SGK Tedavi ve İlaç-Malzeme Kalitesini İzleyecek!

“İki hastaneden birinin dünya standartları üzerinde verdiği hizmet ile diğerinin uzman hekim bile bulundurmadan verdiği hizmeti aynı değerlendirmek istemiyoruz. Üstün standartlarda sağlık hizmeti sunan hastanelere gerekli ayrıcalıkları tanımak istiyoruz”

“Hem hekimlerimizin tedavi kalitelerini hem de bize vaatlerle gelen ilaç ve malzemelerin gerçekten başarılı olup olmadıklarını izlemek istiyoruz. 2023’e kadar bu izlemleri daha raporlaştıracağız”

“SGK olarak bir intramüsküler enjeksiyona kurumumuzun ödediği para ile kanser cerrahisine ödediği para aynı seviyede! Bir pansuman için ödediğimiz para bütün KVC ameliyatlarıyla aynı. Bütçeler yeniden analiz edilmeli”

Mustafa Özderyol

SGK Genel Sağlık Sigortası (GSS) Genel Müdürü Mustafa Özderyol, sağlık finansmanında 2023 vizyonu konusunda bir sunumda geri ödeme sistemindeki çarpıklıkları ve çözüm önerilerini ifade etti. Bütçeyle ilgili rakamlar vererek konuşmasına başlayan Özderyol, “Geçen sene bütçemiz 78 milyar TL idi ve 2018 için 87 milyar TL gibi bir planlama yaptık. Müracaat sayısı her geçen sene katlanarak devam ediyor. Bu çok hasta olduğumuzdan mı yoksa sektöre güvenmediğimizden mi bu kadar çok hastaneye başvuruyoruz! Bunun araştırılması gerekir diye düşünüyorum. 20 kez hekime giden hastalarımız var” diye konuştu.

Bütçe Rakamları Nasıl?

2017 itibariyle 25 bin civarında eczane, 2396 adet hastane-tıp merkezinin faaliyet gösterdiğini belirten Özderyol, şunları kaydetti:

“2018’de devlet hastanelerine öngörülen rakam 36 milyar TL idi; eczanelere 28 milyar civarında, üniversite ve özel sağlık hizmet sunucularına da 10’ar milyar TL öngörüldü. Üniversiteler 11 milyarı da bulacak gibi çünkü 4-5 özel hastane bu yıl içinde vakıf üniversite ile afiliye olarak statüsünü üniversiteye taşıyacak.”

Hizmet Sunum Kalitesine Göre Ödeme

Özderyol, nüfusun yüzde 99’unun GSS kapsamı içinde yer aldığını anımsatarak şöyle konuştu:

Sağlık hizmetinin kalitesinin ve etkililiğinin arttırılması yönünde adımlar atmayı planlıyoruz. Sağlık Bakanlığı ile iş birliği çerçevesinde klinik kalitenin hastalıktaki tedavi kılavuzlarının da eşliğinde hastanelerin klinik çıktılarının değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. İki hastaneden birinin dünya standartları üzerinde verdiği hizmet ile diğerinin uzman hekim bile bulundurmadan verdiği hizmeti aynı değerlendirmek istemiyoruz. Üstün standartlarda verilen sağlık hizmetlerinden dolayı bu hastanelere gerekli ayrıcalıkları tanımak istiyoruz. Zaten gidişatın sonunda da bu noktaya varmamız gerekiyor. Birinden aldığımız sağlık hizmetinin sonucunda 10 tane komplikasyonla uğraşıp daha büyük maliyetlerle kuruma çıktıları gelirken diğerinden aldığımız sağlık hizmetinde hiçbir komplikasyonla uğraşmadan iş gücünde fazla bir kayba sebebiyet vermeden insanlarımızı daha sağlıklı yaşatarak sonuca ulaştırıyorsak bu iki hastaneye karşı bizim de bakış açımızın farklı olması gerekmektedir.”

Hekime Karşı Güvensizlik Var

Koruyucu hizmetlerin önceliklendirmesi gerektiğini belirten Özderyol, “Aile hekimlerinin daha etkin daha sistemin içine çekilerek kullanılması gerekiyor. Toplumumuzda güven meselesi var bu konuda, bir ayda 20 kez müracaat eden hastalar varsa burada bir güvensizlik var. Binlerce reçetenin sistemimizde olmasına rağmen ilaçlarının alınmadığını görüyoruz. Bu da güvensizliğin neticesi olduğunu düşünüyorum” dedi.

“Tedavi ve ilaç-Malzeme Kalitesini İzleyeceğiz”

Özderyol, kronik hastalıklara harcanan tutarları daha fazla izlemek ve bu hastalıklarda kullanılan ilaç ve malzemelerin etkinliklerini analiz etmek istediklerini belirtti ve şöyle devam etti:

“Hem hekimlerimizin tedavi kalitelerini hem de bize vaatlerle gelen ilaç ve malzemelerin gerçekten başarılı olup olmadıklarını izlemek istiyoruz. 2023’e kadar bu izlemleri daha raporlaştırıp kamuoyuyla da paylaşacak hale geleceğiz. 

Kendi İlacımızı Üretmeliyiz

“Bence bu ülkede sevk zinciri mutlaka hayata geçirilmelidir. Şahsi fikirimdir, bir hasta evden çıkıp elinde kimliğiyle üçüncü basamak bir hastaneye giderek bir profesörü rahatsız etmemelidir. Uzman hekime ulaşım bu kadar kolay olmamalıdır” diye konuşan Özderyol şunları kaydetti:

“Nadir hastalıklarda ve biyoteknolojide gerekli çalışmaların yapılmadığını düşünüyorum. Bugün 87 milyarımız sadece nadir hastalıkların tedavisine artık yetmeyecek hale gelecek. Yıllık 2 milyon TL ilaç ödediğimiz nadir hastalıklar olduğunu gördüm. Bizim gibi nadir hastalıkların sık yaşandığı Orta Asya coğrafyasında sadece 1 milyar TL ilacın yüzde 5 bütçesini bir hastalığın ilacına verir ve topu topu 500 kişiyi tedaviyi etmiş olursak sistem sürdürülemez. Ülkemizde bu ilacı, bu malzemeleri üretecek kapasiteyi oluşturmamız lazım.

Bir örnek vermek isterim; yurtdışından getirdiğimiz bir ilaç vardı ve çok pahalıya aldığımızı söylediler. Bu konuda bir araştırmaya girdim; pahalıya satın aldığımızı fark ettim. Aynı fabrikada aynı bantta iki ilaç üretiliyormuş, ülke birinci ilaç için bir belgesini eksik bırakıyor ve dünyada kimse bunu tanımıyor. İkinci ilaç için tüm belgeler tamam. Mevzuatlarımız diyor ki A belgesi yoksa bu ilaç ülkeye girmez. Bu o ülkede 9 dolar ve bizim ülkemizde 100 dolar. Bu üretimleri biz kendimiz yapmadığımız sürece hep kaybeden olacağız.”

SUT Güncellenmesi Katsayıya Bağlanabilir

Üniversite hastanelerinin özel hastanelerden daha fazla ücret alması konusunda yöneltlen soruyu Özderyol şöyle yanıtladı:

“Üniversite hastanelerine giden hastalarla özel hastaneye giden hastalar aynı değil! Kimsenin kabul etmediği yoğun bakımdaki hastalar üniversitelerin yoğun bakımlarında kalıyor. Üniversitelere verdiğimiz bu farklılıklar yüzde 10 ile 15 arasında değişiyor. Zaten tüm üniversitelerin kamuya bütçesi 10 milyar TL. Kamu üniversitelerin hiçbiri hastalardan ilave ücret almıyor, vakıf üniversiteleri alıyor. Yüzde 200 fark oranı yasal bir düzenleme. SUT konusunda kesinlikle revizyon yapılmalı. İlaç benzerinde olduğu gibi bir katsayıyla güncellenebilir duruma getirilmeli. 2005’ten beri sistemin içindeyim ve o günden bu yana hiç zam almamış işlemler var. Bütçelemeyle bu sistemin yol alması zor evet ama teknolojisi bittiği halde fazla ödeme yaptığımız birkaç işlem de var. Bir intramüsküler enjeksiyona kurumumuzun ödediği para ile kanser cerrahisine ödediği para aynı seviyede! Bir pansuman için ödediğimiz para bütün KVC ameliyatlarıyla aynı. Bütçelerin analiz edilerek gözden geçirilmesi gerekiyor. Bu ülkede yapay kalp cihazına bağlanamadığı için hayatı son bulan hastalar tarafına bütçe aktarılarak bu organizasyonun tamamlanması gerekiyor.”

Sağlıkta 2023 Türkiye Vizyonu

Hüseyin Çelik, Türkiye’nin sağlıkta 2023 vizyonununda yer alan konu başlıklarını klinikiletişim okurları için yazdı.

