Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü liderliğinde “Kararlıyım ve Yapacağım” sloganıyla kansere karşı yürütülen kampanya; bireylerin, sağlık topluluklarının bilinçlendirilmesini, tanı ve tedaviye erişimin arttırılmasını hedefliyor.
4 Şubat Dünya Kanser Gününde, Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü (UICC) ile Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği ve Biletix kanser hastalığına farkındalık oluşturma amacıyla bir araya geldi.
Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği tarafından
düzenlenen toplantı Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Başkanı ve Uluslararası
Kanser Kontrol Örgütü-UICC önceki Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, Biletix Genel
Müdürü Kemal Erdine, İncekaralar Genel Müdür Yardımcısı Engür Rutkay’ ın
katılımıyla gerçekleşti.
Biletix: “Ben Varım, Sen de Katıl”
Dünya Kanser Günü dolayısıyla Biletix, Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu ile iş birliği yaptı. Biletix Genel Müdürü Kemal Erdine iş birliklerini şöyle anlattı:
“Kanser artık hiçbir toplumun göz ardı edemeyeceği, hepimize şahsi ya da dolaylı olarak dokunmuş bir hastalık. Bu sebeple Ticketmaster, 20 ülkenin katılımıyla kanser hastalığının farkındalığını artırmak ve araştırmalara destek olmak için tüm yıl boyunca sürecek olan sosyal sorumluluk projeleri hayata geçirecek. 2019 yılı boyunca devam edecek olan projeler kapsamında, Biletix olarak Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği ile birlikte çalışarak kanser hakkında farkındalık yaratıp, aynı zamanda bu hastalığa karşı mücadeleye katkıda bulunacağız. Bu amaç doğrultusunda çalışmalarımızın ilki olan 4 Şubat Dünya Kanser Günü’ne özel tasarlanmış hediye paketlerini biletix.com internet sitemizde ve satış noktalarımızda satışa sunduk. Bu kampanyanın tüm gelirini kanser araştırmalarında kullanılmak üzere Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği’ne bağışlayacağız. Biletix olarak “Ben Varım, Sen de Katıl” diyor ve herkesi bu sosyal sorumluluğun parçası olmaya davet ediyoruz. “Çünkü birlikte başarabiliriz” diyerek, kansere karşı toplumsal bir hareket başlatmak istiyoruz. “ dedi.
İncekaralar Genel Müdür Yardımcısı Engür Rutkay da Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneğine kurumsal vatandaşlık görevi çerçevesinde destek olduklarını, kanser ile ilgili özellikle erken tanı konusunda farkındalık yaratmak için herkesi uyarmaya gayret edeceklerini söyledi.
Köprüler Turuncu ve Maviye Boyandı
Dünya Kanser Örgütü bütün dünyada ‘Kararlıyım ve Yapacağım’ sloganıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kararlılığı sürdürmek kapsamında insanların dikkatini kanser hastalığına çekmek için 4 Şubat akşamı İstanbul’un sembollerinden Galata Kulesi ile 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü kampanya renkleri olan turuncu ve mavi renklerle ışıklandırıldı.
Dünya Kanser Kontrol Örgütü Ajansının verdiği bilgilere göre, 2018 itibarıyla dünyada 18 milyon kişide kanser görülüyor ve yaklaşık 10 milyon kişi bu nedenle hayatını kaybediyor.
Prof. Dr. Tezer Kutluk
Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Başkanı ve Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü-UICC önceki Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, Dünya Kanser Örgütünün ilgili kanser ajansının rakamlarına göre 2040 yılında 30 milyon kişide kanser görülebileceğinin tahmin edildiğini belirtti. Kanserin önlenmesi ve azaltılmasına değinen Kutluk, “Dünyadaki tüm kanser ölümlerinin yüzde 22’si tütün ile ilişkili. 18 milyon kanserin 4 milyona yakını tütünü sıfırlasa bu rakam 14 milyona düşecek. Tüm akciğer kanseri ölümlerinin yüzde 70’i tütün ile ilişkili” dedi. Alkolün ağız, yutak, gırtlak, yemek borusu, bağırsak ve meme kanseri ile ilişkisini vurgulayan Kutluk, fiziksel hareket yapmanın bağırsak, meme, rahim, yumurtalık, pankreas, yemek borusu, böbrek, karaciğer, ilerlemiş prostat ve safra kesesi kanseri riskini azaltmaya yardımcı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Kutluk, Türkiye’nin kanser konusunda çok yol aldığını, kansere karşı çaresiz olunmadığını ancak henüz kat edilmesi gereken mesafenin bulunduğunu ifade etti.
EN ÇOK
GÖRÜLEN KANSER TÜRLERİ
Erken tanının önemine de dikkat çeken Kutluk, “Birkaç kanser
türünde meme kanseri, kalınbağırsak ve serviks türlerinde erken tanı çok
önemlidir. Erken tanı ile bu türlerin tedavisi yapılabiliyor. Geriye kalan
tedavi yöntemlerini de uyguladığımızda kansere karşı başarı kazanmak mümkün
oluyor. Dünya’da en çok görülen kanser türü akciğer kanseri, meme kanseri, prostat
kanseri ve kalınbağırsak kanseridir. Bunları önlemek için tütünü yok etmeliyiz.
Dünyada ki tüm kanser ölümlerinin yüzde 22’si tütün ilişkilidir. Yılda 10
milyon kişi kanserden ölüyor, bunu azaltmanın yöntemleri var. Tütünü
kaldırdığımızda 10 milyon ölüm birdenbire 8 milyona düşüyor” dedi.
klinikiletişim,
15. Yıllık Türk Dahili ve Cerrahi Bilimler Yoğun Bakım (TDCY) Kongresini
yakından takip etti ve yoğun bakımcıların global ölçekte gündemlerini
sayfalarına taşıdı.
Kongrenin en
ilgi çekici oturumları arasında Sağlık Bakanlığı, SGK, TDCY ve Türk Yoğun Bakım
Derneği üyelerinin yuvarlak masa toplantısı sayılabilir.
Bu oturumda;
iki derneğin iş birliği çerçevesinde hareket ederek yoğun bakım uzmanlığında
yeterlilik kurulu ve sınavının oluşturacağı görüşüldü.
Yoğun
Bakımcıların Talepleri
TDCY’nin talepleri arasında; yoğun bakımların seviyelendirilme çalışmasının
yapılması, yan dal uzmanlık eğitimi için tez zorunluluğu, eğitim programları
arasında rotasyon esnekliği, yoğun bakımın 6 ana dalda belli süre için zorunlu
eğitim süreci önerisi, SUT’ta, özlük haklarında, istihdamda ve klinik
yönetiminde yoğun bakım uzmanlarının görüş ve önerilerinin mevzuatta görünür
kılınması, endüstri sponsorluk desteğinin gözden geçirilmesi, ana uzmanlık
alanında görev yapma hakkı gibi başlıklar yer aldı.
Yabancı Konuklar
Kongre,
20’den fazla ülkeden yabancı konukları ağırladı. 2023 Dünya Yoğun Bakım
Kongresinin TDCY tarafından İstanbul’da yapılacak olması, dünya ülkelerinin
katıldığı oturumda ayrıca ilgi uyandırdı. Oturuma katılan yoğun bakım hekimleri
ülkelerindeki dernek yapılanmasını, global çatı derneklerle ilişkilerini, bilim
ve araştırma alanındaki potansiyel iş birliği imkanlarını ve güncel
beklentilerini dile getirdiler.
Yoğun Bakım
Odaklı Eğitim Mümkün mü?
Kongrenin
Toscana’dan gelen konuğu Prof. Dr. Raffaele Scala ile yaptığımız özel
röportajda Scala, yoğun bakım eğitimine ilişkin Türkiye’de de tartışılan bir
konuda görüşlerini şöyle ifade etti:
“Günümüzde
yoğun bakım uzmanı olabilmek için önce başka bir dalın uzmanı olmak gerekiyor
oysa en baştan yoğun bakıma odaklanılmış bir eğitim içerisinde yetişmenin daha
iyi olacağını düşünüyorum” dedi ve şöyle izah etti:
“Örneğin ben
bir göğüs hastalıkları uzmanıyım ve göğüs hastalıkları çok farklı bir branş…
Bunun üzerine yoğun bakım eğitimi aldığınızda göğüs hastalıklarında birçok
konunun değişiklik gösterdiğini fark ediyorsunuz zaman içinde. Daha belirli,
daha temel yoğun bakımcılar yetiştirmeye yönelik programlar olmalı diye
düşünüyorum.”
Karmaşanın
Farkında Olmak!
Girit’ten
Kongreye gelen deneyimli hekim Prof. Dr. Dimitris Georgopoulos ise, gençlere
önemli bir tavsiye bulundu ve şöyle dedi:
“Bence bir insan üzerinde
uygulanabilecek tedaviler düşünüldüğünde mekanik ventilasyon bu seçenekler
arasında en komplike olanlardan biri. Oysa birçok yoğun bakımcı bu karmaşanın
farkında bile değil!”
Prof. Dr. Arzu Topeli İskit: “Bazı yetkinliklerin kazanılması için eğitim programları arasında rotasyon esnekliği olabilmeli. Örneğin bir merkez ECMO alanında çok iyi olabilir, diğer merkez başka alanda daha iyi olabilir, merkezler arası rotasyon ya da görevlendirme esnekliği olmalı”
Prof. Dr. Arzu Topeli İskit: “Bizler çok nitelikli öğrencilerle çalışıyoruz. Uzmanlığını almış ve akademik yapıda rol alabilecek öğrencilerle çalışıyoruz. Bu öğrencilerin yan dal eğitimlerinde zorunlu tez yapmaları gerekir”
Sağlık Bakanlığı Uzmanlık eğitimi takip sistemi kurdu. Hastanenin, kliniklerin
nitelikleri, donanımı, portföyü ne gibi hizmetler verildiği, eğitim ve her konu
bu sistem üzerinden takip edilecek. Asistan karneleri de bu sisteme dahil
Doç. Dr. Melda Türkoğlu: “Yoğun bakıma şu anda çok fazla kadro veriliyor. Oysa bu kadroların kademeli şekilde daha yavaş verilmesi gerekir. Buna ek, biz 6 ana dal dışında yeni bir ana dal istemiyoruz”
Doç. Dr. Melda Türkoğlu: “Yeterlilik Kurulunun oluşturulması için TYBD ile birlikte çalışarak yeterlilik kurulunun oluşturulmasını ve sınavının getirilmesini sağlayacağız”
Prof. Dr. Bilgin
Cömert: Yoğun bakım uzmanı unvanı almış kişiler sahada 3. basamak yoğun
bakım ünitelerinde kurulu düzenin içine giremiyor. Büyük oranda performans
kaygılarından kaynaklanan bir sıkıntı bu… Yoğun bakımın ekip işi olduğunu
kabullenmemiz lazım”
Prof. Dr. Ferda Kahveci: “TYBD asistan karnesi oluşturdu. Bizim bir karnemiz var; değiştirebilir elbette ama ortak bir çalışma sonucu ortaya çıkmıştır. Kişilerin neler yaptığını oradan rahatlıkla görebiliriz ama sanıyorum daha hayata geçmedi”
Prof. Dr. Mehmet Uyar:” İdari sorumluluk mutlaka yoğun bakım yan dalı almış uzmanda olmalıdır ama yan dal uzmanının da çalıştığı yerde performans ve nöbet paylaşımına gitmelidir”
Dr. Fethiye İnce: “Yoğun bakım uzmanlığının mevzuatta eksik olduğu ifade edilen yerlere eklenmesi konusunu SGK’da birimlerimize ileteceğim; ama bu çalışmalar için komisyon oluşturuluyor ve düzenlemeler komisyon çalışması doğrultusunda yapılıyor”
Yoğun bakımda eğitim, çalışma hayatı, SGK ve geri ödemeler ile özlük haklarına ilişkin paydaşların katılımıyla Türk Dahili ve Cerrahi Bilimler Yoğun Bakım Derneği Kongresinde (TDCY) yuvarlak masa toplantısı düzenlendi.
Doç. Dr. Melda Türkoğlu ile Prof. Dr. İsmail Cinel
TDCY ve Kongre Başkanı Doç. Dr. Melda Türkoğlu ile Türk Yoğun Bakım Derneği (TYBD) Başkanı Prof. Dr. İsmail Cinel’in moderatörlüğünü yaptığı, Türkiye’de yoğun bakım özelinde sağlık politikalarının tartışıldığı yuvarlak masa toplantısında, yoğun bakım alanında faaliyet gösteren iki dernek üyeleri yanı sıra Sağlık Bakanlığı ve SGK temsilcisi de soruları yanıtladı.
