Türkiye’de yaklaşık 800 bin Atriyal Fibrilasyon Hastası Var!

Atriyal Fibrilasyon Nedir?

Atriyal Fibrilasyon (AF) bir kalp ritim bozukluğudur ve en yaygın inme nedenlerinden biridir. AF ölümcül komplikasyonların riskini artıran bir hastalıktır. AF kalp yetmezliğinde beş kat, kardivasküler kaynaklı ölümlerde iki kat artışa sebep olurken, inme vakalarının riskini de iki katından fazla artırmaktadır. Bugün ülkemizde 800.000 atriyal fibrilasyon hastası olduğu tahmin edilmektedir. Atriyal fibrilasyon geleneksel ilaç tedavilerinin yanı sıra yenilikçi yöntemlerle de tedavi edilebilmektedir.

Johnson & Johnson’dan Farkındalık Etkinlikleri

18-24 Kasım tarihleri tüm dünyada Atriyal Fibrilasyon Farkındalık Haftası olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede Johnson & Johnson Medikal Cihazlar Türkiye, bu yıl İstanbul Maratonu süresince atriyal fibrilasyon konusuna dikkat çeken etkinlikler düzenledi. Maraton haftası süresinde İstanbul içindeki toplu taşıma araçlarında yer alan 8.000 ekrandan atriyal fibrilasyona dikkat çeken film yayımlandı.

Johnson & Johnson tarafından maraton fuarında dağıtılan broşürlerle 40.000 katılımcı atriyal fibrilasyon ve nabız ölçümü konusunda bilgilendirildi.

5. Tıbbi Tedarik Kongresi 11 Aralık 2019’da Ankara’da Başlıyor!

Tıbbi tedarik zincirinin tüm taraflarının ortak geleceğinin konuşulacağı Tıbbi Tedarik Kongresi, 5. kez 11-13 Aralık 2019 tarihleri arasında Ankara Eliz Otel ve Kongre Merkezinde yapılacak.Tıbbi tedarik yönetimiyle ilgili sorunlar, yeni teknolojiler ve başarılı uygulamaların gündeme taşınacağı ve Sağlık Bakanlığı, üniversiteler, özel sağlık kuruluşları ve tıbbi tedarik sektörünün önemli sivil toplum kuruluşlarının destek ve katılımlarıyla düzenlenen 5. Tıbbi Tedarik Kongresinde bu yıl, İKMİB gibi ihracatçı birliği de yer alacak.

Tema: Sağlıkta Ortak Gelecek

Tıbbi tedarik yönetimiyle ilgili tüm tarafları bir araya getirecek Kongrede “Sağlıkta Ortak Gelecek” başlığı altında Ar-Ge ve üretim kapasitesinin geliştirilmesi, sağlık endüstrisinde yerelleşme ve millileşme, ihracat kapasitesinin geliştirilmesi ve globalleşme, ödeme sürelerinin hizmete yansımaları, değer bazlı tedarik ve tedarik paylaşım platformu Sağlık Market konularının gündeme gelecek ve ilaç ve tıbbi sarf malzemelerde kullanım alışkanlıklarının bir değerlendirmesi yapılacak. Kongrenin konuşmacıları arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Bakan Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, T.C. Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Dr. Abdulvahit Sözüer, TİTCK Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz, KHGM Genel Müdürü Prof. Dr. Hilmi Ataseven ve SGK Başkanı Dr. Mehmet Selim Bağlı gibi tedarik sektöründe önemli isimler yer alacak.

Sektörün Problemleri ve Çözümler Masaya Yatırılacak

Tıbbi tedarik yönetimiyle ilgili sorunları tartışmak, yeni teknolojileri takip etmek ve başarılı uygulamaları paylaşmak amacıyla sektörün tüm bileşenlerinin biraraya geleceği Kongrede Sağlık Bakanlığı ve tıbbi tedarik vizyonu (alternatif fiyatlama modelleri), ulusal bütçe ve sürdürülebilir sağlık hizmet sunumu, üniversite hastanelerinin tedarik sorunları ve geleceği konuları masaya yatırılacak ve alternatif satın alma yöntemlerinin bir karşılaştırılması yapılacak.

3 Önemli Çalıştay

Birbirinden etkili panelleri ile üç gün boyunca sektörün nabzını tutacak olan kongre “İKMİB Medikal”, “TÜSEB Sektör Buluşması” ve “Sağlık Kümelenmelerinin Endüstrinin Geleceğindeki Rolü ve Önemi” olmak üzere üç önemli çalıştaya ev sahipliği yapacak. Ekspoturk tarafından organize edilen Kongre, Sağlık Endüstrisi Platformundan Tüm Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi Dernekler Federasyonu (TÜMDEF), Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası (SEİS), Araştırmacı Tıp Teknolojileri Üreticileri Derneği (ARTED), Sağlık Gereçleri Üreticileri ve Temsilcileri Derneği (SADER), İVEK, Üniversite Hastaneler Birliği (ÜHB), İKMİB ve Medikal Kümelenmeler Platformu işbirliğiyle gerçekleşecek.

Kişi Başı Sağlık Harcaması 2.030 TL!

Sağlık harcamaları, 2018 yılında %17,5 oranında artarak 165 milyar 234 milyon TL’ye ulaştı. Cari sağlık harcamasının toplam sağlık harcaması içindeki payı, 2017 yılında %93,1 iken, 2018 yılında %93,8 oldu.

Sağlık harcamaları gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) %4,4’ünü oluşturdu
Toplam sağlık harcamasının GSYH’ye oranı, 2018 yılında %4,4 oldu. Genel devlet sağlık harcamasının GSYH’ye oranı ise, %3,4 olarak gerçekleşti. 

Sağlık harcamalarının %77,5’i genel devlet bütçesinden karşılandı
Genel devlet sağlık harcamasının toplam sağlık harcaması içindeki payı, 2017 yılında %78 iken, 2018 yılında %77,5 olarak gerçekleşti.

Cepten Sağlık Harcaması Yüzde 20 Arttı
Hanehalkları tarafından tedavi, ilaç vb. amaçlı yapılan cepten sağlık harcamaları, 2018 yılında %19,4 artarak 28 milyar 655 milyon TL oldu. Hanehalkları tarafından cepten yapılan sağlık harcamalarının toplam sağlık harcaması içindeki payı, 2018 yılında %17,3 olarak gerçekleşti.

Kişi başı sağlık harcaması 2.030 TL olarak gerçekleşti
Kişi başı sağlık harcaması, 2017 yılında 1.751 TL iken, 2018 yılında %15,9 artarak 2.030 TL’ye yükseldi. Kişi başı sağlık harcaması ABD Doları ($) bazında değerlendirildiğinde ise, 2017 yılında 480 $ iken, 2018 yılında 430 $ olarak hesaplandı.

TÜİK’ten Açıklamalar

Sağlık harcamaları konusunda veri derleme ve analiz çalışmaları, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü tarafından geliştirilen Sağlık Hesapları Sistemi metodolojisine uygun olarak, ülke genelinde ilk kez Sağlık Bakanlığı tarafından, 1999-2000 yılları için uygulanan “Ulusal Sağlık Hesapları” projesi ile gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamdaki çalışmalar, takip eden yıllarda Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yürütülmüştür. En son 2017 yılına ait Sağlık Harcamaları İstatistikleri Haber Bülteni 15 Kasım 2018 tarihinde yayımlanmıştır. Bu haber bülteni ile, 2018 yılına ait sağlık harcamaları istatistiklerinin yanı sıra, karşılaştırmalı temel göstergeler de sunulmaktadır.

KULLANILAN VERİ KAYNAKLARI:

  1. Genel Devlet Sağlık Harcamaları İçin:
     Genel ve Özel Bütçeli Kuruluşların sağlık harcamaları için, Hazine ve Maliye Bakanlığından alınan Bütçe Hesap Sonuçları kullanılmıştır.
     Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) sağlık harcamaları, nakit bazlı değerler esas alınmak suretiyle Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığından ve SGK’dan alınmıştır.
     Yerel yönetimlerin (Belediyeler, İl Özel İdareleri, vb.) sağlık harcamaları için, Bütçe Hesap Sonuçları kullanılmıştır.
  2. Özel Sektör Sağlık Harcamaları İçin:
     Hanehalkları tarafından yapılan cepten sağlık harcamaları, TÜİK tarafından uygulanan Hanehalkı Bütçe Anketi sonuçlarına dayalı olarak tahmin edilmiştir.
     Özel sigorta şirketlerinin sağlık harcamaları, Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği tarafından anket yoluyla derlenmiştir.
     Özel sektör “Diğer” sağlık harcamalarında, hanehalklarına hizmet eden kar amacı gütmeyen kuruluşların ve diğer işletmelerin yaptığı sağlık harcamaları kapsanmıştır. İstatistiksel tahmin sürecinde, ulusal hesaplardaki özel sektör sağlık hizmetlerinin üretim değerinden yararlanılmıştır.
  3. Yatırım Harcamaları İçin:
     Genel ve Özel Bütçeli Kuruluşların yatırım harcamaları için, Hazine ve Maliye Bakanlığından alınan Bütçe Hesap Sonuçları ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının verileri kullanılmıştır.
     Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) yatırım harcamaları, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığından alınmıştır.
     Yerel yönetimlerin (Belediyeler, İl Özel İdareleri, vb.) yatırım harcamaları için, Bütçe Hesap Sonuçları ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının verileri kullanılmıştır.

Stryker İstanbul’da Yeni Ofisini Açtı

Tıbbi teknoloji şirketi Stryker, son teknoloji Stryker inovasyonlarını sunmak için İstanbul’da yeni bir ofis açtı. Sancaktepe’de açılışı gerçekleştirilen Stryker’ın yeni tesisinde, operasyon ve teknik servis olarak kullanılacak alan haricinde, ofis ve sağlık profesyonellerinin kullanımı için geliştirilen en son teknoloji ile üretilen ürünlere yönelik teorik ve pratik eğitimlerin eş zamanlı verilebileceği alanlar da mevcut.

İlk kez 2015 yılında Kayseri’de hastane yatakları üreten Muka Metal’i satın alarak Türkiye’ye yatırım yapan Stryker, bu yeni merkez ofisi ile Türkiye’deki yatırımlarını artırarak sağlık hizmetlerine kattığı değerin yanı sıra Türkiye ekonomisine de değer katmaya devam edecek.

Stryker’ın Sancaktepe’de hizmete soktuğu yeni tesis ve merkez ofisin açılış törenine T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Arda Ermut ve Amerika Birleşik Devletleri İstanbul Başkonsolosu Daria Darnell katıldı.

7 binden fazla patent & 862 milyon dolarlık Ar-Ge bütçesi

Ali Aksoy

Açılışta konuşan Stryker Türkiye Ülke Müdürü Ali Aksoy, “80 yıllık geçmişi ile Stryker, öncü medikal teknoloji firmalarından bir tanesi. Stryker, medikal teknolojinin pek çok alanında sağlığa değer katan çözümler üretmeye ve geliştirmeye devam ediyor. Dünyada 7 binden fazla patent sahibi ve 862 milyon dolarlık Ar-Ge bütçesi ile katma değerli sağlık hizmeti için çözümler üreten bir şirket olarak Türkiye’ye yaptığımız doğrudan yatırım ile burada olmaktan mutluluk duyuyoruz. Türkiye, gün geçtikçe gelişen ekonomik gücü ve özellikle Sağlık Bakanlığının sağlık alanında bir atılım hamlesi olan Şehir Hastaneleri projelerinin başarısıyla birlikte önemli bir sağlık üssü olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bu hastane yapıları ile birlikte ülkemiz sağlık turizminin de merkezi olacak kapasitede. Stryker olarak, yüksek kaliteli, en son teknolojilerimizin yanı sıra sağlık profesyonelleri için hazırladığımız medikal eğitimlerimizin de desteğiyle Türkiye’nin sağlık alanındaki gelişimine katkıda bulunacağımızdan eminiz.”

