SEİS Kamu Garantili Satın Alma Yöntemini Öneriyor!

“Kamu garantili satın alma yöntemi, üretimin planlanabilmesi ve sürdürülebilirliği için çok kıymetli bir satın alma yöntemi olabilir”

“Sağlık marketle ilgili bir önerim var; satın alım yapılacak 5 firmaya yıllık herhangi periyodlarda malzeme alacağınızın planını verirseniz onlar da ona göre tedariğini planlar”

Metin Demir

Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası (SEİS) Başkanı Metin Demir, 11 Aralık 2019 günü Ankara’da yapılan 5. Tıbbi Tedarik Kongresinde yaptığı konuşmada, alternatif satın alma yöntemine ilişkin şunları kaydetti:

“Alternatif satın alma yöntemine neden ihtiyaç duyuyoruz? Demek ki bir temin sorunu var; yani parasını ödediğimiz zaman dünyada herhangi bir mala erişememe şansımız var mı? Yok, kesinlikle erişebiliriz. Demek ki burada başka bir sıkıntı var ki bizi alternatif satın alma yöntemlerini araştırmaya itiyor.

Sağlık sektöründeki finansal sürdürülebilirlik sorunu her adımda önümüze bir engel olarak çıkıyor. Bunu çözmeden hiçbir şeyi çözemiyoruz. Yaklaşık 150 milyarlık sağlık sektörü bütçesi var. Bunun yaklaşık 15 milyar civarı tıbbi cihaz, 35 milyar civarı ilaç sektörü. İlaç sektöründe sadece kamuya satılan bölümünde sorun var. Eczane ile perakende satılan bölümde bir sorun yok, temin sorunu da yok, ödeme sorunu da yok.

Sorunumuz 5-6 Milyar!

Burada sorunlu olan alan, aslında 5-6 milyarlık bir rakam! 5-6 milyar, toplam bütçenin yüzde 10’u bile değil! Bu 5-6 milyarı ödüyoruz aslında… Bunu öne alsak, 5-6 milyarı önceden planlayabilsek ödemesini belki de daha fazla tasarruf sağlayacağız. Hayal ediyorum şöyle, bir ya da 30 günde ödüyoruz denilse ve inanın gerçekten ilaç ve tıbbi cihazda diğer malzeme alımlarında da en az yüzde 10 tasarruf ederiz. 150 milyarı yüzde 10 artırıp 165 milyara çıkarmayı belki başaramayabiliriz ama 150 milyarı yüzde 10 aşağı çekebiliriz. Bu demek ki belki de biz bu bütçeye sığarız! Finansı doğru yönetebilirsek, bu özel sektörde de aynı kamuda da aynı, biz üretim yaparken hammadde almaya gittiğimizde ilk soru ‘peşin mi ödeyeceksin?’ ‘vadeli ödeyeceksen kaç ayda ödeyeceksin?’ Bunu 8-9 ayda ödeyeceğiz dersek teminat mektubu istiyor. Demek ki sizde bir sıkıntı var diyor.

Kamu Garantili Satın Alma Yöntemi

Ödeme, satın almayı belirliyor, fiyatı da o belirliyor. Biz bunu çözmeden bütün alternatif satın alma yöntemlerinde sıkıntı yaşarız.

Kamu garantili satın alma yöntemini de uzun zamandır söylüyoruz, özellikle üreticilerimiz için bu çok ciddi… Sürdürülebilirliği için, üretimini planlayabilmesi için çok kıymetli bir satın alma yöntemi olabilir. Yüzde 15’lik yerli malını teşvikten daha çok kamu garantili satın alma bize fayda sağlar. Veya yerli malını kullanan kamu kurumuna genel bütçeden yüzde 5 teşvik verilse yüzde 15 yerli malına verilecek teşvikten daha iyi!

Hatta yerli malını kullanan kamu kurumlarına Hazine’den yüzde 5 destek versinler o daha fazla yerli malına teşvik olur diye düşünüyorum. 2023 ihracat hedefimiz 226 milyar biliyorsunuz; biz tıbbi cihaz sektörü olarak bunun yüzde 1’ini yapacağımıza inanıyoruz. Ancak finansal durumumuzu çözersek ihracatımıza da kaynak aktarılacak ve ülkeye fayda sağlayacağız diye düşünüyorum. Yerlilik oranımızı da ölçülebilir oranda yüzde 20’ye getirebiliriz.

Sağlık Markette Satın Alma Planı Belirlenmeli

Doğru zamanda doğru ödememizi alırsak bugün ithal ettiğiniz birçok şeyi üretebiliriz. Fakat üreticimizin gözündeki ışığın feri söndüğü için, heyecanı azaldığı için yeni bir şeyler yapma heyecanı yok. Sektöre pozitif enerji vermeniz lazım. Umut vermeniz lazım.

Sağlık marketle ilgili bir önerim olsun; orada ilk firma olarak çerçeve anlaşmasına girdikten sonra satın alım yapılacak 5 firmaya yıllık herhangi periyodlarda bu malzemeyi alacağınızın planını verirseniz onlar da ona göre tedariğini planlar… Kısa tekliflerle o zaman daha heyecanlı daha teşvikli olur. Çünkü orada karşılıklı anlaşma olmazsa o sürecin malzeme temininde yine sıkıntı yaşayabilir. Çünkü kısa zamanlı teslimatlar var.”

Sağlık Market Hakkında Kısa Bilgi

“Çerçeve anlaşmaların süresi 1 yıldır. Bu 1 yıl içerisinde de ürünlerin tavan fiyatları güncellenir; Tavan fiyatlar ekonomik girdi ve maliyetler dikkate alınarak belli aralıklarla değiştirilmektedir”

DMO Genel Müdür Yardımcısı İsmet Keskin, 11 Aralık 2019 günü Ankara’da yapılan 5. Tıbbi Tedarik Kongresinde yaptığı konuşmada, sağlık market uygulaması ile yaklaşık 880 kamu hastanesinin ihtiyacı olan ilaç ve tıbbi malzemelerin DMO üzerinden tedarik edilmesine olanak sağlandığını ifade etti. Sağlık Market’in gerek alışılmış olan çerçeve anlaşma tarzı, gerek ihale süresi yönetimi, gerekse ödeme yönetimi açısından daha dinamik bir yapıya sahip olduğunu söyleyen Keskin, Tıbbi Tedarik Kongresinde şunları anlattı:

“Örneğin, Sağlık Market kapsamında, sizlerle imzaladığımız çerçeve anlaşmaların süreleri, anlaşma imzalayan firmalarımızın da sizlere iletebileceği gibi 1 yıldır. Bu bir yıl içerisinde de ürünlerin tavan fiyatlarının güncellenmesi söz konusudur. Bu tavan fiyatlar ekonomik girdi ve maliyetler dikkate alınarak belli aralıklarla değiştirilmekte ve çerçeve anlaşması bulunan tüm firmaların ürünlerine artış/azalışlar yansıtılmaktadır. Burada sadece SUT fiyatı olan nitelikli tıbbi malzemeler (koklear implant, vagal sinir stimülasyon terapi sistemi) ve kamu ödenen fiyatı olan ilaçlarda sadece güncelleme yapılmaktadır. Tavan fiyatının değişmesi durumunda tedarikçinin talepte bulunması halinde söz konusu ürünün yayınını durdurabilmekteyiz. Bu durumda firmalarımızın anlaşmasında bulunan kurallar dahilinde yapılacak elektronik ihalelere teklif verme zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu anlaşmalar sanıldığı gibi tek fiyat üzerinden yapılan uzun süreli anlaşmalar değildir. Yine, mevcut Katalog uygulamalarımızdaki yapıya benzer nitelikte, tedarikçinin istediği zaman ürün ekleyebileceği veya çıkarabileceği bir sistem tasarladığımızı da eklemek isterim.

Başvuru Süreci

Sağlık Market tıbbi malzemelere ilişkin çerçeve anlaşmalara başvuru iki aşamadan oluşmaktadır. Bunlardan ilki olan teknik uygunluk değerlendirmesi başvuruları online olarak Sağlık Market Modülü ‘Teknik Uygunluk Değerlendirmesi Yeni Numune Başvurusu’ ekranında ürünlere ait bilgilerin girişi yapılarak gerçekleşmektedir. Firmalar, başvurdukları ürünleri için temel sarflara ilişkin 100 TL’lik, nitelikli tıbbi malzemelere ilişkin 300 TL’lik başvuru bedelini ödeyerek söz konusu ürünlerini DMO’ya teslim etmektedir. Teslim edilen ürünlerin, Sağlık Bakanlığı ve DMO tarafından belirlenmiş personelce teknik şartnamesinde belirtilen hususlara göre uygunluk muayenesi gerçekleştirilmektedir.

Teknik uygunluk değerlendirmesi olumlu sonuçlanan ürünlerle, ikinci aşama olan çerçeve anlaşma başvurusu yine online olarak Sağlık Market Modülü ‘Çerçeve Anlaşma Başvurusu’ ekranında istenilen evrakların sisteme yüklenmesiyle devam etmektedir. Yüklenen evrakların yetkili personelce kontrolünün ardından, anlaşmaya ilişkin kurum içi prosedürler tamamlanarak firmalar çerçeve anlaşmaya davet edilmektedir.

Beşeri Tıbbi Ürünlerin Başvurusu

Beşeri tıbbi ürünler için ise teknik uygunluk değerlendirmesi bulunmamakta olup, 300 TL’lik başvuru bedelini yatırarak yine aynı prosedür izlenmek suretiyle çerçeve anlaşma başvurusu yapılmaktadır.

Sağlık Market uygulamasının yürütüldüğü her adımda; mevcut katalog sistemimize göre hem daha az evrakla başvuru süreci yürütülmekte hem de tüm süreci online olarak sürdürmekteyiz. Biz bu sistemi anlatırken hep aynı şeyi söylüyoruz; sadece bir bilgisayar vasıtasıyla temel sarflar için 81 il için ayrı ayrı ve ürün bazlı sık sık yapılacak olan elektronik ihalelere rahatça katılım sağlayabiliyorsunuz. Koklear implantı tek tuşla doğrudan sipariş ederek alabiliyor, nükleer tıp ürünlerinde ise bilgisayarınızın başında önceden belirlenmiş dağıtım listelerine göre fiyat teklifinizi verebiliyorsunuz. Aynı şekilde sağlık tesislerimizde görevli arkadaşlarımız da tek tuşla talebini girip yönetebiliyor ve kendisine teslim edilen ürünün yine bilgisayar başında teslim alma işlemini gerçekleştirebiliyor.”

Sağlık Markette Hangi Ürünler Yer Alıyor?

Sağlık Market kapsamında tedarik edilecek ürünlerin belirlenmesi amacıyla komisyon oluşturuldu. Kamu Hastaneleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hasan Arslan’ın verdiği bilgilere göre; Komisyonun değerlendirme kriterlerinde; bedeli ödenenler listesi, temin zorlukları, hızlı tedarik ihtiyacı, tesise sağlayacağı iş yükü faydası ve bütçe durumu yer alıyor.

Sağlık Bakanlığı ile DMO arasında tedarik iş birliği çalışmaları kapsamında imzalanan protokolde şöyle bir yol izleniyor:

  • Sık tüketilen ve tüm sağlık tesislerinde kullanılan tıbbi sarf malzemeler (EK 3/B),
  • Temininde güçlük yaşanan ilaç ve tıbbi malzemeler,
  • Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) ekinde yer alan birim fiyatların ve
  • Kamu ödenen/ depocu fiyatı üstünde firma teklifleri sebebiyle alınamayan ilaç ve tıbbi malzemeler ile İl Sağlık Müdürlükleri bağlı sağlık tesisleri ve ilgili üretici/ithalatçı/bayiler tarafından gelen talepler değerlendiriliyor.