“Koruyucu sağlık hizmetlerinin ve sağlıklı yaşam kültürünün geliştirilmesi, halk sağlığı programlarının aile hekimliği sistemi ile entegre bir yapıda hayata geçirilmesini sağlamak 2023 vizyonunun en önemli öncelikleri arasında yer almalıdır”

“Sevk zinciri ile ikinci ve üçüncü basamağa giden kişilerden daha düşük katılım payı alınması ya da hiç alınmaması yoluna gidilmelidir. Sevk zinciri, sağlık harcamalarında yeni bir tasarruf aracı olarak ele alınmamalıdır”

“Toplumun mesai saatleri sonrası normal poliklinik ihtiyaçlarına yönelik beklentilerini karşılayacak bir model geliştirilmelidir”

“Uygulamalı sağlık eğitim imkanı kapasitesi arttırılmadan gerçekleşen kontenjan artışları, sağlık eğitiminde önemli bir risk alanıdır; istihdam bazlı kontenjan belirleme süreci başlatılmalıdır”

“Savunma sanayi örneğinde olduğu gibi, Ar-Ge aşamasında yeni piyasaya girecek ürün ve hizmetlere de kamu alım garantileri verilmelidir”

“Sağlık Bakanlığının regülasyon kurumu olma yapısı güçlendirilmelidir”

Sağlık sektöründe son 15 yılda gerçekleştirilen reform çalışmaları, 1989 yılında Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından hazırlatılan Sağlık Master Planı çalışması sonrasında, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen sağlık reformu çalışmalarında elde edilen birikimin hayata geçirilmesi ile mümkün olmuştur. Yapılacak reformlar konusunda genel bir uzlaşma sağlanmasına rağmen, uygulamaya geçirecek bir iktidarın olmayışı, ülkemize ve vatandaşlarımıza çok şey kaybettirmiştir. Ancak 1990’lı yılların gerçekliğinde ortaya konulan ve son 15 yılda uygulanan ve sonuçları alınan politikaların, 2023 vizyonunda toplumun değişen ve artan beklentileri yanı sıra, sağlık teknolojileri alanındaki oyun bozucu gelişmeler karşısında kapsamlı bir gözden geçirmeye ihtiyaç duyduğu ve ikinci nesil reformların hazırlanması ve hayata geçirilmesi gerektiği genel bir kabul görmektedir.

2002 yılından itibaren uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programının başlangıcında GSMH’nın % 5,2’si  olan sağlık harcamaları, kimilerine göre “dünyanın hiçbir yerinde olmayan bonkör bir sisteme” rağmen, 2016 yılı itibari ile GSMH’nın % 4,2 sine düşerek satınalma gücü paritesi ile de OECD ülkelerinin en düşük oranı olarak gerçekleşmiştir. Bu durum ilk bakışta olumlu bir gösterge gibi görünürken, vatandaşların ve sağlık sisteminin artan ve değişen ihtiyaçları ve sorunları dikkate alındığında, artık harcamaların azaltılmasına yönelik politikaların sonuna gelindiğini söyleyebiliriz.

Bu yazıda, 2023 Türkiye’sinde yaşama geçirilmesi önerilen sağlık politikalarının temel başlıklarına ve öncelenmesi gereken bazı hususlara kısaca değinmeye çalışılacaktır.

Sağlıklı Yaşam Kültürü

Dünya ile birlikte ülkemizde de hızla artan yaşlanma ve kronik hastalıklar, kaçınılmaz bir şekilde sağlık harcamalarının artışının önemli bir gerekçesi olacaktır. Kültüre dönüşmeyen politikaların da, uzun erimli uygulama imkanı bulamayacağı açıktır. Bu nedenle, hem finansal açıdan hem de sağlıklı bir toplum yaşamı açısından, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının uygulamaya geçirilmesinde; toplumun temel değer ve eğilimleri ile uyumlu, kültür boyutu ile desteklenmiş politikaların geliştirilmesi büyük önem ve öncelik taşımaktadır.

Koruyucu Sağlık Hizmeti

Sağlık sektörünün tüm bileşenleri tarafından adeta kutsanan koruyucu dağlık hizmetleri, son dönemde yapılan önemli kazanımlara rağmen, hiçbir dönemde sağlık sistemimizin uygulanmasında temel öncelik olma ve kalma özelliğini kazanamamıştır. Uzman hekimlik uygulamalarının, tanı ve tedavi alanındaki ilaç ve teknolojilerinin hakim olduğu yapı, kendini daha dinamik bir şekilde topluma ve politika yapıcılara kabul ettirerek her açıdan gelişim gösterirken, koruyucu sağlık hizmeti alanı kendisini yeterince geliştirme fırsatı bulamamıştır.

Genel Sağlık Sigortasının (GSS) bireye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerini finanse etme görevini ve yetkisini de kullanarak; koruyucu sağlık hizmetlerinin ve sağlıklı yaşam kültürünün geliştirilmesi, halk sağlığı programlarının aile hekimliği sistemi ile entegre bir yapıda hayata geçirilmesini sağlamak 2023 vizyonunun en önemli öncelikleri arasında yer alması sağlanmalıdır.

Aile Hekimliği

Ülkemizde yaklaşık 50 yıl geciken aile hekimliği uygulaması, başlangıçta önemli bir kazanım olarak ortaya çıkmıştır. Ancak sistemin kuruluş amaçların yönelik olarak, sürekli değişen toplum ve sağlık sistemi ihtiyaçlarına göre güncellenmesi beklenirken, tedavi edici hekimliği destekleyici bir anlayış ile gelişim göstermiştir. Artık aile hekimliğinin hem fiziki, hem yasal, hem de çalışma ve ücretlendirme politikalarının güncellenerek halk sağlığı, koruyucu sağlık hizmetleri ve birinci basamak sağlık hizmetlerinde toplumun daha fazla itibar ettiği bir yapıya kavuşturulması sağlanmalıdır.

Sevk zinciri uygulaması, altyapısına yönelik hiçbir hazırlık yapılmadan zorunlu hale getirilen 2009’daki uygulamasından farklı bir anlayış ile zorunluluk getirilmeksizin sevk zinciri ile ikinci ve üçüncü basamağa giden kişilerden daha düşük katılım payı alınması ya da hiç alınmaması yoluyla teşvik edici bir anlayışla hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

Sevk zinciri, sağlık harcamalarında yeni bir tasarruf aracı olarak ele alınmamalı, elde edilecek tasarruf, ikinci ve üçüncü basamak ücret tarifelerinde artış yapılarak aynı gelirin daha az hastaya daha fazla zaman ayrılarak elde edilmesi amacına yönelik kullanılmalıdır.

Acil Sağlık Hizmetleri

Acil sağlık hizmetleri, toplumda yerleşen “acil” algısı nedeniyle tüm sağlık sisteminin en zayıf halkası olmaya devam etmektedir. Toplumun mesai saatleri sonrası normal poliklinik ihtiyaçlarına yönelik beklentilerini karşılayacak bir model geliştirilerek, gereksiz acile başvurmasını engel olmaya yönelik bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmalarına önem ve öncelik verilmelidir. (En azından 112 Acil’in gereksiz yere aranmaması ve ambulanslara yol verilmesi konusunda verilen önem kadar)

Sağlık Hizmeti Sunumu

Sağlık hizmetlerinin sunumunda kamu, üniversite ve özel girişim tarafında sunulan hizmetlerin mülkiyet ayrımı olmaksızın yürütülmesi ve kamunun verimlilik, kalite ve memnuniyet açısından rekabet içerisinde çalışması ayrı bir öneme sahip bulunmaktadır. Ayrıca sağlık hizmet sunumunda hekimin hastaya ayırdığı zamanın arttırılması dahil olmak üzere, kaliteye yönelik faaliyetlerin öncelenerek, bunun sonucu ortaya çıkacak maliyet artışını da göze alarak yürütülmesi, bugüne kadar sağlanan kazanımların sürdürülebilirliği için de önemli bir güvence oluşturacaktır.

KÖİ/Şehir Hastaneleri

Şehir hastaneleri projeleri, deprem riski taşıyan kamu sağlık tesislerinin hızlı bir şekilde yenilenmesi, hizmet sunumu bakımından fiziki ve teknoloji standartların arzu edilen noktaya taşınması, ayrıca bunların yol açacağı finansman ve işletme yüklerini özel ile paylaşılarak yürütülmesi açısından önem arz etmektedir.

Ancak sağlıkta dönüşüm projesi ve onun önemli bir bileşeni olan GSS’nin sözleşmeli bir yapıda sağlık hizmeti satın alma yoluyla tüm risklerin özelde kaldığı bir modelin de sağladığı sonuçların dikkate alınarak gelecek planının yapılması önem taşımaktadır.

Sağlıkta Yatırım ve İnsan gücü Planlaması

Sağlık hizmetleri yatırımlarında Anayasamızda öngörülen planlı döneme oldukça geç geçilmiş, özel girişim bakımından bugün yaşanan kimi darboğazların büyük sorunlar oluşturmadan atlatılmasında 2008 de başlayan yatırım planlama uygulamalarının önemli bir payı olmuştur. Ancak sadece özele uygulanan planlama ile kamunun, sağlık teknolojilerindeki ve hastalık yükündeki değişimden bağımsız yatırım yapması kamu kaynaklarının verimsiz kullanılması riskini taşımaktadır. Sağlık insan gücü alanında sayısal kriterleri karşılama kaygısı, eş zamanda kaliteli sağlık eğitim kaygısı ile birleşmeyince, önemli bir deneyimli sağlık insan gücü yetersizliği sorunu ile karşılaşılma riski oluşmaktadır. Uygulamalı sağlık eğitim imkanı kapasitesi arttırılmadan gerçekleşen kontenjan artışları, sağlık eğitiminin önemli bir risk alanı olduğu dikkate alınmalı; ayrıca istihdam bazlı kontenjan belirleme süreci de başlatılmalıdır.

