Yoğun Bakım Kendi İçinde Küçük Bir Hastanedir

jozef kesecioglu
Prof. Dr. Jozef Kesecioğlu

“Yoğun bakım, hastanelerin içinde küçük bir hastanedir; yarı otonom küçük bir hastanedir aslında… Yoğun bakıma uyan bir sistem bütün hastaneye uyarlanabilir buna karşın hastaneye uyan bir sistem yoğun bakıma uymayabilir”

Türk Yoğun Bakım Uzmanları Derneği tarafından düzenlenen 19. Ulusal Kongresi ve 11. Avrasya Yoğun Bakım Toplantısı, 9-12 Kasım 2022 tarihlerinde Cornelia Diamond Resort Hotel, Antalya’da düzenlendi. Hollanda Utrecht Üniversitesi Tıp Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Jozef Kesecioğlu, açılış konuşmasında şunları kaydetti:
“Yoğun bakım biliminin geçmişini hatırlatarak konuşmamama başlamak isterim. Geçmişimizi bilmeden geleceğimize uzanmak o kadar kolay değil. Her şey 1952 yılında Polio epidemisinde yavaş yavaş başladı. O dönem yaklaşık 165 bin elle ventilasyon yapıldığı ifade ediliyor. Bütün tıp öğrencileri ve ardından diş hekimi öğrencileri hastalara bu işlemi yapmış. Daha sonra yoğun bakımın müesseseleşmesi süreci geliyor. O zamanlar tek amaç; solunumu, özellikle elden geldiği kadar da dolaşımı belli bir düzeyde tutmak… Artık gerisi hastalığın kendi kendine iyileşmesine veya iyileşmemesine kalıyor… İlk yoğun bakım yıllarında da böyle devam etmiş.

Modern yoğun bakım tedavisine baktığımız zaman, ilerleyen yıllarla birlikte hasta bakımı sorumluluğunun dünyada ve Türkiye’de bu iş için eğitilmiş kişilere yani yoğun bakımcılara verildiğini görüyoruz. Tabi bu her yerde böyle değil ama yavaş yavaş bu yöne doğru gidiliyor. Yoğun bakım departmanları bağımsızlık kazanmaya başlıyor. Belli bir departmanın parçası değil, bağımsız, kendi bütçesi olan ve hastane içinde belirli bir yeri olan, kendi uzmanları olan departmanlar haline gelmeye başlıyor. Bazı ülkelerde bu gerçekleşmiş durumda bazıları da bu yolda… Hekimler multidisipliner yoğun bakımda vazife görecek şekilde eğitiliyor.

Tedavi Stratejilerimizde Değişiklikler

Yakın zamanda özellikle mekanik ventilasyon stratejilerimizde bazı değişiklikler oldu. ‘Tidal volumes, driving pressure’ düşük seviyede tutuyoruz. ‘Stress, strain’ yani volüm ve basıncın zararlarını son yıllarda daha da iyi görmüş durumdayız. Supranormal oksijen değerlerini artık pek fazla görmek istemiyoruz.

İki yayının arasında aşağı yukarı 9 yıl fark var, ona rağmen son derece istikrarlı bir eğri! Parsiyel Arteriyel Oksijen Basıncı (PaO2)’nın 70’in altında olduğu durumlarda mortalite yüksek! Bu normal çünkü hasta ağır durumda; belli bir PaO2 elde etmek mümkün olmuyor bunlarda ama diğer taraf daha önemli; PaO2’nin aşağı yukarı yüzde 70’in üzerine çıktığı durumlarda hastaların mortalitesinin de arttığı görülüyor. Fakat çok korkmaya gerek yok arada emniyetli bir marjımız var ama mesela nöroşirurji hastasının birkaç saat veya gün ventile edildiği durumlarda hastanın PaO2 değerinin çok yüksek olmamasına yani normal olmasına dikkat etmemiz lazım. Kan basıncını daha düşük kabul etme durumumuz söz konusu oldu.

Daha Az Sedasyon ve Beslenme

Aynı şey kardiyak output için de söz konusu ama en önemlisi hastalara daha az sedatif ilaç veriyoruz. Hastaların huzurlu ve rahat olmalarını sağlıyoruz. Fakat komaya girmelerini istemiyoruz, çok derin sedasyon yapmak istemiyoruz. Daha az kan transfüzyonu yapıyoruz, daha az beslenme veriyoruz ve hastalarımızın gittikçe yaşlandığını görüyoruz. Benim ilk çalışmalarımdan biri ARDS üzerineydi ve bunu İstanbul’da iken yapmıştım. Hastaların yaş ortalaması 36 civarındaydı. Şimdi aynı çalışmayı yapsak herhalde hastaların 65 – 66 yaşında olduğunu göreceğiz.

Gelişen Kalite Kültürü

Yoğun bakımda artan seviyede kalite kültürü gelişti. Bu her yerde aynı şekilde gelişmedi ama son 15 yılda çeşitli ‘Care Bundles’ dediğimiz şekilde yani hastaları grup halinde birleştirip oraya dikkat sarf ettiğimizde hastaların daha çabuk iyileştiklerini ve mortalitenin düştüğünü görüyoruz. Mekanik ventilatörlerimiz eskiye göre daha kaliteli, daha hassas ve hastalar için biraz daha konforlu! Bu nedenle hastalarımızın da daha az sedatif kullanmalarına imkan doğmuş oluyor.

Multicenter Yoğun Bakım Çalışmaları

Önemli gelişmelerden biri büyük multicenter yoğun bakım çalışmaları artık endüstri desteği olmadan da yapılabiliyor. Bu imkan birçok ülkede var. Hastalarımızın kompleksitesi artıyor, sınır nerede onu bilemiyoruz. Çünkü her yıl yeni tedavilerimiz çıkıyor ve eskiden tedavi edemediğimiz hasta gruplarını şimdi yoğun bakımımızda görüyoruz ve etik tartışmalar gittikçe kuvvet kazanıyor.

Tüm Branşlar İhtisaslaşıyor

“Tüm branşlar ihtisaslaşıyor. Bilgi alanları ne kadar daralıyorsa o alandaki bilgi seviyesi çok daha yüksek seviyeye ulaşmış oluyor. Yoğun bakımda bunun tersi olacağını düşünüyorum”

Bugün ve yarın neler olacak diye düşündüğümde; bence en önemli değişiklik, herkes bir tarafa giderken bizlerin başka bir yöne gitmesi… Mesela genel cerrah kalmadığını görüyoruz; hepsinin belirli ihtisas dalları var. Genel dahiliyeci artık pek fazla kalmadı! Neden? Çünkü tüm branşlar ihtisaslaşıyor. Bilgi alanları ne kadar daralıyorsa o alandaki bilgi seviyesi çok daha yüksek seviyeye ulaşmış oluyor. Yoğun bakımda bunun tersi olacağını düşünüyorum. Zaten bazı ülkelerde bunun tersi de oluyor. Bizim daha çok genelci bir yaklaşım içinde olmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hastayı organ olarak değil bütün olarak tedavi etmemiz özellikle yoğun bakım için son derece önemli!

Yoğun Bakım Doktorluğunun Kapsamı Genişledi

“Yoğun bakım son derece özel bir uzmanlık dalı; baktığımız hasta tipi itibariyle diğer meslektaşlarımızın daha ilerisine gidiyoruz ve öyle bir seviyeye geliyoruz ki hiçbir ihtisas dalının kendini ‘doğal yoğun bakımcı’ olarak göremeyeceği bir duruma yaklaşıyoruz”

Yıllara bakıldığında, yoğun bakımcının yeteneklerinin çok çeşitli olduğu fark edilecektir. Eskiden bir entübasyon ventilasyon yaparken şimdi hastanın hemofiltrasyonunu biz yapıyoruz, ultrasonunu, ECMO’sunu, bronkoskopisini biz yapıyoruz; beslenmelerini sağlıyoruz; antibiyotikleri infeksiyon hastalıklarına sormuyoruz. Onu kendimiz başlıyoruz. Tabii çok kompleks hastalarımız var; bu durumda diğer branşların fikrini alıyoruz. Yoğun bakım doktorluğunun kapsamı çok genişledi ve ilerleyen günlerde daha da artmaya devam edecek. Yoğun bakım son derece özel bir uzmanlık dalı; baktığımız hasta tipi itibariyle diğer meslektaşlarımızın daha ilerisine gidiyoruz ve öyle bir seviyeye geliyoruz ki hiçbir ihtisas dalının kendini ‘doğal yoğun bakımcı’ olarak göremeyeceği bir duruma yaklaşıyoruz. Hastayı iyi entübe eden hekimin iyi bir yoğun bakımcı olduğu günleri yaşadık; iyi bir santral venöz kateter işlemi yapanın iyi bir yoğun bakımcı olduğu günler geride kaldı. Bizlerin iyi birer hekim olmamız lazım ve bunu da en ideal olarak multidisipliner bir ortamda birbirimizden öğrenerek yapmamız gerekiyor. Kökeninin anestezist, dahiliyeci, cerrah ve akciğer hastalıkları uzmanı olması önemli değil; tüm bu uzmanlıkların yoğun bakım branşı altında birleşmesi gerekiyor. Hepimizin kendi özellikleri var ve multidisiplinerlik bizim mesleğimizi zenginleştiren en önemli husustur ve daha da zenginleştirecektir.

Hastanelerin İçinde Küçük Bir Hastane

“Bizlerin iyi birer hekim olmamız lazım ve bunu da en ideal olarak multidisipliner bir ortamda birbirimizden öğrenerek yapmamız gerekiyor. Anestezist, dahiliyeci, cerrah ve akciğer hastalıkları kökenli olmanın dışında ve ötesinde tüm bu branşların yoğun bakım branşı altında birleşmesi gerekiyor”

Yoğun bakım, hastanelerin içinde küçük bir hastanedir; yarı otonom küçük bir hastanedir aslında. Özellikle hastane idarecilerine böyle bir şey söylediğiniz zaman hemen irkilmeye başlıyorlar. Günlük yaşamımızda tüm imkanları, inovasyonu her an dengede tutmak durumundayız. Büyük bir lüksümüz yok; maddi olanaklar kısıtlı ve yapmak istediklerimiz çok fazla ve bu nedenle dengeyi sağlıyoruz. Hastalarımıza ve yakınlarına, kendi personelimize iyi bir ortam yaratmak istiyoruz. Hastanede hastane gibi değil de daha çok ev gibi bir ortam yaratmayı istiyoruz. Bunun masrafı da o kadar fazla değil!