Başarılı ve Sürdürülebilir Sağlık Hizmeti İçin: Tedarik Zinciri

Prof. Dr. Necdet Ünüvar

11 Aralık 2019 günü Ankara’da yapılan 5. Tıbbi Tedarik Kongresinde konuşan Cumhurbaşkanlığı Sağlık ve Gıda Politikaları Kurul Üyesi Prof. Dr. Necdet Ünüvar ise, “Tedarik zincirini konuşurken sağlık sisteminin getirdiği yoğun hasta trafiği, malpraktis, yaşam süresinin uzaması, sağlıktan beklentilerin artması gibi konular maliyet unsuru olarak çıkıyor. Hizmeti verebileceğimiz en kaliteli, etkin ve ucuz hizmeti optimum şartlarda sunmak gerekiyor” dedi.

İlaç, tıbbi cihaz ve sağlık hizmet sektöründe fırsatların iyi değerlendirmek gerektiğin ifade eden Ünüvar, başarılı ve sürdürülebilir sağlık hizmeti için tedarik zincirinin sağlanması gerektiğini vurguladı.

1.5 Milyon Kişi TSS Kapsamında Olacak

“Tamamlayıcı sağlık sigortası 5 yıl gibi kısa bir sürede 1.2 milyon kişiye ulaştı. Bu rakamın 2020 yılında 1.5 milyona ulaşmasını bekliyoruz. Bunu sürdürülebilir bir uygulama olarak değerlendiriyoruz”

“Tamamlayıcı sağlık sigortası sayesinde SGK anlaşmalı özel hastane sayısı ve bu özel hastanelerin kalitesi her geçen gün arttığı için nüfusun çok daha büyük bir bölümü özel sağlık hizmetine ulaşabiliyor”

AXA Sigorta Satış ve Pazarlama Başkan Yardımcısı ve İcra Kurulu Üyesi Firuzan İşcan, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

Firuzan İşcan

Tamamlayıcı sağlık sigortası (TSS) hizmeti sunuyor musunuz?

AXA olarak müşterilerimizin hayatlarının her anında güvenebilecekleri çözüm ortağı olmak öncelikli misyonumuz. Bu anlamda tüm ihtiyaçlarına cevap verecek, hayallerini gerçekleştirirken onları destekleyecek çeşitlilikte ürünler sunmak için çalışıyoruz. Tamamlayıcı Sağlık Sigortası ürünümüz de bunlardan biri.

Türkiye’de sağlık sisteminde yapılan reform ile hayatımıza “aile hekimliği” kavramının girmesinin hemen ardından sektöre sunduğumuz bu ürün, özel sağlık sigortasını farklı sebeplerle tercih etmeyenlerin de özel hastanelerde sağlık hizmeti almasını kolaylaştırdı. 2014 yılında hayatımıza giren bir ürün olmasına karşılık sektörün lokomotiflerinden biri diyebiliriz.

Katılım oranlarına ilişkin bilgi verebilir misiniz? Müşterileriniz açısından TSS, tercih edilen – cazip bir ürün mü?

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası ürünleri, uygun fiyatları sayesinde özel sağlık sigortalarına erişimi olmayan veya tercih etmeyen müşterilerimiz tarafından tercih edilen bir ürün. Ayakta tedavilerde devlet katkı payı dışında katılım payının olmaması, yaratarak tedavilerde katılım payı olmadan limitsiz hizmet alma imkânı bu ürünün tercih edilmesinde önemli bir role sahip.

TSS size göre sürdürülebilir bir uygulama mı?

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası 5 yıl gibi kısa bir sürede 1.2 milyon kişiye ulaştı. Bu rakamın 2020 yılında 1.5 milyona ulaşmasını bekliyoruz. SGK’lı olan herkesin Tamamlayıcı Sağlık Sigortası ürünü açısından önemli bir potansiyeli var. Bu açıdan sürdürülebilir bir uygulama olarak değerlendiriyoruz.

Genel Sağlık Sigortasının (GSS) sürdürülebilirliği düşünüldüğünde TSS’nin önemine ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Genel Sağlık Sigortası, bağlı olduğu sosyal güvenlik kurumundan bağımsız olarak herkesin sağlık hizmetlerine eşit bir şekilde erişmesini sağlayan bir sistem. Tamamlayıcı Sağlık Sigortası ise GSS’yi tamamlayan bir yapı. Zaten tam da bu sebeple herkesin uygun fiyatlarla sahip olabildiği bir ürün… Tamamlayıcı Sağlık Sigortası sayesinde SGK anlaşmalı özel hastane sayısı ve bu özel hastanelerin kalitesi her geçen gün arttığı için nüfusun çok daha büyük bir bölümü özel sağlık hizmetine ulaşabiliyor.

Katılım payının TSS kapsamına alınması konusundaki düşünceleriniz nasıl?

Ücretin tek ve minimumda olmasından dolayı işlevsel açıdan bir sakınca görmüyoruz.

Sağlık harcamalarının sürdürülebilirliği göz önünde tutulduğunda, cepten ödemelerin ikinci sigorta güvencesine kavuşturulması hakkında neler söylersiniz?

Gelişen teknolojiye bağlı olarak kaliteli sağlık hizmetleri ekonomik açıdan herkesin ulaşabileceği bir seçenek olmaktan uzak. Tam da bu sebeple cepten ödemelerin sigorta güvencesine alınması çok değerli çünkü sigortalılara beklenmedik sağlık riskleri için de giderler konusunda kaygı duymadan özel hastaneleri seçme imkânı veriyor.

TSS uygulamalarında dünyadaki iyi uygulama örnekleri sizce hangileridir? Nedenleriyle kısaca anlatır mısınız?

Dünyanın farklı ülkelerindeki özel sağlık sigortası uygulamalarına baktığımızda bu ürünlerin genelde devlet tarafından karşılanmayan sağlık masraflarına yönelik teminat sağladığını görüyoruz. Örneğin Fransa’da devlet sağlık giderlerini büyük ölçüde karşılarken, diş tedavileri, özel oda ve refakatçi gibi giderleri karşılamıyor. Bireyler de bu tarz teminatları özel sağlık sigortaları ile güvence altına almayı tercih ediyor. Türkiye’de uygulanan Tamamlayıcı Sağlık Sigortası yapısı ise biraz farklı… Örneğin devlet ve üniversite hastanelerinde tüm masraflar devlet tarafından karşılanıyor. SGK ile anlaşması olan özel hastanelerde ise hastalardan fark ücreti talep ediliyor; TSS de bu fark ücretlerini karşılıyor.

TSS uygulamasının GSS ve vatandaş açısından katkıları ve olası tehditleri nelerdir?

Uygulama SGK anlaşmalı ve kaliteli özel hastane sayısının artmasına paralel olarak uygun fiyatlarla çok daha fazla kişinin kaliteli sağlık hizmetine olanak sağlıyor. Devlet desteği ve teşviki ile nüfusun çok daha fazla kesimine ulaşılabilir, böylece devletin üstündeki sosyal güvenlik yükü paylaşılabilir. TSS ile uzun vadeli stratejinin devlet ve sigorta şirketlerince belirlenmesi gerekir.  

1990’lardan 2020’lere “Tamamlayıcı Sağlık Sigortası”

Prof. Dr. S. Haluk Özsarı

“Şehir hastaneleri ve üniversite hastanelerinden hem özel sektörün, hem kamunun, hem de vatandaşın en yüksek faydayı sağlayabilmesi için bu hastanelerde hizmet farklılaşmasına gidilmeli ve TSS ile entegrasyon sağlanmalı”

“Fransa örneğinde olduğu gibi, ödeme gücü olmayanların TSS primlerinin yaş/risk gibi kriterlerle aşamalandırıp devlet tarafından ödenmesi sağlanırsa, en fazla 3 yılda tüm vatandaşlara uygulanabilir bir model kurulabilir”

Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. S. Haluk Özsarı

Tüm dünyada kabul edilen bir gerçek vardır; finansmanı vergi veya primle sağlansın, hiçbir sosyal güvenlik sistemi bireylerin tüm sağlık risklerini karşılayamaz. Bireylerin sağlık risklerinin karşılanamadığı bu durumlarda oluşan hizmet veya fiyat farkı; kişilerin cepten sağlık harcamasıyla veya sigorta sistemiyle karşılanır. İşte, kamu sağlık sigortacılığı üzerine yapılan bu sigortacılık modeli, yani kamu sigortasının karşıladığı sağlık hizmetinin para veya hizmet olarak üstündeki bölümün karşılanması “Tamamlayıcı Sağlık Sigortası” (TSS) dır.

Kıta Avrupasında yaygın olan (TSS) sağlık harcamalarını yönetmede iki taraflı işlev görür; bunların ilki toplam sağlık harcamaları içindeki kamu harcamalarının ikincisi ise özel sağlık harcamalarının yani cepten sağlık sağlık harcamalarının yönetilmesi ile ilgilidir.

TSS’ninTürkiye Öyküsü

Ülkemizdeki sürece baktığımızda bazı köşe taşlarını hatırlamakta yarar olacaktır;

TSS kavramı, 1990’lı yıllarda, kamuoyu ile paylaşılan ve sağlık reformu olarak bilinen hazırlıkların tamamında vardı. Genel Sağlık Sigortasında “Teminat paketi dışında ek hizmet almak isteyenler” şeklinde yapılan tanım, Mayıs 1996’da, Sağlık Finansman Kurumu Kuruluş ve İşleyişi Yasa Tasarısı 20. maddesinde yer almış, gerekçesinde ise, “Kişilerin istekleri halinde kendi olanakları ile teminat paketi dışında ek hizmet de alabilecekleri ve özel sigortacılığın gelişmesine imkan sağlamak üzere, özel sigortacılık hizmetlerinden yararlanabilme haklarının saklı tutulduğu” yazmaktaydı. 2000’li yıllara gelindiğinde ise Haziran 2004’de yayınlanan Beyaz Kitap Sosyal Güvenlik Sisteminde Reform Önerisi’nde “…ölçütlere uyan sağlık kurumları ile anlaşma yapılacak, belirlenen fiyatın üstünde hizmet sunulması halinde aradaki farkın kişilerce veya tamamlayıcı sigorta niteliğindeki özel sigortalarca karşılanması olanağı getirilecektir…” ifadesi yer almıştı.

TBMM’de 17 Nisan 2008 tarihinde kabul edilen 5754 sayılı Yasa’nın 58.maddesi ile 2006’da yasalaşan 5510 sayılı Kanun’da yer almayan “Tamamlayıcı Sağlık Sigortası”; Sağlık Aile Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu görüşmelerinde dönemin Komisyon Başkanı Prof. Dr. Cevdet Erdöl’ün de içten desteğiyle, 98 inci maddesine yapılan ek ile; “Yıllık veya daha uzun süreli tamamlayıcı veya destekleyici özel sağlık sigortalarına ilişkin usûl ve esaslar Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uygun görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenir” mevzuat dayanağına kavuşmuştur.

Orta Vadeli Program 2011 Ekim ayında yayınlandığında, “tamamlayıcı emeklilik ve sağlık sigortası modellerinin geliştirileceği” konusunun yer aldığı görülmüştür,

28 Haziran 2012 tarih ve 2012/25 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Genelgesi ile Tamamlayıcı veya Destekleyici Sağlık Sigortası Uygulamalarına yönelik olarak; ilave ücret tutarları, otelcilik ücreti gibi hastadan alınabilecek tutarlar ve SGK tarafından ödenmeyen sağlık hizmetleri sigorta şirketleri tarafından ödenebileceği, sigorta şirketleri ile sağlık hizmet sunucuları arasında yapılan anlaşma koşulları doğrultusunda Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatı SGK’ya, SUT’un üzerinde kalan kısmı da sigorta şirketine fatura edilebileceği tanımlanmıştır.