Rotasyon
Esnekliği Olabilmeli
Prof. Dr. Arzu Topeli İskit
Yoğun bakım uzmanlarının eğitim hayatına ilişkin görüşlerini ifade eden TDCY Yönetim Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Arzu Topeli İskit şunları söyledi:
“TUKMOS çalışmaların bu yıl da devam
etmesi çok uygun olacaktır. Bu çerçevede yoğun bakım uzmanlarının her ne kadar
yetkinlik düzeylerini belirlemiş olsak da bunların gerçekten uygulanıp
uygulanmadığı, temel standartlara uyumu, karnelendirilmesi, portfolyolara
uyumunun sağlanması konusunda çalışmaların sürdürülmesi gerektiğini
düşünüyorum. Kendi eğitim programımızdaki gözlemlerime de dayanarak şunları
ifade etmek isterim:
Bazı yetkinliklerin kazanılması
için eğitim programları arasında rotasyon esnekliği olabilmeli. Örneğin bir
merkez ECMO alanında çok iyi olabilir, başka merkezde başka bir uygulama çok
iyi olabilir, merkezler arası rotasyon ya da görevlendirme esnekliği olmalı.
Kendi üniversitem için söyleyebilirim ki bu zor bir konu. Mesela bir uzmanlık
öğrencimiz ‘Şu eğitimi almak için şu merkeze gitmek istiyorum’ dediği zaman tam
teşekküllü üniversite hastanesi olmamız nedeniyle fakülte kurullarında bu
talebe izin verilmeyebiliyor. Eğitim programlarının belli alanlarında ortak
çalışmalara izin verilebilmeli. Bu eğitime zenginlik kazandıracaktır.”
Yan
Dal Eğitiminde Tez Yapılmalı
Prof. Dr. İskit, yan dal
uzmanlık eğitimi için tez yapılması gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
“Bizler çok nitelikli
öğrencilerle çalışıyoruz. uzmanlığını almış ve akademik yapıda rol alabilecek
öğrencilerle çalışıyoruz. bu öğrencilerin tez yapmaları çok önemli. Türkiye’de
bilimin gelişmesi ve yoğun bakım açısında da bu çalışmalar çok önemli
olacaktır. Gönüllü arkadaşlarımız çalışmalar yapıyorlar ama bu zorunlu tez
haline getirilebilirse daha iyi olacaktır.”
Ana
Dallar için Zorunlu Yoğun Bakım Eğitimi
“Yoğun bakım 6 ana daldan
beslenen bir yan dal; ama 6 ana dalın kendi eğitim programları çok farklı” diye
konuşan Prof. Dr. İskit, “Dolayısıyla yoğun bakım eğitimini her ana dalda belli
süre için alınması zorunlu bir eğitim haline getirebilir miyiz? Bunu çok tartıştık
ama bazı yerlerde bu kağıt üzerinde kalabiliyor, o nedenle daha resmi bir
program haline getirebilir miyiz? 2, 3 veya 4 ay süreli eğitimler programlayabiliriz.
Bir de şöyle bir sorun var; yoğun bakımı olan ama eğitim programında yer
almayan ana dallar var. Kalp-damar cerrahisi, nöroşirurji vs… o ünitelerde de
yoğun bakım hastalarına bakılıyor. Biz eğitimimizi titizlilikle sürdürdüğümüz
halde orada hiç eğitim almadan hizmet sunulabiliyor. Bunun tartışılması ve bazı
adımların atılması gerektiğine inanıyorum” dedi.
18
Değişik Tipte Yoğun Bakım Var
Prof. Dr. İskit, yoğun
bakımların seviyelendirilme çalışmasının mutlaka yapılması gerektiğini
belirterek şunları söyledi:
“Yoğun bakımın tanımı ve aşırı
parçalanmışlığın önüne geçilmelidir. Sağlık Bakanlığının kendi çalışmasında görüyoruz
ki 18 değişik tipte yoğun bakım var. Bu sebepten kaynaklı sorunlar oluyor;
hangisi 2. basamak, hangisi 3. basamak gibi…Genel yoğun bakım hangisi gibi..”
Hasta
Yatışına Yoğun bakımcı Karar Veremiyor!
“Bir de acil sağlık
hizmetlerinde acil ile çalışılıyor ve bu da acil tıp gibi anlaşılıyor. Acil
sağlık hizmetlerinin önemli bir ayağı da yoğun bakım” diye konuşan Prof. Dr.
İskit, şöyle devam etti:
“Yoğun bakım alanının,
uzmanlarının acil sağlık hizmetlerinde hem bürokratik hem sahada uygulama
kısmında yer alması lazım. Triaj ile de ilişkili bu. Yoğun bakıma yatış
kararını veren yoğun bakımcı değil! Çıkışa da karar veremiyor. Kritik hastaya
bakıldığına göre burada bir terslik var.”
Endüstri
Sponsorlukları Yeniden Düzenlenmeli
Medikal endüstrinin hekim
sponsorluklarında yoğun bakım branşına özel düzenlemeler yapılması gerektiğini
ifade eden Prof. Dr. İskit, “Genç arkadaşlarımız akademik toplantılara
rahatlıkla katılamıyorlar. Bakanlık da biliyor ki hekimler endüstri
sponsorluğunda davetlere ve toplantılara katılıyorlar. Tüm katılımları Yönetmelik
ile kontrol altında. Ama Bakanlık bunu incelerse fark edecektir ki diğer pek
çok branşın aksine yoğun bakımcılar için endüstri desteği çok az. Özellikle
ilaç kullanımıyla ilişkili branşlarda bu desteğin son derece fazla olduğunu
görebiliyoruz. Bu konuda da düzenleme yapılması meslek içi eğitimlere destek olunması
gerekiyor” diye konuştu.
Sağlık Bakanlığı Uzmanlık Eğitimi Takip Sistemi Kurdu
Doç. Dr. Semra Ulusoy Kaymak
Sağlık
Bakanlığını temsilen toplantıya katılan Doç. Dr. Semra Ulusoy Kaymak, yeni
oluşturulan uzmanlık eğitimi takip sistemi hakkında bilgi verdi. Ciddi finansal
yatırımla gerçekleştirdikleri sistemi detaylarıyla anlatan Kaymak şunları
kaydetti:
“Diğer tüm
uzmanlıklar gibi yoğun bakım uzmanlarının da bu sistemi kullanması gerekecek
yakın zamanda; mesela asistan isterken sistem üzerinden talep etmeniz
gerekecek. Asistan sayısı, kliniklerde verilen eğitimler bu sistemden takip
ediliyor; bizler de sizleri ve sistemi takip edebiliyoruz. Ortalama 5 bini
aşkın eğitim programımız var. Çok büyük bir yatırım yaptık finansal anlamda ve
çok emek verdik. Sistemimiz sizlerin katkısıyla anlamlı olacak. Standart
olmayan eğitimlerin üzerine bu şekilde gitmeyi planlıyoruz.
Uzmanlık eğitimi takip
sisteminin içinde neredeyse herşey yer alıyor: Uzmanlık programının içinde
bulunduğu hastanenin nitelikleri, kendi kliniğinin nitelikleri, donanımı,
portföyü ne gibi hizmetler verdiği takip edilecek ama kazanımlarla takip
edilecek. Asistan karneleri de bu sisteme dahil; asistan hangi hocasıyla kaç
adet ve ne tip vaka yapmış, bunu izleyeceğiz. Sistem telefona da uyumlu olacak.
Kaç öğretim üyesi uzmanlık öğrencisiyle buluşarak ona mentorluk yapıyor bunu
görebileceğiz.”
Doç. Dr. Kaymak ayrıca, yoğun
bakıma yeni bir ana dalın eklenmesinin sözkonusu olmadığını ifade etti.
“Yeterlilik Kurulu Oluşturacağız”
Doç. Dr. Melda Türkoğlu
TDCY Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi İç hastalıkları Yoğun Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Melda Türkoğlu da, yoğun bakım eğitim kadrolarının planlı verilmesi gerektiğini belirterek eğitim ve çalışma hayatına ilişkin taleplerini şöyle dile getirdi:
“Yoğun bakıma şu anda çok fazla kadro veriliyor. Oysa bu kadroların
kademeli şekilde daha yavaş verilmesi gerekiyor. Yoğun bakım uzmanlarının yavaş
yavaş yetiştirilmesi bizler için daha iyi olacak. Buna ek, biz 6 ana dal
dışında yeni bir ana dal istemiyoruz. Hatta 6 ana dalın fazla bile olduğuna
inanıyoruz. Yeterlilik Kurulunun oluşturulması için TYBD ile birlikte çalışarak
yeterlilik kurulunun oluşturulmasını ve sınavının getirilmesini sağlayacağız.
Özel hastanelerde yoğun bakım kadrosu yok. Uzman olan arkadaşlarımız bu kadroyla
özel hastanelerde çalışamıyorlar. Kendi ana dallarında da çalışamıyorlar. Öyle
olduğu zaman yoğun bakım uzmanı olmak dezavantajlı hale geliyor. Bu önemli bir
sıkıntımız.
Yoğun bakım kliniklerinde seviyelendirmelerin yeniden revize edilmesi
gerekiyor. Bakanlık ile yapılan toplantılarda buna yönelik karar da aldığımızı
hatırlatmak isterim.”
Özel Bakım
Üniteleri Oluşturulmalı
Doç. Dr. Türkoğlu, palyatif hastalar konusunda yeni düzenlemeye
ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, “Birçok terminal hasta var, terminal hasta için
artık desteğin verilmeyeceği ünitelerin olması lazım. Ayrıca uzun dönem bakım
yerlerinin olması lazım… Yatışa ve çıkışa yoğun bakım uzmanının karar
verebilmesi lazım. Emek verdiğiniz hastayı mesela servise gönderiyorsunuz ve
size tekrar geliyor. Yoğun bakım sonrası devredebileceğimiz ünitelerin olması
ve uzun dönem bakım hizmetinin verildiği ünitelerin oluşturulması öncelikle
hayata geçirilmesi gereken hususlar” diye konuştu.
SUT
& Performans Düzenlemeleri
SUT ile ilgili düzenlemelerin yapılması gerektiğini belirten Doç.
Dr. Türkoğlu, “SUT’ta çoğu yerde yoğun bakım uzman tanımı yok!. Yoğun bakım
uzmanı tanımının yoğun bakım ilgili yerlerde geçmesi lazım… Örneğin sepsis
kolonunun kullanılması konusunu ifade edebilirim; bu kullanım için
hematolojinin anesteziyolojinin imzası isteniyor ama yoğun bakım uzmanının
imzasına gerek duyulmuyor. Hematolog, sepsis konusuna bizim kadar vakıf değil…
Esas kullanan biziz ama mevzuatta adımız geçmiyor. Bunun düzeltilmesi
gerekiyor.
Ayrıca SRRT konusu var. Bu uygulama diyaliz olarak geçiyor ve
nefrologların bu konuda çok deneyimli olmamasına karşın bu işin performansı
nefroloğa veriliyor. Bizim bu uygulamadan performans alma gibi hakkımız yok. Bu
konu iyileştirilmeli.
Beyin ölümü konusunda biz YÖK’e de başvuruda bulunduk. Bu konuda
hala 4 ana dal imzası gerekiyor ve kısaltılması gerekiyor.
Çift performans konusu var bir de; yoğun hastası takip eden bölümlerde
oluyor bu; örneğin bir kalp damar cerrahı veya bir kardiyolog aynı gün
anjiyografi yapıyor, oradan performans alıyor. Aynı zamanda hastasını yoğun
bakıma yatırıyor, ondan da 3. Basamak puanı alıyor. Yani yoğun bakım uzmanı
eğitim yapıyor ve onun yaptığı vizit çok ayrıcalıklı bir vizit dei.
Yoğun
Bakım Ekibi
Çalışma hayatında sorunların varlığına dikkat çeken Doç. Dr.
Türkoğlu, şöyle konuştu:
“Yoğun bakımda görev yapan hemşireler, yardımcı personel, klinik
donanımı konusunda iyileştirme yapılmalı. Hemşire eksikliği pek çok hastanede
yaşanıyor, bu sebepten hastanelerde birçok yatak kapalı. Fizyoterapistlerin
yoğun bakımda istihdam edilememesi çok büyük eksiklik… Bu bizi olumsuz
etkiliyor. Ağır bir 3. basamak hastasını tek başına bir doktor olarak ayağa
kaldırmamız mümkün değil. Hemşireyle, fizyoterapistle, sosyal hizmet uzmanıyla
birlikte çalışacağız.
