TOBB: Hakkımızda Alınacak Kararlarda Söz Sahibi Olmalıyız”

6 – 8 Kasım 2019 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenen 8. Sağlık Zirvesinde konuşan TOBB Sağlık Kurumları Meclisi Başkanı Dr. Seyit Karaca şunları kaydetti:

Dr. Seyit Karaca

“Toplam hastane açısından Ekim 2018 verilerine bakarsak yüzde 37’lik orana sahip. Tıp merkezleri ve polikliniklerle beraber toplam kuruluş sayısı 1200 civarında. İstihdam açısından, toplamda 1 milyon 25 bin 788’lik sağlık istihdamı içinde 263 bin gibi yüzde 25 civarında istihdama sahibiz. Sağlığa ayrılan toplam bütçedeki pay 5,2 den 4,6 ya düşmüş. Bu düşüşten bizim etkilenme oranımız kamuya göre çok daha fazla. Kamu payı 3,7’den 3,6’ya düşerken özel payı 1,5’dan 1’e düşüş göstermiş. Özel sektör olarak 2002’den 2019’a değişen sağlık sisteminin önemli aktörleriyiz. Hakkımızda alınacak kararlarda paydaş hakkımızın korunmasını ve fikrimizin alınmasını talep ediyoruz.”

Reşat Bahat: Son 2 Yılda Açılandan Çok Kapanan Hastane Var!

Dr. Reşat Bahat (solda en başta)

6 – 8 Kasım 2019 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenen 8. Sağlık Zirvesinde konuşan Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Başkanı Dr. Reşat Bahat ise, şunları kaydetti:

“Özel hastaneler olarak büyüme, küçülme veya sabit kalma politikamızı bilmek istiyoruz. Basamaklandırılma Genelgesindeki sektörün taleplerinin dikkate alınmasını bekliyoruz. 50 yataklı bir üniversite hastanesi 3. basamak olabilirken tüzel ve özel kişiliğindeki bir özel hastanenin ancak 300 yatak, 120 doktor ve 30 bin metrekare ile bunu elde edebiliyor olması bizi üzüyor. 15 yılı bulan SUT fiyatları sabitliği var, hepimizi etkiliyor ama orta ve küçük ölçekli sağlık kuruluşlarını, sağlık turizmi de yapamadıkları için çok daha olumsuz etkiliyor.

SGK anlaşmamızı toplu olarak feshederiz!

Özel hastaneler olarak problemlerimizi çok kısa sürede ama geçici olarak çözme olasılığımız var! Ama bunun sonunda siyasetin hedefi olmak da var; biz bunu yapmıyoruz, yapamayız! SGK anlaşmanızı toplu olarak feshederseniz, şu anda yüzde 30 büyüklüğüne sahip olan özel sektörün çok ciddi ihtiyaç olduğu bir günde anlaşılır ve taleplerimiz karşılanabilir. Öte yandan bu, halkın sağlığı ile kamuyu tehdit etme anlamına gelir ki bunu aklımızdan bile geçirmedik. Türkiye’de son 2 yıldır açılan hastanelerden çok daha fazla kapanan hastaneler var ve 30 bin sağlık çalışanımızı kaybettik.

Kamu Hastaneleri Borçtan Kurtulamıyor!

Türkiye’deki kamu hastanelerinin hiçbiri son 7 – 8 yıldır borç batağından kurtulamıyor. Bu yönetici arkadaşlarımız önceki senelerde böyle değildi; bazıları hayatta kalabiliyor, bazıları kar edebiliyor, bazıları yatırım yapabiliyordu ama şu anda yapamıyorlar. Bunları çapsızlıkla suçlayabilir miyiz? Herkesin zarar ettiği bir yerde çapsızlık olur mu? Eğer SUT fiyatı yetiyorsa bu insanlara denilir ki bir model değişikliğine ihtiyaç var.

USHAŞ Özel Sektöre Karşı Yerde Konumlanmamalı

USHAŞ’ın çok önemli görevler yapabileceğini ve sektörün sağlık turizminde önünü açabileceğini biliyoruz. Sağlık Bakanlığının bu konudaki seçimlerini takdirle karşılıyoruz. Ancak iyi yapılandırılmazsa ve zaman içinde özel sektöre rakip olarak konumlanacak bir kamu sektörü oluşturulmasından endişe ediyoruz. Sağlık Bakanlığı tarafından bunun kurallarının konulup adeta değişemeyecek hale getirilmesini istiyoruz. Sağlık turizminde özel sektörün ağırlıklı olması gerektiğini Sağlık Bakanımız da defalarca ifade etti. USHAŞ ilerde kamu hastanelerine hasta yönlendirmeye kalkarsa bizim sektör olarak ayakta kalmamız çok zor olur ve bu durum sağlık turizminin de hayrına olmaz!”

Kamu Hastaneleri için Planlama Yapılmadı

6 – 8 Kasım 2019 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenen 8. Sağlık Zirvesinin bu seneki teması “Sağlık Politikalarında Birlik ve İstikrar Arayışı” olarak belirlendi.

Dr. Mehmet Altuğ

3 gün süren zirveye ev sahipliği yapan Özel Hastaneler Platformu Başkanı Dr. Mehmet Altuğ, açılış konuşmasında, “Özel sağlık sektörü olarak beklentilerimizin büyük ölçüde karşılanmadığını söyleyebiliriz. Dernekler olarak süreçlere dahil edilmek istiyoruz. Sonrasında hem Bakanlık hem de bizler sivil toplum örgütleri olarak yıpranıyoruz. Bakanlık ve il müdürlüklerinde çok fazla bürokrat değişikliği oldu; bu değişikliklerden işleyiş çok fazla etkileniyor. Bu tür görev değişikliklerin olabildiğince asgari seviyede olması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.

Kamu Hastaneleri için Planlama Yapılmadı

Sağlıkta Dönüşüm Programının devamının yapılması gerektiğinden bahseden Altuğ, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde özel hastaneler için planlama kuralları devreye girdi. Planlamadan sonra ne beklenir? Hastane sayılarının en azından olduğu yerde kalması beklenir! 2018’e geldiğimizde 577 olmuştu. Hastane sayıları yıllar içinde 270, 400 ve 577 şeklinde artarak devam ediyor. Yatak sayıları çok daha dikkat çekici yatak sayıları 2002’de 13 bin iken özel sektöre, 2008’de 20 bin, 2018’de 50 bine çıkmış. Nasıl bir planlamadır bu? Başta planlamanın doğru olduğu düşünüldü, yapılması gerekliydi ancak kamu tarafında planlama yapılmadı.”

Sağlık Bakanı: “USHAŞ konusunda özel sektör temsilcilerinin kaygılarını haklı buluyorum!”

6 – 8 Kasım 2019 tarihleri arasında Ankara’da düzenlenen 8. Sağlık Zirvesinin bu seneki teması “Sağlık Politikalarında Birlik ve İstikrar Arayışı” olarak belirlendi.

Prof. Dr. Fahrettin Koca

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Fahrettin Koca’nın da açılış konuşması yaptığı toplantıda Bakan şunları kaydetti:

“Özel sektör temsilcilerinin talep ettiği üzere, önümüzdeki dönem birden fazla kadro verme imkanı oluşturabileceğimizi ifade etmek istiyorum. Mayıs ayından itibaren yaptığımız mevzuat düzenlemeleri çerçevesinde vakıf üniversite hastanelerinin ilk defa bir düzenlemeye tabi tutularak asgari standartlara uyma zorunluluğu getirildi. Yine vakıf üniversiteleri ile özel hastanelerin iş birliği protokollerinin hayata geçebilmesi için standartlar tanımladık ve ilk defa vakıf üniversitelerini planlamaya aldık. Diğer yandan protokollerin sağladığı imtiyazları ortadan kaldırarak özel hastanelerin arasındaki haksız rekabete son verdik.

Sağlık hizmeti sunucularının basamaklandırılmasını yeni bir anlayışla ele aldık. Hastane binasının aidiyetine göre yapılan basamaklandırma yerine hastane yerine hastanenin hizmet kapasitesi ve niteliğini esas alan bir basamaklandırma tanımladık. Sadece kamu hastaneleri için geçerli olan 4. basamak diyebileceğimiz yani özel sektör için olmasını düşünmediğimiz 3A tanımlamasını yaptık, bunun özellikle altını çiziyorum. 3A tanımlaması sadece kamu hastaneleri çin sözkonusu! Kapasite, branş çeşitliliği, yoğun bakım kapasitesi, özellikli hizmetler verebilme hizmetlerine göre özel hastanelere de 3. Basamak yani 3B hastane olarak hizmet verme imkanı sağlamış olduk.”

USHAŞ Konulu Kaygılar Yerinde

USHAŞ’ın kamu hastanelerine hasta yönlendirmesi, özel hastanelere rakip olarak konumlanması gibi özel sektör temsilcileri tarafından dile getirilen kaygıları haklı bulduğunu ifade eden Bakan Koca, “USHAŞ konusunda özel sektör temsilcilerinin kaygılarını haklı buluyorum. Bu noktada özel sektör USHAŞ ile daha çok kamunun desteklenebileceği özel sektörle rekabet içinde olabileceği algısının yaygın olduğunu biliyorum. Ama biliyorsunuz Cevat Şengül arkadaşımızı USHAŞ’ın başkanı yaptık; yani sektörü bilen, geldiği yeri bilen, özel sektörün özellikle sağlık turizmine katkısını bilen ve bundan sonraki süreçte de özel sektörün dinamizmiyle hem kamu hem de özel olarak tüm birikimimizi yurt dışına pazarlayan bir yaklaşım içinde olacağından emin olabilirsiniz” dedi.

