Abdi İbrahim, Personel Yöneticileri Derneği (PERYÖN) tarafından 10. kez düzenlenen PERYÖN İnsana Değer Ödüllerinde “İnsana Değerde Liderlik” kategorisinde birincilik ödülüne layık görüldü.
Bu yıl 7 şirketin finale kaldığı “İnsana Değerde Liderlik” kategorisinde Abdi İbrahim birinci oldu ve ödüle layık görüldü. PERYÖN İnsana Değer Ödüllerinin en üst kategorisi olan “İnsana Değerde Liderlik” ödülü, liderlik, yönetim, motivasyon ve performans çalışmaları açısından en başarılı şirketlere veriliyor.
Wyndham Grand İstanbul Levent’te 3 Mayıs’ta gerçekleştirilen törene Abdi İbrahim İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Hakan Onel ve Abdi İbrahim İnsan Kaynakları ekibi katıldı.
PERYÖN Ödüllerinin en üst kategorisi olan “İnsana Değerde liderlik” ödülünü almaktan mutluluk duyduklarını belirten Abdi İbrahim İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Hakan Onel, “106 yıllık köklü geçmişe sahip bir şirket olarak, Türk ilaç sektöründe 16 yıldır pazar liderliğimizi sürdürüyoruz. Aynı zamanda sektörün istihdam lideriyiz. Hedeflerimize giden yolda en önemli güçlerimizden birisi insan kaynağımız. Sektördeki liderliğimizi, İK alanında çalışanlarımıza değer katan uygulamalarımızla bir kez daha kanıtlamış oluyoruz. İnsana Değerde Liderlik ödülü bu açıdan bizim için büyük önem taşıyor” dedi.
Bu yıl 24 kurumun 28 farklı projeyle katıldığı ve 5 kategoride verilen PERYÖN ödülleri, farklı sektörlerde uzun yıllara dayanan geniş bir tecrübeye sahip akademisyenler, üst düzey yöneticiler, insan kaynakları uzmanları, gazeteciler ve danışmanlardan oluşan değerlendirme kurulu tarafından belirleniyor. Peryön İnsana Değer Ödülleri, insan kaynakları yönetimi alanında yenilikçi, yaratıcı ve başarılı uygulamalara katkıda bulunan şirketlere ve kişilere veriliyor.
Bayer’in sağlık alanındaki teknoloji girişimlerini ve girişimcilik ekosistemini desteklemek amacıyla yürüttüğü küresel program G4A Global Accelerator’ın başvuruları 31 Mayıs’a kadar devam ediyor.
Bayer ile potansiyel iş birliği fırsatı sunan G4A Global Dealmaker’ın başvuruları ise 8 Temmuz’da sona eriyor.
Küresel ölçekte dijital sağlık alanında girişimlere destek vermeyi amaçlayan Grants4Apps Global Accelerator’ın başvuruları 31 Mayıs’a kadar devam ediyor. Bayer Türk, geçtiğimiz aylarda bu girişim hızlandırma programını Grants4Apps Turkey ismiyle Türkiye’de ilk kez düzenlemişti ve seçilen 6 girişime 100 gün süren bir çalışma alanı, mentorluk ve 50 bin TL hibe desteği sunmuştu. 3 Mayıs’ta başvuru almaya başlayan G4A Global Dealmaker 2018’e ise 8 Temmuz’a kadar başvuru yapılabiliyor.
Grants4Apps Global Accelerator 2018’e dünyanın her yerinden, sağlık sektörü çalışanlarına ve/veya hastalara fayda sağlayacak teknoloji, bilişim ve iş modeli çözümleri sunan, 18 yaşından büyük herkes birden fazla projeyle başvurabilir. Grants4Apps Global Accelerator Dijital Terapi, Ar&Ge için Yapay Zeka, Sanal Deneme Çözümleri, Doktor Hasta İlişkisi Çözümleri, Kalp Hastalıklarını Önleme, Kadın Sağlığı, Nörolojik İyileşme Çözümleri ve sağlık alanında Blockchain teknolojisi konularına odaklanan girişimcilerin başvurularını 31 Mayıs’a kadar bekliyor. Bayer, kazanan her girişime Berlin’de 100 gün boyunca bir çalışma alanı, mentorluk ve 50 bin Avro sunacak.
G4A Global Dealmaker 2018’e ise dünyanın her yerinden, sağlık sektörü çalışanlarına ve/veya hastalara fayda sağlayacak teknoloji, bilişim ve iş modeli çözümleri sunan şirketleşmiş start up veya firmalar başvurabilir. Mayıs sonuna kadar yeni konuların da duyurulacağı programa birden fazla başvuru yapılabiliyor. Yenilenen G4A Dealmaker programı, girişimcileri ve Bayer uzmanlarını bir gün boyunca bir araya getirecek ve ortaya çıkacak eşleşmeler doğrultusunda belirli girişimciler fikirlerini sunmak için Berlin’e davet edilecek. G4A Global Dealmaker 2017, aralarından biri Türkiye’den olmak üzere 80 dijital sağlık girişimcisini Bayer bünyesindeki uzmanlarla bir araya getirmiş ve 10’un üzerinde iş birliği ortaya çıkarmıştı.
G4A Global Dealmaker; Kadın Sağlığı, Radyoloji, Oftalmoloji, Göğüs Hastalıkları, Hematoloji, Medikal İşler, Onkoloji ve yeni bir ürünü ticarileştirme konularına odaklanan girişimcilerin 8 Temmuz’a kadar başvurularını bekliyor.
Grants4Apps Global Accelerator ve G4A Global Dealmaker ile ilgili ayrıntılı bilgi ve katılım şartlarına başvuru sayfasının da bulunduğu https://grants4apps.com/programs-berlin internet sitesinde ulaşabilirsiniz.
AbbVie, Great Place To Work Enstitüsü® tarafından düzenlenen “Türkiye’nin En İyi İşverenleri’’ araştırmasında üst üste 4’üncü kez ödüle layık görüldü. 2018 yılı sonuçlarına göre AbbVie, 250-500 çalışan kategorisinde Türkiye’nin “En İyi İşvereni” seçildi ve Pharma’nın En İyi İşvereni Sektör Özel Ödülü ile Yaşam Boyu Öğrenme Özel Ödülü’ne layık görüldü.
Great Place to Work Enstitüsü®dünyada 37 yıldan beri, her yıl 16 milyonun üzerinde çalışanı temsil eden 7.000’den fazla kuruluşla çalışarak en iyi işverenleri ödüllendiriyor. Bu kapsamda Türkiye’de de 6 yıldır Great Place to Work Enstitüsü® tarafından yapılan ‘’En İyi İşverenler’’ araştırmasının 2018 yılı sonuçları açıklandı. Değerlendirilen 162 firma arasından 32 şirket ödüle layık görüldü.
4 Mayıs 2018 tarihinde Wyndham Grand Levent’te düzenlenen ödül töreninde, dünyanın en ciddi ve karmaşık sağlık sorunlarına yönelik çözümler geliştirmeye odaklanmış global biyofarma şirketi AbbVie, sağlık alanında hizmet veren şirketler arasında 1. oldu. 250-500 çalışan kategorisinde “En İyi İşveren” seçildi. Ayrıca Pharma’nın En İyi İşvereni Sektör Özel Ödülü ile Yaşam Boyu Öğrenme Özel Ödülü’ne layık görüldü.
AbbVie Türkiye Genel Müdürü Mete Hüsemoğlu aldıkları ödülle ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Great Place To Work Enstitüsü® tarafından 4 yıldır üst üste Türkiye’de ve ilaç sektöründe “En İyi İşveren” listesine girmekten dolayı son derece gururluyuz. Bu başarının bizi en çok sevindiren tarafı, en karmaşık sağlık sorunlarına yenilikçi çözümler geliştirme anlayışımızın yanında, insan odaklı yönetim anlayışımızın da kurumsal hedeflerimizin en üst basamaklarında durduğunu kanıtlamış olmamız. Tüm dünyada geçerliliği olan Great Place to Work® sonuçları, şirketimizin bu konuda attığı adımlara ışık tutuyor. AbbVie olarak, çalışanların ihtiyaçlarına odaklı, samimi bir çalışma ortamı yaratmak ve çalışanlarımızın gelişimine her anlamda destek olmak bizim için çok önemli. Layık görüldüğümüz bu ödülün mutluluğuyla, yenilikçi vizyonumuzu sürdürmeye devam edeceğiz.”
Novartis İlaç Türkiye, sağlık alanında dijitalleşmede yeni fikirler geliştirmek için “1. Dijital İnovasyon Günü”nü düzenledi.
Global olarak belirlenen inovasyon ve dijitalleşmede fark yaratan bir şirket olmak hedefini gerçekleştirmek için Novartis İlaç Türkiye, ilk kez “Dijital İnovasyon Günü” etkinliği gerçekleştirdi. Dönüşümsel inovasyon ve dijital dönüşüm kavramlarının şirket yöneticilerine aktarıldığı ve dijitalleşmenin paydaşlara sağlayacağı faydaların dile getirildiği bu etkinlikte inovatif ve dijital anlamda fark yaratabilecek bir organizasyon olmak için yeni fikirler geliştirerek bir yol haritası oluşturulması için önemli bir adım atıldı.
Etkinlikte, teknoloji ve dijitalleşme konularında alanında uzman fikir liderleriyle de bir araya gelme fırsatı yakalayan Novartis çalışanları, ayrıca dijital teknolojilerin sağlık bakımındaki potansiyelini keşfetmek üzere sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik ve hologram gibi teknolojileri deneyimleme şansı buldu.