Bu şekilde gidersek gelecekte hastalarımız daha yaşlı olacak fakat daha önemlisi hastalar, hasta yakınları ve diğer meslektaşlarımızın bizden beklentisi daha fazla olacak ki oluyor da şu anda!

Yatakların Etkin Kullanılması Gerekli

Eskiden tedavi edilemez diye düşündüğümüz hastalıkların çoğu şu anda tedavi ediliyor ki bu sayı daha da artacak. Komorbiditede de artma olacak. Bu, yoğun bakıma olan baskıyı yani yatak sayısı açısından olan baskıyı gittikçe daha arttıracak. Bu yüzden ne olursa olsun yatakların etkin bir şekilde kullanılması gerekli. Türkiye’de ‘akılcı kullanım’ olarak nitelendiriliyor bu tanım, yataklarımızın etkin bir şekilde kullanılması son derece önemli.

Bazı ülkelerde yatak sayısı yetersiz. Bunu inkar etmek mümkün değil ama şimdi Hollanda ile İngiltere’deki yoğun bakım hizmetleri, Almanya, Lüksemburg ve Avusturya’dan daha mı kötü!? Bunu kabul etmek kolay değil.

“Bizim daha çok genelci bir yaklaşım içinde olmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hastayı organ olarak değil bütün olarak tedavi etmemiz özellikle yoğun bakım için son derece önemli!”

Ne Tip Hastalar Yoğun Bakımda Yatıyor?

Burada kritik olan husus, yoğun bakım yataklarında ne tip hastaların yattığıdır. Mesela Hollanda’da, kabaca bildiğim kadarıyla, yoğun bakımda mekanik ventilasyon yapılan hastalar yüzde 90’ın üzerindedir. Hastalar mekanik ventilasyondan ayrıldıktan sonra başka departmana ‘medium care’ departmanına giderler oysa Almanya’da bu böyle değildir. Almanya’da hasta gelir ve normal koğuşa gidene kadar yoğun bakımda kalır. Bu farkı görmek lazım ve belirli bir seçim yapmak lazım. Bu, gelecekte 100 bin kişiye düşecek yatak sayısını belirleyecek bir konudur.

Elektronik Hasta Dosyası

Hasta yönetiminde elektronik hasta dosyası çok önemlidir Elektronik hasta dosyasından bahsederken tekrar aynı şeyi tekrarlamak istiyorum: Yoğun bakım yarı otonom küçük bir hastanedir. Hollanda, Utrecht’te de yapılan bir yanlışı vurgulamak isterim; bu nedenle hastanemizde iki ayrı sistem var. Hastanede uygulamaya konulan herhangi bir sistem yoğun bakıma da aynen uyarlanmamalıdır. Tam tersi şekilde; yoğun bakıma uyan bir sistem bütün hastaneye uyarlanabilir; hastaneye uyan sistem yoğun bakıma uymayabilir. Bu konu çok önemli! Elektronik hasta dosyasının hemşirenin ve doktorun işini zorlaştırması değil kolaylaştırması lazımdır. Eğer siz hasta bakarken hasta başına 20 dakika sarf etmişseniz ve elektronik dosya geldikten sonra bu süre 45 dakikaya çıkmışsa bu iyi bir gelişme değildir. Buna çok dikkat etmek lazım! Önemli olan içeriye giren verilerin aynı kolaylıkla dışarıya çıkartılmasıdır. Yoksa dipsiz bir kuyu gibi bütün hastanın verileri içeriye girer ve bir çalışma yapmak istediğinizde hiçbir şey yapamazsınız. Bu konu, gelecek için çok önemlidir. Çünkü bu tip işleri yapabilecek sistemlerin sayısı son derece azdır. Yapabildiklerini iddia eden sistemlerin sayısı fazladır.

Eşitlik ve Yararcılık İlkeleri

“Yoğun bakımda elimizdeki imkanları en fazla miktarda ve sayıda fayda görecek hastalara kullanılmalıyız. İyileşme imkanı çok az olan tek bir ağır hastaya tüm imkanlarımızı vermemiz durumunda yoğun bakım kapasitesi yetersiz kalacaktır”

Bir başka önemli olan husus; kimin yoğun bakıma gireceği konusudur. Burada ‘eşitlilik’ ve ‘utilitarianism – yararcı ahlak prensibi’ kavramı var. Bu iki kavram birbiriyle çelişki halindedir ve bunların hangisinin daha iyi olduğunu tartışabiliriz. Eşitlilik kavramı, hastanın ilk tedavisinin yapılması, ihtiyacı olan tedaviyi görmesi durumudur. Bunu mesela covid başlangıcında çok yaptık. Bütün ameliyatlar iptal edildi. İlk iş covide bakmamız lazım dedik ve bu şekilde bütün hastane sistemini allak bullak ettik ilk başlarda; daha sonra tabii düzeltmeler yapıldı. Utilitarianism olarak tabir edebileceğimiz kavramla şunu anlıyoruz: Elimizdeki imkanların en fazla miktarda ve sayıda fayda görecek hastalara kullanılması durumudur. Bu imkanlarımızı iyileşme imkanı çok az olan tek bir ağır hastaya vermemiz durumunda yoğun bakım kapasitesi az kalacaktır. Pandemide bunu gördük ama normal durumlarda da yetersiz kalacaktır. Utilitarianism dediğimizde elimizdeki imkanları kullanış şeklimiz en fazla sayıda hastanın hayatının kurtarılmasına yönelik olmalıdır.

Doğru örnek mi emin değilim ama konuşmalarda daha büyük sayıda hastalara ECMO yapılmaktan bahsedildi. ECMO büyük bir kaynaktır. Bunu her hastaya yapmaya kalktığınızda her zaman imkanlarınızın kısıtlandığı bir duruma düşersiniz. Çünkü daha büyük bir grubu, yeterince tedavi edememe durumuna gelinebilir.

Yoğun Bakımların Sayısının Azalması Gerekecek

Yoğun bakımda çalışmanın konsantrasyon seviyesinin ve daha ağır hastalara bakabilme kapasitesinin yükselmesi açısından gelecekte zannediyorum ki yoğun bakımların sayısının artması değil azalması gerekecek. Kaliteyi artırmak ve basit şeyleri daha iyi yapabilmek arzumuz var. Sonuçta 70 yılda yoğun bakım çok büyük değişiklikler yaşamış vaziyette. Gelinen bu seviye her yerde aynı değil ne yazık ki… 1950 Polio epidemisinden sonra çok uzun yol kat ettik ama kat edeceğimiz yol çok daha uzun. Amacımız ve vazifemiz gelecekte yoğun bakımı son derece mükemmel bir organizasyon haline getirmektir.”

Çevrimiçi Eğitim Modellerini Artırmalıyız

doctor workplace with digital tablet and stethoscope

Dr. Sinem Nedime Sökücü: “2022 yılında göğüs hastalıklarına 597 yeni asistan başladı. Görev yaptığım hastanede 6 asistan hekim bana bağlı çalışmakta. Bu kadar genç insana bazı temel pratik eğitimleri vermem mümkün değil. biz dernek olarak çevrimiçi eğitim modellerinin artırılması ve standardının yükseltilmesi gerektiğine inanıyoruz”

TTB tarafından düzenlenen Aralık 2022 tarihinde düzenlenen 28. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayına katılan Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Yönetim Kurulu Üyesi ve Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi Doktoru Sinem Nedime Sökücü 28. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayında şunları kaydetti:

“Derneğimiz TÜSAD Seçimli Genel Kurulunu çok yakın zamanda gerçekleştirdi. Hedefimiz camiamızdaki derneklerle birlikte ortak bir dil oluşturmak, farklı eğitim kurumlarından katılımla asistan eğitimindeki son durumu değerlendirmektir. 2022 yılında göğüs hastalıklarına 597 yeni asistan başladı. Görev yaptığım hastanede 6 asistan hekim bana bağlı çalışmakta. Bu kadar genç insana bazı temel pratik eğitimleri vermem mümkün değil. Bu nedenle biz dernek olarak çevrimiçi eğitim modellerinin artırılması ve standardının yükseltilmesi gerektiğine inanıyoruz. Tıp, yaşam boyu süren bir eğitimdir. Hekimlerimizin bilgi beceri ve tutum açısından güncel olmaları ve hastalarına en iyi sağlık hizmetini vermeleri en temel sorumluluktur.”

“Geniş bir meclis kurabiliriz”

Dr. Nazlı Hüma Teke: “Neler yapabiliriz diye düşündüğümüzde daha geniş bir meclis kurabilir, görev dağılımında eşitlikçi ve kapsayıcılığı ön planda tutabiliriz”

Dr. Nazlı Hüma Teke: “Göğüs hastalıklarında asistan sayısı, kliniklerin fiziki koşulları, eğitim uygulamaları, ileriye dönük uzman ihtiyacı planlaması gibi pek çok konuda elimizde net bir veri yok”

Türk Toraks Derneği Asistan Komitesi Üyesi Doktor Nazlı Hüma Teke, 28. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayında şunları anlattı:

“Derneğimizin 16 şubesi var ve her birinde asistan temsilcimiz bulunmaktadır. Her aşamada ortak aklı benimsiyoruz. Asistan meclisimiz 52 klinikten 81 asistan hekimin katılımıyla oluşturuldu. Her kliniğin temsil edilmesine özen gösteriyoruz. İletişimi güçlendirmek, bilgi ağını oluşturmak temel hedeflerimizdir. Artan asistan kontenjanları ile birlikte eğitim durumunu tespit etmeye çalışıyoruz. Göğüs hastalıklarında asistan sayısı, kliniklerin fiziki koşulları, eğitim uygulamaları, ileriye dönük uzman ihtiyacı planlaması gibi pek çok konuda elimizde net bir veri yok. Bir anket hazırladık. 67 kliniğin 35’ine ulaştık. Minimum 3 maksimum 21 öğretim üyesi var. Asistan sayısı da 3 ile 60 arasında, yeni açılan asistan kontenjan sayısı ise 0 ile 16 arasında. Neler yapabiliriz diye düşündüğümüzde daha geniş bir meclis kurabilir, görev dağılımında eşitlikçi ve kapsayıcılığı ön planda tutabiliriz.”