2008 yılında Hazine Müsteşarlığına verilen Yönetmelik çıkarma yetkisi, 23.10.2013 tarih 28800 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği’nin 18. Maddesi ile kullanılmıştır.

Bu yasal sürece ek olarak, TSS konusunda; kurumsal temsiliyet taşımayan bir Gönüllü Çalışma Grubunun Çalışması ile Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü, Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği ile TÜSİAD ve OHSAD’ın değişik tarihlerde ilgili taraflarla yaptığı farklı ve kapsamlı Çalışmalar da bulunmaktadır.

2003’deki adlarıyla Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği ile Sağlık Kuruluşları Derneği Başkanları Cahit Nomer ve Mehmet Ali Aydınlar ile Genel Sekreterleri Bilgi Kongar ve Sedat Azak tarafından samimiyetle  desteklenen TSS Gönüllü Çalışma Grubunun 5 Aralık 2003 tarihinde kamuoyu ile paylaştığı Çalışma’ya göre; “…Genel Sağlık Sigortası‘nın temel teminat paketi üstüne dileyenlerin satınalabildiği, özel sağlık sigorta şirketlerince sunulan, hem risk paylaşımına hem de maliyet kontrolüne olumlu etkiler yapan, bir model…“TSS olarak ifade edilmektedir. Çalışmada, öncelikle Genel Sağlık Sigortası tarafından uygulanması beklenen Temel Teminat Paketi ile ilgili öneri ortaya konulmuş, bu paketin daha sonra “Tamamlayıcı Sağlık Sigortası” uygulamasına baz olması dikkate alınmıştır.

Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü 2004-2009 yılları arasında Tamamlayıcı Sigorta İhtisas Komitesi kurmuştur. Komitede; Hazine Müsteşarlığından Sigortacılık Genel Müdürlüğü ve Sigorta Denetleme Kurulu Başkanlığı, Sağlık ve Çalışma Sosyal Güvenlik (SGK) Bakanlıkları temsilcileri, Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği’ni temsilen sigorta şirketleri yetkilileri görev yapmışlardır. İhtisas Komitesi; önce TSS daha sonra Özel Sağlık Sigortası Yasa Tasarı Taslağı hazırlamış, Müsteşarlığın isteği doğrultusunda bu çalışmalar TSS ve Özel Sağlık Sigortası konusunda yönetmelik taslaklarına dönüştürülmüş, son olarak da TSS Genel Şartları hazırlanmıştır.

Günümüzde TSS

2000’li yılların ikinci çeyreğinden bu güne, Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği; doğrudan veya gerek SGK, gerek danışmanlık şirketleri ve gerekse Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) ile birlikte; araştırma, arama konferansı, komisyon, çalışma grubu, proje ve raporlar üretmiş, oluşan bu ürünleri sektörle paylaşmıştır. Bu kapsamda, 2004-2009 yıllarında Hazine Müsteşarlığı TSS İhtisas Komitesi Çalışmaları ve 2006-2008 yılları arasında SGK ile TSS Ortak Çalışma Grubu ve hem 2008 hem de 2012 yıllarında yapılan Sigorta Tutum ve Davranış Araştırmaları sıralanabilir. Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliğinin Çalışma Grubu Üyeleri; TSS konusunda seçenekli ayakta ve yatarak tedaviyi ayrı ayrı değerlendiren model ve ürün önerilerini ortaya konmuş, seçeneklerin aktüeryal dengesine yönelik hazırlıklar yapmıştır. Temmuz-Eylül 2008 tarihleri arasında yapılan ilk Araştırmada 3033 kişilik örneklemde; “Devlet tarafından sağlanan sağlık güvencesi yanında onu tamamlayan özel sağlık sigortasına da sahip olmalıyım” görüşüne katılanlar yüzde 56 iken, bu görüşe katılmayanlar yüzde 25 olarak bulunmuştur. TSS konusunda iki ayrı danışmanlık hizmeti almıştır.

TÜSİAD, Johns Hopkins Üniversitesi Bloomberg Halk Sağlığı Okulu tarafından 2004 yılında yapılarak Türkçe ve İngilizce olarak yayınlaştırılan “Sağlıklı Bir Gelecek: Sağlık Reformu Yolunda Uygulanabilir Çözüm Önerileri” Raporu’nda, sağlık hizmetlerinin; finansman, hizmet sunumu, organizasyon, insan gücü, bilgi teknolojisi ve yasal altyapı gibi parçalarının bütünsel bir anlayış içinde yapılandırılması kapsamında sağlık finansmanı alanında “…kamu sektörü kamu sigortacılığını tek bir Genel Sağlık Sigortası çatısı altında birleştirmeli, özel sektör “Tamamlayıcı Sağlık Sigortası” sunmalı…” önerisinde bulunulmuştur.

TÜSİAD’da Sosyal Politikalar başlığı altında çalışmakta olan Sağlık Çalışma Grubu bünyesinde yaklaşık son 15 yıldır TSS konusu, ilgili başlıklar arasında değerlendirilerek sağlık sistemine ilişkin yapılan önerilerde hep yerini almıştır. Bu kapsamda, 2017 yılında TSS Alt Çalışma Grubu kurularak ilgili paydaşlarla birlikte kısa dönemde yapılabileceklere yönelik hazırlıklar yapılmaktadır.

OHSAD Araştırması

OHSAD, TSS konusundaki çalışmalara sürekli destek olmuş; yıllık Kongrelerinde konunun ilgili taraflarıyla tartışılmasını sağlamış, yaptırdığı araştırmaları kamuoyu ile paylaşarak farkındalık oluşumuna katkıda bulunmuştur. OHSAD tarafından yaptırılan Mart 2015 tarihli “Sağlığın Geleceği” adlı ilk Araştırmada 1114 kişilik örneklemde; “Devlet tarafından sağlanan sağlık güvencesinin yanında onu tamamlayan, özel sağlık sigortasına da sahip olmalıyım” görüşüne katılanlar yüzde 61 iken, bu görüşe katılmayanlar yüzde 11 olarak bulunmuştur. OHSAD tarafından, tam iki yıl sonra Mart 2017 tarihli ikinci Araştırma ile 1064 kişilik örneklemde; “Devlet tarafından sağlanan sağlık güvencesinin yanında onu tamamlayan, özel sağlık sigortasına da sahip olmalıyım” görüşüne katılanlar yüzde 66 iken, bu görüşe katılmayanlar yüzde 10 olmuştur. Bu iki Araştırma arasında, sadece 2015 ve 2017 yılları arasında bile “Tamamlayıcı Sağlık Sigortası” isteyenlerin yüzde 5 arttığını göstermektedir.

Bu süreçteki tüm aşamaların ürünleri, ilgili kurumların arşivlerinde rahatlıkla bulunabilir… İstendiğinde, özellikle Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü ile Türkiye Sigorta Birliği arşivleri ve kurumsal hafızaları tarandığında; mevzuat önerisinden modele, aktüeryal hesaplardan işbirliği yapılabilecek taraflarla geliştirilen ortak projelere kadar bir çok yazılı belgeye ulaşılabilir.

1.3 Milyona Yakın TSS Poliçesi Var

20 yılı aşkın bir süre sonunda gelinen noktada; kamu ve özel sektörde planlayıcılar, karar vericiler ve uygulayıcılar; Genel Sağlık Sigortası’na destek olacağı ifadesiyle TSS’ye yasal ve operasyonel açıdan inanmaya başlamışlardır. Bir yandan, Genel Sağlık Sigortası yasalaşma sürecinde “eksik mi yapıldı ki tamamlanması gerekiyor” fikrini savunan teknokratların azaldığı ya da bürokratik ömürlerini tamamladıkları söylenebilir. Öte yandan, özel sektörde “her şey zaten var, tamamlanacak bir şey mi kaldı” düşüncesini savunanların da giderek azaldığı ve yerini “hizmet kapsamını bu yolla da genişletmek mümkün olabilecek” fikrinde olanlara bırakmaya başladıkları iddia edilebilir.

Verilere bakıldığında da bu durum gözükmektedir, Türkiye Sigorta Birliği 2019 yılı Kasım sonu verilerine göre; 642.907 bireysel, 643.661 grup olmak üzere toplam 1.286.569 TSS  poliçesi bulunmaktadır ve 110.495.119 TL.’sı yatarak olmak üzere 861 milyon 234 bin 398 TL prim üretimi gerçekleşmiştir. 2014 ile 2019 arası son beş yıl karşılaştırıldığında, “Tamamlayıcı Sağlık Sigortası” kapsamı 2014 yılında 64.266 sigortalı iken 20 kattan fazla arttığı, prim üretimi de 36 milyon TL.’dan 25 katı aşan bir artışa ulaştığı görülmektedir.

TSS’nin Sonuçları:

  • Kamu finansmanı üzerindeki baskının hafiflemesi,
  • Sağlıkta kayıt dışılığın ve cepten harcamaların önlenmesi ve vergilendirilmesi,
  • SGK denetim mekanizmasına ek denetim (çift kontrol) mekanizması getirilmesi,
  • Kamunun öngörülemeyen maliyetlerle karşılaşma riskinin azaltılması,
  • Sağlık sunucularının daha etkili çalışabilmeleri gibi açılardan ilgili tüm taraflarca önemsenmektedir.

TSS’nin Sunacaği İmkanlar

  • Kayıtdışılığı azaltma, katostrofik (yıkıcı) cepten harcamayı yönetmek için çalışan/çalıştırana teşvik sistemi uygulaması ile Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi matrahından TSS özelinde indirim, grup poliçeler için işverene ve çalışana sağlanacak avantajlar gibi kamu tarafından sağlanacak finansal teşviklerle TSS’nin gelişeceğini,
  • Sağlıklı veri paylaşımının sağlanmasıyla MEDULA sisteminin sigorta şirketleri kullanımına açılıp sigorta sektörünün risk analizi yapabileceği ve SGK ile birlikte provizyon alabileceğini,
  • Kamu hastaneleri ile entegrasyon yoluyla şehir hastaneleri ve üniversite hastanelerinden hem özel sektörün, hem kamunun, hem de vatandaşın en yüksek faydayı sağlayabilmeleri açısından bu hastanelerde hizmet farklılaşmasına gidilmesi ve TSS ile entegrasyonunun sağlanması gerektiği, bu kapsamda özel hasta karşılama bankosu, özel oda, özel hemşire, özel yemek gibi farklılaştırılmış otelcilik hizmetleri ve kişiye özel hizmet sunumunun yapılacağı alanlar oluşturulmasının TSS’ye olan talebi arttıracağı ve hem özel sektör hem de kamu açısından şehir hastanelerine yapılan yatırımların geri dönüş süresini kısaltacağını,
  • Planlayıcılara, karar vericilere, hizmeti sunan ve finanse edenler ile hepsinden önemlisi hizmeti kullananlara TSS’nin iyi anlatılması, varsa önyargılarından uzaklaştıracak yolların araştırılması, hatta yanlışlıklara neden olabilecek sonuçların kamu spotları ile engellenmesini,
  • “Tek tip” olma yerine SUT’un katlarıyla da oluşabilen farklı ürün çeşitliliklerinin önü açılmasını öngören çalışmalar yapmaya devam etmektedir.

TSS Tıpkı GSS Sürecine Benziyor

Üzerinde hassasiyetle durulması gereken son konu, TSS sürecinde yaşanan geçmişin ana başlıklarının aslında ne yazık ki Genel Sağlık Sigortası sürecine fazla benzemesidir. Genel Sağlık Sigortası da 1967 yılında hazırlanan ilk kanun tasarısından yasalaşarak fiilen uygulanmaya başladığı 2008 yılına tam 41 yıl tartışıldı; hatta Genel Sağlık Sigortası geçmişini, Behçet Uz’un 1946 yılındaki Birinci On Yıllık Milli Sağlık Planı’na dayandırılırsa, o yıllarda doğanların bu gün 70 yaşını aştığı bile söylenebilir. Neredeyse tüm Siyasi Parti Seçim Beyannamelerine ve Hükümet Programlarına yazıldı, sanki ulusal bir politika oldu. Ama ne yazık ki uygulaması daha 10 yılı bir kaç yıl geçti.