Sağlık Sektöründe İnovasyon ve Milli Üretim

Sağlık sektörünün ithalata dayalı yapısı, uzun erimli politikalar ile desteklenmediği için beklenen seviyede yerli üretime dönüşmemiştir. Son dönemde yapılan yerelleştirme çalışmaları önem arz etmekle birlikte, kamu alım garantisi verilecek ürünlerin kapsamının artık gelecekte pazar payını kaybedecek ürünlerden ziyade, yeni nesil sağlık politikalarının gereklerine ve yüksek ihracat potansiyeli olan teknoloji ve ilaçlara yönlendirilmesi sağlanmalıdır. Savunma sanayi örneğinde olduğu gibi, Ar-Ge aşamasında yeni piyasaya girecek ürün ve hizmetlere de kamu alım garantileri verilerek ticarileşme süreçlerine katkı verilmesi değerlendirilmelidir.

Sağlık Diplomasisi, Sağlık Turizmi ve Sağlık Eğitimi

Sağlık hizmetlerinin ve eğitiminin; hedef ülkelerle yürütülen diplomatik, ekonomik ve kültürel ilişkilerde oldukça önemli bir katkısı bulunmaktadır. Ülkemizin sağlık hizmeti sunumunda elde ettiği kazanımların, hedef pazarlarda sağlık yatırımı ve sağlık işletmeciliği ile sürdürülmesi özel bir öneme sahip bulunmaktadır. Bu amaçla sağlık turizminde uygulanan teşviklerin işletmeciliğe yönelik olarak geliştirilmesi sağlanmalıdır. Bu süreçte sağlık eğitimi, sağlık turizmi ve sağlık işletmeciliği fırsatlarının birlikte ele alınarak politika geliştirilmesi, sağlanacak kazanımları da önemli ölçüde olumlu yönde etkileyecektir.

Sağlık Finansmanı

Sağlık sisteminin belki de en kritik konularını sağlığın finansman kaynakları, modelleri ve sürdürülebilirliği konuları oluşturmaktadır. Ülkemizde tüm toplum bireylerinin gelirine göre prim ödediği, yararlanma koşullarında ise eşit haklara sahip olduğu GSS sistemi dünyaya model teşkil etmektedir.

Sistemin öncelikle sağlıklı bir toplum oluşturmak adına getirilen koruyucu sağlık hizmetlerinin finansmanından da sorumlu olmasına rağmen, aradan geçen 10 yılda bu alanda kayda değer bir ilerleme sağlanamamıştır. Diğer taraftan ise GSS’nin tedavi harcamalarında kamu ya da özel mülkiyete bağlı olduğuna bakılmaksızın yerindelik kontrolünü yapmasına yönelik görevleri, öncelikle Sağlık Bakanlığı hastanelerinde sonra da devlet üniversitesi hastanelerinde gerçekleştirilen global bütçe yöntemi ile etkisiz hale gelmiştir. Bu durum GSS’yi sağlık sigortacılığı yapmaktan uzaklaştırarak, sadece ödeme/kasa konumuna gelmesine neden olmaktadır. Bu yapılarda bu amaca yönelik sistemlerin kurulmaması da değer bazlı ödeme modellerinin tartışılmasını gündeme getirmiştir.

GSS’nin sağlık hizmeti sunan kurumlardan bağımsız ayrı bir organizasyon olarak asli görevlerini yapmasına izin verilmeyecek ise, Sağlık Bakanlığının yeniden yapılandırılması suretiyle hizmet sunumundan özerk kamu sağlık işletmeleri kurumuna devrederek çekilmesi, regülasyon kurumu olma yapısının güçlendirilmesi ve geri ödeme fonksiyonunun muhatabı olmasına yönelik hususların da tartışılmaya açılmasının önemli olduğu değerlendirilmektedir.

Ayrıca bireysel emeklilik sisteminde olduğu gibi, 2016 yılı itibariyle cepten yapılan 19.562 Milyon TL’lik harcamanın da; tamamlayıcı sağlık sigortası sistemleri ile ikinci bir sağlık sigorta güvencesine kavuşturulması yoluyla GSS sisteminin sürdürülebilirliği ve vatandaşın sağlık hizmeti sunumunda ödeme süreçlerinde yaşadığı olumsuz deneyimlerin önlenmesine anlamlı bir katkı sağlayacaktır.

Kuşkusuz sağlık sisteminin 2023 vizyonunda gündeme gelecek konuları yukarıdakiler ile sınırlı olmayıp çok daha radikal reform çalışmalarının cesaretle tartışılarak, ülkemizin ve toplumumuzun değişen ve artan ihtiyaçlarına cevap veren, sağlık sisteminin trendlerini ve teknolojik değişimi de dikkate alan öncü bir sağlık politikası değişikliği hepimizin sorumluluk alanına girmektedir.

 

 

Gelecekteki Hastaneler ve Hasta İlişkileri Nasıl Kurgulanacak?

“Gelecekteki hastaneler dijitale daha fazla entegre edilmiş, profesyonel rol dağılımlarının olduğu yapılar şeklinde faaliyet gösterecek. Bu yönde değişik meslekler ortaya çıkmaya başladı bile; bilgisayarcı doktorlar, teknisyen hemşireler, hukukçu doktorlar bunlardan bazıları”

“Gelecekte sağlık trendleri özellikle üç alt başlık altında toplanacak: Bireysel farkındalık ve bireysel sağlığın takibi, hasta ve hastane yönetimi ve tıpta gelecek”

“Türkiye’nin yaşlanma ivmesi Batı ülkelerine göre daha hızlı hale geldi. Yakın zamanda yaşlı nüfusa hitap eden değişik sağlık harcamaları ve problemleriyle karşı karşıya kalacağız. Yaşlı kategorisine hızlıca giriyoruz ve bu alışılmadık sorunlara yol açacak” 

GE Sağlık Türkiye Genel Müdürü Yelda Ulu Colin

Dünyada ve Türkiye’de nüfusun yaşlandığına dikkat çeken GE Sağlık Türkiye Genel Müdürü Yelda Ulu Colin, dünya nüfusunun 2025 yılına kadar bir milyar daha artacağını ifade etti. “Kentleşme oldukça hızlı ilerliyor, hareketsiz bir orta sınıf oluşuyor ve bunun getirdiği hastalıklar gittikçe çoğalıyor” diye konuşan Colin, bu hastalıkların çoğalmasının sağlık sisteminin üzerindeki finansal yükü arttırdığını vurguladı. Colin’in verdiği bilgiye göre, 2015 yılında 7 trilyon dolar küresel sağlık harcaması yapılmış ve bu harcamanın 2020’de 8.7 trilyona ulaşması bekleniyor.

Gelecekteki 3 Sağlık Trendi

Gelecekte sağlık trendlerinin özellikle üç alt başlık altında toplanacağını ifade eden Colin, şunları kaydetti:

“Bireysel farkındalık ve bireysel sağlığın takibi, hasta ve hastane yönetimi ve tıpta gelecek üç önemli konu başlığımız. Bireysel sağlık farkındalığı ve yönetimi adı altında şunları paylaşmak isterim: 2020 yılında küresel sağlık harcamalarının yaklaşık yarısı üç ana hastalığa ayrılacak gözüküyor; bunlar kardiyovasküler, kanser ve solunum hastalıkları. Diyabet gün geçtikçe artıyor. Harcamalar da artıyor. Bireysel, dijital takip ve toplumların sağlığının dijital takibi gün geçtikçe önem kazanıyor. İki örnek vermek isterim; Brezilya’daki olimpiyatlarda GE’nin kurduğu bir sistemle tüm yarışmacıların sağlık dataları önceden sisteme girildi ve yarış boyunca takip edildi. ABD’de de buna paralel başka bir çalışma yapıldı. ABD kadın güreş milli takımının sağlık dataları uzun süre takip edilerek tüm antrenmanları ve beslenme düzenleri ona göre ayarlandı. Sonuçta bu güreş takımının dört yıldaki sakatlık oranlarında yüzde 60 oranında azalma saptandı. Biz sağlığı dijital olarak takip edebilir ve koruyucu sağlık dediğimiz kavramı hayata geçirebilirsek sağlık harcamalarında da kayda değer bir düşüş yakalayabiliriz.”

Türkiye’de Yaş Ortalaması 78

Colin, ortalama yaşam sürelerinin arttığına işaret etti ve şunları söyledi:

“OECD ortalamalarına baktığımızda 1990 yılında insanların ortalama yaşam süresi 75 yaş civarındayken 2015’te 82.5 yaş ortalamasına uzamış. Türkiye’de de durum iç açıcı; 2016’da 78 yaş ortalamasına çıkmış. Hızlı bir yaşlanma sözkonusu. Türkiye’nin yaşlanma ivmesi Batı ülkelerine göre daha hızlı hale gelmiş. Yakın zamanda yaşlı nüfusa hitap eden değişik sağlık harcamaları ve problemleriyle karşı karşıya kalacağız. Yaşlı kategorisine hızlıca giriyoruz ve bu alışılmadık sorunlara yol açacaktır. Bunun için bireysel hastalık takibi önemli. Hastanın sağlığının uzaktan izlenebilmesi gün geçtikçe daha fazla konuşuluyor. Mesela, cilde takılan kablosuz cihazlarla insan teriyle analiz yaparak uzaktan veri takibi sağlanması ve insan vücuduna ait birçok değerin takip edilebilmesi bunun güzel bir örneğidir.”