20 Ülkede 10 Tanı Merkezi Açılacak

Bakan, şu anda mükemmeliyet merkezleri üzerinde çalıştıklarını belirterek “USHAŞ’ın marifetiyle sağlık sektörümüze ek kaynak temin edecek olan sağlık turizmini teşvik edecek çalışmalar yürütüyoruz. Özellikle bu dönemde tanı merkezleri açmak dahil yaygın ofisler açılması hedefleniyor. Önümüzdeki yıl 20 ülkede ve 10 tanesi tanı merkezi olmak üzere hedef konuldu. Önümüzdeki yıldan itibaren 63 ülke olarak planladık ama sanıyorum ilk etapta 20 ülkeye hızlı atama şeklinde yapılacak. Bulunduğu ülke devletiyle olan ilişkilerimizi düzenlemek anlamında önemli bir fonksiyon üstlenecekler” dedi.

Sağlık Bakanı: “SUT Fiyatları Güncellensin; Gider Esaslı Olmaktan Bugün Çıkarım”

“Sektörün SUT fiyatlarının güncellenmesi beklentisinde olduğunu biliyoruz” diye konuşan Bakan şunları kaydetti: SUT’u sadece özel sektörün sorunu olarak görmüyoruz. 15 yıldan bu yana SUT’ta değişiklik yapılmadığını ve sürdürülebilir olmadığını hepimiz biliyoruz. SUT değişikliği sadece özel sektörün sorunu gibi algılanmamalı, bu hem kamunun hem üniversitelerin sorunudur. Bunu hep birlikte düzenleme gayreti içinde olacağımızı bilmenizi isterim. Kamu hastaneleri nasıl olsa gider bazlı global bütçeden belli oranda payını alır, özel sektör ve üniversiteler de gelir esaslı olduğu için sıkıntı yaşar diye bilinir. Emin olun SUT fiyatları güncellensin ben gider esaslı olmaktan bugün çıkarım. Gelir esaslı olmaya ben her zaman varım!

Global bütçe adı altında verilen bütçe için sadece geçen yılı örnek vereyim… Bizim fatura ettiğimiz tutar 30,5 milyar TL idi. Alınan ise 38 milyar idi. Bu 38 milyarın içinde sadece sağlık hizmeti yoktu, başka neler vardı: 4,6 milyar sadece 1. basamak sağlık hizmetleri vardı, 1,6 milyarı yatırımdı, 1,8 milyar Suriyeli göçmenler için verilen hizmetlerdi. Merkezi hizmetlerimiz (hava ambulansı vb) bunun içindeydi. Bu ilaveler 10,5 milyar TL ediyordu. 30,5 milyara bu 10,5 milyar TL eklenmeli. Başta bize verilen 38 milyardı; yani biz fatura ettiğimizi de alamadık.

“SUT fiyatları belli katsayıya bağlanarak güncellenmeli”

SUT’un hakkaniyetli güncellenmesi gerektiğini belirten Bakan, “SUT fiyatlarının belli katsayıya bağlanarak güncel tutulması gerektiğine inanıyorum. Sağlık, Maliye ve Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak eş güdümlü gayret içinde olduğumuzu ifade etmeliyim. Bütçeden sağlığa ayrılan payın arttırılmasının da önemli gereklilik olduğuna inanıyoruz. Başta insan kaynağı olmak üzere kamu-özel ayrımı yapmadan imkanların dengeli dağılımını sağlayacak planlamalar yapmaktır” dedi.

klinikiletişim’in yeni sayısında neler var?

  • Vakıf Üniversiteleri Raporu: Vakıf Üniversitelerinin Reklam Harcamaları, Kütüphaneye Yapılan Harcamaların 6 Katı!
    2017-2018 Eğitim Öğretim Yılında Yapılan Tanıtım ve Reklam Harcamalarına Bakıldığında Ortalama Rakam 2 Milyon TL. Kütüphane İçin Yapılan Harcamaların Ortalaması ise 335 Bin TL’ye Yakın! Vakıf Üniversitelerinin Tanıtım ve Reklam Harcamaları, Kütüphaneye Yapılan Harcamaların 6 Katı
Prof. Dr. Mustafa Paç
  • Yüksek İhtisas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Paç: “Türkiye Bazında Kültürel Mantık Açısından Afiliasyon Uygulamasının Bazı Dezavantajları Var. Ortaklık Türkiye’de Zor Yürüyen Bir Kavram… O Nedenle Biz Kendi Hastanemiz Olsun İstiyoruz. Bir Üniversite En Az 30 Yılda Oturuyor. Yapacak Çok İşimiz Var, Farklı Bir İştigal Alanı Olmakla Birlikte Bir Dönem Sonra Mesleğimi De Yapar Hale Gelmeyi Umuyorum”
  • Sağlık Bakanlığı Emekli Müsteşar Yardımcısı & Health Care Business Danışmanlık Kurucusu Hüseyin Çelik: “Üniversitelerin İşletmecilik Faaliyetleri, Eğitim Kurumu Statüsünde Değil İktisadi İşletme Statüsünde Olmalı!”
  • KTO Karatay Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Neyhan Ergene “Özel Üniversitelerin Açılması Son 30 Yılda Gerçekleşen Bir Uygulama ve Açılmasını Doğru Buluyorum. Ama Burada Dikkat Edilmesi Gereken Özel Üniversitelerin Ticarethaneye Dönüşmemesidir “
  • İstanbul Aydın Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Özgür Enver: “Vakıf Üniversiteleri, YÖK Tarafından, Akreditasyonu Kabul Edilmiş Devlet Üniversiteleri Tıp Fakülteleri Standartlarına Getirilmelidir. Üniversiteler Hastane İşletmemelidir. Çünkü Hastane İşletmeciliği Bir Eğitim Kurumu Görevi Ve Niteliği Değildir. Bu Konu, İşletmecilik Mesleğinin Konusudur. Yine De Hastane İşletmeciliği Yapılacaksa Uygun Mevzuat Getirilmeli Ve Bunun Sıkı Denetimi Yapılmalıdır”
  • Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Selim Nalbant: “Her Üniversite, Kendi Hastanesini Kendisi İşletmelidir.  Üniversite Ve Hastane Farklı Farklı Yönetimlerde Olunca İşler Çok Zorlaşıyor. O Öğrenci Farklı Bir Hastanede Gereğince Staj İmkanı Bulamıyor; Ne Hemşirelik Öğrencisi Kan Alabiliyor Ne De Tıp Öğrencisine Hasta Başında Görev Veriliyor”
  • Okan Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Semih Baskan: “Türkiye’deki Vakıf Üniversitelerinin Tıp Fakülteleri, Hem Kendi Öğrencilerimiz Hem De Yabancı Uyruklu Öğrenciler İçin Bir Seçenektir. Devlet Üniversiteleri İçin Bir Rakip Olarak Konumlanmanın Doğru Bir Tanım Olmadığı Görüşündeyim”
Prof. Dr. Fahrettin Koca
  • Sağlık Bakanı Prof. Dr. Fahrettin Koca : “15 Yıldan Bu Yana SUT’ta Değişiklik Yapılmadığını ve Sürdürülebilir Olmadığını Hepimiz Biliyoruz. SUT Fiyatlarının Belli Katsayıya Bağlanarak Güncel Tutulması Gerektiğine İnanıyorum. İlgili Bakanlıklar ile Eş Güdümlü Gayret İçindeyiz. Emin Olun Sut Fiyatları Güncellensin, Üniversite Hastaneleri İçin Ben Gider Esaslı Olmaktan Bugün Çıkarım. Gelir Esaslı Olmaya Ben Her Zaman Varım!”
  • Sağlık Bakanı Prof. Dr. Fahrettin Koca: USHAŞ Konusunda Özel Sektör Temsilcilerinin Kaygılarını Haklı Buluyorum. Bu Noktada Özel Sektör Ushaş ile Daha Çok Kamunun Desteklenebileceği Özel Sektörle Rekabet İçinde Olabileceği Algısının Yaygın Olduğunu Biliyorum. Ama Biliyorsunuz Cevat Şengül Arkadaşımızı USHAŞ’ın Başkanı Yaptık”
Prof. Dr. Haluk Özsarı
  • Acıbadem Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haluk Özsarı: “Sağlık Finansman Kaynağı Konusunda, Genel Sağlık Sigortasının Tamamlayıcı Sağlık Sigortası ile Güçlendirilmesi Gerekiyor. Cepten Sağlık Harcamaları Kullanılarak Ek Kaynak İhtiyacı da Olmadan Ödeme Gücü Olmayanlara Tümüyle Devlet Desteği Sunulmasının Yolu Açılmalıdır”
  • Özel Sağlık Sektörü 2020’den Umutlu! GE Sağlık Türkiye Özel Sağlık Sektörünün Nabzını Tuttu; Yuvarlak Masa Toplantısı ile Sektör Liderlerinin Gündeme İlişkin Birçok Konuda Fikri Soruldu. 2018’e Nispeten Daha Olumlu Yanıtlar Alındı
  • Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kaya Yorgancı’nın kaleminden Bilgi ve Belgelerle Cerrahi Tarihimiz kitabı yayımlandı!

Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2018 Yayımlandı

Anne ölüm oranı (100.000 canlı doğumda) son beş yılın en düşük seviyesinde gerçekleşti.
2018 yılında 1.000 canlı doğumda bebek ölüm hızı bir önceki yıla göre değişmeyerek 6,8; 3,8 olan neonatal ölüm hızı 3,9 ve 8,6 olan beş yaş altı ölüm hızı 8,9 oldu. 2017 yılında 100.000 canlı doğumda 14,5 olan anne ölüm oranı %6,2 azalarak 2018 yılında 13,6 olarak gerçekleşti.

2018 yılında Tüberküloz insidansı (100.000 nüfusta), 2017 yılına göre düşüş gösterdi.
Tüberküloz insidansı 2017 yılında 100.000 nüfusta 14,6 iken 2018 yılında 14,1’e geriledi. 2018 yılında 100.000 nüfusta 0,09 olan kızamık insidansı 0,87; 0,10 olan AIDS insidansı 0,13 ve 0,26 olan sıtma insidansı 0,29 oldu.