“Veri ve Dijitalleşmeye odaklanıyoruz”
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Novartis Türkiye İlaç Divizyonu Genel Müdürü Avinash Potnis, dijital dönüşümün beklenenden daha hızlı gerçekleştiğini ve ancak bu dönüşüme adapte olan firmaların gelecekte var olabileceğini belirtti. Bu kapsamda Novartis bünyesinde gerçekleştirilen girişimlerden örnekler veren Potnis, bir ilaç şirketi olarak veri ve dijitalleşmeye odaklandıklarını ve tüm yönetimin bu konu ile ilgili olarak heyecan duyduğunu ifade etti. Potnis ayrıca, “Organizasyonumuzun tüm bölümleri dijital teknolojileri, ileri analitiği ve yapay zekayı bütün yönleriyle benimsemelidir. Bu sayede daha yenilikçi olabilir ve etkinliğimizi artırabiliriz. Onlarca yıllık deneyimlerimiz sayesinde birçok veriye sahibiz. Bu, şirketimize yeni anlayışlar katabilecek çok önemli stratejik bir değerdir.“ şeklinde konuştu.
Novartis Türkiye bünyesinde gerçekleştirilen “Dijital İnovasyon Günü” etkinliğini düzenleyen Pazarlama ve Satış Operasyonları Direktörü Işık Sönmez , “Novartis olarak amacımız insan yaşamını değiştirebilecek çok daha etkin, yenilikçi ilaçlar geliştirmek. Bunu da, yeni platformlarda yeteneklerimizi geliştirerek, ilaçlarımızı daha etkin bir şekilde geliştirerek ve çevremizdeki yeniliklere açık olarak yapabiliriz. Novartis Türkiye olarak dijital dönüşüme inanıyor ve çalışanlarımızın inovatif fikirlerini sonuna kadar destekliyoruz.” dedi.
Philips ve Bianco, Elazığ’da projesi devam eden 1038 yatak kapasiteli şehir hastanesinin görüntüleme hizmetleri alanında çözüm ortağı oldu.
Philips ve Bianco, Elazığ’da 1 Eylül 2018 tarihinde hizmete geçmesi planlanan, 1038 yatak kapasiteli Elazığ Şehir Hastanesinin 5 yıllık süreyle görüntüleme hizmeti çözüm ortağı oldu. Anlaşmanın imza töreni 8 Mayıs 2018, Salı günü düzenlendi.
Philips Türkiye CEO’su Haluk Karabatak bu iş birliği hakkında “Ülkemizde Kamu-Özel İş Birliği ile hayata geçen şehir hastaneleri projelerinin çözüm ortağı olarak yer almaktan büyük gurur duyuyoruz. Adana Şehir Hastanesi’nin ardından şimdi de Elazığ Şehir Hastanesi’nin 5 yıl süreyle görüntüleme hizmeti çözüm ortağı olarak yer almak bizim için çok önemli. Elazığ Şehir Hastanesi görüntüleme hizmetlerinde Bianco firması ve diğer DM Grup şirketleriyle beraber çalışmaktan mutluluk duyuyoruz”diye belirtti.
DM Grup Holding Şirketleri ve Bianco Sağlık Ürünleri CEO’su Süleyman Çoşkun ise, “Bu proje sadece Elazığ’a değil, tüm bölge halkının yaşam kalitesine katkı sağlayacak. Proje kapsamında sektörün lider ve güçlü firmalarından birisi olan Philips ile iş birliği yaptığımız için mutlu ve gururluyuz. Bu yolda Philips ile el ele verip önümüzdeki başka projelerde de başarılı işler çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.
1.038 yatak kapasiteli Elazığ Şehir Hastanesi tüm bölgeye hizmet verecek
Elazığ ‘da yaklaşık 347.500 m2 alan üzerine kurulu Elazığ Şehir Hastanesi, toplam 1.038 yatak kapasiteli iki hastane ve bir kliniği kapsıyor. 888 yatak kapasiteli Ana Hastane, 150 yatak kapasiteli Yüksek Güvenlikli Psikiyatri (YGAP) Hastanesi ve 60 üniteli Ağız ve Diş Kliniği’nden oluşan projenin Ana Hastanesi içerisinde 519 yatak kapasiteli Genel Hastane, 299 yatak kapasiteli Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi, 80 yatak kapasiteli Psikiyatri Hastanesi yer alıyor. Ana hastane, ortak bir çekirdek yapı etrafına kurulmuş olan 3 adet bloktan oluşuyor ve tüm hastanelerde Yataklı Servisler, Poliklinikler, Teşhis Tedavi Bölümleri, Destek Hizmetleri ve Teknik Alanlar yer alıyor.
Yozgat, Mersin, Isparta ve Adana’nın ardından 5. şehir hastanesi Kayseri’de 5 Mayıs Cumartesi günü törenle hizmete açıldı.
464 bin 69 metrekare kapalı alanı olan Kayseri Entegre Sağlık Kampüsü (Şehir Hastanesi), 1.607 yatak kapasitesine sahip.
499 Tek Kişilik Oda
Ana hastanede 499 tek, 259 da çift kişilik oda yer alıyor. 361 poliklinik, 43 ameliyathane, 241 yoğun bakım ve 26 diyaliz yatağı ile hizmet verilecek.
Sağlık kampüsünde, branşlara göre; genel hastane 480, kadın doğum ve çocuk hastanesi 261, kalp ve damar hastalıkları 412, psikiyatri hastanesi 120, fizik tedavi ve rehabilitasyon 200, yüksek güvenlikli adli psikiyatri 100, fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanesi 200 yatakla hizmet verecek ve bölgenin önemli merkezlerinden biri haline gelecek.
Hasta odalarının her biri ayrı tuvalet, banyo, televizyon ve buzdolabına sahip. Hastane, 3 bin 33 araçlık kapalı, 220 araçlık da açık otopark ile personel ve vatandaşın hizmetinde olacak.
Hizmete açılacak Kayseri Şehir Hastanesinin yanı sıra 2018 yılı içerisinde Ankara Bilkent, Manisa, Elazığ ve Eskişehir Şehir Hastanelerinin de hizmete açılması planlanıyor.
Menenjite en sık neden olan 2 bakteriye (Hib (Haemophilus influenzae Tip b) ve Pnömokok) karşı geliştirilen aşılar günümüzde Sağlık Bakanlığı tarafından bütün çocuklara ücretsiz olarak uygulanıyor. Menenjite en sık neden olan 3. Bakteri olan meningokok bakterisine yönelik aşılar henüz Türkiye’nin ulusal aşı şemasına girmedi ancak aileler ücretini ödeyerek bu aşıyı yaptırabiliyor ve bu aşılar bebeklikten itibaren başlamak üzere bir program dahilinde uygulanabiliyor.
Prof. Dr. Mehmet Ceyhan
Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, 24 Nisan Dünya Menenjit Günü dolayısıyla yayınladığı mesajda, bu tehlikeli hastalıktan korunmanın en etkili yolunun aşılanma olduğunu vurguladı.
Menenjit tedavisinde her saniye çok önemli
Menenjitin en iyi tedavi şartlarında bile %5-10 oranında ölümle sonuçlandığını belirten Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, menenjitin kalıcı sekeller bırakabileceği konusunda uyardı: “Yüzde 20 oranında işitme kaybına yol açar. Nadiren de olsa sara hastalığını tetikleyebilir, öğrenme güçlüğüne neden olabilir ve bunun dışında bazı nörolojik bozukluklara yol açabilir. Bazen de, beyinde su toplanması diye tarif edilen hidrosefali isimli tablo gelişebilir. Bu nedenle menenjit hastalarının mutlaka hastaneye yatırılıp tedavi edilmesi lazım ve ne kadar erken tanı konulup tedaviye başlanırsa o kadar iyi cevap alınabilir. Menenjit tedavisinde saniyeler bile önemlidir çünkü zaman geciktikçe hastanın kalıcı zarar görme riski artar.”
Menenjitin Türkiye’de görülme sıklığı yüksek
Menenjitin bütün dünyada görülen bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Ceyhan şöyle konuştu: “Menenjitin sıklığı, geri kalmış ülkelerde daha yüksektir. Dünyada en sık menenjit kuşağı dediğimiz, Afrika’da Büyük Sahra Çölü’nün güneyinde yer alan kuşaktaki ülkelerde (Nijerya, Gana, Somali, Etiyopya gibi) görülür. Bu kuşakta menenjit sıklığı diğer ülkelere göre 800 kat daha fazladır. Dünyanın geri kalanında ise benzer sıklıklarda görülür. Menenjit gelişmiş ülkelerde 100 binde 1 civarında görülürken, Türkiye’de 100 binde 3 ila 4 civarındadır. Bu hastalık çok tehlikeli olduğu için, Türkiye’de görülme sıklığının yüksek olduğunu söyleyebiliriz.”
Doğru teşhis doktor muayenesinde koyulabilir
İki yaşın üzerindeki hastalarda belirtilerin genelde ateş, baş ağrısı ve kusmayla başladığını belirten Prof. Dr. Mehmet Ceyhan şu bilgileri verdi: “İki yaş üzerindeki çocuklar genellikle boynunu bükemiyor; iki yaşın altındaki çocuklarda ise çok belirgin bir şikâyet olmuyor. Bazen ateş bile görülmeyebiliyor. Küçük bebeklerde yemek istememe, halsizlik, aşırı duyarlılık, fazla ağlama şeklinde belirtiler görülebiliyor. Menenjit teşhisi ancak doktor muayenesinde anlaşılabilir ve kesin menenjit tanısı için de çocuğun belinden su alıp bakmak gerekir.”