Özlük
Haklarımız İyileştirilmeli
Prof. Dr. Bilgin Cömert (solda)
TDCY Yönetim Kurulu
II. Başkanı ve 9 Eylül Üniversitesi İç Hastalıkları ABD ve Yoğun Bakım BD
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilgin Cömert, konuşmasında çalışma hayatındayaşanan
sorunlar konusunda şunları kaydetti:
“Temelde 2 problem var, bir
yoğun bakım uzmanı unvanı almış kişilerin sahada 3. basamak yoğun bakım
ünitelerinde kurulu düzenin içine girememeleri… Bunun birçok nedeni var ama
bence ilk sorun bu. Büyük oranda performans kaygılarından kaynaklanan bir
sıkıntı bu… Bunu belki özlük haklarının iyileştirilmesiyle çözülebileceğini
düşünüyoruz. Sorumluluk konusu, bence tali bir konu… Esas olarak orada
çalışabilmesi çok daha önemli… Yoğun bakımın ekip işi olduğunu kabullenmemiz
lazım. Tek başımıza hiçbir şey yapamayız. İdareye önemli görev düşüyor. Bu
kadar çok emek verdiği uzmanların yoğun bakımda çalıştırılmaması büyük kayıp!”
Mezunlarımızın
Yetkinliği Denk Değil
Prof. Dr. Ferda Kahveci
TYBD
Derneğini temsilen oturuma katılan ve TYBD Önceki Dönem Başkanı ve Uludağ
Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ABD, Yoğun BD Başkanı Prof.
Dr. Ferda Kahveci konuşmasında şunları söyledi:
“Yoğun bakımda eğitimle ilgili
sorunlarımız büyük. Dengesizlikler var. Yoğun bakım 6 ana daldan beslenen bir
yan daldır ve bu 6 ana dalın bir ucunda enfeksiyon hastalıkları var, bir ucunda
da anesteziyoloji ve reanimasyon ana dalı var. Bunların içinde hiç yoğun bakımı
olmayan ana dallar var, buralarda herhangi bir formel eğitim görmeyen mezunlar
var. Bu mezun arkadaşlarımız bir sınavla bir programın üyesi haline
gelmektedir. Ana dallarında yoğun bakımda aktif hiçbir çalışması olmayanla 6 ay
ve üzerinde eğitim görenler aynı programda buluşabilmekte ve biz onları denk
koşullarda mezun etmekle yükümlü birer öğretim üyesiyiz. Daha önce bu konuyu İç
hastalıkları TUKMOS’una getirdik; hiç olmazsa 2 aylık bir rotasyonları olsun
ama sanırım bu hayata geçmedi. Daha seçme aşamasında yoğun bakıma dair dengesizlikler
başlıyor. Protokoller revize edilmeye başlandı; 6 ana dal veya 3 ana dal gibi protokoller
var.
Sağlık Bakanlığının yaptığı
çalışmada daha net göreceğiz, kaç program aktif çalışmaktadır, yetkin öğretim
üyesi sayısı ve niteliği nedir diye… Mezun olan kişilerin yetkinliği denk değil
maalesef. Eksiklikler burada başlıyor. Denetlemenin çok önemli olduğuna katılıyorum,
kağıt üzerinde var ama sahada nasıl olduğu konusunda Sağlık Bakanlığı çalışma
yapmalıdır ki aktüel olarak bu eğitimlerin ne düzeyde verildiği bilinmelidir.
“Asistan
Karneleri Hayata Geçirilmelidir”
Asistan karnelerinin aktif
olarak hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Kahveci, “TYBD
asistan karnesi oluşturdu. Bizim bir karnemiz var; değiştirebilir elbette ama
ortak bir çalışma sonucu ortaya çıkmıştır. Kişilerin neler yaptığını oradan
rahatlıkla görebiliriz ama sanıyorum daha hayata geçmedi. Bunu hayata geçirirsek
Sağlık Bakanlığı da ne yapıldığını görmeye hazır olacaktır. Rotasyonlar
konusunda da yeni düzenlemelere ihtiyaç var. Anesteziyoloji, göğüs hastalıkları
ve iç hastalıkları uzmanları açılan yoğun bakım kadrolarına en fazla ilgi
gösteren ilk üç ana dal dolayısıyla kadro tahsisleri de bu orana göre
yapılmalıdır” dedi.
Nöbet
Tutmak Eğitimin Çok Önemli Parçası
Prof. Dr. Mehmet Uyar
TYBD
II. Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon ABD
ve Yoğun BD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Uyar da şöyle konuştu:
“Tıpta Uzmanlık Kurulu, Sağlık
Bakanlığı ve bizlerin katıldığı toplantılarda konsensüs haline getirdiği ve çekirdek
müfredata geçen hususlar var; bir eğitim programında eğitim vermeye yetkili en
az 2 yoğun bakımcının bulunması, en az 10 yataklı 3. düzey yoğun bakıma sahip
olması gerektiği koşullarının tam sağlanamadığını görüyoruz. Tıpta Uzmanlık
Kurulu sekreteryası tarafından bize gönderilen raporlarda 36 aylık eğitimin 18
ayının en az genel yoğun bakımda geçmesi gerektiği konusunda hepimizin
konsensüsü var. Bunun da hayata geçmediğini görüyoruz. Ben ayrıca, nöbet
tutmanın da yoğun bakım eğitiminin çok önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum.
Yoğun bakımcı nöbet tutmadan yetişemez. Bilgi beceri ve idari yeteneklerini
geliştirmelidir. Tüm programlarda da buna uyulmadığını görüyoruz. Bugüne kadar
çerçevesi çizilmeye çalışılan bir program ve verilen büyük emekler var. Fakat
bu emeklerin yeterince yerini bulmadığını düşünüyorum.”
İdari
Sorumluluk Yoğun Bakım Uzmanındadır
Sahada yaşanan sorunlar
konusunda görüşlerini ifade eden Prof. Dr. Uyar, “Yoğun bakım yan dal uzmanı
mezuniyetinden sonra çalışmaya başlarsa bu mutlaka 3. düzey genel yoğun bakımda
olmalıdır. Eğitim nitelikleri ve standardizasyonu da buna göre düzenlemelidir.
Sahada çalışmaya başlandığında bu her zaman mümkün olmuyor. Göreve başladığı
yerde öteden beri yoğun bakımı idare eden kişiler varsa bunlarla da iş
birliğine geçilmesi gerektiğini Dernek olarak daha önce belirttik.İdari sorumluluk mutlaka yoğun bakım
yan dalı almış uzmanda olmalıdır ama yan dal uzmanının da çalıştığı yerde performans
ve nöbet paylaşımına gitmelidir. Adaptasyon süreci kolaylaşır ve idari
yetkisini daha iyi kullanabilir” diye konuştu.
5
Temmuz Tarihli Tebliğ
Sosyal
Güvenlik Kurumu (SGK) Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü, Sağlık Hizmetleri
Daire Başkanı Dr. Fethiye İnce ise
kendisine yöneltilen sorulara karşılık şöyle konuştu:
“SGK olarak 5 Temmuz’da bir Tebliğ
yayınladık ve yoğun bakıma ödediğimiz ücreti yüzde 30 oranında arttırdık. 3. basamak
yoğun bakım uzmanları yüzde 20 almaktayken yüzde 30 almaya başladı. Aynı şeyi
palyatif bakım için de yaptık. Seviyeler arasında geçiş yapan hastalar için
düzenleme yaptık; hatırladığım o ki palyatif bakıma ilişkin düzenlemeyi son
derece hızlı şekilde SUT’a ekledik. 5 Temmuz’da da bunun 3. basamakta yapılması
halinde SUT’taki fiyatın üzerine yüzde 50 eklenerek ödenmesi sağlandı.”
Performans
Sağlık Bakanlığının Konusu
Dr. İnce, performans sistemi
düzenlemelerinin hiçbirinin SGK ile ilgili olmadığını belirterek,. “SGK, hekim
üzerinden ücret ödüyor. Ama sağlık çalışanlarının performans dağılımı Sağlık
Bakanlığının çalışma alanıdır. Biz hekimin sağlık hizmetinin karşılığını
ödüyoruz.
Kan bileşenleri konusu var;
2017’den itibaren yapılan düzenlemeyle, eğer eritrosit kullanıyorsanız bunun
yüzde 36’sını paketin haricinde her bir eritrosit için bize fatura
edebilirsiniz. Yoğun bakımda da bu böyle… Plazmaferez işlem olarak ve malzeme
olarak ayrı faturalandırılıyor. Yoğun bakım uzmanlığının mevzuatta eksik olduğu
ifade edilen yerlere eklenmesi konusunu ilgili birimlere ileteceğim; ama bu
çalışmalar için komisyon oluşturuluyor ve düzenlemeler komisyon çalışması
doğrultusunda yapılıyor.
Tıbbi malzemede mesela Hacettepe
Üniversitesine yazı yazıyoruz; diyelim ki sepsis kolonunun kullanımına ilişkin
toplantı yapılacak ve hastanelerden katılımlarını istiyoruz. Bize iletilen
branşları toplantıya çağırıyoruz. Onlar düzenlemeleri yapıyorlar. Sonuç olarak
bizim sağlık konularındaki otorite kabul ettiğimiz yer Sağlık Bakanlığıdır.”
Prof. Dr. Turgay Çelikel: “ABD’de, bizde olduğu gibi, yoğun bakım kliniklerinde hastalar son ana kadar tedavi edilmiyorlar. Orada geçerli olan DNR (Do not Resuscitate) programı yasal olarak Türkiye’de de hayata geçirilmeli”
“Türkiye’de yoğun bakım yatak sayısı yüz binde 43. Hastane
yataklarının azalması yoğun bakım yataklarının artması yönünde bir eğilim var.
Çünkü sepsis ve yaşlılık artıyor”
“Yapılan araştırmalara göre, yoğun bakımcıların kontrolündeki
kapalı sistemlerin başarı oranı artış gösteriyor”
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Turgay Çelikel
geçmişten günümüze uzanan süreçte yoğun bakımın tarihçesi hakkında bilgi verdi.
Yoğun
bakımın tanımıyla konuşmasına başlayan Çelikel, şunları kaydetti:
“Yoğun bakım tıbbı, yaşamı tehdit eden ancak tedavi edebilen
hastalıkların tanı ve tedavisi ile uğraşan, sofistike, sürekli, multidisipliner
yaşam desteği ve monitorizasyonun yer aldığı bir dal… bunun iki temel öğesi
var; ilki eğitilmiş yoğun bakımcılar, ikincisi eğitilmiş deneyimli hemşireler
ve bunlara yardımcı olan bir ekip (solunum terapisti, fizyoterapist, klinik
eczacı, teknisyen ve sosyal yardımcı) sözkonusu. Bu ekip çalışması olduğu zaman
başarıya ulaşılıyor.”
Antik Yunan ve İlk Sağlık Merkezleri
“Yoğun bakım aynı zamanda anatominin, kimyanın, fizyolojinin,
su altı ve havacılık tıbbının, modern tıbbın tarihidir” diye konuşan Çelikel, “Tıpta
ilk pırıltılar için Çin, Hindistan ve Mezopotamya’ya bakmak gerekir. Tevrat’ta
burundan solunum anlatılıyor. Daha sonra Mısır’a ve ardından Anadolu’ya
ulaşıyor. Anadolu’nun batısında Knidos var ve Knidos’ta dünyanın ilk tıp
fakültesi kuruluyor. Bu da Hipokrat’tan 300 yıl kadar öncedir. Yunanlılarının
ortaya çıkardığı Batı tıbbının başlangıcı olan tıp ilk olarak Asklepios denilen
sağlık merkezlerinde yapılıyor” diye konuştu.
İlk Triaj Sistemi
Çelikel, ilk triaj sisteminin Amerika iç savaşı yıllarında oluşturulduğunu,
mobil hastaneler ve ambulansların kurulduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Şok, yoğun bakımın en önemli konularından biri… İlk adı post
travmatik sendrom deniliyor. Şokun ilk klinik kullanımı 1740. Amerikan iç
savaşı sırasında kelime popüler hale getiriliyor ve ardından antiseptikler
kullanılmaya başlanıyor. İlk septik şok tanımı 1831’de yapılıyor. Kardiyak
kateterin tarihi de oldukça ilginç. 1929’da kardiyolog olan Werner Forsmann
kalbe ilaçları daha yakından verebilmek için bir kateter alıyor ve kendi
kolundan kalbine sokuyor. Radyoloji filmine giderek film çektiriyor. Bölümden uzaklaştırılıyor.