2018 yılında aşılama hızları, 2017 yılına göre artış gösterdi.
2017 yılında %96 olan DaBT3, HBV3 ve KPA3 aşılama hızları %98; %93 olan BCG aşılama hızı ise %96 olarak gerçekleşti. Bölge bazında bakıldığında ise tüm aşılama hızlarının en yüksek olduğu bölge Batı Marmara bölgesi oldu.

Sezaryen oranı 2018 yılında %54,9 olarak gerçekleşti.
2018 yılında antenatal bakım kapsamı (en az 1 ziyaret) %99,5; sağlık kuruluşunda gerçekleşen doğum oranı %98; sezaryen doğumların canlı doğumlar içindeki payı %54,9 ve primer sezaryen doğumların canlı doğumlar içindeki payı %26,3 oldu.

2018 yılında 1.534 hastane aktif olarak hizmet verdi.
2017 yılında Sağlık Bakanlığı hastane sayısı 879 iken 2018 yılında 889’a ulaştı. Üniversite hastane sayısı 68, Özel hastane sayısı ise 577 oldu.

2018 yılında aktif olarak kullanılan hastane yatağı sayısı 6.050 artarak 231.913’e ulaştı.
Sağlık Bakanlığı hastane yatağı sayısı 2017 yılında 135.339 iken 2018 yılında 139.651 oldu. Üniversite ve Özel sektörün hastane yatağı sayıları 2017 yılında sırasıyla 41.324 ve 49.200 iken 2018 yılında 42.066 ve 50.196’ya ulaştı.

Nitelikli yatak sayıları tüm sektörlerde 2017 yılına göre artış gösterdi.
Nitelikli yatakların toplam yataklar içerisindeki oranı Sağlık Bakanlığı hastanelerinde 2017 yılında %60,3’ten 2018 yılında %67,4’e, Üniversite hastanelerinde %63,8’den %64,2’ye, Özel hastanelerde %95,1’den %96,5’e, toplamda ise %67,2’den %71,9’a yükseldi.

Yoğun bakım yatak sayıları 2017 yılına göre %5 artış göstererek 38.098’e ulaştı.
Erişkin yoğun bakım yatak sayısı 2017 yılında 22.728’den 2018 yılında 24.071’e, çocuk yoğun bakım yatak sayısı 1.526’dan 1.625’e, yenidoğan yoğun bakım yatak sayısı 11.986’dan 12.402’ye yükseldi. Sağlık Bakanlığı yoğun bakım yataklarının, tüm yoğun bakım yatakları içerisindeki payı %42 oldu.

Yataklı tedavi kurumlarında cihaz sayıları bir önceki yıla göre arttı.
Yataklı tedavi kurumlarında MR cihaz sayısı 2017 yılında 884’ten 2018 yılında 915’e, BT cihaz sayısı 1.186’dan 1.211’e çıktı.

Aile Hekimliği Birimi ve KETEM sayısı 2017 yılına göre artış gösterdi.
Aile Hekimliği Birimi, Aile Sağlığı Merkezi ve KETEM sayıları 2017 yılına göre 2018 yılında sırasıyla 25.198’den 26.252’ye, 7.774’ten 7.979’a ve 166’dan 175’e yükseldi. 112 Acil Yardım İstasyonu sayısı 2017 yılında 2.618 iken %4,5 artış göstererek 2018 yılında 2.735’e ulaştı. 112 Acil Yardım Ambulans sayısı 2018 yılında 4.910 oldu.

2017 yılına göre toplam hekime müracaat sayısı arttı.
2017 yılında toplam hekime müracaat sayısı 719 milyon seviyelerinde iken 2018 yılında 782 milyon seviyelerine ulaştı. 2018 yılında hekime müracaatın %34’ü birinci basamak sağlık hizmeti veren kurumlara yapılırken, %66’sı ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarına yapıldı. Kişi başı hekime müracaat sayısı 9,5 oldu.

Yatak doluluk oranı 2018 yılında %66,9 oldu.
Kişi başı hekime müracaat sayısının en yüksek olduğu bölge Ege, yatak doluluk oranının en yüksek olduğu bölge Doğu Marmara, ortalama kalış gününün en yüksek olduğu bölge ise Batı Anadolu oldu.

Sağlık personeli sayısı 2017 yılına göre 2018 yılında %10,4 arttı.
Toplam hekim sayısı 2017 yılında 149.997 iken 2018 yılında 153.128 oldu. Toplam personel sayısı ise 920.939’dan 2018 yılında 1.016.401’e yükseldi.

2018 yılında 100.000 kişiye düşen hemşire ve ebe sayısı 301’e ulaştı.
2017 yılında 100 olan 100.000 kişiye düşen uzman hekim sayısı 101’e, 35 olan 100.000 kişiye düşen eczacı sayısı ise 39’a ulaştı. 2017 yılında 272 olan 100.000 kişiye düşen hemşire ve ebe sayısı %10,7 artış göstererek 2018 yılında 301 oldu.

Toplam ilaç satış değerinde (₺) yerli ilacın payı 2017 yılına göre arttı.
2018 yılında satılan ilaçların kutu bazında %58,4’ünü jenerik ilaçlar, %39,8’ni ise orijinal ilaçlar oluşturdu. 2017 yılında toplam ilaç satış değerinin (₺) %45,1’i yerli ilaç olup 2018 yılında bu oran %47,6’ya ulaştı. İthal ilaçların satış değerinin (₺) payı ise bir önceki yıla göre azalma gösterdi. Geri ödeme kapsamında olan ilaçların satış değerlerinin payı da 2017 yılına göre artarak %92,9’a ulaştı.

NOT: Haber bültenindeki tüm istatistikler uluslararası tanımlara göre hesaplandı. Bu konu ile ilgili bir sonraki haber bülteninin yayımlanma tarihi Eylül 2020’dir.

Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Yönetmeliğinde Değişiklik yapıldı

1 Ekim 2019 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Ayakta Teşhis Ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik maddeleri şöyle:

MADDE 1 – 15/2/2008 tarihli ve 26788 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin 2 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, ayakta teşhis ve tedavi hizmeti sunulan ve özel sağlık kuruluşu olarak tanımlanan tıp merkezleri, poliklinikler, laboratuvarlar, müesseseler ve muayenehaneler ile bu kuruluşların işletenlerini kapsar.”

MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 3 üncü maddesinde yer alan “11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 40 ıncı maddesine” ibaresi “10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 355 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri ile 508 inci maddesine” olarak değiştirilmiştir.

MADDE 3 – Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendine aşağıdaki alt bentler eklenmiştir.

“1) Tıp merkezi: Bu Yönetmelikte tanımlanan asgari personel ve bina şartlarını sağlayarak Bakanlıkça ruhsatlandırılan ayakta teşhis ve tedavi hizmeti sunan sağlık kuruluşlarını,

2) A tipi poliklinik: Bu Yönetmelikte tanımlanan açmaya yetkili kişiler tarafından asgari personel ve bina şartlarını sağlayarak Bakanlıkça ruhsatlandırılan ayakta teşhis ve tedavi hizmeti sunan poliklinikleri,

3) B tipi poliklinik: Bu Yönetmeliğin geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrası hükmünce 9/3/2000 tarihli ve 23988 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan mülga Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğe göre açılarak faaliyet gösteren ayakta teşhis ve tedavi hizmeti sunan poliklinikleri, 

4) Laboratuvar: 9/10/2013 tarihli ve 28790 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tıbbi Laboratuvarlar Yönetmeliğine göre ruhsatlandırılmış laboratuvarları,

5) Müessese: 3153 sayılı Radiyoloji, Radiyom ve Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanun kapsamında görüntüleme ve/veya radyoterapi, nükleer tıp, fizik tedavi gibi ayaktan muayene, tanı ve/veya tedavi hizmeti sunan sağlık kuruluşlarını,”

MADDE 4 – Aynı Yönetmeliğin mülga 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

MADDE 5 – (1) Bu Yönetmelik kapsamında ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşları; tanı ve tedavi merkezleri, tedavi merkezleri, tanı merkezleri ve muayenehaneler olarak dört gruba ayrılır.

(2) Tanı ve tedavi merkezleri aşağıdaki şekilde sınıflandırılır:

a) Tıp merkezleri.

b) Poliklinikler:

1) A tipi poliklinikler.

2) B tipi poliklinikler.

(3) Tedavi merkezleri aşağıdaki şekilde sınıflandırılır:

a) Fizik tedavi ve rehabilitasyon müesseseleri.

b) Radyoterapi müesseseleri.

(4) Tanı merkezleri aşağıdaki şekilde sınıflandırılır:

a) Tıbbi laboratuvarlar.

b) Radyoloji müesseseleri.

c) Nükleer tıp müesseseleri.”

MADDE 5 – Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Tıp merkezlerinin temel özellikleri ve kadroları

MADDE 6 – (1) Tıp merkezleri bu Yönetmelikte asgari olarak öngörülen bina, hizmet ve personel standartlarına haiz olmak kaydıyla, sekiz saatten az olmamak üzere ruhsatlarında belirlenen sürede veya yirmi dört saat süreyle sürekli ve düzenli olarak hizmet verir.

(2) Tıp merkezleri en az iki farklı uzmanlık dalında olmak üzere en az on uzman hekim kadrosuyla açılır.

(3) Tıp merkezlerinin uzman hekim kadroları, Bakanlıkça oluşturulan elektronik sisteme kaydedilir. Bu merkezlere verilecek yeni kadrolar, hekim ayrılış ve başlayışları bu sistem üzerinden yürütülür.

(4) Tıp merkezlerinin uzman tabip kadroları, Bakanlıkça belirlenen sağlık hizmet bölgelerine göre sağlık tesisi, sağlık insan gücü, tabip/uzman tabip sayısı ile hizmet ihtiyacı dikkate alınarak yapılan planlamalara göre Bakanlıkça belirlenir ve ilan edilir.