Aşılar ücretsiz
Prof. Dr. Mehmet Ceyhan şöyle devam etti: “Virüs kaynaklı menenjit hastalığı her yaşta görülse de, bakteri kaynaklı menenjitin görülme sıklığı yaşa göre değişkenlik gösteriyor.
Yeni doğan döneminde menenjite, genellikle annenin doğum kanalından bebeğe ulaşan, daha çok bağırsaklarda bulunan farklı bakteriler neden oluyor. Yeni doğan döneminden sonra ise üç tane bakteri türü kaynaklı menenjit vakaları daha çok görülüyor. Bunlar da pnömokok, haemophilus influenzae Tip b (hib) ve meningokok bakterileri. Menenjit vakalarının %95’ine bu üç bakteri neden oluyor. Türkiye’de pnömokok ve hib bakterilerine karşı aşılama çalışmaları yürütüldüğü için bunların oranları son yıllarda azaldı. Bu nedenle yeni doğan döneminden sonra, yaşlılar da dahil olmak üzere genel nüfusta en çok görülen menenjit nedeninin meningokok bakterisi olduğunu söyleyebiliriz. Pnömokok ve Hib’e karşı bakanlığımız zaten ücretsiz bir aşı programı uyguluyor. Bu iki aşı tüm dünyada 132 ülkede uygulanıyor. Meningokok kaynaklı menenjit vakalarını da aşıyla önleyebilir hale geldiğimizde, bakteriyel menenjitlerin ortadan kaldırılması mümkün. Yani bu sayede menenjitsiz bir dünya hayali gerçek olabilir.”
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) tarafından yayınlanan 20.yüzyılda halk sağlığı alanında gerçekleştirilmiş̧ en önemli 10 başarı listesinde birinci sırada aşılama gelmektedir.
Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) Erişkin Bağışıklama Çalışma Grubu, Dünya Aşı Haftası (24-30 Nisan 2018) dolayısıyla mesaj yayınladı.
“DSÖ ve CDC gibi kuruluşların raporlarında da belirtildiği gibi aşılar sayesinde enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığında önemli azalmalar olmuştur. Bununla birlikte dünyada hala 19 milyondan fazla aşılanmamış çocuk bulunmaktadır. Bu çocuklar aşı ile önlenebilen potansiyel ölümcül hastalıklar açısından risk altında bulunmaktadırlar.
Aşılar sadece çocuklar için koruyucu değildir. Birçok erişkin aşıyla kolaylıkla önlenebilen hastalıklar nedeniyle sakat kalmakta ya da ölmektedir. Bu nedenle genç, yetişkin ve ileri yaş grubundaki kimseler de aşılardan yararlanmalıdır. Erişkinlerde uygulanan aşılar çocuklukta yapılan aşıların devamı, eksik aşıların tamamlanması veya erişkinlere has aşıların yapılması şeklindedir. Örneğin, çocukluk çağında hepatit B, hepatit A, suçiçeği, kızamık, kızamıkçık aşılarını olmamış ve hastalığı geçirmemiş kişilere aşı uygulanabilir. Erişkinlere her on yılda bir difteri-tetanoz aşısı yapılmalıdır. Pnömokok (zatürre aşısı) aşısı risk grupları başta olmak üzere erişkinlere yapılması önerilen bir diğer aşıdır. Zona aşısı ve her yıl tekrarlanan grip aşıları erişkinlere has diğer aşılardır.
Daha önce ölümcül hastalıklar olan kanser, lösemi, lenfoma gibi hastalıkların günümüzde tedavisi mümkündür. Ancak bu hastaların tedavisinde kullanılan ilaçlar ve ayrıca romatolojik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar vücudun bağışıklık sistemini zayıflatarak bireyleri enfeksiyon hastalıklarına karşı yatkın hale getirir. Bu tür tedavileri alan risk gruplarında grip ve zatürre ölümcül seyredebilen ve aşı ile korunması mümkün olan hastalıklardır.
Yine sağlık çalışanlarının bulaşıcı hastalıklar ile karşılaşma risklerinin yüksek olması nedeniyle gerek kendilerinin hastalıklardan korunması gerekse hizmet sundukları hastalara ve ailelerine hastalığı bulaştırma risklerinin ortadan kaldırılması amacıyla aşılanmaları önemlidir.
Günümüzde gezginlerin sayısı oldukça fazladır ve bu da bulaşıcı hastalıkların kıtalar arasında yayılmasını kolaylaştıran bir faktördür. Bu sorun beraberinde seyahat bağışıklamasını getirmiştir. Bazı ülkeler ülkelerine girişte bazı aşıları zorunlu tutmaktadır (Hac öncesi menenjit aşısında olduğu gibi). Hastalıklar açısından riskli ülkelere seyahat edecek bireyler seyahat edecekleri bölgenin özelliğine göre DSÖ’nün önerdiği aşılar hakkında bilgiye ve aşılama hizmetine Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü Seyahat Sağlığı Merkezlerinden ulaşabilmektedirler.
Sonuç olarak aşılanma yaşam boyu dikkate alınması gereken en önemli korunma yollarından biri olup ücretsiz olarak uygulanmaktadır. Hastalıklardan korunmak tedavi etmekten daha etkili ve güvenlidir.
Aşıyı ret eden ya da aşılanmayan kişiler o hastalıklara karşı duyarlı kalmakta ve enfeksiyon ortaya çıktığında öncelikle bu kişiler hasta olmaktadır. Aşılanmayan kişilerin sayısının artması durumunda kendileri enfeksiyonlara duyarlı oldukları kadar toplumda aşı ile önlenebilir bulaşıcı hastalıkların salgın yapma riski de artar.”
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı ve Yoğun Bakım Yan Dal Eğitim Programı Sorumlusu Prof. Dr. Arzu Topeli İskit, Hacettepe’nin yenilenen yoğun bakım kliniğini anlattı.
“Eskiden hastane yataklarının %5-10’u yoğun bakım yatakları olarak planlanıyorken, günümüzde bu oran %15-20’lere çıktı. Çünkü ihtiyaç artıyor. Dünyada olduğu gibi Türkiye genelinde de özellikle özel ve Sağlık Bakanlığı hastanelerinde yoğun bakım yatak sayısında ciddi artış var”
2012 yılından itibaren resmi uzmanlık alanı haline gelen yoğun bakım, Hacettepe Üniversitesi Hastanelerinde yepyeni bir alana kavuştu. 73 yataklı kompleksin 41’i dahili yoğun bakım ünitesi, 32 yatağı da ağırlıklı cerrahi yoğun bakım ünitesi olarak belirlendi
“Yoğun bakım poliklinik, ameliyat gibi başka işlerle birlikte yürütülen bir iş değil. Bir yoğun bakım uzmanı direktörlüğünde kapalı sistem yönetimin hasta sağ kalımına etkileri uluslararası çalışmalarda ve bizim yaptığımız bir çalışmada gösterildi”
“Tüm yataklar 20-25 metre karelik tek oda şeklinde ve çoğu hasta odası ışık görüyor! İdeal olan 3. düzey bir yoğun bakım ünitesi için en fazla 2 hastaya 1 hemşire sağlamaktır ki yeni yoğun bakımda 2 oda arasında bir hemşire deski bulunuyor. Bu özellikleri ile Türkiye’de bir ilk!”
Hacettepe’de neden yeni bir yoğun bakım kliniğine ihtiyaç duyuldu?
Hacettepe Üniversitesi her alanda öncü üniversitelerden biridir. Kurucu Rektörümüz Merhum Prof.Dr. İhsan Doğramacı’nın “Daha ileriye, en iyiye” sloganı hepimizin kılavuzu niteliğindedir. Ben de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalında 20 yıllık bir yoğun bakım uzmanı öğretim üyesi olarak Hacettepe’ye yakışan uluslararası standartlarda bir yoğun bakım ünitesi olması gerektiğini düşünürdüm hep.
Hacettepe İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesinin geçmişi 40-45 yıl öncesine dayanır. Bu bağlamda Türkiye’nin ilk dahili yoğun bakım ünitesidir denilebilir. 1995 yılında ve 1996-1998 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletlerinde yoğun bakım eğitimi aldığım dönemlerde yani, 20-25 yıl önce ABD’de yoğun bakım ünitelerinin çoğu tek oda şeklinde idi. Çoğu oda pencereli idi. Bu fiziksel altyapı tüm dünyada yaygınlaştı. Ancak ben 1998’de Hacettepe’ye döndüğümde ünitemiz bir yataklı iç hastalıkları servisinin kenarında ve koğuş şeklinde idi. 3 yıl içinde daha yeni bir yere taşındık ancak burası bulunduğu lokalizasyon açısından uygun olmakla birlikte, küçük, ışık almayan bir koğuş idi. 17 yıl bu küçük ünitede akademik kadrolarımız ile hizmet sunucusu olarak görev yaptık. Ancak bu birim sadece bizlerin değil Hacettepe Hastanelerinin ihtiyaçlarına yanıt vermemeye başladı. Başka birimlerde küçük çaplı yoğun bakım üniteleri açtık fakat bu sefer çok parçalanmışlığın yarattığı sorunlarla karşılaştık. Bulunduğumuz yerlerde genişleme şansımız olmadığından yeni yapılması planlanmış olan acil servisin bulunduğu alana büyük bir yoğun bakım planladık. Çünkü acil servisimizin de yenilenmesi ve büyümesi gerekiyor idi ve acil servise başvuran kritik hastaların yatırılması için yoğun bakım yatak sayısının da artması gerekli idi. Ayrıca 2002 yılından bu yana bilim dalımızda yoğun bakım yan dal eğitimi vermeye başladık. 2012 yılından itibaren de artık yoğun bakım Türkiye genelinde ve Hacettepe’de resmi bir uzmanlık alanı haline geldi ve akademik kadro sayımız artmaya başladı. Bu nedenle artık bilim dalımız için bir fiziksel alanımız olması gerekiyor idi.
