Sayı: 22

2222

3 Kadından Biri Cinsiyet Temelli Şiddet Görüyor

Mart ayı iki özel günü barındırıyor; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve 14 Mart Tıp Bayramı.

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER)’nin 2021 yılı Kongre kitabında yayımlanan Hak Temelli Yaklaşım ve Kadın Sağlığı adlı makale, günümüzde kadın hakları ve sağlığı konusunda kapsamlı bir perspektif sunuyor. Bu kritik konuda vazgeçilmezimiz olarak İstanbul Sözleşmesi yer alıyor.

İstanbul Sözleşmesi 4 temel alanda devletlere sorumluluk yüklüyor: Kadınlara yönelik şiddeti ve ev içi şiddeti önlemek; şiddete maruz bırakılan kadınları ve çocukları her tür şiddetten korumak, failleri kovuşturmak; uygun, yeterli düzeyde koruma ve destek mekanizmaları oluşturmak; kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması konusunda bütüncül politikalar geliştirmek.

3 Kadından Biri Cinsiyet Temelli Şiddet Görüyor

Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Akın tarafından hazırlanan ve HASUDER’in kongre kitabında yayımlanan makaleye göre; her 3 kadından biri cinsiyet temelli şiddet görüyor. Yaşam boyu annelik nedeni ile ölme riski; Avrupa kıtasında ortalama 3 bin 300 kadında 1 iken Afrika kıtasında ortalama 40 kadında 1 olarak kaydediliyor. Önlenebilir anne ölümlerini engellemenin belki de en kolay yolu ‘riskli gebeliklerin-aile planlaması yöntemleri ile önlenmesidir’.

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti bir insan hakları ihlali ve ayrımcılığın bir türü olarak kabul ediyor. Eğer cinsiyet temelli şiddete karşı yeterli tepki verilmez ise devletlerin, bundan sorumlu tutulacağını vurgulanıyor.

İstanbul Sözleşmesi Uygulanmalı

Hükümetin, İstanbul Sözleşmesi hükümlerini en kısa sürede ve aktif şekilde uygulaması gerektiğine kuvvetle inanıyoruz.

Sağlık sadece bireysel bir sorumluluk değil; devlet – hükumetler ve sağlık hizmeti verenlerin sorumlu olduğu bir süreç.  Sağlığın geliştirilmesinde ilerleme, ancak ülke içinde ve ülkeler arasında var olan eşitsizlikleri gidermekle, hak temelli hizmet verilmesinin garantilenmesi ile sağlanabilir.

14 Mart ve Büyük G(ö)REV Eylemi

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve tabip odaları, bu sene 14 Mart Tıp Bayramına, “Emek Bizim Söz Bizim” başlıklı mücadele programı kapsamında Büyük G(ö)REV Eylemi ile girdi. Hekimler, 10 acil taleplerini açıkladılar. Şöyle:

Sağlıkta Şiddet Yasasının çıkartılması, temel ücret düzenlemesi, Özel sağlık sektöründe çalışan hekimlerin haklarında düzenleme, Aile hekimi maaşlarının yükseltilmesi ve Aile Hekimliği Ceza Yönetmeliğinin geri çekilmesi, işyeri hekimlerinin şartlarının iyileştirilmesi, bütün emekli hekim maaşlarının artırılması, COVID-19 “illiyet bağı” aranmaksızın meslek hastalığı sayılması, malpraktis davaları ile hekimleri ödeyemeyecekleri tazminatlara mahkûm eden uygulamaların önlenmesi ,hekimlere karşı şiddet kaynağı olan, halkın sağlığını tehlikeye atan 5 dakikada muayene dayatmasından vazgeçilmesi.

Bu 10 talep, sağlık çalışanlarının yıl içerisinde mücadelesini verdikleri temel konuların kısa bir özeti aslında. En kısa sürede karşılanmasını diliyoruz.

3 Kadından Biri Cinsiyet Temelli Şiddet Görüyor

kapak sayi 22

Mart ayı iki özel günü barındırıyor; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve 14 Mart Tıp Bayramı.

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER)’nin 2021 yılı Kongre kitabında yayımlanan Hak Temelli Yaklaşım ve Kadın Sağlığı adlı makale, günümüzde kadın hakları ve sağlığı konusunda kapsamlı bir perspektif sunuyor. Bu kritik konuda vazgeçilmezimiz olarak İstanbul Sözleşmesi yer alıyor.

İstanbul Sözleşmesi 4 temel alanda devletlere sorumluluk yüklüyor: Kadınlara yönelik şiddeti ve ev içi şiddeti önlemek; şiddete maruz bırakılan kadınları ve çocukları her tür şiddetten korumak, failleri kovuşturmak; uygun, yeterli düzeyde koruma ve destek mekanizmaları oluşturmak; kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması konusunda bütüncül politikalar geliştirmek.

3 Kadından Biri Cinsiyet Temelli Şiddet Görüyor

Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Akın tarafından hazırlanan ve HASUDER’in kongre kitabında yayımlanan makaleye göre; her 3 kadından biri cinsiyet temelli şiddet görüyor. Yaşam boyu annelik nedeni ile ölme riski; Avrupa kıtasında ortalama 3 bin 300 kadında 1 iken Afrika kıtasında ortalama 40 kadında 1 olarak kaydediliyor. Önlenebilir anne ölümlerini engellemenin belki de en kolay yolu ‘riskli gebeliklerin-aile planlaması yöntemleri ile önlenmesidir’.

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti bir insan hakları ihlali ve ayrımcılığın bir türü olarak kabul ediyor. Eğer cinsiyet temelli şiddete karşı yeterli tepki verilmez ise devletlerin, bundan sorumlu tutulacağını vurgulanıyor.

İstanbul Sözleşmesi Uygulanmalı

Hükümetin, İstanbul Sözleşmesi hükümlerini en kısa sürede ve aktif şekilde uygulaması gerektiğine kuvvetle inanıyoruz.

Sağlık sadece bireysel bir sorumluluk değil; devlet – hükumetler ve sağlık hizmeti verenlerin sorumlu olduğu bir süreç.  Sağlığın geliştirilmesinde ilerleme, ancak ülke içinde ve ülkeler arasında var olan eşitsizlikleri gidermekle, hak temelli hizmet verilmesinin garantilenmesi ile sağlanabilir.

14 Mart ve Büyük G(ö)REV Eylemi

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve tabip odaları, bu sene 14 Mart Tıp Bayramına, “Emek Bizim Söz Bizim” başlıklı mücadele programı kapsamında Büyük G(ö)REV Eylemi ile girdi. Hekimler, 10 acil taleplerini açıkladılar. Şöyle:

Sağlıkta Şiddet Yasasının çıkartılması, temel ücret düzenlemesi, Özel sağlık sektöründe çalışan hekimlerin haklarında düzenleme, Aile hekimi maaşlarının yükseltilmesi ve Aile Hekimliği Ceza Yönetmeliğinin geri çekilmesi, işyeri hekimlerinin şartlarının iyileştirilmesi, bütün emekli hekim maaşlarının artırılması, COVID-19 “illiyet bağı” aranmaksızın meslek hastalığı sayılması, malpraktis davaları ile hekimleri ödeyemeyecekleri tazminatlara mahkûm eden uygulamaların önlenmesi ,hekimlere karşı şiddet kaynağı olan, halkın sağlığını tehlikeye atan 5 dakikada muayene dayatmasından vazgeçilmesi.

Bu 10 talep, sağlık çalışanlarının yıl içerisinde mücadelesini verdikleri temel konuların kısa bir özeti aslında. En kısa sürede karşılanmasını diliyoruz.

Her ay 400 TL’den fazla bütçe “duman”a ayrılıyor!

gorsel1 1

9 Şubat, Dünya Sigarayı Bırakma Günü olarak kabul ediliyor. DSO (Dünya Sağlık Örgütü) verilerine göre, tütün ürünlerinin kullanımı her yıl 8 milyondan fazla insanın ölümüne yol açıyor. Bu ölümlerin 7 milyondan fazlası doğrudan tütün kullanımından, yaklaşık 1,2 milyonu ise pasif içici olmaktan kaynaklanıyor. DSO, dünyadaki 1,3 milyar tütün kullanıcısının %80’inden fazlasının düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşadığına dikkat çekiyor.

Türkiye nüfusunun yaklaşık %30’u sigara içiyor

20. yüzyılın tamamında yaklaşık 100 milyon insanın sigara yüzünden erken öldüğü tahmin ediliyor. Online PR Servisi B2Press’in konuya dair incelediği araştırma yayınlarından Our World in Data’nın verileri, dünyada halen 4 yetişkinden 1’inin (%23) tütün ürünleri kullandığına işaret ediyor. Gerek tütün ürünleri gerekse sigara kullanımına karşı çok sayıda kamusal çalışma yürütülmesine karşın, Türkiye nüfusunun da yaklaşık %30’u sigara içiyor. Erkeklerde bu oran %41,5’e çıkarken, kadınlarda %17’de kalıyor. Bu da sigara içen erkeklerin kadınlara oranının neredeyse 2,5 kat olduğuna işaret ediyor.

Her 4 kişiden 1’i sigaraya ayda en az 600 TL harcıyor!

Tütün ürünlerinden en çok kullanılan paket sigaralar, yalnızca insan sağlığını tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda içenlerin bütçesini de etkiliyor. B2Press’in konuya dair incelediği NG Araştırma’nın geçtiğimiz günlerde yayımladığı ve 1.768 kişinin katıldığı anketinin verilerine göre, her 4 kişiden 1’i sigaraya ayda 600 TL’nin üzerinde harcama yaparken, katılımcıların %52’si de ayda 400 TL’den fazla para ödüyor. Sigaraya aylık 201 ila 400 TL arası bütçe ayıranlar ise katılımcıların %23’ünü oluşturuyor.

2030’a kadar 152 milyon kişi sigarayı bırakabilir!

Tütün ürünlerinin kullanımına karşı çabaların devam etmesi gerektiği konusunda uyarılarını sürdüren Dünya Sağlık Örgütü, 2025’e kadar dünya nüfusunun yaklaşık %16’sını temsil eden 1,27 milyar insanın tütün kullanmaya devam edeceği öngörüyor. Online PR Servisi B2Press’in tütün kullanımı çerçevesinde incelediği DSÖ araştırmasında, sigarayı bırakmasını desteklemek  kişi başına yalnızca 1,68 dolar yatırım yapıldığında, 2030’a kadar 152 milyon kişinin sigarayı bırakabileceğine dikkat çekiliyor.

2021 Yılında Sağlık Sigortalı Sayısı Arttı

Sağlık sigortalarında 2020 yılında başlayan yükseliş trendi, 2021 yılında da devam etti. Sektörün 2021 yılı sonunda 13 milyar TL seviyesinde gerçekleşen sağlık prim üretimi bir önceki yıla göre yüzde 30 seviyesinde artış gösterdi.

Pandemi döneminin başlangıcı itibarıyla sağlık sigortalarına gösterilen ilgi, 2021 yılında da talep artışlarıyla devam etti.

2021 yılı sonunda sigorta sektöründeki 13 milyar TL seviyesinde gerçekleşen sağlık sigortaları prim üretimi, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 30’luk büyümeye işaret ediyor. Sağlık branşındaki ürünler arasında en büyük payı 9,5 milyar TL prim üretimiyle özel sağlık sigortaları alırken, tamamlayıcı sağlık sigortasının payı 2,6 milyar TL olarak kaydedildi. Yabancılar için sağlık, seyahat sağlık, acil sağlık gibi ürünler 907 milyon TL paya sahip olurken özel sağlık ve tamamlayıcı sağlık sigortalarında sigortalı sayısı 5 milyonu aştı. 

Tamamlayıcı sağlık sigortalarında 2020 yılında başlayan büyüme trendi, 2021 yılında da devam ederken, prim üretiminde yıl sonu itibarıyla yüzde 73 oranında artış gözlemlendi. Geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında tamamlayıcı sağlık sigortalı sayısı yaklaşık 1 milyon kişi artarken, özel sağlık sigortalı sayısında ise yaklaşık 235 bin kişilik artış meydana geldi.

2021 yılında 1.2 milyar TL’lik sağlık sigortası primi üreten Anadolu Sigorta, geçtiğimiz yıl yaklaşık 500 bin sağlık sigortalısını sigorta sektörüne kazandırdı. Anadolu Sigorta’nın sağlık sigortalarında sektör genelinde gerçekleşen yıllık prim üretiminin yüzde 9,30’unu gerçekleştirdiğini ifade eden Anadolu Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Kerem Erberk, bir önceki yılın aynı dönemine göre prim üretimi sektörde yüzde 30 artarken, şirketlerinde ise sektörle paralel oranda artış gösterdiğini belirtti. 

30’lu yaşlarda özel sağlık sigortası sistemine girilmeli

Sağlık sigortalarında önümüzdeki dönemde de taleplerin artmaya devam edeceğini öngördüklerini söyleyen Erberk, “En geç 30’lu yaşlarda özel sağlık sigortası sistemine girilmesini öneriyoruz. Belirli bir zaman diliminde tazminat/ prim oranının düşük seyretmesine bağlı olarak; ömür boyu yenileme garantisi kazanılması ve özel sağlık sigortasının mümkün olduğu kadar sık ve küçük masraflar için değil, karşılaşılabilecek yüksek maliyetli tedavi giderleri için kullanılması büyük bir önem taşıyor. Ömür boyu yenileme garantisi kazanıldığında, primin yenilenme döneminde en fazla ne kadar artırılabileceği tespit edildiği için finansal planlama yapmak mümkün olabiliyor. Aksi taktirde yıllara göre tazminat ödemeleri ve enflasyon gibi dış etkenlere bağlı olarak yenileme dönemi primleri ciddi oranda artış gösterebiliyor” dedi.

Tüm sigorta şirketleri koronavirüs tedavilerini karşıladı

Koronavirüsün yaklaşık iki yıldır etkisini devam ettirmesiyle ilgili olarak, bu konuda Anadolu Sigorta’nın üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdiğini vurgulayan Erberk, “Salgın kapsam dışı olmasına rağmen Sigorta Birliği öncülüğünde tüm sigorta şirketleri koronavirüs tedavilerini karşılamaya daha ilk günden başlamıştı. Koronavirüs tedavisi görenlere ve tazminat açısından özel sağlık sigortası kapsamında rakamlara baktığımızda, yıl sonu itibarıyla 21 bini aşkın kişi tedavi gördü, 69,5 milyon TL tazminat ödemesi yapıldı. Yaş gruplarına göre ayakta ve yatarak tedavi oranının değiştiğini gördük. 40 yaşa kadar ağırlıklı olarak ayakta tedavi, özellikle 60 yaş üzeri sigortalılarımızda ise ciddi oranda yatarak tedavi ihtiyacı oluştu. Yatarak tedavi giderleri (yoğun bakım dahil) toplam tazminatların yaklaşık yüzde 75’ini oluşturdu” diye konuştu. 

Sağlık Emekçileri G(ö)REV’de!

8subatmanset

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ile sağlık emek-meslek örgütlerinin çağrısıyla sağlık emekçileri, özlük hakları ile ilgili düzenleme içeren yasa tasarısının iktidar tarafından Meclis içtüzüğüne aykırı biçimde geri çekilmesi ve taleplerinin karşılanmaması üzerine 8 Şubat 2022 günü G(ö)REV eylemine gitti.
G(ö)REV eylemi kapsamında hastanelerin ve işyerlerinin önlerinde basın açıklamaları düzenlendi. Basın açıklamalarında 8 Şubat’ta son defa tek günlük G(ö)REV’e gidildiği ve haklar alınana kadar mücadelenin büyütülerek devam ettirileceği vurgulandı. TTB Merkez Konseyi üyeleri de bulundukları illerde basın açıklamalarına katılım sağladı.

TTB tarafından yapılan açıklamada şunlar ifade edildi:

“Sağlığı alınıp satılan bir meta, hastaneleri işletme, hastaları müşteri ve sağlık çalışanlarını köle olarak gören anlayışın yürürlüğe koyduğu sağlıkta dönüşüm programı ile, sağlık emekçilerinin emeği ucuzlatılmış, çalışma koşulları kötüleşmiş halkın sağlık hakkı elinden alınmış gelinen aşamada sağlık sistemi işlemez hale gelmiştir.
Pandeminin katmerleştirdiği sağlık emekçilerinin çalışma koşullarında artan zorluklar ve ekonomik krizin de derinleştirdiği ekonomik hakları ile ilgili büyük kayıpları yaşamaya devam ediyoruz. Siyasal iktidar sağlık hizmetlerini üreten hekimleri ve sağlık çalışanlarının haklarını görmezden gelmekte, tercihini sermayeden yana kullanmaktadır. Tüm toplumsal kesimler gibi bizler de artık geçinemiyoruz.