(5) Tıp merkezleri Bakanlığın izni ile; planlama kapsamındaki ünite ve merkezleri ilgili mevzuatına uygun olmak kaydıyla başka bir tıp merkezine veya özel hastaneye devredebilir. Tıp merkezleri kendi aralarında veya özel hastaneler ile karşılıklı kadro değişimi yapabilir. Ancak il dışına ünite ve merkez devri ile karşılıklı kadro değişimi, Bakanlık planlamalarına uygun bulunması halinde yapılabilir.”

MADDE 6 – Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “A ve B tipi tıp merkezleri” ibaresi “Tıp merkezi” olarak değiştirilmiş ve aynı fıkranın son cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 7 – Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “A tipi tıp merkezi” ibaresi “Tıp merkezi” olarak ve üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(3) Tıp merkezlerinde birinci fıkranın (ç) bendinde istenen otoparka ilave olarak acil ünitesi veya poliklinik önünde acil ve poliklinik hastalarına yönelik, trafiği engellemeyecek şekilde en az üç adet araç bekleme alanı oluşturulması zorunludur. Hasta ve hasta yakınlarının araçlarının otoparka nakli hususunda gerekli tedbirler alınarak hizmet sunulur.”

MADDE 8 – Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin başlığında yer alan “A ve B Tipi” ibaresi ile aynı maddede yer alan “A ve B tipi” ibareleri yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 9 – Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(1) Tıp merkezi müstakil binalarda kurulur. Ancak tıp merkezi binasının toplam kapalı alanı iki bin metrekareden küçük olamaz.”

MADDE 10 – Aynı Yönetmeliğin 12/A maddesinin başlığı “Tıp merkezlerinin zorunlu tıbbi hizmet birimleri” olarak değiştirilmiş, aynı maddede yer alan “A ve B tipi” ibareleri yürürlükten kaldırılmış, aynı maddenin birinci fıkrasının (ç) ve (e) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“ç) Gözlem yatağı: Tıp merkezlerinde; ilgili dal uzmanının hastayı gözlem altına alarak takip edebileceği en fazla 25 yatak olacak şekilde gözlem yatağı bulunur. Gözlem yataklarının, pozisyon alabilen, koruma barları olan ve her yöne hareketli tekerlekli özellikte olması gerekir. Gözlem yataklarının hasta başı monitörizasyon ve merkezi tıbbî gaz sistemi bulunur. Gözlem yataklarının, doğrudan ve yeterli gün ışığı ile aydınlanabilecek konumda, taban ve duvarlarının düzgün ve kolay temizlenebilecek nitelikte ve dezenfeksiyona elverişli alanlarda olmaları şarttır. Yeterli gün ışığı almayan, ziyaretçilerin ve hastane personelinin yoğun kullandığı, hastanın sıhhat ve istirahatını olumsuz tarzda etkileyecek mekânlarda gözlem yatağı olamaz. Gözlem yataklarının bulunduğu ünite veya odaların kapı genişliği en az bir metre on santimetre olmalı,  tuvalet ve banyo kapıları dışa açılacak şekilde düzenlenmelidir. Gözlem yatakları tıp merkezi bünyesinde gözlem ünitesi veya gözlem odalarında bulunur:

1) Gözlem ünitesi: Yatak başına en az dokuz metrekare alanı olan, en fazla sekiz gözlem yatağı bulunan, yataklar arası uygun biçimde ayrılabilen, içinde lavabosu ile  hemşire istasyonu bulunan ve  belirlenen asgarî tıbbî malzeme, donanım ve ilaçların bulunduğu  gözlem ünitesi şeklinde olmalıdır.

2) Gözlem odası: Islak zeminler hariç olmak üzere hasta yatağı başına; tek yataklı gözlem odaları en az dokuz metrekare, iki yataklı odalar, hasta yatağı başına en az yedi metrekare alana sahip olmalıdır. Bir gözlem odasında ikiden fazla hasta yatağı bulunamaz. Hastalara anında ulaşabilmek ve hasta bakımını sağlamak üzere;  gözlem odalarının bulunduğu katlarda, koridor ve hasta odalarına hakim bir konumda lavabosu ve ilaç hazırlama alanı bulunan ve koridorun genişliğini etkilemeyecek şekilde, en az bir hemşire istasyonu kurulması şarttır. Ayrıca hemşire istasyonunda, her hasta odası ile bağlantısı olan hasta çağrı sistemi bulunur. Gözlem odalarının bulunduğu katta gözlem altındaki hastaların muayene ve tedavilerinin yapıldığı servis muayene odası veya bölümü düzenlenebilir.”

“e) Tıp merkezlerinin bünyesinde Tıbbi Laboratuvarlar Yönetmeliğine göre açılmış asgari basit hizmet laboratuvarı bulunmalıdır. Talep edilmesi halinde mezkûr Yönetmelik hükümlerine göre kapsamlı hizmet laboratuvarı da kurulabilir.”

MADDE 11 – Aynı Yönetmeliğin 12/B maddesinin birinci fıkrasında yer alan “A ve B tipi” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 12 – Aynı Yönetmeliğin 12/C maddesinin başlığı “Tıp merkezlerinde ısıtma, havalandırma, aydınlatma ve diğer alanlar” olarak değiştirilmiş, aynı maddede yer alan “A ve B tipi” ibareleri yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 13 – Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan  “A ve B tipi tıp merkezlerine” ibaresi “Tıp merkezlerine” olarak değiştirilmiş, aynı maddenin dokuzuncu fıkrasında yer alan “A ve B tipi” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 14 – Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Tabibin/uzman tabibin çalışma belgesinin, poliklinik odasında hastaların rahatlıkla görebileceği  bir yere asılması gerekir.”

MADDE 15 – Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(4) Çalışan uzman tabip sayısı 10 (on)’un altına düşen tıp merkezinin üç ay içinde uzman eksikliğini giderememesi halinde üç ay daha ek süre verilir. Verilen ek süre sonunda uzman eksikliğinin giderilememesi halinde ruhsatnamesi en fazla iki yıl süreyle askıya alınır. Bu süre sonunda uzman eksikliğini gideremeyen tıp merkezinin ruhsatnamesi iptal edilir. Askı süresi içerisinde veya süre sonunda işletenin talebi halinde kuruluş polikliniğe çevrilebilir. Askıya alınma tarihinden itibaren iki yıl içinde uzman eksikliği giderilir ise tıp merkezi yeniden faaliyete geçirilir. Ruhsatın askıya alınması ve tekrar faaliyete geçirilmesi işlemi müdürlükçe yapılır ve Bakanlığa bilgi verilir.”

MADDE 16 – Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “A ve B tipi tıp merkezlerinde” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 17 – Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

MADDE 25 – (1) Tıp merkezlerinin bünyesinde Tıbbi Laboratuvarlar Yönetmeliğine göre açılmış asgari basit hizmet laboratuvarı bulunmalıdır. Talep edilmesi halinde mezkûr Yönetmelik hükümlerine göre kapsamlı hizmet laboratuvarı da kurulabilir. 

(2) Sağlık kuruluşları, uzmanlık dallarının gerektirdiği ileri seviyedeki diğer laboratuvar ve radyoloji tetkikleri için, 992 sayılı Kanun ve 3153 sayılı Kanun hükümlerine göre bünyelerinde laboratuvar kurabilir. Laboratuvar hizmetleri Tıbbi Laboratuvarlar Yönetmeliğine göre yürütülür. Radyoloji hizmetleri ise 3153 sayılı Kanun hükümlerine göre yürütülür.

(3) Sağlık kuruluşları; ilgili mevzuatı uyarınca müstakil olarak veya özel hastane bünyesinde ruhsatlandırılan veyahut kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde kurulan laboratuvarlardan Tıbbi Laboratuvarlar Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak hizmet satın alabilir.”

MADDE 18 – Aynı Yönetmeliğin 34 üncü maddesinin birinci ve sekizinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(1) Özel sağlık kuruluşlarının bu Yönetmelik kapsamındaki kişilere devri halinde, EK-1/b’deki belgeler ile birlikte Müdürlüğe başvurulur. Başvuru üzerine, 13 üncü maddeye göre işlem yapılarak yeni işleten adına ruhsatname düzenlenir.”

“(8) Ruhsatı askıda olan sağlık kuruluşlarının ruhsatları askı süresince sadece bir kez devredilebilir.”

MADDE 19 – Aynı Yönetmeliğin ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin beşinci cümlesi ile ikinci, dokuzuncu, on üçüncü, on dördüncü ve on sekizinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Poliklinikler taşınma talebinde bulundukları takdirde A tipi poliklinik olarak ruhsatlandırılır.”

“(2) Muayenehaneler hariç planlama kapsamındaki özel sağlık kuruluşlarında çalışan tabip ve diş tabipleri, Bakanlığın istihdam planlamaları gereğince, 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla kadrolu çalıştığı özel sağlık kuruluşu dışında planlama kapsamındaki iki özel sağlık kuruluşunda daha çalışabilir. Bu kuruluşlardan bir tanesi kadrolu çalıştığı il dışındaki planlama kapsamındaki bir özel sağlık kuruluşu da olabilir.” 

“(9) Tabip eklenmemesi ve uzmanlık dallarıyla ilgili olmak kaydıyla, sağlık kuruluşlarına tıbbî cihaz, tıbbî hizmet birimleri ve alanlar eklenebilir. Ancak Bakanlıkça planlama kapsamına alınmış olan teknoloji yoğunluklu tıbbî cihazların eklenmesine planlama çerçevesinde Bakanlıkça izin verilir. Ayrıca sağlık kuruluşunda kurulmuş ve işletilmekte olan teknoloji yoğunluklu tıbbî cihazlar devir yoluyla aynı il içinde başka bir sağlık kuruluşunda kurdurulabilir. Bulunduğu il dışındaki devirlerde Bakanlıkça izin verilebilir. Bu durumda devreden kuruluşun ruhsatından ilgili tıbbi cihaz çıkarılır.”