Aslında yoğun bakım yatak sayıları dünyada da artmakta… Eskiden hastane yataklarını %5-10’u yoğun bakım yatakları olarak planlanıyor iken, günümüzde bu oran %15-20’lere çıkmış durumda. Çünkü ihtiyaç artıyor. Türkiye genelinde de özellikle özel ve Sağlık Bakanlığı hastanelerinde yoğun bakım yatak sayısında ciddi artış var. Üniversite hastaneleri bu konuda biraz geride kalmıştı. Hacettepe olarak yoğun bakım yatak sayımızı arttırdık ve modernleştirmiş olduk.
Çalışmaya ilk ne zaman ve nasıl bir ekiple başladınız?
Aslında bu düşüncelerimi üniversite, tıp fakültesi ve hastane yönetimleri ile hep paylaşmıştım. İlk olarak kafamda projelendirmiştim. Bu projem nedeniyle, 2012 yılında Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Başhekimi oldum ve hemen çalışmalara başladık. Türkiye’de hastane mimarisi konusunda eksiklikler var. Bu nedenle uluslararası deneyimi de olan bir hastane mimarı acil servis ve yoğun bakım ünitemizi planladı. Kalkınma Bakanlığı projesi olarak desteklendik. Planlamadan itibaren hizmete başlamasına kadar çeşitli nedenlerle 6 yıl geçti. 4 yıl süren başhekimliğim boyunca acil tıp, yoğun bakım hekimleri, mimarımız, üniversitemiz yapı işleri daire başkanlığı, hastane yönetimi ile ortak toplantılar yaptık.
Mimarisinde de sizin katkılarınız var… Bina yerleşkesinde, iç dizaynda nelere dikkat edilmeli?
Mimari planlamada hep uluslararası standartları dikkate aldık. Hollanda Utrecht’de, başkanı da Türkiye’den bir yoğun bakım profesörü olan mimari ödüllü bir ünite var. Youtube’da videosu da var. İngiltere Birmingham’da benzer 100 yataklı bir yoğun bakım ünitesi var. Bu üniteler başta olmak üzere uluslararası üniteleri dikkate almaya çalıştık. Planlama çok önemliydi çünkü hastanelerdeki yanlışları sonradan düzeltmek çok zor. Türkiye’de hemen herşey genellikle çok küçük planlanıyor. Halbuki 10-20 yıl ilerisini hesap etmek lazım. Sadece hasta alanları değil, personel, depo gibi yerler, ziyaretçilere ayrılan birimlerin de fazlasıyla düşünülmesi lazım. Geriye dönüp baktığımızda eksik diyebileceğimiz şey çok çok az.
Yeni klinik nasıl avantajlar sunuyor, kapasitesi nasıl?
Yeni yoğun bakım erişkin hastanesinde, acil servisin üzerinde, hepsi 3. düzey donanımlı 73 yataklı bir komplekstir. Ayrıca, acil servis içinde 10 yataklı bir inme ünitesi de bulunmaktadır. 73 yatağın 41’i dahili yoğun bakım ünitesi, 32 yatağı da ağırlıklı cerrahi yoğun bakım ünitesi olarak belirlenmiştir. En temel özellikleri, tüm yatakların 20-25 metre karelik tek oda şeklinde olması, çoğu hasta odasının ışık görmesidir. İdeal olan 3. Düzey bir yoğun bakım ünitesi için en fazla 2 hastaya 1 hemşire sağlamaktır ki yeni yoğun bakımda 2 oda arasında bir hemşire deski bulunmaktadır. Her odada pendant sistemi, gelişmiş monitör ve ventilatör ve her orta deskte yeterli sayıda merkezi monitör bulunmaktadır. Acil servis, ameliyathane, radyoloji ve laboratuvara çok yakın bir lokalizasyondadır. Bu özellikleri ile Türkiye’de bir ilk durumundadır. Sanırım şehir hastanelerinde de benzer üniteler olacak.
Teknolojisi – dizaynı – kurgusu – eğitim ve hizmet politikası Avrupa ve ABD’de hizmet sunan yoğun bakım klinikleriyle rekabet edebilecek seviyede mi?
Fiziksel altyapı olarak gelişmiş ülke yoğun bakım üniteleri ile rekabet edebilecek bir ünite haline gelmiş durumdayız. Şunu da vurgulamak isterim ki sadece altyapı değil, bilim dalımız gerek akademik gerek idari sağlık çalışanı kadromuz ile de Avrupa ve ABD ile nitelik anlamında benzer durumdayız. Sadece sayımız az. İç Hastalıkları Yoğun Bakım Bilim Dalımız Avrupa Tıpta Uzmanlık Birliği (UEMS), Avrupa Yoğun Bakım Kurulu tarafından 2007 yılında eğitim alanında akredite edilmiştir. Bu anlamda da ilk ve tek konumundayız.
Öğretim üyeleri ve personel, hasta yakınları ve hastalar için nasıl imkanlar sunuyor?
Yeni yoğun bakım öncelikle hasta merkezli olarak planlandı. Hasta odaları çok geniş, ferah, hepsinde televizyon var, ziyaretçisi için koltuk var, hemşire çağrı cihazı var. Hasta karyolaları oturma pozisyonu alabiliyor, hepsi hastaları kaldırmadan tartabiliyor ki, vücut ağırlığı takibi yoğun bakımda hem önemli hem de zordur. Hastaların akciğer grafileri hastayı kaldırmadan çekilebiliyor. Ziyaretçi bekleme salonu çok geniş, hasta yakınlarına uzman doktor düzeyinde bilgi veriliyor. Personelimiz için yeterli sayıda odalarımız var. 20 yıl sonra ilk defa tüm akademik kadromuzun bir arada olabileceği mekanımız oldu. Sadece hasta hizmet sunumu ve eğitim değil, bilimsel araştırmalarda da sıçrama yapmayı planlıyor ve umuyoruz.
Başarılı bir yoğun bakım organizasyonu için olmazsa olmaz şartlar neler? Sizin çalışma alanınız özelinde, tecrübelerinizi aktarır mısınız?
Başarılı bir yoğun bakım organizasyonunda altyapı mutlaka önemli ama daha da önemlisi tam zamanlı ve kapalı sistem yönetim, yani yoğun bakım ünitesinde tam zamanlı yoğun bakım hastalarına bakan, ilgilenen, yoğun bakım hasta yatış, çıkış kararlarını veren eğitimli ve ilgili uzmanlar olmalı. Yoğun bakım poliklinik, ameliyat gibi başka işlerle birlikte yürütülen bir iş değil. Bir yoğun bakım uzmanı direktörlüğünde kapalı sistem yönetimin hasta sağkalımına etkileri uluslararası çalışmalarda ve bizim yaptığımız bir çalışmada gösterildi. ABD’de bu yönetim şekli bir sağlıkta kalite parametresi olarak değerlendiriliyor. Hatta bir yoğun bakım uzmanının bakabileceği ideal hasta sayısı 7-8; 15 hastayı geçerse hasta yatış süresi uzayabiliyor. Tabii yoğun bakımda çalışma zamanı mesai saatlerine sınırlı değil, bu hesapları yaparken, 7/24 çalışma düzenini dikkate almak lazım. 3. Düzey yoğun bakım ünitesi için en fazla 2 hastaya 1 hemşire, hatta örneğin ECMO tedavisi alan hastalara 1 hastaya 1 veya 2 hemşire planlaması gerekiyor. Bunun dışında özellikle solunum fizyoterapisinde ve hatta yutma terapisinde uzmanlaşmış fizyoterapistler de yoğun bakımın olmazsa olmazları. Türkiye’de bu konuda eksiklik ve karmaşa var. Yoğun bakım uzmanına bağlı çalışan tam zamanlı terapistler olmalı. Her 5 hastaya 1 fizyoterapist öneriliyor. Klinik eczacı, diyetisyen, biyomedikal teknisyenler, psikolog, sosyal hizmet uzmanı gibi diğer meslek gruplarına da çok ihtiyaç var. Dolayısıyla yoğun bakım multidisipliner ve kalabalık bir ekip tarafından yönetilmeli. Herşeyden önce de hasta sorumluluğunu alan, ilgili ve işini seven bir ekip olması şart.
Hastalarınızı bu yeni alana taşırken nelere dikkat edildi? Kritik hususları anlatır mısınız?
Kritik hasta nakli çok risklidir. Aslında kritik hastaların mümkün olduğunca hiç ya da çok az nakledilmeleri gerekli. Nakil öncesi de tüm planlamaların titiz bir şekilde yapılması, hastaların stabilize edilmeleri ve nitelikli bir ekip ve ekipman eşliğinde taşınmaları gerekli. Bu konuda oldukça tecrübeli olduğumuzdan 1 gün içinde tüm hastalarımızı naklettik. Ancak hasta sayımızı 8’e kadar azalttık. Hiç bir komplikasyon da yaşamadık.
Yeni hizmete sunulacak yoğun bakım kliniklerinde hastane yöneticileri-hekimler ve hizmet satın alınan medikal endüstriye nasıl öneri ve tavsiyelerde bulunursunuz?