Ekonomik krizin derinleşiyor
Koruyucu sağlık hizmetlerinden daha çok tedavi edici sağlık hizmetlerinin sunulduğu, sağlık hizmet sunumunda sevk zincirinin tamamen ortadan kaldırıldığı, kışkırtılmış sağlık talebi yaratan bu sağlık sistemi toplumun nitelikli sağlık hizmeti alma hakkını elinden almaktadır.
Sağlığa erişim giderek zorlaşmakta, katkı-katılım payları ile ekonomik krizin derinleştiği koşullarda yurttaşın cebinden giderek daha fazla para çıkmaktadır. Bu işlemeyen, sağlık değil sağlıksızlık üreten sağlık sisteminin tüm yükünü ise sağlık emekçileri çekmekte, emeklerinin karşılığını alamadan her geçen gün umutsuzluğa sürüklenmektedirler.

Daha çok çalışmaya zorlanıyoruz
Sağlık emekçileri yetersiz istihdamın ve kışkırtılmış sağlık talebinin karşısında tükenmekte, angarya ile daha çok çalışmaya zorlanmaktadır. Bu yoğun emeğin karşılığında ise insanca yaşanabilecek temel ücrete erişmek yerine oyalama tasarılar, ek ödeme yalanları ile geçiştirilmektedirler. Performans ile sağlık çalışanları birbirine düşman edilmekte, nitelik eğil nicelik önemsenmektedir. Yoğun emek gerektiren bu çalışma düzeni ve ekonomik sorunların yanı sıra liyakatsiz atamalar, yönetici mobbingleri, KHK’ler ve soruşturmalar gibi antidemokratik uygulamalar ile sağlık hizmeti vermeye çalışan sağlık emekçilerinin iyilik hali ortadan kaldırılmaktadır.

Veteriner hekimler ayrımcılığa uğruyor
Sağlık emekçileri arasında ayrımcılık yapılmaktadır. Pandemi sürecinde her türlü çalışma riskini göze alarak, hayvan hastalıkları ile mücadeleden, gıda güvenliğine kadar her alanda canla başla çalışan Veteriner Hekimler, sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu güç koşullara fazlasıyla muhatap olup yıpratıcı işlerde çalışıp, hasta sahibinin şiddetine maruz kalıp, hastalarını iyileştirirken zoonoz hastalıklara yakalandıkları halde, sağlık çalışanlarına yapılan hiçbir iyileştirme uygulamalarından faydalandırılmamaktadırlar.

Sağlıkta şiddeti önleme yasası gündeme alınmalı
Sağlık sisteminde yaşanan tüm olumsuzluklar sağlık emekçilerine yansıtılmakta, pandemiyle beraber daha da derinleşen yanlış sağlık politikaları, ülkeye olduğu gibi sağlığa da yansıtılan şiddet dili her geçen gün daha da can yakmakta, canımızı almaktadır. Hemen her gün sağlık emekçileri ölümlere varan sağlıkta şiddet ile karşı karşıya gelmelerine rağmen, güvenli işyerleri ve etkili-caydırıcı yeni bir sağlıkta şiddeti önleme yasası ise bakanlığın gündeminde dahi değildir.

Son 6 ayda yapılan etkinlikler
Uzun süredir sağlık emek meslek örgütleri olarak sağlık alanında yaşanan bu olumsuz tabloya karşı hep beraber daha iyi bir sağlık ortamı için birlikte mücadele ediyoruz.
Sadece son 6 ayda gerçekleştirdiğimiz onlarca etkililiklerden bazılarını hatırlatmak isteriz. Bunlar; 2022-2023 yıllarını kapsayan ve 2021 Ağustos ayında görüşülmeye başlanan TİS öncesi Haziran ve Temmuz aylarında ve TİS görüşmelerinin devam ettiği Ağustos ayı boyunca defalarca taleplerimizi dile getirdik. Hastane önlerinden, il ve ilçe sağlık müdürlükleri önünden ve alanlardan seslendik. TİS görüşmelerinin yetkilendirilmiş yandaş sendika ve birlikte hareket ettiği sarı sendika tarafından emekçiler için hüsranla sonuçlanan bir anlaşma ile bitirilmesi üzerine 2022 Sağlık Bakanlığı bütçesine yönelik aralık ayına kadar devam eden bir sürü eylem ve etkinlik gerçekleştirdik. Bakanlığa, siyasi partilere ve TBMM’ye taleplerimizi ilettik. Çok sayıda eylem ve etkinlikle sesimizi duyurmaya çalıştık.

30 Haziran 2021 tarihinde ASM’ler için yayımlanan ceza yönetmeliğine karşı Ankara’da İzmir’de, İstanbul’da mitingler gerçekleştirdik, defalarca kez iş bıraktık. Asistan hekimler başta olmak üzere sağlık emekçilerinin angarya çalışma koşullarına “Çalışırken ölmek istemiyoruz! Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz!” şiarı ile eylemler yaptık. İş bıraktık.

Emekli aylıklarının emsalleri ile kıyaslanamayacak ölçüde düşük olması sebebiyle sağlık çalışanları emekli olduktan sonra da çalışmak zorunda kalmaktadır. Getirilen ilave ödeme miktarı emekliyi çalışmaktan alıkoyabilecek bir miktar değildir. Bu bakımdan, söz konusu ilave ödemeden yararlanmak için çalışmama şartının getirilmesi doğru değildir. Diğer yandan, başka meslek gruplarında emeklilikte ödenen bir takım ek zam ve tazminatlar bulunmakta ancak bunlar özelde çalışmaları halinde kesilmemektedir.

Emeklilikte herkes eşittir, emekliler arasında ücret farklılığı yaratılmasını gerekli kılan
herhangi bir hiyerarşi veya statü yoktur.
Bu nedenle, emeklilere verilecek ilave ödemede, hangi sosyal güvenlik kurumuna bağlı olarak emekli olduğuna bakılmamalı, hepsine eşitlik ve adalet ölçüsünde insanca yaşamaya yetecek emekli maaşı bağlanmalıdır.

“Karanlığa Karşı; Önlüğümüzün Beyazına, Özlük Haklarımıza, Halkın Sağlık Hakkına Sahip Çıkıyoruz – Emek Bizim, Söz Bizim” diyerek başlattığımız yürüyüş sonrasında gerçekleştirdiğimiz BEYAZ FORUM ile taleplerimizi duyurduk. Sağlıkta özelleştirmeci, piyasacı politikaların durdurulması sağlık hizmetlerinin toplumcu bir anlayışla yeniden inşa edilmesi, sermayeye değil sağlığa bütçe ayrılması için önerilerimizi, taleplerimizi ifade ederek ekonomik ve özlük haklarımızın iyileştirilmesini istedik.

İlk olarak hekimlerin ve diş hekimlerin bir kısmının gelirlerinde düzenleme içeren ama onlar arasında dahi eşitsizlik yaratan ve tüm sağlık çalışanlarını kapsamayan tasarının geri çekilmesine karşı 6 Aralık’ta ve 15 Aralık’ta GöREV’deydik. Ocak ayında görüşüleceği söylenmesine rağmen hâlâ görüşülmemesine itiraz ettik. 26 Ocak-4 Şubat tarihleri arasında “NÖBET” tutarak tasarının kapsayıcılığı arttırılarak derhal Meclis’e getirilmesi talep ettik. 4 Şubat’ta Meclis önüne giderek taleplerimizi bir kez daha haykırdık.
Bugünde sesimize kulak asmayan, taleplerimizi görmezden gelenlere karşı bir kez daha uyarı G(Ö)REV’indeyiz.”

Özel Hastanelerden Memnuniyet Yarı Yarıya Düştü

OHSAD BAŞKANI DR. REŞAT BAHAT:“BİZ SGK İLE SÖZLEŞME YAPTIĞIMIZ ZAMAN ÖZEL SEKTÖRDEN MEMNUNİYET %80 ORANINDAYDI. AMA GEÇEN YILIN VERİSİNE GÖRE ÖZEL SEKTÖRDAN MEMNUN NİYET %54”

“GELDİĞİMİZ NOKTADA 500 KÜSÜR ÖZEL HASTANENİN EN AZ 100 TANESİNİN RUHSATINDAN BAŞKA DEĞERİNİN VE VARLIĞININ OLMADIĞINI ÜZÜLEREK BİLDİRMEK ZORUNDAYIM”

resat bahat
Dr. Reşat Bahat

Türkiye Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği başkanı Dr. Reşat Bahat, katıldığı 10. Sağlık Zirvesinde, şöyle konuştu:

“Acil hizmetler genelgesi çıktığı zaman acilde muayene ücreti 5 dolar idi. Fakat şu anda acilde muayene ücreti 40 cent ve bu genelge duruyor. Biz SGK ile sözleşme yaptığımız zaman özel sektörden memnuniyet %80 oranındaydı. Ama geçen yılın verisine göre özel sektördan memnun niyet %54. Biz işimizi daha iyi yapıyoruz ama vatandaştan daha fazla para alıyoruz; iki yüze yakın ülkeden hasta getirtiyoruz, getirtiyoruz ama vatandaş kullanmak yerine artık hastaneleri seyretmeye başladı çünkü ayakta kalmak zorundayız.

Ben özellikle sağlık planlamasının tekrardan oturulup konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Afiliasyonundan üçüncü basamağına kadar polikliniğinden özel hastanelerin SGK ile anlaşma yapmayanına, sağlık turizmini yoğun yapan hastanesine kadar planlama yeniden yapılmalı. Ak Partinin ilk dönemlerinde muayenehane açma oranı %80’in üzerindeydi. Bu, sistemin ne kadar sıkıntılı olduğunu gösteren bir hadiseydi. Karşı çıkmamıza rağmen siyaset, tam gün yasası ile yola devam etme kararı verdi. Muayenehaneler azaldı ama aslında azalmasının sebebi sadece tam gün yasası değil de, kamuda olsun özel sektörde olsun, doktor arkadaşlarımızın karnı doyuyordu. Çocuklarına iyi eğitim verdirebiliyorlardı. Hastane yöneticilerinin de daha iyi imkanları vardı.

DR. REŞAT BAHAT: “SADECE BENİM HASTANEMDE İKİ UZMAN HEKİM ARKADAŞIMIZ ALTIŞAR MİLYONLUK DAVA KAYBETTİLER.. CEZALAR ALTI MİLYONLUK CEZALAR DEĞİL KİMSE KUSURA BAKMASIN. NE BİLİRKİŞİLER YETKİN NE DE MAHKEMELER YETKİN. BİZ BUNUN İÇİN İHTİSAS MAHKEMELERİ KURULSUN DERKEN BİR BAKTIK Kİ TÜKETİCİ MAHKEMELERİNE ALINMIŞIZ”

İki Uzman Hekimimiz 6’şar Milyonluk Dava Kaybetti

Bugün geldiğimiz noktada planlamadan dolayı özel sektörün doktor alamaması, kamuda da krizlerden dolayı yeterli para verilmemesi nedeniyle yılda 1000 -1500 civarında doktor arkadaşımız yurt dışına gitmeye başladı. Bunda tabi Avrupa’nın doktor sıkıntısında ciddi bir etkisi var. Yurtdışına çıkış yasağı değil burada çalışma şartlarını daha cazip hale getirerek bunun önüne geçebiliriz. Doktor arkadaşlarımızın basit davalarla mahkeme kapılarında dolaştıklarını görüyorum. Sadece benim hastanemde iki uzman hekim arkadaşımız altışar milyonluk dava kaybettiler. Tabii ki ödeyecek güçleri yoktu bunları biz ödedik. Bunlar çok büyük paralar. Cezalar altı milyonluk cezalar değil kimse kusura bakmasın. Eğer cezalar böyle kalacaksa en azından hekim mesuliyet sigortalarını 400 – 500 bin ile sınırlı tutmayalım bunun için kamu kaynak ayırsın… Vatandaşa eğer çok fazla tazminat vereceksek, sigortalar da 10 milyon- 20 milyon liralık tazminat için ayrılan fonlara kamu kaynak ayırsın. Ya da kamu bu tip malpraktis sigortası için ciddi bir kaynak ayırsın. ne bilirkişiler yetkin ne de mahkemeler yetkin. Biz bunun için ihtisas mahkemeleri kurulsun derken bir baktık ki tüketici mahkemelerine alınmışız. Geldiğimiz noktada 500 küsür özel hastanenin en az 100 tanesinin ruhsatından başka değerinin ve varlığının olmadığını üzülerek bildirmek zorundayım.”

Kamudan İstifalar Son 1 Yılda Arttı

SAĞLIK BAKANLIĞI: “SON BİR YILDA KAMUDAN İSTİFALAR ARTTIĞI İÇİN CİDDİ ORANDA ZORLANMAYA BAŞLADIK. KAMUDAKİ HEKİM ARKADAŞLARIMIZ ÖZEL SEKTÖRE GİRDİĞİ İÇİN BAZI BRANŞLARDA HİZMETTE ZORLANIYORUZ”

ahmet tekin
Dr. Ahmet Tekin

Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Ahmet Tekin, katıldığı 10. Sağlık Zirvesinde, şöyle konuştu:

“Sektörün yeni bir sağlık mevzuatına ihtiyacına var. Bence 3 temel yonetmeliğe ihtiyacımız var; Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği komple revize edilmeli; ayrıca kamu sağlık kuruluşları ve özel sağlık kuruluşları yönetmeliğinin de revizyona ihtiyacı var. 2002’de çıkan bir yönetmelik günümüz ihtiyaçlarına yanıt vermiyor. Eğer bu üç yönetmeliği de revize edip hayata geçirebilirsek sağlık sektörümüzün bir nevi anayasasını da güncellemiş olabiliriz. Öte yandan ayaktan tedavi merkezleri ile hastanelerin yönetmeliğini de birleştirmek lazım. Sağlık sektörünün yeni bir mevzuata kesinlikle ihtiyacı var.

Kamudan İstifalar Arttı

Son bir yılda kamudan istifalar arttığı için ciddi oranda zorlanmaya başladık. Kamudaki hekim arkadaşlarımız özel sektöre girdiği için bazı branşlarda hizmette zorlanıyoruz; bizim kamu olarak ‘şu branşta hizmet sunamıyoruz’ deme lüksümüz yok bütün branşlarda hizmet sunmak zorundayız özel sektör bu durumda değil.

“KÜÇÜK HASTANELERDE NİTELİKLİ SAĞLIK HİZMETİ PEK SUNULAMIYOR; NİTELİKLİ SAĞLIK HİZMETİNİN SUNULMASI İÇİN BRANŞ FARKLILIĞININ OLMASI, HEKİM SAYISININ FAZLA OLMASI GEREKİYOR. O NEDENLE TAŞINMALARI, BİRLEŞMELERİ TEŞVİK ETMEK GEREKİYOR”

Ana Dal Kadrosunda Çalışma İmkanı

Eğer bir hekimin yan dalı varsa bizim tercihimiz hekimin eğitimini aldığı o yan dalda çalışmasıdır. Yerleştirmeleri gözetirken milyon kişiye düşen o uzmanlık dalındaki hekim sayısına bakıyoruz. Ama yan dalcı bir hekimin ana dalında çalışabilmesi o ilin yan dala ihtiyacının bulunmaması gerekiyor o durumda hekimin ana dal kadrosunda çalışmasına izin veriyoruz. Bu düzenlemeyi yeni yaptık ki bu oranlar her ay değişiyor.

Özel Hastanelerde Yoğun Bakım Yatakları

Bir hastanenin yatak kapasitesinin yüzde 50’si, yüzde 60’ı yoğun bakım yataklarından oluşamaz. Bir hastanede yatakların hepsi yoğun bakım olamaz. Hastayı üçüncü basamaktan evine direkt taburcu edemezsiniz ama özel sektör şunu istiyor: 20 tane yoğun bakım yatağı varsa hepsinin üçüncü basamak yoğun bakım olmasını istiyor. Bu mümkün değil zaten sizin donanımınız bile buna yetmez. Pandemi zamanında üçüncü basamak yoğun bakım yatağına ihtiyacımız olduğu için yatak sayısını 20 bine çıkardık. Aynı şekilde özel hastanelerin de envanter bilgisinin elimizde olması gerekiyor. Sistem ve bunun sınırlarını çizmezsek uzun vadede kontrol etmemiz de mümkün olmaz. Diyelim ki özel hastanede Üçüncü basamağa X yatağa 50 tane hemşire isteyecekseniz eğer yatağınız yok ise o 50 hemşireyi hiçbir zaman atıl vaziyette hastanenizde tutmazsınız. Bu zaten reel de değil.