“(13) Birleşme talep tarihi itibarıyla aktif olarak faaliyet gösteren planlama kapsamındaki özel sağlık kuruluşları aynı il sınırları içinde tıp merkezi bünyesinde birleşebilir. Tıp merkezinin bulunduğu il dışındaki başka bir kuruluşla birleşmesi için Bakanlığa başvurulur. Bakanlık başvuruyu planlama ilkeleri çerçevesinde sağlık kuruluşu hizmeti sunulması için öngörülen asgari nüfus ve/veya ilde verilmesi hedeflenen sağlık hizmetleri ile uzman ve tabip dağılımı yönünden daha az yoğunluklu bölgeleri öncelikle dikkate alarak değerlendirir. Başvuru uygun görülür ise Bakanlıkça birleşmeye izin verilir. Birleşme işlemi iki yıl içerisinde tamamlanır. Ancak tıp merkezlerinde birleşerek taşınma söz konusu ise birleşme işlemi birinci fıkranın (a) bendinde belirlenen süre içerisinde tamamlanır. Bu süre içerisinde sağlık kuruluşu, faaliyetine mevcut kapasitesi ile devam edebilir veya faaliyetini askıya alabilir ve Müdürlüğe tebligat adresi bildirerek kuruluş binasını boşaltabilir. Birleşme işlemi tamamlanan özel sağlık kuruluşları tekrar ayrılma talebinde bulunamaz.

(14) Tıp merkezleri bünyesinde, kendi kadrolarında bulunan deri ve zührevi hastalıklar ile plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahî dallarında uzman tabipler ile Bakanlıkça onaylı medikal estetik sertifikası olan tabiplerce estetik amaçlı sağlık hizmetlerini sunmak amacıyla estetik birimi kurulabilir. Estetik birimi açma başvuruları tıp merkezinin bulunduğu il müdürlüğüne yapılır. Müdürlükçe, açılması uygun görülen birim tıp merkezinin faaliyet izin belgesine ve Bakanlıkça oluşturulan elektronik sisteme işlenir. Estetik biriminde EK-15’te tanımlanan işlemler yapılabilir. Estetik birimi için asgari bu Yönetmelikte poliklinik odası için tanımlanmış fiziki mekân ve asgari tıbbi donanım bulunmak zorundadır.”

“(18) Özel Sağlık Kuruluşlarında çalışan tabip/uzman tabipler, 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla, çalıştıkları sağlık kuruluşundaki çalışma saatleri dışında bir özel hastanenin acil servis, klinik servis ve ünitelerinde nöbet tutabilir. Bu tabiplerin nöbet listesi aylık olarak düzenlenir ve Müdürlükçe onaylanır.”

MADDE 20 – Aynı Yönetmeliğin geçici 2 nci maddesinin ikinci, dördüncü, beşinci, sekizinci, dokuzuncu, onuncu ve on birinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 21 – Aynı Yönetmeliğin mülga geçici 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 3 – (1) Bu maddede geçen;

a) A tipi tıp merkezi, 11/7/2013 tarihli ve 28704 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik sonrası Bakanlıkça A tipi tıp merkezi olarak ruhsatlandırılmış olup faaliyetlerine devam eden tıp merkezlerini,

b) B tipi tıp merkezi, 11/7/2013 tarihli ve 28704 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik sonrası Bakanlıkça B tipi tıp merkezi olarak ruhsatlandırılmış olup faaliyetlerine devam eden tıp merkezlerini,

c) C tipi tıp merkezi, 9/3/2000 tarihli ve 23988 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan mülga Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğe göre açılarak faaliyet gösteren tıp merkezlerini,

ifade eder.

(2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Bakanlıkça ruhsatlandırılmış A tipi, B tipi ve C tipi tıp merkezleri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihteki mevcut halleriyle faaliyetlerine devam ederler. Bu kuruluşlara mevcut halleriyle devam ettikleri müddetçe yeni ünite, birim ve uzman hekim kadrosu ilavesine izin verilmez.

(3) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ruhsatlandırılmış A tipi, B tipi ve C tipi tıp merkezlerine mevcut yerlerinde bu Yönetmelikte yer alan tıp merkezi için gerekli olan şartları sağlamak kaydıyla yeni tıp merkezi ruhsatı düzenlenir.  Ancak bu kuruluşlar en az iki bin metrekare toplam kapalı alana sahip olma şartından muaf olup, iki yıl içerisinde en az iki uzmanlık dalında on uzman hekim kadro şartını sağlamak zorundadırlar. Gerekli asgari uzman tabip kadrolarını sağlamak için, aynı il içinde bulunan diğer özel sağlık kuruluşlarından ya da uzman tabip dağılımı yönünden daha yüksek yoğunluklu illerden daha az yoğunluklu illere olacak şekilde farklı bir ilden uzman tabip kadrosu devir alınmasına izin verilir. Ancak uzman hekim kadrosunu devretmek isteyen özel sağlık kuruluşunun kadro devri sonrası uzman hekim kadro sayısının dördün altına düşmesi durumunda uzman hekim kadro devrine izin verilmez.

(4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ruhsatlandırılmış B tipi ve C tipi tıp merkezlerinden en az ikisi bu Yönetmelikte tıp merkezi için gerekli olan asgari bina ve personel şartlarını birleşerek sağlamaları halinde tıp merkezine dönüşebilir. Birleşme işlemi tamamlanan özel sağlık kuruluşları tekrar ayrılma talebinde bulunamaz. Birleşerek dönüşmesi Bakanlıkça uygun görülen tıp merkezi, iki yıl içerisinde ön izin belgesi almak ve ön izin tarihinden itibaren üç yıl içerisinde ruhsat almak zorundadır. Bu süre içerisinde sağlık kuruluşu, faaliyetine mevcut haliyle devam edebilir veya faaliyetini askıya alabilir ve Müdürlüğe tebligat adresi bildirerek kuruluş binasını boşaltabilir. Dönüşen tıp merkezine mevcut uzman hekim kadrosuna ilave olarak, birleştirilen ruhsat sayısı kadar Bakanlıkça planlama kapsamında uygun görülen uzman hekim kadrosu ruhsatlandırma aşamasında verilir. 

(5) Bu madde kapsamında yeniden ruhsat düzenlenecek tıp merkezlerinden bir defaya mahsus ruhsat harcı alınmaz.”

MADDE 22 – Aynı Yönetmeliğin geçici 12 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(5) Bu fıkrayı ihdas eden Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan bu Yönetmeliğin ek 1 inci maddesinin on sekizinci fıkrası kapsamında kurumsal sözleşme ile çalışanların sözleşmeleri en geç 30/6/2020 tarihinde sona erer.”

MADDE 23 – Aynı Yönetmeliğin eki Ek-9 ekteki şekilde değiştirilmiştir.

MADDE 24 – Aynı Yönetmeliğe EK-14’ten sonra gelmek üzere ekteki EK-15 eklenmiştir.

MADDE 25 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 26 – Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.

Ekleri için: http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2019/10/20191001-2.htm

Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 28/9/2019 tarihli Resmi Gazetede yayımlandı.

MADDE 1 – 27/3/2002 tarihli ve 24708 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Özel hastaneler, gözlem yatakları hariç en az yüz hasta yataklı olarak açılabilir. Ayrıca, yoğun bakım yatak sayısı ile kuvöz sayılarının toplamı, toplam hasta yatak sayısının yüzde 30’unu geçemez. Yatak sayısı yüzün altında olan ruhsatlı ve faal özel hastanelerin, en az 33 uzman hekim kadrosuna sahip olmaları ve bu Yönetmelikte özel hastaneler için tanımlanan bina ve fiziki şartları mevcut binasında veya yeni binaya taşınarak sağlamaları halinde yatak sayılarının yüze çıkarılmasına izin verilir.”

MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Kadro talep tarihi itibarıyla aktif olarak faaliyet gösteren özel hastaneler, ruhsatlarında yazılı uzman hekim kadrolarını aynı il sınırları içerisindeki özel bir hastaneye ve tıp merkezine devredebilir veya karşılıklı olarak uzmanlık dalını değiştirebilirler. Bu şekilde kadro devri veya değiştirilmesinde, hastanenin toplam uzman hekim kadrosunun en fazla % 10’una kadar il içerisinde izin verilir. Toplam uzman hekim kadrosunun %10’unun üzerindeki devir ve becayiş işlemleri Bakanlığın iznine tabidir. Hastanenin ve tıp merkezinin faaliyete devam etmesi için zorunlu asgari uzman hekim kadroları ile özellikli ünite ve birimlerin asgari uzman hekim sayılarının devrine izin verilmez. İller arası kadro devrine, planlama ilkeleri çerçevesinde sağlık kuruluşu hizmeti sunulması için öngörülen asgari nüfus ve/veya ilde verilmesi hedeflenen sağlık hizmetleri ile uzman ve tabip dağılımı yönünden çok yoğunluklu ilden az yoğunluklu ile olacak şekilde özel sağlık kuruluşunun toplam uzman hekim kadrosunun en fazla % 10’unu geçmemek şartıyla Bakanlıkça uygun görülmesi halinde izin verilir. Özel hastanelerin ve tıp merkezlerinin bu fıkra kapsamında ruhsatlarına işlenen kadrolar tekrar bu fıkra kapsamında işleme alınamaz.”

MADDE 3 – Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bakanlıkça verilmiş ön izin belgeleri bir kereye mahsus olmak üzere, sağlık kuruluşu hizmeti sunulması için öngörülen asgari nüfus ve/veya ilde verilmesi hedeflenen sağlık hizmetleri ile Bakanlık istihdam planlamaları çerçevesinde uzman ve tabip dağılımı yönünden çok yoğunluklu ilden az yoğunluklu ile olacak şekilde Bakanlığın izni ile devredilebilir. Taşınma amaçlı düzenlenmiş ön izin belgesine sahip ruhsatlı ve faal özel hastanelerin, ruhsat devri yapmaları durumunda yeni ruhsat sahibi adına ön iznin devam etmesine izin verilir.”