Stryker 2011 yılında Türkiye pazarına girdi

Açılışa katılarak konuşma yapan T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Arda Ermut, “Mevcut yatırımcılarımızın genişleme türü yatırımları en az ülkemize gelen sıfırdan yatırımlar kadar ön plana çıkıyor. Çünkü mevcut yatırımcılarımız ülkemizi tanıyan, güvenen ve uzun vadeli potansiyeline inanan şirketler. Dolayısıyla, 2011 yılında Türkiye pazarına giren ve bugün itibarıyla 70’ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren Stryker’ın yeni ofis açılışı bizim için büyük anlam taşıyor. Tüm Stryker ekibine şükranlarımı sunuyorum. Doğrudan yatırımlar anlamında küresel pazarın daraldığı ve rekabetin giderek arttığı bir ortamda yatırım ortamının çekiciliğini artırmaya yönelik çalışmalar daha da önem kazanıyor. Türkiye bu anlamda bir başarı daha elde ederek Dünya Bankası 2020 Yılı İş Yapma Kolaylığı Endeksi’nde 10 basamak birden yükselerek 33. sıraya yerleşmiştir. Bu da Türkiye’nin yatırım ortamındaki iyileşmelerin bir sonucu olması bakımından çok önemli bir gelişmedir”

Sağlık ekosistemi için önemli bir yatırım

A.B.D. Başkonsolosu Daria Darnell, A.B.D. ve Türkiye’nin ortak ticaret hacimlerini arttırmayı hedeflediklerini ve hem sağlık profesyonellerinin hem de hastaların faydasına olacak çalışmalar için sağlık sektöründe iş birlikleri yapıldığını belirtti. Stryker gibi şirketlerin yaptığı yatırımların bu çalışmalar için büyük önem taşıdığını ekledi.

Tüm Boyutlarıyla Türkiye Sağlık Politikaları Raporu!

Dr. Mehmet Altuğ

Özel Hastaneler Platformu, Türkiye sağlık sistemine ilişkin görüş ve önerilerden oluşan bir rapor yayımladı.

Raporda sağlık politikaları, finansmanı, insan gücü, mevzuat, medikal endüstri, uluslararası boyut, aile hekimliği ve sağlıklı yaşam politika ve uygulamaları detaylarıyla tartışıldı.

Özel Hastaneler Platformu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mehmet Altuğ, sağlık sektöründe yaşanan gelişmelerin kalıcı ve daha etkili olabilmesi için kapsamlı bir rapor hazırladıklarını belirterek sistemdeki aksaklıkların düzeltilmesini hedeflediklerini ifade etti.

Raporda geçen tespitler ve öneriler şöyle:

Sağlıklı Yaşam ve Koruyucu Sağlık Hizmetlerinde Özel’in Rolü:

Tespit: 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 3 ncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ilgili Bakanlığın muvafakatını alarak, kamu ve özel bütün sağlık kurum ve kuruluşlarına koruyucu sağlık hizmeti görevi verir ve bu kurum ve kuruluşların bütün sağlık hizmetlerini denetler.” hükmü gereği özel sağlık kurumlarının da koruyucu sağlık hizmeti verme yetkisi bulunmaktadır. Ayrıca 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki “a) Kişilerin hastalanmalarına bakılmaksızın kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile insan sağlığına zararlı madde bağımlılığını önlemeye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri.” hükmü gereğince SGK tarafından koruyucu sağlık hizmetlerinin 73 üncü madde hükümleri çerçevesinde özel sağlık kurumlarından da hizmet satın alınması mümkün bulunmaktadır.

Öneri: Yukarıdaki Kanun hükümlerinin de verdiği imkân ve yetkilerden hareketle ülke genelinde yaygın özel hastane, tıp merkezi ve polikliniklerden koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında hizmet alınması mümkün bulunmaktadır. Bu kapsamda; sigara bırakma, madde bağımlılığı, obezite, çocukluk dönemi aşılamaları, gebelik sürecinin izlenmesi, meme ve göz taraması v.d. kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin sunulmasında özel sağlık kurumlarının da kapsama alınması önerilmektedir.

Aile Hekimliği Uygulamasında Özel’in Rolü

Tespit: Aile Hekimliği uygulaması ülkemizde 2005 yılından itibaren kademeli olarak 2010 yılında tüm yurtta uygulanmaya başlamış, ancak vatandaşın öncelediği bir sağlık hizmeti aşamasına henüz gelememiştir.

Öneri: Aile Hekimliği görev ve yetkisinin Vakıf Üniversitelerinde olduğu gibi özel sağlık kurumlarına da verilerek sistemin etkinliğinin arttırılması değerlendirilebilir. Ayrıca Aile Hekiminin tetkik ve laboratuar hizmetlerini özel sağlık kurumlarından alınması sağlanabilir.

SAĞLIK HİZMETİ SUNUMU POLİTİKA VE UYGULAMALARINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

Yatırım Planlaması

Tespit: T.C. Anayasasının 56 ncı maddesi Devlete, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 3 ncü maddesi ise Sağlık Bakanlığına kamu ve özel sağlık kurumlarını “yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde” planlanmasına yetki vermektedir. Söz konusu yetki ilk defa 15.2.2008 tarihinde sadece özel sağlık kurumlarını kapsayacak şekilde kullanılmaya başlanmış ve bugüne kadar da bu şekilde uygulana gelmiştir.

Öneri: Planlama’nın Anayasa ve Yasa’da düzenlendiği şekliyle kamu (Sağlık Bakanlığı ve Devlet Üniversitesi), Vakıf Üniversitesi ve özel sağlık kurumlarını kapsayacak şekilde uygulanması sağlanmalıdır. Ayrıca planlamanın il bazında, en az gelecek 5 yılı kapsayacak şekilde ilan edilerek kamuya duyurulması sağlanmalıdır.

Sağlık Bakanlığı Hastaneleri Rol ve Sorumlulukları

Tespit: T.C. Anayasasının 56 ncı maddesi “Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.” hükmünü içermekte olup, Anayasa’mıza göre sağlık hizmeti sunumunun bizzat Devletin işlettiği sağlık tesisleri tarafından yerine getirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Ülkemiz uygulamasında Sağlık Bakanlığı yasal düzeyde TBMM ve Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılan regülasyonları uygulama, kanunla ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile verilen konularda alt regülasyonlar yapma yetkisine sahip bulunmaktadır. Aynı zamanda bizzat sağlık hizmeti sunmaktadır. Bu durum Devlet ve Vakıf Üniversiteleri ile özel sağlık kurumlarının aleyhine sonuçlar doğurmaktadır. 663 sayılı KHK ile Sağlık Bakanlığının “kürek çeken değil, dümen tutan Bakanlık” olarak konumlandırılması amacıyla bağlı kuruluş olarak kurulan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu uygulamasından kısa süre içinde vazgeçilerek, doğrudan sağlık tesisi işletmeciliğine geri dönmüştür. Anayasamız gereği Devletin sağlık hizmeti sunması bir zorunluluk olmayıp tercih olduğu dikkate alındığında, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeli ile sağlık hizmet sunumunun destek süreçlerini kapsayan bölümleri ile radyoloji, laboratuar ve fizik tedavi-rehabilitasyon uygulamalarının özel girişimciler eliyle yürütülmesi konusunda önemli bir aşama kaydedilmiştir.

Öneri: KÖİ modelinin uygulanmasından elde edilen deneyimler ve özel sağlık kurumlarının sağlık hizmeti sunumunda sağladığı başarı dikkate alınarak; KÖİ modeliyle işletilen Şehir Hastanelerinin tıbbi hizmetler de dahil olmak üzere tüm işletmesinin, Sağlık Bakanlığı nam ve hesabına özel girişimciler eliyle yürütülmesi konusunda gerekli teknik ve yasal çalışmaların yürütülmesi önerilmektedir.

Devlet Üniversite Hastaneleri Rol ve Sorumlulukları

Tespit: Ülkemizin Dünyada nitelikli sağlık hizmeti sunumunda saygın bir yere sahip olmasının önemli nedenlerinden birisi de Üniversite Tıp Fakültelerinden ve Hastanelerinden yetişen nitelikli hekim kadromuzdur. Devlet Üniversite hastaneleri hukuken yükseköğretim kurumu statüsünde “Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi” olarak faaliyet sürdürmektedir. Bu durum Üniversite hastanelerinin işletmeciliğini zorlaştırmaktadır.

Öneri 1: Devlet Üniversite Hastanelerinin işletmecilik ilkelerine göre yönetilebilmesi için Kanunla Üniversite hastanesi tanımı yapılması ve yönetim modelinin işletmecilik ilkelerine göre belirlenmesi sağlanmalıdır.

Öneri 2: Devlet Üniversite hastanelerinde görev yapan deneyimli öğretim üyesi kadrosundan özel sağlık kurumlarının da yararlanabilmesi için Kurumsal sözleşmeye dayalı olarak çalışma modelinin esnetilmesi sağlanmalıdır. Öğretim üyesine ödenecek döner sermaye payının belirlenmesinde hizmet sunumunda üniversite kaynaklarının kullanılmadığı dikkate alınarak 2547 sayılı Kanunun 58 inci maddesindeki üst sınır olan %85 oranının uygulanması sağlanmalıdır.

Vakıf Üniversite Hastaneleri Rol ve Sorumlulukları

Tespit: Vakıf Üniversiteleri, eğitim ve öğretim bakımından Devlet Üniversiteleri ile aynı statüde hizmet sunan, kamu tüzelkişiliğine haiz yükseköğretim kurumlarıdır. Tıp eğitimi amacıyla kurulan Tıp Fakültesi ve diğer sağlık bilimi lisansiyerlerinin uygulamalı eğitim ihtiyacını karşılamak üzere kurulan Vakıf Üniversitesi hastaneleri 15.2.2008 tarihinde özel sağlık kurumları için getirilen yatırım planlaması sonrası sayılarında önemli bir artış meydana gelmiştir.

Öneri: Vakıf üniversitelerinin de kamu sağlık tesisleri ile birlikte planlama çerçevesinde aynı kurallara tabi tutularak hizmet sunması sağlanmalıdır.

Özel Hastanelerin Rol ve Sorumlulukları

Tespit: T.C. Anayasasında yer verildiği üzere, Devlet özel sağlık kurumları eliyle de sağlık hizmeti sunumunu gerçekleştirebilecek durumdadır. 24.5.1933 tarihli ve 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu ile özel hastaneler gerekli yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bugün ülkemizin dünyanın birçok ülkesinden sağlık turizmi kapsamında sağladığı hasta ve elde edilen deneyim özel hastane işletmeciliğinde kazanımların önemini ortaya koymaktadır.

Öneri: Hususi Hastaneler Kanunu’nun günümüz ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeniden ele alınarak sadece özel hastaneleri değil, kamu ve üniversite hastanelerini de kapsayacak şekilde “Hastaneler Kanunu” çıkarılmalıdır.

Ayakta Teşhis ve Tedavi Hizmeti Sunan Sağlık Kurumları (Tıp Merkezleri ve Poliklinikler)

Tespit: Ülkemizde 2017 yılı itibariyle 696 Tıp Merkezi ve 335 Poliklinik yurt genelinde hizmet sunmaktadır. Söz konusu yapılar, ülkemizde sağlık hizmetinin yurt sathına yayılmasında önemli işlevler üstlenmektedirler.

Öneri: Tıp Merkezlerinin A, B ve C grubuna ayrılması sonrası, A grubuna geçmek isteyen kurumlardan özellikle fiziki şartları sağlamakta zorlanan sağlık kurumları için gerekli kolaylıklar sağlanmalıdır.

Sağlık Hizmet Sunumunda Yerel Yönetimler

Tespit: Gerek 5216 sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu 7 nci maddesi, gerekse 5393 sayılı Belediyeler Kanunu 14 üncü maddesi kapsamında Belediyelerin sağlık hizmeti sunma yetkisi bulunmaktadır.