Teşhis ve Tedavide Söz Sahibi Olma

“İnsanlar sadece takip değil teşhis ve tedavide de kendisi karar verici duruma geçmek istiyor” diye konuşan Colin şu örneği verdi:

“Biliyorsunuz meme taraması zorunlu ama aynı zamanda kadınların korkulu rüyası. Kompresyon sırasında işlemin acı verici olması ve bunun kulaktan kulağa yayılması sözkonusu! GE’nin inovasyon dalında ödüle layık görülen mamografi cihazından örnek vermem gerekirse, bu cihazla kompresyon esnasında kadın kendi memesini kendisi sıkıştırarak işlemi kontrolüne alabiliyor. Bu cihaz, ülkemizde de kullanıma girmiş durumda; Acıbadem Altunizade Hastanesinde kullanımdadır.”

Sağlık Verilerimizi Kendimiz Takip Edebileceğiz

Mobil uygulamaların günlük hayatımızın parçası haline geldiğini ifade eden Colin, “Sadece hastalar değil sağlıklı insanlar da kendi verilerini takip edebiliyor. Sadece iphone ve ipad üzerinde şu anda 8 bin üzerinde sağlık uygulaması mevcut. Sağlığın korunması da bireysel farkındalığın artmasıyla çok güncel bir konu haline geldi. Genç nüfus hem kendi sağlığını hem de fiziksel görünüşünü kontrolünde tutabilmek için birçok aplikasyon kullanmaya başladı. Geçtiğimiz günlerde, Apple’nin ABD’de bir açıklaması oldu; sağlık veri takip ürünleriyle ilgili, bir anlaşma üzerinden, 300 hastaneye 40 sağlık sistemi girdiler, tüm isos kullanıcılarına bu verileri açtıklarını duyurdular. Hasta medikal verilerini artık iphone telefonlarına uyarlayabilecek. Etik ve hukuk altyapısı paralel ilerlerse göreceğiz ki hasta verilerinin takibi, kişisel sağlık takibi elimizdeki kolumuzdaki cihazlarla mümkün hale gelecek ve farklı firmalar da sağlık sektörüne yatırım yapabilecek!”

Teknisyen Hemşireler, Hukukçu Doktorlar

Colin, günümüzde hasta deneyiminin hastaneler için kilit kavram değerinde olduğunu ifade ederek şunları kaydetti:

“Günümüz hastane mimarisinde hastaların yakınlarıyla daha fazla vakit geçirebileceği alanların yaratıldığını, acil merkezinin daha fazla teknolojik cihazla donatıldığını, teşhis cihazlarının ameliyathane alanlarına girdiğini, akıllı bina uygulamalarının yaygınlaşmaya başladığını görüyoruz. Değişik departmanlarda, insan psikolojisini etkileyebilecek farklı renk ve dekorasyonlarla hastaların iyileşme süreçlerini hızlandırmak üzere mimari çalışmalar yapılıyor. Gelecekteki hastanelerin dijitale daha fazla entegre edilmiş, profesyonel rol dağılımlarının olduğu (bu yönde değişik meslekler ortaya çıkmaya başladı, bilgisayarcı doktorlar, teknisyen hemşireler, hukukçu doktorlar vb) yapılar olduğunu ifade edebiliriz. Herhalde bizden sonraki nesil, üniversiteden mezun olduğu zaman ne iş yapacağını bilmeden mezun olacak ve farklı meslekleri yapacak. Bunun paralelinde otelcilik hizmetleri de değişme uğrayacak.”

Yapay Zeka ile Sıfır Hata

Tıpta gelecekte yapay zekanın kullanımının artacağını belirten Colin, “Daha hızlı, daha doğru, daha çok iletişim ve daha çok artan hasta memnuniyetine odaklı, yapay zeka kullanımıyla ilgili cihazlar ortaya çıkıyor. Mobil röntgen cihazlarının içerisine eklenmiş yapay zeka üzerinde çalışılıyor. Akciğer grafisi ile ilgili bir örnek vermek isterim; Sağlık Bakanlığı hastanelerinde makine başına günde 300-400 grafi çekildiği belirtiliyor. GE’nin üzerinde çalıştığı bir yöntemde, yapay zeka akciğer grafilerini ‘normal, normal değil’ şeklinde kategorize ederek doktora sunuyor, önceliklendirme yaparak doktorla paylaşıyor. Bu uygulama hayatımıza girecek.

Yine acilde hastalarla ilgili çok hızlı karar alıp aksiyona geçebilmek için yapay zekanın cihazın içine eklenmiş olduğu bir uygulama örneği hayatımıza yerleşecek. Dört odacığı ve aortu tek prop dokunuşuyla gösteren ve doktoru yönlendiren, karar verme mekanizmasında hatayı azaltan uygulama günlük hayatımızda kullanıma girecek.

İnsanın hayat felsefesinde sonsuza kadar yaşama isteği var diye düşünüyorum. Gelişen teknolojiler kişisel farkındalığımızın daha da artmasına, kendi tanı ve tedavilerimizde hasta olarak daha etkin rol oynamasına yarıyor. Gelecekte insanların kendi DNA’larına uygun beslenme düzeni oluşturacaklarına ve yaşama koşullarıyla ilgili değişiklikleri yapabileceklerini düşünüyorum” diye konuştu.

Hızlı, Etkin ve Sürdürülebilir Tedarik Sistemi için Sağlık Market

Sağlık Bakanlığının sıcak gündeminde yer alan sağlık market ile daha fazla yerli ürünle daha iyi fiyat, stok yönetim ve sağlık hizmeti hedefleniyor

Prof. Dr. Sabahattin Aydın: “Toplu alımlar ölçek ekonomisinden yararlanma fırsatı verdiği için avantajlar sunuyor; ancak önü alınmaz problemleri de beraberinde getiriyor”

Dr. Abdulvahit Sözüer: “Sağlık markette daha planlı ve gelişmiş bir merkezi takip sistemi ile tedarik hedefleniyor. Satın alma süreçleri Devlet Malzeme Ofisi (DMO) aracılığı ile yürütülecek”

Mücahit Civriz: “7 bölge, 4 irtibat bürosu ile çalışmalarımıza devam ediyoruz. Devlet Malzeme Ofisi (DMO), kamunun en büyük online satın alma portalıdır”

Geleceğin satın alma ve tedarik süreçlerine ilişkin bir kritik adım olarak değerlendirilen sağlık market uygulaması, 27 Nisan 2018’de, Medipol Üniversitesinde yapılan TÜSAP (Türkiye Sağlık Platformu) Vizyon Toplantısında masaya yatırıldı.

Türkiye’de sağlık sektörüne yön veren 41 kişinin katılımıyla 5. kez yapılan toplantıda, Türkiye’nin 2023 yılı vizyonuna ilişkin görüşler yanı sıra değer bazlı sağlık hizmetiyle sürdürülebilir sağlık finansmanı, kamunun satın alma ve tedarik modeli olarak sağlık market uygulaması irdelendi.

Sağlık finansmanında 2023 vizyonu ve sağlık market konularının gündemi oluşturduğu TÜSAP sağlık teknolojileri toplantısına Sağlık Bakanlık yetkilileri, sağlık sektör sivil toplum örgütleri başkanları, üniversite yetkilileri ve destek ortağı firmaların üst düzey yetkilileri katıldı.

TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı ve Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın, Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Dr. Abdulvahit Sözüer ve Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürü Mücahit Civriz başta olmak üzere sağlık sektörünün ileri gelenlerinin bir araya geldiği toplantıda ağırlıklı olarak hızlı satın alma ve tedarikin sağlık finansmanına olumlu etkilerine değinildi.

Johnson&Johnson ve EY Türkiye firmalarının katkıları ile gerçekleşen toplantıda sağlık hizmet sunumunda miktar değil değerin öne çıktığı belirtilerek gelecek projeksiyonlarda sağlıkta insan gücü planlamasının önemi vurgulandı. Sağlık hizmetlerinde tedarik zincirinin yönetilmesi ve finansal yapının sürdürülebilirliği konusunda dünyada uygulanan modellerin paylaşıldığı toplantıda, bu modellerin kurgusunda değer bazlı ödeme, veri odağında sağlık hizmeti, verimlilik ve sürdürülebilirlik kavramları üzerinde duruldu.

Geleceğin Satın Alma Modeli

TÜSAP Yürütme Kurulu Başkanı ve Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın, sağlık sektörü içindeki dinamizmin belli noktalarda bir yandan fırsatlar doğururken diğer yandan devasa sorunlarla karşı karşıya bıraktığını ifade etti ve kamu ihalelerinin zaman zaman kalite, fiyat ve hız konusunda süreçleri zorlaştırarak yönetilmesi zor bir sorun haline dönüştüğüne değindi. Geçmiş deneyimlerden bahseden ve toplu alımların ölçek ekonomisinden yararlanma fırsatı verdiği için avantajlar sunduğuna ancak önü alınmaz problemleri de beraberinde getirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sabahattin Aydın, geleceğin satın alma ve tedarik süreçlerine ilişkin yeni bir adım olan sağlık market uygulamasının önemli bir gündem konusu olduğunu belirtti.

“Merkezi Tedarik Modelleri Oluşturmak Gerekli”

Dünyanın artık değer bazlı satın alma; merkezi tedarik; tedavi kalitesine göre geri ödeme ve veri odaklı finans uygulamaları gibi yeni arayışlara girdiğine dikkat çeken Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Dr. Abdulvahit Sözüer, Türkiye’de doğru bir finansman yönetimi için merkezi tedarik modelleri oluşturmak gerektiğini ifade etti.