Butik Hastaneler Birleşmeli

Küçük hastanelerde nitelikli sağlık hizmeti pek sunulamıyor; nitelikli sağlık hizmetinin sunulması için branş farklılığının olması, hekim sayısının fazla olması gerekiyor. O nedenle taşınmaları, birleşmeleri teşvik etmek gerekiyor; artık böyle gidilmeli… Bu hem sektörün önünü açacaktır hem de hekimlerin hem de nitelikli yatak kullanma döngüsünü hızlandıracaktır. Kendi içinizde büyüme potansiyeliniz var ve ben bu yoldan gitmenizin daha avantajlı olacağını düşünüyorum.

Kamunun Olmadığı Yerde Özel Sektör Olmalı

Bakanlık olarak bizlerin kamu sağlık hizmeti sunamadığımız yerlerde özel sağlık sektörünün bulunması ve hizmet sunabilmesini istiyoruz ama özel sektör de bunu istemiyor. Özel sektör de daha fazla hizmet sunumu yapacağı, ekonomik getiri sağlayabileceği yerlerde varlık göstermek istiyor. Büyük illerde özel sağlık sektörünün zaten güçlü olduğu yerlerde yatırım yapmanızı sonuna kadar teşvik ediyoruz elbette ama küçük yerlerde de yatırım yapılabilmeli. Sizi bu yönde teşvik etmek istiyoruz.”

Akreditasyon ile Tıp Eğitimi Fildişi Kulesinden İnip Topluma Karışıyor

“AKREDİTASYONUNU HATIRLATTIĞI EN ÖNEMLİ ŞEY, TIP EĞİTİMİNİN FİLDİŞİ KULESİNDEN İNİP TOPLUM İÇİNDE YANİ GERÇEK DÜNYADA YENİDEN TASARIMIDIR. ANCAK O ZAMAN SAĞLIKLI BİR TOPLUM YARATABİLECEĞİZ!”

iskender sayek 1
Prof. Dr. İskender Sayek

27. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı 4 Aralık 2021 tarihinde Türk Tabipleri Birliği UDEK tarafından gerçekleştirildi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi ve TEPDAD (Mezuniyet Öncesi Tıp Eğitiminde Eş Yetkilendirme Akreditasyon) Başkanı Prof. Dr. İskender Sayek şunları anlattı:

“Sosyal ve ekonomik faktörler tıp eğitimini o kadar etkilemiştir ki tıp eğitiminin niteliğinin değerlendirilmesi gerekmiştir. Tıp eğitiminin nitelikli sağlık hizmetinin sunumundaki yeri ve önemi tartışılamaz konumdadır. Evrensel olarak tıp eğitiminde önemli farklılıklar vardır. Sağlık uygulamaları ve hizmetinde farklılıklar, bölgesel ve kültürel farklılıklar (hastalık sıklıkları ve dağılımları, klinik kılavuzlar, mevcut kaynaklar, hekim-hasta ilişkileri) sağlık mesleğinde artan küreselleşme, göç eden hekim sayısı ve sınır ötesi hep eğitim sağlayıcılarında artış, tıp fakültesi sayısının giderek artması kontenjanların giderek artması niteliği farklı şekillerde etkilemektedir. Tüm bunlar, standartların tanımlanması ve etkin ve şeffaf eş yetkilendirme (akreditasyon) sistemi kurulmasını gerektirmiştir. Tıp eğitimi niteliği, covid-19 pandemisi tarafında çok önemli tehditler altındaydı ve halen de bu tehditler devam ediyor, eğitimin önemli bir kısmının yapılamadığı niteliğin de etkilendiği görülüyor. Akreditasyon ve eş yetkilendirme bu tehditlere karşı önemli bir araç aslında.

Akreditasyon Ne Zaman Başladı?

Bu süreç çok yeni değil aslında. Geçmişi bundan 110 yıl öncesine gidiyor. Abraham Flexner raporuyla İngiltere ve Kanada’daki tıp fakültelerinin eğitiminin değerlendirilmesi ile ortaya çıkan bir kavram. Bu raporda, toplumun sağlık gereksinimlerinin karşılanmasıyla mezunları için güvenilir ve hesap verebilir bir eğitim programının tıp fakültelerinde verilmesi gerektiği ortaya konuldu. Bunun üzerine Amerikan Tabipler Birliği ülke düzeyinde bir sistemin kurulması gerektiğini ortaya koymuş ancak bunun bağımsız bir kuruluş tarafından yapılması gerektiği görününce bağımsız bir kuruluşla dünyada tıp eğitimi Programlarının akreditasyonu başladı.

“EŞ YETKİLENDİRME, EĞİTİM KURUMLARI İLE TOPLUM ARASINDA BİR SÖZLEŞMEDİR. EĞİTİM ALAN ÖĞRENCİLERE, SAĞLIK HİZMET SUNUCULARINA VE SAĞLIK HİZMET SUNUMUNU FİNANSE EDEN KURULUŞLARA GÜVENCE VEREN BİR SÖZLEŞMEDİR. SÜREKLİ NİTELİK GELİŞTİRMEK İÇİN BİR ARAÇTIR BU. BU SÜREÇ HEM EĞİTEN HEM DE ÖĞRETEN İÇİNDİR”

Akreditasyon Nedir?

Akreditasyonu şöyle tanımlayabiliriz: Tanımlanmış bir kuruluşun, eğitim programı ya da kurumu tanımlanmış standartlar ve kriterlerle periyodik olarak değerlendirilmesidir. O tanımlanmış bir kuruluşa ihtiyaç var. Eğitim programının değerlendirilmesi için standartlara ve kriterlere ihtiyaç var ve bunun da periyodik olarak dış değerlendirme süreci olarak yapılması ana prensip olarak kabul ediliyor.

Orada ne yapılıyor: Standartlar eş yetkilendirme ve akreditasyon için bir araç olarak kullanılıyor. Tıp eğitimi programının temel standartlarının ne olduğunun ortaya konulması önemli. Eş yetkilendirme, eğitim kurumları ile toplum arasında bir sözleşmedir. Eğitim alan öğrencilere, sağlık hizmet sunucularına ve sağlık hizmet sunumunu finanse eden kuruluşlara güvence veren bir sözleşmedir. Sürekli nitelik geliştirmek için bir araçtır bu. Bu süreç hem eğiten hem de öğreten içindir. 

Eğitiminde akreditasyonun amacı; eğitimin kalitesini yükseltmek, daha nitelikli mezun yetiştirmek, hizmet ve alanda kalite gelişimini sağlamak, toplum sağlığını geliştirmektir. 

Eş yetkilendirmenın yararları nelerdir: Tıp eğitiminin nitelik güvencesi ve geliştirilmesi, temel yetkinliklerin kazanılması, maliyet etkinliği artırması, değişim için bir araç olması, kaynakların doğru kullanıma yol açması… Uzun erimli hedefi toplumun sağlıklı olmasını sağlamaktır.

Ayrıca; güvenilir bilgi ışığında eğitimin niteliğinin doğrulanması, kurumun kazandığı prestij ve onur, eğitim kurumu tarafından verilen diplomaların ulusal ve uluslararası değişikliğinin kabul edilmesi, belirli dönemlerde değerlendirme ve iyileştirme kültürü kazanılması yani kurum kültürünün oluşturulması, planlama ve geliştirme alanlarının belirlenmesi, kurumların derecelendirmesi de eş yetkilendirmenin yararları arasındadır.

2 Tür Akreditasyon

Akreditasyonun İki temel şekli var; biri program akreditasyonu diğeri kurum akreditasyonu. 

Biz program akreditasyonunu konuşuyoruz. Kurum akreditasyonu farklı bir süreç, hastane üniversite akreditasyonu buna dahil. Program akreditasyonu daha detaylı ve spesifik olarak o programı inceleyen bir süreç olarak anlaşılır. 

“TIP EĞİTİMİNİN NİTELİĞİNİ TANIMLAYAN STANDARTLARIN OLMAMASI, TIP FAKÜLTELERİ ARASINDA ÖNEMLİ FARKLAR OLMASI, ÇOK SAYIDA NİTELİĞİ BİLİNMEYEN FAKÜLTESİ AÇILMASI, EVRENSEL OLARAK AKREDİTASYONUN ÖNEM VE POPÜLARİTE KAZANMASI NEDENİYLE AKREDİTASYON SÜRECİ GEREKLİ”

Türkiye’deki Süreç Neden Gerekli?

Tıp eğitiminin niteliğini tanımlayan standartların olmaması, tıp fakülteleri arasında önemli farklar olması, çok sayıda niteliği bilinmeyen fakültesi açılması, evrensel olarak akreditasyonun önem ve popülarite kazanması nedeniyle akreditasyon süreci gerekli.

Bu süreç, 2008 yılından önce başlamıştı. 2008 yılında Tıp Dekanlar Konseyi bir karar alarak uluslararası Tıp Eğitim Akreditasyon Kurulunun kurulmasına karar verdi. Bu kurulda da Türk Tabipleri Birliğini temsilen 4 üye yer aldı. 2009’da mezuniyet öncesi tıp eğitimi ulusal standartları tanımlandı akreditasyon yapabilmek için. 2010 yılında ilk akreditasyon yapıldı. 2011’de YÖK’e başvurulduğunda bunun mümkün olmadığı belirtildi. Bunun bağımsız bir kuruluş tarafından yapılabileceği ifade edildi ve dolayısıyla bir dernek kuruluşuna gittik. TEPDAD kuruldu ve 2011’de YÖK bunu tanıdı. Ve halen de YÖK tarafından tanınan bir kuruluş olarak çalışıyor TEPDAD. TEPDAD, 2023 yılında yeniden bir değerlendirmeden geçecek ve eminim yeniden uzatma alacak.

TEPDAD’ın görevleri şunlar: Standartları belirlemek ve izlemek (monitörize etmek), kurumlara standartların uygulanması için rehberlik etmek ve program akreditasyonu vermek. 

Standartlar İki Türlü

Ulusal (Liason Committee on Medical Education – LCME, General Medical Council – GMC) ve uluslararası (Dünya Tıp Eğitimi Federasyonu – WFME global standartları ve Avrupa Sertifikasyonları ile Uluslararası Tıp Eğitimi Enstitüsü Standartları – IIME).

Bu standartlar tıp eğitiminin tüm alanını kapsayan 9 başlıktan oluşuyor. Bunlar; amaç ve hedefler, eğitim programı, öğrencilerin değerlendirilmesi, öğrenciler, program değerlendirme, öğretim elemanları, eğitsel kaynak ve olanaklar, yönetim ve yürütme, sürekli yenilenme ve gelişim. Bu 9 başlık içerisinde alt başlık, tema standartlar, gelişim standartları yer alıyor ve her yıl yenilenerek o yılın gereksinimlerine göre güncelleniyor.

TEPDAD Akreditasyon Süreci Nasıl İşliyor?

Başvuru öncesi hazırlık 2 yıl, kurumsal öz değerlendirme 6-9 ay, ödevlerinin incelenmesi 3 ay, kurum ziyareti 2-3 ay, kurum ziyaret raporu değerlendirilmesi 3 ay, karara bağlama ve geri bildirim verme 1 ay. Kurumun bu süreci baştan hazırlıklı olarak girmesi çok önemli. Standartlarda bir eksiklik yoksa tam akreditasyon veriliyor. Standartlarda minör eksiklik saptanırsa ve belli süre içerisinde bunun karşılanabileceği düşünülürse o zaman da koşullu belli bir süre için akreditasyon veriliyor ve tekrar değerlendiriliyor. Bu değerlendirme sonucu kurum, standartları majör olarak karşılamıyorsa akreditasyon yetkisi verilmiyor. Fakülteye yeni bir öz değerlendirme raporu hazırlanması öneriliyor. Bu değerlendirmenin sürekliliğini sağlamak açısından fakültelerden yıllık değerlendirme raporu hazırlaması isteniyor; üçüncü yılın sonunda da ara değerlendirme yapılması isteniyor. Fakültenin eğitim programı ile ilgili geçirdiği evrimi görmesi isteniyor.

“TÜRKİYE’DE 41 PROGRAM TAM AKREDİTASYON ALDI. AKREDİTASYON ALMANIN TEMEL KOŞULU O FAKÜLTENİN MEZUN VERMİŞ OLMASI. YÜZDE 50’NİN ÜZERİNDE FAKÜLTE AKREDİTASYON ALMIŞ DURUMDA… BU DA AZIMSANMAYACAK BİR RAKAM”

Neredeyse Türkiye’nin her yerine ulaştık; Lübnan, körfez ülkeleri Kuveyt, Katar Umman’da akreditasyon süreçleri yaptık. Türkiye’de 41 program tam akreditasyon aldı. Akreditasyon almanın temel koşulu o fakültenin mezun vermiş olması. Yüzde 50’nin üzerinde fakülte akreditasyon almış durumda… Bu da azımsanmayacak bir rakam.

“AKREDİTASYONUN TEMELİNDE SOSYAL GÜVENİLİRLİK KAVRAMI YER ALIYOR, BUNUN ÜZERİNE MİSYON VE AMAÇLARA BAĞLILIK İNŞA EDİLİYOR, AKADEMİK ÖZGÜRLÜK, KURUMSAL OTONOMİ, BAĞIMSIZLIK, ÖZ DÜZENLEME, AKRAN DEĞERLENDİRMESİ YER ALIYOR”

Temelde Temelinde Sosyal Güvenilirlik Kavramı Var

Akreditasyon temelinin güçlü olduğunu vurgulamak istiyorum. Bunun temelinde sosyal güvenilirlik kavramı yer alıyor, bunun üzerine misyon ve amaçlara bağlılık inşa ediliyor, akademik özgürlük, kurumsal otonomi, bağımsızlık, öz düzenleme, akran değerlendirmesi yer alıyor.

Akreditasyonuna kurumsal bir kültür oluşturma, yenileşim sağlama, gerekli nitelik geliştirme ve bunun da tıp eğitiminin telini geliştireceğini ve sağlık hizmetinde iyileştirme sağlayacağını düşünüyoruz. Akreditasyonunu hatırlattığı en önemli şey, tıp eğitiminin fildişi kulesinden inip toplum içinde yani gerçek dünyada tıp eğitiminin yeniden tasarımıdır. Ancak o zaman sağlıklı bir toplum yaratabileceğiz.

6 Yılda Bir Tekrardan Değerlendirme

Uzmanlık eğitiminde çok fazla alan var; 41 ana dal, yan dal eğitimleri var. Bunların hepsinin bir şemsiye altında toplanması çok kolay değil ama TEPDAD deneyimi üzerinden benzer bir yapının oluşturulabileceğini düşünüyorum. Bugün yeterlilik kurularının yürüttüğü ziyaret programları çerçevesinde daha global ve ülke düzeyinde aynı standartlarda yapılabilirliğinin söz konusu olabileceğini düşünüyorum. Amerika’daki örneği düşünürsek orada bütün boardların bir şemsiye altında toplanarak bu süreci yürütebildiğini görüyoruz. Türkiye’de de benzer bir yapı oluşturabilir. Ama bu tabii yasalar süreçler nasıl yönetilir bununla ilgili bir çalışma yapılması gerekiyor.

Akreditasyonu biz 6 yılda bir yapıyoruz 3, yılda da bir ara değerlendirme var. Yani 6 yılda bir tekrardan, sıfırdan bir değerlendirme söz konusu. 

Uzmanlık eğitimi akreditasyon derneği kurulabilir mi? Evet yapılabilir, ancak Türkiye’de tıpta uzmanlık eğitiminin yönetimi ve denetimi Tıpta Uzmanlık Kurulunun (TUK) yetkisinde. Bildiğim kadarıyla, bu alanda uzmanlık eğitiminin akreditasyonu için YÖKAK’a başvuran kuruluşlar var ve bunlar red olundu, TUK’un yetkisi altında olduğu için. 

Bazı uzmanlık dernekleri bunu yapmayı denediler ama TUK buna uygunluk vermedi ve YÖKAK bunu reddetti.