1940 yılında bu işlem geliştiriliyor. 1937’de ilk kan bankası açılıyor.”
İlk Yoğun Bakım Klinikleri
Yoğun bakımların yakın tarihte gelişimlerine ilişkin bilgi
veren Çelikel, “1923’te John Hopkins Üniversitesinde ilk post operatif yoğun
bakım ünitesi beyin cerrahi hastaları için kuruldu. 2. Dünya Savaşında bu
gelişiyor sahra hastanelerinde… 1947’de New Orleans’ta torasik cerrahi
ameliyatları sonrası bakım üniteleri kuruluyor. 1952’de ilk dahili yoğun bakım
ünitesi Kopenhag’ta kuruluyor. 1958’de solunum bakım üniteleri Baltimore,
Toronto, Upsala’da ortaya çıkıyor. Baltimore’da ilk bağımsız yoğun bakım kliniği
oluşturuluyor ve fellowship programı kuruluyor” diye konuştu.
“Dünyada ve Türkiye’de yoğun bakım ünitelerinin gelişmesine kardiyak
monitörizasyon nedeniyle koroner yoğun bakım ünitelerinin çok büyük katkısı
var” diye konuşan Çelikel şöyle devam etti: “Başlangıçta yoğun bakım üniteleri
cerrahi, dahili ve koroner yoğun bakım şeklinde başlıyor. Pediatrik yoğun bakım
daha sonra ortaya çıkıyor. 1970’lerin sonunda artık tüm hastalarda dahili ve
koroner yoğun bakım üniteleri kuruluyor.”
Dernekleşme Nasıl Başladı?
Çelikel, ilk yoğun bakım örgütlenmeleri konusunda şu
bilgileri verdi:
“1968’da Atlanta’da üç yoğun bakım öncüsü hekim bir araya
geliyor ve yoğun bakım derneği kurulmasına karar veriyorlar. Bir yıl sonra bu
kişiler bu defa 28 kişi olarak toplanıyorlar. 1971’de Dernek kurulmuş oluyor.
Bir dergi çıkartıyorlar. 1974’te uluslararası ilk yoğun bakım kongresi
düzenleniyor. Türkiye’de 1978’de Türk Yoğun Bakım Derneği anesteziyologlar
tarafından kuruluyor. Anesteziyologlar dünya genelinde ameliyathane ve post
operatif deneyimleri nedeniyle yoğun bakımları başlatan hekimler ancak ABD’de
biraz daha farklı gelişiyor. ABD’li Toraks Derneği 1980’de yoğun bakım derneğini
kuruyor ve yoğun bakımı sahipleniyorlar. 70 sonlarına gelindiğinde yoğun bakım
yan dal olması yönünde çalışmalar başlıyor. İlgili ana dal temsilcileri tıpkı
Türkiye’de olduğu gibi bi araya geliyor ve yan dal olması konusunda
anlaşamıyorlar. Hepsi ayrı yollarına gidiyor, Dahiliye, cerrahi, pediatri ve
toraks ayrı board sınavı yapıyor. 1986’da yoğun bakım deneyimi gösteren kişiler
sınava girme hakkı kazanıyor. Türkiye’de de dosya verdik bize yoğun bakım
belgesi verdiler. Ama ABD’de böyle olmadı. Dosya verdiler sonra sınava girdiler
ve ardından yoğun bakım uzmanı oldular. ABD’de şöyle bir yaklaşım var:
mezuniyet sonrası 5 yıllık eğitim yoğun bakım için yeterlidir. Eğer siz 3 yıl
dahiliye okuduysanız üzerine 2 yıl yoğun bakım; dahiliye üzerine 2 yıl pulmoner
okuduysanız 1 yıl yoğun bakım; 4 yıl anestezi okuduysanız 1 sene yoğun bakım; 5
sene genel cerrahi okuduysanız 1 sene yoğun bakım ihtisası; 4 sene pediatri
okuduysanız 2 sene yoğun bakım şeklinde düzenleniyor. ABD’de yoğun bakımcılar
ağırlıklı olarak dahiliye kökenli pulmoner okuyan ve üzerine yoğun bakım
eğitimi alan kişilerden oluşuyor. Avrupa’da primer sertifikasyon ve üzerine 2
sene şeklinde düzenleme sözkonusu.”
Yönetim Şekilleri
Nasıl?
Yoğun bakım kliniklerinin genel olarak 3 temel yönetim şekilleri
olduğunu belirten Çelikel, “Yoğun bakımlarda açık, kapalı ve yarı kapalı
sistemler var. Yapılan araştırmalara göre, yoğun bakımcıların kontrolündeki
kapalı sistemlerin başarı oranı artış gösteriyor. ABD’de yoğun bakım yatak
sayısı yüz binde 20. Türkiye’de yüz binde 43. Hastane yataklarının azalması
yoğun bakım yataklarının artması yönünde bir eğilim var. Çünkü sepsis ve
yaşlılık artıyor” dedi.
Türkiye’de Yoğun
Bakımın Tarihi
Çelikel, anesteziyologların yoğun bakım kliniğini 1959’de ilk
Haydarpaşa’da; 1970’de Cerrahpaşa’da ve 1978’de de ilk yoğun bakım derneğini kurduğunu
belirtti ve “1987’de dahili yoğun bakım ünitesini biz Marmara Tıp’ta kurduk.
2004’te TDCY kuruldu. 2012’de yoğun bakım yan dal olarak kanunla belirlendi ve
ilgili ana dallardan yoğun bakım eğitim programları açıldı. 2002’de Tıpta Uzmanlık
Tüzüğü çıktı ve zamanın Bakanı cerrahi kökenli olması da dolayısıyla
anesteziyologları yoğun bakımdan çıkardı. 2011’de kanuna yeni düzenleme yapıldı
ve bir anda 200 hekim dosya verip yoğun bakım uzmanı oldu. 120 kişi
anesteziyolog, 30 -40’ı dahiliye kökenliydi. 2005 – 2012 arası 400 kontenjan
açıldı yarısı anesteziyologlara verildi. Fellowship programı başladığından beri
150 kişi bu programı tamamladı ve atamaları yapıldı. Sağlık Bakanlığı
verilerine göre Türkiye’de 35 bin yoğun bakım yatağı var. 16 bini Sağlık
Bakanlığı hastanelerinde; 14 bini özel hastanelerde, 5 bin 500’ü üniversite
hastanelerinde… Bakanlık diyor ki 100 binde 43 yoğun bakım yatağımız var,
dünyada bir numarayız. Doğrular. 3400 yoğun bakım ünitesi mevcut. Bu kadar
yatağımız var ne oluyor? Yönetimimizde ciddi sorunlar var” diye konuştu.
DNR (Do not Resuscitate)
Çelikel konuşmasında, DNR (Do
not Resuscitate) programının hayata geçirilmesi gerektiğini savunarak şu
bilgileri verdi:
“1991’de, ABD’de U.S. Patient
Self Determination Act ile hastaneler hasta kararlarına uymaya zorlandı. Yaşam
destekleme tedavileri konusunda withholding (başlamama) ve withdrawing (kesme),
futility (nafile tedavi) kavramları yerleşti. 1997’de Prendergast raporunda,
yaşam desteğine başlamama ve kesmenin yoğun bakım ölümlerinin yüzde 90’ından
sorumlu olduğu belirtildi. ABD’de, bizde olduğu gibi, hastalar son ana kadar
tedavi edilmiyorlar. Yoğun bakım yönetimi konusunda çok ciddi sıkıntılar var ve
yasal düzenlemeler acilen yapılmalıdır” diye konuştu.
Prof. Dr. Arzu Topeli İskit: “Hiçbir dal yoktur ki kendisini bu kadar ispat etmek zorunda kalsın! Dahiliye, pediatri, genel cerrahinin yan dalları kendini ispat etmek zorunda kalmadı. Bir tek yoğun bakımcılar hasta bakımını iyileştirmeleri konusunda kendilerini ispat etmek zorunda kaldılar ve bazı savaşlar verdiler”
Prof. Dr. Arzu Topeli İskit: “Hiçbir dal yoktur ki
kendisini bu kadar ispat etmek zorunda kalsın! Dahiliye, pediatri, genel
cerrahinin yan dalları kendini ispat etmek zorunda kalmadı. Bir tek yoğun
bakımcılar hasta bakımını iyileştirmeleri konusunda kendilerini ispat etmek
zorunda kaldılar ve bazı savaşlar verdiler”
“Yoğun bakımcının varlığı her 10 hastada bir yaşam
kurtarmaya sebep oluyor. Bu birçok ilaçtan ve tedaviden çok daha iyi bir yüzde
aslında… O nedenle yoğun bakım ünitelerinde bir yoğun bakımcının bulunması her
şeyi değiştirebilir”
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç
Hastalıkları Yoğun Bakım Bilim Dalının 20. Akademik Kuruluş Yılı Sempozyumu 8
Aralık 2018 tarihinde Kongre Merkezinde yapıldı. Başkanlığını İç Hastalıkları ABD
ve Yoğun Bakım BD Başkanı Prof. Dr. Arzu Topeli İskit’in yaptığı günübirlik
sempozyuma iç hastalıkları ve göğüs hastalıkları emekli öğretim üyeleri, iç
hastalıkları, göğüs hastalıkları, enfeksiyon hastalıkları ve anesteziyoloji
öğretim üyeleri, Tıp Fakültesi, Eczacılık Fakültesi ve Fizyoterapi Yüksekokulu
araştırma görevlileri ve öğrenciler ile Türkiye genelinden yoğun bakım
uzmanları katıldılar.
Öğleden sonra oturumunda, toplantının uluslararası
konuşmacısı Dr. Giacomo Bellani, “Mekanik ventilasyonda yenilikler ve ARDS’de
elektrik impedanstomografinin yeri” başlıklı konferans verdi. Ardından İç
Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesinde “İleri mekanik ventilasyon” pratik
çalıştayı gerçekleştirildi. Hacettepe Yoğun Bakım Eğitim Programından şu ana
kadar toplam 19 uzman eğitimini tamamladı, 14 uzman da yan dal eğitimlerine
devam etmektedir.
Asistanlığımızda
sadece “Care Unit” Vardı
Toplantının açılışında Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr.
Bülent Altun, konuşmasında şunları kaydetti:
“En az bildiğiniz konuda konuşmak yapmak en kolayıdır, hızla geçiştirebilirsiniz.
Zor olan yaşadığınız süreçlerin 20 yıla ulaştığı bir noktada açılış konuşması
yapmaktır. İç hastalıkları öğretim üyesi olarak ifade etmeliyim ki 20 yıl
öncesinde biz asistanken intensive care unit vardı fakat başındaki intensive
yoktu özetle söylemek gerekirse… Ara yoğun bakım yapısında ünitemiz vardır.
1998’den sonraki sürede Arzu Hocanın yurtdışından dönüşüyle hem gerçek anlamda
bir programa hem de çağdaş hizmet veren bir yoğun bakıma kavuştuk. Bu sürede 2
kez fiziksel alanlar değişti ama giderek güçlenerek yol aldı. Akreditasyon
süreçlerinden başarıyla geçti. Bu zaman zarfında yoğun bakım yan dal olarak
kabul edildi. Çok değerli yoğun bakımcılar yetişti. Bunun bir başka özelliği de
multidisipliner yaklaşımı iç hastalıklarına getirmesi oldu.”
İlk Kuruluş Süreci
İç Hastalıkları ABD ve Yoğun Bakım BD Başkanı Prof. Dr. Arzu Topeli
İskit şöyle konuştu:
“Yoğun bakımın kuruluşu iç hastalıkları ile birlikte başlıyor. Hacettepe
hocaları genellikle ABD ihtisaslı ve yoğun bakım konsepti eskiden beri var. Açık
sistemle yönetilen, herkesin kendi hastasını yatırıp izlediği biraz ara bakıma
benzeyen bir yoğun bakım ünitesi vardı. Ben de asistanlığımda 6 ay kadar yoğun
bakım eğitimi aldım. Asistanlarımız da iç hastalıklarında yoğun bakım eğitimi
alır, bu Hacettepe’nin zenginliğidir. Buna rağmen asistanken yoğun bakımı
birinden öğrenememenin eksikliğini hissediyorduk. O nedenle ben de baktım ki
yoğun bakım ABD’de, Avrupa’da dal olarak var. Neden bizde yok? 1991-1996
arasında ihtisas yaptığım sürede, değerli hocalarımızın, bu akademik yapının
önünün açılmasında çok önemli rolleri oldu ve beni teşvik ettiler. O yıllarda
Erdal Akalın bize şöyle derdi: İlerde yoğun bakım çok önemli olacak; hastane
yatakları küçülmeye başlayacak ama yoğun bakım hastaları artacak. Dolayısıyla
oran olarak yoğun bakım büyüyecek derdi. Nitekim doğru. Eskiden hastanelerde
yoğun bakım yatakları yüzde 3 – 5 iken şimdi ABD ve Avrupa’da yüzde 20 – 30’lara
çıkmaya başladı.