Öneri: Diğer kamu sağlık tesisleri yatırımlarında önerdiğimiz gibi Belediyeler tarafından açılacak sağlık tesisleri de planlama hükümlerine tabi olmalıdır. Belediyelerin hizmet sunumunu bizzat kendisinin yapması yanında, bu hizmeti özel sağlık işletmelerine gördürmesi de bir seçenek olarak dikkate alınmalıdır.

Sağlık Hizmet Sunumunda Basamaklandırma

Tespit: Sağlık Hizmet sunucularının 5510 sayılı Kanunun 70 nci maddesi gereği birinci, ikinci ve üçüncü basamak olarak sınıflandırma yetkisi Sağlık Bakanlığı’na verilmiştir. Bakanlık tarafından yapılan sınıflandırmaya uygun olarak SGK tarafından ödeme yöntemleri belirlenmektedir.

Öneri 1: Sağlık hizmet sunucularının sınıflandırılmasında sağlık hizmet sunucusunun hekim ve diğer sağlık insan gücü kapasitesi, faaliyet gösterdiği branşlar, fiziki kapasite, teknoloji düzeyi ve sağlık hizmeti çıktıları dikkate alınarak belirlenmeli, özel hastanelerin de kriterlere uyması halinde 3 üncü basamak olmasına imkân tanınmalıdır.

Öneri 2: 2019/10 sayılı Basamaklandırma Genelgesi ile Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile Devlet Üniversite hastanelerinin, herhangi bir kritere tabi tutulmaksızın doğrudan 3 üncü Basamak sağlık kurumu olarak tanımlanması, buradan hizmet alan vatandaşların aranacak kriterler nedeniyle korunan haklarının yeterince önemsenmediği sonucunu doğurmaktadır. Sağlık hizmet sunucusunun mülkiyetine bakılmadan basamaklandırma kriterlerine tabi olması sağlanmalıdır.

Öneri 3: Vakıf üniversite hastanelerinin 1219 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi ile tanımlanan çalışma modellerine uygun olarak, özel sağlık kurumu gibi Basamaklandırma kurallarına tabi tutulması sağlanmalıdır.

Öneri 4: Özel dal hastanelerinin mevcut Genelge ile 3 üncü Basamak olmaları mümkün değildir. Mükemmeliyet Merkezleri yaklaşımın yaygınlaştığı bir dönemde özel dal hastanelerinin birikimlerinin dikkate alınmaması kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Branş bazlı 3 Basamak olma hakkının tanımlanması sağlanmalıdır.

Öneri 5: Özel sağlık kurumlarının 3 üncü Basamak olmalarını teşvik edecek; branş ilavesi, uzman hekim kadrosu tahsisi, merkez ve ünite açma hakkı verilmesi, yatak ilavesi benzeri uygulamalar getirilmelidir

Sağlık Hizmet Sunumunda Sevk Zinciri

Tespit: Sağlık hizmet sunumunda sevk zinciri uygulaması 5510 sayılı Kanunun 70 inci maddesi ile tanımlanmıştır. Sevk zinciri uygulaması özellikle 2 nci ve 3 üncü basamakta uzmanlık isteyen alanlarda hizmet alan hastalara daha fazla zaman ayrılarak tıbbi hizmet kalitesinin arttırılması için önemli bir fırsat olarak görülmelidir. Bu amaçtan uzaklaşılarak salt sağlık harcamalarından tasarruf amacına yönelik ele alınan sevk zinciri yaklaşımı, 2nci ve 3 ncü basamak hizmet sunumunu riske edecektir.

Öneri: Aile Hekimliği uygulamasının hekim başına vatandaş sayısının 2500’ün altında düşürüldüğü illerden başlamak ve kişileri zorlamaksızın teşvik edici bir anlayışla uygulamaya konulması, uygulamanın kalıcılığı açısından önem taşımaktadır. Bu amaca yönelik olarak aile hekimliğinden sevkli gelen kişilerden katılım payı almayarak ya da daha düşük almak suretiyle sevk zincirinin hayata geçirilmesi önerilmektedir. Bu sayede uzman hekimlerin hastaya daha fazla zaman ayırarak tanı ve tedavide etkinlik sağlanabilecektir.

Bu nedenle sevk zinciri ile elde edilecek mali kazanım tutarında, 2 nci ve 3 ncü basamak hizmet sunucuların geri ödeme fiyatlarına artış yapılarak uygulaması önem arz etmektedir. Uygulamanın temel kazanımı; sağlıklı toplum ve bireyler yanında, mali olarak işletme giderleri ile tetkik ve ilaç giderlerinde sağlanacak tasarruf olacaktır. Uygulamada 1 nci Basamak’tan 2 nci Basamağa yapılan teşvik edici sevk uygulamasının, 2 nci Basamaktan 3 ncü Basamağa da uygulanması gündeme alınmalıdır.

Evde Sağlık Hizmetleri

Tespit: Sağlık hizmetlerinin teknolojik gelişmelerle birlikte mobilize olması, evde sağlık hizmeti sunumunun yaygınlaşmasını daha da kolaylaştırmaktadır. Evde sağlık uygulaması bugüne kadar kamu ya da özel sağlık kurumları tarafından sunulmakla birlikte, geri ödeme bakımından sadece kamu sağlık tesislerine bu hak tanınmış bulunmaktadır.

Öneri: Evde sağlık uygulamalarının özel sağlık kurumları tarafından da sunulduğu dikkate alınarak özel sağlık kurumlarından da hizmet alınması (kamu reel maliyetlerinden düşük olmamak üzere) sağlanmalıdır. Özellikle kanser ve kronik hastalıklarda ortaya çıkan artış dikkate alındığında SGK tarafından sadece kamu sağlık hizmet sunucularında yapılan palyatif bakım ödemlerinin özel sağlık kurumlarının da dahil edilmesi önerilmektedir.

Palyatif Bakım Hizmetleri

Tespit: Dünya’da ve ülkemizde kronik hastalıklarda ve özellikle kanser vakalarındaki artış nedeniyle hastanelerde verilen palyatif bakım hizmetleri, yaşamlarının son evresinde yaşayan hastaların nitelikli hasta yataklarını işgal ederek yüksek maliyetlere yol açılmakta aynı zamanda bakım maliyetlerini arttırmaktadır.

Öneri: Palyatif bakım merkezlerinin, şartlarının hastaların son dönemlerini aileleriyle birlikte geçirebileceği ve manevi terapi şartlarının da sağlandığı bir anlayış ile hastaneye bağlı olarak, farklı binada ya da hastane ile aynı ve/veya bitişik parselde açılmasına izin verilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca bu merkezlerin kemoterapi gibi günübirlik işlem uygulamasına da imkân verilmesi dikkate alınmalıdır.

112 Acil Sağlık Hizmetleri

Tespit 1: Acil ambulans hizmetlerinin sunumu ülkemizde tamamına yakını 112 sistemi aracılığı ile Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Uygulamada özel sağlık kurumlarının ruhsatlandırma aşamasında ambulans bulundurma ya da hizmet satınalma zorunluluğu getirilmesinin bir gerekçesi kalmamıştır. En büyük kamu ve üniversite hastanelerine bile bu zorunluluk getirilmezken, küçük ölçekli özel sağlık tesislerinde bu zorunluluğun aranması milli kaynakların israfı anlamına gelmektedir.

Öneri 1: Özel sağlık kurumlarının ruhsatlandırma ve faaliyet süresince ambulans bulundurma ya da hizmet satınalma zorunluluğunun kaldırılması sağlanmalıdır.

Öneri 2: 112 tarafından taşınan acil hastaların hasta transfer kuralının kamu ya da özel ayırımına tabi tutulmaksızın hastanın tıbbi durumu ve sağlık tesisinin yakınlığı ile hasta tercihini dikkate alan bir algoritma ile yürütülmesi sağlanmalıdır.

Öneri 3: Acil sağlık hizmetlerinin fiyatlandırılmasında kamu ve özelde fark alınmaması kuralından hareketle, hastaların kamu ve özel sağlık tesislerinde kabulünü teşvik edecek ödeme sistemi getirilmesi sağlanmalıdır.

Öneri 4: Bu amaçla gece saatlerinde ve hafta sonu yapılan acil hizmetlerinde daha yüksek bir katsayı uygulanması sağlanmalıdır.

Öneri 5: 112 Acil Komuta Merkezi tarafından özel sağlık hizmeti sunucularına ait ambulanslara verilen görevlendirmelerin bedellerinin ödenmesi sağlanmalıdır.

Tespit 2: Acil sağlık hizmet sunumunda “acil tanımının” SGK, Sağlık Bakanlığı ve 2008/13 ve 2010/16 sayılı Başbakanlık Genelgelerinde farklı şekillerde yapılmakta ve uygulanmaktadır.

Öneri: Uygulamada vatandaş ve sektör mağduriyetine meydan vermemek için “acil” tanımının Sağlık Bakanlığı ya da SGK tarafından yapılarak, diğer mevzuat düzenlemelerinin de buraya atıfta bulunması suretiyle sürecin yürütülmesi ihtiyacı bulunmaktadır.

Sağlık Hizmetlerinde Bilişim Uygulamaları

Tespit: Sağlık hizmet sunumu, tıbbi teknoloji, yazılım ve iletişim altyapısındaki gelişmeler sonucu giderek daha fazla dijitalleşmektedir. Ancak uygulamada yürütülen bürokratik işlemler bu gelişmeleri yansıtmamaktadır.

Öneri 1: Gerekli güvenli bilişim standartları belirlenmek ve altyapısı kurulmak suretiyle, sağlık hizmet sunumunda ve bürokratik işlemlerde gerekli dijitalleşme sağlanmalıdır.

Öneri 2: Bilgi paylaşımının kriterleri belirlenmeli, verilerin hangi kurallar çerçevesinde nasıl değerlendirileceği ile ilgili kılavuzların yayınlanmalı ve sağlık kuruluşlarının da kamudaki hasta bilgilerine kamu ile eşit şartlarda erişimleri sağlanmalıdır. (Örneğin ikamet bilgisi)

Öneri 3: Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hükümlerine uygun olarak, GSS ve E-Nabız verilerinin 5510 sayılı Kanunun 98 inci maddesi hükümlerine istinaden uygulanmasına başlanan Tamamlayıcı Sağlık Sigortası uygulamasının yaygınlaşması için Medula-Özel Sağlık Sigortaları (SAGMER) entegrasyonunun yapılması sağlanmalıdır.

Öneri 4: Sağlık verilerinin yasallığının sağlanması ve bu verilerin güvenli ortamda kullanılması yetki ve sorumluluğunun Sağlık Bakanlığında olduğu bilinci ile E-Nabız-Medula entegrasyonunun sağlanması önemli bir gelişmedir. Ancak sürecin tek veri anlayışı ile yürütülerek, özel sağlık hizmeti sunucularının operasyonel faaliyetlerinin gecikmesine ve gereksiz maliyetler ile karşılaşmasının önüne geçilmesi sağlanmalıdır.

Öneri 5: Sağlık sisteminin ve politikalarının doğru bir şekilde izlenmesi ve yönetilebilmesi için anonimleştirilmiş verilerin düzenli bir şekilde üçüncü taraflar ile paylaşılması sağlanmalıdır.

Kalite ve Akreditasyon

Tespit: Kalite ve Akreditasyon ülkemizin sağlık hizmet sunumunda gösterdiği başarının taçlandırılması ve sürekli kılınması için vazgeçilmez bir olgudur. Artık sağlık sistemimizin fiziki gerekliliklerin çok ötesinde sağlık hizmet çıktıları ile ölçülmesi gerekliliği bulunmaktadır.

Öneri: Kamu ve özel ayrımı olmaksızın tüm sağlık hizmet sunucularının aynı kalite ve akreditasyon kurallarına tabi olması, uygulamanın gerekli özen ve tarafsızlığın gösterilerek yürütülmesi beklenmektedir.

Hasta ve Çalışan Memnuniyeti

Tespit: Hasta ve çalışan memnuniyeti etle tırnak gibi birbirinden ayrılamayacak ve ayrılmaması gereken iki unsurdur. Ülkemizde Sağlıkta Dönüşüm Programı ile gerçekleştirilen başarılı çalışmalar sonucu sağlıkta vatandaş memnuniyeti %39 dan %75 lere çıkmıştır.