HIV Artık Kronik Bir Hastalık

PROF. DR. SERHAT ÜNAL: ”O KADAR YAYGIN HALE GELDİ Kİ BU AIDS SONRADAN BUNUN VİRAL ENFEKSİYON OLDUĞU ANLAŞILDIĞI HALDE ADI BÖYLECE KALDI. ASLINDA HIV ENFEKSİYONU TIPKI HEPATİT ENFEKSİYONU GİBİ… AIDS İŞTE BU SON DÖNEMİN ADI”

1 2

Toplumdaki HIV farkındalığını artırmayı ve toplumun HIV ile ilgili doğru bilgiye erişimine katkı sağlamayı amaçlayan “Birlikte HIV’den Güçlüyüz” platformu bu yıl Dünya AIDS Günü’nde düzenli HIV testinin önemine dikkat çekmek ve HIV ile mücadelede cesaret, güç, fedakârlık ve azimle çalışanları kutlamak amacıyla “Cesurum Hayata” farkındalık kampanyasını başlattı. Geçtiğimiz yüzyılın başlarında ortaya çıkan ve birçok insanın hayatını kaybetmesine neden olan HIV, geliştirilen tedavi yöntemleri ile günümüzde tedavi edilebilen kronik bir enfeksiyon halini aldı. Toplumun çok geniş bir kesiminde halen HIV ve tedavi edilmediği takdirde dönüştüğü Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu (AIDS) ile ilgili yeterli bilgi ve farkındalık mevcut değil. Bu yüzden de Türkiye ve içinde bulunduğu bölgede hastalık yayılımı hızlı seyrediyor. Oysa tanı koyulduğunda, tedaviye erişim ve tedaviden başarılı sonuç alma oranları Türkiye’de çok yüksek.

resim2

Kampanya kapsamında hazırlanan “Cesurum Hayata” temalı videolarda yer alan; Armağan Çağlayan, Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Uzmanı Prof. Dr. Hayat Kumbasar Karaosmanoğlu, Pozitif-İz Derneği Kurucu Üyesi Çiğdem Şimşek ve Pozitif Yaşam Derneği Sosyal Hizmet Uzmanı Mehmetcan Yazıcıoğlu kendi hayatlarındaki cesaret hikayelerinden yola çıkarak izleyicilere ‘Sen de cesurum hayata de ve en ufak bir şüphen varsa HIV testini yaptırmayı ihmal etme’ mesajını vererek, HIV yayılımını durdurmak için HIV testi yaptırmanın önemine dikkat çektiler.

ŞEBNEM GİRGİN: “TÜRKİYE’DE 2017 YILINDA BİR KAMUOYU ARAŞTIRMASINA DESTEK VERDİK. TÜRKİYE’DE YAŞAYAN HER 4 KİŞİDEN 3’ÜNÜN HIV İLE İLGİLİ BİLGİ SAHİBİ OLMADIĞINI ANLADIK. ARAŞTIRMAYA KATILANLARIN %75’İ HIV İLE YAŞAYAN KİŞİLERİN HERKES GİBİ SAĞLIKLI BİR YAŞAM SÜREBİLECEĞİNİ BİLMİYORDU”

4 Kişiden 3’ünün HIV ile İlgili Bilgisi Yok

Cesurum Hayata kampanyasının tanıtımı nedeniyle düzenlenen toplantının açılışında konuşan Gilead Türkiye Genel Müdürü Şebnem Girgin şunları söyledi:

“Gilead, HIV alanında geliştirdiği ilaçlar ile HIV enfeksiyonunu çaresiz bir hastalık olmaktan çıkartıp, kronik bir sağlık durumuna dönüştürmeyi başardı. 33 yıldır dünyada HIV ile yaşayan insanların sağlıklı bir şekilde hayatlarını sürdürebilmeleri için tedaviler geliştiriyor. Dünyanın her yerinde STK’larla, devletlerle, sağlık kurumlarıyla birlikte HIV ile enfekte kişilerin hayatlarını daha iyi devam ettirebilmesi için bilinçlendirme ve farkındalık kampanyaları yürütüyor.

Biz de Türkiye’de 2017 yılında bir kamuoyu araştırmasına destek verdik. Başkent Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi’nin birlikte yürüttüğü araştırma sonunda Türkiye’de yaşayan her 4 kişiden 3’ünün HIV ile ilgili bilgi sahibi olmadığını anladık. Araştırmaya katılanların %75’i HIV ile yaşayan kişilerin herkes gibi sağlıklı bir yaşam sürebileceğini bilmiyordu. Bu durum bize bir sorumluluk daha yükledi ve 3 yıl önce “Birlikte HIV’den Güçlüyüz” platformunu kurduk. Hekimlerimizle, hekim derneklerimizle, STK’ların değerli temsilcileriyle, kamu ve medya ile birlikte yürürsek toplumda fark yaratırız diye düşündük.

Bu platform çatısı altında önce Nihat Odabaşı ile 14 ünlü gönüllüyü de içine alarak “En büyük Hastalığım’ kampanyasını lanse ettik. Geçen yıl da RAP sanatçısı Tankut Manas TEST adında bir şarkı besteledi ve HIV şüphesi olanları test yaptırmaya davet etti. Bu yıl da ‘Cesurum Hayata” kampanyasını hayata geçiriyoruz.

Cesurum Hayata projesi ile, HIV konusunda toplumsal farkındalığı artırırken, aynı zamanda yıllardır HIV alanında cesaretle çalışan hekimlerimizin ve sivil toplum temsilcilerinin mücadelelerine dikkati çekmek, onların sesini tüm topluma duyurarak gösterdikleri cesareti birlikte alkışlamak istiyoruz. Onların hikayelerinin hepimize cesaret vermesini ve izleyenleri test yaptırmaya yönlendirmesini hedefliyoruz.”

PROF. DR. VOLKAN KORTEN: “İNSANLAR TEST YAPTIRMAKTAN KORKUYOR. BİZİM ASIL PROBLEMİMİZ BU. ÜLKEMİZİN EN BÜYÜK SORUN ENFEKTE OLAN BİREYLERİ TANIYAMIYORUZ. EN ÖNEMLİ NEDENİ DE SİSTEMATİK BİR TARAMA ORGANİZASYONUNA SAHİP OLMAMAMIZ”

HIV Enfeksiyonu Ölümcül Değil

Kampanyaya destek veren tüm kurum ve paydaşların katılımıyla gerçekleşen lansman gecesinde Armağan Çağlayan’ın moderatörlüğünde bir de panel yapıldı. Panele konuşmacı olarak Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serhat Ünal ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Volkan Korten, Pozitif-İz Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Önder Bora ve Pozitif Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Canberk Harmancı katıldı.

Hacettepe Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serhat Ünal, toplumun bu enfeksiyonu yeterince tanımadığına dikkat çekerek, şunları söyledi:

“Farkındalığın olmaması Türkiye için halen bir sorun… Aslında olması gereken şudur: insanların kimliğini sormadan devletin ücretsiz kolay bir şekilde testin yapılmasını sağlamak gibi bir sorumluluğu var. Maalesef burada çok büyük adımlar atılmadı. Testi ne zaman yaptıralım? Riskli davranış diye tarif ettiğimiz davranış biçimleri var; mesela, korunmasız cinsel temas, damar içi ilaç kullanım alışkanlığında enjektör paylaşımı, annesi pozitif çocukların takibi gibi durumlarda mutlaka test yaptırmak lazım.Ama hemen test yaptırmak öyle kolay olmuyor. Kolay, ulaşılır olacak, günün 24 saati ücretsiz olacak… Test yaptırmaya gittiğiniz zaman yargılanmamalısınız. İşin en önemli kısmı farkındalık, test yaptırmak, hastalığın farkında olmak.

PROF. DR. SERHAT ÜNAL: “BAZI BULAŞICI HASTALIKLARIN BAKANLIĞA BİLDİRİMİ ZORUNLU! ONUN BİR LİSTESİ VAR. HIV DE BİLDİRİMİ ZORUNLULAR ARASINDA YER ALIYOR AMA KİMLİĞİ AÇIKLAYARAK DEĞİL BELLİ BİR KARARTMA İLE KAYDEDELİYOR”

Bulaşıcı Hastalıkların Bakanlığa Bildirimi Zorunlu

Bazı bulaşıcı hastalıkların Bakanlığa bildirimi zorunlu! Onun bir listesi var. HIV de bildirimi zorunlular arasında yer alıyor ama belirtildiği gibi isim, soyisim, adres değil belli bir kod verilerek yani adının ilk iki harfi, soyadının ilk iki harfi ve doğum tarihi ile gizlenerek bildirilmesi söz konusu. Çünkü bu ülkede kaç tane HIV var, bunun için ne tedbir alacağız, ne kadar ilaç planlıcağız, onları nasıl tedavi edeceğiz gibi global planlar yapılması gerekir. Bunun için de rakamlara ihtiyacımız var, bildirilmesi zorunludur ama kimliği açıklayarak değil belli bir karartma ile bildirilir.

PROF. DR. SERHAT ÜNAL: “ARTIK ÖYLE BİR NOKTADAYIZ Kİ DÜZGÜN TANI TAKİP VE İLAÇLARLA BİR KİŞİNİN BEKLENEN YAŞAM SÜRESİ KISA DEĞİL! KRONİK BİR HASTALIK HALİNE GELDİ, GÜNLÜK İLACINI ALIR VE HAYATINA DEVAM EDER. BULAŞMA YÖNLERİNDEN DOLAYI SOSYAL NEGATİF BİR YÜKÜ VAR BU HASTALIĞIN. O DA BİLMEMEZLİKTEN BİRAZ DA CEHALETTEN KAYNAKLI”

HIV’den AIDS’ye Giden Süreç Nasıl?

HIV bir virüs. Bulaştığı zaman insanın immün yani savunma sistemini göçerten bir virüs. Bu arada ‘HIV Virüsü’ demek çok yanlış. Bu bulaştıktan sonra belli basamakları var. Önce fazla çoğalıyor immün sistemini zedeliyor sonra bizim savunma sistemimiz ona cevap veriyor bir dengede tutuyor. Eğer zamanında tanı konulmuş tedavi verilmişse beklenen yaşam süresini kısaltmıyor artık. Ölümcül bir hastalık değil. Ama tanı konamamış tedavi alınamamışsa bu maalesef ilerliyor. 8 ile 10 sene virüsün çoğalma hızı, miktarı ile vücudun savunma sistemi arasındaki kavganın sonucuna göre bir süre geçiyor. Bu süre içerisinde virüs çoğalmaya devam ediyor ama kişinin hiç bir şikayeti yok, bu sürenin sonunda savunma sistemini yavaş yavaş geçmesi ile öncelikle sık enfeksiyon hastalıkları sonrasında belki kanser ve enfeksiyon tetkiklerinde bozukluklar oluyor. Ve bundan sonra artık savunma sistemi diye bir şey kalmıyor artık. 8:10 senelik sürenin sonunda geldiğimiz noktada bunun adı artık AIDS. Kazanılmış immün yetmezlik sendromu yani doğuştan bir sorun yok ama bu hastalık nedeniyle savunma sistemi göçmüş, dışardan gelen enfeksiyonlara açık ve muhtemelen kanserlere karşı vücudun tamamen savunmasız olduğu bir son dönem. O kadar yaygın hale geldi ki bu AIDS sonradan bunun viral enfeksiyon olduğu anlaşıldığı halde adı böylece kaldı. Aslında HIV enfeksiyonu tıpkı hepatit enfeksiyonu gibi… AIDS işte bu son dönemin adı. Tedavisiz bu döneme geldiyseniz maalesef iki sene içerisinde bu kötü sonuçlanabilir. Artık öyle bir noktadayız ki düzgün tanı takip ve ilaçlarla bir kişinin beklenen yaşam süresi kısa değil! Kronik bir hastalık haline geldi, günlük ilacını alır ve hayatına devam eder. Bulaşma yönlerinden dolayı sosyal negatif bir yükü var bu hastalığın. O da bilmemezlikten biraz da cehaletten kaynaklı. Son 40 yılda çok mesafe kaydettik ama hala yeterli değil işin Özü farkındalık bilinçlenme eğitim bu hastalığı topluma öğretebilmekte.”

İnsanlar Test Yaptırmaktan Korkuyor

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Volkan Korten ise “Toplumda HIV ile yaşayan 100 kişi varsa, bunun % 95’inin tanı alması hedefleniyor. Avrupa ortalaması % 50’lerde, gelişmiş ülkelerde % 80’lerde. Bizde ise bu oran % 40’larda. Bu da HIV ile mücadele açısından bir sıkıntı teşkil ediyor. Testler çok koordineli yapılamadığı için yeterince kişiye tanı koyamıyoruz. Bizim asıl problemimiz bu. Türkiye’de bir kez tanı aldıktan sonra tedaviye erişim ve izlem altında tutma olanaklarına sahibiz. Ülkemizin en büyük sorun enfekte olan bireyleri tanıyamıyoruz. İnsanlar test yaptırmaktan korkuyor. En önemli nedeni de sistematik bir tarama organizasyonuna sahip olmamamız. Toplumda bulaşı azaltmak için mutlaka tanı koyabilme yüzdemizi arttırmamız ve bu kişileri tedavi altına almamız gerekli. Bunun için de başta anahtar gruplara yönelik olmak üzere test politikamızı genişletmeli ve güçlendirmeliyiz’’ dedi.

HIV, Tedavisi Olan Bir Enfeksiyon

Pozitif-iz Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Önder Bora, şöyle konuştu:

“Ülkemizde tüm sağlık kurumlarında HIV testi yapılıyor. İstanbul’da ve birkaç şehirde daha bulunan gönüllü danışmanlık ve test merkezlerinde ise anonim olarak HIV testi yaptırabiliyorsunuz. Bu merkezlerde HIV testi yaptırdığınızda isim veya T.C. kimlik numarası vermek zorunda değilsiniz. Tanı pozitif çıkarsa bu bir kodla Sağlık Bakanlığı’na bildiriliyor. HIV tanısı almak çok önemli. Çünkü HIV, tedavisi olan bir enfeksiyon. Ancak tanı alınmadığı ve tedavi edilmediği zaman ağır sonuçları olabiliyor. Hiç kimse test yaptırmaktan çekinmesin diyoruz. Şüpheli durumlarda herkesin test yaptırması çok önemli. Günümüzde başarılı ilaç seçenekleri sayesinde HIV ile yaşayan kişiler herkes gibi sağlıklı ve uzun bir ömür sürdürebiliyor. Çalışabiliyor, evlenebiliyor ve enfekte olmayan bebek sahibi olabiliyor. Hayatın her alanında var olmaya devam edebiliyorlar.”

Pozitif Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Canberk Harmancı ise şunları söyledi:

“Türkiye’de yılda 8 milyon HIV testi yapılıyor ama bu testlerin 18-45 yaş arası aktif cinsel hayatı olan kişilere yapılması lazım. Partnerinizin kim olduğunun bir önemi olmaksızın korunmasız tüm cinsel ilişkiler HIV ile karşılaşmanıza neden olabilir. Bugün HIV’e dair en zayıf noktamız enfeksiyonla karşılaşma riskini bilmeyen veya yanlış bilen bireylerin korunmayı kolayca ihmal etmesi. HIV tanısı alanlar bazen internetten bazen de hekimlerin yönlendirmesiyle bize başvuruyor. HIV olduğunu öğrenenler travma sonrası stres bozukluğu yaşayabiliyor. Biz onlara elimizden gelen desteği sunuyoruz. Ancak tedavi protokollerinin psiko-sosyal desteği de içermesi gerekiyor. Tanı alıp doğru tedaviye ulaşmanız hayatınızı hiç değiştirmeden sağlıkla yaşamanızın anahtarı olacaktır.”

Armağan Çağlayan’dan ‘Cesaret Testi’

Lansman gecesi, Armağan Çağlayan’ın geceye katılan hekimlere ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile yaptığı ‘Cesaret Testi’ ile devam etti. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fehmi Tabak, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanı Prof. Dr. Özlem Altuntaş Aydın, Pozitif Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Canberk Harmancı ve Pozitif-İz Derneği Kurucu Üyesi Çiğdem Şimşek Armağan Çağlayan’ın HIV’e ilişkin zor sorularına cesaretle verdikleri yanıtlarla HIV alanında yaşadıkları tecrübelerini paylaştılar.

TTB’DEN YENİ YIL MESAJI

“2022’DE ÖZGÜR, DEMOKRATİK, EŞİTSİZLİKLERDEN ARINMIŞ, SAVAŞLARA YER OLMAYAN MESLEĞİMİZİN DEĞERİNİ YENİDEN KAZANDIĞIMIZ YENİ BİR DÜNYANIN İÇİNDE YERİMİZİ ALMAYI DİLİYORUZ”

sebnem korur fincanci
Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı yeni yıl dolayısıyla yayımladığı mesajda şunları kaydetti:

“Dünya küresel neoliberal ekonomilerin tahribatı altında 2020 yılını küresel bir salgınla karşılamıştı. Ciddi bir yıkımla geçen iki yıl boyunca bitmediği gibi 2021 yılının sonunda yeni yıla da bu salgının cenderesinde gireceğimiz kesinleşti.

Anımsarsanız, 2021 yılına umutlarla girmek, tükettiğimiz değerlerden doğaya ve dahi insanlığımıza, yitirdiklerimizle şekillenmiş bu dünyanın yeni bir yılda aynı dünya olmaması için mücadele etmek üzere sözümüz var demiştik.