İlk Eğitim Taslağı 2002’de
1998’de ABD’den döndüm. Yoğun bakım yapabilmeniz için akademi yanı sıra
hastane idaresinin de sizi desteklemesi lazım çünkü teknoloji bağımlı bir dal. Hacettepe
bu konuda beni destekledi.
2002 yılında ilk kez Genel Cerrahi Profesörü
İskender Sayek ile birlikte multidisipliner yoğun bakım eğitiminin taslaklarını
oluşturmaya başladık.
Yoğun Bakım
Kendini İspat Etmek Zorundaydı
Yoğun bakım biraz mücadele işi ve kendimizi ispat
etmemiz gereken bir dal. Kendi yoğun bakım ünitemizde kapalı sistem modeline
geçtikten sonra mortalitenin azaldığın gösteren bir çalışma yaptık ve ABD’deki
hocaları mentör olarak almak zorunda kaldım. Çünkü bu onlar için yeni bir konu sayılmaz,
ABD bunu bulmuş zaten ve yapılmış onlarca çalışma var. Bu yayınımıza editör yazısı
yazan ABD’li hocamız makalesinde şunu belirmişti: Hiçbir dal yoktur ki kendisini
bu kadar ispat etmek zorunda kalsın! Dahiliye, pediatri, genel cerrahinin yan
dalları kendini ispat etmek zorunda kalmadı. Bir tek yoğun bakımcılar hasta
bakımını iyileştirmeleri konusunda kendilerini ispat etmek zorunda kaldılar ve
bazı savaşlar verdiler.
Yoğun bakımcının varlığı her 10 hastada bir yaşam
kurtarmaya sebep oluyor. Bu birçok ilaçtan ve tedaviden çok daha iyi bir yüzde
aslında… O nedenle yoğun bakım ünitelerinde bir yoğun bakımcının bulunması her
şeyi değiştirebilir.
Yan Dal olma
Süreci
2002 bizim için dönüm noktası çünkü zamanın genel
cerrahi kökenli Sağlık Bakanı Osman Durmuş yoğun bakımı yan dal yaptı. Sadece
iç hastalıkları ve göğüs hastalıklarının yan dalı oldu. Bu bir eksiklikti. Yoğun
bakım için çok önemli dal olan anestezi, kendi gerekçeleriyle, bu yapıda
bulunmadı. Dolayısıyla bu süreçte davalar, ihlaller, yıllarca süren sorunlar
başladı.
2007 yılı da kritikti. Yoğun bakım eğitimi için
Avrupa Board Akreditasyonuna başvurduk. Başarıyla geçtik ve belgeyi aldık.
2012’de ünite olduk; aynı yıl YÖK aniden bütün
üniteleri bilim dalına dönüştürdü. Yine 2012’de yoğun bakım 6 ana dalın üzerine
ihtisas yapılan bir yan dal haline geldi. Hacettepe’de yoğun bakım eğitim
programı oluşturuldu. Bu eğitim programı veriliyor artık. 2013’ten itibaren 14
mezun verdik.
14 yan dal araştırma görevlimiz çalışıyorlar. 2014’te
Onkoloji yoğun bakım ünitesini açtık. Biraz daha ara bakım ünitesi… Burada yalnız
değiliz, hemşirelik yoğun bakımın en önemli parçasıdır.
2005’te 11 üyeyle Türk Dahili ve Cerrahi Bilimler
Yoğun Bakım Derneğimizi kurduk. Dünya Yoğun Bakım Derneği ile yoğun ilişkiler
içerisine girdik, orada yürütme kurulu üyesi oldum. En büyük başarılarımızdan
biri olarak Dünya Yoğun Bakım Kongresini 2023 yılında Türkiye’ye kazandırdık.
Yoğun
Bakımda Gelecek
Yoğun bakımın geleceği nasıl olacak? Yoğun bakım da
diğer tıp dallarından farklı düşünmemek lazım… Daha non-invasive yola doğru
gidiyor, gelecek projeksiyonlarında kanın bile non-invasive alınabileceği ifade
ediliyor. Yoğun bakımda da ilerde daha bireyselleştirilmiş ve hassas uygulamaları
görme imkanımız olur umarım.”
Yeniliği
Yerleştirmek Kolay İş Değil!
Hacettepe Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik
Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serhat Ünal ise konuşmasında
şunları kaydetti:
“İç hastalıklarında 20 yıl az değil… Hele hele yeni
bir bilim dalı yaratıyorsanız… Hacettepe iç hastalıkları Türkiye’nin en iyi
dallarından biridir çünkü bütünlüğü içerir; kardiyoloji, göğüs, enfeksiyon
hastalıkları ve diğer yan dallar… Kısıtlı bir anlayış içerisinde yoğun
bakımımız baştan beri hep var oldu. Yenilik getirdiğinizde onu yerleştirmek
kolay iş değil! Onun sahiplenilmesi meselesi… Enfeksiyon hastalığını, sepsisi,
akut böbreği takip etmek yoğun bakımı bildiğimiz anlamına gelmiyor. Biz o
bütünün bir parçası içinde yerimizi alıyoruz. Hacettepe’nin şansı, branşlar
bütünlük içinde çalıştığı için hasta bütünlüğünün de korunabilmesidir. Arzu
Hocamızın liderliğinde gerçek bir yoğun bakıma kavuştuk. Yoğun bakım bugün
disiplin olarak 6 ana dalın üzerinde ilerliyor fakat hala anlamadığım bir şey var:
Neden bir enfeksiyoncudan yoğun bakımcı yapmak isterler! Her ne kadar TUK
çıktığında altında imzam varsa da son 6 senede branşımızdan sadece tek bir
arkadaşım yan dal yapmak istedi.
Bugün baktığımda şunu ifade edebilirim ki iyiki
kurulmuş ve arkadaşlarımız iyiki varlar!”
Sağlık Bakanı Yardımcısı Prof. Dr. Muhammet Güven: “2000’li yılların başındaydık ve 4 kişi bir araya geldiğimizde dernek kurmaya karar verdik; 5 kişi olduğumuzda da sempozyum düzenledik. Bugün yüzlerle ifade edebileceğimiz katılımcı sayılarına ulaştık. O yıllarda bunu hayal etmek mümkün değildi. Hayal ederseniz ve gayretli yol arkadaşlarınız varsa başarmanız mümkün”
Türk Dahili ve Cerrahi
Bilimler Yoğun Bakım Derneği (TDCY) Kurucuları arasında yer alan Sağlık Bakanı
Yardımcısı Prof. Dr. Muhammet Güven, konuşmasında, Türkiye’de yoğun bakımın
bilim dalı olarak kabul edilmesi yolunda TDCY Derneği olarak verdikleri
mücadeleleri anlattı. Güven şunları söyledi:
“Ben 1995 yılında ilk yoğun bakımda çalışmaya başladım. Şu an
burada olan arkadaşlarımızla, birbirimizden habersiz, birer yıl arayla yoğun
bakım konusunda çalışmaya başladık. Aradan 23 yıl geçmiş. 2000’li yılların
başında birbirimizden haberdar olduk, 4 kişi bir araya geldiğimizde dernek
kurmaya karar verdik; 5 kişi olduğumuzda sempozyum düzenledik. Bugün yüzlerle ifade
edebileceğimiz katılımcı sayılarına ulaştık. O yıllarda bunu hayal etmek mümkün
değildi. Biz yoğun bakımcılar, bunun gönüllülük esasına dayalı olduğunu ve hep
böyle olacağını düşünmüştük. Birçok ülkede de böyleydi. Bir yoğun bakım bilim
dalı olacağını hayal edememiştik.
Yoğun Bakımın Bilim Dalı
Olması
Arkadaşlarımızla geçen gün anımsadık: Bir iç hastalıkları
kongresi esnasında, o zaman zayıf bir internet hattı üzerinden, Resmi Gazete’de
yayınlanan Tıpta Uzmanlık Tüzüğünde, yoğun bakımın bilim dalı olduğunu
gördüğümüzde hem sevinmiş hem de şaşırmıştık. Çünkü beklemediğimiz bir
gelişmeydi. Mahkemeler, açılan davalar derken aradan yıllar geçti. Bunlarla o
kadar vakit kaybetmemiş olsaydık bugün mevcut olanın belki 2 – 3 katı kadar
yoğun bakım uzmanımız olabilirdi.
Modern Yoğun Bakım
Ünitelerimiz Var
Bugüne baktığımızda çok iyi yoğun bakımcılar yetiştiğini
görüyoruz, sizlerin bizlerden daha iyi olduğunuzu biliyoruz. Çok az yoğun
bakımı olan bir ülkeydik. Çok az yerde modern yoğun bakım üniteleri vardı ve
bugün 20 bine yakın modern yoğun bakım ünitesine sahip bir ülkeyiz.
Biz Bu Hayalleri Kurarken 29
Yaşındaymışız
Bir gün yoğun bakım tarihine, burada yer alan hocalarımızla
birlikte, bizlerin isimlerini yazacaklar herhalde diye aramızda konuşuyorduk. Biz
bu hayalleri kurarken 29 yaşındaymışız, bugün 50’yi geçtik. Gerçekten hayal
ederseniz ve gayretli iyi yol arkadaşlarınız varsa başarmanız mümkün diye
düşünüyorum. Bu dernek çok şey başardı, sayısı bir avucu geçmeyen hekimle
başladı ve bugün 500’lere ulaştı. Devamı gelmeyecek bir hayal gibi başladık ve
bugün 15. Kongremizi yapıyoruz. Bunun yanına Avrasya Kongresi de eklendi,
yıllardır başarıyla sürüyor… Bunun yanına Dünya Kongresi de eklendi. Hem tebrik
ediyorum hem de teşekkür ediyorum.
“Yoğun Bakımın Tarihini
Yazmalıyız”
Yoğun bakımın siz genç arkadaşlarımın çalışmalarıyla çok daha
iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Bizler yavaş yavaş sahadan çekiliyoruz. Bundan
sonrası yoğun bakımın tarihini yazmak olacaktır. Arkadaşlarımız buna önder
olacaktır. Bu kongrede bulunmak bana enerji veriyor. Bu ortamdan bürokrasi
ortamına geçmek benim için de kolay olmayacak… Umarım orada da yoğun bakım biliminin
gelişmesi yönünde katkılarımız olacaktır.”
Prof. Dr. Canan Ağalar: “Öyle senaryolar var ki… İklim değişikliği, göçler ile farklı bölgelerin sorunu olan enfeksiyonların tüm dünyanın sorunu haline gelebileceği öngörülüyor. Yeni antibiyotik bulunmayalı çok uzun yıllar geçti; o nedenle enfeksiyon hastalıklarının tedavisi için atılan adımlar tıptaki diğer ilerlemeleri takip edemiyor. Enfeksiyon doktoruna duyulacak ihtiyacın, yıllar içerisinde artacağını düşünüyorum.”
Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji
Uzmanlık Derneği (EKMUD) Başkanı ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Fatih Sultan
Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik
Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Canan Ağalar, yoğun bakımda
özelliği olan hastaların multidisipliner
olarak birlikte değerlendirilmesinin önemini vurguladı.
“Biz EKMUD olarak birlikte çalışma bilincini arttırmak için
ortak toplantılar düzenliyoruz. Çok önemli etkisi olduğunu düşünüyorum. TDCY
Kongresine, buraya, getirdiğimiz enfeksiyon uzmanlarının buradaki vizyonu
görmelerini de istiyoruz. Aynı iş için uğraşıyoruz ama her birimizin farklı
vizyonu var. Herkes birbirinin bakış açısını görebilirse çok daha güzel ortak
işler üretilebilir. Bu tip toplantıları çok önemli buluyoruz. Yoğun bakım bizim
iyi çalıştığımız kliniklerden biri…
Asistan Sınavları
Hakkında
EKMUD olarak hekimlere yönelik gündemlerinde ilk sırasında
eğitim olduğunu ifade eden Ağalar, asistanlara yönelik uyguladıkları board
sınav sistemlerine ilişkin bilgi verdi:
“Derneğimizin Eğitim ve Yeterlilik Kurulu (EMEK) tarafından yılda 2 kez, internet üzerinden
asistan sınavları yapılıyor. Türkiye’de
iki veya üç dernek tarafından yapılan bir sınavdır bu. Herkes kendi hocasının
bulunduğu hastanede internet üzerinden hocasının gözetiminde hazırlanmış
merkezi bir sınava giriyor. Bu sınav asistanın eğitimde Türkiye içindeki yerini
görmesini sağlıyor. Nerede, hangi konularda açıkları var, onu görüyor. Her hoca sadece kendi asistanının
sonuçlarını görüyor, başkalarının sınav sonucunu görmüyor. Çok büyük oranda
katılım var ve giderek artıyor. Eğitim süremiz 5 yıl. Asistanlar soruların hepsini
cevaplandırıyor ama her sene asistanları kendi kıdemine göre değerlendiriliyor.