Öneri: Sağlık hizmet sunumunda hasta memnuniyetini arttırmaya yönelik uygulamaların, çalışan memnuniyetini arttırmaya yönelik boyutu ile birlikte ele alınması sağlanmalıdır. Bu amaçla yürürlükte olan Hasta Hakları Yönetmeliği’nin “Hasta ve Çalışan Hakları Yönetmeliği” olarak yeniden yayımlanması sağlanmalıdır.

Sağlıkta Şiddet

Tespit: Sağlık hizmetinin 7/24 aralıksız ve özveri gerektiren bir meslek olmasına rağmen bir o kadar da hizmet alanların saldırı ve şiddetine maruz kalınması kabul edilemez bir durumdur.

Öneri 1: Konunun yasal düzlemde alınacak önlemler kadar, sağlık hizmet alan hasta ve hasta yakınları tarafından sağlık çalışanlarına sahip çıkacağı uygulamaların da önemi ihmal edilmemelidir. Hasta ve çalışan güvenliğinin birlikte ele alındığı uygulamaların geliştirilmesi sağlanmalıdır.

Öneri 2: Her türlü yazılı, görsel ve işitsel mecralarda sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik bütüncül bir iletişim dili geliştirilmelidir. “Yargısız infaz” yaklaşımı ile yapılan basın haberlerine gerekli yaptırımların uygulanması sağlanmalıdır.

Öneri 3: Özel sağlık kurumlarında sağlıkta şiddete yönelik olmak üzere polis memuru bulundurulabilmesine yönelik gerekli mevzuat düzenlemesi yapılmalıdır.

Denetim

Tespit: Ülkemizde sağlık hizmeti sunumu alanında mevzuat geliştirilirken gösterilen gayret ve özen, özellikle denetim aşamasında gösterilmemektedir. Özellikle özel sağlık kurumlarının uygulamada her türlü iş ve işleyişi denetime ve gerekli yaptırımlara tabi tutulurken, kamu sağlık tesisleri için aynı kuralların mevzuat açısından aranmaması, arananların ise uygulamada denetlenmemesi bu kurumlardan hizmet alan vatandaşların haklarının ihmal edilmesi sonucunu doğurmaktadır.

Öneri 1: Ruhsatlandırma ve faaliyet denetiminde kamu özel ayrımının kaldırılması ve kurumların mülkiyetine göre değil, bu tesislerden hizmet alan vatandaşların haklarının öncelenerek denetimlerin tarafsız ve eşit bir şekilde yürütülmesi sağlanmalıdır.

Öneri 2: Denetim ekiplerine özelden de temsilci katılması sağlanmalı, bu amaçla sektör dernekleri ile yakın işbirliği içerisinde çalışılmalı; kalite akreditasyon örneğinde olduğu gibi denetçilerin sertifikasyonu sağlanmalıdır. Ayrıca yıl boyunda farklı ekiplerle yapılan denetimlerin birleştirilerek bütüncül bir açıdan yapılması sağlanmalıdır.

SAĞLIK HİZMETLERİNİN FİNANSMANI POLİTİKA VE UYGULAMALARINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

Sağlık Finansman Kaynağı

Tespit: Ülkemizde sağlık finansman sistemi Dünya’ya örnek gösterilen bir yapıya sahiptir. Bunda doğumundan ölümüne kadar tüm vatandaşların kapsama alınmış olması; sağlık hizmeti kapsamı dışında herhangi bir sağlık hizmetinin bulunmaması, yoksulların priminin Devlet tarafından vergilerle finanse edilmesinin önemli bir etkisi mevcuttur.

Öneri: Halen uygulanmakta olan GSS finansman sisteminin devam ettirilmesi, ancak tahsil edilen GSS primlerinin %25’i kadar ek Devlet katkısı ödenmesi uygulamasının prim tahsilat başarısına değil, GSS’nin sağlıklı toplum hedefinde gösterdiği başarıya göre ödenmesi sağlanmalıdır.

Cepten Sağlık Harcamaları

Tespit: Ülkemizde sağlık harcamalarının bedelleri primler ve yoksullar için vergi kaynaklarından ödenen primlerle karşılanmasına rağmen, bukaynakların nihai finanse edeni yine vatandaşlardır. Dolayısı ile cepten yapılan harcamaların da sağlık finansmanının bir enstrümanı olduğu gerçeğinden hareketle, varlığı değil oranı tartışılmalıdır.

Öneri: Cepten sağlık harcamalarının %15-%20 bandı arasında tutulmasına yönelik politikalar izlenmeli, sağlık hizmetinin bedava olduğu yanılsamasına neden olacak uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Katastrofik Sağlık Harcamaları

Tespit: Ülkemizde GSS ile geliri asgari ücretin üçte birinden az olan bireylerin GSS primlerini Devlet ödemektedir. Bu vatandaşlarımızın sağlık hakları en yüksek limitten aylık 2.399 TL GSS primi ödeyen vatandaşlarımız ile aynıdır. Buna rağmen sağlık harcaması nedeniyle yoksullaşan hane halkları olabilmektedir.

Öneri: Sosyal yardım kanunları kapsamında sağlık harcaması nedeniyle katastrofik sağlık harcaması yapan vatandaşlara gerekli mali yardımların yapılması suretiyle katastrofi gerekçe gösterilerek, GSS’nin finansal sürdürülebilirliğini riske edecek politika ve uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Katılım Payı

Tespit: Katılım payı, cepten ödemeler bölümünde de açıklandığı üzere, tüm harcamanın vatandaş tarafından ödendiği gerçeğinden hareketle bireyin kendi finanse edeceği sağlık hizmetini sosyal sağlık sigortacılığı prensipleri nedeniyle ortaya çıkabilen gereksiz kullanımların azaltılması için önemli bir kontrol aracıdır. Ancak uygulamada katılım payı vatandaşların sağlık tesisi tercihini etkilemeye yönelik uygulanmaya başlanmış ve özel sağlık kurumlarına giden vatandaşlarımızdan daha yüksek katılım payı alınmak suretiyle adeta cezalandırılmaktadırlar.

Öneri: Katılım paylarının sağlık kurumlarının mülkiyetine değil, lüzumsuz kullanımını azaltmaya yönelik uygulamaların çeşitlendirilmesi sağlanmalıdır. Katılım payı uygulamasının, amacı dışında mülkiyete dayalı olarak uygulanması ve özel sağlık kurumlarından hizmet alan vatandaşların cezalandırılmasına son verilmelidir.

Özel Sağlık Sigortaları ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortası

Tespit: Tamamlayıcı sağlık sigortası, GSS’nin finansal sürdürülebilirliğinin sağlanması ve cepten ödemelerin ikinci bir sağlık sigortası güvencesine kavuşturulması adına taşıdığı önem nedeniyle toplum genelinde yaygınlaştırılması gerekmektedir. Aynı şekilde bireyin Genel Sağlık Sigortası güvencesi dışında ikinci bir sigorta olarak aldığı özel sağlık sigortalarının da sistemdeki varlığı önem taşımaktadır.

Öneri 1: Bireysel emeklilik sisteminin teşviki benzeri uygulamalar ile Devletin vergi teşvikleri ve/veya prim teşvikleri ile Özel Sağlık Sigortalarının ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortasını yaygınlaştırılması öncelikli konular arasında yer almalıdır.

Öneri 2: Ayrıca poliçe fiyatlarının belirlenmesinde, hastane ile özel sağlık sigorta şirketi arasında yapılan anlaşma fiyatlarından, SGK tarafından geri ödenen tutar düşüldükten sonra kalan bakiyeyi dikkate alacak yaklaşımın dikkate alınması önerilmektedir. Sürekli SUT fiyatına yaklaştıran TSS fiyat sözleşmelerinin 2007 yılından bugüne ciddi bir artış uygulanmayan SUT geri ödeme tutarları nedeniyle bir süre sonra TSS sözleşmelerini ortadan kaldırma riski ile karşı karşıya kalınacaktır.

Sağlık Harcamalarının Yönetimi ve Oranı

Tespit: Ülkemizde Sağlıkta Dönüşüm Programı gibi vatandaşın çok önemli kazanımlarının yer aldığı reform niteliğindeki harcama artışını içeren politikalara rağmen, GSMH’daki sağlığa ayrılan pay %5,8’den %4,5’e düşmüş bulunmaktadır. Halen OECD içinde hem oransal, hem kişi başı sağlık harcaması olarak (nominal ve satın alma gücü paritelerine göre) en düşük ülke konumundadır. Bu durum, ülkemizin Sağlıkta Dönüşüm Programı ile elde ettiği kazanımlarını riskte etmeye başlamıştır.

Öneri: Kişi başı sağlık harcamasının içinde bulunduğumuz orta-üst gelir grubu ülkeler ortalaması olan % 5.85 (2016 yılı) çıkarılması için gerekli kararlar alınmalı ve uygulamalar hayata geçirilmelidir.

Sağlık Hizmetleri Geri Ödeme Tutarları

Tespit: 5510 sayılı Kanunun 72 nci maddesi gereği SGK tarafından finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin geri ödeme tutarlarının belirleme yetkisi “Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu” na ait bulunmaktadır. Söz konusu Komisyon tarafından 2007 tarihinden bugüne geri ödeme tutarlarında kayda değer bir artış söz konusu olmamıştır. Kamu sağlık tesisleri için SUT tarifeleri ile ödenmeyen maliyet artışları genel/özel bütçeden ödenmek suretiyle finanse edilmeye devam edilmektedir. Özel sağlık kurumları ve vakıf üniversiteleri için hastadan yasa gereği alınabilen %200 lük fark tutarda, baz alınan SUT fiyatları artmadığı için fiilen 2013 yılından beri özel sağlık kurumlarının toplam tahsil ettiği tutar dondurulmuştur. (Ekim 2013 ayında 2.01 olan USD Kuru, 2019 yılında yaklaşık 3 katına çıkmıştır).

Öneri: Sağlık hizmetleri geri ödeme tutarlarının (SUT) kamu sağlık tesislerinin toplam maliyeti dikkate alınarak belirlenmesi sağlanmalıdır. Söz konusu fiyatların yıllık en az bütçe gider artışları oranında da arttırılması sağlanmalıdır. Kamu politikaları gereği bu yansıtma yapılmayacak ise Genel Bütçeden kamu sağlık tesislerine aktarılan tutar dikkate alınarak, özel sağlık kurumlarına uygulanacak tutar arttırılmalıdır.

Yeni Sağlık Hizmeti Satınalma Sözleşme Modeli

Tespit: SGK tarafından 5510 sayılı Kanunun 73 üncü maddesi kapsamında Sağlık Bakanlığı, Devlet ve Vakıf Üniversiteleri ile özel sağlık kurumlarından sözleşmeler yoluyla aldıkları hizmet satınalma modelleri farklılıklar içermektedir. Sağlık Bakanlığından ve Devlet Üniversite hastanelerinden global bütçe kapsamında fatura kesilmeden ve herhangi bir denetim uygulanmadan hizmet satın alınırken, vakıf üniversitelerinden özel sağlık kurumlarına göre yaptırımları daha sınırlı olan protokoller ile hizmet satın alınmaktadır. Özel sağlık kurumlarından ise gerek hizmet satınalma sözleşmeleri bakımından, gerekse SUT kurallarına uygunluk bakımından sıkı bir denetim uygulanmaktadır.

Öneri 1: Sağlık hizmet sunucuları ile yapılan hizmet satınalma sözleşmeleri kurumlar arasında haksızlığa neden olmayacak şekilde yeniden düzenlenmeli ya da uygulanan sözleşme modellerinden hangisini uygulanacağı konusunda kurumlara seçme hakkı verilmelidir.

Öneri 2: SUT kurallarının mülkiyete dayalı uygulanmasında son verilmeli, tıbbi yetkinlik kriterlerine bağlı kılınması sağlanmalıdır.