Hastane yöneticilerinin yeni bir yoğun bakım planlamasında konunun uzmanı sağlık personeli ile çalışmaları gerekli. Hastanede akut/kritik yatak planlamasının ihtiyaçlara göre yapılması gerekiyor. Türkiye’de hem tüm hastanelerde yoğun bakım üniteleri küçük ve aşırı parçalanmış durumda, gerek Sağlık Bakanlığı, gerekse hastane yönetimlerinin buna izin vermemesi lazım. Yoğun bakım ünitesi oluşturur iken Türkiye’nin, kurumun ihtiyaçları gözetilmeli ve tam zamanlı yoğun bakım çalışanları ile yönetilmesi sağlanmalı. Mimar-mühendis gibi teknik ekibin çok donanımlı olması lazım. İlaç, malzeme yönetimi, hastane yazılım alt yapısı, personel sayıları ilk baştan planlanmalı. Yoğun bakımlar için cihaz ve malzeme endüstrisi de çok önemli ancak Türkiye’de endüstri, üniversite veya hastane bilimsel ilişkisi maalesef sınırlı. Sadece satın alma süreçlerinde ihale yasalarına göre malzeme ve cihaz alabiliyorsunuz. Halbuki yoğun bakım ünitelerinin teknolojik donanımı inşaat ile birlikte ilk baştan yapılmalı, ünite ve kurum ihtiyaçları gözetilmeli ve sürekli geliştirilebilir ve yenilenebilir olmalı. Diğer bir deyişle endüstri-üniversite/hastane bilimsel ilişkisi sürekli olmalı.
Yatak doluluk oranlarınız nasıl?
Genellikle %90’ın üzerinde doluluk oranımız var. Aslında bu oran çok yüksek! Yoğun bakımlarda ideal doluluk oranı %75-80 olmalı. Ama Türkiye’de hasta yatışı konusunda çok baskı var ve yataklar uygun kullanılamıyor. Yatakların %20-30’u yatmaması gereken bakım hastalarına ayrılıyor, çünkü bu hastaları yatıracak başka üniteler bulamıyoruz, evde bakım hizmetlerinde de eksiklikler var. Bunların yanında işimiz sadece yoğun bakım ünitesi sınırları içerisinde değil, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi biz de acilde ve servislerde yatan hastaları düzenli takip ederek, çok kötüleşme olmadan erken müdahale ediyoruz ve yoğun bakımda işi bitse dahi hastanede ve uzun dönem takibe devam ediyoruz. Sabahtan akşama işlerimizi zor yetiştiriyoruz. İç Hastalıkları, Göğüs Hastalıkları ve Enfeksiyon Hastalıkları ana dal araştırma görevlileri de yoğun bakım ünitesinde tam zamanlı çalışırlar. Bu yönden de Türkiye’de tekiz diyebiliriz.
Önümüzdeki dönem meydana gelebilecek yeni ihtiyaçlarınız olabilir mi, bilgi verebilir misiniz?
Mutlaka olacak. Çünkü teknoloji çok hızlı ilerliyor. Yataklarımızı tam kapasite çalıştırırsak iş yükümüz daha da artacak, daha çok personele ihtiyacımız olacak. Hedeflerimizden biri ünitemizi bir mükemmeliyet merkezi yapmak… Ayrıca kağıtsız, sadece elektronik ortamda hasta hizmeti vermek istiyoruz. Bunun için çalışmalarımız var.
Son olarak, sizce Türkiye’de yoğun bakım hizmeti sunan hastanelerin birincil ihtiyaçları – acil iyileştirilmesi gereken unsurları arasında neler var?
Öncelikle yoğun bakım ünitelerinde tam zamanlı bir yoğun bakım uzmanı olması lazım. Oysa halen özellikle özel hastanelerde yoğun bakım uzman kadrosu dahi açılmıyor maalesef. Ayrıca yoğun bakım yataklarının aşırı bölünmemesi gerekli! Eğer yeni bir yoğun bakım ünitesi yapılacak ise konunun uzmanları ile detaylı bir planlama yapılmalı. Son olarak da yoğun bakım yataklarının akılcı kullanılması çok önemli…
Siemens Healthineers Pazarlama Müdürü Ömer Demir, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.
“Dünyada saat başı 209 bin hastanın 600 bin medikal görüntü veya laboratuvar sonucunu üretirken yaklaşık 100 milyon medikal görüntüyü işleyip bu görüntülerin depolanmasını sağlıyoruz. Hedefimiz, ürettiğimiz bu dijital izin ‘Yapay Zeka’ çözümlerimiz sayesinde işlenebilir, anlamlı ve istatistiki verilere dönüşmesini sağlamaktır”
“Sağlık sektöründe dijital dönüşüm konusunda aşılması gereken en büyük engel, değişime olan dirençtir. Konvansiyonel yöntemlerle çalışan sağlık personelinin, dijitalleşmenin getirdiği süreçlere adaptasyonu belli bir zaman alacaktır”
Sağlık sektöründe dijital dönüşüm stratejisi sizin için ne ifade etmektedir?
Bütün dünyadaki en önemli konulardan biri, yaşlanan nüfusun artışı! 2050 yılında dünya nüfusunun 9,6 milyar olması bekleniyor. Yaşlanmaya paralel olarak da ülkelerin sağlık harcamalarının yüklü bir miktarda artacağı tahmin ediliyor. Bu artış, sadece maddi bir artış olarak kalmayıp aynı zamanda sağlık hizmetlerine olan talebi de tetikleyecektir. Diğer taraftan da bütün dünyada ve ülkemizde nitelikli sağlık personelinin bulunması ve yetiştirilmesinde ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.
Biz de Siemens Healthineers olarak sağlık hizmetlerinin sunumundaki değişime katkıda bulunacak sistemlerin geliştirilmesi için çok ciddi bir Ar-Ge yatırımı yapmaktayız. Geliştirdiğimiz yeni nesil sistemler, hastaların çekim veya tedavilerinin en kısa sürede ve eksiksiz olarak tamamlanmasını sağlamaktadır. Sistemlerin çekim kalitesi ve hızını arttırmanın yanı sıra yapılan raporlamaların doğruluğunu destekleyecek karar destek sistemlerini de geliştirmekteyiz.
Sağlık sektöründe dijital dönüşüm konusunda aşılması gereken en büyük engel, değişime olan dirençtir. Daha önce konvansiyonel yöntemlerle işlerini yapan sağlık personelinin, dijitalleşmenin getirdiği süreçlere adaptasyonu belli bir zaman alacaktır. Dünyada olduğu gibi, ülkemizde de spesifik olarak sağlık bilişimi uygulamalarına verilen değerin artması ve kültürel değişimin hayata geçmesi, sağlıkta dijital dönüşüm sürecini hızlandıracaktır.
Çevrimiçi (online) ve çevrimdışı (offline) yaptığımız her hareket dijital izler yaratıyor. Siemens olarak tanısal görüntüleme, yaşam bilimleri çözümleriniz düşünüldüğünde, global ölçekte, nasıl bir dijital iz bıraktığınızı düşünüyorsunuz?
Üretilen veri hacmi her geçen yıl müthiş boyutlara ulaşıyor. Örneğin, 2010 yılında üretilen toplam medikal veri hacminin iki kat artması için 3,5 yıl geçmesi gerekiyordu. Oysa 2020 yılında sağlık kurumlarının ürettiği medikal verinin sadece 73 gün içinde 2 kat artmış olacağı tahmin ediliyor. Üretilen her veri de elbette dijital bir iz anlamına geliyor. Biz de Siemens Healthineers olarak dünyada saat başı 209.000 hastanın 600.000 medikal görüntü veya laboratuvar sonucunu üretirken yaklaşık 100.000.000 medikal görüntüyü işleyip bu görüntülerin depolanmasını sağlıyoruz. Hedefimiz, ürettiğimiz bu dijital izin “Yapay Zeka” çözümlerimiz sayesinde işlenebilir, anlamlı ve istatistiki verilere dönüşmesini sağlayarak toplum sağlığı yönetimine destek olmaktır.
Sağlık sektöründe dijital dönüşüme öncülük ettiğini düşündüğünüz öncü liderlerin/global kuruluşların öne çıkan özellikleri sizce neler?
Siemens Healthineers ve diğer lider kurumların en büyük hedefi, üretilen verilerin bilgiye dönüşmesini sağlayarak kişiye özel tedaviyi desteklemektir. Oluşan devasa boyuttaki verilerden anlamlı bir bilgi üretmek için patentini aldığımız 400 “Machine Learning” ve 75’ten fazla “Deep Machine Learning“ çözümlerimiz ile sağlık personelinin daha doğru kararlar almasına destek oluyoruz.
Benzer öncü kurumların da izlediği yol, karar destek sistemlerine etki edecek algoritmaların geliştirilmesidir. Siemens Healthineers olarak en büyük farkımız, verinin üretim aşamasından depolanmasına kadar olan süreçte ve her aşamada müşterinin hizmetinde olan nadir şirketlerden biriyiz.
Türkiye’de sektörünüzde faaliyet gösteren şirketlerin dijitalleşme süreçlerini gözlemlediğinizde nasıl bir tablo ile karşılaşıyorsunuz? Türkiye özelinde rekabet için dijital dönüşüm sizce ne derece önemli?