Bence bu, verilen eğitimle ilgili çok iyi bir geri bildirim sağlıyor. Uzmanlara
yönelik 10 yıl geçerli olmak üzere, yazılı ve sözlü bölümlerden oluşan sınavlar
da yapılıyor. Bu yeterlilik sınavları gönüllülük esasına dayalıdır. Ayrıca EMEK,
talep eden eğitim kurumlarını denetleyerek akreditasyonunu da sağlamaktadır.
Bütün bu uğraşların amacı, eğitimin
kalitesi artırmaktır.
Viral Pnömoniler
Kongrede viral pnömoniler konusunu anlatan Ağalar, “Özellikle
bulunduğumuz coğrafya nedeniyle göçler, seyahatlerin çok fazla olması bizim
için her zaman risk faktörü. Yoğun bakım hastalarında her zaman akılda
bulundurmamız gerekiyor; bakteriyal pnömonilerle birlikte olabileceklerini göz
önünde tutmamız gerekiyor” diye konuştu.
Viral pnömonilerde influenza aşısının önemine değinen
Ağalar, “Normalde önerdiğimiz tarih, ekim ayı içinde oluyor ama aşı olmamış
risk grubundaki hastalar için ocak ayına
kadar herhangi bir tarihte mutlaka aşı
yaptırmalarını öneriyoruz. Ayrıca risk grubundaki kişilerde mevsime bağlı
olmaksızın pnömokok (zatürree) aşısının da yapılmasının öneriyoruz. Çünkü bu
hastalıklar, büyük oranda aşı ile
önlenebiliyor. ‘’ dedi.
Gündemimiz: Sağlık
Çalışanlarını Korumak
“EKMUD olarak gündemimizde ilk planda sağlık çalışanlarına
şiddet konusu yer alıyor” diye konuşan Ağalar, ayrıca sağlık çalışanlarının sağlığını korumak
için bağışıklamaya da önem verdiklerini belirtti.
İnsanlığın Sonu
Enfeksiyonla Gelecek
Ağalar, “Yazılan makalelerde, insanlığın sonunun enfeksiyonla geleceği ifade ediliyor. Öyle senaryolar var ki… İklim değişikliği, göçler ile farklı bölgelerin sorunu olan enfeksiyonların tüm dünyanın sorunu haline gelebileceği öngörülüyor. Organ nakillerinde çok büyük gelişmeler var. Kanser tedavilerinde keza gelişmeler devam ediyor. Ama yeni antibiyotik bulunmayalı çok uzun yıllar geçti; o nedenle enfeksiyon hastalıklarının tedavisi için atılan adımlar tıptaki diğer ilerlemeleri takip edemiyor. Enfeksiyon doktoruna duyulacak ihtiyacın, yıllar içerisinde artacağını düşünüyorum” diye konuştu.
Prof. Dr. Filiz Koşar: “Akciğer kanseri, kronik akciğer
hastalıkları ciddi şekilde artmakta… İlerde Türkiye’nin göğüs hastalıkları
uzmanına daha fazla ihtiyacı olacak. Toplumun yaşlanması da bir başka unsur… Yaşlanmayla
birlikte insanlarda en çok akciğer sorunları görülüyor”
“Göğüs hastalıkları uzmanlarının üst yoğun bakım yan dal
ihtisasları olmasa bile göğüs hastalıkları yoğun bakım hastalarını takip
edebilmeleri için bazal bilgiye sahip olmaları gerekiyor”
Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yedikule Göğüs hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Filiz Koşar, “Bence ilerde Türkiye’nin ciddi miktarda göğüs hastalıkları uzmanına ihtiyacı olacak çünkü ne yazık ki sigara kullanımı tüm önlemlere rağmen azalmıyor; daha doğrusu azalmaktaydı ama tekrardan artmaya başladı” diye konuştu. Sağlık Bakanlığının çabalarıyla bu yükselişi engellemeye çalıştıklarını belirten Koşar, şöyle devam etti:
“Akciğer kanseri, kronik akciğer hastalıkları ciddi şekilde
artmakta… İlerde Türkiye’nin göğüs hastalıkları uzmanına daha fazla ihtiyacı
olacak. Toplumun yaşlanması da bir başka unsur… Yaşlanmayla birlikte
insanlarda en çok akciğer sorunları görülüyor. Göğüs hastalıkları uzmanlarına
Türkiye’nin çok fazla ihtiyacı var. Gençlere belirtmek isterim ki bu branşta
uzmanlık eğitimi almak son derece zevkli. Sadece teorik değil girişimsel
yöntemleri de kullanıyorsunuz ve bu yöntemler giderek artıyor.”
Kongre Sunumunda
Nelerden bahsetti?
TDCY Kongresine katılan Prof. Dr. Filiz Koşar, “Operasyon
sonrası post operatif dönemde gelişen solunumsal komplikasyonlar pre operatif
dönemde nasıl olabilir, hastayı nasıl değerlendirebiliriz” konulu bir sunum
yaptı. Koşar, “Post operatif dönemde solunumsal kompşikasyonlar son derece sık
görülür. Bunları saptayabilmek için hasta açısında bazı risk faktörlerini
belirlemek gerekiyor, risk olduğu durumda da bazı ileri araştırmaları yapmak
gerekiyor” diye konuştu. Koşar, şunları kaydetti:
“İleri yaşlı hastalar mesela, mevcut akciğer hastalığı olan
hastalar, günlük hayatlarını idame ettiremeyecek kadar düşkün hastalar, akciğer
fonksiyonu açısından yetersiz hastalar birtakım risk faktörü oluşturan gruba
giriyor. Bunların yanında sigara içimi, özellikle operasyon öncesi 2 ay veya 8
hafta sigara içmek risk faktörü oluşturuyor. Tabiî ki uygulanacak cerrahinin
tipi de önemli. Akciğere yönelik cerrahi, kardiyak cerrahi, acil cerrahi post
operatif solunum komplikasyonu açısından ciddi risk faktörleri oluşturuyor. Bütün
bunları değerlendirmek için operasyon öncesi dönemde solunum fonksiyon
testleri, akciğer grafisi, arter kan gazları, gerekiyorsa kardiyopulmoner
egzersiz testleri yaparak hastayı değerlendirmek gerekiyor. Bu değerlendirmeler
sonucunda yüksek riskli grupta bir hastaysa anestezi sırasında birtakım
stratejiler uygulamak gerekiyor. Bu tip hastaları cerrahi sonrası yoğun bakımda
daha dikkatli takip etmek, gerekirse solunum yetmezliğini önleyici tedavi yöntemlerini
uygulamak gerekiyor.”
Uzmanlarımız Yoğun
Bakımı Bilmeli
Koşar, yoğun bakımlarda göğüs hastalıklarına bağlı problemler,
yoğun bakımda yatan hastaların büyük bir çoğunluğunu oluşturduğunu ifade etti
ve şunları söyledi:
“Yoğun bakım yan dalının bir ana dalı da göğüs hastalıkları.
Yoğun bakım hastalarının neredeyse yarısını göğüs hastalıkları grubu
oluşturuyor. Birçok hastanede yoğun bakım uzmanı yoksa yoğun bakımdaki
hastaları göğüs hastalıkları uzmanları takip etmek durumunda kalıyor. Bu nedenle
göğüs hastalıkları uzmanlarının üst yoğun bakım yan dal ihtisasları olmasa bile
göğüs hastalıkları yoğun bakım hastalarını takip edebilmeleri için bazal bilgiye
sahip olmaları gerekiyor. Bu hastalar özellikle mecburi hizmete gittiklerinde
veya ikinci basamak hastanelerde çalışıyorlarsa mutlak bu hastalar kendilerine
danışılacak; yoğun bakımda veya serviste takip etmek durumun kalacaklar. Bu
nedenle göğüs hastalıkları eğitimi içinde de yoğun bakım rotasyonu resmi olarak
1 ay yer alıyor. Birçok göğüs hastalıkları uzmanı eğitim alırken kendi
hastanelerinde mevcut yoğun bakım ünitelerinde 2 – 3 ay hatta olanak varsa daha
fazla yoğun bakım rotasyonu yapıyorlar.”
Yoğun Bakım Nosyonu
Kazanmak
Koşar, “Bizim hastanemizde 16 yatalı yoğun bakım ünitemiz
var ve 2000 yılından beri bu ünitede önce non-invaziv mekanik ventilasyon
ardından invaziv ventilasyon yapılıyor” diye konuşarak şöyle devam etti:
“1., 2. ve 3. seviyeye kadar çıktık. Bunun ilk kurucusu
benim. Şu anda 3. düzey ve çok yeterli bir yoğun bakım ünitemiz var. Bizim
asistanlarımız açısından ifade etmeliyim ki ilerde uzman olarak perifere
çıktıklarında oradaki hastaları takip edecek bilgi ve beceri düzeyine sahip
oluyorlar.
Periferde yer alan üniversite hastanelerinin durumunu
değerlendiremiyorum ama göğüs hastalıkları eğitimi içinde yoğun bakım
nosyonunun kazanılmış olabileceğini düşünüyorum.”
Dernekler arası İş
Birliği
Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) olarak 48.
Yılı geride bıraktıklarını belirten Koşar, “Oldukça eskiyiz. Yoğun bakımın yan dal
olmasından sonra TDCY ile hemen hemen ilk kurulduğu yıldan beri iş birliği
içinde olmaktan mutluluk duyuyoruz. Hem bilimsel anlamda hem de idari
otoritelere birtakım görüş ve taleplerin iletilmesi konusunda ortak hareket
etmek bizim için uygundur” dedi.
TÜSAD Projeleri
Koşar, halkın akciğer sağlığını iyileştirmek amacıyla projeler
ürettiklerini ve uzmanlara eğitim desteği verdiklerini belirterek, “Dünya Koah
Günü ile ilgili bilgilendirme çalışmaları yapıyoruz. Ulusal ve uluslar arası
toplantılarda mezuniyet öncesi ve sonrası için akciğer ve göğüs hastalıkları
konusunda bilgi güncellemesi yapmak amacıyla eğitim toplantıları düzenliyoruz.
Eğitim toplantılarımızı TÜSAD Akdemi çatısı altında yapıyoruz. Araştırma
projelerini destekliyoruz, yurtdışı eğitim olanağı sağlamaya çalışıyoruz, her
yıl en az 4,5 kişiye yurtdışında istedikleri bir merkezde kısa dönem eğitim
almaları yönünde destek veriyoruz” diye konuştu.
Koşar ayrıca, sağlıkta en önemli sorunun şiddet olduğunu ve bunun
hızla önlenmesi yönünde tedbir alınması gerektiğini vurguladı.
Prof. Dr. Dimitris Georgopoulos:“Bence bir insan üzerinde uygulanabilecek tedaviler düşünüldüğünde mekanik ventilasyon bu seçenekler arasında en komplike olanlardan biri. Oysa birçok yoğun bakımcı bu karmaşanın farkında bile değil!”
“Yoğun bakımda uykuyu biraz daha anlamaya çalışıyoruz. En
büyük projelerimizden biri bu… Bir de doktorun ventilatör ayarını yapmasında
ona yardımcı olabilecek farklı izleme değişkenleri bulmaya çalışıyoruz”
“Yoğun bakım birimi çok büyük
olduğunda çok verimli ve etkili çalışılabildiğine inanmıyorum. İdeal rakam
bence 12 – 16 yatak arasındadır. Bizim de yatak kapasitemiz 16’dır”
Hasta ventilatör uyumsuzluğu, ARDS’de transpulmoner ve sürücü basıncın rolü konusunda çalışmalar yapan Prof. Dr. Dimitris Georgopoulos ile özel bir röportaj gerçekleştirdik. Prof. Dr. Georgopoulos, Girit adasındaki üniversitelerinde yoğun bakım klinik yönetimlerine ilişkin sorularımızı yanıtladı.