Bu salgında tamamı COVID-19 olmamakla birlikte salgın yönetiminin doğru yapılandırılmadığı koşullarda sağlığa erişimin kısıtlanması da eklenerek karşımıza çıkan fazladan ölümlerle 200 bini aşan insanımızı kaybettik. Sağlığı piyasaya terk eden, sağlık çalışanlarını köleleştiren bu düzende güvenli çalışma ortamlarının olmaması, koruyucu sağlık hizmetleri yerine salgının hastanelerde karşılanması sonucu her biri biricik yüzlerce sağlık çalışanını yitirdik, yitirmeye de devam ediyoruz. Bu neoliberal politikalar sürdükçe daha sık küresel salgınlarla karşı karşıya kalacağımız ve yıkımlarla yüzleşmek zorunda olacağımız da açık. Sonuna geldiğimiz bu yıl içinde yalnız küresel salgınla değil, derinleşen eşitsizlikler, yoksulluk ve koruyucu sağlık hizmetlerinden el çekmiş sağlık politikalarıyla ağırlaşan bir kusursuz fırtına ile mücadele etmek zorunda kaldık. Fırtınanın şiddeti artarken, derinleşmenin ötesinde yaygınlaşan yoksulluk hepimizi etkilediği gibi, insanlarımız artık açlıkla karşı karşıya.

Pandemi Yönetiminin Temel Taşları

“YALNIZ KÜRESEL SALGINLA DEĞİL, DERİNLEŞEN EŞİTSİZLİKLER, YOKSULLUK VE KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNDEN EL ÇEKMİŞ SAĞLIK POLİTİKALARIYLA AĞIRLAŞAN BİR KUSURSUZ FIRTINA İLE MÜCADELE ETMEK ZORUNDA KALDIK. FIRTINANIN ŞİDDETİ ARTARKEN, DERİNLEŞMENİN ÖTESİNDE YAYGINLAŞAN YOKSULLUK HEPİMİZİ ETKİLEDİĞİ GİBİ, İNSANLARIMIZ ARTIK AÇLIKLA KARŞI KARŞIYA”

Türk Tabipleri Birliği salgınla etkili bir mücadele için siyasi otoritenin algı yönetimine karşı şeffaflık talebini bıkmadan yineleyerek; hastalardan ölümlere, aşılardan varyantlara çoğalttı. Önerileriyle sağlık boyutu ötesinde sosyopolitik ve ekonomik boyutuyla pandemi yönetiminin temel taşlarını tanımlamaya gayret etti. Türkiye’de resmi olarak ilk COVID-19 vakasının duyurulduğu 11 Mart 2020’nin birinci yıldönümünde başlattığı “Pandeminin Türkiye’de Birinci Yılı: Doğa, İnsan ve Geleceğimiz” başlıklı uluslararası sempozyumda, Dünya Tabipler Birliği Başkanı Dr. David Barbe’ın açılış konuşmasıyla başlayan sempozyum kapsamında 3’ü forum olmak üzere 12 oturumda, her biri alanında yetkin 15’i yurtdışından olmak üzere 34 konuşmacı patriyarkal neoliberal kapitalizmin hem pandeminin ortaya çıkmasındaki etkisine hem de pandemiyle birlikte derinleşen krizine ışık tuttu. Oturumlarda pandeminin toplumsal-siyasal düzlemde yarattığı eşitsizlikler ve ayrımcılıklar gerek toplumsal yaşamdan örneklerle gerekse ayrıntılı incelemelerin ürünü verilerle ele alındı. Dünyanın farklı coğrafyalarından ve Türkiye’den hak ve emek mücadelesi yürütenler sorunlarını anlatmakla kalmadı, “ne yapmalı” sorusuna da deneyimleri ve çözüm önerileri ile yanıt aradı. TTB’nin Periscope ve Youtube kanallarından Türkçe, Ankara Tabip Odası’nın Youtube kanalından ise İngilizce olarak yayımlanan sempozyum 10 günün sonunda toplamda 100 bini aşan bir izlenme sayısına ulaştı.

Kamuoyunu aydınlatma çabasını ayrıntılı raporlar, çevrimiçi yayınlar ve pandemide merak ettiklerimize dair düzenli yayınlarla sürdürürken, Türk Tabipleri Birliği’nin halkın sağlığını koruma ödevini aksatmamak için yaptıkları bu yıl Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin halkın haber ve bilgi alma, gerçekleri öğrenme, ifade özgürlüğünü kullanma, akademik özerklik, sağlık ve eğitim hakkını savunma konusunda mücadelemize “kurum dalında” Basın Özgürlüğü 2021 Ödülü olarak yansıdı ve Çağdaş Gazeteciler Derneği ile Halkevleri 9. Basın, Sanat ve Dayanışma ödüllerinde yerini buldu.

“SALGININ EN AĞIR YÜKÜ ALTINDA EZİLEN HEKİMLERİN İNANILMAZ ÖZVERİSİNİN ÖZLÜK HAKLARIMIZ BAĞLAMINDA HİÇBİR SOMUT KARŞILIĞI OLMADI. SAĞLIKTA ŞİDDET YASASI KESİLİP BUDANDI, ŞİDDETİN DİLİ TOPLUMDA YAYGINLAŞTIRILIRKEN KAÇINILMAZ BİÇİMDE SAĞLIKTA ŞİDDET HIZ KESMEDEN SÜRÜYOR”

Tüm bu olumsuz koşullarda Türk Tabipleri Birliği meslektaşlarının hakları ile birlikte hekimlik değerlerinden ödün vermeden halkın sağlık hakkını korumak için de mücadelesini sürdürüp, özgür, demokratik, laik bir ülkede barış içinde sağlıkla yaşama iradesine sahip çıkarken, salgında yitirdiğimiz 200 binin üzerinde yurttaşımızın yaşam hakkını gözeten bir yerden önlenebilir ölümleri engellemek için gerekli adımları atmayan sorumlular hakkında 10 Aralık 2021 günü İnsan Hakları Haftası başlarken “yaşam hakkı ihlali” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Sosyal Demokrasi Derneği Türk Tabipleri Birliği’ni bu hafta içinde İnsan Hakları Ödülüne layık görerek, çabamızı onurlandırdı. Meslektaşlarımız adına Uluslararası Knidos Kültür ve Sanat akademisinden, 7. Uluslararası Anadolu Tiyatro Ödüllerine onur ödülleri ile ödüllendirildik.

Sağlıkta Şiddet Yasası Kesilip Budandı

Tüm bu ödüller bizleri onurlandırırken, ne yazık ki yanlış politikalar yüzünden yönetilemeyen salgının en ağır yükü altında ezilen hekimlerin inanılmaz özverisinin özlük haklarımız bağlamında hiçbir somut karşılığı olmadı. Sağlıkta şiddet yasası kesilip budandı, şiddetin dili toplumda yaygınlaştırılırken kaçınılmaz biçimde sağlıkta şiddet hız kesmeden sürüyor. Meslek hastalığı talebi hiç yokmuş gibi davranan bir siyasi otoriteyle karşı karşıyayız.

Emeğimize yabancılaştırıldığımız, mesleğimizin değersizleştirildiği koşullarda meslek örgütümüzün tüm bileşenlerin katılımıyla hak mücadelesini güçlendirdiği, Ekim ayından itibaren talepleri hep birlikte dillendirdiğimiz haftalık buluşmalarla, “Karanlığa karşı Önlüğümüzün Beyazına Sahip Çıkıyoruz” diyerek Beyaz Yürüyüş ve ardından Beyaz Forumla yükselttiğimiz “Emek Bizim, Söz Bizim” eylemlerinin, telaşla meclise taşınan bir tasarıya dönüştüğünü gördük. Telaşın bizlere gene eşitsizlik olarak yansıması, parçalı ve güvencesiz bir çalışma rejiminde hekimlerin arasındaki farkın daha da derinleştirildiği, çalışma arkadaşlarımızın hiç görülmediği koşullarda bunun daha başlangıç olduğunu hatırlatıp tasarı tümden geri çekilince, 15 Aralık günü tüm Türkiye’de hekimler G(ö)REV’inin gereğini yerine getirdi, taleplerinden vazgeçmediğini bir kez daha haykırdı. Haklarımızı alana kadar mücadeleye devam edeceğiz. Kimsenin kuşkusu olmasın, haklar hepimizin olacak.

Gelenekten geleceğe taşıdığımız mücadelemizle gelecek bu yeni yılda, 2022’de özgür, demokratik, eşitsizliklerden arınmış, savaşlara yer olmayan mesleğimizin değerini yeniden kazandığımız yeni bir dünyanın içinde yerimizi alma dileğiyle tüm meslektaşlarımızın, bütün çalışma arkadaşlarımızın, bu mücadelenin öznesi tüm yol arkadaşlarımızın yeni yılını kutluyorum. Bundan sonrasını değerlerimizle, sağlıkla karşılayacağımız yıllarımız olsun!”

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Nedir?

Özel Hastaneler Platformu Tarafından Hazırlanan Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Sorunlar, Fırsatlar ve Çözüm Önerileri Raporu Yayımlandı.

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası nedir?
Hizmet alan kişinin üzerinde kalan riskleri, gerek teminat kapsamı ve gerekse teminat yüzdeleri açısından çeşitli paketlerle üzerine alan bir özel sağlık sigortasıdır. Tamamlayıcı Sağlık Sigortası (TSS), Genel Sağlık Sigortasının (GSS) mali sürdürülebilirliğini sağlamak ve cepten ödemleri vatandaş lehine ikinci bir sigorta güvencesine kavuşturmak için Kanun ile getirilen, özel sağlık sigortası türüdür. Diğer bir tanımla TSS, SGK tarafından GSS kapsamına alınmış ya da alınmamış olan sağlık hizmetlerinin, gerek teminat kapsamı ve gerekse teminat yüzdeleri açısından çeşitli paketlerle üzerine alarak, GSS sigortalısının ve hak sahiplerinin hastanede cepten ilave ücret ödemeden yararlanmasını sağlayan bir özel sağlık sigortası türüdür. Ülkemizde 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan GSS sistemi, çalışan devlet memurları, Emekli Sandığı emeklileri, SSK sigortalıları, Bağ-Kur sigortalıları ve Yeşil Kart mensuplarının ve bunların hak sahiplerinin, farklı hak ve yükümlülüklerini vatandaşlık temelinde doğumundan ölümüne kadar sağlık güvencesine kavuşturmuştur.

Bireylerin GSS kapsamında tanımlanan haklarının kullanımında farklı talepleri (Örneğin; uzman hekim yerine Doç/Prof, jenerik ilaç yerine orijinal ilaç, normal hasta odası yerine özel oda, yerleşik tıbbi tedavi yöntemleri yerine yeni gelişen ancak altın standart olarak tanımlanmayan tedavi hizmetleri (istisnai sağlık hizmeti), kamu hastanesi yerine özel hastane) olan bireylerin bu talebi nedeniyle vatandaşın GSS’den kaynaklanan haklarını ödeyerek, vatandaşın tercihine de saygı duyan bir sistem tasarlanmak istenmiştir. Bir diğer elde edilen kazanım da, TSS ile hizmet sunucuların düzenledikleri tedavi giderlerinin ikinci bir denetim mekanizmasına tabi olması sağlanarak, GSS’nin provizyon denetimine katkı sağlayacak olmasıdır.

TSS’nin Özel Sağlık Sigortasından Farkı Nedir?

Özel sağlık sigortası uygulamasında bireyin GSS’den kaynaklanan haklarını kullanması mümkün değil iken, TSS’de bireyler GSS’den kaynaklanan haklarını kullanabilmektedirler. Bu sayede GSS kapsamındaki kişilerin; özel sigortadan farklı olarak, ayaktan tedavide ilaç harcamaları, optik harcamaları, şahıs ödemesi kapsamında tıbbi cihaz harcamaları da SGK tarafından karşılanabilmektedir.

Keza TSS’de özel sağlık sigortasında var olan, sigortalı payı uygulaması söz konusu değildir.

TSS Poliçe Fiyatları Pahalı mı?

TSS poliçe fiyatları, özel sigorta poliçe fiyatlarına göre daha düşüktür. TSS poliçeleri ile GSS’nin karşıladığı sağlık giderlerini düşerek poliçe fiyatı belirlediği için, özel sigorta poliçelerine göre ayakta, yatarak ya da ayakta+yatarak poliçelerini kişilerce daha düşük bedelle satın alınabilmektedir. Ayrıca vatandaşın ilaç ve şahıs ödemesi kapsamındaki tıbbi cihaz giderleri de GSS tarafından ödendiği için, vatandaş açısından GSS haklarından yararlanma konusunda herhangi bir mağduriyet yaşanmamaktadır. Aslında fiyat yüksekliği veya düşüklüğü, yapılan kıyaslamaya ve ürün farklılıklarına göre değişmekle birlikte, çok basit bir hesaplamayla, toplanan

primin sigortalı sayısına bölünmesiyle ortalama prim bulunabilir. Türkiye Sigorta Birliği verilerine göre, 2020 yılı ilk 9 aylık sonuçlarında yaklaşık ortalama poliçe fiyatının; özel sağlık sigortası için 2.450 TL, tamamlayıcı sağlık sigortası için 630 TL olduğu görülmektedir. 2019 yılı yaklaşık ortalama poliçe fiyatı ise; özel sağlık sigortası için 2.832 TL, tamamlayıcı sağlık sigortası için 735 TL olduğu anlaşılmaktadır.

TSS’nin Uygulandığı Tek Ülke Türkiye midir? Dünya Örnekleri Nelerdir?

TSS dünyada yıllardır uygulanmaktadır, çok iyi uygulandığı ülkeler ve bu ülkelerde birikmiş epeyce deneyim vardır. Burada sadece 4 ülke örneği özetlenecektir.

İNGİLTERE

Kamu tarafından karşılanan sağlık hizmetlerinin National Health Service (NHS) yoluyla verilmekte olduğu İngiltere’de, tamamlayıcılığı içeren destekleyici özel sağlık sigortası uygulamaları da bulunmakta ve nüfusun yaklaşık yüzde 10’u tamamlayıcı ve destekleyici özel sağlık sigortasından yararlanmaktadır. Sigorta şirketinin ödemeleri; anlaşmalı olunan özel hastanelere yapılan ödemeler ve doktor ücreti olmak üzere iki kısımdan oluşur. Kurum ücreti sigorta tarafından, doktor ücreti ise hasta tarafından ödenmekte, daha sonra sigorta şirketi ile mahsuplaşma yapılmaktadır.

Özel sağlık sigortaları NHS kapsamındaki bazı kapsam dışı durumlara ilişkin farklı poliçeler oluşturmuştur. Özel sigortalarda akut, ani beliren veya tedaviye hızlı cevap alınabilen hastalıkların tedavisi için paketler bulunmaktadır. Bu paketler; ameliyatları, yatarak tedavi ya da hemşire bakımı gerektiren hastalıkları içerir. Özel sağlık sigortası genelde ihtiyaca göre devreye girer, kapsamı dar olanlar yatarak tedavi ile sınırlı sayıda anlaşmalı hastanede ve hatta NHS hastanelerindeki özel odalarda geçerliyken, kapsamı geniş olan hizmetler marka hastanelerde ayakta ve yatarak tedavileri, fizik tedavi, psikoterapi veya diş tedavileri gibi hizmetlerde cepten ödemeler devreye girmektedir. Genel olarak; uzun dönemli bakım, acil, pratisyen hekim muayeneleri ve kronik hastalık tedavileri özel sigorta kapsamı dışındadır. Uzun dönemli bakım hizmetleri için ayrıca bakım poliçeleri vardır. İlaç katılım payına ilişkin farklı uygulamalar vardır; İngiltere’de ilaç katılım payı alınmakta, İskoçya ve Galler’de alınmamaktadır. OTC (tezgâh üstü satılan) ilaçlar NHS tarafından karşılanmaz, bazı ilaçlar için ise reçete başına NHS ve hasta birlikte ödeme sistemleri vardır. NHS diş tedavilerini kapsar ancak estetik girişimlerde özel sektörün devreye girdiği görülmektedir. NHS katarakt ameliyatı gibi bazı göz hastalıkları tedavilerini öder, bekleme süreleri uzundur. Lazerle yapılan göz ameliyatları NHS yoluyla değil tamamlayıcı sağlık sigortasından alınmaktadır. İngiltere’de NHS kapsamında sunulan sağlık hizmetlerine ilişkin olarak, finansal sıkıntılar ve mali sürdürülebilirlik gibi nedenlerle, tamamlayıcı sağlık sigortası kullanımı yaygınlaştırılması tartışmaları gündemdedir. Bu tartışmalarda, kamusal olarak sunulan sağlık hizmet kapsamının genişliği, katılım paylarının azlığı gibi başlıklar ile uzun bekleme sürelerinin tamamlayıcı sağlık sigortaları yoluyla azaltılması önerilerini gündeme getirmektedir. Öte yandan, hizmetlerin kısıtlandığını savunanlar TSS’ye yönelik direnç oluşturmaktadır.