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de dijital çağın gerekliliklerine uygun, teknolojik gelişmeler konusunda nitelikli sağlık personelinin yetiştirilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla sağlık bilişimine daha fazla yatırım yapılması, ülkemiz açısından kritik bir noktadır. Sağlık bilişimi denince sadece ilgili yazılım ve donanım anlamında değil, sağlık bilişimi personeli konusunda da yol kat etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bugün birçok kurumsal firma bilişim yöneticilerinin ismini “Bilgi Yönetimi Yöneticisi” olarak değiştirmiştir. Bundaki en önemli amaç, iyi bir bilişim yöneticisinin kurumun tüm süreçlerini dijital ortama geçirecek yetkinlikte olmasıdır. Ülkemizde bu yetkinliğe sahip insanların yetişmesini desteklemiz gerekmektedir.
Süreçlerini dijital ortama taşıyan ve sürekli gelişimlerini sağlayan sağlık kurumlarının süreç verimliği ile rekabette öne çıkacağını düşünüyorum. Sağlanan süreç verimliği, sağlık kurumunun finansal performansı üzerinde de direkt etki sağlayacaktır. Sağlık kurumlarının, hastalarına sağlayacakları mobil platformlar ile hastalarının verilerini her an kullanıma hazır hale getirerek bir bağlılık yaratacaklarını da söylemek yanlış olmayacaktır.
Türkiye’de dijital hastane uygulamalarının yaygınlaşması yönünde sunduğunuz çözümler var mıdır?
Siemens Healhtineers olarak son 10 yıldır sağlık kurumlarının dijitalleşmesini destekleyen ürünler geliştirmekteyiz. Bunu yaparken, üretimini yaptığımız sistemlerin hızını, görüntükalitesini ve raporlama kalitesini arttıracak yazılımların yanı sıra Teamplay uygulamamız gibi, kurum içerisinde hizmet veren sistemlerimizin çekim hızı, performansını ve hastaya verilen radyasyon dozunu takip edebilecekleri ortamları da sağlamaktayız. Ayrıca sağlık kuruluşlarında çalışanların yeni gelişen Siemens Healthineers sistemlerinin kullanımına ilişkin eğitimler alabilecekleri online platformlar da sunmaktayız. Sunduğumuz Toplum Sağlığı Yönetimi yazılımlarımız ile sağlık kurumlarının hastalarının her zaman online olarak yanlarında yer almalarını sağlamaktayız.
Hastanelere yönelik çözümleriniz düşünüldüğünde en süratli teknolojik yenilik, dijital uygulamalar hangi alanda daha sık meydana geliyor?
Medikal cihazların hatasız ve hızlı çekim yapmasını sağlayan yazılımlar konusunda sektörde öncü firma durumdayız. Çekim süresini kısaltmak için hastaların çekim sırasında ortaya çıkardıkları hareket artefaktlarını azaltacak en ileri teknoloji yazılımları kurumların hizmetine sunmaktayız. Üzerinde çok önemle durduğumuz bir başka konu da hekimlerimizin raporlama kalitesini arttıracak yazılımları sağlık sistemine sunmaktır. Bu sayede hekimlerimizin hızlı karar almalarını desteklerken daha kesin tanılar konmasını da sağlayacak çözümleri sunmaktayız. Çok yakın bir zamanda ise kurumların hastaları ile etkileşimlerini sağlayacak çözümler sunmayı planlıyoruz.
Tanısal görüntüleme alanında dünyada dijital eğilimler ne yönde? Sizce Türkiye’de ne tür yatırımlar hız kazanmalı? Şehir hastaneleri nasıl olanaklar sunuyor?
Medikal görüntüleme sistemlerine yönelik talep, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla artmaktadır. Kişiselleştirilmiş tıp ve kişiselleştirilmiş tedavi odaklı medikal görüntülemenin ve verinin işlenerek anlamlı bilgiye dönüşmesinin önemi de buna paralel olarak artmaya devam edecektir. Özellikle zincir hastanelerin medikal cihaz yatırımı yaparken, ilgili ileri görüntüleme ve işleme yazılımlarını da iyi planlamaları gerekmektedir.
Şehir hastaneleri ise ülkemizin sağlık alanındaki dönüşümünün önemli kilometre taşlarından birisidir. Bu hastanelerin, kamuda sağlık hizmetlerinin güncel teknolojik imkanlarla verilmesini, hasta konforunun ve hizmet kalitesinin artırılmasını sağlayacak projeler olduğuna inanıyoruz. Hizmete başlamış ve başlayacak şehir hastanelerinden en büyük beklenti, en kısa sürede ve en doğru medikal görüntüleme ve tedavinin yapılması olacaktır.
Siemens Healthineers olarak böylesine büyük ölçekli şehir hastanelerinin ihtiyaç duyacağı tüm medikal imaj görüntüleme, ileri görüntüleme, işleme ve depolama çözümlerini sunmaktayız. Şehir hastanelerinden hizmet alan hastalar bu sayede çekimlerinin en hızlı şekilde yapılması ve raporlarının en kısa sürede sunulması ile kaliteli hizmet alacaklardır.
“GE Sağlık, ortaklarıyla birlikte, Kanada’nın ilk analize dayalı hastane komuta merkezini açtı. On yıllardır, Kanada’da sağlık hizmetlerinde sıkıntılara yol açan kapasite, güvenlik, hizmet kalitesi ve bekleme süreleri gibi sorunlar bu konseptle çözüldü”
“Tıbbi cihazların dijital sağlık yazılımları ile ortak çalışması hem verimi artırıyor hem de maliyetleri düşürüyor. Büyük veri ve analitik çözümlerin de sağlıkta önemi artırıyor”
“Kardiyovasküler bilgi teknolojileri paradigmasında köklü bir değişime gidilmesi gerekiyor. Kardiyoloji departmanları bir yandan hastalara daha iyi sonuçlar sunmakla ilgilenirken diğer yandan da kârlılığın yükselmesi, işletim maliyetlerinin azaltılması ve doktor ile çalışan memnuniyetinin artırılmasına yardımcı olmak gibi yeni zorluklarla karşı karşıya”
“Kronik hastalıkların görülme sıklığının artması, sağlık harcamalarında da artışa yol açıyor. Ayrıca, gelişmekte olan yeni teknolojiler, sağlık sektöründe teknolojik yatırım ihtiyacını artırıyor”
GE Sağlık Türkiye Genel Müdürü Yelda Ulu Colin, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.
Sağlık sektöründe dijital dönüşüme öncülük ettiğini düşündüğünüz öncü liderlerin öne çıkan özellikleri sizce neler?
İletişim alanında cep telefonları vasıtasıyla her birimizin telefonlarına giren dijital aplikasyonların kullanım alanları gün geçtikçe genişliyor.
Sağlık hizmetlerinin maliyetlerinin günden güne artış göstermesi yine bu hizmetlere erişimin kolaylaşması gerekliliği ve daha sofistike bir hal alan tedavi yöntemleri benzer dijital uygulamaların sektörün kullanımına verilmesini bir ihtiyaç haline getiriyor.
Hızla artan bu ihtiyaç düşünüldüğünde hasta ve sağlık personelini anlayan ve bu ihtiyaçlar doğrultusunda çözümleri ilk olarak karşılayan global kuruluşlar rekabette bir adım öne geçiyorlar. Değişimin son derece hızlı bir şekilde gerçekleştiği düşünüldüğünde yeniliklerin sürekli olarak geliştirilip kullanıma sunuluyor olması büyük önem arz ediyor. GE Sağlık olarak çözüm geliştirme ve teknolojik anlamda ilkleri geliştirmeyi gaye edinmiş olup insan hayatına dokunarak dünyayı daha sağlıklı bir yer haline getirmeyi hedefliyoruz.
Türkiye’de sektörünüzde faaliyet gösteren şirketlerin dijitalleşme süreçlerini gözlemlediğinizde nasıl bir tablo ile karşılaşıyorsunuz?
Dijital dönüşüm süreçlerinden en fazla etkilenen sektörlerden bir tanesi de sağlık. Hem hastaların tanı ve tedavi süreçlerinin hızlanması, hem daha kaliteli hizmet alabilmeleri, hem de sağlık kuruluşlarının daha verimli çalışabilmelerinin yolu dijital dönüşümden geçiyor. Her geçen gün önemi daha fazla anlaşılan dijital sağlık konsepti içerisinde mobil sağlık, sağlık bilgi teknolojisi, giyilebilir teknolojiler, tele sağlık, tele tıp ve kişiselleştirilmiş ilaç gibi kategoriler bulunuyor.
Birçok sağlık kurumu verimi artırmak, kullanımı geliştirmek, maliyetleri azaltmak, kaliteyi artırmak için dijital sağlık teknolojilerini kullanıyor. Birçok tıbbi cihaz artık diğer cihazlara veya sistemlere bağlanma ve iletişim kurma yeteneğine sahip. Tıbbi cihazların dijital sağlık yazılımları ile ortak çalışması hem verimi artırıyor hem de maliyetleri düşürüyor. Büyük veri ve analitik çözümler de sağlıkta önemini artırıyor. Geldiğimiz noktada kurumlar, sahip oldukları verilerle hasta ya da prosedür bazında kapsamlı risk analizleri yapabiliyorlar.
Bu teknolojik gelişimler, klinik ve terapi alanı bazında değerlendirildiğinde toplumun ihtiyaçlarıyla paralel olarak ilerlediği gözlemleniyor. Bunların en önde gelen örneklerinden biri olarak globalde uzun zamandır süregelen yaşlanan nüfus trendinin ülkemizde de gözlenmeye başlaması gösterilebilir.