Sizi Tanıyabilir miyiz?
30 yılı aşkın süredir yoğun bakım
alanında çalışıyorum. 90’larda yaklaşık 5 yıl Kanada’da çalıştım. 1996’da
Yunanistan’a döndüm, Girit adasındayım. İtalya’ya biraz daha yakın bir
coğrafyadayız. Girit Tıp Fakültesi Yoğun Bakım biriminin başında bulunuyorum.
150’nin üzerinde yayınım bulunmakta; en son yaptığımız
araştırmada 5 bin kadar atıf aldık.
Girit, çok küçük bir ada sayılmaz. Adanın doğusundan
batısına 6 saat araçla gitmeniz gerekiyor. Çalıştığım üniversite hastanesinde
birçok şey yarattım; hastanemizde yoğun bakım ünitesi yok sadece… Hayvan
laboratuvarı var, farklı tesisler var… Donanımlı bir hastaneyiz.
1996’da Kanada’dan ilk geldiğimde zorluklarla karşılaştım,
başlangıç zor oldu ama şu an gayet iyi bir noktadayız. Birimimize dünyanın
farklı ülkelerinden fellowlar kabul ediyoruz. Belirli bir süre bizimle
çalışıyorlar ve dönüyorlar.
Hastanede sabah 8’den öğlen 14’e kadar hasta bakıyoruz. Bu
saatten sonraki zamanı biraz daha eğitime ayırıyoruz.
Yoğun Bakımın Hangi
Alanı daha çok İlginizi Çekiyor?
Pulmoner tıp kökenliyim. Aynı zamanda solunum sistemi ve
kardiyovaskülerin biraz kutsal olduğuna inanıyorum. Yoğun bakımda bu
hastalıklara daha fazla önem veriyorum. Çünkü baktığımızda yoğun bakım
hastalarının neredeyse tamamında solunum yetmezliği sorunu görüyoruz. Yoğun
bakım hekimlerine bu alana yönelmelerini tavsiye ederim. Bence bir insan
üzerinde uygulanabilecek tedaviler düşünüldüğünde mekanik ventilasyon bu
seçenekler arasında en komplike en karmaşıklardan biri. Oysa birçok yoğun
bakımcı bu karmaşanın bence farkında değil; bunun hastayı sadece makineye
bağlamaktan ibaret olduğunu düşünüyor. Halbuki göründüğü kadar basit değil,
daha fazla araştırılması gerekiyor.
Hangi Alanlarda
Çalışmaya İhtiyaç Var?
Bence mekanik ventilasyon konusunda, makinenin tetikleyici
fonksiyonu üzerinde çalışmak gerekiyor. Makinenin solunma destek vermeyi
sağlaması için önce bir şeyle tetiklenmesi lazım ki biz buna tetikleme diyoruz.
İşte bu basınç vermeye başlama, yani tetikleyen şey konusunda biraz daha
çalışılması gerekiyor diye düşünüyorum. Şu anda ticari alanda erişilebilir olan
kullandığımız geleneksel tetikleme mekanizmaları çok harika sayılmaz, iyileştirilmesi
lazım.
Şu anda üzerinde çalışılan bir teknoloji var; diyaframın
elektiriksel aktivitesi üzerine çalışan bir teknoloji. Özofagus içerisine bir
kateter yerleştiriliyor ve diyaframdaki elektirik aktivitesi ventilatörün
sürücüsü yani tetikleyicisi oluyor. Özofagus içerisindeki elektrik aktivitesi
ile ventilatör tetiklenmiş ve ilk basıncı vermeye başlamış oluyor. Sıkıntısı
şöyle; özofagusa girmeniz gerektiği için kateter ile biraz invaziv kaçıyor ve elektrik
aktivitesi dediğimiz şey sinyallerden ibaret, sizin çalıştınız yer dışında
başka bir yerden ses, sinyal geliyorsa makine yanılabiliyor, yanlış
tetiklenebiliyor. Şu anda bunun üzerinde çalışılıyor.
Bu araştırmalar üzerinde biz de çalışıyoruz. Bir diğer fikir
de akciğerin bölgesel statüsü… Küresel anlamda baktığımızda akciğer hasarı ile ilgili
endeksler var ama bölgesel akciğer hasarı ile endeksler yok. Bunun üzerinde de
daha fazla çalışılması gerektiğini düşünüyorum.
Yoğun Bakımlarda İdeal
Yönetime İlişkin Düşünceleriniz Nasıl?
Bence yoğun bakımlarda ilk kaçınılması gereken şey
tükenmişlik sendromu… Kapalı bir ortamda, komplike hastalar üzerinde
çalışıyorsunuz. Yaptığınız iş doktor olsun hemşire olsun, kolay değil. Zor. Yapılan
araştırmalarda, yoğun bakımda çalışan doktor ve hemşirelerin bu sendromdan çok
fazla muzdarip olduğu ifade edilmiş. Doktor ve hemşire tükendiğinde hastaya
verilen bakımın kalitesi de düşüyor. İlk bunun önlenmesi gerekiyor.
Çözüm Önerileriniz
neler?
Bence yapılması gereken şey, bu sendrom ortaya çıktıktan
sonra çözmektense baştan bunu önleyebilmek. Tavsiye edeceğim şey, yoğun bakımda
çalışan doktorların mesleklerinden uzakta değil ama yoğun bakım alanından biraz
uzakta vakit geçirmeleri. Yoğun bakımın fiziksel alanında sürekli çalışmaktansa
arada bir çıkıp farklı bir yerde eğitim kursu hazırlayabilir, araştırmaya vakit
ayırabilirler, dört duvarla çevrili yoğun bakımdan çıkıp bir hafta mesela başka
bir yerde çalışabilirler. İyi bir yoğun bakıma ve iyi bir kuruma sahip olmanın
bence anahtarı yoğun bakımda çalışan profesyonellerin yoğun bakım birimi
dışında vakit geçirmelerine imkan tanınmasından geçiyor.
Buna bir başka önerim; bence yoğun bakım içinde farklı alt
alanlarla ilgilenen yerler oluşturulabilir. Mesela bizim yoğun bakımımızda uyku
laboratuarı var, hayvan laboratuarı var, yatan hastalar üzerine çalışan
pulmoner hipertansiyon kısmı var. Ekografi kısmı var. Bir de kardiyopulmoner
egzersiz testi yapan bir laboratuarımız daha var. Bunlar vesilesiyle insanlar
sadece yoğun bakımda çalışmaktansa bu laboratuvarlarda da çalışabiliyorlar.
Öte yandan yoğun bakım birimi çok büyük olduğunda ben çok
verimli ve etkili çalışılabildiğine inanmıyorum. İdeal rakam bence 12 – 16
yatak arasındadır. Bizim de yatak kapasitemiz 16’dır.
Günlük Çalışma
Dengesini Nasıl Kuruyorsunuz?
Araştırma, eğitim ve klinik çalışmalarım arasında denge
sağlamakta zorlanıyorum; bazen bu dengeyi sağlamak kolay olmayabiliyor. Birimimizde
kalifiye doktorlarımız var, kendim de araştırma ve eğitim alanlarını çok
sevdiğim için bazen biraz daha klinikten uzaklaşıp araştırma ve eğitime
yönelmiş bulabiliyorum kendimi ama denge sağlamaya çalışıyorum.
Yoğun Bakımın
Avantajlı Yanları Neler Olabilir?
Bizler yoğun bakımcı olarak tek bir organ üzerinde değil
organizmanın bütünü üzerinde çalışıyoruz. Yaptığınız çalışmanın sonucunu diğer
branşlara göre daha kısa süre içerisinde görebiliyorsunuz. Bu avantajlı bir
yanı… Öte yandan baktığımız hastaların birçoğu konuşamıyor. Hastalarla iletişim
kurmakta dezavantajımız var ki bu iletişim eksikliği tükenmişlik sendromuna yol
açabiliyor.
Yoğun Bakım Genç
Hekimler için Cazip mi?
Genç hekimler yoğun bakımı uzmanlık alanı olarak tercih
etmek istemiyorlar. Bunun sebebi iş kolay değil ve çok fayda sağlayamıyorlar.
Faydadan kastım, daha çok mali hususlar… Bir gün içinde uzun saatler
çalışmalarına rağmen bunun maddi getirisi yüksek değil. Gençler çok fazla
tercih etmiyorlar. Bence yoğun bakım tıbbını geliştirebilmek istiyorsak bu genç
arkadaşlarımıza destek sunulması lazım… Benim birimimde personel açığı yok ama
başka yoğun bakım birimlerinde personel açığı olduğunu biliyorum.
Tavsiyeleriniz neler?
Bence yoğun bakımı tercih etmek isteyen hekimlerin ilk başta
bir vizyonları olmalı! Vizyon sahibi olmak çok önemli; öte yandan bu vizyonu
gerçekleştirebilecek kadar adanmış olmaları da gerekiyor.
Kişisel Kariyeriniz
için Nasıl Planlarınız Var?
Kariyerimin sonuna gelmeden tamamlamak istediğim çeşitli
araştırma protokollerim var, bunları tamamlamayı çok istiyorum. Yoğun bakımda
uykuyu biraz daha anlamaya çalışıyoruz. En büyük projelerimizden biri bu… Bir
de doktorun ventilatör ayarını yapmasında ona yardımcı olabilecek farklı izleme
değişkenleri bulmaya çalışıyoruz.
Prof. Dr. Raffaele Scala: “Günümüzde yoğun bakım uzmanı olabilmek için önce başka bir dalın uzmanı olmak gerekiyor oysa en baştan yoğun bakıma odaklanılmış bir eğitim içerinde yetişmenin daha iyi olacağını düşünüyorum”
“İtalya’da, son yıllarda özellikle acil tıbbi girişimlerin
yapıldığı bölümlere artan bir ilgi var”
“Hayatın her alanında acil durumlara müdahale etme, acil
gelişen problemleri çözme konusunda hazırlıklı ve donanımlı olmalıyız. Sadece
yoğun bakımcının gelip işi çözmesini bekleyen bir acil servis hekimi hiçbir
zaman verimli olmayacaktır”
Türk Dahili ve Cerrahi Bilimler Yoğun Bakım (TDCY) Kongresine İtalya, Toscana’dan katılan ve yoğun bakımın ARDS, mekanik ventilasyon konularında sunumlar yapan Prof. Dr. Raffaele Scala ile özel bir röportaj yaptık ve İtalya’da yoğun bakım eğitimi, çalışma hayatı ve yönetimi konusundaki sorularımızı yanıtladı.
Sizi Tanıyabilir miyiz?
İtalya, Toscana’da San Donato Hospital’da Göğüs Hastalıkları
Yoğun Bakım Uzmanı olarak görev yapıyorum. İlgi alanım özellikle mekanik
ventilasyonun noninvaziv kısmı. Yoğun bakımda tanısal yöntemler de özel ilgi
alanım olup bronkoskopi üzerine çalışmaktayım.
Çalıştığım ünite 4 yataklı bir göğüs hastalıkları yoğun
bakım ünitesi; ara basamak olarak yoğun bakım hastalarını takip ediyoruz. Daha
çok acil ve dahiliye servislerinde solunumsal problemleri olan hastalar için
bir üst basamak yoğun bakımcı olarak hizmet veriyorum.
Yoğun bakımda özellikle genç
yoğun bakımcıların, yoğun bakım hemşirelerinin ve fizyoterapistlerin çalışma
şekli, olayın içine dahil olma şekli benim için çok önemli. Yoğun bakım benim
için bir aile gibi; herkes bir süre sonra aile gibi davranmaya ve çalışmaya
başlar. O ailenin bütünlüğü ve motivasyonu ne kadar iyi olursa yoğun bakım
başarısı da o kadar iyi olacaktır.
Genç Hekimler için Toscana Neler Vaat Ediyor?
Uluslar arası bağlamda farklı
ülkelerden yoğun bakımcıların birbiriyle iletişime geçmesi yurt dışında farklı
kurumlarda bulunmak çok önemli.
Görev yaptığım hastane üniversite
değil devlet hastanesi; fakat bağlı çalıştığımız Roma, Milano gibi birçok
üniversite hastanesi mevcut. Gerekli finans ve destek sağlayabilirlerse
dışarıdan gelecek araştırmacılar için sonuna kadar destek vermek isterim.
Yoğun Bakımda Eğitim Sistemi Nasıl?
İtalya’da da diğer birçok Avrupa
ülkesinde olduğu gibi önce uzmanlık alanını bitirip sonrasında yoğun bakımcı
olabiliyorsunuz. Benim bu konuda çekincelerim var, daha farklı şekillerde de
olabileceğini düşünüyorum ama İtalya’da da önce bir anesteziyoloji, göğüs
hastalıkları uzmanlığını bitirip üzerine yoğun bakım ihtisası yapabiliyorsunuz.