FRANSA

Fransa’da TSS’nin uygulanma amacı sadece bekleme süreleri ve doktor seçmeye dayanmaz, ana ilke kamu sağlık sigortasında beklenen düzeyde olmayan geri ödemelerin bir kısmının tamamlayıcı sigortayla verilmesidir. OECD verilerine göre nüfusun yüzde 90’dan fazlasının özel sağlık sigortalı olduğu ve 2016 yılında tüm özel sektör çalışanlarına işverenleri yoluyla tamamlayıcı sigorta şartı getirilen Fransa’da, tamamlayıcı sigortanın maliyet tamamlama fonksiyonu daha ön planda tutulmaktadır. Yapılan çalışmalarda, ücretsiz olarak kamu tarafından verilen tamamlayıcı sağlık sigortasıyla ilgili memnuniyetle birlikte, sağlık hizmetlerine ulaşılabilirlikte eşitsizliklerin giderilmesi ve hizmetin yaygınlığının arttırılması konusu da önemli görülmektedir. Genelde TSS sunucuları üç grupta incelenmektedir. Yaklaşık kırk milyon yani üçte ikilik özel sağlık sigortalı sayısına sahip “Mutual” olarak adlandırılan ilk grubu kar amacı gütmeyen sigorta şirketleri oluşturmaktadır. Sosyal sorumluluk ve sosyal eşitlik ilkeleri ile çalışılan bu grup TSS cirosunun yarısından fazlasına sahiptir. Cironun yaklaşık dörtte biri grup poliçelerine, kalanı ise bireysel poliçelere aittir. Emeklilik poliçelerinde görevli tasarruf sandıkları 1980’li yıllardan bu yana özel sağlık sigortası hizmeti vermektedir. Yüzde 10’u aşan sigortalı ve yüzde 20’leri bulan ciro ile tasarruf sandıkları çoğunlukla grup sigortası yapmaktadır. Kamu sağlık sigortası; hastanede bakım, reçeteli ilaçlar, tanı süreçleri, geri ödemesi kararlaştırılan protez-diş-göz muayenesi, uzun dönem ve ruhsal tedavi

ile bazı ayakta tedavileri değişik yüzdelerle kapsam altına almıştır. Bağışıklama, bazı kanser taramaları da bu kapsam içindedir. Diğer koruyucu hizmetler cepten ödeme veya özel sigorta yoluyla karşılanmaktadır. TSS’nin maliyet tamamlama ilkesi gereği, sosyal sigortanın ödediğinden daha fazla ödemenin sık rastlandığı diş ve göz ile bazı ayakta tedavilerde kişiler yüksek ek ödemelerle karşılaşmamaktadır. Ayrıca, reçeteli ilacın kamu sigortası

ödeme listesinde olmaması durumunda, tamamlayıcı sigortalılar bunlara ek ödeme yapma zorunda kalmamaktadır. Yine, tek kişilik odada kalma ile hastane faturalarının tamamının ödenmediği bazı durumlarda da sigortalı için ek ödeme yapmama avantajlı olmaktadırlar. Buna bazı diş tedavisi, protez, gözlük, lens, işitme cihazı gibi tıbbi malzeme veya hizmet ihtiyaçlarının TSS tercihinde rol oynadığı da eklenmektedir.

TSS için Fransa’da devlet tarafından verilen destek miktarları için ayrılan kaynağın üçte ikisine yakın bölümü zorunlu grup sözleşmelerinde kullanılırken, devletin desteklediği miktar kontrat başına 300 Euro’yu aşmaktadır.

ALMANYA

Almanya’da; sosyal sağlık sigortacılığına ek olarak, nüfusun yaklaşık sekizde biri tamamlayıcı ve dörtte biri de ikame edici role sahip özel sağlık sigortacılığı kapsamındadır.

Sosyal sağlık sigortacılığı kapsamında; düzenli diş hekimi muayenesi, sağlıklı çocuk takibi, temel aşılar, kronik hastalık izlemeleri ve belirli kanser taramalarını içeren önleyici hizmetler ile yatarak ve ayakta hastane bakımı, doktor hizmetleri, ruh sağlığı, diş sağlığı, optometri, fizik tedavi, reçeteli ilaçlar, tıbbi yardımlar, rehabilitasyon, bakımevi, palyatif bakım gibi hizmetler bulunmaktadır. Yeni lisanslı olanlarla birlikte reçeteli tüm ilaçlar kapsam içindedir. Sosyal güvenlik kapsamında bekleme dönemi söz konusu değildir. Özel sağlık sigortalarında ise 3-8 ay arasında değişen bekleme süreleri vardır. Zorunlu uzun dönemli bakım sigortaları isteğe bağlı tamamlayıcı özel sigorta ile karşılanabilmektedir. Tamamlayıcı sigorta hizmetleri arasında; akupunktur veya bitkisel tedavi gibi alternatif tedavi yöntemleri, gözlük ve lens harcamaları, sadece özel hastalara hizmet veren doktor ve hastanelerden yararlanma fırsatları sayılabilir. Tamamlayıcı sigortadan yararlananların sosyal güvenlik kapsamındaki hizmetler için yapması gereken ek ödemeler çok daha azdır. Özel sigorta aile bireylerini kapsamaz, her birey için ek prim ödenerek sigorta yaptırılır. Bu yüzden tamamlayıcı sigorta bekar veya çocuksuzlar tarafından daha çok tercih edilir. Zorunlu uzun dönemli bakım sigortası tamamlayıcı sigorta ile tamamlanabilir, 40 yaş üstünde daha yaygındır. İkame edici özel sağlık sigortası uygulaması bulunan Almanya’da tamamlayıcı sigortaya yönelik olarak, primlerde tenzili muafiyetten başka finansal teşvik bulunmamaktadır. Sevk zinciri geliştirilmesi için katılım payı azaltılması, özel sağlık sigortası sunucuları tarafından da kullanılır.

HOLLANDA

Hollanda sağlık sistemi hükümet ve sivil toplum örgütlerinin birlikte tartışarak oluşturduğu 2006 reformlarıyla; özel sosyal sağlık sigortası, uzun süreli bakım sigortası ve tamamlayıcı sağlık sigortasını içeren 3 değişik sigorta yapısı altında toplanmıştır. Özel sosyal sağlık sigortası; zorunlu olup, devletin belirlediği temel sağlık hizmet paketini içermektedir. Devlet, sosyal sağlık sigortasını; düşük gelirli bireyler için finansal destek, tenzili muafiyet, vergi kredisi gibi teşvik uygulamalarıyla desteklemektedir. Sigorta şirketlerinin farklı seçenekleri olsa da poliçeler temel bir sağlık sigortasını içermelidir. Bu pakette; tıbbi bakım, pratisyen hekimler, hastaneler, uzmanlar ve ebelerin verdiği hizmetler, 18 yaşa kadar olan diş tedavileri, tıbbi cihaz reçeteli ilaçlar, doğum sonrası bakım, ambulans ve hasta nakil hizmetleri, fizik tedavi hizmetleri, konuşma terapisi, mesleki terapi, diyetisyen hizmetleri, ruh sağlığı hizmetleri gibi hizmetler bulunur. Paket, bazı hizmetleri ya kısmen karşılamakta ya da kapsam dışı bırakmaktadır. Bu hizmetlere TSS ile ulaşılmaktadır.

Vergilenebilir gelir üzerinden düzenlenen katılım payları ve devlet desteği ile finanse edilen uzun süreli bakım sigortası; özellikli harcamalar için, ileri yaşlardaki bakıma ihtiyaç duyan veya kronik hastalığa sahip olanlar içindir. Kapsamında; bakımevi hizmetleri, zihinsel engellilere yönelik tedaviler ve bir yılı aşan yatarak tedaviler ile akıl sağlığı ayakta tedavileri ve yaşlılara evde bakım hizmetleri bulunmaktadır. Nüfusun yüzde 80’ini aşan bölümünün yararlandığı TSS ise özel sosyal sağlık sigortası kapsamında yer almayan diş tedavileri, fizik tedavi ve estetik operasyonları gibi hizmetleri kapsar. Uzman hekime veya hastaneye gitmek için aile hekimi sevki gerekir, yani sevk zinciri uygulaması zorunludur. Sigorta şirketleri, tüm başvuruları kabul etmek zorundadır ve yaş ile sağlık durumundan bağımsız olarak belirlenen primlerle çalışır, hastanelerle anlaşma yapar ve sağlık hizmetinin sağlanmasından sorumludur.

Sigorta alıcılarının tamamlayıcı sigortası için ödediği prim, yaşa ve sağlık durumuna bakılarak riske göre alınır. Anketlerde, bilinirlik ile tamamlayıcı sigortanın kapsam ve maliyet olarak özel sosyal sağlık sigortasını  tamamlama özelliği tercih nedeni olarak gösterilmektedir. Ayrıca, diş tedavisini içermesi de tamamlayıcı poliçe alımında önemli nedenler arasında gösterilmektedir. Tamamına yakın tamamlayıcı sigortalı, özel ve sosyal sağlık sigortasını aynı şirketten yaptırmaktadır. Tamamlayıcı sigortaların veriye erişimi ve bilinirliğini arttırmak için 2003 yılından bu yana devlet sigorta ürünlerinin karşılaştırıldığı web sitesini finansal olarak desteklemekte ve yıllık kontrolünü gerçekleştirmekte ve doğru bilgilendirilme amacıyla Ulusal Sağlık Enstitüsü sigorta ürünlerine ilişkin kamu ve özel sitelerdeki bilgileri denetlemektedir.

Sigorta şirketi ve hizmet sunucu arasında performansa dayalı ödeme sistemi oluşturulmuş, finansal etkilenmeyi azaltmak için belli bir gelir seviyesinin altındakilere sağlanan prim desteği, yaşlıların emekli maaşının artırılması ile 18 yaş altı sigorta masraflarının devlet tarafından karşılanması gibi önlemler alınmıştır. İşveren mali yükünü azaltmak için gelire bağlı prim ve kurumsal vergi miktarlarında azalmaya gidilmiştir.

TSS Yaptırırsam, Özel Sigorta da Yaptırabilir miyim?

TSS sigortası, özel sigortaya bir alternatif olmayıp, bireyler isterse TSS yanında ayrıca özel sigorta da yaptırabilirler. Uygulamada sigortalı hangi poliçe hakkını kullanmak ister ise onu kullanmasına da bir engel yoktur.

TSS Poliçesi, Hangi Sağlık Hizmetlerini Kapsıyor?

TSS poliçeleri, GSS’nin kapsadığı tüm sağlık giderlerini ödemektedir. Tek istisnası, ÖSS’de de uygulandığı gibi, kişinin TSS poliçesi yaptırmadan önceki hastalıklarından oluşan tedavi giderleridir. Ancak bunun da poliçelere dahil edilmesinde yasal bir engel bulunmamakta olup, geçmiş hastalıkların gelecekteki muhtemel tedavi giderlerinin de aktüeryaya dayalı prim hesaplanması şartıyla dikkate alınması mümkündür.

TSS İçin Kanuni Düzenleme Gerekli mi?

TSS, mevzuatımıza 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 98 nci maddesi ile girmiştir. 2013 yılında yayımlanan Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği ile de uygulanmaya başlanmıştır. Dolayısıyla uygulama için gerekli mevzuat düzenlemeleri yapılmıştır.

5510 Sayılı Kanun Madde 98 Ek fıkra: 17/4/2008-5754/58 madde Yıllık veya daha uzun süreli tamamlayıcı veya destekleyici özel sağlık sigortalarına ilişkin usûl ve esaslar Kurumun uygun görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenir.

23 Ekim 2013 tarih ve 28800 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Özel Sağlık Sigortaları Yönetmeliği Madde 18

(1) Tamamlayıcı ve destekleyici sağlık sigortası ürünleri, bu Yönetmelik hükümleri kapsamında düzenlenir.

(2) Tamamlayıcı ve destekleyici sağlık sigortaları ile aşağıdaki giderler, sözleşmenin teminat kapsamı ve şartları dahilinde, şirketçe karşılanır:

a) Genel sağlık sigortalısının Kanun kapsamında SGK tarafından karşılanan Türkiye’deki giderlerine ilave masraflar,

b) Genel sağlık sigortalısının SGK tarafından karşılanmayan Türkiye’deki giderleri.

(3) Şirket; bakıma muhtaç kalma durumunun ortaya çıkmasına bağlı bakım hizmetlerine ilişkin giderler, yurt dışındaki sağlık hizmetleri ve buna bağlı diğer giderler, tercümanlık giderleri ve tamamlayıcı ve destekleyici sağlık sigortaları ile ilintili diğer konular için ek teminat verebilir.

(4) İkinci fıkranın (a) bendindeki giderler için tenzili muafiyet uygulanmaz.

TSS Kapsamında Sigortalı Sayısı ve Ödenen Tazminat Tutarı Nedir?

Türkiye Sigorta Birliği verilerine göre TSS ve ÖSS sigortası sigortalı sayılarına Grafik 1’de yer verilmiştir.

4

Grafik 1’e göre 2015-2019 yılları arası, son beş yılda özel sağlık sigortalı sayısı yüzde 9 artarken, tamamlayıcı sağlık sigortalı sayısı ise yüzde 907 artmıştır. Bu veride dikkat çeken husus, TSS sayıları önemli ölçüde artarken, ÖSS sayısında da artışın devam ediyor olmasıdır. Bu durum her iki sigorta türünün de desteklenmesi konusunda bir mesaj vermektedir.

Gelişimi anlamak için sigortalı sayısı kadar önemli bir diğer veri de, ödenen tazminat tutarıdır. Türkiye Sigorta Birliği verilerine göre ödenen tazminat tutarları Grafik 2’de yer verilmiştir.

Ödenen Tazminatlar

1 1

Grafik 2’ye göre 2015-2019 yılları arası son beş yılda özel sağlık sigortalı tazminat ödemeleri yüzde 250’ye yakın artmış göstermesi, sektörün gelişim potansiyelini göstermesi açısından kritik öneme sahiptir.

TSS’nin Özel Sigortacılık Açısından Pazar Büyüklüğü Nedir?

TSS’nın prim üretimi açısından henüz ÖSS’nın oldukça gerisinde olduğu Grafik 3’den görülecektir.

Prim Üretimi

3

Grafik 3’e göre 2015-2019 yılları arası son beş yılda; ÖSS prim üretimi hacim olarak TSS’nın yaklaşık 6,5 katı iken, artış oranı 2 kat ile sınırlı kalmıştır. Son 5 yıllık dönemde TSS prim üretimi ise 12 kattan fazla artış göstermiştir.

ÖSS mi, Yoksa TSS mi Öncelenmelidir?

2015-2019 dönemi 5 yıllık ÖSS ve TSS prim üretimleri ve yazılan prim verilerine Tablo 1’de yer verilmiştir.

ÖSS ve TSS sigortalı sayıları, prim üretimleri ve büyüme trendleri birlikte incelendiğinde anlaşılacağı üzere; TSS sigortalı sayıları ve prim üretimleri ÖSS’ye göre daha hızlı büyümekle birlikte, 2019 yılı itibariyle toplam sağlık sigortası prim üretiminin %87’sini, toplam sigortalı sayısının ise % 63’ünü ÖSS oluşturmaktadır. Bu durum özel sigortacılığa ilişkin politika geliştirilirken, TSS ve ÖSS’nin birlikte ele alınması ve her iki sigorta türünün de kendi mecralarında hayatiyetlerini sürdürmesi gerekliliğinin somut bir göstergesidir.

TSS’nin Daha Fazla Nüfusa Ulaşması Mümkün müdür?

Türkiye Sigorta Birliği 2020 yılı ilk 9 aylık verilerine göre, 1.640.037 kişinin TSS’si bulunmaktadır. Birlik 2019 yılında, TSS’nin sadece grup sağlık sigortacılığında yaklaşık 13 milyon mavi yakalı çalışan ve yaklaşık 2 milyon sendikalı işçinin potansiyel sigortalı olabileceğini raporlamıştır. 2015 yılında bile sadece 5 şirketin TSS ürünü olduğu hatırlanırsa, 2020 yılında bu sayının 5 kat artışla 25 şirkete ulaşması arz-talep ilişkisi açısından önemli görülebilir. 2000’li yıllarda yapılan çalışmalarda bu sayının 10 milyon kişiye ulaşabileceği öngörülmüştür. Dolayısıyla, daha fazla nüfusa ulaşılarak pazarın büyütülmesinin zor olmayacağını tahmin etmek mümkündür.