MADDE 4 – Aynı Yönetmeliğin 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“b) Özel hastaneler aynı il içerisinde veya başka bir ildeki özel hastane ile birleşebilir. Ancak, başka bir ildeki özel hastaneyle birleşme işlemleri Bakanlıkça yapılan planlamalara uygun olması halinde yapılabilir. Özel hastanelerin kendi aralarında birleşmeleri halinde ruhsatlarında kayıtlı yatak sayıları ve uzman hekim kadro sayıları toplanarak birleştirilir. Birleşen hastanelerden yatak sayısı daha küçük olan hastanenin yatak sayısının 75 ve altında olması halinde yatak sayısının %25’i; 75’in üzerinde olması halinde ise yatak sayısının %15’i oranında yatak ilave edilir. Birleşen hastanelerden uzman hekim kadro sayısı daha küçük olan hastanenin kadro sayısının %10’u oranında kadro ilave edilir.”

MADDE 5 – Aynı Yönetmeliğin ek 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin dördüncü ve beşinci alt bentleri ile aynı fıkranın (o) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“4) Özel hastaneler, tabip ve diş tabibi kadro sayıları için ayrı ayrı hesaplanmak şartıyla ve bu kadro sayılarının yüzde yirmisini geçmemek üzere belirlenen sayıda profesör ve doçentleri 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 36 ncı maddesinin yedinci fıkrası kapsamında üniversite ile sözleşme yaparak özel hastanenin boş uzman hekim kadrosunda çalıştırabilir.

5) Özel Sağlık Kuruluşlarında çalışan tabip/uzman tabipler, 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla, çalıştıkları sağlık kuruluşundaki çalışma saatleri dışında başka bir özel hastanenin acil servis, klinik servis ve ünitelerinde nöbet tutabilir. Bu tabiplerin nöbet listesi aylık olarak düzenlenir ve Müdürlükçe onaylanır. Muayenehaneler hariç planlama kapsamındaki özel sağlık kuruluşlarında çalışan tabip ve diş tabipleri, Bakanlığın istihdam planlamaları gereğince, 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesine uygun olmak kaydıyla kadrolu çalıştığı özel sağlık kuruluşu dışında planlama kapsamındaki iki özel sağlık kuruluşunda daha çalışabilir. Bu kuruluşlardan bir tanesi kadrolu çalıştığı il dışındaki planlama kapsamındaki bir özel sağlık kuruluşu da olabilir.”

“o) Vakıf üniversitesi kadrosunda bulunan tıp ve diş hekimliği fakülteleri öğretim üyelerinin üniversite hastanesi ve işbirliği yapılan özel hastane dışında görev alması, 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesi ve 2547 sayılı Kanunun 36 ncı maddesi hükümlerine tabidir. Ancak bu maddede düzenlenen istisnai çalışma halleri hariç hangi usulle olursa olsun özel hastaneler ruhsatlarında belirtilen uzman hekim kadrosu dışında uzman hekim çalıştıramaz.”

MADDE 6 – Aynı Yönetmeliğin ek 8 inci maddesinin 2 nci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Vakıf üniversitelerine ait hastanelerin ruhsatları üniversitenin adıyla düzenlenir ve hastane yalnızca üniversite tarafından işletilir. Hastane ruhsatında yazılı isim dışında isim kullanılamaz. Laboratuvar ve görüntüleme hizmetleri dışında tüm tıbbi hizmet birimlerinin ruhsat sahibi üniversite tarafından işletilmesi zorunlu olup, işletme hakkının kısmen veya tamamen gerçek veya tüzel kişilere hiçbir şekilde devri mümkün değildir. Bakanlıkça vakıf üniversite hastanelerine/ek birimlerine verilen ön izinler, faal en az bir hastanesi olması kaydıyla ön izin alındığı ilden, planlama ilkeleri çerçevesinde sağlık hizmeti sunulması için öngörülen asgari nüfus ve/veya ilde verilmesi hedeflenen sağlık hizmetleri ile uzman tabip dağılımı yönünden daha az yoğunluklu diğer bir ile taşınmak şartı ve Bakanlık onayı ile bir kereye mahsus devredilebilir. En az bir faal hastanesi olan vakıf üniversiteleri, faal diğer hastanelerini/ek birimleri veya askıda olan hastanelerini/ek birimlerini aynı ilde veya planlama ilkeleri çerçevesinde sağlık hizmeti sunulması için öngörülen asgari nüfus ve/veya ilde verilmesi hedeflenen sağlık hizmetleri ile uzman tabip dağılımı yönünden daha az yoğunluklu diğer bir ile taşınmak şartı ve Bakanlık onayı ile bir kereye mahsus olmak kaydıyla devredebilir.”

MADDE 7 – Aynı Yönetmeliğin ek 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“b) Klinik konukevi: Hastaların tedavi sonrası kontrol ve yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi veya risk grubu kişilere ulaşım zorlukları gibi nedenlerle hastane hizmeti alacakları döneme kadar daha az yoğunluktaki bakım hizmetleri ile hastanede günübirlik tedavi (ayaktan kemoterapi tedavisi ve diyaliz gibi) alan kişilere daha az yoğunlukta bakım ve sağlık hizmetlerinin sunulduğu, sadece hasta ve/veya refakatçilerinin kalabildiği sağlık kuruluşlarıdır. Klinik konukevleri, rutin veya turistik konaklama tesisi gibi hizmet veremez. Klinik konukevlerinde ameliyathane ve yoğun bakım ünitesi bulundurulmaz. Klinik konukevlerinde bu Yönetmeliğin 20 nci, 22 nci, 31 inci, 32 nci, 33 üncü ve 34 üncü maddelerinde sayılan hizmet ve fiziki alt yapı standartlarının sağlanması ve bünyesinde asgarî 16 m2 genişlikte, acil müdahale için gerekli olan asgarî tıbbî malzeme, donanım ve ilaçların bulunduğu ayrı bir acil muayene odası bulunması zorunludur.

Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli en az 4 yıldızlı konaklama tesisleri de klinik konukevi olarak hizmet vermek üzere kiralanabilir veya satın alınabilir. Bu hallerde 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 34 üncü madde hükümleri uygulanır. Ancak 2634 sayılı Kanun kapsamında ilan edilen Kültür Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri, Turizm Alan ve Merkezlerinde turizme ayrılan yerlerde, klinik konukevleri oluşturulamaz. Bu tesisler bünyesinde kurulacak klinik konukevlerinde bu Yönetmeliğin 20 nci, 22 nci, 31 inci, 32 nci, 33 üncü ve 34 üncü maddelerinde sayılan hizmet ve fiziki alt yapı standartlarının sağlanması ve bünyesinde asgarî 16 m2 genişlikte, acil müdahale için gerekli olan asgarî tıbbî malzeme, donanım ve ilaçların bulunduğu ayrı bir acil muayene odası bulunması zorunludur.

Klinik konukevleri, bir hastaneye bağlı olarak kurulur ve faaliyetleri bağlı bulundukları hastanenin sorumluluğunda düzenlenir. Klinik konukevlerinin yatak sayısı bağlı olarak kuruldukları hastanenin yatak sayısının %30’undan fazla olamaz. Klinik konukevlerinden hizmet almak için müracaat eden hastaların hastane tedavisinin tamamlanmış ve günübirlik/ayaktan tedavi programına alınmış olması gerekir.

Klinik konukevleri, asgari olarak aşağıdaki özelliklere sahip olmalıdır:

1) Ulaşım noktaları açısından uygun ve ulaşılabilir olduğunun yetkili kurum tarafından belgelenmesi ve acil durumlarda hasta nakline uygun düzenlemelerin yapılmış olması kaydıyla; hastanenin bulunduğu parselde imar mevzuatına uygun ek bina olarak veya aynı il içinde olmak kaydıyla hastanenin bulunduğu parselden farklı bir parselde kurulmasına izin verilebilir.

2) Bu binalarda hizmet verilmesi düşünülen hastalık gruplarına uygun eğitim ve günübirlik/ayaktan tedavi alanları ile sosyal alanlar bulunur.

3) Günübirlik tedavi kapsamında klinik konukevinde kalan hastaların günübirlik hastanede verilmesi gereken tedavileri klinik konukevlerinde verilemez.

4) Hastanede tedavisi tamamlanmamış hastalar klinik konukevlerine yatırılamaz. Ancak, 24/3/2013 tarihli ve 28597 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde tanımlanan tanıya dayalı işlemlerden işlemin uygulandığı tarih birinci gün kabul edilmek kaydıyla en az aşağıda belirtilen süreler kadar tedavi gören hastalar klinik konukevlerine yatırılabilir:

i) A Grubu tanıya dayalı işlemlerde; 7 gün.

ii) B Grubu tanıya dayalı işlemlerde; 5 gün.

iii) C Grubu tanıya dayalı işlemlerde; 4 gün.

iv) D Grubu tanıya dayalı işlemlerde; 3 gün.

v) E Grubu tanıya dayalı işlemlerde; 2 gün.

5) Klinik konuk evlerinin yatak ücretleri Bakanlıkça onaylanır.”

MADDE 8 – Aynı Yönetmeliğin geçici 1 inci maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“1/1/2019 tarihinden önce bu madde kapsamında Bakanlıktan ön izin almış özel hastanelerden beş yıllık ruhsatlandırma süresi sonunda ruhsat işlemlerini tamamlayamayanlara, bir kereye mahsus olmak üzere 31/12/2025 tarihine kadar ruhsatlandırma işlemlerini tamamlamak amacıyla ek süre verilir.”

MADDE 9 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 10 – Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.

Her Yıl Aşılama Sayesinde 2 Milyondan Fazla Hayat Kurtarılıyor

Dünya Sağlık Örgütünün açıklamasına göre 2019 yılında toplumu bekleyen en büyük 10 tehlikenin başında aşı kararsızlığı geliyor1, Prof. Mehmet Ceyhan aşı sayesinde Türkiye’de her yıl 14 bin 296 çocuk ölümünün engellendiğini söyledi.