Değer bazlı sağlık hizmet modeli ile hasta çıktılarının hastanın da ötesinde tüm sağlık sistemi aktörleri ve destekleyici mevzuata faydası olacak şekilde yönetilmesi ve toplam maliyetlerin bariz bir şekilde iyileştirilmesi amacıyla ihale yönteminin değerlendirilme kriterlerinden bahseden Dr. Abdulvahit Sözüer, sağlık markette daha planlı ve gelişmiş bir merkezi takip sistemi ile tedarikin hedeflendiğine ve satın alma süreçlerinin Devlet Malzeme Ofisi (DMO) aracılığı ile yürütüleceğine değindi.

DMO, Kamunun En Büyük Online Satın Alma Portalı

DMO’nun 1926’dan bu yana faaliyetlerini sürdürdüğüne ve bugün kamunun ihtiyaç duyduğu çeşitli ürünlerde 30 milyarlık mal alımının 4 milyarına aracılık eden bir kurum olduğuna değinen DMO Genel Müdürü Mücahit Civriz, 7 bölge, 4 irtibat bürosu ile çalışmalarına devam ettiğini kaydetti. DMO’nun kamunun en büyük online satın alma portalı olduğunu ifade eden Mücahit Civriz, sağlık market ile ilgili Sağlık Bakanlığının ekipleri ile yoğun bir çalışma sürecini yürüttüklerine değindi ve rekabete açık, firmaları da mevcut şartları ile yaşatabilecek hızlı bir modelleme ile sektörün hep birlikte kazanacağına vurgu yaptı.

Kimler Katıldı?

Sağlık teknolojileri konulu TÜSAP Vizyon Toplantısına; SADER, Ajansfa İVEK, OHSAD, Johnson&Johnson, Bozlu Holding, MÜSİAD Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Medipol Üniversitesi Rektörlüğü, Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü, Beykent Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı, SEİS, AİFD, Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı, SASDER, Volitan Consulting, ARTED, EY Türkiye, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı, TOBB, İstanbul Kent Üniversitesi, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü, Üniversite Hastaneleri Birliği MASİAD, Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Üsküdar Üniversitesi Rektörlüğü, İEİS, Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı, Medtronic Türkiye, TÜMDEF, Cumhurbaşkanlığı Ekonomik İzleme ve Değerlendirme Koordinasyonu temsilcileri katıldı.

Türkiye PIC/S Üyesi oldu;

Global İlaç Ticaretinde Avantajlı Dönem Başladı

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) Farmasötik Denetim İşbirliği Konvansiyonuna (Pharmaceutical Inspection Co-operation –  (PIC/s) tam üye olarak kabul edildi. Üyelik kabulü ile Türkiye ilaç sektörünün uluslararası ticarette önemli avantajlar sağlaması öngörülüyor.

Türkiye’nin ilaç, tıbbi cihaz ve kozmetik ürünlerin regülasyon ve denetiminden sorumlu olan Kurumun Pharmaceutical Inspection Co-operation (PIC/s)’e tam üye olduğunu ifade eden TİTCK Başkanı Yardımcısı Fatih Tan, 30 yıl önce Türkiye’den bir başvuru yapıldığı ancak standartların yerinde olmaması nedeni ile kabul edilmediğini belirtti. TİTCK’in tekrar başvurusuyla, Türkiye’nin 1 Ocak 2018’den itibaren PIC/s resmi üyeliği Tayvan’da tüm ülkelerin oybirliği ile kabul edildi.

Üyelik değerlendirme süreci kapsamında İrlanda, İsviçre, Yeni Zelanda, Arjantin ve Malezya sağlık otoritelerinin müfettişlerinden oluşan 5 kişilik PIC/s denetim ekibinin 10 gün boyunca denetim ve incelemelerde bulunduğunu ifade eden Tan, “Kanunlardan, yönetmeliklerden ve mevzuatlardan başlayarak müfettişin alım standartlarına, aldığı eğitimlere kadar 78 parametrenin tamamını gerçekleştirmeniz gerekli. Amerika bu yerinde denetimi iki seferde geçmiş, biz tek seferde geçtik” dedi.

“İhracat Rakamlarına Yansımaları Oldu”

Türkiye’nin PIC/s üyeliği ile birlikte dünyaya akredite olduğunu açıklayan Tan şunları kaydetti:

“Birçok ülke üyeliğimiz ile birlikte direkt GMP denetimlerini kaldırdı. Bu tabi ihracat rakamlarına önemli yansımalar getirdi. Bu, ülkede kaliteli ihraç üretildiğinin tescili anlamına geliyor. Hatta herhangi bir ülkeye mal satmak istediğiniz zaman o ülke otoritesi bir hafta ilaç üretim tesisini denetlerdi. PIC/s üyeliği ile birçok ülkenin bu denetimini ortadan kaldırmış olduk. Bu olumlu yansımalar getirdi.”

 

Sağlık Yatırımcıları Neler Konuştu?

Bu yıl 9. kez yapılan Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Kurultayı, sağlık yatırımcıları ve kamu otoritelerinin karşılıklı sağlık politikası tartışabildiği birkaç ciddi platformdan biri! Gelenekselleşmiş olması ise öne çıkan en önemli özelliği.

Tartışma konuları pek değişmiyor; başı çeken sağlığın finansmanı ile geri ödeme konusunda neredeyse her yıl aynı talepler ve çözüm önerileri sıralanıyor ki pek yol kat edildiği söylenemez.

Bu senenin sıcak konuları arasında; yükselme trendi içinde olan vakıf üniversiteleri, sağlık hizmet sunumunda global ölçekte dikkat çeken eğilimler, gelecekte medikal hizmet profili, hastanelerin ve hekimliğin değişen yüzü ve özellikle doktor – hasta ilişkisinde hastanın güçlendirilmesi gerektiği yönündeki tartışmalar öne çıktı.

OHSAD’ı yıllardır takip eden biri olarak ifade edebilirim ki, sağlık politikaları mevzu bahis olduğunda her yıl biraz daha şaşkınlıkla kabul edilen husus, bu alandaki tüm oyuncuların – hizmet sunum modelinin ve tüm ilişkiler ağının aynı küresel dalga içinde yer aldığı gerçeğidir. Kurultayın tartışma konuları başta olmak üzere, hizmet sunumundan yapılan yatırımlara, sağlık sisteminin gittiği yön bunu netlikle ifade ediyor.

Kurultayın bu sene ağırladığı Dünya Bankası Yöneticisi Dr. Enis Barış’ın ilk günkü sunumu dikkat çekici özellikteydi. ABD’deki sağlık hizmeti sunumundaki güncel eğilimlere ilişkin bilgiler veren Barış, Türkiye’de sağlık sisteminde yapılması gereken başlıca düzenlemeler arasında, tıp eğitiminin gözden geçirilmesi ve dönüştürülmesi ile kanıta dayalı, veri odaklı bir tıp uygulaması kültürünün aşılanması olduğunu ifade etti.

Kamunun en büyük yatırımları arasında yer alan şehir hastaneleri, özel sektörün hararetli tartışmalarının konusu artık değil! Fakat bir detay var ki, KÖİ (kamu-özel ortaklığı) modeli özel sermayeli kuruluşların gözünü kamaştırmış vaziyette ve bu finans uygulamasının birçok modele kaynaklık edebileceği fikri sıklıkla öne sürülüyor.

Sağlık hizmeti sunucuları, medikal endüstri temsilcileri düşünüldüğünde neredeyse aynı kişilerin her yıl bir araya geldiği OHSAD buluşmasında en önemli değişken kamu temsilcileri tarafında oluyor; Kurultay her yıl veya iki senede bir olmak üzere farklı Bakanları, SGK temsilcilerini ağırlıyor. Kaçınılmaz olarak bazı konular gündem dışı bırakılabiliyor; kamu tarafında yeni göreve gelen temsilcinin çalışma konuları epeyi ağır klasörlerden oluşuyor ve kısa görev süresinde bunların ancak bir kısmına vakıf olabiliyor.

Fatma Ergüzeloğlu
klinikiletişim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

 

Sağlıkta Mega Trendler Neler?

“Tanıdan çok bakımı yöneten sağlık personeli profili, verilen hizmetin sonucuna göre geri ödeme modeli ve sağlığı yönetenler için de daha hafif bir yönetim modeli yani tüm hizmetlerden, tüm fonksiyonlardan sorumlu olmayıp yapıyı yukarıdan yönetme şekli sağlık sektörünün mega trendleri arasında önde geliyor”

“ABD’deki sağlık sisteminin ‘business – iş’ haline geldiği, bu yüzden gerçek anlamda rekabet olmadığı, fiyatların gittikçe arttığı, insanların memnuniyetsiz olduğu, sistemde entegrasyon olmadığı yönünde konuşmalar var”

“Hasta ve doktor ilişkilerindeki hiyerarşik yapı hem ABD hem de Avrupa’da aynı şekilde eleştiriliyor. Geçen gün katıldığım OECD toplantısında şu söylendi: Doktorlar hastaya tepeden bakmasın, ikisi aynı düzeyde olsun! Tedaviye birlikte karar verebilsinler…

Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Sağlık Beslenme ve Nüfus Küresel Uygulama Yöneticisi Dr. Enis Barış

Dr. Enis Barış (solda)

OHSAD, bu yıl, Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Sağlık Beslenme ve Nüfus Küresel Uygulama Yöneticisi Dr. Enis Barış’ı ağırladı. Dr. Barış, sağlık, sağlık hizmeti ve sağlık sistemi kavramlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirtti ve konuşmasına ABD’deki sağlık sisteminin genel hatlarını özetleyerek başladı.