Fark Uygulaması

Tespit: GSS’nin kapsamında olan vatandaşlarımıza doğumundan ölümüne kadar oldukça kapsamlı bir sağlık hizmeti hakkı sunulmaktadır. Ancak söz konusu hakların sosyal sigorta sistemi içerisinde değişen ve gelişen tedavi yöntemleri, teknolojiler, yeni ilaç ve ürünler, otelcilik hizmeti gibi nedenlerle farklılaştığı ve maliyetlerinin finansal sürdürülebilirlik için risk oluşturduğu durumlarda dengelenmeye ihtiyaç bulunmaktadır. Ayrıca vatandaşlara seçme hakkı verildiğinde en pahalısının seçilmesi de kuvvetle muhtemel bulunmaktadır. Dolayısı ile ödenecek sağlık hizmetlerinin farklılaştığı ve seçenekli hale geldiği durumlarda vatandaşların seçimlerine saygı duyan ve cepten ödemeleri yoluyla GSS sistemi dışına çıkmadan hizmet almalarına imkan veren bir yapı kurulmalıdır. Aksi taktirde artan ve açık veren GSS bütçesi, borçlanma ya da prim artışları yoluyla yine vatandaştan tahsil edilmek durumunda kalınacaktır.

Öneri 1: Vatandaşların ödeyecekleri azami fark uygulamasının tavanını belirlemek SGK’nın görevi olmamalıdır. Sağlık Bakanlığı tarafından sağlık hizmet sunucularının onaylanan fiyat tarifesi ile SUT geri ödeme tutarı arasındaki fark ödenecek fark tutarının üst sınırını oluşturmalıdır.

Öneri 2: GSS ile anlaşma yapmayan kurumların hekimlerinin yazdıkları reçete ve raporlar tanınmalıdır.

Sağlık İnsan Gücünde Planlama

Tespit 1: Sağlık Bakanlığı tarafından 15.2.2008 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan hekim planlaması, yasal dayanak olmadan sadece özel sağlık kurumları için uygulana gelmiştir. Bu süreçte özel sağlık kurumlarının üretim kapasiteleri dikkate alınmadan yatak sayısına göre planlama uygulaması yürütülmüş ve mağdur edilmiştir.

Öneri 1: Özel sağlık kurumlarının Türkiye’de hekim arzında meydana gelen artıştan, yatak kapasitesi yanında toplam ürettiği hizmetin dikkate alındığı bir planlama uygulanmalıdır.

Tespit 2: Yan dal uzmanlıklarda özel sağlık kurumlarının hekim istihdamına izin verilmemesi buradan hizmet alan vatandaşlarımızın cezalandırılması sonucunu doğurmaktadır.

Öneri 2: Yan dal uzmanlıklarda da yukarıdaki yaklaşım uygulanmalı ve cezalandırmaya dönüşmemelidir. Yapılacak düzenleme ile Sağlık Bakanlığında çalışan yan dal hekimlerinin üniversite öğretim üyelerinde de olduğu gibi kurumsal sözleşmeler ile özelde çalışmasına imkan verilmelidir.

Tespit 3: Diğer sektörlerde olduğu gibi sağlık sektöründe de istihdam-eğitim ilişkisi hayati öneme sahiptir. 2547 sayılı Kanuna 2017 yılında eklenen Ek 36 madde ile kurulan Yükseköğretim Programları Danışma Kurulu bu alanda atılan önemli bir adımdır. Gerek hekim ve diş hekimi, gerekse diğer sağlık meslek mensuplarının programlarının açılması, müfredat ve kontenjanlar açısından gelecek 30 yıllık projeksiyonlar ile belirlenmesi önem arz etmektedir.

Öneri 3: 2547 sayılı Kanunda yapılan düzenleme ile getirilen eğitim-istihdam ilişkisinin geciktirilmeksizin hayata geçirilerek nitelikli sağlık insan gücünü yetiştirilmesinde; arz-talep dengesinin ve çağdaş eğitim müfredatının uzun vadeli planlar ile hayata geçirilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca 3308 sayılı Kanunun 20 nci maddesi gereği çıkarılması gereken Yönetmeliğin yayımlanarak uygulamaya işlerlik kazandırılmalıdır.

Tespit 4: Sağlık Bakanlığı tarafından uygulaması yürütülen sertifikalı eğitim programları mezuniyet sonrası sağlık meslek mensuplarının yetkinliklerinin arttırılması ve kimi tıbbi uygulamalarda yetkilendirilmeleri açısından önem arz etmektedir.

Öneri 4: Özellikle ruhsatlandırma ve faaliyet aşamasında zorunlu olan eğitimlerin sektörün ihtiyacı dikkate alınarak düzenlenmeli ve farklı illerde uygulanmasına imkan sağlanmalıdır.

Tespit 5: Özel sağlık kurumlarının hekim istihdamında yaşadığı en temel sorunlardan birisi de nöbetçi hekim sorunudur. Bu sorunun mevcut hekim sayısındaki kısıtlar nedeniyle kısa sürede çözümü mümkün görünmemektedir.

Öneri 5: Gerek Sağlık Bakanlığı, gerekse Devlet Üniversitelerinde görev yapan hekimlerden nöbet saatlerinde kurumsal sözleşmeler ile nöbet hizmeti alınabilmesine ilişkin gerekli mevzuat düzenlemeleri gecikmeksizin uygulamaya geçirilmelidir.

Tıpta Uzmanlık Eğitimi

Tespit: Nitelikli hekim istihdamı için uzmanlık eğitimi özel bir öneme sahiptir. Sağlık Bakanlığı yetki ve sorumluluğunda yürütülen uzmanlık eğitiminin niteliğinin arttırılması ve farklı eğitim kurumlarında verilen eğitimlerin standardizasyonu sağlamak amacıyla mezuniyet aşamasında ulusal bir değerlendirme yapılması gündemde bulunmaktadır.

Öneri: Uzmanlık eğitimi süreçlerinin YÖK tarafından düzenlenmesi konusunda gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Mezuniyet aşamasında eğitim standardizasyonunu sağlamak amacıyla merkezi sınav ile mezuniyet uygulamasının getirilmesi değerlendirmeye alınmalıdır.

SAĞLIK MEVZUATI VE UYGULAMALARINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

Sağlık Mevzuatının Kodifikasyonu

Tespit: Ülkemizde sağlık işletmeciliği, teknoloji ve sağlık insan gücü alanında çok önemli ilerlemeler kaydedilmiş, ancak bu uygulamaların dayanağını oluşturan sağlık mevzuatının bütüncül bir bakış açısı ile ele alınarak güncellenmesi mümkün olmamıştır. Gelecekte hedeflediğimiz sağlık hizmetlerinde Dünya’nın ilk 10 oyuncusu arasında olmak istiyorsak değişen ihtiyaçlara uygun tüm sağlık mevzuatının kodifiye edildiği bir çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır.

Öneri: Üniversitelerin, özel sağlık kurumlarının, meslek örgütlerinin de yer aldığı geniş katılımlı bir ortamda söz konusu çalışma hayata geçirilmelidir.

Sağlık İhtisas Mahkemeleri ve Malpraktis

Tespit: Sağlık alanında yaşanan hukuki uyuşmazlıklarda kararlar büyük ölçüde bilirkişiler tarafından hazırlanan raporlar doğrultusunda sonuçlandırılmaktadır. Uygulamada yaşanan sorunlar sağlıkta şiddetin de önemli nedenleri arasındadır.

Öneri 1: Gerek malpraktis tazminat davalarında, gerekse sağlıkla ilgili davalara ihtisas mahkemesi olarak bakmak üzere Sağlık İhtisas Mahkemelerinin kurulması değerlendirilmelidir.

Öneri 2: Tıbbi kötü uygulamalar nedeniyle açılan tazminat davalarında istenecek manevi tazminat taleplerine üst sınır getirilmesi sağlanmalıdır.

Sağlık Mevzuatı Uygulamalarının İhlaline Yönelik Alınacak Önlemler

Tespit: Ülkemizde mevzuat düzenlemeleri konusunda gösterilen gayretler, uygulama ve özellikle denetim aşamasında zaafiyete uğramaktadır. Özellikle sağlık alanında insan sağlığını riske edecek faaliyetlerin denetiminde görülen zaafiyet, merdiven altı yapıların yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

Öneri: Söz konusu yapılarla mücadelede bu mevzuat dışı yapıdan zarar gören hizmet sunucuların kurduğu dernek ve vakıflara yetki verilerek, söz konusu uygunsuzlukların tespitinde yetkilendirilmesi sağlanmalıdır.

İmar Barışı Mevzuat Uygulaması

Tespit: İmar Barışı uygulaması ile uzun yıllardır imar mevzuatına aykırı olan binaların deprem güvenliği hariç, mevcut durumlarının yasal hale getirilerek, cezai yaptırım tehdidinden kurtulmaları sağlanmıştır. Ancak kamu ya da özel sağlık kurumları gibi imar mevzuatı dışında diğer yasal ve yönetmelik düzenlemeleri ile binalarına ilişkin aranan ek şartlara ilişkin bir mevzuat düzenlemesi yapılmadığı için Sağlık Bakanlığı mevzuat uygulamaları ile uyumsuz durumlara ilişkin bir çözüm sağlanamamıştır. Bu nedenle imar barışı düzenlemesi ile imar mevzuatına uygun binalarda hizmet sunan sağlık kurumları daha alt düzenleme olan yönetmeliklere uyumsuzluk nedeniyle cezai yaptırım tehditleri ile karşı karşıya bulunmaktadır.

Öneri : Sağlık Bakanlığı tarafından kamu ya da özel sağlık kurumlarını kapsayan yönetmeliklerde sağlık tesislerine özel aranan kriterlerden deprem sorunu dışındaki diğer uyumsuzlukların imar barışı benzeri bir yaklaşımla çözüme kavuşturulması sağlanmalıdır. Söz konusu binaların yenilenmesi için ise kentsel dönüşüm benzeri mekanizmalar yanında, yatak artırımı, uzman hekim kadro artırımı gibi teşvik yöntemlerinin hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

SAĞLIK ENDÜSTRİLERİ POLİTİKA VE UYGULAMALARINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

Tıbbi Cihaz ve İlaç Üretiminde Millileşme ve Yerelleşme

Tespit: Ülkemizin ilaç ve tıbbi cihaz ihtiyacının önemli bir kısmı ithal olarak karşılanmaktadır. Yerli ürüne kamu ihalelerinde verilen %15 fiyat avantajı, kamu alım garantileri ile yerli üretimin teşvikine yönelik Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile yeniden yapılandırılan Sağlık Endüstrileri Yönlendirme Kurulu bu kapsamda önemli adımlar olarak ele alınmalıdır.

Öneri 1: Kamu alım garantilerinde özel sağlık kurumlarının da kapsama alındığı bir yapı kurulmalıdır.

Öneri 2: Yeri ürün alımında uygulanan %15 fiyat avantaj uygulamasının hedefli ürünlerde özel sağlık kurumlarına da tanınması sağlanmalıdır. Ayrıca yerli üretimde amortisman süresinin hızlandırılmış amortisman süresinin altına çekilmesi önerilmektedir.

Öneri 3: Sağlık alanında Ar-Ge ve Ür-Ge faaliyetlerinin geliştirilmesi ve teşviki amacıyla kurulan TÜSEB’in kuruluş amacına yönelik gerekli faaliyetlere başlaması sağlanmalıdır.

Öneri 4: Geri ödemesi yapılacak ilaç ve tıbbi cihazların bilimsel, mali ve hasta yararına yönelik kriterlerin belirlenerek uygulanacağı İngiltere’deki National Institute of Health and Clinical Exellence (NICE) benzeri yapı TÜSEB bünyesinde A.Ş. statüsünde kurulmalıdır.