Bununla beraber kronik hastalıkların görülme sıklığının artması doğal olarak sağlık harcamalarında da buna paralel artışa yol açmaktadır. Ayrıca, gelişmekte olan yeni teknolojiler, sağlık sektöründe teknolojik yatırım ihtiyacını artırmaktadır. Dünya genelinde yaşanmakta olan ekonomik durgunluğa rağmen sağlık giderlerinin, özellikle yurt içi milli hasıla içindeki payını artırması nedeniyle birçok ülkede hizmet sunucularının yapısal değişiklikleri ve reformları hayata geçirmesi bir zorunluluk haline gelmiştir.
Bu zorunluluğa cevap vermek adına kardiyovasküler bakım alanı hızla gelişiyor. Kardiyoloji departmanları bir yandan hastalara daha iyi sonuçlar sunmakla ilgilenirken diğer yandan da kârlılığın yükselmesi, işletim maliyetlerinin azaltılması ve doktor ile çalışan memnuniyetinin artırılmasına yardımcı olmak gibi yeni zorluklarla karşı karşıya. Tüm bu faktörler kardiyovasküler bilgi teknolojileri paradigmasında köklü bir değişime gidilmesini gerektiriyor.
GE Sağlık’ın “Centricity™ Cardio Enterprise” çözümü, kardiyovasküler bakımın birden çok konumda sürekliliği çerçevesinde kardiyoloji ve sağlık bilgi sistemlerini birbirine bağlayan bir köprü gibidir. Centricity™ Cardio Enterprise, uçtan uca yapılandırılabilir iş akışlarıyla kardiyologların tüm hasta verilerine, görüntülerine ve raporlarına uzaktan erişilmesini sağlar. ABD’de Licking Memorial Hastanesinde yapılan çalışmalarda Centricity Cardio Enterprise çözümü sayesinde 7 gün süren ortalama rapor geri dönüş süresinin yaklaşık 1,3 güne düştüğü gözlemlendi ve böylece cerrahi müdahale öncesi işlemlerinde hızlanma, hasta yatış süresinde azalma ve hasta memnuniyetinde artış sağlandı.
Centricity™ Cardio Enterprise 2015 yılında Frost & Sullivan tarafından da Kardiyovasküler Bilgi Teknolojileri alanında Kuzey Amerika pazar liderliği ödülüne layık görüldü.
Centricity Cardio Enterprise, Centricity Universal Viewer ve Centricity Cardio Workflow’dan oluşur.
Globalde dijital hastane uygulamalarının yaygınlaşması yönünde sunduğunuz çözümler var mı?
Geçen sonbaharda, Toronto’daki Humber River Hastanesi (HRH) GE Sağlık ortaklarıyla birlikte Kanada’nın ilk analize dayalı hastane komuta merkezini açtı. Görev kontrolü konseptine uygun şekilde çalışan bu merkez, hastanenin birçok bölümü ve servisi için genel merkez niteliğindedir. On yıllardır, Kanada’da sağlık hizmetlerinde sıkıntılara yol açan kapasite, güvenlik, hizmet kalitesi ve bekleme süreleri gibi sorunların çözülmesine yardımcı olmaktadır. HRH başkanı ve CEO’su Barbara Collins bu konuda şunları söylüyor: “Komuta Merkezinde hedefimiz hastalar, doktorlar ve bakım sağlayıcıları tarafından hemen hissedilebilecek bir etki yaratmak için en yeni teknolojiyle istatistiksel açıdan zengin verileri ve insan uzmanlığını bir araya getirmektir.”
418 metrekarelik yeni Komuta Merkezi, makine öğrenimini ve GE Sağlık ortakları tarafından gerçek zamanlı ve tahmini istatistikler üretmek için geliştirilen karmaşık algoritmaları kullanıyor. Merkezdeki personel, bu istatistiki bilgileri daha güvenli, daha hızlı ve daha iyi hasta bakımı sunmak için kullanabilir. HRH yönetimi, HRH’nin yakın zamanda kullanıma geçen hastane genelindeki dijital dönüşümüyle birlikte merkezin hastane verimliliğini yüzde 40 oranında artırmasını bekliyor.
Merkez, hastalar için daha kısa bekleme süreleri ve daha iyi bakım vaat ediyor. Klinisyenler açısından bu durum hastalara odaklanmak için daha fazla zamana sahip olmak anlamına geliyor. Komuta Merkezi’nin tıbbi direktörü Dr. Susan Tory şöyle diyor: “Burada doktorlara işlerini nasıl yapacakları söylenmiyor, bunun yerine doktorların önündeki engeller kaldırılarak onlara yardımcı olunuyor ve yaptıkları iş destekleniyor.”
Komuta Merkezinin en dikkat çekici özelliği, GE Sağlık’ın Analiz Duvarı olarak adlandırdığı özelliktir. Analiz Duvarı, hastane genelinde birden fazla kaynaktan gelen gerçek zamanlı verileri işler ve Komuta Merkezindeki personel için bilgileri ve bunlara karşılık gelen uyarıları görselleştirir. Collins, “Komuta Merkezi hastaneyi yönetme şeklimizi yeniden düşünmemize yardımcı oluyor” diyor.
Örneğin, hastane personeli yatak ihtiyacını, mevcut ve gelecekteki yatak uygunluğunu anlamak için günde bir iki kere toplantı yapar. Geçmişte, tüm birimlerde yöneticiler boş yataklar hakkındaki verileri toplar ve toplantıda tartışmak üzere bunları bir bilgi sistemine girerdi. Collins, “Toplantı zamanına kadar bu bilgiler geçerliliğini yitiriyordu” diyor ve şunları ekliyor: “Komuta Merkezi, bilgiyi gerçek zamanlı olarak bir araya getirerek ve kullanışlı bir şekilde sunarak bu sistemin yerini alıyor.”
Hastane ekipleri artık bakım hizmetini senkronize etmek için birlikte çalışıyorlar. Analiz Duvarındaki bilgiler yatan ve taburcu olan hastaların akışını düzenlemede, görüntüleme taramasını bekleyen yatan hastaların bakımındaki gibi gecikmeleri ortadan kaldırmada ve bakım faaliyetlerine öncelik vererek tıkanıklıkları aşmada hastane ekiplerine yardımcı olur. Bu şekilde, HRH mevcut kapasitenin tam olarak kullanıldığından ve hastalarla uygun şekilde ilgilenildiğinden emin olmak için çalışmaktadır.
HRH, dijital dönüşüm için ilk adımını 2005 yılında, Ekim 2015’te açılan ve 850.000’den fazla kişiye hizmet veren yeni Humber River Hastanesinin planlaması başladığında attı. Hasta hacimleri beklenenden yüksek bir oranda arttı ve hastane yönetimi 2021 yılına kadar cerrahi dışı hastalar için 40 ila 50 yataklık bir ekstra ihtiyaç doğacağını tahmini ediyor. Hastanenin baş bilgi sorumlusu Peter Bak bu konuda şunları söylüyor: “Bugün tam kapasitede çalışıyoruz ve kapımızın önünde giderek daha fazla hasta göreceğiz. Bu durumla nasıl başa çıkacağız? ‘Üzgünüm, biraz daha bekleyeceksiniz,’ diyemeyiz. Bu kabul edilemez.”
Komuta Merkezi, kapasite ve erişim sorunlarına çözüm bulmanın yanı sıra, Humber’ın hasta güvenliğini artırma hedefine de yardımcı olacaktır. Bak, “Hastaneleri hatasız bir noktaya getirmemiz gerekiyor. Komuta Merkezi ikinci bir çift göz gibi çalışır ve olası hataları azaltmamızı sağlar,” diyor.
Hastane yönetimi, yatak kapasitesi veya yatakların boşaltılması ile ilgili süreç verimliliği gibi sistem düzeyindeki sorunları tanımlamak ve çözmek için her gün uyarıları ve bu uyarıların tetiklediği eylemleri inceleyecektir.
Havalimanlarının 1960’lardan günümüze geçirdiği dönüşümüne benzer şekilde, HRH da gelecekte topluma en iyi şekilde hizmet etmesini sağlayacak yenilikçi teknolojilerin kullanımını başlatarak sağlık sektörüne öncülük ediyor. Collins, HRH’yi geleceğe hazırlama konusunda Komuta Merkezi’ne güveniyor: “40 yıldır ilk kez değişimi sürdürebilmek için somut bir yolumuz var.”
GE Sağlık ortakları, 2018’de daha fazla komuta merkezi açmayı planlıyor. Birim, 2020 yılına kadar komuta merkezlerinin çok önemli bir özellik haline geleceğini ve hastanelerin onlar olmadan ayakta kalamayacağını söylüyor.
Hastanelere yönelik çözümleriniz düşünüldüğünde en süratli teknolojik yenilik, dijital uygulamalar hangi alanda daha sık meydana geliyor?
Venue:
Ultrason alanında GE yılda çok sayıda ürün lansmanı yaparak yenilikleri süratle kullanıcılarına ulaştırmayı hedeflemektedir. Örneğin geçen sene piyasaya çıkan ve Türkiye’de de lansmanı yapılan Venue cihazımız yoğun bakım alanında ilk kez yapay zeka uygulamalarını doktorların kullanımına sunmaktadır. Özellikle sağlık sistemine yüksek maliyeti ile yük oluşturan şok teşhisinde Venue otomatik raporlamaları ile doktorların sıkışık zamanlarında ulaşmaları gereken önemli klinik bilgileri süratle vermektedir. Venue ayrıca önümüzdeki yıllarda geliştirilmekte olan yeni uygulamalar için de bir temel oluşturmakta, aynı teknolojinin değişik hastalık teşhislerinde kullanılması için çalışmalar yürütülmektedir.