Fransa Örneği Benimsenebilir

İşte tüm bunlar, TSS geçmişinin de bu kadar uzamaması için fırsat ve tehditlerinin daha da hassas değerlendirilmesini gerektiriyor. Peki başka ne gerekiyor? Siyasi kararlılık, iyi bir aktüerya analizi ile sağlam bir teknik altyapı. Zira gerekirse Fransa örneğinde olduğu gibi, ödeme gücü olmayanların TSS primlerinin yaş/risk gibi kriterlerle aşamalandırıp devlet tarafından ödenmesi sağlanırsa, en fazla 3 yılda tüm vatandaşlara uygulanabilir bir model kurulabilir.

Bu yüzden, 1990’lı yıllardan bu güne TSS sürecindeki hemen her çalışmaya farklı konumlarda katkı sağlamaya çalışmış bir teknokrat ve akademisyen kimliğimle, Haziran 2009’da Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği yayın organı Birlik’ten Dergisi’nde yayınlanan “Neden ve Kim İçin Tamamlayıcı Sağlık Sigortası?“ adlı makalemin kapanışıyla bitirmek sanki yanlış olmayacaktır; “…Sonuç olarak; ülkemiz kaynaklarının ister vergi ister prim temelinde olsun, maliyet etkili ve sürdürülebilir bir tasarımla yönetilmesi zorunluluğundan yola çıkılarak, Genel Sağlık Sigortası ile birlikte uygulanacak bir TSS, Genel Sağlık Sigortasının da sigortası olacağı unutulmamalıdır. Ancak böylelikle, öngörülmeyen maliyetlerle karşılaşma riskini en aza indirecek bir biçimde; denetlenebilir, kaliteden ödün vermeyen bir Genel Sağlık Sigortası modeli kurulabilir”

Tıbbi Cihaz Regulasyonu ciddi Sorumluluklar Getirecek!

“SGK tarafından 2018 yılında 3,8 milyar TL geri ödeme yapıldı. Tutar bazında imal ürün kullanım oranı ise bir önceki yıla göre %10 civarında bir artış göstererek %34,6 oranına ulaştı. Bu oranın en az %50 seviyelerine çıkmasını hedefliyoruz”

Prof. Dr. Emine Alp Meşe

5. Tıbbi Tedarik Kongresi, 11 Aralık 2019 günü Ankara’da tedarik sektörünün tüm taraflarının katılımı ile yapıldı. Kongrenin açılışında Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Emine Alp Meşe şunları kaydetti:

“Özellikle risk grubu yüksek ürünlerde halihazırda devam eden tekil takip süreçleri, 2020 yılı itibariyle tüm tıbbi cihazlarda zorunlu olarak başlayacak. Bu sistem, ilaçta olduğu gibi tıbbi cihazlarda da kontrol altına alınacak. Böylece; malzeme yetersizliğinden ötürü hizmet sunumunu aksatacak unsurlar, oluşmadan önce sistem üzerinden tespit edilebilecek, önleyici tedbirler hızla tarafımızca alınabilecektir.

Klinik Çalışmalara Ağırlık Verilmeli

Özellikle önümüzdeki yıl itibariyle yürürlüğe girecek olan yeni tıbbi cihaz regulasyonu, üreticiler başta olmak üzere tüm taraflara ciddi sorumluluklar getirmektedir. Yeni mevzuat, tıbbi cihazlarda uygulanan yaklaşımı kökten değiştirmiş ve asgari güvenlik kriterlerinden azami güvenlik ve kalite seviyesine evrilmiştir. Geçiş sürecinde ve sonrasında yaşanabilecek her sorun, nihayetinde sağlık hizmet sunumunun olumsuz olarak etkilenmesine neden olabilecektir. Yeni mevzuatı uyumlaştırma çalışmalarımız sektörümüzün de desteği ile tamamlanmış olup Avrupa Birliği ile görüşmelerimiz ise halen devam etmektedir. Ayrıca üreticilerimizin ve tedarikçilerimizin sorunsuz bir geçiş sağlayabilmesi için ülke genelinde eğitim çalışmalarımız da devam etmektedir. Bu süreçte özellikle üreticilerimizin klinik çalışmalara ağırlık vermesi oldukça önemlidir. Sizlerin bu alanda yapacağı çalışmalara Bakanlık olarak her türlü desteği sunma gayretimiz devam edecektir.

SGK 2018’de 3,8 milyar TL Ödedi

“Tıbbi cihaz alanında da üretimimizin çok güçlü olması göz ardı edilemez bir hedeftir. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 2018 yılında 3,8 milyar TL geri ödeme yapılmıştır. Tutar bazında imal ürün kullanım oranı ise bir önceki yıla göre %10 civarında bir artış göstererek %34,6 oranına ulaşmıştır. Bu oranın en az %50 seviyelerine çıkması hedefiyle çalışmalarımızı yürütmekteyiz.”

TSS, Cepten Harcamalarda Tasarruf Aracı Olabilir

“TÜİK verilerine göre cepten sağlık harcamaları 2017 yılına kıyasla 2018’de %19,4 artarak 28,7 milyar TL’ye ulaşmıştır. Özel ve tamamlayıcı sağlık sigortası, hane halkının sağlık giderleri için yapacağı cepten harcamalardan tasarruf sağlayacaktır”

“Tamamlayıcı sağlık sigortasının poliçe yenilemelerinde – pazar potansiyeli ne olursa olsun – aşırı prim artışına sebep olmayacak, yenileme oranlarını başarılı seviyede tutacak bir fiyatlandırma gereklidir”

Türkiye Sigorta Birliği, klinikiletişim dergisinin sorularını yanıtladı.

Tamamlayıcı sağlık sigortası size göre sürdürülebilir bir uygulama mı?

Ülkemizde 2014 yılında başlayan tamamlayıcı sağlık sigortası, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından kapsama alınmayan, kapsama alındığı halde kısmen karşılanan, başka bir ifadeyle ilave ücret ödemesi yapılan ya da bireylerin daha yüksek standartlarda sağlık hizmeti talep ettiği durumlarda devreye giren bir özel sağlık sigortası türüdür.

Sağladığı teminatlar ve uygun prim avantajı sebebiyle tamamlayıcı sağlık sigortası, kurumsal sigortalılar ve çok üyeli sivil toplum kuruluşları tarafından yoğun bir şekilde talep edilmektedir ve 2019 yılı itibarıyla tamamlayıcı sağlık sigortalı sayısı 1 milyonu aşmıştır.

Sigortalılar tarafındaki bu yoğun ilgi, sigorta şirketlerinin de bu ürüne karşı satış motivasyonlarını artırmıştır. Bu durum tamamlayıcı sağlık sigortasının gelişimi için olumlu olmasına karşın beraberinde bazı riskler de getirmektedir. Tüm branşlarda olduğu gibi tamamlayıcı sağlık sigortasında da pazar potansiyeli ne olursa olsun sürdürülebilir gelişim için poliçe yenilemelerinde aşırı prim artışına sebep olmayacak, yenileme oranlarını başarılı seviyede tutacak bir fiyatlandırma ve ürün sunumuyla ilerlenmesi gerektiği düşünülmektedir.

Genel Sağlık Sigortasının sürdürülebilirliği düşünüldüğünde tamamlayıcı sağlık sigortacılığının önemine ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Ülkemizde sağlık harcamaları; kronik hastalıklar, hızlı gelişen buna karşılık pahalılaşan teknoloji, giderek yaşlanan nüfus, hizmete kolay erişim gibi sebeplerle sürekli bir artış içerisindedir. Bu kapsamda, genel sağlık sigortası kamu için önemli bir maliyettir.

Sağlık ekosisteminde finansal sürdürülebilirlik için sigorta sektörü oldukça büyük önem taşımaktadır. 2018 yılında özel sağlık sigorta şirketlerince üstlenilen 4,3 milyar TL tazminat ile kamunun üstleneceği tazminatın bir kısmı sigorta sektörüne devredilmiştir. Ayrıca, sigorta sektörü tazminat ödeyerek sağlığın finansmanına katkı sağlamak yanında sağlık ekosisteminde kamuya önemli bir destek sağlayan özel sağlık kurumlarının sürdürülebilirliğine de yaşamsal destek vermektedir. Nitekim, özel hastane ve özel sağlık kurum gelirleri içerisinde sağlık sigortası sektörünün payı %25’e ulaşmıştır.

Kamu da özel sağlık sigortacılığının sağlığın finansmanındaki rolünün farkındadır ve bu nedenle gerek 10. Kalkınma Planında gerekse 11. Kalkınma Planında tamamlayıcı sağlık sigortalarının geliştirilmesine yönelik hedef ve politikalar belirlenmiştir. Birliğimiz de kamu kurum ve kuruluşları ve meslek örgütleri nezdinde sağlık sigortalarının geliştirilmesine ilişkin faaliyetlerine devam etmektedir.

Katılım payının tamamlayıcı sağlık sigortası kapsamına alınması konusundaki düşünceleriniz nasıl

Katılım payı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için, genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler tarafından ödenecek tutarı ifade etmektedir ve ilgili Kanun’un 98’inci maddesi hükmü gereğince katılım payları, özel sigorta şirketleri tarafından teminat veya ödeme konusu yapılamamaktadır.

Sağlık harcamalarının sürdürülebilirliği göz önünde tutulduğunda, cepten ödemelerin ikinci sigorta güvencesine kavuşturulması hakkında neler söylersiniz?

Sağlık harcamalarının finansmanı genel olarak vergiler, sosyal sigortalar, cepten ödemeler yoluyla karşılanmakta; özel sağlık sigortaları sosyal sigortaları tamamlayıcı faaliyet göstermekte ve sosyal sigortalar ile birlikte SGK tarafından yapılacak sağlık giderleri için finansman oluşturmaktadır. Bu noktada, özel sağlık sigortası ürünleri, sosyal güvenlik sistemi üzerindeki yükün paylaşılmasını sağlayan ürünlerdir.

TÜİK verilerine göre cepten sağlık harcamaları 2017 yılına kıyasla 2018’de %19,4 artarak 28,7 milyar TL’ye ulaşmış; cepten sağlık harcamalarının cari sağlık harcamaları içindeki payı da %17,4’den %17,5’e yükselmiştir.

Özel sağlık sigortası ve tamamlayıcı sağlık sigortası ile hane halkının sağlık giderleri için yapacağı cepten harcamalardan tasarruf ile yurt içi tasarrufların arttırılmasına yardımcı olmakta, çifte kontrol ile sağlık sektöründe suiistimalin önlenmesine ve yine sağlık sektöründeki kayıt dışı cepten ödemelerin engellenerek vergilendirilmesi konusunda da katkı sağlamaktadır.

Tamamlayıcı sağlık sigortacılığı uygulamalarında dünyadaki iyi uygulama örnekleri sizce hangileridir?

Ülkemizde olduğu gibi gelişmiş ülkeler de de, nüfus ve içerik olarak kapsamın genişliği ile dikkat çeken sosyal güvenlik sisteminin finansmanına yönelik artan baskı ile çeşitli şekillerde mücadele edilmektedir. Katılım payı uygulamaları geliştirilerek sağlık hizmetlerinin gereksiz kullanımının önüne geçilmeye çalışılmakta, sevk zinciri uygulaması desteklenerek birinci basamak tedavi oranı ve başarısı yükseltilmeye çalışılmaktadır. Katılım payı ve sevk zinciri uygulamalarının yanı sıra finansmanın ve risklerin devlet ile özel sektör arasında paylaşılmasına olanak sağlayan tamamlayıcı ve destekleyici özel sağlık sigortaları da değişik formatlarda birçok ülkede uygulanmaktadır. İsteğe bağlı özel sağlık sigortasının nüfusu kapsama oranları ülkeler arasında farklılık gösterirken kapsayıcılık açısından en iyi uygulama örneği %95 ile Fransa’dadır.