Son yıllarda ABD’de yayınlanan kitapların görsellerini paylaşan Barış, “Dışarıdan bakılınca, ABD’deki sağlık sistemi herkesin erişmek istediği bir sistem olarak görülüyor. Ama bu gerçekte öyle değil. Ben de orada yaşıyorum ve sağlık hizmetlerini kullanıyorum. Her ne kadar son derece ileri teknolojiler kullanılıyor olsa da sistem olarak bakıldığında başarılı değil! ABD’deki sağlık sisteminin “business – iş” haline geldiği, bu yüzden gerçek anlamda rekabet olmadığı, fiyatların gittikçe arttığı, insanların memnuniyetsiz olduğu, sistemde entegrasyon olmadığı yönünde konuşmalar var. Onun dışında Amerikalılar da yaşlanıyor; yaşlılığın daha fazla medikalize olduğu, yaşlı insanların rahat bırakılmadığı ve en ufak durumda ambulansların gelip onları hastaneye taşıdığı, birçok testin yapıldığı, hatta 75 yaşındaki insanlara kolesterol düşürtücü ilaçlar verildiği ve bunun gereksiz olduğu gibi konularda yapılan yayınlar var” dedi.

Doktor – Hasta İlişkisinde Hasta Güçlendirilmeli

Sağlık sisteminde yaşanan sorunlara çözüm öneren kitapların da varlığına dikkat çeken Barış, “Bu yayınların birleştiği konular şöyle; sağlık sektöründe daha fazla rekabet olması, doktorların daha organik ortamda hiyerarşi olmadan çalışabilmesi, doktor – hasta ilişkilerinde hastaların daha güçlü hale gelmesi ki aslında Avrupa’da da öyle… Geçen gün katıldığım OECD toplantısında şu söylendi: Doktorlar hastaya tepeden bakmasın, ikisi aynı düzeyde olsun! Tedaviye birlikte karar verebilsinler…” 

Hasta Memnuniyeti Öncelenmeli

Sağlık sisteminde dünyadaki belirli zorlukları özetleyen Barış, şunları kaydetti:

“Bu konuda ilk saptama; sağlıkla ilgili harcamalar… Sağlık harcamaları her yerde artıyor. Yaptığınız projeksiyonlara baktığınızda gittikçe daha fazla artacak. ABD’de 2040’a kadar olan sürede sağlığın GSMH’deki payı yüzde 27’ye çıkacak. En düşük olan ülkelerde yüzde 14-15 civarında olacak. Harcamalarda devamlı artış var.

İkinci saptama; halkın doktorlardan aldığı hizmetler hakkında ne düşündüğü konusu geliyor; hastalar ‘evet doktorlar bizi tedavi ediyor ama beni dinlemiyor, diğer sorunlarıma ilgi duymuyor, hayatımı rahat şeklide geçirmem yönünde bilgi vermiyor gibi’ geri bildirimlerde bulunuyor. Buradan çıkan mesaj, özellikle kronik hastalıkları olan insanların aldığı hizmetin teknik değil kişiye özel açıdan yani kişiye verilecek tavsiye açısından memnuniyeti gözeten bir yapıda olmamasıdır.

Üçüncü saptama; uzun yaşamın sırrı diye konuşuluyor ama baktığınızda bunların çok azı sağlık hizmetleriyle ilgili. Bunların çoğu kişinin kendisine iyi bakmasıyla topluma entegrasyonuyla ilgili şeyler.”

Sağlıkta Mega Eğilimler Neler?

Sağlıkta mega trendleri anlatan Barış, ilk etapta sistemde hiyerarşilerin ortadan kalkacağına inandığını ifade etti. Barış, şöyle konuştu:

“Sağlık hizmeti sunucuları arasında basamaklandırma diye bildiğimiz uygulama kalkacak. Daha organik bir model olacak. Hasta ortada yer alacak. Birbirleriyle iletişim halinde olan uzmanlaşmış, ekip çalışması yapabilecek insanların olduğu bir model hayata geçecek. Buna çevik organizasyon deniyor.

İkinci mega eğilim, hassas tıp diye bir kavram var. İnsan genomunun parçalanıp ortaya çıkartılmasının fiyatının ne kadar hızlı bir şekilde düştüğü konusu önemli! Şu anda bunun fiyatı bir insan için 100 dolar, fakat bir-iki yıla kadar 10 dolara kadar düşecek. Bunun çok büyük önemi var. Tanı konusunda bunu nasıl kullanacağımız ortaya çıkacak. Gelecekte tıpta uygulayacağımız konuları özetlemem gerekirse;

Hastanın genom bilgisinin alınması, hastanın fizyolojik verilerinin toplanması, yaşam tarzı bilgisi, hastanın çevresiyle ilgili bilgiler, bunların bir araya getirilip harmanlanması, kişiye özel bir panel ortaya çıkması. Bu ortaya çıktığı zaman ‘şu ilacın şu hastalığı tedavi etme olasılığı yüzde 40’ demeyeceğiz artık. Bu çok büyük gelişim ve hızla ilerliyor.” 

Tanıdan Çok Bakımı Yöneten Sağlık Personeli

Tanı konusunda dijitalize olmaya doğru gidildiğini ifade eden Barış, “Peki doktorlar için durum nasıl oluyor; doktorların başka özelliklerini daha fazla geliştirmesi gerekiyor. Bunlardan biri, duygusal zeka! Tıbba girerken insanların yüksek puan almaları yanı sıra kişisel özellikleri, empati yeteneği gibi hususların da devreye girmesi gerekecek. Peki ortaya çıkan tablo nasıl? Birincisi, ortaya çıkan hasta artık çok daha güçlü… Tanıdan çok bakımı yöneten sağlık personeli, verilen hizmetin sonucuna göre geri ödeme ve sağlığı yönetenler için de daha hafif bir yönetim modeli yani tüm hizmetlerden, tüm fonksiyonlardan sorumlu olmayıp yapıyı yukardan yönetme şekli.

İçerik olarak baktığımızda; hassas tıp, hassas halk sağlığı (genetik bilgiyle birleştirdiğimizde bir insanın kilosunu, egzersiz yapıp-yapmadığıyla birlikte daha hassas hale getiriyoruz) hasta merkezli sağlık sistemi kurma yolunda daha entegre bir yapıya doğru gidiyoruz. Bu ortamda kuralları koyma, düzenleme-regülasyon, verilerin güvenliğini sağlama, verilen hizmetler bağlamında kişiyi toplumun içerisinde değerlendirme son derece önemli hale geliyor” diye konuştu.

Sonuca Yönelik Ödeme Şekli

Barış, sağlık iş gücünde çalışan insanların profilinin değişeceğini vurgulayarak şöyle devam etti:

“Mesela artık vücutta elimine edilebilen biyosensörler kullanacağız. Finansmandaki en büyük değişiklik de daha çok sonuca yönelik ödeme şekli ortaya çıkacak. Tüm bunları yaparken dikkat edilmesi gereken noktalardan biri, sistemin hangi yöne gideceği… Sistemin gideceği yön, toplumun değerleriyle çok ilgili… Dünya Ekonomik Formunun ortaya çıkardığı bir tablo var; altı değişken var ve ülkelerin aldığı pozisyon da değişken. Mesela veri nasıl olacak, sağlık sistemi nasıl yönetilecek; ödeyicilerin rolü nasıl olacak gibi pozisyonlara bakıldığında üç husus ortaya çıkıyor; sağlığın gittikçe korporitize olması, sağlıkta toplumsal kontratın/uzlaşının oluşması ve kişinin öne çıkması. Her bir hususun kendine göre rolü var ve hiçbiri başlı başına yeterli değil.”

Yeni Sağlık Sistemi Reformu Önerileri

İnsan sermayesine yapılan yatırımların hastalık yükü, ekonomik yük, politikalar, etki değerlendirmesi ve ekonomik getiriler gibi tüm getirisinin hesaplanması gerektiğini kaydeden Barış, değer esaslı bir sağlık sistemine doğru gidildiğine değinerek Türkiye’de yeni sağlık sistemi reformu için yeni ortaya çıkan gündem maddelerini sıraladı:

  • Tıp eğitiminin gözden geçirilmesi ve dönüştürülmesi
  • Kanıta dayalı, veri odaklı bir tıp uygulaması kültürünün aşılanması
  • Performansa dayalı ödemelerde ince ayar yapılması
  • Kaynak tahsisi ve performans izleme için kültürel açıdan uyumlu PREM, PROM ve PRIM kullanımının yaygınlaştırılması
  • Sağlık hizmetlerinin hızla dijitalleştirilmesi (ör., e-PACK)
  • Sağlık bakım hizmetlerinin dikey ve yatay entegrasyonu
  • Ekip esaslı ve topuma dönük birinci basamak sağlık hizmetleri
  • Genom haritası oluşturma
  • İlaç, cihaz ve sarf malzemeleri ve veri güvenliliği için ulusal Ar-Ge’ye yatırım

 

Dijital Hastanecilikte HIMSS Avrupa’18’ Başarısı

HIMSS 18 EMRAM ödüllerine Türkiye damga vurdu. Türkiye, 2017 yılında 163 hastanesinde elde ettiği HIMSS EMRAM 6 seviyesi ile Avrupa’yı geride bıraktı. Dijital hastanecilik çalışmaları kapsamında 8 ülkeden Seviye 6 ve Seviye 7 tescili almaya hak kazanan hastane temsilcileri arasında Türkiye 164 hastanesiyle büyük öne çıktı. HIMSS Avrupa’18’de düzenlenen bir törenle derece alan hastaneler adına ödül alan Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci bunun yalnızca bir başlangıç olduğunu, Türkiye’nin dijital hastanecilik alanında dünya liderliğini hedeflediklerini belirtti.