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan

Enfeksiyon Hastalıkları Derneği tarafından bu yıl sekizincisi düzenlenen Aşı Sempozyumu Ankara’da yapıldı. Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, Prof. Dr. Selim Badur ve Prof. Dr. Nuran Salman tarafından yapılan toplantıda aşılamada son yıllardaki gelişmeler, uygulama değişiklikleri, yeni aşılar, yetişkin aşılaması ve aşı kararsızlığı gibi sorunlar gündeme getirildi.

Aşılama ile 2 milyondan fazla ölüm engelleniyor

Prof. Dr. Nuran Salman

GSK Türkiye Aşı Bilimsel Danışmanı Prof. Dr. Nuran Salman sadece temiz suyun aşının hayat kurtarıcı özelliği ile yarışabileceğini belirtti.Salman “Her yıl aşılama sayesinde 2 milyondan fazla ölüm engellenirken,3 750 bin çocukta sakatlıklardan3 korunuyor. Polio vakaları 1988’de yılda 350,000’den fazla sakatlığa neden olurken, 2009’da 2000’den daha düşük sayılara ulaşarak %99 üzerinde bir düşüş göstermiştir3,4 dedi.

25’ten fazla enfeksiyon hastalığı önlenebilir

Prof. Dr. Selim Badur

GSK Gelişmekte olan Ülkeler Aşı Bilimsel Danışmanı Prof. Dr. Selim Badur ise aşıların kendi başarılarının kurbanı olduğunu belirterek şunları aktardı: “Günümüzde, 25’ten fazla enfeksiyon hastalığının önlenmesi ya da kontrol altına alınması için mevcut aşılar bulunmaktadır. 5 Aşılamanın; hastalıkların engellemesi, beklenen yaşam süresinin uzaması6,7, uzun vadede üretkenliğin artışı6,8 ve kişi başına düşen gelir artışındaki6-8 olumlu etkileri nedeniyle bu hastalıkların ne kadar ölümcül olabileceğini unuttuk” dedi.

Aşılanmama oranları yüzde 5’e çıkarsa salgınlar başlar

Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre 2019 yılında toplumu bekleyen en büyük 10 tehlikenin başında aşı kararsızlığı olduğunun altını çizen1 Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan “Aşılama ile sadece birey sağlığı değil toplum sağlığı da korunuyor. Aşı karşıtlığı toplum sağlığını riske atıyor. Türkiye’de aşılanmama oranları yüzde 5’e çıkarsa salgınlar başlar. Aşılama sayesinde her yıl 14 bin 296 ölüm engelleniyor. Yeni aşıların takvime eklenmesiyle yılda ortalama 1000 çocuğun daha hayatı kurtarılabilir” dedi.

Referanslar:

Philips’den Sağlık Trendleri Araştırması II

2016 yılında gerçekleşen Sağlık Trendleri Araştırmasına göre sağlık durumunun hayat kalitesini olumlu etkilediğini düşünenlerin oranı yüzde 72 iken; 2019’daki araştırmada bu oranın yüzde 84’e yükselmesi, araştırmanın en çok dikkat çeken verilerinden biri oldu.

Philips Türkiye, IPSOS  iş birliği ile ikincisini gerçekleştirdiği “Türkiye Sağlık Trendleri Araştırması”nin sonuçlarını açıkladı.  Araştırma, Türkiye’nin günümüzdeki sağlık alışkanlıklarının yanı sıra; 2016’daki araştırmayla kıyaslandığında geçtiğimiz üç yıldaki sağlık trendleri değişimlerini de gösteriyor.

IPSOS, Philips Türkiye için 12 ilde kamuoyunun yanı sıra, doktor, kamu personeli ve basın mensuplarının yer aldığı 1309 kişinin katılımı ile gerçekleştirdiği araştırma kapsamında, Türkiye’nin sağlık trendlerini belirleyen çarpıcı sonuçlara ulaştı. Araştırmanın sonuçları, Philips Türkiye CEO’su Haluk Karabatak ve Philips Kişisel Sağlık Ortadoğu ve Türkiye Genel Müdürü Milena Elmasoğlu’nun ev sahipliğinde, Dr. Fatoş Karahasan moderatörlüğünde düzenlenen basın toplantısında yorumlandı. Toplantıda uzman görüşleri ile Prof. Dr. Murat Aksoy ve IPSOS Sosyal Araştırmalar Bölümü Proje Direktörü Sema Pak Karaca da yer aldı.

Halkın Sağlığa Bakışı Nasıl?

Haluk Karabatak

Araştırma ile ilgili değerlendirmede bulunan Philips Türkiye CEO’su Haluk Karabatak; “Philips olarak 2030 yılına kadar dünyada  her yıl 3 milyar kişinin hayatını iyileştirmeyi hedefliyoruz. Bu strateji doğrultusunda küresel çapta sağlık alanında birçok araştırma yapıyoruz. Türkiye’de de, IPSOS  ile birlikte sağlık trendlerini sorgulayan, halkımızın sağlığa bakışını ortaya koyan ve nabzını tutan bu çalışmanın ikincisini bu sene gerçekleştirdik. Türkiye’de 3,3 milyon insan solunum sıkıntısı yaşıyor, her yıl 300 bin kişi kalp krizi geçirirken, 125 bin kişi kalp damar hastalığı nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu rakamlara baktığımızda Türkiye’de sağlık alanındaki riskleri kolayca görebiliyoruz. Sağlık trendlerine yönelik yaptığımız araştırma ile biz de bu farkındalığı artırmayı hedefledik” dedi.

Dijitalleşmeye Yönelik bir Trend Var

Karabatak sözlerini şöyle sürdürdü; “Sağlık alanında daha az maliyetli bakıma ve dijitalleşmeye yönelik bir trend var. Çoğalan kronik hastalıklar, yaş ortalaması artan ve sürekli büyüyen bir nüfustan bahsediyoruz. Bu sebeple insanların ihtiyaçlarına bir an önce çare bulmak ve bunu yaparken de artan maliyetleri düşürmek gerekiyor. Yaptığımız araştırmada da gördük ki Türk sağlık sistemi dijital sağlık teknolojilerine çok hazır. Konu ile ilgili olarak fikir önderleri, dijital sağlık teknolojilerinin sağlıklı yaşamdan, önlem alma, teşhis, tedavi ve evde bakıma kadar tüm sağlık döngüsünde çok önemli katkı sağlayacağını düşünüyor. Diğer taraftan kamuoyu da dijital sağlık teknolojilerini kullanmaya hazır ve istekli.”

Sağlıkta Kişiselleştirilmiş Yaklaşım Artıyor

Philips Kişisel Sağlık Ortadoğu ve Türkiye Genel Müdürü Milena Elmasoğlu ise “Philips Türkiye olarak, anne karnından başlayarak, yaşamları boyunca bireylerin daha sağlıklı ve kaliteli bir hayat sürdürebilmeleri için çalışıyoruz. Günümüzde sağlık konusunda kişiselleştirilmiş yaklaşımın arttığını görüyoruz. Tüketiciler sağlıklı yaşam konusuna her geçen gün daha fazla ilgi duyuyor. Sağlık trendleri araştırmamız da bunu gösteriyor. Philips olarak sunduğumuz çözümler ile tüketicilerimizin ihtiyaçlarını anlıyor, onların ihtiyaçları doğrultusunda akıllı ve son teknoloji ürünler geliştiriyoruz” ifadelerine yer verdi.

Halk Kronik Hastalıkların Normal Olduğunu Düşünüyor

Toplantıda konuşan Prof. Dr. Murat Aksoy ise konuyla ilgili olarak; ‘’Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre günümüzde her dokuz kişiden biri obez, her 11 kişiden biri diyabet hastası. Ülkemizde ise her yedi kişiden biri diyabet hastası. Dikkat çekmemiz gereken bir diğer konu ise; ölüm sebepleri arasında kalp-damar hastalıklarının ilk sırada yer alması. Bu oranlara baktığımızda son birkaç yıldır kronik hastalıkların hızla artmaya başladığını söyleyebiliriz. Philips’in yapmış olduğu araştırmada da gördük ki; toplum her ne kadar sağlıklı olduğunu düşünse de gerçekte bu kronik hastalıklarla yaşamaya çalışıyor ve bu hastalıkların normal olduğunu düşünüyor.Aslında bu hastalıkların pek çoğu önlenebilir ve hastalık ortaya çıktığında doğru teşhis ve tedavi ile çözümü mümkündür. Sağlık alanında kullanılmaya başlanan ‘dijital sağlık teknolojileri’ sayesinde ise bu teşhis ve tedavi süreci daha hızlı olmaktadır. Dolayısıyla teknolojinin sağlık alanında giderek daha fazla kullanılmaya başlanması hem biz doktorlar açısından hem de hasta için oldukça önemli’’ dedi.

Katılımcıların yüzde 89’u Sağlık Durumundan Memnun

Araştırmaya göre kamuoyunun yüzde 89’u sağlık durumundan memnun olduğunu söylerken, yüzde 84’ü mevcut sağlık durumunun hayat kalitesini olumlu etkilediğini düşünüyor. Kamuoyunun yüzde 65’i ise sağlıklı kalabilmek için yediğine, içtiğine ve kullandığı ürünlere dikkat ederken, yüzde  65’i uyku düzenine dikkat ettiğini belirtti. Ancak araştırmaya katılan fikir önderleri, kamuoyunun yansıttığının aksine aslında sağlıklı bir toplum olmadığımız görüşünü savunuyor.

Yüzde 83’ü Mevcut Kilosundan Memnun

Kamuoyunun yüzde 83’ü mevcut kilosundan memnun olduğunu belirtirken; fikir önderleri obezitenin hızla arttığı ve halk olarak spor yapmayıp, aynı zamanda çok hareketsiz yaşadığımızı belirtiyor.

Yemek yeme alışkanlıklarını, sağlıklı yaşam kavramı ile özdeşleştiren katılımcıların yüzde 70’i ev yemeği yemeyi tercih ettiğini söylerken, yüzde 57’si  her gün taze, meyve/sebze suyu tüketmeye özen gösterdiğini belirtti.