Ücretlendirme Politikasının Çalışma Hayatına Etkileri

climate2

Dr. Filiz Ak: “Ücretlendirme politikasının hekimler arası rekabeti ve ameliyathane kavgalarını teşvik etmesi, temel bilimler alanındaki uzmanları mağdur bırakması, öğretim üyelerinin tıp eğitimi ve uzmanlık eğitimine daha az zaman ayırmasının beklenmesi gibi sonuçları vardır”

TTB tarafından düzenlenen Aralık 2022 tarihinde düzenlenen 28. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayına katılan TTB UDEK Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Filiz Ak Sağlık Bakanlığının Ek Ödeme Yönetmeliğinin çalışma hayatındaki karşılığına ilişkin şunları kaydetti:

“Sağlık Bakanlığının Ek Ödeme Yönetmeliği hekimlerin gelirlerinde bir miktar düzelme ve yoksulluk sınırından uzaklaşma özelliği taşıyor olsa da sonuç olarak emekliye yansımıyor. İzin, rapor, disiplin cezası gibi durumlardan etkileniyor. Ücretlendirme politikasının iş barışına verdiği zarar, puan üretimindeki ayrımcılık, hekimler arası rekabeti ve ameliyathane kavgalarını teşvik etmesi, temel bilimler alanındaki uzmanları mağdur bırakması, öğretim üyelerinin tıp eğitimi ve uzmanlık eğitimine daha az zaman ayırmasının beklenmesi gibi sonuçları vardır. Sağlık Bakanlığı için çalışanlar ile üniversitede çalışanlar arasında ek ödemelerde fark bulunmaktadır.

Düzenlemeler Emekliliğe Yansımamaktadır

Dr. Filiz Ak: “Üniversite hastanesi ile Sağlık Bakanlığı afiliye hastaneler arasında ücret farklılıkları vardır. Üniversite kadrosunda uzmanlık öğrencileri Sağlık Bakanlığı eğitim araştırma hastanelerine gitmek istemektedir. Aynı dal için farklı hastanelerde farklı ödemeler yapılmaktadır”

Ek ödemesiz hekim maaşı düşüktür ve düzenlemeler emekliliğe yansımamaktadır. Bazı dallarda iyileşme görünür olsa da her dalda böyle değildir. Cerrahi dallarda iyileşme olmadığı hatta ek ödemelerde düşme olduğunu gösteren örnekler mevcuttur. Özel tanımlanmadığı için pek çok girişimin puan karşılığı bulunmamaktadır. Bazı uzmanlık dallarındaki girişimsel ve hasta için riskli olan işlemlerin, az risk oluşturan işlemlerden daha az puan getirdiği gözlemlenmektedir. Üniversite hastanesi ile Sağlık Bakanlığı afiliye hastaneler arasında ücret farklılıkları vardır. Üniversite kadrosunda uzmanlık öğrencileri Sağlık Bakanlığı eğitim araştırma hastanelerine gitmek istemektedir.

Farklı Hastanelerde Farklı Ödemeler

Dr. Filiz Ak: “Aynı dal için farklı hastanelerde farklı ödemeler yapılmaktadır. Aynı hastanede genel cerrahi fazla iken mikrobiyoloji daha düşük ek ödeme almaktadır. Biyokimya hastane gelirine katkı sağlayan branş olmasına rağmen bu durum hekimin ek ödemesine yansımamaktadır”

Aynı dal için farklı hastanelerde farklı ödemeler yapılmaktadır. Aynı hastanede genel cerrahi fazla iken mikrobiyoloji daha düşük ek ödeme almaktadır. Biyokimya hastane gelirine katkı sağlayan branş olmasına rağmen bu durum hekimin ek ödemesine yansımamaktadır. Yan dal uzmanlarına ilişkin düzenleme eksik bırakılmıştır. Afiliye hastanesi olmayan üniversitelerde gelir az, teşvik ek ödemeleri düşük olduğu için uzmanlık öğrencileri buradan ayrılmak istemektedir. Uzmanlık öğrencilerinin ve uzmanların puanı olmayan işlemlerdeki motivasyonları azalmıştır. Az riskli puan almak tercih edilmektedir.”

TTB İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Esin Tuncay 28. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayında şunları kaydetti:

“Sağlık Bilimleri Üniversitesi, 65 eğitim araştırma hastanesi ile 10 tıp fakültesinin katılımıyla ve yeterli altyapı, ön hazırlık süreci yaşanmaksızın kurulmuştur. Yükseköğretim Kurulundan bağımsız onun kural ve yönetmeliklerine uymayan bir çalışma düzeni mevcuttur. Hizmet hastanesi mi, eğitim ve araştırma hastanesi mi, tıp fakültesi hastanesi mi olduğu anlaşılamayan fakat hizmet ve kazanç anlayışının ağırlık kazandığı bir yapıdadır. Akademik kadrolar gerçek eğitim gereksinimi ve bilimsel kriterlere göre açılmamıştır. Kadro sayıları ihtiyaca göre belirlenmektedir. Aynı koşullarda çalışan ama üniversite kadrosunda olmadığı için farklı ücret ve Özlük haklarına sahip olanların haksızlığa uğradığı ve iş barışının zarar gördüğü bir çalışma ortamı vardır. Kadro bekleyenlerin varlığına rağmen perifer üniversitelerden veya kurum dışından akademik ünvanlı kişilerin atanmaları giderek artmaktadır. Eğitim gittikçe azalan sürelerde ve katılımcı sayısı ile eğiticinin vicdanını bırakılarak yapılmaktadır. Oysa köklü eğitim araştırma hastanelerinin çok azında, bunca zorluğa rağmen, eğitim ve hizmet sunumu hocaların özverili çabalarıyla sürdürülmektedir. Akademik çalışmalar giderek daha az döner sermayeye yansıtılmaktadır. Asistan tezleri ve araştırmalara burs desteği bulunamamaktadır. Ağır iş yükü, yıllık katılabilecekleri kongre ve seminer sayılarının sınırlanması nedeniyle bilimsel araştırma sayısı ve niteliği azalmıştır. 

Asistan Hekimlerin Gözünden Performans Sistemi

305

Asist. Dr. Barış Can Salman: “Hizmet başı ödeme sonucu hizmet hacmi gereksiz olarak arttı, hastanın zarar görme olasılığı arttı, arzın talebi yaratması arttı ki buna kışkırtılmış sağlık talebi diyoruz”

TTB tarafından düzenlenen Aralık 2022 tarihinde düzenlenen 28. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayına katılan Van 100. Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalında Asistan Dr. Barış Can Salman, asistan hekimlerin gözünden performans sistemini şöyle değerlendirdi:

“Performans kavramı temel olarak çalışanların meslekleri ile ilgili bilgileri, becerileri ve davranışsal yeterliliğin bir birleşimidir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından en özet haliyle bu şekilde tanımlanmaktadır. Dolayısıyla performans ölçümünde sadece yapılan işlemlerin sayısının baz alınması doğru ve yeterli değildir. Ülkemizde performans sistemi adı altında yapılan ödemelerin dayandığı tek bir gösterge vardır; o da hekimin baktığı hasta sayısı ve yapılan işlem sayısıdır. Ücret boyutuyla döner sermaye uygulaması hastaları müşteri, sağlık kurumlarını da işletme olarak görmektedir. 

Zamanla anlaşıldı ki; ücret düzensizliği ve emeğinin karşılığını alamama, iş yükü artışı, şiddet, mali kaynakların kötüye kullanımı, fazla ve esnek çalışma, İntiharlar, mobbing, sağlık çalışanlarının iş kazaları ve meslek hastalıkları, fazla nöbetler, dinlenme hakkının kullanılmaması gibi çalışma koşullarını ilgilendiren tüm süreçler doğrudan ve dolaylı olarak performans sistemi ile ilişkilidir. Performansa dayalı ek ödeme hizmet başı ödeme adı altında yapılageldi.

Asist. Dr. Barış Can Salman: “Eylül ayından itibaren Sağlık Bakanlığı tarafından ‘beyaz reform’ olarak adlandırılan süreç sonucu performans sistemi sadece isim değiştirdi, işleyiş aynen devam etmektedir”

Kışkırtılmış Sağlık Talebi

Hizmet başı ödeme şu sorunları beraberinde getirdi: Hizmet hacmi gereksiz olarak arttı, hastanın zarar görme olasılığı arttı, arzın talebi yaratması arttı ki buna kışkırtılmış sağlık talebi diyoruz. Coğrafi ve sosyal işsizlikler arttı. Koruyucu hizmetler göz ardı edildi ve sağlık harcamaları arttı.

Eylül ayından itibaren Sağlık Bakanlığı tarafından ‘beyaz reform’ olarak adlandırılan süreç sonucu performans sistemi sadece isim değiştirdi, işleyiş aynen devam etmektedir. 