Johnson & Johnson 2020’de Türkiye’deki Yatırımlarını Arttırmaya Devam Edecek!

Refik Öner

Johnson & Johnson Medikal Cihazlar Türkiye ve MISSA (Magreb, İran, Sahra Altı Afrika) Genel Müdürü Refik Öner, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

Sizi ve Johnson & Johnson’ı tanıyabilir miyiz?

1975 doğumluyum. Muğla/Milas’liyim. Ortaokul ve liseyi İzmir’de Bornova Anadolu Lisesi ve İzmir Fen Lisesi’nde okudum. Daha sonra ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nde lisans eğitimimi tamamladım. Üzerine Harvard Üniversitesinde “Yıkıcı Strateji” üzerine bir sertifika programı tamamladım.

Çalışma hayatıma Procter & Gamble Türkiye’de “ürün müdürlüğü” bölümünde başladım. Burada Pantene, Head & Shoulders, Orkid gibi markaların marka yöneticiliklerini yaptım.  Daha sonra Reckitt Benckiser İngiltere Organizasyonu’na katıldım.  Reckitt Benckiser ile 13 yıl yurt dışında görev yaptım; İngiltere’de, Amerika’da, tekrar İngiltere’de, daha sonra Dubai’de çalıştım. Aralarında Finişh, Dettol, Gaviscon, Nurofen, Veet, Strepsils, Durex, Scholl, E45, Lemsip, French’s, Frank’s RedHot gibi markaların da bulunduğu çeşitli dayanıksız tüketim markalarında çalıştım; değişik coğrafyalarda artan sorumluluklarla görev aldım. Daha sonra Türkiye’ye döndüm ve Koç Holding bünyesine katıldım.  Beklemediğim bir anda, dünyanın en büyük ve köklü sağlık şirketi Johnson & Johnson’dan bir iş teklifi aldım, ve bunu değerlendirmeye karar verdim. Eylül 2019’dan itibaren de Johnson & Johnson Medikal Cihazlar Türkiye ve MISSA Genel Müdürlüğü görevini yürütüyorum.

Johnson & Johnson olarak, 150’den fazla ülkede, 30 üretim tesisinde, 30 Ar-Ge merkezinde, toplum sağlığını geliştirmek için 36.000 çalışanımızla var gücümüzle çalışıyoruz. Ürünlerimiz ve çözümlerimizle dünyada her gün 1 milyardan fazla insanın hayatına dokunuyoruz.  İlaç, Tüketici Grubu ve Medikal Cihazlardan oluşan 3 sektörde toplum sağlığını iyileştirmek ve geliştirmek için kalbimizi, bilimselliğimizi ve zekamızı ortaya koyuyoruz.  Johnson & Johnson Medikal Cihazlar olarak her yıl, dünya toplam satışımızın %6’sından fazlasını araştırma ve geliştirme çalışmalarına yatırıyoruz. Bu sayede hekimlerimizin ve hastalarımızın en kaliteli ve en yenilikçi tedavi çözümlerine ulaşmaları için çalışıyoruz.

1996’dan beri, Johnson & Johnson Medikal Cihazlar olarak Türkiye’de faaliyet göstermekteyiz. Hekimlerimizin, hemşirelerimizin ve diğer sağlık çalışanlarımızın yanında zorluklarla birlikte mücadele ederek hastalarımıza daha iyi bir sağlık hizmeti sunmak için çalışıyoruz. Özellikle odaklandığımız tedavi alanlarını, obezite cerrahisi, onkoloji cerrahisi, atriyal fibrilasyon gibi kalp ritim bozukluları cerrahisi ve inme cerrahisi oluşturuyor.

Tıbbi cihaz, sağlık sektöründe faaliyet göstermenin farklılıkları sizin için neler?

Bizim yaptığımız iş, insan hayatını kurtarmaya kendini adamış olan doktor, hemşire ve sağlık çalışanlarımıza var gücümüzle destek olmaya çalışmak ve bu gerçekten çok anlamlı bir uğraş.  Johnson & Johnson olarak bizim felsefemizin bütün odağı, hizmet… 1943 yılında, henüz “Kurumsal sosyal Sorumluluk” kavramı ortalarda yokken ve bir taraftan 2. Dünya Savaşı devam ediyorken, Johnson & Johnson’ın kurucu kardeşlerinden birinin torunu ve o dönemde Johnson & Johnson’ın yönetim kurulu başkanı olan Robert W. Johnson bir metin kaleme alıyor.  Sonrasında bu metin, Johnson & Johnson “ant”ına dönüşüyor ve orada şöyle deniliyor:

“Biz yalnız para kazanmak için, yalnız kapitalist prensiplerle bu işi yapmıyoruz. Birinci önceliğimiz hastaya hizmet sunmak.  Hastanın annesine, babasına, ailesine hizmet etmek… Hastaya hizmet sunan doktora hizmet, hemşireye hizmet, sağlık çalışanlarına hizmet sunmak… İkinci önceliğimiz, çalışanlarımıza hizmet.  Öyle bir kültür yaratalım ki çalışanlarımız kendilerini değerli hissetsinler. Üçüncü sorumluluğumuz, içinde bulunduğumuz topluma hizmet. Ve biz bu üç sorumluluğu da yerine getirdikten sonra inanıyoruz ki finansal paydaşlarımıza yani hisse senedimize yatırım yapan insanlara da doğru şekilde verimli bir geri dönüşü üreteceğiz.”

Bu andı daha 1943’lerde o günün koşullarında ve dünyasında söylemek çok köklü bir taahhütün işareti… Bu hizmet felsefesi, şirketin kültürel DNA’sının omurgası. Bence bizi, sektörümüzdeki diğer birçok firmadan ayıran şey de zaten bu…

Tıbbi cihaz sektörünü yakından ilgilendiren geri ödeme politikaları üzerine neler söyleyebilirsiniz?

Sektör ve şirket dinamiklerimiz gereği gelişmeleri yakından takip ediyoruz.  Geri ödeme fiyatları çok uzun yıllardır güncellenmedi. Bu da firmamız, sektörümüz ve sağlık sistemi üzerinde ciddi baskı yaratıyor. Sistemde “sürdürebilirlik”, artık ciddi olarak sorgulanıyor… Öte yandan üniversite hastaneleri başta olmak üzere kamudan sektörün alacaklarının zamanında tahsili bir sıkıntı. Tahsilat süreleri çok uzamış vaziyette ve bu da “sürdürülebilirlik” konusunda sağlık sistemimizin geleceğini tehdit ediyor.

Global bir şirket olarak Türkiye’de faaliyet gösteriyorsunuz; yerli üretim konusunda nasıl bir perspektifiniz var?

Öncelikle şunu söylemek isterim: “Yerli ve milli” üretimin Türkiye’de gelişmesi ve uluslararası düzeyde rekabetçi olması, vatanını seven insanlar olarak hepimizin arzuladığı bir hedef. Benim kesin kanaatim odur ki, ülke olarak “yerli ve milli” hedefine ulaşabilmemiz için, şirketimiz Johnson & Johnson gibi dünyanın köklü uluslararası sağlık şirketlerinin Türkiye’de var olması, ülkemizin ‘sağlık ekosistemi”ne yatırım yapması, uluslararası sağlık ve rekabet standartlarının ülkemizde uygulanmasına katkıda bulunması, hızla değişen ve gelişen sağlık teknolojileri ve “know how”ını dünya ile aynı anda ülkemize getirmesi, hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın profesyonel eğitim ve gelişimlerine yatırım yapması, fevkalade önemlidir…

Ülkemiz sağlık politikasında, tıbbi cihazlarda “yerli ve milli” üretimde hangi platformlara odaklanacak, hangi platformlarda dünya ölçeğinde rekabetçiliği yakalamaya çalışacak, dolayısıyla hangi diğer platformlarda ihtiyaçlarını yurtdışından ithal ederek karşılayacak, bu ikisinin dengeli bir şekilde ve stratejik bir bakış açısıyla çalışılması gerektiğini düşünüyorum.  Örneğin Almanya, tıbbi cihazlar sektöründe çok ciddi bir üretici ve ihracatçı; ancak aynı Almanya, kendi tıbbi cihaz ihtiyacının yarıdan fazlasını bir bölümünü de ithalattan karşılıyor.  Diğer bir değişle, Almanya odaklanmayı seçtiği tıbbi cihaz “platform”larında dünya ölçeğinde rekabetçi üretim ve ihracat yaparken, odaklanmayı seçmediği tıbbi cihaz “platform”larında ihtiyaçlarını ithalat ile karşılıyor; ithalat ve ihracat dengesini iyi düşünülmüş bir strateji çerçevesinde yönetiyor.

Az önce ifade ettiğim sektörün sorunları ve sağlık sistemimizin “sürdürülebilirlik” kaygıları da burada devreye giriyor. Aslında ülke olarak “yerli ve milli” hedeflerimize ulaşmak için, kanımca ilk olarak “sürdürülebilir” bir sağlık ekosistemini ülkemizde oluşturmamız gerekli. Neden? Türkiye’de bir firma dünya ölçeğinde rekabetçi bir üretim yapıp yurtdışına ihracat yapmaya çalışacağı zaman, öncelikle araştırma geliştirmeye, ürün geliştirmeye fon ayırmak durumunda. Bu yatırımları yapabilmesi için, ilk önce sattığı malın tahsilatını zamanında yapabilmesi lazım. Yani nakit akışının yönetilebilir, iş modelinin sürdürülebilir olması lazım…

Johnson &Johnson’nın Türkiye hedefleri ve stratejilerinden bahseder misiniz?

Johnson & Johnson Medikal Cihazlar olarak, 2020 yılında da tüm organizasyonumuz ve tüm heyecanımızla hastalarımıza, hekimlerimize ve tüm sağlık çalışanlarımıza yönelik hizmetlerimizi en üstün gayret ile sürdüreceğiz. Üniversitelerimiz ve devlet yetkililerimiz ile çalışarak, ortak sorunlarımıza birlikte çözüm üretmeye çalışacağız.  Ülkemizde görev yapan tüm hekimlerimizin, hemşirelerimizin, sağlık çalışanlarımızın gelişimlerine katkıda bulunmaya devam edecek, Profesyonel Eğitimlerimizi daha fazla kişiye ulaştırmaya odaklanacağız. Sağlıklı bir geri ödeme fiyatlandırma sistemi ve kamu alacaklarının daha düzenli olacağı bir ortamda sistemin daha sürdürülebilir olması için çalışacağız.

Tıbbi cihazlar bağlamında düşündüğümüzde, yolu hastaneye düşen bir vatandaşımız hayatında en az bir defa bizim ürünlerimizden biriyle teşhis ya da tedavi oluyor. Biz her gün bunun sorumluğu ve bilinciyle işimizi yapmaya çalışıyoruz. Bu sebeple, her yıl olduğu gibi 2020 yılında da, insan odağımızdan ve etik duruşumuzdan asla taviz vermeden, tüm paydaşlarımızla iş birliği kurmaya ve toplum sağlığı için çalışmaya devam edeceğiz.

