartlara göre hem bizler hem de kamu maliyesini yönetme açısından daha iyi bir model olacağını düşünüyorum. Ancak parantez içerisinde vurguladığınız şart bu desteğin olmazsa olmazı. Maliyetler konusunda mümkün olduğunca ortak bir dil ve yöntemle doğru bir tablo belirlenmelidir. Mevcut şartlarda kamu ve özellikle üniversite hastaneleri de önemli mali sorunlarla karşı karşıyadır. Biriken medikal sarf malzeme borçları ara ödemelerle, bütçe kaynakları zorlanarak kapatılsa bile, işleyen sistemde kısa sürede borçlar yeniden birikmektedir. Diğer yandan özel sağlık hizmet sunucuları ve üniversite hastaneleri de uygulanmayan kurallarla boğuşmaktadır. Dolayısıyla ilk versiyon düzenleme bize de yarar sağlayacaktır.

SGK, tamamlayıcı sağlık sigortası ve özel sigorta kapsamında hastanenizden hizmet alan hastalarınızın oranı yıllar içerisinde nasıl bir profil çiziyor? Mali sürdürülebilirlik ve geri ödeme şartları düşünüldüğünde hangi sigorta kapsamı sizin için daha tercih edilebilir durumda?

Kurumum ve sektörün geneli açısından SGK kapsamlı hastalar başı çekerken, tamamlayıcı sağlık sigortası hastaları giderek artış eğilimindeydi. Özel sigorta hastalarımız ikinci sıradayken, zamanla tamamlayıcı sağlık sigortaları ile ilgili olarak sigorta kuruluşları kendilerine SUT eksenli bir politika belirlemeleri nedeniyle gerileme yaşandığını söyleyebilirim. Bu aynı zamanda doğması ve gelişimi için gayret ettiğim bir alan olarak geldiği nokta itibariyle üzüldüğüm bir durum. Zira bu politikayla gelişememe riski ile karşı karşıya. Birçok hizmet sunucusu tamamlayıcı sağlık sigortası kapsamında hizmet vermemeye başladı.

2020’de Yüzde 10 Büyümeyi Hedefliyoruz!

2019’u 100 milyon euro ciro ile kapattık. 2020’de yüzde 10 oranında büyümeyi hedefliyoruz. 20 ülkede, 250 kişilik ekibiyle hizmet veren ACENDIS, Çin Ve Suudi Arabistan’daki yeni yatırımları ve projeleriyle çalışan sayısını da yüzde 10 oranında artırmayı hedefliyor”

Türkiye, Ortadoğu, Avrupa, Türki Cumhuriyetler, Afrika ve Yakın Doğu’da anahtar teslim hastane projeleri gerçekleştiren ACENDIS, hastaneler için son teknoloji medikal cihazların temini, kurulumu, oryantasyonu, servis hizmeti ve periyodik eğitim programları ile bütüncül çözümler sunuyor

“Yaşam bilimleri ve sağlık hizmet sektörleri tamamen dönüşüme uğrayacak. Çünkü artık sağlık kültürü değişiyor. Sektörde varlığını devam ettirmek isteyen kurumların, dijital ve bilişsel teknolojilere bir an önce adapte olması, yenilikçi teknolojileri benimsemesi ve inovatif bakış açısı geliştirmesi gerekiyor

ACENDIS CEO’su Hasan Şahin ile yapılan röportajı yayımlıyoruz:

Hasan Şahin

ACENDIS’in çalışma sistemini kısaca anlatır mısınız?

ACENDIS, 1995 yılında anahtar teslim hastane projeleri gerçekleştirmek ve son teknoloji medikal cihazları sağlık sektörünün hizmetine sunmak için Almanya Hannover’de kuruldu. Türkiye yapılanmasını 1997 yılında İstanbul’da gerçekleştirdik. ACENDIS, dünyanın en önemli üreticileri ile 20 yıllık geçmişe dayanan ortak çalışmaları ile sağlık sektörünün çözüm ortağı olarak hizmet vermektedir.

Türkiye, Ortadoğu, Avrupa, Türki Cumhuriyetler, Afrika ve Yakın Doğu’da anahtar teslim hastane projeleri ile en son teknoloji medikal cihazların temin edilmesi, kurulumu, oryantasyonu, satış sonrası servis hizmeti ve periyodik eğitim programları ile bütüncül çözümler sunan ACENDIS`in felsefesi, müşteri memnuniyeti ve güvene dayanmaktadır.