Eğitici ile Temasımız Oldukça Az

Asist. Dr. Barış Can Salman: “Performans sistemi eğitici ile temasımızı oldukça azalttı. Pek çok klinikten eğitici uzman ve akademisyen ayrılmak zorunda kaldı. Kontenjanlar kontrolsüz bir şekilde arttırıldı. Çok fazla işlem, muayene sayısı nedeniyle eğiticilerin asistanlarla sistemli ve birebir ilgilenmesini imkansız hale getirdi”

Asistan gözüyle performans sisteminin uzmanlık eğitiminde yarattığı sorun şöyle ifade edebilirim:

Performans sistemi eğitici ile temasımızı oldukça azalttı. Pek çok klinikten eğitici uzman ve akademisyen ayrılmak zorunda kaldı. Kontenjanlar kontrolsüz bir şekilde arttırıldı. Çok fazla işlem, muayene sayısı nedeniyle eğiticilerin asistanlarla sistemli ve birebir ilgilenmesini imkansız hale getirdi. Performans sisteminin aşırı ve kışkırtılmış iş yükü hizmet sunumunu öncelikli hale getirdi ve buna karşı önlem almaya çalışan kliniklerde dahi hastane yönetimleri ile çatışma meydana geldi. Uzmanlık eğitimindeki bütün uygulama ve muayeneler uzman eğitici eşliğinde yapılmalıdır şeklinde özetleyebileceğimiz yönetmelikte geçen ilke uzun yıllardır fiilen ihlal edilmiş oldu. Belki de en önemlisi, performans sisteminin eğiticiyi asistan hekimden uzaklaştıran doğası oldu.  Bu durum pek çok klinik ve akademisyen tarafından içselleştirildi. Asistanlar da eğitici ile temas edememeyi normalmiş gibi benimsemeye başladı. Hasta ile temas azaldı. 5-6 dakikada bir yeni hasta bakılmaya başlandı. Çok fazla sayıda hasta görüyoruz ama hasta ile temasımız oldukça az. Asistan hekim sağlıklı anamnez alma ve uzmanlık alanının gerektirdiği özel muayene ve tanıya gidiş algoritmalarını uygulayamaz hale geldi. Hasta muayenesi artık eğitimin bir parçası olarak görülmüyor ve hizmet sunumu olarak algılanıyor. Poliklinikte eğitim alamıyor, yalnızca hasta yükünden doğan krizin yönetimini öğreniyoruz.

Asist. Dr. Barış Can Salman: “Hasta muayenesi artık eğitimin bir parçası olarak görülmüyor ve hizmet sunumu olarak algılanıyor. Poliklinikte eğitim alamıyor, yalnızca hasta yükünden doğan krizin yönetimini öğreniyoruz”

Hastaya Bütüncül Yaklaşımı Kaybettik

Mesai saatleri dışında yapılan eğitim saatleri mesainin ve iş yükünün getirdiği yorgunlukla verimsiz geçmektedir. Artık birçok klinik için formaliteye dönüşmüş olup isteksizce düzenlenmektedir. Daha fazla ve risksiz cerrahi işlemler ağırlık kazandı. Asistanlar komple vaka ve operasyon görememektedir. Uzmanlık alanındaki mesleki yeterlilik gün geçtikçe azalmaya başladı. Birçok branştan hocanın katılımı ile zor vakaların tartışıldığı heyetler her branşın iş yükü nedeniyle oldukça azaldı. Asistan hekimler için oldukça öğretici olan bu tartışma ortamı ve branşlar arası diyaloğun azalması ile hastaya bütüncül yaklaşımı kaybettik. Performansı sisteminin yarattığı kışkırtılmış talep eğitim hastanelerinde hizmet sunumunu yapacak doktor açığını arttırdı. Eğitim, çoğu klinikte eğiticinin katkısı olmadan asistan sunumları ile geçiştiriliyor. Çoğu klinikte çekirdek ve genişletilmiş eğitim programının yetersizliği görünüyor. Asistan hekimin farkındalığı ve akademisyenin farkındalığı artmak zorundadır.”

Hekimin Yaşam Boyu İyilik Hali Korunmalı

group of doctors with face masks looking at camera, corona virus concept.
A group of doctors with face masks looking at camera, corona virus concept.

Prof. Dr. Oğuz Dicle: “Yaşam boyu öğrenme ve hekimin yaşam boyu iyilik halinin korunmasına yönelik eğitim unsurlarına yer verilmelidir. Yetkinlik temelli eğitim baz alınmalıdır”

TTB tarafından düzenlenen Aralık 2022 tarihinde düzenlenen 28. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayına katılan 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Dicle şunları anlattı:

“Uzmanlık eğitimi bir erişkin eğitimidir. Akran öğrenmesi esaslıdır. Bilgi, beceri, tutum kazanımı geçerlidir. Hizmetle iç içedir. Bir programa ve standarda göre yürütülmelidir. Uzmanlık eğitimine etkisi bulunan yeni gelişmelerden bahsetmek isterim. Bunlar; uzmanlık öğrenci kadrolarındaki ani artışlar (eğitim düzeni ile ilgili zorluklar, rotasyonlarla ilgili zorluklar, kaynak sorunları, uzmanlık öğrencilerine ait mekansal sorunlar) iş yüküne ilişkin gelişmeler (Pandemi sonrası hastane başvurularındaki artış, genel olarak sağlık hizmetlerindeki kışkırtılmış iş yükü artışı) göç politikalarının getirdiği sorunlar (yeni hastalıklar) ve çok kültürlülük. 

Akademisyen Tanımı Yapılmalı

Prof. Dr. Oğuz Dicle: “Akademisyenliğin gerçek işlev ve görev tanımının yapılması gerekmektedir. Ben şu anda bir akademisyen tanımı olduğuna inanmıyorum. Eğitimin hak edilen emek karşılığının verileceği şekilde özendirilmesi gerekiyor”

Prof. Dr. Oğuz Dicle: “Eğitim ve hizmet kadroları ayrıştırılmalı ki bazı ülkeler bu modeli uyguluyorlar. Eğitici kadroları genişletilmeli ve eğitilmeli. Uzmanlık eğitimi geleceğe yönelik beklentiler doğrultusunda planlanmalı ve sürekli iyileştirilmeli”

Akademisyenliğin gerçek işlev ve görev tanımının yapılması gerekmektedir. Ben şu anda bir akademisyen tanımı olduğuna inanmıyorum. Eğitimin hak edilen emek karşılığının verileceği şekilde özendirilmesi gerekiyor. Motivasyon kaynakları çeşitlendirilmeli ve dengelenmeli. Eğitim ve hizmet kadroları ayrıştırılmalı ki bazı ülkeler bu modeli uyguluyorlar. Eğitici kadroları genişletilmeli ve eğitilmeli. Uzmanlık eğitimi geleceğe yönelik beklentiler doğrultusunda planlanmalı ve sürekli iyileştirilmeli. Ulusal, uluslararası akreditasyon kalite ve niteliği artırmaya yönelik süreçler kullanılarak uygunluğu denetlenmeli. İş analizleri yapılıp iş tanımları güncellenmeli, sağlık ekibinde hekimin yükünü azaltacak destekleyici sağlık personeli yetiştirilmeli ve istihdam edilmeli.”

Geleceğe Yönelik Beklentilerimiz

Geleceğe yönelik beklentilerimiz şöyle: Uzmanlık eğitiminde meslekler arası iş birliği yapılmalıdır. Kronik hastalıkları önceleyen entegre klinik eğitim gereklidir. Alanın sosyal boyutları eğitime entegre edilmelidir. Yaşam boyu öğrenme ve hekimin yaşam boyu iyilik halinin korunmasına yönelik eğitim unsurlarına yer verilmelidir. Yetkinlik temelli eğitim baz alınmalıdır. Yapay zeka ve yeni teknolojiler eğitime entegre edilmelidir.”

Kaç Göğüs Hastalıkları Uzmanına İhtiyaç Var?

28

Prof. Dr. Hayati Bilgiç: “2023 yılında beklenen nüfusa göre göğüs hastalıkları uzman sayısının 2215 olması gerekmektedir. Sağlık Bakanlığının hedeflediği göğüs hastalıkları uzman sayısı ise 2750’dir.”

Türk Tabipleri Birliği İstanbul Tabip Odası tarafından 28. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayına katılarak göğüs hastalıkları uzmanlığına ilişkin bilgi veren Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı ve Türk Toraks Derneği Göğüs Hastalıkları Yeterlilik Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hayati Bilgiç sunumunda şunları kaydetti:

“Sağlık Bakanlığı göğüs hastalıkları uzmanlık öğrencisi talep formu incelendiğinde; 455 eğitici ve 1155 öğrenci olduğu görülmektedir. Uzmanlık öğrencisi talebi 566 olarak kaydedilmektedir. 2022 yılı yerleşen ve planlanan kontenjan toplamı 630 olduğu görülmektedir. 2009 yılında göğüs hastalıkları uzmanlığında 100 bin kişiye düşen sayı 2,5 olarak kaydedilmiştir. Bu yaklaşım ile 2023 yılında beklenen nüfusa göre göğüs hastalıkları uzman sayısının 2215 olması gerekmektedir. Sağlık Bakanlığının hedeflediği göğüs hastalıkları uzman sayısı ise 2750’dir. 

Kontenjanlar Hangi Parametrelere Göre Belirlenmeli?

Göğüs hastalıkları uzmanlık öğrenci kontenjanları belirlerken; eğitici sayısı, asistan sayısı, yatak sayısı, bronkoskopi sayısı, poliklinik, yatan hasta yanı sıra PSG, SFT, diğer girişimsel işlemler, alerji polikliniği, sigara ve KOAH polikliniği, tez, sunum, seminer, olgu tartışması, makale tartışması, dosya konsey, kurs, nöbet, vizit gibi tüm parametrelerin dikkate alınması gerekiyor.”

Tüm Branşlar İçin Uzmanlık Eğitimi Gelişim Sınavı

08

Dr. Kaya Akan: “Uzmanlık eğitimi gelişim sınavı ülkemizdeki bütün tıpta uzmanlık dalları arasında eğitim araştırma hastanelerinin ve üniversitelerin tıp fakültelerinin bir arada katılım sağladığı her yıl mayıs ayının son haftasında gerçekleştirilen tek sınavdır. Düzenli olarak yürüttüğümüz uzmanlık eğitimi gelişim sınavı bir eleme ya da seçme sınavı değildir”

Türk Tabipleri Birliği İstanbul Tabip Odası tarafından düzenlenen 28. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayına katılan Dr. Kaya Akan, TOTBİD Türk Ortopedi ve Travmatoloji Eğitim Araştırma Konseyi olarak şu bilgileri paylaştı:

“Eğitim Araştırma Konseyimiz ülkemizde ortopedi ve travmatoloji uzmanlık eğitimini kalitesinin yükseltilmesi ve eğitim birimlerinin kendi aralarındaki standardizasyonun sağlanması amacıyla 2001 yılında kuruldu. Düzenli olarak yürüttüğümüz uzmanlık eğitimi gelişim sınavı bir eleme ya da seçme sınavı değildir. Bilginin katlanarak arttığı günümüzde eğitimimizin kuramsal kısmındaki kişisel ve kurumsal gelişmemizi görebilmek için düzenlenmektedir. Motivasyon sağlar, uzmanlık öğrencisinin kendi gelişimini değerlendirmesini sağlar, eğiticinin eğitimi planlanması gerekli tedbirleri alma ve ileriye gitme konusunda yol gösterici olur. Yöntemimiz nasıl? Sınav mümkün olduğunca bir başka kuruma aktarım yapılmadan her kurumun kendi eğitim biriminde gözetmenler eşliğinde tüm Türkiye’de aynı gün ve aynı saatte düzenlenmektedir. Soru sayısı 200 süre 90 dakikadır. Sonuçlar Hacettepe Üniversitesi tıp fakültesi tıp eğitim anabilim dalı tarafından değerlendirilmektedir. Bu sınav ülkemizdeki bütün tıpta uzmanlık dalları arasında eğitim araştırma hastanelerinin ve üniversitelerin tıp fakültelerinin bir arada katılım sağladığı her yıl mayıs ayının son haftasında gerçekleştirilen tek sınavdır.”