Ülkemizdeki yerli ve milli anlayışın gelişmesini Türk vatandaşı olarak destekliyoruz ancak yerli ve millinin tek şartının burada fabrika açmak değil ve bizler bu anlamda ülkemizde tıbbi cihaz ve ekosisteminin gelişmesine katkıda bulunmak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

 ‘Mükemmelliyet Merkezleri’ yaratmanın yerli ve milli hedef açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu tip merkezlerin desteklenmesi ile araştırmaya, geliştirmeye, hekimlerin tecrübesine çok büyük yatırımda bulunmaya ve altyapı yaratmaya zaten başlamış oluyorsunuz. Bir başka faydası, farklı ülkelerden hekimleri, bilim insanlarını buraya getirmeye başlıyorsunuz, burada eğitmeye başlıyorsunuz ülkemizde bu merkezlerde hekimlerin eğitimine bu anlamda katkı sağlamak çok kıymetli. Bir çeşit uzun dönemli yatırım diyebiliriz. Don 4 yılda yaklaşık 4 bin hekime eğitim katkısı sağlamış bulunuyoruz. İleri derece teknoloji ve innovasyonların tekniklerini öğrenerek kullanımlarına bu eğitimlerde imkan sağlamış olduk, bunları da ülkemize sağlanan yatırımlar olduğunu düşünüyoruz.

Hekimlere ne tür eğitimler veriyorsunuz?

Biz buna ‘Profesyonel Tıp Eğitimleri’ diyoruz. Kolerektal Cerrahi, Obezite Cerrahisi, Aritmi tedavisi gibi odaklandığımız tedavi alanlarında “bütünsel” bir yaklaşım geliştirmeye çalışarak, gelişen prosedürler üzerine eğitimleri ve cerrahların kendilerini deneyimlemelerini sağlıyoruz.  Eğitimler bazen hayvan üzerinde, kadavra üzerinde, teorik, canlı, bazen de hasta üzerinde eğitimler olabiliyor. Yani geniş bir skalada eğitimlerimizi her sene düzenlemeye  devam ediyoruz. Bu da Türkiye’deki ekosistemin altyapının oluşmasına önemli bir katkı sağlıyor 2020 ve daha sonrasında da J&J olarak biz Türkiye’ye bu anlamda yatırım yapmaya devam edeceğiz.

Türkiye’nin fikir lideri bir ülke olmasını bu anlamda hayal ediyorum. Türkiye’deki üniversitelerden yetişmiş birçok hekimimiz bugün Amerika’da, Avrupa’da başarılı şekilde görevlerini yapıyorlar. İstiyoruz ki bu aynen devam etsin ve J&J’nin de çorbada tuzu olsun.

Dünyada mükemmel işlediği varsayılan sağlık sistemleri var mı?

Bence dünyada herkes mükemmeli arıyor ve henüz bulunmuş değil. Sağlık yatırımlarında ve işleyişte iki tane önemli model var; uygulandığında her yerde başarıyla sonuç veren modeller… Bir tanesi kademeli sağlık hizmeti. Yani örneğin grip oldunuz, doğrudan şehir hastanesine ya da doğrudan üniversite hastanesine gitmek yerine sizi önce aile doktoruna yönlendiren bir model bu. Ne getiriyor? Sistem verimli işliyor ve bence Türkiye’de bizim bu konuda atabileceğimiz adımlar var. İkincisi de az önce mükemmelliyet merkezleri dedik ya, aslında bu merkezlerin farklı branşlarda hayata geçirilebilmesi… İşte kalp cerrahisi konusunda bir mükemmelliyetlik merkezinin oluşması… Bariyatrik tıp cerrahisi konusunda bir ya da bir kaç tane mükemmelliyet merkezinin kurulması ya da batın onkolojisinde mükemmelliyet merkezi oluşturulması… Dolayısıyla her yerde her hizmetin verilmemesi… Hastaların filtrelenmiş olarak en uzman yere gelmesi ve orada en verimli şekilde bu hizmeti almaları. Yani toplam sistemin optamizasyonu açısından bu iki adım önemli. Tekrar etmek gerekirse: Filtreleme. Dolayısıyla buna göre kaynak tahsisi, ikincisi de uzmanlaşmış hastaneler. Bir konuda uzmanlaşmış hastaneler ve de filtreleme sonucunda gelen hastanın uzmanlaşmış hastanede uzmanlık gerektiren tedaviyi en verimli şekilde alması. Bu tip bakış açıları yani toplam sistemde verimliliği arayan, verimliliğe götürmeye çalışan bakış açıları benim görebildiğim kadarıyla dünyadaki akademisyenlerin ortaya koyduğu önemli stratejiler.

Ülkemizin bu anlamda gerek şehir hastaneleri, gerek üniversite hastaneleri, aile hekimliği vb, bütünsel yaklaşımlarla sağlık sisteminde optimizasyon ve, verimlilk olumlu noktada olduğunu düşünüyorum.

Son olarak eklemek istediğiniz hususlar nelerdir?

Johnson &Johnson’da çok fedakarca, içtenlikle çalışan, umutlarını, alın terlerini, büyük bir samimiyetle amatör bir ruhla işe getiren takım arkadaşlarımız var. Faaliyet gösterdiğimiz her coğrafyada değişmekle birlikte Türkiye organizasyonunda 200’e yakın çalışanımız var.

Ben burada onları temsil etmeye çalışıyorum. Organizasyonumuzda düşünce şeklimiz hizmet odaklı olmaya çalışmak. Mütevazi bir şekilde, nasıl katkıda bulunuruz diye çalışmak. Takım arkadaşlarım son derece özverili çalışıyorlar ve inanıyorum ki hizmet vermeye çalıştığımız hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımız, hemşirelerimiz, sektörel birlikler, kamu yapıları, yetkilileri bu özveriyi görüyorlar. Biz aynen devam etmek istiyoruz. Fedakarca üzerimize düşeni yapmaya çalışacağız ve geleceğe umutla bakıyoruz.

Türkiye bence potansiyeli çok yüksek bir ülke… Dünyada bazı demografik projeksiyonlar var ve bu demografi hızla değişiyor. Ekonomik dengeler de çok hızlı bir şekilde değişiyor. Demografik büyüme aslında ekonomik büyümenin de en büyük tetikleyicisi. Bununla ilgili pek çok araştırma var. Dünyanın ekonomik ağırlık ekseni Batıdan Doğuya kaymaya başladı ve bu devam edecek. Yani haritaya baktığınızda, hangi haritaya bakarsanız bakın, dünyanın tam ortasında Türkiye var. Jeopolitik olarak potansiyelimiz çok yüksek, insan kaynağı olarak potansiyelimiz yüksek, Birdenbire olmayacak, kolay olmayacak, lineer bir gelişim olmayacak, bazen ineceğiz, çıkacağız fakat ben yürekten inanıyorum ki Türkiye olarak biz bu potansiyeli yakalayacağız ve zor da olsa çok güzel şeyleri başaracağız.

DEİK İş Konseyleri Seçimleri Yapıldı!

Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Genel Başkanı Dr. Reşat Bahat, DEİK Sağlık İş Konseyi Başkanlığına seçildi. Güven Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Vekili Nüket Küçükel Ezberci ise Türkiye-Arjantin İş Konseyi Başkanı oldu.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) İş Konseyleri Seçimli Genel Kurulu 11 Ocak 2020 Cumartesi günü İstanbul’da gerçekleştirildi. Toplam 145 İş Konseyi’nin Seçimli Genel Kurulu, aynı gün eş zamanlı yapılarak, İş Konseylerinin yeni Başkanları ve Yürütme Kurulu Üyeleri seçildi.

İki yılda bir düzenlenen DEİK İş Konseyleri Seçimli Genel Kurulu kapsamında DEİK üyelerinin katılımları ile toplam 2 bin 530 oy kullanıldı. İş Konseylerinin yeni başkan ve yürütme kurulları 2 yıllık çalışma dönemi için göreve geldi.

Nail Olpak

İki yılda bir gerçekleştirdikleri İş Konseyleri Genel Kurulu’nun hayırlara vesile olmasını dileyen DEİK Başkanı Nail Olpak, “2 yıllık çalışma döneminden sonra, görevlerini devreden İş Konseyi Başkanlarımıza ve Yürütme Kurullarımıza teşekkür ediyor, yeni dönemde bayrağı devralan ve taşımaya devam edecek olan İş Konseyi Başkanlarımıza ve Yürütme Kurullarına başarılar diliyorum. İş Konseylerimiz bizim omurgamız ve bir omurganın var oluş gayesi; maksimum derecede sağlam, olabildiğince esnek, vücudumuzun ihtiyaçlarına olabildiğince verimli destek sağlamaktır. Bu verimi sağlamak adına seçimlerimizin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki süreçte, İş Konseylerimiz ile yeni başarılara imza atmaya devam edeceğiz” dedi.

DEİK’te 19 Kadın İş Konseyi Başkanı oldu

145 İş Konseyinin 121’inde mutabakat ile tek liste ile seçime girerken, 24 İş konseyinde de seçim yarışı yaşadıklarını belirten Olpak, “Yani konseylerimizin yüzde 16’sında yarış oldu. Üyelerimizin yüzde 80’i (2.700) yükümlülüklerini yerine getirerek seçme ve seçilme hakkı kazanırken, bunlardan yüzde 94’ü de (2.530) bugünkü seçimlerimizde oy kullandı. Geçen dönem 15 Kadın İş Konseyi Başkanımız vardı. Bu dönem ise 19 Kadın İş Konseyi Başkanımız oldu” ifadelerini kullandı.

DEİK’te iki yıl süresince görev alacak İş Konseyi Başkanlarının listesi:

İŞ KONSEYİBAŞKAN
Türkiye-ABD İş KonseyiMehmet Ali Yalçındağ
Türkiye-Afganistan İş KonseyiSüleyman Ciliv
Türkiye-Almanya İş KonseyiSteven Young
Türkiye-Angola İş KonseyiAbdullah Eriş
Türkiye-Arjantin İş KonseyiNüket Küçükel Ezberci
Türkiye-Arnavutluk İş KonseyiA. Galip Tözge
Türkiye-Avustralya İş KonseyiMustafa Mertcan
Türkiye-Avusturya İş KonseyiGülsüm Azeri
Türkiye-Azerbaycan İş KonseyiSelçuk Akat
Türkiye-Bahreyn İş KonseyiBilgün Gürkan
Türkiye-Bangladeş İş Konseyi İş KonseyiHülya Gedik
Türkiye-Belarus İş KonseyiYılmaz Soycan
Türkiye-Belçika İş KonseyiAysu Özlem Gökçe
Türkiye-Benin İş KonseyiHalit İnci
Türkiye-Birleşik Arap Emirlikleri İş KonseyiTevfik Öz
Türkiye-Bosna Hersek İş KonseyiMuzaffer Çilek
Türkiye-Brezilya İş KonseyiNihal Kayar
Türkiye-Bulgaristan İş KonseyiMustafa Zeki Sarıbekir
Türkiye-Burkina Faso İş KonseyiAhmet Dal
Türkiye-Burundi İş KonseyiSedat Kaymak
Türkiye-Cezayir İş KonseyiFuat Tosyalı
Türkiye-Cibuti İş KonseyiSalım Metin
Türkiye-Çad İş KonseyiCan Hakan Karaca
Türkiye-Çekya İş KonseyiNazmı V. Akıman
Türkiye-Çın İş KonseyiKorhan Kurdoğlu
Türkiye-Danimarka İş KonseyiEmrah İnce
Eğitim Ekonomisi İş KonseyiProf. Dr. İrfan Gündüz
Türkiye-Ekvador İş KonseyiReşat Ovalı
Türkiye-Ekvator Ginesi İş KonseyiAdnan Bostan
Türkiye-Endonezya İş Konseyiİlhan Erdal
Enerji İş KonseyiHaluk Kalyoncu
Türkiye-Estonya İş KonseyiEngin Tumbaz
Türkiye-Etiyopya İş KonseyiCüneyt Çöke
Türkiye-Fas İş KonseyiMehmet Büyükekşi
Türkiye-Fildişi Sahili İş KonseyiMerve Yalçın
Türkiye-Filipinler İş Konseyiİlkem Şahın
Türkiye-Filistin İş KonseyiCemalettin Kerim
Türkiye-Finlandiya İş KonseyiHalil Kulluk
Türkiye-Fransa İş Konseyi İş KonseyiHüseyin Çağatay Özdoğru
Türkiye-Gabon İş KonseyiErsel Topaloğlu
Türkiye-Gambiya İş KonseyiŞaban Dinç
Türkiye-Gana İş KonseyiTuran Koçyiğit
Türkiye-Gine İş KonseyiFatih Volkan Kazova
Türkiye-Güney Afrika İş KonseyiFatih Kemal Ebiçlioğlu
Türkiye-Güney Sudan İş KonseyiZafer Topaloğlu
Türkiye-Gürcistan İş KonseyiCemal Yangın
Türkiye-Hırvatistan İş KonseyiMustafa Sani Şener
Türkiye-Hindistan İş KonseyiTevfik Dönmez
Türkiye-Hollanda İş KonseyiMurat Özyeğin
Türkiye-Hong Kong İş KonseyiTalip Murat Kolbaşı
Türkiye-Irak İş KonseyiEmin Taha
Türkiye-İngiltere İş KonseyiOsman Okyay
Türkiye-İran İş KonseyiOsman Aksoy
Türkiye-İrlanda İş KonseyiRemzi Gür
Türkiye-İspanya İş KonseyiZeynel Abidın Erdem
Türkiye-İsrail İş KonseyiI. Sinan Ak
Türkiye-İsveç İş KonseyiHasan Erendemir
Türkiye-İsviçre İş KonseyiYılmaz Yıldız
Türkiye-İtalya İş KonseyiZeynep Bodur Okyay
Türkiye-Japonya İş KonseyiŞerif Tosyalı
Türkiye-Kamboçya İş KonseyiVolkan Öztürk
Türkiye-Kamerun İş KonseyiAygen Yenigün
Türkiye-Kanada İş KonseyiNurdan Erbuğ
Türkiye-Karadağ İş KonseyiNaser Alim
Türkiye-Katar İş KonseyiM. Başar Arıoğlu
Türkiye-Kazakistan İş KonseyiYüksel Yıldırım
Türkiye-Kenya İş KonseyiGökhan Gül
Türkiye-Kırgızistan İş KonseyiAydın Mıstaçoğlu
Türkiye-KKTC İş KonseyiNazım Hikmet
Türkiye-Kolombiya İş KonseyiKemal Tahir Güleryüz
Türkiye-Kongo Cumhuriyeti İş KonseyiTamer Taşkın
Türkiye-Kongo Demokratik Cumhuriyeti İş KonseyiMehmet Hilmi Kağnıcı
Türkiye-Kore İş KonseyiAlı Kibar
Türkiye-Kosova İş KonseyiMerve Özer Yılmaz
Türkiye-Kuveyt İş KonseyiEbru Özdemir
Türkiye-Kuzey Makedonya İş KonseyiBilal Kara
Türkiye-Küba İş KonseyiMehmet Bülent Aymen
Türkiye-Letonya İş KonseyiMustafa Necatı İşol
Türkiye-Lıbya İş KonseyiMurtaza Karanfil
Türkiye-Lıtvanya İş KonseyiGökhan Yavuzer
Türkiye-Lübnan İş KonseyiAbdulkadir Akkuş
Türkiye-Lüksemburg İş KonseyiAtılla Demir Yerlikaya
Türkiye-Macaristan İş KonseyiAdnan Polat
Türkiye-Madagaskar İş KonseyiYalçın Kıroğlu
Türkiye-Malavi İş KonseyiMüjde Ferahlı
Türkiye-Malezya İş KonseyiHasan Gümüş
Türkiye-Mali İş KonseyiFatih Altunbaş
Türkiye-Malta İş KonseyiHalis Ali Çakmak
Türkiye-Mauritius İş KonseyiBerna Gözbaşı
Türkiye-Meksika İş KonseyiAyşe Nazlı Dereli Oba
Türkiye-Mısır İş KonseyiMuhammet Mesut Toprak
Türkiye-Moğolistan İş KonseyiCengiz Gül
Türkiye-Moldova İş KonseyiSinan Bora
Türkiye-Moritanya İş KonseyiZeynel Abidin Kaymak
Türkiye-Mozambik İş KonseyiSüheyla Çebi Karahan
Türkiye-Namibya İş KonseyiGünnur Diker
Türkiye-Nepal İş KonseyiMehmet Mustafa Akıncılar
Türkiye-Nijer İş KonseyiMurat Efendi Ataer
Türkiye-Nijerya İş KonseyiHakan Özel
Türkiye-Norveç İş KonseyiMehmet Selahattin Ünlü
Türkiye-Orta Amerika ve Karayipler İş KonseyiOğuz Satıcı
Türkiye-Özbekistan İş Konseyiİzzet Ekmekçibaşı
Türkiye-Pakistan İş KonseyiAhmet Cengiz Özdemir
Türkiye-Peru İş Konseyiİbrahim Yıldırım
Türkiye-Polonya İş KonseyiErcan Emrah Duman
Türkiye-Portekiz İş KonseyiÖzer Öz
Türkiye-Romanya İş KonseyiÖmer Süsli
Türkiye-Ruanda İş KonseyiErhan Barutoğlu
Türkiye-Rusya İş KonseyiMithat Yenigün
Sağlık İş KonseyiDr. Reşat Bahat
Türkiye-Senegal İş Konseyiİhsan Şahin
Türkiye-Seyşeller İş KonseyiAv. Süleyman Boşça
Türkiye-Sırbistan İş KonseyiBayram Akgül
Türkiye-Sierra Leone İş KonseyiAybars Ünal
Türkiye-Singapur İş Konseyiİbrahim Süha Güçsav
Türkiye-Slovakya İş Konseyiİsmet Güral
Türkiye-Slovenya İş KonseyiFatih Canpolat
Türkiye-Somalı İş KonseyiAhmet Samı İşler
Türkiye-Sri Lanka İş KonseyiBeşir Uğur
Türkiye-Sudan İş KonseyiSerdar Yıldızgörer
Türkiye-Suriye İş KonseyiSait Kılıç
Türkiye-Suudi Arabistan İş KonseyiFatih Gürsoy
Türkiye-Şili İş KonseyiMehmet Bahadır Balkır
Türkiye-Tacikistan İş KonseyiCihangir Fikri Saatçioğlu
Türkiye-Tanzanya İş KonseyiAytaç Muhittin Dinçer
Türkiye-Tayland İş KonseyiCemil Çakar
Türkiye-Tayvan İş KonseyiNejat Oğuz Karayeğen
Türkiye-Togo İş KonseyiBerna Akyıldız
Türkiye-Tunus İş KonseyiMustafa Denizer
Türkiye-Türkmenistan İş KonseyiHalil Avcı
Türkiye-Uganda İş KonseyiErcan Ata
Türkiye-Ukrayna İş KonseyiRuşen Çetin
Uluslararası Teknik Müşavirlik İş KonseyiMunis Özer
Türkiye-Umman İş KonseyiÜmit Kiler
Türkiye-Ürdün İş KonseyiÖmer Faruk Akbal
Türkiye-Venezuela İş KonseyiAhmet Altuğ Oğuz
Türkiye-Yemen İş KonseyiMuhammet Uğurcan Barman
Türkiye-Yeni Zelanda İş KonseyiMehmet Emin Hitay
Türkiye-Yeşil Burun İş KonseyiEsat Onur Tuğay
Türkiye-Yunanistan İş KonseyiLevent Sadık Ahmet
Yurt Dışı Yatırımlar İş KonseyiAbdullah Çerekçi
Türkiye-Zambiya İş KonseyiEsra Cevahir
Türkiye-Zimbabve İş KonseyiHıfsı Soydemir

Hemofili A Hastalığının Toplumsal Yükü

Soldan sağa: Can Balkan, Cem Ar, Simten Malhan, Kaan Kavakli, Bulent Antmen

Türkiye’de Hemofili A hastalığının, yıllık ekonomik yükü 3 milyar liraya yakın. Hasta başı yıllık maliyetin yarım milyon lirayı aştığı hastalık nedeniyle oluşan yıllık toplam giderler, toplam sağlık harcamalarının %1,62’sini oluşturuyor.

Nadir görülen genetik geçişli bir kan hastalığı olarak, dünyada yaklaşık 180 bin1, Türkiye’de ise 5 binden fazla kişinin yaşamını olumsuz etkileyen Hemofili A hastalığının bireyler ve sağlık kurumları üzerinde yarattığı etki, Roche desteğiyle hazırlanan ‘Hemofili A Hastalığının Toplumsal Yükü’ araştırmasıyla sunuldu.

Araştırmanın sonuçları Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Sağlık Ekonomisti Prof. Dr. Simten Malhan, Türkiye Hemofili Dernekleri Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Kaan Kavaklı, Ege Hemofili Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Can Balkan, Çukurova Hemofili Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Antmen ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Ar  katılımıyla gerçekleştirilen bir toplantıyla paylaşıldı.

Araştırmayı gerçekleştiren öğretim üyelerinden, Prof. Dr. Simten Malhan, “Hastalık yükünü tespit ederken en çok ölüme yol açan, en çok sakat bırakan ve en çok maddi harcamaya sebep olan şeklinde sıralayabileceğimiz ana kriterleri dikkate alıyoruz. Bu kriterler kapsamında gerçekleştirdiğimiz bu araştırmayla, Hemofili A hastalığının bir yıl için maliyetlerini belirleyerek, hastalığın ülkemiz için yükünü tespit etmeyi amaçladık” sözleriyle araştırmanın temel hedefini açıkladı. 

Türkiye’nin toplam sağlık harcamalarının %1,62’sini oluşturuyor

Prof. Malhan bir hastalığın sadece birey üzerinde değil; aile, yakın çevre ve işveren açısından düşünüldüğünde aslında topluma bir maliyeti olduğuna dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti: “Herhangi bir hastalığın toplumsal yükü tespit edilirken tıbbi ve tıbbi olmayan direkt harcamalarla birlikte hastalıktan kaynaklanan iş gücü kaybı, erken emeklilik, erken ölüm ve manevi kayıpları da kapsayan dolaylı maliyetler de dikkat alınır. Bizler de Hemofili A kapsamındaki bu araştırmayı gerçekleştirirken tedavi, takip tedavileri ve hastalık gidişinin neden olduğu maliyetlerle birlikte hasta, hasta yakını, kamu ve toplumsal etkilerinin maliyetlerini modellemeye de dahil ettik ve hastalık yükü analizini bunlara göre yaptık.”

Türkiye’de 5.055 Hemofili A hastası var

Yaptıkları araştırma sonucunda Türkiye’de bulunan 5.055 Hemofili A hastasının, hasta başı maliyetinin yıllık 559 bin 259 TL olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Simten Malhan, “Tek bir hasta için hesaplanan bu maliyetten yola çıkıldığında nadir bir hastalık olarak görülse de Hemofili A’nın ülkemiz için hastalık yükü 2 milyar 827 milyon TL olarak tahmin ediliyor. Bu rakam Türkiye’nin toplam sağlık harcamalarının %1,62’sını oluşturuyor.

Genetik geçişli olan Hemofili hastalığı,  erkeklerde ortaya çıkıyor

Türkiye Hemofili Dernekleri Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Kaan Kavaklı,  pıhtılaşma bozukluğu ile seyreden, genetik geçişli ve hayat boyu süren bir kan hastalığı olan Hemofili konusunda şu bilgileri verdi: “18 bini ABD,  6 bini Almanya, 6 bini Fransa ve 6 bini  de İngiltere’de olmak üzere dünyada 180 bin Hemofili A hastası bulunuyor. Genetik geçişli olan ve genellikle erkek bebekler ve çocuklarda ortaya çıkan Hemofili A hastalığının Türkiye’deki hasta sayısı ise 5 binin üzerinde. Gençler ile genç erişkinlerde sıklıkla görülen Hemofili A’nın yaş ortalaması ise 25. Yetersiz tedavi durumunda Hemofili A hastalarının kalıcı eklem sakatlıkları ve kafa travmaları sonrasında yaşanabilecek beyin kanamalarıyla da ölüm riskiyle karşı karşıya geldiklerini vurguladığımızda, bu hastalığın tedavisinin ne kadar büyük önem taşıdığı daha iyi anlaşılabilir.”