MAGİC:
MR çekimleri, farklı tanısal özelliklere sahip görüntüleri elde etmek için, farklı tekniklerin ardışık olarak gerçekleştirildiği süreçlerden oluşmaktadır. Bir hekimin hastasını muayene ettikten sonra öngördüğü tanı ihtimalleri bir MR incelemesinden talep edilen bilgiyi de arttırmaktadır. Bu durum hasta için yapılması gereken çekimlerin listesinin uzaması ve hastaların cihazda kalma süresinin artması anlamına gelir.
Günümüzde toplam çekim sürelerinin iyileştirilmesi, bir çekim süresinde birden fazla tanısal bilgiyi içeren yenilikçi görüntüleme yöntemleri ile aşılabilmektedir.
Kullanıcılardan gelen önerilere kulak vererek yepyeni bir teknik geliştirdik ve geleneksel MR görüntüleme tekniklerini MAGİC sekansı adını verdiğimiz yeni bir konsepte dönüştürdük.
Bugüne kadar birden çok sayıda tarama ile elde edilebilecek sekiz farklı ağırlıkta görüntü seti (T1, T2, STIR, T1 FLAIR, T2 FLAIR, PSIR, DIR ve PD ağırlıklı beyin görüntüleri), MAGIC ile tek bir taramada ve üçte bir zaman harcanarak çekiliyor. Daha da önemlisi bu sekiz farklı ağırlıktaki görüntü setinden değişik kontrastlarda sayısız yeni set yaratmak da mümkün. MAGIC ara yüzünde sadece ‘Mouse’u kaydırarak TR, TE ve TI gibi çekim parametreleri farklılaştırılarak görüntü kontrastı değiştirilebiliyor. Klasik yaklaşımda her bir set için ayrı bir tarama yapılması gerektiği göz önüne alındığında MAGIC’in mevcut paradigmada nasıl bir farklılık yarattığı açıkça görülüyor. Belirgin şekilde kısalan çekim süreleri, çekim sonrasında farklı kontrastlarda/ağırlıklarda görüntü yaratabilme imkânının klinik verimliliği ve hasta memnuniyetini önemli ölçüde artıracağı çok açık.
TAVI:
Özellikle yaşı ilerlemiş, kalp hastalığının yanında kronik sağlık sorunları bulunan, genel anestezi alması sakıncalı bulunan ve genel sağlık durumu ameliyata uygun olmayan aort kapak hastaları girişimsel bir yöntem olan TAVI (Transcatheter Aortic Valve Implantation – Transkateter Yöntemle Aortik Kapak Yerleştirme) ile tedavi edilebilmektedir. Kalbi durdurmadan ve göğsü açmadan kalbe kateter yolu ile ulaşıp daralmış olan kapağın genişletilmesi ve bu genişletilmiş olan bölgeye yeni bir kapağın yerleştirilmesi işlemi olan TAVİ, 80 yaşın üzerinde ve açık cerrahinin uygulanamadığı hastalarda kullanılan bir yöntemdir
GE’nin sunduğu VALVE ASSIST 2 çözümü ile TAVI basta olmak üzere yapısal kalp üzerindeki etkinlik alanının artmasına olanak sağlar. Bu yazılım, Kalp kapağının tüm boyutlarının ve girişim yolunun kolaylık ve kesinlik ile belirlenmesini sağlayarak planlamayı oldukça kolaylaştırır.
Tanısal görüntüleme alanında dünyada dijital eğilimler ne yönde? Sizce Türkiye’de ne tür yatırımlar hız kazanmalı? Şehir hastaneleri nasıl olanaklar sunuyor?
Türkiye’de hayata geçirilen ve dünyaya örnek olan şehir hastaneleri modeli gerek bölgemizde gerekse globalde sağlık yöneticilerinin ilgisini çekiyor.
Bilindiği üzere PPP modelleri gerek kapsam gerekse proje süre ve sürekliliği açısından oldukça komplike ve kapsamlı sağlık projeleridir. PPP modelleri uzun süreli projeler olduklarından, performans değerlendirme analizleri yatırım maliyetlerinin ötesinde işletme maliyetleri ve proje toplam sahip olma maliyetleri baz alınarak yapılmalıdır. Yüksek performans sonuçlara ulaşmak için hizmetin sürekliliği, envanter yönetimi, ve satış sonrası hizmetler dikkat edilmesi gereken noktalardır. Bu alanlarda sağladığımız çözümler ve süreç yönetim yaklaşımımız, GE’nin üstün dizayn ve ileri teknolojiyi bir araya getiren ekipmanları ile birleştiğinde yatırımcılar için güçlü bir portföy oluşturmaktadır.
GE olarak ileri teknoloji ve çözümler sağlayan bir firma olmanın ötesinde sunduğumuz teknolojilerin kullanımını daha etkin bir hale getirmek için eğitime büyük önem veriyoruz. İş ortaklarımız ve çalışanlarının her birini GE’nin bir paydaşı olarak görerek sahip oldukları teknolojilerden bekledikleri performansa ulaşabilmeleri için ekipmanın çalışma süresini ve etkin kullanımını arttıracak ve aynı zamanda hastane çalışanlarının kendi alanlarında (klinik, teknik, yönetimsel ve liderlik vasıflarını) yetkinleşmelerini sağlayacak, güncel ve yenilenen eğitim programlarını uygulamaktayız. Temelde projelerin asli amaçlarının başında hastalara verilen sağlık hizmetleri kalitesinin ve konforunun artması geldiği düşünüldüğünde, hastanelerdeki uzun bekleme kuyruklarının yerlerini sistemli ve hızlı randevu sistemlerinin alması ve raporların en kısa zamanda oluşturabilmesi gibi hususlar önem kazanıyor. Mersin Şehir Hastanesi ile hayata geçen projenin ilk 3 aylık çıktılarına bakıldığında ise diğer kamu hastanelerinde 8-10 günle ifade edilen MR ve BT randevu bekleme sürelerinin saatlerle ifade edilmesi; ultrason için aynı gün, MR ve BT için ise 3 gün içinde raporlamanın mümkün olması ön plana çıkıyor.
Türkiye’de tıbbi laboratuvar hizmet alım harcamaları 2016 yılı fiyatlarıyla 2002 yılında 500 milyon TL civarında iken 2016 yılında 1 milyar TL’yi geçti!
Türkiye’de 2016 yılı itibariyle tıbbi laboratuvar hizmet alım harcamalarının %67’si Sağlık Bakanlığına, %24’ü özel sağlık sunucularına %9’u ise üniversite hastanelerine ait!
Türkiye sağlık sisteminde artık oldukça sık kullanılmakta olan tıbbi laboratuvarlar hizmet alımlarını beş ayrı sınıfa ayırmak mümkün;
Tıbbi biyokimya laboratuvar hizmet alımları
Tıbbi mikrobiyoloji laboratuvar hizmet alımları
Tıbbi patoloji laboratuvarı hizmet alımları
Doku tipleme laboratuvarı hizmet alımları
Tıbbi genetik tanı merkezi laboratuvarı hizmet alımları
Türkiye’de tıbbi laboratuvar hizmet alım harcamaları 2016 yılı fiyatlarıyla 2002 yılında 500 milyon TL civarında iken 2016 yılında 1 milyar TL’yi geçti. USD bazında 2002 yılında 100 milyon $ civarında iken 2016 yılında 350 milyon $’a yaklaştı.
2002 yılında Türkiye’de sağlık harcamalarının % 15,5’i tıbbi laboratuvar hizmet alım harcamalardan oluşuyor iken 2016 yılında bu oran %8,6’ya düştü.
Türkiye’de 2016 yılı itibariyle tıbbi laboratuvar hizmet alım harcamalarının %67’si Sağlık Bakanlığına, %24’ü özel sağlık tesislerine ve %9’u ise üniversite sağlık tesislerine aittir.
Kamu İhale Kurul Üyesi Mehmet ATASEVER editörlüğünde “Sağlık İşletmelerinde Tıbbi Laboratuvar Hizmet Alımları Yönetimi” kitabı hazırlandı. Alanında ilk kez hazırlanan bu kitapta; tıbbi laboratuvar hizmet alım ihalelerinin nasıl yapılacağını, nelere dikkat edilmesi gerektiğini, muayene kabul işlemlerini, ödeme ve muhasebe işlemlerini detaylı bir şekilde bulunabilir.
Sağlık İşletmelerinde Tıbbi Laboratuvar Hizmet Alımları Yönetimi kitabının İlk bölümde; hizmet alımları ile ilgili genel kavramlar, tarihsel gelişimi, mevzuatı, sınıflandırılması ve verileri açıklandı.
İkinci bölümde; tıbbi laboratuvar hizmet alımlarının tanımı, kapsamı, sınıflandırılması, ihtiyacın tespiti ve teknik özelliklerin belirlenmesi anlatıldı.
Üçüncü bölümde; tıbbi laboratuvar hizmet alımları ihale işlemleri, işleyişi ve ödeme işlemleri, dikkat edilmesi gereken hususlar, sınır değer hesaplanması ve sorumluluklar açıklandı.
Dördüncü bölümde; tıbbi laboratuvar hizmet alımları muhasebe işlemleri, kıdem tazminatı, KDV tevkifatı ve damga vergisi uygulamaları anlatıldı.
Beşinci bölümde tıbbi laboratuvar hizmet alım harcamaları yıllar itibarıyla detaylı bir şekilde nominal ve reel rakamlarla ve kurumsal bazda ayrıştırılarak analiz edildi.