TUS Kadrolarının Artırılmasının Ortopedi Uzmanlarına Etkileri Neler?

8

Prof. Dr. Mehmet Demirhan: “TUS kontenjanlarının yıllara göre dağılımına bakıldığında yıllar içerisinde YÖK kontenjanı düşerken Sağlık Bakanlığı ve eğitim araştırma hastaneleri için belirlenen kontenjan sayıları yukarı çıkıyor. Siz üniversitenize asistan aldığınızı zannediyorsunuz ama hayır, o asistan eğitimini bitirdiği an Sağlık Bakanlığına geçecek. Asistan kadrosuna bu açıdan baktığımız zaman 300’den 500’e çıktığını görüyoruz. 2026 projeksiyonumuza göre bu rakam 725’e kadar yükselecek”

Türk Tabipleri Birliği İstanbul Tabip Odası tarafından düzenlenen 28. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayına katılan Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği (TOTBİD) Yönetim Kurulu Üyesi, Koç Üniversitesi Amerikan Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Demirhan şunları anlattı:

“Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneğimiz, TUS kadrolarının artırılmasının etkileri ile ilgili Türkiye çapında bir anket çalışması gerçekleştirdi. Bundan daha önce asistan sayısının artırılması ile ilgili Türkiye’deki ortopedi ve travmatoloji tıpta uzmanlık öğrencileri ile anket çalışması yaptık. Şu anda ortopedi asistan sayısı 1219. Asistanların 856’sına ulaştık yani katılım oranı %70 oldu. Kıdem dağılımına göre zaten yıllar içerisinde eğitim gören asistan sayısı artmaktadır. Katılımcıların %90’a yakını devlet üniversitelerinde ve eğitim araştırma hastanesinde eğitim görmektedir. Katılımcıların yarısından fazlası 7 ve 7’den daha fazla nöbet tutmaktadır. Yaklaşık yarısı mesaiden 1 saat önce hastaneye giriyor ve mesaiden 1 saat sonra hastaneden dışarı çıkıyor. Nöbet ertesi izin hakkının uygulaması konusunda %77’ye yakını hastanesinde nöbet ertesi izin hakkının olmadığını ifade etti. Nöbet adresinin avantajlarını sorduğumuzda %70’i kendisini daha çok vakit ayıracağını, %61’i daha az yorulacağını, %61’i ders çalışmaya daha çok vakit ayırabileceğini ifade etti.

Prof. Dr. Mehmet Demirhan: “Araştırmamızda, kıdem arttıkça ameliyathanede geçirilen gün sayısının arttığı bilgisine ulaştık. Poliklinikte geçirilen gün sayısı ise kıdem arttıkça azalıyor. Demek ki biz polikliniğe en kıdemsiz asistanı koyuyoruz”

Asistanların Ancak Yarısı Eğitim Saatine Katılabiliyor

Eğitimi nasıl değerlendirdiklerini sorduğumuzda katılımcıların %12’si eğitim saati yok, %76’sı eğitim saat yeterli değil, %56’sı da eğitim saatinin verimsiz olduğunu ifade etti. Anket sonuçlarına göre, asistanların ancak yarısı eğitim saatine katılabiliyor.

Eğitim kadrosuna bakıldığında ortaya çıkan tablo şöyle; uzmanlık eğitimi verilen kuruluşlarda öğretici kadrosunun %57 oranında yeterli olmadığı ifade edildi. TUKMOS standartlarına göre en az biri doçent unvanına sahip en az üç eğitici bulunması ya da programda bir profesör ve bir doçentin asgari olarak bulunması gerekmektedir. Katılımcıların %56’sı asistan sayısının artırılmasının olumsuz etkisinden bahsetti. 

Asistan Eğitiminin Kalite Standartları

Prof. Dr. Mehmet Demirhan: “Türkiye’de uzmanlık eğitiminde kontenjan rakamı daha da yükseltilmeden önce ortopedi ve travmatoloji asistanlık eğitim veren kurumların altyapısı, sahip oldukları eğitici sayısı, eğitim merkezinin yeterliliği, müfredatın uygunluğu, eğitimin çeşitliliği, asistan doktor başına düşen eğitici sayıları verilerine sahip olmanız gerekmektedir. Bu analizler yapılmadan uzmanlık sınavında asistan kadro sayısı arttırılmamalıdır”

Asistan eğitiminin kalite standartlarını sorduğumuzda şu yanıtları aldık: Katılımcıların %62’si öğretim görevlisi başına düşen asistan sayısının, %86’sı vaka çeşitliliğinin, %54’ü asistan sayısının, %40’ı poliklinik sayısının, %60’ı eğitim saati süresinin, %4’ü öğreticilerin istekli olmasının eğitim kalitesini belirlediğini ifade etti. 

Asistan sayısının artmasının eğitimdeki negatif etkisini sorduğumuzda; %73’ü öğretim görevlisi başına düşen asistan sayısının azalacağını, %58’i bir asistanın göreceği vaka çeşitliliğinin azalacağını, %29’u poliklinik eğitiminin azalacağını, %23’ü eğitim saatinin azalacağını ifade etti. Anketimizde asistan karnesini sorguladık, katılımcıların %14’ü hiç bilgisinin olmadığını, %53’ü karnesinin olduğunu, %68’i kontrol yapılmadığını, %59’u karne kullanımının yetersiz bir yöntem olduğunu belirtti.

Kıdem Arttıkça Ameliyathanede Geçirilen Gün Sayısının Artıyor

Prof. Dr. Mehmet Demirhan: “Branşımızda çok ciddi bir istifa sorunu var. 2013-2020 yılları arasında 96 istifa ve 24 başka merkeze nakil gerçekleşti. İstifanın nedenleri arasında; iş yükü, uzun mesai, angarya işler, hiyerarşi, akran baskısı, yetersiz eğitim, çalışma ortamı hoşnutsuzluğu, öğretim üyesi baskısı yer alıyor”

Araştırmamızda, kıdem arttıkça ameliyathanede geçirilen gün sayısının arttığı bilgisine ulaştık. Poliklinikte geçirilen gün sayısı ise kıdem arttıkça azalıyor. Demek ki biz polikliniğe en kıdemsiz asistanı koyuyoruz. 

Özetle, asistanlar da eğitim kalitesinin düşeceğinden endişe etmektedir. Asistan sayısının artması çalışma şartları açısından belki pozitif bir etki yaratabilir. Anket katılımcılarının umutlu ve geleceğe yön vermek isteyen kişiler olduğunu düşünüyoruz. Bir değişiklik yaratabilirsek herkese umut olacağımıza inancımız tam! 

Prof. Dr. Mehmet Demirhan: “Türkiye’deki ortopedi ve travmatoloji kliniklerine bakıldığında %67 oranında akredite olmayan klinikler olduğunu biliyoruz. Kliniklerin %16’sı akredite ve %8’i akredite ama süresi dolmuş durumda”

20 Yıldır Akreditasyon Çalışması Yapmaktayız

TOTBİD olarak TTB birlikte 20 yıldır akreditasyon çalışması yapmaktayız. Akreditasyon bildiğiniz üzere, bir kurumun bağımsız kuruluşlarca önceden belirlenen standartların karşılanıp karşılanmadığının değerlendirilmesi, yetkinliğinin resmi olarak tanınmasıdır. 

Eğitimin niteliği ve sağlık hizmeti sorgulanıyor, kurum ziyaretleri şeffaf bir şekilde yapıyoruz kurumun eğitim altyapısı ve programı değerlendiriliyor, standart ölçüleri karşılayıp karşılamadığı belirleniyor.

Yeterlilik Belgesinde Bakanlık İmzası da Olmalı

5 yıl içinde de ilgili uzmanlık derneği kuruma uzmanlık eğitimi yeterlilik belgesi veriyor. Bu belgede kurum başkanları, derneğimiz, TTB imzaları yer alıyor çok isterdi ki bu belgede Sağlık Bakanlığı ve YÖK imzası da yer alsın. Akreditasyonun temel amacı ilgili kurumun uzmanlık eğitiminin ulusal ortopedi ve travmatoloji çekirdek programında tanımlanan bilgi, beceri ve tutum eğitimine uygunluğunu değerlendirmektir. Bunun değerlendirilmesini 59 kurum yanı sıra UEMS, TTB UDEK ve ACGME kriterleri ile yaptık. Klinikte eğitimi verilen uygulamalı alanlar, kliniğin eğitim araştırma programı ve altyapısı, insan kaynakları, hizmet altyapısı, hastanenin hizmet alt yapısı, araştırma görevlisi anketi analizi sonuçları akreditasyon durumunu da belirlemektedir. Türkiye’deki ortopedi ve travmatoloji kliniklerine bakıldığında %67 oranında akredite olmayan klinikler olduğunu biliyoruz. Kliniklerin %16’sı akredite ve %8’i akredite ama süresi dolmuş durumda. 