SAĞLIK HİZMETLERİNİN ULUSLARARASI BOYUTUNA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLER

Sağlık Turizmi, Sağlık Eğitimi Turizmi, Sağlık Sistemlerinin İhracı ve USHAŞ

Tespit: Ülkemizde sağlık hizmeti sunumu alanında kamu ve özel sağlık kurumları tarafından sağlanan kazanımlar, ülkemizi sağlık turizmi alanında ilk 5 ülke arasına girmesini sağlamıştır. Aynı şekilde sağlık eğitimi alanı da bu süreci takip ederek, özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından ülkemiz Devlet ve Vakıf Üniversiteleri eliyle ciddi bir yabancı öğrenci potansiyeli sağlanmıştır. Diğer taraftan ülkemizi Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında sağlık sistemi tasarımı, hastane işletmeciliği, sağlık bilişimi, kalite ve akreditasyon sistemlerinin kurulması, sağlık mimarisi ve inşaası alanlarında ciddi deneyimler elde edilmiştir.

Öneri 1: Ülkemizin 2023 hedeflerinde ilk 10 ülke arasına girebilmesi için her alanda olduğu gibi sağlık alanında da kazanımlarımızın ihracı sağlanmalıdır. Bu amaçla kurulan USHAŞ’ın bir an öne aktive edilmesi vesektör ile yakın işbirliği içerisinde çalışmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak özel sektörün liderliğinde bu aşamaya gelinen sağlık turizmi alanında, haksız rekabete yol açacak uygulamalardan kaçınılması önem arz etmektedir.

Öneri 2: Özel sağlık kurumlarının sağlık turizmi faaliyetlerinde bulunabilmelerine ya da pazar payını arttırmalarını sağlayacak; branş, tıbbi cihaz, birim-merkez açılmasının teşvik edilmesi sağlanmalıdır.

Sağlık Serbest Bölgeleri

Tespit: 663 sayılı KHK’nın 49 uncu maddesi ile gündeme gelen Sağlık Serbest Bölgeleri uygulaması bugüne kadar realize edilememiştir. 663 sayılı KHK ile yapılan yasal düzenlemenin Serbest Bölgeler Kanununda buna yönelik bir düzenleme getirmemesi ve mevcut mevzuatın hizmet sektörü ihtiyaçlarına cevap vermekte yetersiz kalması, bunda önemli bir etkendir.

Öneri: Dünyadaki hizmet sektörü serbest bölge uygulamaları örneklerinin incelenerek, Serbest Bölgeler Kanununda gerekli düzenlemelerin yapılması sağlanmalıdır. Gerek sağlık turizmi, gerek sağlık eğitimi turizmi ve gerekse yaşlı bakım turizmi amaçlarına uygun olarak yapılandırılacak serbest bölge yaklaşımının sağlıkta planlama hükümleri uygulanmaksızın hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

AB Gümrük Birliği Hizmetler Sektörü

Tespit: AB ile yürütülmekte olan Gümrük Birliğinin güncellenmesi müzakerelerine hizmetler sektörünün de dahil edilmesi önem ve öncelik taşımaktadır. Özellikle hastaların serbest dolaşımı kapsamında ülkemizin de dahil edilmesi sağlık turizmi alanında çok önemli bir kazanım elde edilmesi sonucunu doğuracaktır.

Öneri: Gümrük Birliği güncelleme çalışmalar kapsamına sağlık hizmetleri sektörünün de dahil edilmesi sağlanmalıdır.

Uluslararası Sosyal Güvenlik Sözleşmeleri Nedeniyle İlgili Ülke Sosyal Güvenlik Kurumlarını Sübvansiyon Uygulamasına Son Verilmesi

Tespit: Ülkemizin yurtdışında çalışan vatandaşlarının Türkiye’ye geldiklerinde ya da döndüklerinde emeklilik ve sağlık haklarının korunmasını amaçlayan Uluslararası Sosyal Güvenlik Sözleşmelerinin bugüne kadarki uygulaması, ülkemizin diğer ülkelerdeki sosyal güvenlik kurumlarını sübvanse etmesi sonucunu doğurmuştur. Buna neden olan en temel gerekçe ise, ülkemizdeki SUT geri ödeme tutarlarının gerçek maliyetlerin altında belirlenmiş olmasıdır.

Öneri: Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından mevcut sağlık alanını kapsayan sosyal güvenlik sözleşmelerinin gözden geçirilerek, ülkemizde tedavi olan ilgili ülke sigortalılarının sosyal güvenlik kurumlarına ilgili ülke fiyatları ile fatura edilmesine yönelik düzenlemeler hayata geçirilmelidir.

Cerrahlar Obezite Cerrahisinde İnovasyon için Buluştu!

II. Bariatrik ve Metabolik Cerrahi Sempozyumu, 8-9 Kasım 2019 tarihlerinde Haliç Kongre Merkezinde, 6 farklı ülkeden 130 hekimin katılımıyla gerçekleştirildi.

Prof. Dr. Ahmet Türkçapar, Prof. Dr. Ayhan Mesci, Prof. Dr. Cihan Uras, Prof. Dr. Erhan Aygen, Dr. Fakı Akın, Prof. Dr. Mustafa Taşkın, Prof. Dr. Oktay Banlı ve Doç. Dr. Süleyman Bozkurt gibi isimlerin bilimsel komitesinde yer aldığı Revizyonel Bariatrik Cerrahide İnovasyon konulu sempozyumun bilimsel direktörlüğünü Prof. Dr. Halil Coşkun üstlendi.

IFSO (Uluslararası Obezite ve Metabolik Cerrahi Federasyonu) onaylı, iki gün süren sempozyumda tüm yönleriyle revizyonel obezite cerrahisindeki zorlu vakalara, komplikasyon yönetimine ve tedavi algoritmalarına odaklanıldı. Dünyaca ünlü fikir liderlerinden Prof. Dr. Karl Miller, Prof. Dr. Bruno Dillemans, Prof. Dr. Catalin Copaescu ve Prof. Dr. Jan Paul Mulier’in yer aldığı hekimlerin sunumları ve klinik deneyimleri büyük ilgi gördü.

Johnson & Johnson Medikal Cihazların ev sahipliğindeki sempozyumun açışılında Genel Müdür Refik Öner, şirketin son 4 yılda artarak devam eden sağlık yatırımlarına dikkat çekerek şunları söyledi:

“2016’dan bu yana Türkiye’deki eğitsel ve bilimsel yatırımlarımızla, 4.000’e yakın hekim, hemşire ve sağlık çalışanına dokunduk. Önemli bir kısmı obeziteye odaklanan 170 bilimsel toplantı organize ettik ve bunlardan 47’sini yurt dışındaki Johnson & Johnson eğitim merkezlerinde gerçekleştirdik. Sağlık çalışanlarının bilgi ve deneyimlerini artırmak yönünde gösterdiğimiz çabadan ve paydaşlarımızla kurduğumuz iş birlikleriyle hastalara faydalı olabilmekten dolayı gururluyuz.

Orta vadede, Johnson & Johnson Medikal Cihazlar Türkiye olarak vizyonumuz, ülke profilimizi yükseltmek, ülkemizi diğer bölgelerden gelen hekimler için bir bilimsel toplantı ve medikal eğitim merkezi olma noktasına taşımaktır.”

Ortaklık Türkiye’de Zor Yürüyen Bir Kavram!

Prof. Dr. Mustafa Paç

Yüksek İhtisas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Paç, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

Yüksek İhtisas Üniversitesini kısaca tanıtır mısınız?

Yüksek İhtisas Üniversitesi, Yüksek İhtisas Hastanesi Vakfının bir üniversitesidir. Kemal Beyazıt Hocamız tarafından 1990’da kurulmuş olan bu vakfın o yıllarda da bir üniversite kurma hayali vardı. Fakat o zamanın şartları içerisinde gerçekleştirilemedi. Bizim Yüksek İhtisas Hastanesi Başhekimliği dönemimizde bu vakıf tekrar aktivite kazandı ve uzun uğraşılardan sonra Yüksek İhtisas Üniversitesinin kuruluşu gerçekleşti. Yüksek İhtisas Üniversitesi bir hastane vakfı tarafından kurulan ilk ve tek üniversitedir. Biz sağlık bilimleri üniversitesiyiz; ana iştigal alanımız sağlıktır. Tıp Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Spor Bilimleri Fakültesinden oluşuyoruz. Ayrıca Sağlık Meslek Yüksekokulumuz ve Meslek Yüksekokulumuz da bulunmaktadır. Bir de yeni açmayı planladığımız bölümlerimiz var: Diş Hekimliği, Eczacılık, Tıp Mühendisliği gibi…

Bu yıl 1277 öğrenciye ulaştık, yüksekokulumuzun Ankara Bağlum’da ve orada 500’e yakın yüksekokul öğrencimiz var. Tıp fakültesi öğrenci sayımız 391; öğrencilerimiz şu anda beşinci sınıfa geçtiler, mezun vermedik henüz. Balgat’ta bulunan üç binamızda Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü ve Tıp Fakültesi olarak faaliyet gösteriyoruz.

Yüksek İhtisas Üniversitesinde göreve başlamanızla birlikte çalışma hayatınızda neler değişti; kısaca anlatır mısınız?

Ben buraya emekli olup geldim; vakıf üniversitesinde görev yapabilmek için böyle bir şart var. Yüksek İhtisas Hastanesi benim en gözde kurumumdu. 2003’ten 2019’a kadar orada görev yaptım; bunun 15 yılı başhekim olarak geçti. Yüksek İhtisas çok özel bir hastaneydi, bana kalırsa dünyanın sayılı hastanelerindendi. Dünyada yılda üç bin kalp ameliyatı yapan hastane pek az! Marka bir hastaneydi. Kapanmış olması çok üzücü. Öyle bir hastane isim olarak da cisim olarak da kalmadı. Çok şükür ki biz üniversite olarak ismini devam ettiriyoruz. Yüksek İhtisas Hastanesinin Vakıf ile iş birliği 2002 yılına kadardı. 2002’de yasa değişikliği ile kurumların dernek/vakıflar ile ilişkileri kesildi ve artık vakfın Yüksek İhtisas Hastanesi ile organik bağı kalmadı. Ruhumuz Yüksek İhtisas Hastanesi olarak kaldı tabi, manevi bağımız hep kaldı.

Bir üniversite en az 30 yılda oturuyor. Yapacak çok işimiz var, şimdi farklı bir iştigal alanım olmakla birlikte bir dönem sonra mesleğimi de yapar hale gelmeyi umuyorum. Ama şimdi üniversitenin geliştirilmesi için uğraşıyoruz. Hayatın iki güzel mesleği öğretmenlik ve hekimlik bence; ikisi de bana kısmet olmuş, o nedenle mutluyum.

Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan basamaklandırma genelgesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Vakıf üniversitesi hastaneleri için nasıl fırsatlar sunuyor?

Hastanelerin basamaklandırılması çağdaş ve gerekli bir unsur… Her hastaneden aynı misyonu bekleyemezsiniz. 3. Basamak hastane konusunda yeni düzenlemeler var. Genelge ile hastanelere standartlar getirilmesini bir gelişme olarak değerlendiriyorum. Standart olması gelişme olması demektir, o açıdan onaylıyorum ama o gelişmenin yeterliliğe uygun hale gelmesi lazım. Örneğin Ankara’da 3. basamak özel hastanelere de 300 yatak şartı getiriliyor, Ankara’da bildiğim kadarıyla 300 yataklı özel hastane yok. Fakat hastane birleşmelerine zemin hazırlanmış. Ancak o birleşmeleri teşvik etmek kaydıyla özel hastanelerin 300 yataklı olanların 3. basamak olması mümkün. Bir dezavantajı, üniversite hastanelerinin 3. basamak hakkı alınmış durumda. Biz mesela yeni afiliye olduk ama o hastaneler de toplamda 364 yataklı. O nedenle şu an birleşmeleri lazım üçüncü basamak olmak için; yoksa ayrı ayrı olamıyorlar. Üniversitelerle afiliye hastanelere verilen daha önceki hak, geri alınmış durumda; daha önce sınır 200 yataktı.