TSS’nin Cepten Ödemeleri ve Katastrofik Harcamaları Artırıcı Etkisi Var mıdır?

Dünyanın hiçbir ülkesinde kişilerin sağlık taleplerinin tümünün eksiksiz olarak kamu tarafından karşılanması beklenemez. Gözden hiç uzak tutulmaması gereken bu ilke, cepten sağlık harcamaları denilen bir harcama türünü de beraberinde getirmiştir. Kişilerin beklentilerini karşılamayan bir sağlık hizmetiyle karşılaşmaları durumunda, iki seçenekten biri cepten sağlık harcamaları, bir diğeri de önceden riski paylaşabileceği bir sigortaya sahip olmasıdır ki, bu da TSS’dir. Aslında, cepten sağlık harcaması yapmak yerine önceden TSS yapmış olmak, hem kayıt dışılık hem beklenmedik ani bir harcama yapma ihtiyacı düşünüldüğünde kişiye önemli bir güvence sağlamış olacaktır.

Kişilerin istek ve beklentilerine uygun olarak kendi ve/veya hane halkı gelirlerinden yaptığı bu harcamaların yani cepten sağlık harcamalarının, ödeme güçlerini aşmaması gerekir. Dünyada daha fazla kabul gören anlayışa göre, hane halkı harcamalarının temel gıda harcamaları hariç yüzde 40’ını aşan harcamalar katastrofik yani yıkıcı harcama olarak kabul edilir. Devletler, katkı payları dahil, kişilerin cepten yaptığı harcamaların yıkıcı olmaması için, asgari ücret gibi çeşitli eşik değerlere dayandırarak süreci yönetmeye çalışmaktadırlar. Dolayısıyla, tamamlayıcı sağlık sigortası, kişilerin bütçelerinde oluşabilecek bu ani hatta yıkıcı olabilecek harcamaları önleyebilecek bir koruyucu mekanizmadır. Bu bağlamda düşünüldüğünde tamamlayıcı sağlık sigortası hem kişi hem de devlet adına cepten sağlık harcamalarını arttırmayacak, tam tersi daha gerçekçi yapıya dönüştürecek, riski önceden görerek devlet kaydı altına alacak bir mekanizmadır. Böylelikle, 2019 yılı itibariyle yılda 33.6 Milyar TL’na ulaşan cepten harcamaların ikinci sağlık sigortası yoluyla güvence altına alınmış olması mümkün olacaktır.

TSS’yi Neden Kamu Sigortası Olarak Kurgulamıyoruz?

TSS, dünya örneklerinde de görüleceği üzere özel sağlık sigortacılığı uygulaması olup, kamunun ek bir seçenek olarak verebileceği sigorta türü olarak düşünülmemektedir. Anayasa’da tanımlı “Sosyal Devlet” ilkesi gereği, devlet vatandaşlarını ayıramaz. Dünya deneyiminde de bu uygulamanın en yaygın görüldüğü örnekler arasında zaten sağlık sektörü yer alır.

Devlet, düzenleme yaparak kural koymalı, bu kuralların uygulanmasını kontrol etmelidir. Devlet, sadece ödeme gücü olmayanlara, bu hizmete ulaşmaları için yardımcı olmalı, Fransa örneğinde olduğu gibi gerekirse bu kişilerin TSS prim ödemelerini yapmaya kadar gidebilen destek mekanizmaları oluşturmalıdır.

TSS’nin Kamuya Bir Maliyeti Var mıdır?

TÜİK verilerine göre, 2019 yılında 201.3 milyar TL olan toplam sağlık harcamasının yüzde 16,7’si cepten harcamalarla, %2,9’u özel sağlık sigortaları yoluyla karşılanmaktadır. Hane halkı cepten harcamaları; vatandaşın sağlık hizmeti karşılığı katkı payı, ilave fark ücreti ve doğrudan yaptığı ödemeler 2019 yılında %17,4 artarak 33.6 milyar TL olmuştur.

Cepten sağlık harcamalarının gerçekçi yönetimi bağlamında TSS değerlendirilirse, kamuya hiçbir maliyeti olmadığı gibi, halen 33.6 milyar TL’yi aşan cepten ödemelerden, ikinci bir sağlık sigortası güvencesi yoluyla elde edilecek vergi geliri kazanımı da söz konusu olacaktır.

TSS’nin Vatandaş Memnuniyetine Etkisi Nedir?

TSS, vatandaşın cepten ödediği tutarın ikinci bir sigorta güvencesine kavuşturulması nedeniyle, normal şartlarda cepten ödeyeceği tutardan daha düşük bir bedelle aynı hizmeti satın almasına imkan sağlamaktadır. Bu anlamda vatandaş için ekonomik bir kazanım söz konusudur.

Diğer taraftan tedavi sırasında hasta ile hastane arasında mali nedenlerle oluşabilecek süreçlerin sigorta şirketi ile hastane yürüttüğü için vatandaşın memnuniyetine olumlu katkı sağlamaktadır. Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) tarafından Şubat 2017’de yayımlanan ve 2015 ve 2017 yıllarını kapsayan “Sağlığın Geleceği 2017- 2023” adlı 1114 ve 1064 kişiyle yüzyüze görüşme yoluyla yapılan anket sonuçlarına göre; özel sağlık sektöründen beklenti ve hizmet alımındaki önceliklerde, 2015 yılında TSS talebinde % 61 olan istek, 2 yıl sonra % 66’ya yükselmiştir.

TSS Sadece Özel Hastaneleri mi İlgilendiriyor? Kamu ve Üniversite Hastaneleri TSS Kapsamına Giriyor mu?

TSS, özel sigorta şirketleri ile anlaşma yapan özel hastaneler yanında, kamu hastanelerini ve üniversite hastanelerini de kapsamaktadır. Kamu ve üniversite hastanelerinde özel oda farkı, istisnai sağlık hizmetleri, öğretim üyesi farkı gibi hizmetleri de TSS kapsamında ödenmesi mümkün bulunmaktadır. Bunun uygulanması için herhangi bir yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunmamakta olup, özel sigorta şirketleri ile kamu ve üniversite hastanelerinin sözleşme yapması yeterli olacaktır.

TSS, GSS İçin Tehdit midir? Yoksa Alternatif mi?

TSS, GSS için tehdit değil, tam tersine mali sürdürülebilirliği açısından bir güvence oluşturmaktadır. Bireyler sağlık hizmeti talebinde farklı tercih ve beklenti içinde olabilirler. Hiçbir sosyal sigorta sistemi tüm bu Beklentileri karşılama imkanına sahip değildir.

GSS’yi aşan beklentiler durumunda; ya eski SSK sisteminde olduğu gibi, GSS’nin sunduklarını kabul etmeyenlere hiçbir ödeme yapmayarak, prim ödeyenlerin hakkını teslim etmemek ya da GSS’nin ödediği tutarı ödemek suretiyle bireyin haklarını teslim edeceğimiz bir sistem oluşturmak tercihinde bulunmak durumundayız. GSS’nin sunduğu imkanları yeterli bulmayanlara hiçbir ödeme yapmamak, onların GSS dışına çıkma taleplerini meşrulaştıracaktır ki görece varsıl olan bu kişilerin sistemden çıkması GSS’nin kısa vadede aktüeryal dengesinin önemli ölçüde bozulmasına neden olacaktır.

Bu değerlendirmeler ışığında TSS, GSS için ne bir tehdit ne de bir alternatif özelliğini taşımaktadır. Tümüyle GSS’nin sürdürülebilirliği adına anlamlı bir katkı sağlayan ikinci bir sağlık güvencesi sağlayan bir sigorta türüdür. Yani, TSS, GSS için tehdit değil, tam tersi önemli bir fırsattır.

Bir yandan GSS’nin mali riskini paylaşırken, diğer yandan “Sosyal Devlet” ilkesini de dikkate alarak oluşabilecek talepleri bu sisteme yönlendirebilir. Böylelikle, hizmet kalitesi üzerinde fiyat nedeniyle gelişecek baskılarını azaltabilir, hekim ve hastane seçme tercihlerindeki sınırları genişletmiş olur. Ayrıca, ödemeler ön onay (provizyon) sürecine dayalı olarak yapılacağından, ileriye dönük kontrol mekanizmaların özel sektörle birlikte çalışacağından ek yatırım gerektirmeksizin deneyim paylaşımında bulunmuş olur. Aslında gerekleri yerine getirilen bir TSS uygulamasının, GSS’nin de sigortası olduğu söylenebilir.

TSS’nin Kapsamadığı Sağlık Hizmetleri Nelerdir?

TSS’nin neyi kapsayıp, neyi kapsamayacağı, düzenlenen poliçeler kapsamında belirlenmektedir. Bu kapsamda genel olarak 5510 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinde sayılan estetik tedaviler, geleneksel, tamamlayıcı ve alternatif tıp uygulamaları gibi sağlık hizmetleri kapsanmamaktadır. Ayrıca kişinin ilk defa özel sigorta kapsamına alınmasından önce geçirdiği rahatsızlıklar da kapsam dışında tutulmaktadır. Genel olarak kişinin yukarıda sayılan sağlık hizmetleri kapsam dışında olsa da, bu hizmetlerin oluşturacağı prim maliyetlerinin aktüeryal denge gözetilmek kaydıyla poliçe fiyatlarına yansıtılması ile poliçe kapsamına alınmasına engel yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.

Özel Hastaneler TSS’den Memnun mu? Beklentileri Nelerdir?

Bugün itibariyle TSS tümüyle Özel Sağlık Kurumlarında (Özel Hastaneler ve Tıp Merkezleri) geçerli olarak uygulanmaktadır. Özel hastanelerin özel sigorta şirketleri ile esas itibariyle iki türlü sözleşmesi bulunmaktadır. Birisi, özel sağlık sigortalı hastalar için sözleşmeler, diğeri ise TSS için sözleşmelerdir. Özel sigorta sözleşmelerinin temelini TTB fiyat tarifesi çarpanı oluşturur iken, TSS sözleşmelerinin temelini SUT fiyat tarifesinin çarpanı oluşturmaktadır. Başlangıcında her iki sözleşme türünün fiyatları arasında önemli bir fark yok iken, TTB fiyatlarının enflasyona paralel olarak düzenli artış göstermesine rağmen, SUT fiyatlarının sabit kalması nedeniyle özel sigorta fiyatı ile TSS fiyat arasında önemli farklar oluşmaya başlamıştır. Bu nedenle TSS anlaşmalarını iptal eden özel sağlık kurumları hızla artmaktadır. Özel sağlık kurumlarının temel beklentisi, özel sağlık sigorta sözleşme fiyatlarından GSS ödeme tutarı çıkarıldıktan sonra oluşacak optimum fiyatlar ile TSS sözleşmelerinin yapılmasıdır. Bu durum TSS poliçe fiyatlarını bir miktar arttırabilecek olsa bile, TSS sisteminin sürdürülebilirliği adına önemli bir katkı sağlayacaktır.

Özel Sigortalar TSS’den Memnun mu? Beklentileri Nelerdir?

Özel sigorta şirketleri, poliçe sayılarının artmasından memnun olmakla birlikte, her geçen gün özel sağlık kurumlarının TSS ödeme tutarlarını arttırma talepleri ile daha yoğun karşılaşmaktadırlar. Özel hastanelerin önerilerinin karşılanması, poliçe fiyatlarının yükselmesine sebep olacağı bunun da TSS poliçe sayısını azaltacağı öngörüsüyle, poliçe fiyatlarında kayda değer bir artış yapılmamaktadır. Bu döngünün kırılması için TSS’nin kuruluş amacının tekrar hatırlanması ve tarafların makul bir çözümde uzlaşması oldukça önem taşımaktadır. Bu uzlaşıda devletin de sistemin bireysel emeklilik benzeri teşviklerle çözüme katkı sunması

kayda değer bir katkı sağlayacaktır.

Bu kapsamda; Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu, TSS ile ilgili sorunların çözümü için önerilerini 3 ana başlıkta özetlemektedir. Bunlar; sağlık verilerine erişim, MEDULA sistemine erişim ve SUT fiyat uygulamasına ilişkin önerilerdir.

Sağlık verilerine erişim başlığı altında; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 31/B maddesi için değişiklik taslağı hazırlandığı; MEDULA sistemine erişim ile ilgili olarak sigortalıların sağlık kurumlarındaki işlemlerine ait fatura detay bilgilerinin Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) üzerinden sigorta şirketleri ile paylaşılması; SUT uygulamasına ilişkin olarak ise SUT fiyatları ile %200’lük fark ücreti sınırlamasında yapılabilecek değişiklikler vurgulanmaktadır.

Banka Sandıkları Açısından TSS’nin Önemi Nedir?

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun geçici 20 nci maddesi ile kurulan ve halen kapsamda 18 Sandığın olduğu yapıda, toplam 420.020 sigortalı ve hak sahibi bulunmaktadır. Söz konusu sandıklara üye olanlar, SGK’ya değil sandığa prim ödemekte ve sandık aracılığı ile sağlık finansmanı haklarını kullanmaktadırlar. Bu anlamda her birisi bir SGK özelliği taşımaktadır. Bu sandık mensuplarının da TSS kapsamına hizmet sunmaları imkanı bulunmaktadır.

Kamu Politika Yapıcılarının TSS’ye Bakış Açısı Nedir?

TBMM tarafından 2008 yılından kabul edilen 5510 sayılı kanun ile TSS hukuki güvenceye kavuşmuş ve 2013 yılında uygulamaya girmiştir. Bu yönüyle hukuki alt yapı açısından bir sorun bulunmamaktadır. Gerek Sağlık Bakanlığı, gerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, gerekse Hazine ve Maliye Bakanlıkları açısından da TSS’nin geliştirilmesi konusunda farklı bir görüş söz konusu değildir. Diğer taraftan Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu bakımından da TSS’nin yaygınlaşmasına sıcak bakıldığı görülmektedir.

Diğer taraftan özel sigorta şirketlerin temsil eden Türkiye Sigorta Birliği ile Türkiye Özel Emeklilik ve Sigorta Şirketleri Düzenleme ve Denetleme Kurumu da TSS’yi desteklemekte ve yaygınlaşması için çalışmalar yürütülmektedir. Keza özel sağlık sigortalarının vergi teşviki ile ilgili düzenlemeler uzun bir süredir uygulama gelmektedir.

İyi İşleyen Bir TSS Modelİ Önerilerimiz:

Mevzuat Düzenlemeleri Bakımından:

TSS’nin uygulanabilmesi için gerek kanun, gerekse yönetmelik düzeyinde gerekli mevzuat çalışmaları kapsamında diğer bölümlerde de değinildiği üzere;

  • Gelir Vergisi Kanunu’nun 63 ve 89’uncu maddelerine eklenecek özel sağlık sigortaları için ek %5 indirim hakkı tanınması için,
  • Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenecek eş ve çocuklar için yapılan sağlık sigortası prim ödemelerinin SGK matrahına dahil edilmesi,
  • ÖSS ve TSS poliçeleri için E-Nabız vasıtasıyla Medula verisi teyidi,
  • KVKK 6. madde 3. fıkra revizesi ile sağlık verilerinin işlenmesinde özel sigorta sektörüne açık rıza istisnası sağlanması,
  • TSS’nin geliştirilmesi amacıyla bir sigorta şirketinden elde edilen yenileme garantisi hakkının, diğer sigorta şirketlerine de taşınabilmesi uygulamasının yaygınlaşabilmesi, konularında yasal düzenlemeler yapılması önerilmektedir.

TSS Prim Tarifeleri, Poliçe Uygulamaları ve Özel Sağlık Tesisi Özel Sigorta Şirketi Fiyat Sözleşmeleri Bakımından:

Günümüz itibariyle TSS’nin başlangıçta düşük prim özelliği ile piyasaya çıkması ve rekabetin ağırlıklı olarak ucuz prim tarifeleri ile sürdürülmesi, poliçe sayılarının artışına önemli bir etkisi olmuştur. Ancak gelinen noktada TSS’ye esas SUT tutarlarının ve TSS tarafından sağlık hizmet sunucularına ödenen tutarın maliyetleri karşılayacak ölçüde artmaması nedeniyle hizmet sunan sağlık kurumları bakımından, sistemin sürdürülebilirliği adına ciddi risk oluşturmaktadır.