Sizce Eğitim Sistemi Nasıl Olmalı?
Günümüzde yoğun bakım uzmanı
olabilmek için önce başka bir dalın uzmanı olmak gerekiyor oysa en baştan yoğun
bakıma odaklanılmış bir eğitim içerinde yetişmenin daha iyi olacağını
düşünüyorum. Örneğin ben bir göğüs hastalıkları uzmanıyım ve göğüs hastalıkları
çok farklı bir branş… Bunun üzerine yoğun bakım eğitimi aldığınızda göğüs
hastalıklarında birçok konunun değişiklik gösterdiğini fark ediyorsunuz zaman
içinde. O nedenle daha belirli, daha temel yoğun bakımcılar yetiştirmeye
yönelik programlar olmalı diye düşünüyorum.
Hastanelerin Yaşadığı Sorunlar Neler?
İtalya’da yoğun bakım
ünitelerinin temel problemi yatak sayısının yetersizliği… Hasta yatak sayısının
yetersiz olmasının sebebi dağılımdaki dengesizlikler. Benim de çalıştığım ara
yoğun bakımların sayısının az olması bu ara basamakların daha yararlı
kullanımını da engelliyor. Hasta döngüsü hızlı şekilde sağlanmak zorunda ve bu
yoğun bakım sonuçlarımızı negatif etkiliyor.
Kullandığınız Teknolojilerin Niteliği Nasıl?
Yoğun bakımda ünitemizde güncel
teknolojiler kullanılıyor ve takip ediliyor. Zaman içinde cihazların,
teknolojilerin daha fazla gelişmesinden ziyade hastaya daha erken ve daha uygun
tedavi verilmesi taraftarıyım. Hasta yoğun bakıma gelmeden önce belki acil
servisteyken ARDS veya ağır solunumsal yetmezliği olan hastaları tanıyıp gerekli
tedavi başlatmak, sonuçları daha olumlu etkileyecektir.
İlgi Alanınız olan Mekanik Ventilasyona İlişkin Neler Söylersiniz?
Yoğun bakımcı olarak hastaya
yaklaşımımız hızlı ve efektif olmalıdır. Gelecek bence bunu vaat ediyor.
Mekanik ventilatörü sadece
hastanın akciğerlerine hava gönderen cihaz olarak görmemek lazım; bunun
yarattığı etkilerin hasta üzerinde nasıl sonuçlara neden olduğunu anlayabilmek
gerekiyor. Bence nasıl araba kullanan insanlar sınavla ehliyet almaya hak
kazanıyor ise mekanik ventilatör kullanan doktorların da benzer bir sınava tabi
tutulmaları gerekiyor. Çünkü mekanik ventilatör kullanmak hastayı cihaza
bağlayıp birkaç saat sonra yeniden değerlendirmek değil! Monitör üzerindeki her
değişim, her fizyolojik değişim ve parametre hasta için son derece önemlidir.
Yoğun Bakımcı Olmanın Özellikli Yanları Sizce Neler?
Genel durumu kötü olan ve acil
destek gerektiren hastalar konusunda kendimi çok daha fazla güven içinde
hissediyorum. Bu bence yoğun bakımcı olmanın avantajlı bir yanı… Daha önemli
nokta, yoğun bakımın bir takım çalışması olması ve insanlara takım çalışması
sonucu yardım edilebileceği fikrini aşılaması. Siz hastayı çok iyi entübe
edebilir, solunum cihazına bağlayabilir, girişimsel işlemleri çok başarılı
yapabilirsiniz. Ama yoğun bakımda aslolan bir takım olarak çalışabilmektir.
Öte yandan dışarıda da başka bir
dünya olduğunu unutmak çalışma alanımızın en önemli dezavantajı olabilir. Çünkü
bir hastayı her yönüyle değerlendirmek, o hastaya bir tanı koymak, tüm
olabilecek altta yatan patolojilerle tanı koyabilmek bazen zor olabiliyor. Benim
yeni meslektaşlarımıza önerim, olayın içine girip konsantre olup çaba
gösterdikleri kadar olaya dışarıdan da bakıp çaba göstermeleri, genel bir
yaklaşım sergileyebilmeleridir. Çok fazla komplike hastalarla uğraşıyoruz; bir
noktaya odaklanmak bazen bizi yanlış yönlendirebilir. Büyük resmi görmek
gerekir diye özetleyebilirim.
İtalya’da Genç Hekimlerin İlgi Alanları Neler?
İtalya’da, son yıllarda özellikle
acil tıbbi girişimlerin yapıldığı bölümlere artan bir ilgi var. Hastane
dışındaki acil tıbbi girişimleri yapan hekimler de dahil olmak üzere yoğun
bakıma olan ilginin de arttığını tahmin ediyorum.
Ülkenizde Hekimlerin Maddi Kazancı Yeterli mi?
Ulusal bazda ülkelerin sağlık
politikaları ciddi değişiklikler gösterebilmektedir. Özellikle üniversite
bünyesinde çalışan hastanelerde hastane yönetimi ve devlet politikası hekimlere
daha fazlasını vermek yerine daha azını vermeye odaklanan bir politika
seyrediyor. Benim çalıştığım devlet hastanesinde bu sorunu yaşamıyorum ama
benim hastanemde de personel yetersizliği nedeniyle çalışma saatlerinin artması
ciddi bir yük oluşturuyor. Hastanemizde normal şartlarda iki hekime daha
ihtiyaç bulunuyor.
Kadın Hekimler Yoğun Bakımı Sizce Neden Daha Çok Tercih Ediyor?
Yoğun bakım, İtalya’da da
kadınlar tarafından daha fazla tercih ediliyor. Zaman değişiyor; artık
kadınların sadece evlerine ve ailelerine değil, işlerine de yeterince zaman
ayırmak zorunda oldukları bir çağdayız. Kadınların başarması zor olan bölümleri
seçme nedenlerinin bunu çok iyi yapabilmelerini sağlayan istekleri olduğunu
düşünüyorum. Kadınların yoğun bakımda bizden daha dikkatli ve titiz yönetim
sergilediklerini düşünüyorum.
Yoğun Bakımı Tercih Edecek Hekimlere Neler Söylersiniz?
Özellikle yoğun bakımı seçecek ve
acil tıpla ilgilenmek isteyecek doktorlara tavsiyem o ki hayatın her alanında
acil durumlara müdahale etmek, acil gelişen problemleri çözmek konusunda
hazırlıklı ve donanımlı olmalarıdır. Sadece yoğun bakımcının gelip işi
çözmesini bekleyen bir acil servis hekimi hiçbir zaman verimli olmayacaktır.
Hastalarla ilgilenen, müdahale eden tüm bölümlerin acil durumları yönetebilecek
yeteneklere sahip olması gerektiğini düşünüyorum.
17 bine yakın doktor üyesi bulunan Doktorclub tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen “Türkiye’nin Sağlık Ödülleri” yarışmasına 17 kategoride 142 başvuru yapıldı.
Doktorclub (www.doktorclub.com) tarafından İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Spor Hekimliği Anabilim Dalı ve Okan Üniversitesi Tıp Fakültesi bilimsel iş birliği ile düzenlenen Doktorclub Awards 2018 Türkiye’nin Sağlık Ödülleri töreni, 21 Aralık 2018 tarihinde İstanbul Üniversitesi Ord. Prof. Dr. Cemil Bilsel Konferans Salonunda ve bine yakın hekim, akademisyen ile sağlık profesyonelinin katılımı ile gerçekleşti.
17 kategoride 142 başvuru
Doktorclub
Awards Sektörel Jüri Başkanı ve Doktorclub CEO’su Gökçe Yaraşan yaptığı
konuşmasında, “Doktorclub Awards 2018’e
birbirinden değerli başvurular gerçekleştiren 142 kişi ve kuruma, bizlere
bilimsel destek sağlayan İstanbul Universitesi Tıp Fakültesi ve Okan
Üniversitesi Tıp Fakültesine, değerli jüri üyelerimize, oylamaya katılan
Doktorclub üyesi hekimlere, bu geceyi gerçeklestirmemize destek veren değerli
sponsorlarımıza ve ödül törenimizde bizlerle birlikte olan siz değerli
misafirlerimize Doktorclub adına ayrı ayrı teşekkür ediyorum” dedi.
17.000 doktor üye
Doktorclub Awards Bilimsel Jüri Başkanı ve Okan Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Semih Baskan da yaptığı açılış konuşmasında “2015 yılında Nobel Kimya Ödülünü alan Prof. Dr. Aziz Sancar, 2016 yılında Rahmi Koç Bilim Ödülünü kazanan Prof. Dr. Kamil Uğurbil ve bu yıl aynı ödülü kazanan Almanya’dan Prof. Dr. Metin Sitti gibi değerli bilim insanlarımızın içinde bulundukları çalışma koşullarına sahip olmasalar da, ülkemizdeki bilim insanları da övgüye ve değerlendirmeye layık araştırmaları ortaya koymaktadırlar. İşte bu örnek çalışmaların değerlendirmeleri ve
toplumumuzla paylaşılması amacı ile, yaklaşık 17.000 doktor üyesi bulunan
Doktorclub tarafından ilki geçen sene düzenlenen “Türkiye’nin Sağlık Ödülleri”
yarışmasının ikincisinin finalinde sizlerle birlikteyiz. Bu seneki
ödüllerimizde 17 kategoride birbirinden değerli 142 başvuruyu değerlendiren
jürimiz ön eleme ile finalistleri belirledi. Doktorclub üyesi hekimler de,
finalistler arasından kategori birincilerini belirledi” dedi.
DOKTORCLUB
AWARDS 2018 KAZANANLARI
Yaşam Boyu Onur Ödülü: Prof. Dr.
Münci Kalayoğlu
Yılın Yenilikçi Temel Bilimler Doktoru: Prof. Dr. Ranan Gülhan Aktaş
Yılın Yenilikçi Dahili Bilimler Doktoru: Uz. Dr. Nevit Dilmen
Yılın Yenilikçi Cerrahi Bilimler Doktoru: Uz. Dr. Selim Safalı
Yılın Yenilikçi Diş Hekimi: Dr.Öğr.
Üyesi Zeynep Burçin Gönen
Yılın İlaç Endüstrisi Ödülleri – Yılın Ar-Ge / İnovasyon Uygulaması: Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi-Prof.Dr.
Sinan Çavun
Yılın İlaç Endüstrisi Ödülleri – Yılın Sosyal Sorumluluk Projesi: Abdi İbrahim İlaç
Yılın Medikal Endüstri Ödülleri – Yılın Ar-Ge / İnovasyon Uygulaması: Koç Üniversitesi İstanbul Heart Ekibi
Yılın Medikal Endüstri Ödülleri – Yılın Sosyal Sorumluluk Projesi: GE Healthcare
Yılın Biyoteknoloji ve Genom Teknolojisi Ödülleri – Yılın Ar-Ge /
İnovasyon Uygulaması: VSY Biotechnology
Yılın Sağlık Profesyoneli Ödülleri – Yılın Yenilikçi Sağlık
Profesyoneli: Dr.Öğr. Üyesi Leyla Türker
Şener
Yılın Sağlık Girişimi Ödülleri – Yılın Ar-Ge / İnovasyon Uygulaması: MHAS Bilişim
Yılın Sağlık Bilgi Sistemleri Ödülleri – Yılın Yenilikçi Ürünü /
Uygulaması: WisdomEra
Yılın Kamu Hastaneleri ve Sağlık Kurumları Ödülleri – Yılın Yenilikçi
Uygulaması: Eskişehir İl Sağlık
Müdürlüğü
Yılın Kamu Hastaneleri ve Sağlık Kurumları Ödülleri – Yılın Sosyal
Sorumluluk Projesi: Ağrı Devlet
Hastanesi
Yılın Özel Hastaneler ve Sağlık Kurumları Ödülleri – Yılın Yenilikçi
Uygulaması: Özel Medline Adana Hastanesi
Yılın Özel Hastaneler ve Sağlık Kurumları Ödülleri – Yılın Sosyal
Sorumluluk Projesi: KTO Karatay
Üniversitesi Tıp Fakültesi
Yılın Sivil Toplum Kuruluşları Ödülleri – Yılın Sosyal Sorumluluk
Projesi: Kansersiz Yaşam Derneği
Doktorclub Awards 2018 – Jüri Özel Ödülü: Prof. Dr. Ali Ünal