Ortopedi Ve Travmatoloji Uzmanlık Eğitimi

Yapılan bir başka araştırmada güncel gelişmeler ışığında Türkiye’de ortopedi ve travmatoloji uzmanlık eğitimine baktık. 91 klinik yöneticisi ile yapılan araştırmanın sonucuna göre, katılımcıların %75’i kliniklerindeki öğretim üyesi sayısının yeterli olduğunu düşünüyor. Kliniklerde öğretici dışında ortalama 3.7 uzman hekim görev almakta. Çalışan uzman hekimler uzmanlık öğrencilerinin eğitiminde görev alıyorlar. (%63 oranında) Bu sonuca göre demek ki biz uzmanlık eğitimini uzmanlara bırakmışız, bunun öğretim üyeleri ile ilgisi yok!

‘İstediğimiz Sayının Üzerinde Kadro Açıldı’

Yöneticisi olduğunuz klinikte kaç yıldır uzmanlık öğrencisi eğitim veriliyor diye araştırdığımızda sadece 12 klinik 40 yıldan fazla hizmet veriyor. Ankette karşımıza çıkan ortalama 25 yıl oldu. Kliniklerde uzmanlık eğitimi alan öğrenci sayısı ortalaması 13 ve anketimizde uzmanlık öğrenci sayısı büyük çoğunlukla (%74) yeterli olarak bildirildi. Ortopedide 9 alt dalımız var. Kliniğinizde ortopedi ve travmatoloji alt dalları üzerinde branşlaşma var mı diye sorduğumuzda %79 oranında katılımcı ‘evet’ yanıtını verdi. ‘Tıpta Uzmanlık Sınavında uzmanlık öğrencisi kadrolarının arttırılması, isteğiniz doğrultusunda mı oldu?’ sorumuza katılımcıların %64’ü ‘hayır istediğimiz sayının üzerinde kadro açıldı’ yanıtını verdi. 

Prof. Dr. Mehmet Demirhan: “Ortopedi uzmanı doktor sayısı Avrupa ülkelerinde büyük farklılık göstermekte. En yüksek yoğunluklar 20 ortopedi uzman doktor ile İskandinav ülkelerinde. Yunanistan, Almanya, Kıbrıs ve İtalya da 15’ten fazla ortopedi cerrahı bulunmakta”

Ülkelere Göre Uzman Sayısı Farklılık Gösteriyor

Derneğimiz tarafından yapılan bir başka araştırmada Avrupa ülkeleriyle durumumuzu kıyasladık. Ülkeler arası farklılıklar açısından son derece karışık bir tabloyla karşılaştık. 

Ortopedi uzmanı doktor sayısı Avrupa ülkelerinde büyük farklılık göstermekte. En yüksek yoğunluklar 20 ortopedi uzman doktor ile İskandinav ülkelerinde. Yunanistan, Almanya, Kıbrıs ve İtalya da 15’ten fazla ortopedi cerrahı bulunmakta. Ülkelerin yarısından fazlasında sadece 2 ile 6 ortopedi uzmanı doktor mevcut (Hollanda, Sırbistan, İrlanda, Slovenya ve Fransa) Türkiye’de 100 bin nüfus başına düşen ortopedi uzman doktor sayısı 2015 yılında 4.93 olarak raporlandı. Diğer ülkelerde ise 6-15 ortopedi uzman doktor bulunmaktadır. 

TUKMOS açısından ortopedi ve travmatoloji kadrolarının güncel halini araştırdık. TUKMOS’un hazırladığı kitapçıklar, çekirdek müfredatlar son derece güzel aslında. Kağıt üzerinde her şey harika! Bu kriterlere göre uzmanlık öğrencileri dağıtıldığı zaman hiçbir sorun yok gibi. 

TUS Kontenjanlarının Yıllara Göre Dağılımı

TUS kontenjanlarının yıllara göre dağılımına bakıldığında yıllar içerisinde YÖK kontenjanı düşerken Sağlık Bakanlığı ve eğitim araştırma hastaneleri için belirlenen kontenjan sayıları yukarı çıkıyor. Siz üniversitenize asistan aldığınızı zannediyorsunuz ama hayır, o asistan eğitimini bitirdiği an Sağlık Bakanlığına geçecek. Asistan kadrosuna bu açıdan baktığımız zaman 300’den 500’e çıktığını görüyoruz. 2026 projeksiyonumuza göre bu rakam 725’e kadar yükselecek.   

Asistanlar İstifa Ediyor

Branşımızda çok ciddi bir istifa sorunu var. 2013-2020 yılları arasında 96 istifa ve 24 başka merkeze nakil gerçekleşti. İstifanın nedenleri arasında; iş yükü, uzun mesai, angarya işler, hiyerarşi, akran baskısı, yetersiz eğitim, çalışma ortamı hoşnutsuzluğu, öğretim üyesi baskısı yer alıyor. 

Önce Veri Toplanmalı ve Analiz Edilmeli

Özetlemem gerekirse, Türkiye’de uzmanlık eğitiminde kontenjan rakamı daha da yükseltilmeden önce ortopedi ve travmatoloji asistanlık eğitim veren kurumların altyapısı, sahip oldukları eğitici sayısı, eğitim merkezinin yeterliliği, müfredatın uygunluğu, eğitimin çeşitliliği, asistan doktor başına düşen eğitici sayıları verilerine sahip olmanız gerekmektedir. Bu analizler yapılmadan uzmanlık sınavında asistan kadro sayısı arttırılmamalıdır. Siz, uzmanlık eğitimini bitiren cerrahın eline bisturiyi veriyorsunuz ve beraberinde 20 yataklı bir kliniği sevk ve idare etme yetkisi veriyorsunuz. Bu nedenle bu bir toplum sağlığı sorunudur.”

Cerrahların Beşte Birden Fazlası İstanbul’da Çalışıyor

medical team doctors hospital surgery operation

Prof. Dr. Ahmet Serdar Karaca: “Genel cerrahi çalışma koşullarına baktığımızda ideal olan 25 bin kişilik nüfusa 1,5 genel cerrahinin düşmesidir. Ülkemiz gerçeğinde de 25 bin kişiye bir cerrah düşmektedir”

Prof. Dr. Ahmet Serdar Karaca: “Genel cerrahi dağılımında bir problem var, en yüksek rakam İstanbul’da… Cerrahların beşte birden fazlası İstanbul’da çalışıyor. %40’ı İstanbul, Ankara ve İzmir’de çalışıyor yani yarıdan fazlası 8 büyük ilde toplanıyor”

Türk Tabipleri Birliği İstanbul Tabip Odası tarafından düzenlenen 28. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayında konuşan Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Serdar Karaca, uzmanlık eğitiminde kontenjan belirleme kriterlerine ilişkin görüşlerini şöyle ifade etti:

“Türkiye’de genel cerrahi eğitimi veren 113 adet kurum var. Uzmanlık öğrencisi olan kurum sayısı 108. 5 tanesinde uzmanlık öğrencisi yok. Bu kurumların 9 tanesi şehir hastanesi 26 tanesi eğitim araştırma hastanesi 78 (13 vakıf) tanesi de tıp fakültesi. Eğitici sayımız 8,31, öğrenci sayımız 1939. Burada yüksek bir oran var, öğrenci eğitici oranı 10 buçuk. Eğitici başına 2 veya 3 öğrenci oranı olması gerekirken ülkemizde şu anda genel cerrahide öğrenci eğitici oranı 10 buçuktur ve bu rakam yüksektir.

Eğitim Verilemiyorsa Öğrenci de Alınmamalıdır

Prof. Dr. Ahmet Serdar Karaca: “Genel cerrahide mutlaka anabilim dalı başkanı veya kurum eğitim sorumlusu önerisi ile kadro sayısı belirlenmelidir. Eğitici sayısı da asistan sayısı gibi dinamik bir süreç izlediğinden güncel sayı üzerinden hesaplama yapılmalıdır”

Türk Cerrahi Derneği olarak Yeterlilik Kurulumuz ile çalıştık ve önerilerimiz şöyle: Yeterli eğitici sayısı bulunmayan kurumlara araştırma görevlisi kadrosu kontenjanı açılmamalıdır. Eğer eğitim veremeyeceksiniz boşuna öğrenci alınmamalıdır.

Bazı merkezlerde eğitici başına düşen araştırma görevlisi sayıları ortalaması 5 kişiden fazladır; eğitimin böyle verilemeyeceğini biliyoruz. Eğitimin daha kaliteli ve iyi şartlarda sunulması için araştırma görevlisi kadroları verilirken bu durum da göz önünde bulundurulmalıdır. Uzmanlık öğrencisi kadro sayısı belirlenirken yatak sayısı, hasta kapasitesi, yapılan cerrahi çeşitlilik ve kurum donanımı göz önünde bulundurulmalıdır. Eğitim kurumunun bulunduğu şehir, hastane büyüklüğü ve hitap ettiği nüfus dikkate alınmalıdır.

Cerrahi Uzman Sayısını Makul Seviyede Tutabilmek

Prof. Dr. Ahmet Serdar Karaca: “TUS kontenjanları yıllar içerisinde düzenli olarak artmaktadır. 2022 kontenjanı 916’dır. Bizim kontenjanlarımız normalde 350-500 arasında değişirken bu yıl arttı. Bakanlık yetkilileri sadece bu yıla özel bir artış söz konusu olduğunu ifade ettiler”

Gelecekte genel cerrahi uzman sayısını makul seviyede tutabilmek ve uzmanlık öğrencilerinin yeterli teorik ve pratik eğitime ulaşabilmesini sağlamak temel hedef olmalıdır. Nöbet sonrası izin çalışma şekli, az sayıda asistanın klinik işleyişinde yeterli eğitim almasını ve kliniklerin işleyişini devam ettirilmesini zorlamaya başlamıştır. İzin uygulaması ile eğitim sürelerinde kayda değer azalma olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Tüm bu gerekçeler göz önünde bulundurulduğunda kliniklerin iç yapısı, yatak sayısı, hasta sayısı, ameliyat çeşitliliği gibi konular dikkate alınmalıdır. Kliniklerin iç yapılarına göre asistan talebinin karşılanması ön planda olmalıdır.