300 yatak standardını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eğitim açısından bakılırsa ben 400 yatak altında iyi eğitim verilebileceğini sanmıyorum. Biz devlet hastanelerine, eğitim hastanesi yetkisi verebilmek için 400 yatak şartı koymuştuk zamanında. Gittiğimiz denetimlerde de – eğer dal hastanesi değilse – bu şartı istiyorduk.

O nedenle 300 yatak eğitim için de şimdilik iyi bir aşama olabilir.

Çalışma hayatınızda yaşadığınız problemler neler?

Hayatın en zor işi insan idare etmek bence; onun arkasından ekonomik kısıtlılıklar, kadro ve mekan kısıtlılığı geliyor. Bizim henüz bir kampüsümüz yok, kampüs bulmamız gerekiyor. Üniversitenin hastanesini oluşturmamız gerekiyor, şu anda afiliye hastanelerde görev yapıyoruz. Öğrencilerimizin çok daha desteklenir hale gelmesi lazım. Gönül ister ki öğrencinin katkı payı minimal olsun veya hiç olmasın ve öğretim üyeleri çok kuvvetli olsun! Bizim şu anda tıpta 120 öğretim üyemiz var. Bunu 200 yapmayı hedefliyoruz. Diğer bölümlerimizde de çok kuvvetli bir kadro ile iyi bir eğitim vermeyi planlıyoruz. Daha işin başındayız.

Devlet vakıf üniversitelerine finansman ayırmıyor artık biliyorsunuz; bizim gelirlerimiz hayırseverlerin katkıları ve öğrenci gelirlerinden oluşuyor. Bir de gelecekte kuracağımız işletmelerin gelirlerinden oluşacak bir sistem söz konusu. Bu nedenle biz ne bir ekonomik kuruluşun ne de bir grubun üniversitesiyiz. Biz ortak akıl üniversitesiyiz.

Vakıf üniversitelerinin pek çoğuna devlet bina, arazi tahsisi yapıyor; biz de o tür olanaklardan yararlanmak istiyoruz.

En büyük hayalimiz kaybettiğimiz hastanemizi yeniden almak. İsimle üniversitenin birleşmesini hayal ediyoruz. Devlet büyüklerimize başvurularımız var bu konuda.

Yüksek İhtisas pahalı bir üniversite mi?

Ekonomik manada, Türkiye’nin en makul üniversitelerindeniz. Özel öğrenim olduğu için tıp fakültesi eğitimi Türkiye’de en pahalı eğitim ama tabi Amerika’ya göre çok ucuz. Zaten vakıf üniversiteleri kar amacı gütmez. Öğrenci gelirlerini minimize etmiş bir üniversiteyiz. Yani “orta direğe” hitap eden bir üniversiteyiz, amacımız da buydu zaten. Halkın bütçesine en az dokunan üniversite olduğumuzu ifade edebilirim.

Sizce üniversiteler hastane işletmeli midir? Nedenleriyle kısaca ifade eder misiniz?

İlke olarak hastane işletmek, üniversitenin ana misyonu değil. Batı ve bizim açımızdan farklılık gösteriyor. Normalde üniversite hastane işletmemeli. Üniversite bir işletme kurumu değildir ancak işletmelerle iş birliği yapar. Bu Amerika örneğinde çokça böyle, üniversiteler ayrıdır; bir üniversite 10 hastane ile iş birliği yapar afiliye olur; bir hastane de gerektiğinde 3 – 5 üniversite ile klinik bazlı afiliye olur. Bizde bunun örneği olarak vakıf üniversitelerinin hastanelerle afiliasyonu kurumsallaştı, etkin oldu.

Vakıf üniversiteleri ile özel hastaneler arasında yapılan afiliasyon uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Liv Hospital ve Medical Park hastaneleri ile iş birliğimiz var. Türkiye bazında kültürel mantık açısından afiliasyon uygulamasının bazı dezavantajları var. Ortaklık Türkiye’de zor yürüyen bir kavram… O nedenle biz kendi hastanemiz olsun istiyoruz. Bizim ortaklık kültürümüzde sorunlar var, belki de ekonomik olarak büyüyemememizin sebebi bu. Bizde 500 yıllık aile şirketi var mı yok; firma var mı yok! Bence bunu irdelememiz lazım.

İlk etapta ortaklık mantığının, paylaşmanın kabul edilebilir hale gelmesi lazım diye düşünüyorum. Aksi halde sorunlar yaşanıyor. Paylaşmayı öğrenmemiz gerekiyor. Özel hastane sağlık hizmeti, yanında para kazanmaya odaklı. Üniversitede ise eğitim öncelikli, sağlık hizmeti ikinci planda. Amaç çatışması burada başlıyor ama orta yolda buluşmak gerekiyor.

Tıp Fakültesi özelinde, kaç yabancı öğrenciniz var? Bu konudaki stratejiniz nedir?

Türkiye’deki yabancı öğrenci sayısı 180 bine çıktı. 2000’lerin başında bu rakam 30 bin civarındaydı. Yabancı öğrenci kültürler arası köprüdür ve sizin yurt dışındaki temsilcinizdir. Benim Amerika’da bulunduğum zamanlarda, 400 dolara çalışan Çinli doktora öğrencileri vardı. Çin ekonomik devrimini onlarla yaptı. Şimdi bile Amerika’da eğitim gören 400 bin Çinli öğrenci olduğu belirtiliyor.

Türkiye’de yabancı öğrenci sayısının 380 bine çıkartılması hedefleniyor; ben destekliyorum. Keşke hedef 500 bin olsa!

Turizm açısından bakarsanız eğitim, nitelikli turizmdir. Tıpkı sağlık turizmi gibi… Türkiye’de eğitim alan yabancı öğrenci aynı zamanda gönüllü temsilcimizdir! Uluslararası arenada etkinliğinizi arttırır. Biz belki geciktik bu işlerde ama umarım bundan sonra çok daha iyi konuma geliriz. Burada önemli öğe, yeterli kültürü, yeterli eğitimi verebilmektir; bu hızla artarken o kaliteyi de yakalamamız lazım.

Çünkü “yabancı” adı zaten kültürel bir psikolojik zorluktur. Göç psikolojisi ruhsal problemleri de beraberinde getirir. Çok iyi uyarlanması o öğrencilerle daha iyi ilgilenip problemlerine çözüm bulunması lazım. Biz bu sene 32 yabancı öğrenci kabul ettik. Onların sorunları için uluslararası bir ofis kuruyoruz; psikolojik, sosyal, ekonomik durumları ile aktif ilgilenecek ekip oluşturmaya çalışıyoruz. 12 ülkeden öğrencimiz var; en fazla Irak, İran ve. Azerbaycan’dan geldiler; Afrika’dan da öğrencimiz var ama çoğu yakın coğrafyadan.  

Vakıf üniversitelerinde eğitim alan sağlık bilimleri öğrencilerinin staj ve uygulamalı eğitim yapma imkanları nasıl?

Tıp ve diğer sağlık bilimleri öğrencileri afiliye hastanelerde eğitim alıyorlar; iki hastane olması bize büyük avantaj sağladı. Ayrıca tıp hariç, devletten de destek alıyoruz. Tıp öğrencileri için afiliasyon devlet hastanelerinde olmuyor. (Biz üniversiteyi kurduğumuzda Yüksek İhtisas ve Numune Hastanesi ile afiliye olacaktık, o dönem buna yasal engel yoktu fakat daha sonra çıkartılan yasa ile vakıf üniversiteleri sadece özel hastanelerle afiliye olabilir, devlet hastaneleri ile olamaz denildi.)

Tıbbın dışındaki sağlık bilimleri dallarında öğrencilerimizi devlet hastanelerinde staja gönderebiliyoruz. O imkan bize sağlanıyor.  

Türkiye’de vakıf üniversitelerinin geleceğini nasıl öngörüyorsunuz?

Ben iyimserim… Türkiye’nin iki dinamiği var; üniversite ülkelerin motorudur. İkincisi de insan kaynağıdır. Eğitim düzeyi bir ülkenin istikbalidir. Eğitim düzeyinin yükselmesine ne kadar katkıda bulunursak torunlarımıza o kadar yatırım yapmış oluruz.

Vakıf üniversiteleri sadece Türkiye için değil dünya için elzemdir. Amerika’da vakıf üniversiteleri devlet üniversitelerinden daha fazla! Başarısı da daha büyük! Bunu dikkate almamız lazım, umarım bizde de böyle olur.

Devletin her şeye gücü yetmiyor; devlet en büyük bütçe payını eğitime ayırıyor. Ama bu eğitimin bir çıktısı da ülkenin gelişmesi olarak gelecektir.

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Raporu Açıklandı

Prof. Dr. Haluk Özsarı

Acıbadem Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haluk Özsarı, moderasyonunu üstlendiği, Tamamlayıcı Sağlık Sigortası (TSS) sorunlarına ilişkin çözüm önerilerinden oluşan ortak akıl çalıştayı raporunu Ankara’da düzenlenen 8. Sağlık Zirvesinde açıkladı. 49 katılımcıyla 5 saate yakın bir çalıştay sonucu ortaya çıkan rapor şöyle:

“Sorunları 5 ana başlıkta belirledik; sağlık finansman kaynağı için devletin karar vermemesi, SUT kaynaklı sorunlar, sözleşme kaynaklı sorunlar, veri paylaşımı kısıtlamaları, sigorta şirketlerinin onay sorunları.

Finansman Kaynağı

Finansman kaynağı için devletin karar vermemesi konusunu şu alt başlıklarla değerlendirdik: TSS için devlet desteği olmaması, vergi ve prim teşviki mekanizmaları bulunmaması, TSS için asgari teşvik standartları oluşturulamaması, özel sandıkların halen devredilmemiş olması, ödeme gücü olmayanlara yönelik finansman desteği olmaması.

SUT Kaynaklı Sorunlar

Temel teminat paketi kapsamının çok fazla geniş olması; ‘Fark’ sınırlaması; farklı basamak sağlık kuruluşlarına aynı uygulama yapılması; hizmet paketleri (paket kapsamlarının genişliği ve belli aralıklarla güncellenmemesi; paket mantığı ile fiyatlandırma) tedavi sonuçlarına bağlı değerlendirme yapılamaması; fiyatlamada eşlik eden hastalık ve zorluk derecesinin dikkate alınmaması; yıllık sigorta şirketi primlerine karşılık bazen ayda bir bile değişebilen SUT fiyatları.

Sözleşme (Poliçe) Kaynaklı Sorunlar

Kurumsal poliçe ağırlığının gerçek fiyatlandırmayı engellemesi; özel sağlık sigortasının yerini TSS’nin alması; kapsam, fiyat, hedef kitle, malzeme ayrımı olmadan tek tip poliçe kullanımı, özel sğalık sigortasının toplumdaki bilinirliğinin azlığı – tanıtım eksikliği, hizmet sunucu sözleşme türlerinin birbiriyle bağlantılı gibi uygulanması, hibrit poliçe mantığı oluşturulması, tıp turizminde bile TSS gereksiz/yanlış/kötüye kullanımı.

Çözüm Önerileri Neler?

Sağlık finansman kaynağı konusunda, Genel Sağlık Sigortasının (GSS) TSS ile güçlendirilmesi gerekiyor. Nasıl? Cepten sağlık harcamaları kullanılarak ek kaynak ihtiyacı da olmadan ödeme gücü olmayanlara tümüyle devlet desteği sunulmasının yolu açılmalıdır. Uzun vadeli bir iş olabilir ama Fransa bunu yıllardır deniyor ve şu anda toplam nüfusta yüzde 85’lere ulaşmış TSS oranı var. Ülkemizde TSS’nin vergi/stopaj indirimi ve prim teşviki sğalanabilir. Aslında teşvik standartları belirlenebilir ve herkes buna uymak zorunda kalabilir.  5502 ve 5510 Sayılı Yasaların içinde de olan özel sandıkların devri gerçekleştirilebilir. Ödeme gücü olmayan veya sağlık yatırımı bulunmayan bölgelere özel teşvik sunulabilir.