Dijital sağlık ekosisteminin tüm yelpazesini ele alan HIMSS Avrupa’18, sağlık bilişim uzmanlarını, hastane yöneticilerini ve satın almacılarını 27-29 Mayıs tarihleri arasında Barselona’da bir araya getirdi. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere çok sayıda ülkeden katılımcı ve ziyaretçileri ağırlayan HIMSS Avrupa’18’de EMRAM 6 seviyesinde en fazla hastaneye sahip olması nedeni ile Türkiye konuşuldu.

Türkiye, dijitalleşen hastaneleri ile Avrupa birincisi…

Türkiye, 2017 yılında 163 hastanesinde elde ettiği HIMSS EMRAM 6 seviyesi ile Avrupa birincisi oldu. Türk hastanelerinin bu başarı Barselona’da Türk rüzgarı estirdi. HIMSS EMRAM derecelendirme kriterlerinde en yüksek seviye olan EMRAM 7 seviyesini geçtiğimiz yıllarda dünya ikincisi olarak Türkiye’den İzmir Tire Devlet Hastanesi almıştı. Avrupa’nın ilk 10 ülkesi arasında olan Türkiye, 1 adet seviye 7, 163 adet seviye 6 hastanesi ile bu alanda en başarılı ülke konumuna yükseldi.

Türkiye’nin liderliği bununla da kalmadı. ABD’den sonra tüm dünyada HIMSS EMRAM 6 ve 7 derecesi alan toplam 70 hastane bulunurken, tek başına Türkiye’de bu derecelere sahip 164 hastane mevcut.

HIMSS Avrupa’18’de derece alan hastaneler adına ödül alan Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, çalışmaları ile Türkiye’yi Avrupa birinciliğine taşıyan hastanelerin yönetici ve tüm kadrosuna teşekkür ederek, başarılarının devamını diledi. Kamu hastanelerin belgelenen bu başarısının Türkiye adına gurur verici olduğunu belirten Dr. Şuayip Birinci, bu başarının; Türkiye’nin sağlık alanında son 15 yılda başardığı Sağlıkta Dönüşüm Programının bir sonucu olarak kat ettiği mesafenin tüm bölge ülkeleri ve gelişmekte olan ülkeler bakımından Türkiye’yi rol model konumuna getirdiğini ifade etti.

Türkiye Barselona’da ödüle doymadı

HIMSS 18 etkinliği kapsamında verilen ELSEVIER ICT Ödüllerinde T.C. Sağlık Bakanlığı Engelsiz Sağlık İletişim Merkezi (ESIM) projesiyle İnovasyon Ödülü almaya hak kazandı. Avrupa’nın dört bir yanından katılımcıların bir araya geldiği törende Sağlık Bakanlığının ESIM ve E Nabız olmak üzere iki projesi son 3 finalist arasında yer aldı. Türkiye, ESIM projesi ile birinciliği göğüsledi.

Engelli vatandaşların sağlık hizmetlerine ulaşımını kolaylaştırmak için erişime açılan ESİM, işaret dilinde 7/24 destek veriyor. Mobil marketlerde ücretsiz olarak hizmet veren ESİM; işitme engelli vatandaşlara 112 acil ambulans çağırırken, Merkezi Hekim Randevu Sisteminden randevu alırken ve muayene sırasında canlı tercüme hizmeti veriyor.

Türkiye HIMSS Eurasia’18 ile bölge coğrafya için sağlık bilişim üssü olacak

Sağlık bilişimi alanında dünyanın örnek aldığı başarılara imza atan Türkiye, HIMSS’18 Eurasia ile uluslararası arenada marka değerini yükseltecek. Türkiye ve bölge ülkeler için sağlık bilişim sektörünün nabzı 25-27 Ekim 2018 tarihleri arasında, İstanbul’da, HIMSS Eurasia’18 Sağlık Bilişimi Fuarı ve EMRAM Eğitim Konferansında atacak. Türkiye’yle birlikte bölge coğrafyadaki Avrupa, Asya, Afrika ve Balkanları hedefleyen yeni vizyonu ile HIMSS Eurasia’18, hem yabancı ziyaretçi ve katılımcı hem de uluslararası konuşmacılar anlamında çeşitliliğini artıracak.

‘Sağlık Bilişimi’, ‘Dijital Hastane’, ‘Sağlıkta Akıllı Sistemler ve Teknolojiler’ ve ‘E-Sağlık’ olmak üzere 4 ana konsept ile gerçekleşecek olan HIMSS Eurasia’18, uluslararası alanda sağlıkta hizmet kalitesini ve çeşidini artırmak amacı ile başlatılan dijitalleşme sürecinde, hastanelerin bilişim teknolojilerine uyarlanmasından kişiselleştirilmiş tıbba, engelli ve yaşlı sağlığı için bilişim çözümlerinden klinik karar destek sistemlerine kadar sağlık bilişimi alanı ile ilgili çok çeşitli konular gündeme alınarak sektördeki gelişmeler ve sektörün geleceği konuşulacak.

 

 

Johnson & Johnson İnovasyon Yarışması Düzenliyor

Sağlık Hizmetlerini İleriye Götürecek ve Avrupa Ekosistemi Üzerinde Bir Etki Yaratabilecek En İyi Fikir, Teknoloji veya Çözüm Ödüllendirilecek

Johnson & Johnson Innovation – JLABS, iyi bir fikrin her yerden gelebileceğine inancıyla dünyanın dört bir yanındaki hastalara çözüm sunacak yeni ve inovatif teknolojiler bulmayı amaçlıyor. Bu amaçla yola çıkan Johnson & Johnson “Avrupa İnovasyon Yarışması”nı düzenliyor.

Sağlık hizmetlerini ileriye götürecek ve Avrupa ekosistemi üzerinde bir etki yaratabilecek en iyi fikre, teknolojiye veya çözüme sahip yarışmacı 100,000 Avroya kadar hibe ödülü alacak ve uygun bir laboratuvar, iş istasyonu ve küresel JLABS topluluğuna erişim de dahil olmak üzere bir JLABS lokasyonunda bir yıl ihtisas yapacak.

Sağlık sektörünün herhangi bir kolunda çalışan ve özellikle aşağıdaki alanlara odaklanan Start-up şirketlerden başvurular bekleniyor:

  • İlaç
  • Tüketici Sağlığı
  • Tıbbi cihazlar
  • Küresel kamu sağlığı
  • Sağlık teknolojileri
  • Sektörler arası girişimler

Başvuran çözümler, aşağıdaki kriterler dikkate alınarak bir değerlendirme paneli ve jüri üyeleri tarafından değerlendirilecek:

  • Potansiyel etki
  • Çözümün benzersizliği & mevcut pazar koşullarında rekabet seviyesi
  • Teknolojinin kalitesi & uygulanabilirliği
  • Takımın güvenilirliği & becerileri
  • JLABS ihtisasını kullanma planları
  • Fikrin sunumunda, Avrupa inovasyon ekosistemine karşı ilgi duyulduğunun belirtilmesi

Başvurular  http://jlabs.tv/europe adresinden yapılıyor.

Son başvuru tarihi ise 15 Haziran 2018. Kazananlar 5 Kasım 2018 tarihinde Kopenhag BIO -Europe’da açıklanacak.

Mustafa Nevzat’a Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Ödülü

Britanya İş Güvenliği Konseyi (British Safety Council) tarafından her yıl düzenlenen Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Ödülleri yarışmasının 2018 Başarı Ödülü kazananı Mustafa Nevzat İlaç fabrikası oldu.

Altmış yıldır verilen prestijli ödülün kazananları arasında Türk ilaç sektöründen tek isim olan Mustafa Nevzat İlaç, değerlendirme yapılan 12 başlıktan toplam 53 puan alarak Başarı Ödülüne layık görüldü. En yüksek 60 puan alınabilen değerlendirme kriterlerine göre kendilerini iş sağlığı ve güvenliği performans ve kültürü anlamında kanıtlamış firmaları geride bırakarak iyi bir dereceye yerleşen Mustafa Nevzat İlaç, ilk kez girdiği bu yarışmada aldığı başarılı sonuçla iş sağlığı ve güvenliği konusundaki gücünü dünyaya da kanıtlamış oldu.
Türkiye’den 20’nin üzerinde başvurunun yapıldığı ve ilaç sektöründen Mustafa Nevzat İlaç’ın ödüllendirildiği bu yılki yarışmada 623 firma arasından 15 firma Özel Başarı Ödülü aldı.