Genel Cerrahi Özelinde İstifa Oranı Biraz Yüksek

Prof. Dr. Ahmet Serdar Karaca: “Eğitici başına 2 veya 3 öğrenci oranı olması gerekirken ülkemizde şu anda genel cerrahide öğrenci eğitici oranı 10 buçuktur ve bu rakam yüksektir”

İhtiyaca göre artış yapılması gerekiyorsa kliniğin talebinin 1-2 fazlasının verilmesi eğitim sürecinde istifa edebilecek sayıyı da öngörerek reel sayının çok arttırılmamasını sağlayabilecektir. Genel cerrahi özelinde istifa oranı biraz yüksek maalesef… Eğer bunları yapma imkanının olmadığı düşünülüyorsa da eğitici öğrenci sayısının 2-3 gibi sabit bir sayı üzerinde çalışılması uygun olacaktır.

Genel cerrahi çalışma koşullarına baktığımızda ideal olan 25 bin kişilik nüfusa 1,5 genel cerrahinin düşmesidir. Ülkemiz gerçeğinde de 25 bin kişiye bir cerrah düşmektedir. Genel cerrahi dağılımında bir problem var, en yüksek rakam İstanbul’da… Cerrahların beşte birinden fazlası İstanbul’da çalışıyor. %40’ı İstanbul, Ankara ve İzmir’de çalışıyor yani yarıdan fazlası 8 büyük ilde toplanıyor.

TUS kontenjanları yıllar içerisinde düzenli olarak artmaktadır. 2022 kontenjanı 916’dır. Bizim kontenjanlarımız normalde 350-500 arasında değişirken bu yıl arttı. Bakanlık yetkilileri sadece bu yıla özel bir artış söz konusu olduğunu ifade ettiler.

Her Yıl En Az Bir Uzmanlık Öğrencisi

Cerrahi tıp bilimlerinde kontenjan belirlemede dikkate alınacak faktörleri belirtmem gerekirse; ilk unsur eğitici sayılarıdır. Eğitici başına düşen uzmanlık öğrenci sayısı ve tez yönetimleri dikkate alınmalıdır. Portföy bilgileri, çalışma alanları (poliklinik, servis, ameliyathane, yoğun bakım, nöbet, nöbet ertesi) son altı ayda uzman sayısı, kıdemli asistanlık bilgisi göz önünde bulundurulmalıdır. 

Eğitim verme yetkisi verilmiş bir programa her yıl en az bir uzmanlık öğrencisi verilmelidir. Alana özgü bir eğitici başına öğrenci sayısı (2-3) belirlenmelidir. Yerleştirmelerin bahar ya da güz TUS sınavına göre ayrı ayrı olması, her iki sınavda da kontenjan açılmasını karşın başvuru olmaması ya da uzmanlığa başlayanların ayrılması halinde durumun incelenerek sorunun saptanması ve çözüm önerisi geliştirilmesi gerekmektedir. 

Uzmanlık Öğrencisi Talebi Formülü

Sonuç olarak genel cerrahi tıpta uzmanlık öğrencileri kontenjanlarının belirlenmesinde gözetilecek standartların oluşturulmasında dikkate alınması gereken kriterler; eğitici sayısı, uzmanlık öğrencisi sayısı, yatak sayısı, yoğun bakım yatağı sayısı, poliklinik sayısı, ameliyathane sayısı, ameliyat sayısı, yatan hasta sayısı, endoskopi sayısıdır. Genel cerrah için bir simülasyon yaptığımızda uzmanlık öğrencisi talebini şu formüle göre yapabiliriz; asgari eğitici sayısı x (eğitim süresi + çalışılan alan kredisi) 

Biz genel cerrah sayısı ülkemizde yeterli derken bu sayıyı azaltmaya çalışmıyoruz. Nitelikli ve halka hizmet edebilecek asistan yetiştirmeye çalışıyoruz. Sadece hizmet sunumu değil bu kişilerin eğitsel faaliyetlerde de bulunması gerekli.

Genel Cerrahların Ülke Genelinde Dağılımı Eşitsiz

Genel cerrahide mutlaka anabilim dalı başkanı veya kurum eğitim sorumlusu önerisi ile kadro sayısı belirlenmelidir. Eğitici sayısı da asistan sayısı gibi dinamik bir süreç izlediğinden güncel sayı üzerinden hesaplama yapılmalıdır. Açılacak kadronun dönemi, yönetici tercihi doğrultusunda iki TUS dönemine paylaştırılarak dağıtılmalıdır. İstifa nedeniyle ayrılmalar, kurum yöneticisi öngörüsüyle belirlenerek kadro sistemine dahil edilmelidir. 

Genel cerrahların ülke genelinde eşitsiz dağılımı söz konusudur. Genel cerrahi uzmanlığının tercih edilmemesi ve genel cerrahi ihtisasının tamamlanmaması (%26) gibi durumlara karşın mevcut kontenjan artışlarıyla gelecekte genel sayıda kontrolsüz bir artış söz konusu olacaktır. 

Çözüm Önerileri

Prof. Dr. Ahmet Serdar Karaca: “Yeterli eğitici sayısı bulunmayan kurumlara araştırma görevlisi kadrosu kontenjanı açılmamalıdır. Eğer eğitim veremeyeceksiniz boşuna öğrenci alınmamalıdır”

Nüfus artışı ile dengeli olacak şekilde genel cerrah sayısının belirlenmesi büyük öneme sahiptir, ülke genelinde eşit ve dengeli dağılıma önem verilmelidir. Sadece kantite üzerinden değerlendirme yapmak güncel değer bazlı tıp yaklaşımının çok gerisinde olup kalitenin artırılması konusunda dikkat çekilmelidir. Öğrenci başına düşen eğitici sayısı ile kurumun diğer donanım, ameliyat sayı ve grupları gibi pratik eğitim ve çekirdek eğitim müfredatı dahilinde bütün teorik uygulamaların gerçekleştirilmesinin takibi göz önünde bulundurulmalıdır. Cerrahi eğitimin standardizasyonu sağlanarak eğitim merkezlerinin akreditasyonu sağlanmalıdır. 

Genel cerrahi alanında yetkin cerrahlar yetiştirerek sağlık hizmetinin nitelik ve niceliğini arttırmak; ameliyathane sayı ve kullanım süresi, yoğun bakım yatağı sayısı, cerrahi hasta yatağı sayısı, eğitim kurumlarının standart donanımı, hemşire sayısı, personel sayısı ve altyapı gerekliliklerinin sağlanması ile mümkündür.”

Temel Tıp Bilimlerinde İdeal Eğitim Koşulları Neler?

99

Prof. Dr. Pergin Atilla: “Bakanlık, Türkiye’de 528 histoloji embriyoloji uzmanı kapasitesi belirlemiş. Biz kendi çalışmalarımızda 528 rakamına ulaşamadık. 277 ile 482 arasında değerlerimizi değişti.

Türk Tabipleri Birliği İstanbul Tabip Odası tarafından 28. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayına katılan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pergin Atilla, temel tıp bilimlerinde uzmanlık eğitiminde kontenjan belirleme kriterleri konulu bir sunum yaptı ve şöyle konuştu:

“Sağlık hizmet sunumunda doğrudan yer alan bilim dalları tıbbi biyokimya tıbbi mikrobiyoloji ve histolojik embriyolojidir. Ancak fizyoloji ve anatominin de temel bilimlerdeki hizmet sunucu yönlerinin daha ön plana çıkarılması gerekmektedir. Uzman hekim gereksinimi ve TUS kontenjanları belirlenirken bu nokta dikkate alınmalıdır. TUS kontenjan sayılarının neye göre belirlendiği belli değil; öğretim üyesi sayısına göre mi belli bir oran veriyorlar? Hayır. Neye göre kapasite belirliyorlar? Bu belli değil. Biyokimya ve mikrobiyoloji için kontenjanlar üniversitelerden istenirken (numune sayısı, yapılan tetkik sayısı) histoloji alanı için hiçbir şey istenmiyor; sadece uzmanlık öğrencisi ve öğretim üyesi sayısı ve bitirme süreleri isteniyor. 

Temel birimlerde herkes tıpta uzmanlık eğitimi vermeye yetkin mi? Temel birimlerde hem hekim olan hem de hekim olmayan hocalarımız var.

Çok Sayıda Belirsizlik Var

Prof. Dr. Pergin Atilla: “Tıbbi mikrobiyoloji anabilim dalında en az biri doçent unvanına sahip en az üç eğitici bulunmalıdır. Ancak programda bir profesör ve bir doçent varsa asgari standart karşılanmış sayılır. Eğitime kabul edilecek uzmanlık öğrencisi sayısı ise her eğitici başına üç uzmanlık öğrencisini geçmemelidir”

TUKMOS ÇEP’lerde asgari eğitici koşulları, fiziksel koşullar ve bu koşullarda eğitim verebilecek öğrenci sayılarında belirsizlikler var.

TUKMOS çekirdek eğitim programlarına göre, anatomi anabilim dalında kaç eğitici olacağı belirtilmiyor ancak eğitici başına en fazla iki uzmanlık öğrencisi öneriliyor. Fizyoloji anabilim dalında kaç öğrenci olması gerektiği belirtilmiyor ancak biri doçent ünvanına sahip 2 kişi deniliyor. Ben TUKMOS’ta yıllardır görev yapıyorum ve eğitici sayımızın üçten ikiye indirildiğini şaşkınlıkla gördüm. Buna ek olarak fiziksel koşullarımız da değiştirilerek sadece ‘bir araştırma mikroskobu bulundurulması’ ifadesi eklenmiş. Bunlar da tabii ki ciddi sorunlara yol açıyor.

İdeal Koşullar Neler?

Prof. Dr. Pergin Atilla: “Sağlık hizmet sunumunda doğrudan yer alan bilim dalları tıbbi biyokimya, tıbbi mikrobiyoloji, histolojik embriyolojidir. Ancak fizyoloji ve anatominin de temel bilimlerdeki hizmet sunucu yönlerinin daha ön plana çıkarılması gerekmektedir”

İdeal koşullara dönecek olursak; tıbbi mikrobiyoloji anabilim dalında en az biri doçent unvanına sahip en az üç eğitici bulunmalıdır. Ancak programda bir profesör ve bir doçent varsa asgari standart karşılanmış sayılır. Eğitime kabul edilecek uzmanlık öğrencisi sayısı ise her eğitici başına üç uzmanlık öğrencisini geçmemelidir. 