Sağlık gibi hassas bir alanda çalışmanın bilinci ile, konusunda deneyimli ekibimiz, bir hastanenin A’dan Z’ye medikal projelendirmesinin yapılması, planlanması, yutdışından sağladığı finansman çözümleri, cihazların satın alınması, lojistiği, kurulum ve kullanıcı eğitimleri ile teknik servis desteğine kadar tüm sürecini müşteri memnuniyeti ve güven esaslı gerçekleştirmektedir.

Türkiye`nin en prestijli hastane projelerine imza atmış olan ACENDIS, en son yenilikleri sürekli takip etmekte ve bütün çözümleri ile birlikte sağlık sektörünün hizmetine sunmaktadır.

Al-Kindi Hospital

Hangi Ülkelerde Faaliyet Gösteriyorsunuz?

Türkiye dahil 20 ülkede aktif faaliyet gösteriyoruz. Türkiye’de Acıbadem’den Medicana ve Medicalpark Sağlık Grubuna kadar zincir hastanelerin birçoğu için proje gerçekleştirdik. Şirketimizin yurtdışı ayağını genişletiyoruz. Son olarak Çin Halk Cumhuriyeti’nde ve Suudi Arabistan’da şirket kurduk. Bu coğrafyalardaki iş fırsatlarıyla yakından ilgileniyoruz.

Amman’daki projemiz Al-Kindi Hospital bu yıl devreye girdi ve kendileri memnuniyetlerinin bir simgesi olarak teşekkür belgelerini ilettiler. ACENDIS ve Al-Kindi Hastanesi arasındaki ortak çalışma 2015 yılında başladı. Bu yıl hizmete giren Al-Kindi Hospital genel bir hastane olmasının yanında özellikle bariatric cerrahi alanında uzman bir hastane olma özelliğine sahip. 10 katlı ve 33.000 metrekarelik kapalı alan üzerinde kurulu olan Hastane, 140 hasta yatağı, 5 yoğun bakım ünitesi ve 9 ameliyathanesi ile hastalarına hizmet vermeye başladı. Bu projenin yatırım maliyeti 50 milyon dolar. Katar’ın başkenti Doha’da ise ilk Türk hastanesi olarak faaliyet gösteren Turkish Hospital’ı tamamladık.

Yeni hastane projelerinize ilişkin ilgi verir misiniz?

Türkiye genelindeki 26 hastanesi ile sağlıkta uluslararası standartları Türkiye’nin dört bir yanına ulaştıran Medical Park Sağlık Grubu yeni hastanesi Medical Park Pendik Hastanesi ile İstanbul Anadolu Yakasında hizmet vermeye başladık. 62 bin metrekare kapalı alanda kurulu hastane 63’ü yoğun bakım yatağı olmak üzere 400 yatak kapasiteli. Modern donanımlı 10 ameliyathanesi olan hastanede kardiyolojiden beyin ve sinir cerrahisine, kadın hastalıkları ve doğumdan inme merkezine kadar 57 branşta 100’ün üzerinde hekim hizmet vermekte., Sağlıkta uluslararası vizyona (Leading International Vision) sahip uzman kadrosu yenilikçi tıp teknolojilerini kullanarak 9 farklı poliklinikteki hizmetlerinde “LIV CONCEPT” anlayışını sunuyor. ACENDIS olarak, medikal planlamadan, ürün tedarik ve kurulumuna ve personel eğitimine kadar çeşitli alanlarda Medical Park Pendik Hastanesi projesinde yer aldık.

Medicana Kadıköy İstanbul

Diğer bir yeni proje, Medicana Hastaneler Grubunun yeni hastanesi Özel Medicana Kadıköy İstanbul! 81 yatak kapasitesi, 40’ın üzerinde poliklinik ve muayene odası bulunan hastanede modern erişkin ve yeni doğan yoğun bakım üniteleri, ileri düzeyde teknolojiyle tasarlanmış ameliyathaneleri, konfor ve güvenliğin maksimum seviyede tutulduğu hasta ve hasta yakını odaları, tüm tanı ve teşhislerin yapılabileceği üst düzey radyolojik görüntüleme cihazları, engelli hasta odalarının yanı sıra izolasyon odaları da mevcut. Özel Medicana Kadıköy Hastanesi ameliyathanelerinin modüler ameliyathane konseptine sahip olması da bu hastaneyi diğer hastanelerden ileri bir noktaya taşıyor.