Çocuklarda tedaviye, ilk kanamadan sonra veya 3 yaş civarında başlanıyor

Toplantıda hastalığın çocukluk çağındaki seyri konusunda bilgi veren Ege Hemofili Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Can Balkan ise “Hemofili hastalarına genellikle yaşamın ilk yılında tanı koyuyoruz ancak tedaviye ilk kanamadan sonra mümkünse 3 yaşından önce başlıyoruz. Bu noktada ailenin hemofili ile doğru şekilde tanışması ve profesyonel destek alması kritik bir önem taşıyor” diye açıkladı.

Fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı bir birey büyütme hedefiyle yürütülen tedavide çocukların aşılarından, ağız hijyen ve bakımından egzersiz ve spor çalışmalarından okul hayatına kadar birçok konuya dikkat ettiklerini vurgulayan Prof. Dr. Can Balkan “Çocukların tedavileri sırasında en çok onları kanamalardan koruyacak konular üzerinde odaklanıyoruz. Eklem kanamaları, hayatı tehdit eden kanamalar ve kalıcı sakatlıkları engelleme üzerine yoğunlaşarak; çocuk ve ailesinin yaşadığı çeşitli manevi zorlukları; onların farklı uygulama yolundan kullanılan ve daha uzun etkisi olan tedaviler tarafındaki beklentileri üzerine çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz.”

Yaklaşık  %60’ını erişkinler oluşturuyor

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Ar ise Türkiye’de yaşayan hemofili hastalarının yaklaşık %60’ının erişkin olduğunu ve erişkin hastalarda en çok kalıcı sakatlıklar, cerrahi girişimler, hayatı tehdit eden kanamalar ile  sosyal sorunlar ile mücadele ettiklerini vurgulayarak şu bilgileri verdi: “Erişkin Hemofili A hastalarında sıklıkla evlenme ve çocuk sahibi olma, iş ile çalışma hayatına ek olarak sosyal yaşama ilişkin konuları kapsayan sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Hastalar, Hemofili A nedeniyle maruz kaldıkları olumsuzluklara bağlı olarak sadece aile ve sosyal ilişkilerinde problemler yaşamakla kalmıyor, aynı zamanda genel sağlık durumları ve ağrıları sebebiyle de yarı zamanlı çalışmaya ve erken emekliliğe yönelmek durumunda kalabiliyorlar.”   

Hedef, tüm hastaların kanamasız bir yaşama ulaşması

Toplantının sonunda Hemofili A tedavisinde bugüne kadar gelinen noktayı ve tedavinin geleceğine ilişkin beklentilerin değerlendirmesini ise Çukurova Hemofili Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Antmen yaptı ve şu bilgileri verdi: “Hemofili tedavisi için yürütülen çalışmalarla, tedavi kaynaklı olarak hasta ve ailelerinin üzerine binen yükü azaltmayı, tedaviye uyumu arttırmayı, hastalarda kanamasız bir dünya hedefimize ulaşmayı, hastaların yaşam kalitelerini arttırmayı, sosyal ve fonksiyonel olarak sağlıklı bireyler olmalarını sağlamayı ve hastalığa kür bulmayı bekliyoruz. Bizler de gerek ülkemizdeki kapsamlı hemofili bakım merkezlerimizde sağladığımız tedavi ve hizmetler, gerekse de yaptığımız yeni araştırmalarla bu konuya katkımızı sürdürmeye devam ediyoruz.”   

Cumhurbaşkanlığından 2 Atama

Mehmet Selim Bağlı & Nüket Küçükel Ezberci

25 Aralık 2019 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanlığı atama kararlarına göre; SGK Başkanı Mehmet Selim Bağlı; Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Bakan Yardımcılığına atandı.

Güven Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı, TÜSİAD Yedek YK Üyesi ve Sağlık Çalışma Grubu Başkanı Nüket Küçükel Ezberci de , Cumhurbaşkanlığı Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu Üyeliğine atandı.

Nobel İlaç: İlaçta Dışa Bağımlılık Azaltılmalı!

20 ülkede kendi organizasyonları ile faaliyet gösteren Nobel İlaç, Özbekistan ile gerçekleştireceği yeni sağlık projelerini Taşkent’te düzenlenen Özbek-Türk Sağlık İş birliği Forumunda duyurdu.

Özbek-Türk Sağlık İş birliği Forumu, T.C Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Özbekistan Sağlık Bakanı Dr. Alisher Shadmanov önderliğinde dost ve kardeş iki ülkenin kamu ve özel sağlık sektör temsilcilerine Taşkent’te ev sahipliği yaptı. Yüzde yüz Türk sermayeli Nobel İlaç, katıldığı forumda ortak sağlık uygulamaları için gerçekleştirecekleri yeni projeleri duyurdu.

Türkiye’de üç, Özbekistan ve Kazakistan’da birer olmak üzere beş üretim tesisine ve farklı farmasötik formlarda yıllık 200 milyon kutu üretim kapasitesine sahip Nobel İlaç, Türkiye’de ve ülke dışında toplamda 3000 çalışanı ile GMP standartlarına uygun ilaç üretmeye ve 50 ülkeye ihracat yapmaya devam ediyor.

İlk Üretim Tesisi Özbekistan’da Kuruldu

Hasan Ulusoy

Türkiye ve Özbekistan arasında sağlık alanındaki iş birliğini geliştirmek üzere düzenlenen Özbek-Türk Sağlık İş birliği Forumu kapsamında ülkedeki Türk yatırımcılar adına konuşma yapan Nobel İlaç Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Ulusoy, iki ülke arasında inşa edilen stratejik iş birliklerinin güçlenerek devam edeceğini bildirdi.  Türkiye dışında ilk üretim tesislerinin Özbekistan’da kurulduğunu söyleyen Hasan Ulusoy, şirket hedefleri ve yeni iş planları hakkında bilgi verdi:

“Bütün sektörler için gelecekte var olabilmenin ön şartı haline gelen yüksek teknoloji ve özellikle ilaçta biyoteknoloji ürünlerinin kullanımı her geçen gün artmaktadır. Firmamız da TÜBİTAK önderliğinde açılan ‘Biyobenzer İlaçların Yerli Olarak Geliştirilmesi ve Üretilmesi’ projesine sunulan 23 firmaya ait 28 başvuru arasından seçilen ilk dosyaya sahip. Yeni üretim yatırımımız da bu sahada olup, ülkemiz ihtiyacı yanında ihracat potansiyeline de sahip bir tesis tamamlanma aşamasına gelmiştir.

“Turquality Destek Programındayız”

Nobel, ihracat yapılan yaklaşık 50 ülkenin 20’sinde kendi kadroları ile tanıtım ve satış faaliyeti yürütmekte, dolayısıyla markalı ürün ihraç etme imkânı yaratmakta ve bu sayede ülkemiz önceliklerine paralel şekilde katma değeri yüksek, cari açığı azaltma hedefine uygun faaliyet göstermektedir. 2000’li yılların başında belirlenen ‘kendi organizasyonlarımız ile yurtdışı operasyonlarına başlama’ hedefinde ilk adım olarak da kardeş ülke Özbekistan seçilmiş ve geçen sürede ciddi mesafe alınmıştır. Tüm bu çabalarımız, devletimiz tarafından da takdir edilerek ‘Dünyada Türk markaları oluşturmak’ amacıyla oluşturulmuş Turquality destek programı çerçevesinde teşvik kapsamına alınmıştır.”  

Yıllık Bir Milyar Dolar Civarında İhracat Sözkonusu

Üretimde dışa bağımlılığın can sıkıcı bir durum olduğundan söz eden Ulusoy, ülkemizin sağlık konusundaki kalkınma planlarını ve Nobel İlaç’ın buna yönelik hedeflerini şöyle açıkladı:

“Ülkemiz için, eczacılık ürünlerinde dış ticaret açığı can yakıcı bir problem olmaya devam etmektedir. Halen yıllık bir milyar dolar civarı bir ihracat ancak yapılabilmekte, bu da dört milyar dolara yakın seyreden dış ticaret açığının kapatılmasına çare olamamaktadır. Nobel İlaç yıllardır ihracatı ithalatından yüksek olan, net fazla veren bir firmadır. Bu tablo, ilaçta dışa bağımlılığın azaltılması amacı doğrultusunda devletimizin Kalkınma Planlarında yer alan ‘Sağlık Endüstrilerinde Yapısal Dönüşüm Programı Eylem Planı’ ile de tam olarak örtüşen gurur verici bir durumdur. Malumunuz olduğu üzere bu planlarda, ‘ülkemizde artan ve yaşlanan nüfus, ortalama yaşam süresinde yükselme, sağlık hizmetlerinde ve ilaca erişimde iyileşme, artan refah düzeyi ve farkındalık gibi faktörler nedeniyle ilaç ve tıbbi cihaz talebinin artması sosyal güvenlik harcamalarında ve cari açık üzerinde baskı oluşturmaktadır’ tespiti vardır. Bu tespite uygun şekilde de 2023 vizyonu çerçevesinde ‘yurtiçi ilaç ihtiyacının değer olarak %60’ının yerli üretimle karşılanması’ hedefi konmuştur. Biz, yıllardır ülkemizin bu idealine paralel hizmet ediyor olmaktan gurur duyuyoruz.”

Kanser İlaçları Üretim Sahamızın Tamamlanmasını Amaçlıyoruz

Ulusoy, Özbekistan’da kurulan Nobel Pharmsanoat hakkında şu bilgileri verdi: “ Nobel Pharmsanoat bizim için ‘Ata yurdunda bir Türk şirketidir.’ 2000 yılında temsilcilik açılmış, 2002 yılında ise tamamen öz sermaye ile Nobel Pharmsanoat kurulmuştur. Halen, uluslararası GMP (İyi İmalat Uygulamaları) standartlarında tek vardiyada yıllık 10 milyon kutu ilaç üretebilen bir kuruluştur. Şu günlerde kanser ilaçları üretim sahamızın tamamlanması için de yoğun bir çaba içerisindeyiz. Bu tesislerin aksaksız işletilmesi için ihtiyaç duyduğumuz yüksek vasıflı personelin eğitimine özen gösteriyoruz. Bu amaçla Özbekistan’da yapılan eğitimlerin yanında, çalışanlarımıza Türkiye, Almanya, Hindistan, Çin ve Güney Kore gibi ülkelerde çağdaş ilaç üretimi babında eğitim imkânı sağlıyoruz.

Nobel Pharmsanoat, sayısı 400’ü bulan donanımlı ve aidiyet duygusu yüksek çalışanları, geniş ürün yelpazesi, yüksek teknolojiye sahip modern ve çevreye saygılı tesisleri ile ülkede önemli bir Türk markası haline gelmiştir. Nobel Pharmsanoat, Özbekistan faaliyetleri yanında Kazakistan, Afganistan, Gürcistan, Tacikistan gibi ülkelere ihracat da yapmaktadır. Kıtalar arası ticaret yollarının kavşağında bulunan Ata Yurdumuz Özbekistan’a yatırımlarımız artarak devam edecektir. Çabamız, 33 milyon nüfusu ve yüksek potansiyeli ile bölgedeki cazibe merkezlerinden biri olan Özbekistan’ın sağlık camiasına dünyadaki en yeni molekülleri yerli üretim olarak sunmak ve ülke ekonomisine katkı sağlamak içindir. Biz kendimizi artık Özbekistan’ın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.” dedi.