Mustafa Nevzat İlaç fabrikalarına 140 milyon TL yatırım

Mustafa Nevzat İlaç’ın Teknik Operasyonlar ve Uluslararası Pazarlar Genel Müdürü Ayla Kurtuluş, firma olarak iş sağlığı güvenliği ve kalite kültürünün en büyük öncelikleri olduğunu belirterek, “Yüksek kaliteli ve güvenilir biyoteknolojik ürün üretimi, en az bilimsel yenilikler kadar önemli. Amgen’in son teknoloji üretim tesisleri, sağlam süreçler, deneyimli ve donanımlı iş gücüne yaptığı büyük yatırım; biyoteknolojik ve biyobenzer ürün üretimine yönelik sarsılmaz taahhüdümüzü yansıtıyor. Mustafa Nevzat İlaç fabrikalarına yapılan yaklaşık 140 milyon TL yatırım da bu başarılı sonucun alınmasında iş sağlığı güvenliği ve kaliteye verdiğimiz sarsılmaz öneme işaret etmektedir.” dedi.

TÜSİAD Bu Gençlikte İŞ Var! Ödülleri sahiplerini Buldu

TÜSİAD tarafından, geleceğin genç girişimcilerine, iş dünyasının deneyimlerini sunma amacıyla düzenlenen “TÜSİAD Bu Gençlikte İŞ Var!” yarışmasına bu yıl Türkiye genelinde 74 ilden ve 161 üniversiteden 1.621 iş fikriyle 4.268 genç başvurdu.

Cinsel hastalıkların erken tanısında kaliteyi iyileştirmeyi ve doğru tedaviye hızla ulaşılmasını amaçlayan çözümleriyle “Taka” ekibi – Gazi Üniversitesi Biyokimya öğrencisi Cansu Kabasakal ve Hacettepe Üniversitesi Biyomühendislik öğrencisi Saliha Nur Tanış 75.000 TRY’lik Birincilik Ödülünü kazandı.

Jüriliğini TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Girişimcilik Yuvarlak Masası Lideri Murat Özyeğin, Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, Allianz Türkiye CEO’su Aylin Somersan-Coqui ve yarışmanın ana sponsoru BASF Türkiye Genel Müdürü Rami Atikoğlu’nun üstlendiği yarışmanın finaline “Anlatan Eller”, “Bkare”, “Ratonik”, “Taka” ve “Tion” olmak üzere beş ekip kaldı.

İkincilik Ödülü
Engelli ve sağır bireylerin eğitiminde fırsat eşitsizliğini gidermek için Türk İşaret Dili destekli online eğitim platformu çözümü sunan “Anlatan Eller” ekibi – Anadolu Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetimi öğrencisi Açelya Sarıkaya ve İstanbul Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları ve Sosyal Sorumluluk Yönetimi öğrencisi Pelin Baykan’dan oluşuyor. 

Üçüncülük Ödülü
Gıdaları mikrofilm teknolojisi ile kaplayarak küflenme sorununa karşı geliştirdikleri doğal çözümle “Bkare” ekibi – Erciyes Üniversitesi Tıp Anatomi öğrencisi Bahar Yılmaz ve Aksaray Üniversitesi Biyoteknoloji ve Moleküler Biyoloji öğrencisi Behlül Koç’tan oluşuyor. İkinci ve üçüncü projeye 50.000TL ve 25.000TL ödül takdim edildi.

AbdiBio Açıldı!

Abdi Ibrahim Pharmaceuticals, Türkiye’nin En Büyük Biyoteknolojik İlaç Üretim Tesisini Hizmete Açtı, İki Yeni Yatırımın Daha Temelini Attı!

Toplam 13 bin metrekare kapalı alan üzerine kurulu ve yılda 11 milyon flakon, 9 milyon şırınga, 22 milyon kartuş ve 1 milyon liyofilize üretim kapasitesiyle çalışacak olan AbdiBio, Türkiye’nin en büyük biyoteknolojik ilaç üretim tesisi olma özelliğini taşıyor.

400 milyon TL’lik yatırımla tamamlanan AbdiBio’nun açılışının yapıldığı törende toplamda 600 milyon TL yatırımla hayata geçecek olan Steril Enjektabl ve Onkoloji Üretim Tesislerinin de temelleri atıldı.

Açılış ve temel atma törenlerine, Bursa Milletvekili ve eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz, Abdi İbrahim Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut, Başkan Vekili Nesrin Barut Esirtgen, Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Kamil Esirtgen, İcra Kurulu & Yönetim Kurulu Üyesi Cenan Esirtgen, Esenyurt Belediye Başkanı Ali Murat Alatepe ile iş dünyasının temsilcileri katıldı.

Nezih Barut, yaptığı konuşmada AbdiBio’nun biyoteknolojik ürünlerin ithalatının azalmasında ve ihracatının artmasında rol oynayarak cari açığa da ilaç olacağını belirtti. “Esenyurt üretim kompleksimizin toplam yatırım tutarı 2.5 milyar TL. Yurtdışı yatırımlarımız ile birlikte bu rakam 3 milyar TL’ye ulaştı. Sektörümüzün gelişimine hizmet etmek, en önemlisi de doğup büyüdüğümüz topraklara olan borcumuzu ödemek en büyük arzumuz. Biz şirket olarak değerimizi, memleketimize olan katkımızla ölçeriz. Bu inançla bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daha fazla yatırım yaparak, daha fazla üreterek, daha fazla ihracat gerçekleştirerek ve daha çok istihdam sağlayarak hem şirketimize hem de ülkemiz ekonomisine değer katmaya devam edeceğiz” dedi.

Sepsisi Önlemek “Elinizde”!

Her yıl 5 Mayıs gününü “Dünya El Hijyeni Günü” olarak kabul eden Dünya Sağlık Örgütü, bu yılki temayı sepsis olarak belirledi.

Türk Dahili ve Cerrahi Bilimler Yoğun Bakım Derneği Yönetim Kurulu, yayınladığı mesajda şunları kaydetti:

“Bilindiği üzere sepsis, dünyada yılda 30 milyondan fazla bireyi etkilemekte ve 8 milyona yakın ölüme neden olmaktadır. Her türlü enfeksiyon (zatürree, idrar yolu enfeksiyonu, menenjit, grip, vb.) sepsise neden olabilir.

Sepsisle Mücadelede El Hijyeni Kritik Önemde!

Hayati risk taşıyan ve yoğun bakım ünitelerinde ölümlerin en önemli sebebi olan sepsise karşı mücadelede el hijyeni kritik önem taşımaktadır.

Enfeksiyonlar önlenerek ve sepsisle savaşarak her yıl 800 bin ölüm önlenebilir. Bunun için genel hijyen kurallarına uyulması, el hijyeni sağlanması, çocukluk ve erişkin aşılama programlarına uyulması önceliklidir.

Sepsise bağlı ölümlerin en az %10 – 15’i aşılama, hijyenik önlemler, erken tanıma ve hızlı tedavi yöntemleri ile önlenebilir. Hastane kaynaklı enfeksiyonları azaltmak için seferber olunmalıdır.

Hastane Enfeksiyonları Önlenebilir

DSÖ, sepsis gelişiminde risk faktörü olan sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonların son derece yaygın olmasına karşın önlenebilir olduğuna dikkat çekti. Bu noktada etkili el hijyeni önemli bir rol oynuyor. DSÖ, Dünya El Hijyeni Gününde kamuoyunun odak noktasının sağlık hizmetlerinde sepsisin önlenmesi üzerinde olduğunu açıkladı.

El Yıkamaya 5 Dakikanızı Ayırın!

DSÖ, sepsisle mücadelede el hijyeninin önemine dikkat çekmek amacıyla bir aksiyon planı oluşturdu. Sağlık kamuoyu paydaşlarına şu mesajlar verildi:

  • Sağlık çalışanları: “Sağlık hizmetlerinde sepsisi önlemek için ellerinizi temizlemek için 5 dakikanızı ayırın.”
  • Hastanelerin Enfeksiyon Önleme ve Kontrol Sorumluları: “Sağlık hizmetlerinde sepsisi önlemek için el hijyenini teşvik eden bir şampiyon olun”.
  • Hastane Yöneticileri: “Sağlık hizmetlerinde sepsisi önleyin, el hijyeni hastanenizde bir kalite göstergesi haline getirin.”
  • Sağlık bakanlıkları: “2017 Dünya Sağlık Asamblesi (WHA) sepsis çözümünü uygulayın. El hijyenini sağlık bakım kalitesinin ulusal bir göstergesi haline getirin.”
  • Hasta hakları  örgütleri: “Sağlık hizmetlerinde sepsisi önlemek için 5 dakikada temiz eller isteyin.“

Sepsis Hakkında:

Sepsis halk arasında kan zehirlenmesi olarak bilinen bir durumdur. Herhangi ağır bir enfeksiyon varlığında vücudun enfeksiyona verdiği savaşın kontrolsüz bir hale gelerek, kişinin kendi organlarına hasar vermesi ile gerçekleşir. Tanınmaz ve acil tedavi edilmez ise birçok organın çalışmamasına ve ölüme neden olabilir.

Günümüzde kalın bağırsak ve meme kanserine bağlı ölümlerin toplamından daha fazla hasta sepsis nedeni ile ölmektedir. Sepsis, dünyada yılda 30 milyondan fazla bireyi etkilemekte ve 8 milyona yakın ölüme neden olmaktadır. Kurtulan hastalarda da engellilik, sakatlık gelişebilmektedir.

Sepsis tüm dünyada giderek artan bir tehdittir ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde sıklığı giderek artmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü Mayıs 2017’de sepsisin önlenmesi, tanınması ve tedavisini küresel bir öncelik olarak kabul etmiştir.”