Güncel yurtdışı hedefleriniz neler?

Suudi Arabistan, Ortadoğu’nun en hızlı gelişen ülkelerinden biri… Suudi Arabistan’da anahtar teslim projeleri gerçekleştirmek üzere faaliyetlerimizi hızlandırdık. Bu sebeple, ülkede başarılı projelere imza atan İdeal iDea firmasıyla bir ortaklık kurduk. Bu ortaklıkla, 20 yılı aşkın tecrübemiz ve uzmanlığımızla Ortadoğu’nun en güçlü sağlık sektörüne sahip ülkelerinden biri olan Suudi Arabistan’daki yerel hastane şirketlerini desteklemeyi amaçlıyoruz.

2020 Hedefleriniz neler?

Grup olarak 2019’u 100 milyon euro ciro ile kapattık. 2020’de de yüzde 10 oranında büyümeyi hedefliyoruz. 20 ülkede, 250 kişilik ekiple hizmet veren Grubumuzun Çin ve Suudi Arabistan’daki yeni yatırımları ve projeleriyle çalışan sayısını da yüzde 10 artırmayı hedefliyoruz. Sağlık sektörü bir dönüşüm sürecinde… Önümüzdeki dönemde; bugünkü yaşam bilimleri ve sağlık hizmet sektörleri tamamen dönüşüme uğrayacaktır. Çünkü artık sağlık kültürü değişiyor. Dijital teknolojiler, yaşam bilimleri alanında yaşanan gelişmeler, giyilebilir cihazlar ve bütünleşmiş bakım teknikleri hayatımızda. Sektörde sürdürülebilir şekilde varlığını devam ettirmek isteyen kurumların, dijital ve bilişsel teknolojilere bir an önce adapte olması, yenilikçi teknolojileri benimsemesi ve inovatif bir bakış açısı geliştirmesi gerekiyor. ACENDIS olarak biz de, dünyada birbirinden prestijli hastane projelerine imza attık. En son yenilikleri sürekli takip etmekte ve bütün çözümleri ile birlikte sağlık sektörünün hizmetine sunmaya devam ediyoruz.

Tıbbi Cihazlar da Sağlık Markete Girecek!

“2020 yılında yeni ilaç ve özellikli tıbbi sarf malzemelerin sürece dahil edilmesi planlanmaktadır. Tıbbi cihazların da sağlık market kapsamına alınması süreci devam ediyor”

Prof. Dr. Hilmi Ataseven

Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Prof. Dr. Hilmi Ataseven, etkin kaliteli ve kesintisiz sağlık hizmetinde kaynakların verimli kullanılması için tedarik yönetiminin önemini vurguladı. Prof. Dr. Hilmi Ataseven 11 Aralık 2019 günü Ankara’da yapılan 5. Tıbbi Tedarik Kongresinde yaptığı konuşmada şunları kaydetti:

“Bakanlığımız ile DMO arasında imzalanan tedarik iş birliği protokolü ile fiyat farklılıklarını ortadan kaldırmak ve standardizasyonu sağlamak ve tedarik süreçlerini sadeleştirerek zaman ve iş gücü tasarrufu sağlamak, yerli ürün tedariğini teşvik etmek ile ilaç ve tıbbi cihazlara erişim kolaylığı sağlamak, elektronik açık ihaleler ile alımları gerçekleştirmek amaçlanmaktadır. Bu proje kapsamında sağlık tesislerimizin ihtiyaçlarına yönelik olarak 94 kalem temel tıbbi sarf malzeme ve koklear implant alımı gerçekleştirmiş olup ilaç alımı kapsamında 14 kalem nükleer tıp ürünü temin edilmiştir. 2020 yılında yeni ilaç ve özellikli tıbbi sarf malzemelerin sürece dahil edilmesi planlanmaktadır. İlaç ve sarf malzemeler dışında tıbbi cihazların da sağlık market çalışması kapsamına alınması süreci devam etmektedir.”