SUT Referansı Terk Edilmeli

SUT Kaynaklı sorunlar da çözümlenmelidir; TSS’de SUT referansı aşamalı olarak terk edilmelidir; hem paket hem de içerik olarak SUT referansı yapılıyor… Bu referansı terk etmemiz gerekiyor. Temel teminat paketi kapsamını gerçekçi hale getirmek gerekiyor. ‘Fark’ sınırlaması kaldırılmalı. Yeniden değerleme oranı gibi yıllık artış yapılmalıdır. Sağlık kuruluşlarının farklı basamaklarına uygun uygulama tanımları geliştirilmeli. Hizmet paketleri gözden geçirilmeli ve belli aralıklarla güncellenmeli. Pilot uygulamalarla tedavi sonuçlarına göre ödemeye geçilmeli (değer temelli ödeme). Tanı ilişkili Grup (DRG) uygulamasına başlanmalı. SUT değişikliklerindeki sıklıkları azaltma, öngörülebilir ve katılımcı olunması gerekiyor.

Kişisel Veriler Paylaşılmalı

Kişisel verilerin korunması kapsamında sağlık sigortası şirketleri veri paylaşımında sıkıntı duyuyorlar; bu verilerin paylaşılması gerekiyor. Sigorta şirketleri onay (provizyon) süreçlerini gözden geçirmeli.

3,3 milyon özel sağlık sigortalının 1,1 milyonunu (yani üçte birini) ilgilendiren yaklaşık 4 – 5 senede o hale gelen bir TSS ile ilgili kısa orta ve uzun dönemde yapılabilecekler bunlar olabilir.

Vakıf Üniversite Hastanelerine Yakın Mercek

klinikiletişim’in sonbahar sayısında vakıf üniversite hastaneleri ve tıp fakültelerini mercek altına aldık. Yönetim yapısı, afiliasyon, planlama, işletme modeli gibi konularda fikrini sorduğumuz yöneticileri sayfalarımıza taşıdık.

Vakıf üniversite hastaneleri yöneticileri, ağırlıklı olarak afiliasyon uygulamasını eleştirdiler. Konu bu olunca üniversitelerin hastane işletip işletmemesi temelli o eski soru karşımıza çıktı; bu konuda da görüş ayrılıkları var.

“Normalde Üniversite Hastane İşletmemeli”

Yüksek İhtisas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Paç ile gerçekleştirdiğimiz özel röportajda Paç, şunları söyledi:

“İlke olarak hastane işletmek, üniversitenin ana misyonu değil. Normalde üniversite hastane işletmemeli. Üniversite bir işletme kurumu değildir ancak işletmelerle iş birliği yapar. Bu Amerika örneğinde çokça böyle, üniversiteler ayrıdır; bir üniversite 10 hastane ile iş birliği yapar afiliye olur; bir hastane de gerektiğinde 3 – 5 üniversite ile klinik bazlı afiliye olur. Fakat Türkiye bazında kültürel mantık açısından afiliasyon uygulamasının bazı dezavantajları var. Ortaklık Türkiye’de zor yürüyen bir kavram… O nedenle biz kendi hastanemiz olsun istiyoruz. Bizim ortaklık kültürümüzde sorunlar var, belki de ekonomik olarak büyüyemememizin sebebi bu!”

Türkiye’de sağlık politikalarının oluşturulmasında yakın tarihe kadar katkıları olan Hüseyin Çelik de işletmecilik faaliyetleri ile eğitim kurumu olma statüsünün birbirine karıştırılmaması gerektiği görüşünde!

Buna karşın görüşlerini aldığımız Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Selim Nalbant, afiliasyonun tamamen karşısında ve her üniversitenin kendi hastanesini işletmesi gerektiğinden yana!

“Özel Üniversiteler Ticarethaneye Dönüşmemeli”

Afiliye bir başka vakıf üniversitesi olan KTO Karatay Üniversitesi Tıp Fakültesi! Görüşlerini sorduğumuz Fakülte Dekanı Prof. Dr. Neyhan Ergene, özel üniversiteler için kritik önemde bir hususa dikkat çekerek, “özel üniversiteler ticarethaneye dönüşmemeli” uyarısında bulunuyor.

YÖK’ün hazırladığı Vakıf Üniversiteleri Raporunu incelediğinizde Prof. Dr. Neyhan Ergene’nin uyarısı daha fazla anlam kazanıyor. Rapora göre, 2018 eğitim öğretim yılında vakıf üniversitelerinin yaptığı tanıtım ve reklam harcamalarının kütüphane için yapılan harcamaların 6 katı kadar olduğu fark ediliyor.

Sağlık Bakanı Demeçleri

6-8 Kasım tarihleri arasında Ankara’da düzenlenen 8. Sağlık Zirvesinin konuğu Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca idi. Bakan, konuşmasında, son dönemde yapılan mevzuat değişikliklerine ve Basamaklandırılma Genelgesine atfen “Vakıf üniversite hastanelerinin ilk defa bir düzenlemeye tabi tutularak asgari standartlara uyma zorunluluğu getirildi. Yine vakıf üniversiteleri ile özel hastanelerin iş birliği protokollerinin hayata geçebilmesi için standartlar tanımladık ve ilk defa vakıf üniversitelerini planlamaya aldık” diye konuştu ve ileriye dönük bir mesaj vermedi.

Ekonomik Kriz Sebebiyle Özele Başvuru Azaldı

6 – 8 Kasım 2019 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenen 8. Sağlık Zirvesine katılan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Dr. Mustafa Özderyol, özel sağlık sektöründe istikrar arayışına ilişkin şunları kaydetti:

Mustafa Özderyol

“Hastaneye müracaat sayılarına bakıldığında, 2018’de 82 bine yakın müracaatın yapıldığı özel sektöre 2019’da (ilk 6 ay) müracaat sayısında düşü gözlenmiş, müracaat sayısı 79 bin kaydedilmiş. Ekonomik kriz sebebiyle hastaların tercihlerini değiştirmesinin yanında özel hastanelerin bir kısmının da afiliye ile vakıf üniversitesi statüsüne geçmesinin etkili olduğunu düşünüyorum.

SUT’a Sabit Zam Getirilmeli

SUT’a sabit bir zammın getirilmesi gerektiğini belirten Özderyol şöyle devam etti:

“İlaç sektörü güzel bir örnek, umuyorum ki bu örneği hizmet sektörüne de getireceğiz. Kamu hastanelerinde üniversitelerde eczanelerde ve optiklerde de biyometrik kimlik doğrulatma ile provizyon işlemini başlayacağız. Bu işlem de başladığı andan itibaren oradaki kaçaklar da minimuma inecektir.”

Global Bütçeye Kesinlikle Karşıyım!

Global bütçeye kesinlikle karşı olduğunu belirten Özderyol, “Böyle bir mantık olmamalı, olacaksa da incelemeye tabi olmalıdır. Ürettikleri hizmetin karşılığı eğer verdiğimiz global bütçeyi tutmuyorsa üniversitelerden tamamını tahsil ediyoruz. Hiçbir üniversiteye biz 10 TL verip de o 9 TL üretmişken 1 TL’yi bırakmıyoruz. Bu konuda eksik bilgi var sanırım onu gidermek istedim. Orada eksik kalan kısım belki düzenli incelemenin olmaması. Önümüzdeki süreçte orada da düzenli incelemeyi yakalayacağız.

Sevk Zinciri Olmak Zorunda!

Bizim kişi başı hastaneye müracaat sayımız artıyor. 10,5’lere ulaşacak bu yılsonuna kadar. Bu çok yüksek bir oran… Bunun da müsebbibi biz sağlık çalışanları! Bu sistemi sürdürmek istiyorsak mutlaka sevk zinciri olmak zorunda, bu şekilde devam etme imkanı yok! Belki de bugün harcadığımız bütçenin daha da altında rakamlarla bu iş çözeriz diye düşünüyorum.

Bakanlıktan Özel Sektöre Teklif: Yeni Bir Planlama Metni Yazalım!

Dr. Ertuğrul Eğin

6 – 8 Kasım 2019 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenen 8. Sağlık Zirvesinde konuşan Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Ertuğrul Eğin, özel sağlık sektöründe istikrar arayışına ilişkin şunları kaydetti:

“Kişisel görüşüm şöyle: Temel felsefe olarak biz sağlık hizmeti sunucusuyuz. Kar güden işletme olamıyoruz, olmamalıyız çünkü bazı hizmetler kar edilmese de sunulmak zorunda. Öte yandan biz işletme mantığıyla karlılığa zorlandık. Sunduğunuz hizmetten zarar edebilirsiniz ama onun finansmanı için başka kaynak bulabilirsiniz.

Yeni Bir Planlama Metni Yazalım

Planlama, kamu için eksiğin tamamlanması idi; özel sektör içinse bulunduğu durumda sürdürülebilirliği sağlamak adına ona belli hedeflerin gösterildiği bir dönemdi. Planlama tıpkı bir çarık gibi özel sektörün ayağını sıkıyor aslında farkındayım ama kullanma amacı itibariyle özel sektörde planlamayı kontrol altına alma refleksi ortaya çıktı. 2011 yılında ilan ettiğimiz planlamayı 2019’daki duruma gelinceye kadar bir ilerleme raporu haline getirelim. Yeni bir planlama metni yazalım. Madem konumuz istikrar; 2020 – 2025 özel sağlık vizyonunu beraber hazırlayalım. Ortak metin yayımlayalım ve önümüzdeki 5 yıl boyunca biz sizden siz bizden şikayetçi olmayalım!”

151 Özel Hastanenin 66’sı Zarar Eder Durumda!

6 – 8 Kasım 2019 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenen 8. Sağlık Zirvesi bünyesinde yapılan “Özel Sağlık Sektöründe İstikrar Arayışı” konulu oturumda konuşan Özel Hastaneler Platformu Başkan Yardımcısı Dr. Esat Mehmet Arslan, şöyle konuştu:

Dr. Esat Mehmet Arslan

“Şu anda karşı karşıya kaldığımız en büyük sıkıntı finansal sürdürülebilirliktir. Temel sorunumuz şu; hem kamusal hizmet veriyor olmamız öte yandan ticari işletme olmamız! Her iki pozisyonunun menfaatlerin çatıştığı noktalarda hangi tarafta yer alacağımızı bilemiyoruz. Doğru karar veremiyoruz. Kamu, hastalar ve sektör olarak ortak noktada buluşmak en önemlisi.

Merkez Bankası sağlık sektör bilanço istatistiklerinden bahsetmek istiyorum. Bu tamamen Merkez Bankasının kendi çalışmasıdır. Her yıl verilerini yayımlıyor ama en son 2016’da veri yayımladı;  son 3 yılın verileri yok; 151 firmayı yani hastaneyi örneklem alarak incelemiş. Bu firmalardan 107’si anonim şirket 44’ü limited şirket. Hepsi de hastane işleyen firmalar. Ölçeklerine baktığımızda 25 hastanenin küçük ölçekli, (çalışan sayısı 50’den az) 110 hastanenin 50-500 çalışanı olduğu, 16 hastanenin de 500 den fazla çalışanı var. Yıllık net satış oranlarına göre de ölçeklendirme yapılmış. 104 hastanenin yıllık net satış tutarları 33 milyondan daha düşük, 41 hastanenin 33 – 166 milyon arası, 6 hastanenin de 166 milyondan fazla yıllık net satışı var.

151 Hastanenin 66’sı Zarar Eder Durumda

Keşke bu veriler 2018 ve 2019’da da olsaydı, tabloyu daha net görecektik. 2016 verilerine göre 151 hastanenin 66’sı zarar eder durumda. Net satışlar içindeki faiz giderleri, 2008’de yüzde 2 iken 2015’te yüzde 8’e çıkmış. Toplam borç oranı 2008’de yüzde 50 civarı iken şu anda yüzde 75’lere çıkmış. Aktif toplamınız 30 milyonsa 22,5 milyon borcunuz var demektir. Öz kaynakların aktif toplam içindeki oranı 2008’de yüzde 50 iken şu anda yüzde 25’lere düşmüş.”