TSS’nin ülke çapında yaygınlaşmasının sadece düşük poliçe fiyatlarıyla sağlanamayacağı, netlik kazanan bir husustur. Esasen bu raporlama ile bu çıkmazın aşılması adına da bir katkı sunması amaçlanmıştır. Kuşkusuz hizmet alan vatandaşın memnuniyetin yüksek tutulması önemlidir. hayal kırıklığına dönüşmeden, ancak sağlık hizmet sunucularının da beklentilerini karşılayacak poliçe fiyatlamalarının yapılması en kritik unsur haline gelmiştir.

Poliçe fiyatlarının belirlenmesinde SUT fiyatlarındaki olası değişimler de etkili olacaktır. Ancak SUT fiyatının maliyetleri karşılayacak şekilde artmadığı durumlarda (Örneğin; 2007-2019 döneminde reel fiyat endeksi 100 iken, SUT fiyatı 26 olarak gerçekleşmiştir. Bir başka deyişle SUT fiyatlarının 4 kat arttırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır) kurgulanacak bu sistemin artan maliyetleri, TSS poliçeleri ile karşılanacak esneklikte kurgulanması uygun olacaktır.

TSS sisteminin toplum yararına, aynı zamanda sigorta şirketlerinin ve sağlık hizmet sunucularının amaçlarını da karşılayacak şekilde sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla Türkiye Sigorta Birliği (TSB), Özel Hastaneler ve Sağlık

Kuruluşları Derneği (OHSAD), Özel Hastaneler Platformu Derneği (ÖHPD), Sigorta ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SDDK), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Üniversite Hastaneleri Birliği Derneği (ÜHBD) gibi kurum ve kuruluşların bulunduğu bir yapının oluşturulması önerilmektedir.

Bu oluşumun, sektör için bir istişare ortamı oluşturması ve sürecin tüm taraflar için amaçlarına hizmet ettiğinin izlenmesinde rol üstlenmesi sağlanmalıdır. Bu uygulama, Hibrit (ÖSS/TSS) poliçeler nedeniyle özel sağlık kurumları arasında oluşacak rekabet eşitsizliğinin de ortadan kaldırılması için fırsat sunacaktır.

Özel Sağlık Kurumları ÖSS Sözleşmeleri İçin, TSS Sözleşmelerinin İmzalanması Zorunluluğu Bakımından:

SUT geri ödeme tutarlarının artmaması, buna bağlı olarak hastaların ödediği fark tutarlarının artmaması sistemin sürdürülebilirliğini zorlamakta iken, bunlara ek olarak yasal bir zorunluluk olmadığı halde TSS poliçe fiyatlarının düşük tutulması sonucu, her geçen gün artan sağlık hizmet maliyetleri karşısında; özel sağlık kurumlarının TSS sözleşmelerini yenilememe eğilimi doğmasına neden olmuştur.

Bu gelişme karşısında, bazı özel sigorta şirketlerinin ÖSS sözleşmelerinin devamlılığının TSS sözleşmelerinin imzalanması şartına bağlı kılma politikaları, özel sağlık kurumlarını bir başka açmazın içine itmiştir. Bu durum ÖSS’nin kalıcılığına ve TSS’nin sağlıklı büyümesine zarar vererek, ÖSS ve TSS sigortacılık

sisteminin tümünün sürdürülebilirliğini riske eder konuma gelmiştir. Bu ikilemin çözülmesinin sektör için oldukça önem arz etmektedir.

Bu kapsamda çözümü gereken bir diğer konuda hibrit poliçe uygulamasının durdurulmasıdır. Bir diğer kritik husus ise yukarıda ifade edilmeye çalışılan SUT artışından bağımsız poliçe fiyatlama modeli önerisinin hayata geçirilmesidir.

Vergi ve Prim Teşvikleri Bakımından:

Ülkemizde 2019 yılı TÜİK Sağlık Harcaması verileri dikkate alındığında; 44.2 milyar TL özel sağlık harcaması söz konusudur. Bu tutar toplam cari (yatırım harcamaları hariç) sağlık harcamasının yüzde 22’sini oluşturmaktadır. Bu tutarın 5.8 milyar TL’si özel sigorta şirketleri eliyle yapılan harcamaları oluştururken, 33.6

milyar TL lik tutarını ise cepten harcamalar oluşturmaktadır. Ülkemizde bireysel emeklilik sisteminde devletin oluşturduğu teşvik sistemleri ile bir fon oluşturmaya çalışılırken, tamamlayıcı sağlık sigortası için cepten sağlık harcamaları hazır bir fon olarak zaten bulunmaktadır.

Ülkelerin sağlık finansman verilerine bakıldığında, tüm ülkelerde farklı oranlarda cepten harcamaların varlığı söz konusudur. Buradaki kritik konu cepten harcamaların oranı olup, ülkemizdeki bu oran OECD ortalamalarına

yakın bir şekilde %17 düzeyinde seyretmektedir. Ancak bu ödemenin yapılması sürecinde sağlık hizmet sunucusu ile vatandaş arasında ilişkinin en sağlıklı bir şekilde yürümesi için, özel sigorta şirketinin vatandaşın nam ve hesabına sistemde var olmasıdır. Bu sayede birey, cepten harcama aşamasında da ikinci bir sağlık güvencesine (ÖSS veya TSS) kavuşmak suretiyle kendini daha güvende hissedecektir. Bu durum politika yapıcılar ve kamu maliyesi açsından da çok daha iyi bir seçenek oluşturmaktadır.

Nitekim bu gerçeklerden hareketle 10. ve 11. Kalkınma Planları kapsamında, TSS’nin desteklenmesi ve teşvik edilmesini hedefi doğrultusunda; bireye ve/veya işverene yönelik olarak vergi ve/veya prim teşviklerinin sağlanması için değişik Bakanlık ve STK’lar tarafından çok önemli çalışmalar yapılmıştır. Artık zaman, bu çalışmaların hayata geçirilmesini gerekli ve hatta zorunlu kılmaktadır.

Bu kapsamda vergi ve/veya prim teşviklerinin;

  • Bu amaca yönelik olarak Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nda gerekli değişikliklerin yapılması,
  • Gelir Vergisi Kanunu 63 ve 89’uncu maddelerine eklenecek özel sağlık sigortaları için ek %5 indirim hakkı getirilmesi,
  • Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda değişiklik yapılarak eş ve çocuklar için yapılan sağlık sigortası prim ödemelerinin SGK matrahına dahil edilmesi,
  • Kamu kurumlarının ve özel sektör kurumlarının çalışanlarına grup poliçeleri alabilmelerine yönelik teşvik ve düzenlemelerin yapılması.

Kamu Maliyesi Bakımından:

ÖSS ve TSS’nin cepten ödemeleri kapsayacak şekilde genişletilmesi ve bu amaca yönelik yukarıda yer verilen önerilerin hayata geçirilmesi ile kamu sağlık harcamalarına ek bir yük getirilmeksizin;

  • Cepten harcamaların sigorta yoluyla ödenmesi suretiyle vergi gelirlerinin arttırılması,
  • Bireyin sağlıklı kalmasında yönelik çabalar sonucu, hızla artan yaşlılık nedeniyle oluşacak sağlık  harcamalarının azaltılması,
  • Vatandaş memnuniyetinin arttırılması, imkanları elde edilmiş olacaktır.
  • Hususlarını kapsayıcı şekilde hazırlanmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Kamu Maliyesi Bakımından:

ÖSS ve TSS’nin cepten ödemeleri kapsayacak şekilde genişletilmesi ve bu amaca yönelik yukarıda yer verilen önerilerin hayata geçirilmesi ile kamu sağlık harcamalarına ek bir yük getirilmeksizin;

  • Cepten harcamaların sigorta yoluyla ödenmesi suretiyle vergi gelirlerinin arttırılması,
  • Bireyin sağlıklı kalmasında yönelik çabalar sonucu, hızla artan yaşlılık nedeniyle oluşacak sağlık harcamalarının azaltılması,
  • Vatandaş memnuniyetinin arttırılması, imkanları elde edilmiş olacaktır.

TSS’nin Topluma Yaygınlaşması Bakımından:

TSS’nin ve ÖSS’nin yaygınlaşması için Devlet Üniversite hastanelerinin de hizmet alım sözleşmelerine dahil edilmesi sağlanmalıdır. Halkın kamu ve özel sağlık sigortası bilincini artıracak, sigortalının güvenini kazanacak, hizmet kalitesini ve devamlılığını önceleyerek ülke çapında toplumsal yaygınlığı artıracak tanıtım faaliyetlerinin ve kamu spotlarının hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

Bu kapsamda Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve/veya Türkiye Sigorta Birliği gibi yapılar tarafından vatandaşın doğru bilgiye ulaşmasının sağlanması, aynı zamanda bu amaca yönelik bilgilendirmelerin bu kurumların gözetiminde olması, haksız rekabeti önlemek adına da katkı sağlayacaktır.

Özel Sağlık Sigortasının Bakımından:

Ülkemizde özel sağlık sigortacılığı 30 yılı aşkın bir süredir gelişerek önemli bir deneyim ve ölçek oluşmuştur. TSS, ÖSS’nin alternatifi olmayıp, TSS ile yapılacak çalışmaların kendi mecrasında yürütülürken, yapılacak kamusal teşviklerin ÖSS’yi e kapsayacak şekilde geliştirilmesi önem arz etmektedir.

TSS Poliçe Kapsamı Bakımından:

TSS’nin yaygınlaşabilmesi açısından, GSS uygulamasında olduğu gibi kişinin ilk defa özel sigorta kapsamına alınmasından önce geçirdiği rahatsızlıkların kapsama alınmasıyla ilgili bir düzenleme getirilmelidir. Bu hizmetlerin oluşturacağı prim maliyetlerinin aktüeryal denge gözetilmek ve belirli limitler konulması kaydıyla

poliçe fiyatlarına yansıtılarak kapsama alınması değerlendirilmelidir.

Sağlık Bakanlığı ve SGK Verilerinin Paylaşımı Bakımından:

TSS ve ÖSS poliçelerinin hazırlanması ve kullanımı aşamasında, e-Nabız ve MEDULA verilerinin SAGMER vasıtasıyla paylaşılması için gerekli kanuni düzenlemelerin yapılması sağlanmalıdır. Bu kapsamda; e-Nabız vasıtasıyla MEDULA verisi teyidi alınması ile buna yönelik olarak KVKK 6. madde 3. Fıkra revizesi ile sağlık verilerinin işlenmesinde sigorta sektörüne açık rıza istisnası getirilmesi uygun olacaktır.

Yaşlı Bakım Sigortası Kurulmasının Sağlık Harcamalarına Etkisi Bakımından:

Ülkemiz, yaşlanma hızı en yüksek ülkeler arasında yer almaktadır. Emeklilik sistemi açısından ciddi bir risk oluşturan bu husus, sosyal güvenlik reformu ile ülkemizdeki ortalama yaşam süresinin artışına uyumlu bir şekilde emeklilik yaşının arttırılması ile çözümlenmeye çalışılmıştır. Ancak yaşlılığın getirdiği bir diğer önemli risk de bakım ihtiyacının karşılanmasıdır. Ülkemizde 2021-2023 dönemi Orta Vadeli Plan’da konuyla ilgili çalışmaların başlatılması önemli bir gelişme olarak görülmektedir. Konunun sağlık sigortacılığı ve sağlık hizmet sunumu bakımından önemi ise, yaşlılık dönemi bakım ihtiyacının sağlık tesisleri tarafından karşılanması olgusudur. Kurulacak yaşlı bakım sigortası modeli, yaşlıların sağlık tesislerinde karşılanması gerekmeyen bakım ihtiyaçlarının çok daha uygun fiyatlar ile bakım sigortası tarafından sağlanmasına fırsat verecektir.

Merhaba 2022

72px

Pandemi ve ekonomik krizin gölgesinde girdiğimiz yeni yılın herkes için daha sağlıklı, mutlu ve başarılarla dolu geçmesini diliyorum. Bu naif dileklerin altyapısını TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın yeni yıl mesajında görmek mümkün: “Özgür, demokratik, eşitsizliklerden arınmış, savaşlara yer olmayan, mesleğimizin değerini yeniden kazandığımız yeni bir dünyanın içinde yerimizi almayı diliyoruz.”

TTB, pandemi süreci boyunca halk sağlığını önceleyen sorumlu ve şeffaf politikasıyla bilinç ve bilgi düzeyimizi yükseltti.

Tıp Eğitiminin Niteliği

2022’nin bu ilk sayısında tıp eğitiminde akreditayonun önemine işaret eden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi ve TEPDAD (Mezuniyet Öncesi Tıp Eğitiminde Eş Yetkilendirme Akreditasyon) Başkanı Prof. Dr. İskender Sayek’i sayfalarımıza taşıdık. Sayek, akredatasyona neden gerek olduğunu şu sözlerle ifade etti:

“Tıp eğitiminin niteliğini tanımlayan standartların olmaması, tıp fakülteleri arasında önemli farklar olması, çok sayıda niteliği bilinmeyen fakültesi açılması, evrensel olarak akreditasyonun önem ve popülarite kazanması nedeniyle akreditasyon süreci gerekli.

Akreditasyonunu hatırlattığı en önemli şey, tıp eğitiminin fildişi kulesinden inip toplum içinde yani gerçek dünyada tıp eğitiminin yeniden tasarımıdır. Ancak o zaman sağlıklı bir toplum yaratabileceğiz.”

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Raporu

Özel hastaneler Platformunun her sene düzenlediği sağlık zirvesi bu sene 10. Kez hibrit yapıldı. Sağlık Bakanlığı ile yüz yüze görüşme ve tartışma imkanı elde eden özel hastane yöneticileri, sorunlarını ve çözüm önerilerini sıraladılar. Görünen o ki kamu tarafında da olumlu karşılanan tamamlayıcı sağlık sigortasına ilişkin hazırlanan raporu okuyabilirsiniz. Özel hastanelerin istihdam, branş hizmetleri, ruhsatlandırma ve yoğun bakıma ilişkin talepleri yinelendi.

Kamudan İstifalar Arttı

Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Ahmet Tekin; son bir yılda kamudan istifalar arttığı için hizmet sunumunda ciddi oranda zorlandıklarını ifade ederek, “Kamudaki hekim arkadaşlarımız özel sektöre girdiği için bazı branşlarda hizmette zorlanıyoruz” diye konuştu.

Öte yandan Tekin, hastanelerin taşınmalarını ve birleşmelerini teşvik etmek istediklerini vurguladı. Küçük hastanelerde nitelikli sağlık hizmeti sunulamadığını belirten Tekin, “Nielikli sağlık hizmetinin sunulması için branş farklılığının olması, hekim sayısının fazla olması gerekiyor. O nedenle taşınmaları, birleşmeleri teşvik etmek gerekiyor; artık böyle gidilmeli… Bu hem sektörün önünü açacaktır hem de hekimlerin hem de nitelikli yatak kullanma döngüsünü hızlandıracaktır. Kendi içinizde büyüme potansiyeliniz var ve ben bu yoldan gitmenizin daha avantajlı olacağını düşünüyorum” dedi.

Özel Sektörden Memnuniyet Azaldı

Aynı programda yer alan Türkiye Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği Başkanı Dr. Reşat Bahat, özel hastanelerin durumunu şu sözlerle ifade etti:

“Biz SGK ile sözleşme yaptığımız zaman özel sektörden memnuniyet %80 oranındaydı. Ama geçen yılın verisine göre özel sektördan memnun niyet %54. Biz işimizi daha iyi yapıyoruz ama vatandaştan daha fazla para alıyoruz; iki yüze yakın ülkeden hasta getirtiyoruz, getirtiyoruz ama vatandaş kullanmak yerine artık hastaneleri seyretmeye başladı çünkü ayakta kalmak zorundayız.”

Salgından Korunmada Sadece Aşı Yetersiz

Omikron varyantının yükselişe geçtiği bugünlerde; Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) önemli hatırlatmada bulunarak şunları kaydetti:

COVID-19 aşılamaları konusunda son 1 yılda elde edilen bilimsel veriler, salgının tek başına aşılarla kontrol altına alınmasının mümkün olmadığını ve hızlı yapılan aşılamalara ek olarak sosyal mesafelenme, kalabalıkların azaltılması gibi farmasötik olmayan önlemlerin alınmasının zorunlu olduğunu açıkça göstermiştir. Bu durum, önceki varyantlardan çok daha bulaşıcı olan omikron için de geçerlidir ve ek dozları yapılsa bile salgının kontrol altında tutulabilmesinde aşılamanın tek başına yeterli olmayacağı, hareketliliği azaltıcı önlemlere de acilen gereksinim olduğu bilinmektedir. Bu nedenle toplum önümüzdeki tehdit karşısında şeffaf bir şekilde bilgilendirilmeli ve bütün olanaklar seferber edilerek önlemler planlı bir şekilde devreye sokulmalıdır.”

Keyifli okumalar dileğiyle