Tıbbi biyokimya anabilim dalında bir eğiticiye en fazla dört uzmanlık öğrencisi düşmelidir. Üniversiteler tıpta uzmanlık eğitimi almış biri profesör veya doçent olmak üzere asgari üç yıllık uzman olan en az iki öğretim üyesi almalıdır. Eğitim araştırma hastaneleri tıpta uzmanlık eğitimi almış en az iki eğitim görevlisi istihdam etmelidir. 

Anabilim dallarının kapasiteleri hesaplarken öğretim üyesi başına düşen uzmanlık öğrenci sayısını hesaplamaya çalıştık; profesör ve doçentler için iki veya üç öğrenci verilebilir; en az bir yılı tamamlamış doktor öğretim üyesi eğiticilere de bir veya iki uzmanlık öğrencisi verilebilir.

Anabilim Dalları Arasında Çok Farklılıklar Var

Prof. Dr. Pergin Atilla: “En büyük sorun temel bilimlerde sadece öğretim üyesi sayısının dikkate alınması. Oysa nitelik de dikkate alınmalıdır”

2022 TUS 2. dönem kontenjanlarına bakacak olursak anabilim dalları arasında çok farklılıklar var. Bir anabilim dalında eğitici başına 2 buçuk öğrenci planlanırken diğerinde 4 kimisinde 1,8 veya 1,4 öğrenci oluyor. Belirsiz. Bakanlık, Türkiye’de 528 histoloji embriyoloji uzmanı kapasitesi belirlemiş. Biz kendi çalışmalarımızda 528 rakamına ulaşamadık. 277 ile 482 arasında değerlerimizi değişti. En büyük sorun temel bilimlerde öğretim üyesi sayısının dikkate alınması. Oysa nitelik de dikkate alınmalıdır.

Sonuç olarak, bilim alanlarına özgü kriterler belirlenirken eğiticilerle ilgili sayısal koşullar yanı sıra niteliksel değerlendirme kriterleri ve her sınav döneminde kurumların en az kaç kadro istemesi gerektiği belirlenmelidir. Eğitim kurumlarının takibi yapılmalıdır; başlayan, ayrılan uzmanlık öğrenci sayıları bilinmelidir.”

Tıpta Temel Bilimlerde İstihdam Politikası Yok

05 1

Prof. Dr. Gülriz Erişgen: “Tıpta temel bilimlerde gereksinimlere uygun bir istihdam politikası geliştirilmediği görülmektedir. İstihdam politikası yok. Uzmanların mecburi hizmetlerinde sıklıkla uzmanlık alanlarının dışında işlerle görevlendirildiği görülmektedir”

Prof. Dr. Gülriz Erişgen: “Temel bilimlerde uzman olarak çalışan meslektaşlarımızın ayrıca sürdürülen performansa dayalı ücretlendirme politikası nedeniyle mağduriyetleri vardır”

Türk Tabipleri Birliği İstanbul Tabip Odası tarafından 28. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayında konuşan TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Fizyoloji Anabilim Dalı ve TTB UDEK Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gülriz Erişgen şunları kaydetti:

“Tıpta Uzmanlık Sınavı kontenjanları söz konusu olduğunda temel bilimler olarak ayrı bir dizi toplantı yaptık. Sorunlarımız hem dahili ve cerrahi birimlerden hem de temel birimlerin kendi içerisinde farklılık gösteriyor. Bu farkı tarif etmek için 2016 yılında yaptığımız bir toplantı kaydını aktarmak isterim. TTB Merkez Konseyinde yapılan toplantıya halk sağlığı, klinik mikrobiyoloji, cerrahi, farmakoloji, histoloji ve embriyoloji, immünoloji, klinik biyokimya, psikiyatri, spor hekimleri ve fizyolojik bilimler dernekleri katıldılar.

Bu alanlara bir süredir hiç uzmanlık eğitimleri için kontenjan verilmiyordu. Temel bilimlerde eğitimin doktora ağırlıklı olması gerektiği ifade ediliyordu. Temel birimlerde de böyle bir eğilim var.

Doktora Eğitimi ile Uzmanlık Eğitiminin Farklı

2016 yılında yapılan bu toplantıda bizler doktora eğitimi ile uzmanlık eğitiminin farklı olduğunu vurgulamıştık.

Doktora eğitiminin temel amacı bir alanda derinleşerek akademik çalışmalar yürütülmesi sonucunda alınan doktora belgesi ile akademik bir ortamda çalışabilmeye hak kazanılması olarak tanımlanabilir. Doktora eğitimi tıbbın seçilmiş bir alanında olabileceği gibi tıp disiplininin farklı bir alanında da gerçekleştirilebilir. Tıpta uzmanlık eğitimi ise belli bir tıp alanında bilgi, tutum ve beceri kazanımına dayanan doktora eğitiminde olduğu gibi bilişsel ve tez sunumu değerlendirmesi ile alınan uzmanlık belgesi ile belgelendirilmektedir.

Doktora ve uzmanlık eğitimi süreçlerinin birbirlerinden farklı ancak her ikisinin de çok değerli olduğu Tıpta Uzmanlık Kurulunun 684 No’lu kararında açıkça belirtilmiş ve her iki eğitim sürecinin çakışmaması gerektiğine vurgu yapılmıştır. Aynı kararda uzmanlık eğitimi mezunlarının öncelikle sağlık hizmet sunucusu olduğuna dair de vurgu yapılmıştır. Bu görüş, bizim son dönemde yaptığımız toplantılarda yeniden ağırlık kazandı.

İstihdam Politikası Yok

Tıp fakültesi mezunu tıpta uzmanlık eğitimi almış kişilere temel bilimlerde gereksinim var. Temel bilimler de uzman hekimlerin sorunları şöyle:

Tıpta temel birimlerde uzman olanların istihdamına dair çeşitli öneriler geliştirilmiş ve konuya ilişkin raporlar yayımlanmıştır. Ancak hala gereksinimlere uygun bir istihdam politikası geliştirilmediği görülmektedir. İstihdam politikası yok. Uzmanların mecburi hizmetlerinde sıklıkla uzmanlık alanlarının dışında işlerle görevlendirildiği görülmektedir.

Temel bilimlerde uzman olarak çalışan meslektaşlarımızın ayrıca sürdürülen performansa dayalı ücretlendirme politikası nedeniyle mağduriyetleri vardır.

Temel Bilimlerde Uzmanlık Eğitimi Gereksinimleri Şöyle:

Tıpta uzmanlık eğitimi verebilecek kurumların altyapılarının TUKMOS raporlarında yer alan çekirdek müfredatı yürütecek koşulları sağlaması beklenmektedir. Ancak pek çok alanda çekirdek müfredat – asgari koşullar arasında uyumsuzluklar vardır. Asgari eğitici ve fiziksel koşullar genelde tanımlanmamış ve bu koşullarda ağıtım verebilecek azami öğrenci sayısı belirtilmemiştir.

Eğiticilerle ilgili sayısal koşul tanımlanmış olmakla birlikte niteliksel değerlendirme yapılarak kriterler oluşturulması gereklidir. Çekirdek müfredatın sürdürülmesini güvence altına almak için eğitici niteliğini de dikkate almak önemlidir. Temel bilimlerde uzmanlık öğrencisi sayısı belirlenirken yüksek lisans ve doktora öğrenci yükü de dikkate alınmalıdır.

İşleyiş ve İstihdam Alanları Farklı

Sonuç itibari ile tıpta temel bilimler olarak tanımlanan alanlar işleyiş ve istihdam alanları bakımından farklılıklar göstermektedir. Tıbbi biyokimya, tıbbi mikrobiyoloji, histoloji ve embriyoloji sağlık hizmet sunumunda daha doğrudan yer almaktadır. Derneklerin ya da yeterlilik kurullarının bir eğitim kurumunun ne kadar öğrenci alması gerektiği ile ilgili çok net formüllerinin olmadığı dikkatimizi çekti. 

Alanda uzman hekim gereksinimi ve TUS kontenjanları belirlenirken bu dikkate alınmalı ve alana özgü kriterler belirlenmelidir.

Yapılan toplantılarda bu doğrultuda çalışmalar yapılarak olanlara özgü raporların hazırlanmasının uygun olduğu sonucuna varılmıştır.”

2022 TUS Kontenjanlarında Ciddi Artış Oldu

tudeky1

Prof. Dr. Raşit Tükel: “2022 yılında Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) kontenjanlarında ciddi bir artış oldu. Her bir TUS için yaklaşık 6000 kontenjan açılırken Nisan TUS’unda 12.300’e yakın kontenjan açıldı. Yerleştirme aşamasında birtakım kontenjanların boş kaldığı anlaşıldı”

Türk Tabipleri Birliği İstanbul Tabip Odası tarafından 28. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı İstanbul’da 10 Aralık 2022 tarihinde yapıldı.

Programın açılışında konuşan TTB Merkez Yürütme Kurulu 2016-2018 Dönem Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel şunları kaydetti:

“Son bir yılı dikkate aldığımızda 2022 yılında Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) kontenjanlarında ciddi bir artış oldu. Her bir TUS için yaklaşık 6000 kontenjan açılırken Nisan TUS’unda 12.300’e yakın kontenjan açıldı. Yerleştirme aşamasında birtakım kontenjanların boş kaldığı anlaşıldı. Çocuk cerrahisi, genel cerrahi, göğüs cerrahisinde özellikle kontenjana göre yerleştirenlerin sayısının görece az olduğu fark edildi. Çocuk sağlığı ve hastalıklarında bu oran %40’a kadar yükseldi yani 952 kontenjandan 376’sı boş kaldı. Eylül ayı TUS yani ikinci döneme geldiğimizde de boş kalan kontenjan sayısının bir öncekine göre daha az düşük kaldığı anlaşıldı.

TUS kontenjanları neye göre yükseliyor, bunun ölçütleri neler? Uzmanlık öğrencisi kadro sayıları belirlenirken çeşitli kriterleri göz önüne alınması gerekiyor: Kapasite, yatak sayısı, tıbbi işlemler, eğitim kurumunun bulunduğu bölge, şehir, nüfus, bu alandaki uzman gereksinimi, uzmanlık öğrencilerinin yeterli teorik ve pratik eğitimi alabilmeleri, uygun ortamda çalışma koşullarının sağlanması bu kriterler arasında yer alıyor.”