Ayrıca katılımcıların yüzde 59’u bakımsız olduklarında kendini sağlıksız hissediyor.

Katılımcılara göre yüzde 68 ile stres, sağlığı olumsuz etkileyen en önemli faktörlerin başında gelirken; hava kirliliği, sigara-tütün kullanımı, düzensiz beslenme, hareketsizlik ve uykusuzluk diğer olumsuz faktörler arasında yer alıyor. Katılımcıların yüzde 33’ü elektrikli süpürgeyi sağlıkla özdeşleştirirken, yüzde 71’i  ev temizliği ve evdeki temiz havanın, sağlığı olumlu yönde etkilediğini düşünüyor.

Anne-bebek sağlığına da değinilen araştırmada annelerin yüzde 75’i beslenmenin, yüzde 66’sı ise anne sütünün bebek sağlığında önemli olduğunu düşünüyor. Araştırmada prematüre bebeklerin bakımı ile ilgili olarak da yüzde 46’lık bir bilinç olduğu görülürken, kamuoyunun yüzde 39’u prematüre doğumu önlemek için doktor kontrollerini düzenli yaptırmanın ve stresten uzak durmanın en önemli iki faktör olduğuna inanıyor.

Diş Sağlığı İhmal Ediliyor

Araştırmanın diğer bir dikkat çekici sonucu ise, halkın diş kontrolüne diğer sağlık kontrollerinden daha az önem verdiğini belirtmesi oldu. Katılımcıların yüzde 42’sinin bir yıl içerisinde hiç diş doktoruna gitmediği görülürken, dişlerini günde iki kez fırçalayanların oranının yüzde 46, günde bir kez fırçalayanların oranının ise yüzde 33 olduğu gözlemlendi.

Sağlığın Etkin Yönetimi için Teknoloji Destek

Teknolojinin sağlıktaki rolü hakkında önemli bilgiler veren araştırma sonuçlarına göre toplumun yüzde 85’i sağlığı yönetmede teknolojinin yardımcı olabileceğini düşünüyor. Kamuoyunun yüzde 76’sı teknoloji ilerledikçe birçok hastalığın tedavisinin kolaylaşacağına inanırken, kamuoyunun yüzde 73’ü ev bakımı ve kişisel bakım için olan elektronik ürünlerin de hayat standardını yükselttiğini belirtiyor.

Dijitalleşme ile Teşhis ve Tedavi Kolaylaşacak

Fikir önderleri, dijital sağlık teknolojilerinin hastalıkların teşhis ve tedavilerini kolaylaştıracağını, hastanelerdeki hasta yoğunluğunu azaltacağını ifade ediyor. Ayrıca maliyet ve zamandan tasarruf sağlayan dijital sağlık teknolojileri sayesinde hasta bakımı ve tedavisinde de kalitenin artacağını öngörüyor. Kamuoyunun da yüzde 76’sı dijital sağlık teknolojileri sayesinde hastalıklara erken teşhis sağlanabileceği görüşünde.

En çok Röntgen, Ultrason ve MR kullanılıyor

Araştırma sonucunda çıkan kamuoyunun düşüncesine göre; Türkiye’de görüntüleme cihazları içerisinde en çok, yüzde 51 ile röntgen, yüzde 35 ile MR ve yüzde 26 ile ultrason kullanılıyor. Diğer yandan kamuoyunun yüzde 78’i MR cihazının, yüzde 65’i ise ultrasonun radyasyon içerdiğini düşünüyor. Bilinenin aksine MR ve ultrason radyasyon içermiyor. Meme kanserinden korunma yöntemleri konusunda kadınların daha fazla bilinçlenmesi gerektiğini ortaya koyan araştırmaya göre kadınların yüzde 58’i elle muayene yöntemini uygulamıyor, yüzde 78’i ise mamografi çektirmiyor ve doktor kontrolüne gitmiyor. Bu konuda fikir önderlerinin yorumu ise koruyucu sağlık konusunda daha fazla bilinçlendirme çalışmalarına ihtiyaç olduğu yönünde.

Evde Bakım Kültürü Oluşturulmalı

Ayrıca dijital sağlık teknolojilerinin evde bakım hizmetlerine de yarar sağlayacağı düşünülürken, kamuoyunun yüzde 81’i ev tipi cihazların hastaya bakan kişinin hayatını kolaylaştırdığını düşünüyor. Fikir önderleri kronik rahatsızlığı olan ya da hastalıktan sonraki iyileşme evresinde olan hastalar için evde bakımın olumlu katkılarını belirtirken, bunun genel sağlık maliyetlerini düşürmeye yardımcı olduğunu ve evde bakım kültürünün geliştirilmesi gerektiğinin altını çiziyorlar.

Araştırma Hakkında:

Araştırma, IPSOS Araştırma ve Danışmanlık Hizmetleri A.Ş. tarafından Philips Türkiye için gerçekleştirildi. Türkiye kentsel nüfusu NUTS1 düzeyinde temsil eden 12 ilde (İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Balıkesir, Erzurum, Gaziantep, Kayseri, Malatya, Samsun, Trabzon) 15-64 yaş arası bireylerle görüşülmüştür. Örneklem tabakalı örnekleme yöntemi ile kurgulandı. Toplam 1309 görüşme tamamlandı ve ağırlık kullanılmadı.

Araştırma, 2019 yılı Nisan ve Mayıs aylarında yürütülmüş olup, sahada CAPI (bilgisayar destekli) yüz yüze yöntem ile anketler gerçekleştirilmiştir. Araştırmadaki ilgili sorular temel olarak aşağıdaki başlıkları kapsamaktadır:

Demografik Bilgiler
Sağlık Alışkanlıkları ve Sağlık Geçmişi
Sağlık Algısı, Sağlık ve Teknoloji,
Yetişkin Bakımı,
Gündelik Alışkanlıklar
Anne ve Çocuk Bakımı

Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon Hastaları için 1 Dakika!

ADHAD  (Akciğer Damar Hastalıkları Araştırma Derneği) ile Nobel İlaç, Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon hastalığında farkındalık için ortak bir projeye imza attı. ADHAD ile Nobel İlaç, PAH (Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon) hastalığına toplum nezdinde dikkat çekmeyi ve PAH hastalarının merak ettikleri sorulara hızlıca cevap bulabilmelerini hedefliyorlar.

AHDAD ve Nobel iş birliğiyle gerçekleştirilen “1 dakika PAH”  projesi hem toplumu hem de PAH hastası ve hasta yakınlarını bu hastalıkla ilgili farkındalığı artırarak bilgilendirmeyi hedefliyor. Proje kapsamında PAH ile ilgili en çok merak edilen 13 soru alanında uzman hekimlerce yanıtlanarak videoya alındı. Göğüs hastalıkları, kardiyoloji, pediatrik kardiyoloji, romatoloji gibi farklı branştan hekimlerin anlatımıyla hazırlanan 13 farklı video hem youtube üzerinden hem de ADHAD web sayfası üzerinden yayınlanmakta.

Milyonda 30 ile 50 kişide görülüyor

PAH toplumda her yıl milyonda 30 ile 50 kişide görünen nadir ve hayatı tehdit eden bir hastalık. Hastalığın adında hipertansiyon kelimesinin geçmesi nedeniyle bu hastalıkla mücadele etmeyenlerce farklı algılanabilen PAH, tansiyon aletleriyle koldan ölçülen kan basıncından farklıdır. Pulmoner arteriyel hipertansiyon, akciğerlere kan taşıyan ve “pulmoner arter” adı verilen damarlardaki kan basıncının yüksek olması durumudur. Özetle, vücutta dolaşan kanı oksijenlenmek üzere kalpten akciğerlere getiren damarlarda kan basıncının artması şeklinde tanımlanabilir.

Kadınlarda daha sık görülüyor

Akciğerlerinize giden bu damarlardaki kan basıncını ölçmek için uzman doktorlarca kalp kateterizasyonu yapılması gereklidir. Bulguları spesifik bir özellik taşımadığından, hastalık sessiz ve ilerleyici seyreder. Pulmoner hipertansiyonun en sık görülen ana belirtisi nefes darlığı olmakla birlikte yorgunluk, kalp hızında artış, bacak, bilek ve karın şişliği, özellikle egzersiz yaparken olan baş dönmesi ve egzersiz sonrasında hissedilen göğüs ağrısı diğer belirtiler arasındadır. Bu belirtiler egzersiz yaparken, yokuş yukarı yürüyüşlerde ya da merdiven çıkarken daha da artabilir. Nefes darlığı, çabuk yorulma, iş yapma gücünün azalması ve bazen bayılma gibi belirtiler diğer birçok hastalıkta da görülebildiğinden genellikle tanı konması gecikebilmektedir. Pulmoner arteriyel hipertansiyon, kadınlarda daha sık görülmekte, araştırmalar bunun hormonlarla ilgili olabileceğini düşündürmektedir.

Atama | Johnson & Johnson Medikal’e Yeni Genel Müdür

Refik Öner

1 Eylül 2019 tarihinden geçerli olmak üzere Johnson & Johnson Medikal Cihazlar Türkiye ve MISSA (Magreb, İran, Sahra Altı Afrika) Genel Müdürü pozisyonuna Refik Öner atandı.

Refik Öner, Johnson & Johnson Medikal Cihazlar bünyesine katılmadan önce 20 yılı aşkın süredir, hızlı tüketim maddeleri sektöründe faaliyet gösteren Procter & Gamble, Reckitt Benckiser, ve Koç Grubu şirketlerinde çalışmıştır. Geçmişte Türkiye, Birleşik Krallık, Avrupa, ABD, Ortadoğu, Afrika gibi bir çok coğrafyada farklı iş birimlerinde artan sorumluluk ve liderlik görevleri üstlenmiş olan Öner, çeşitli pazarlama, satış, strateji, ve ticaret görevlerinde kazandığı farklı deneyimler ile dolu bir kariyer geçmişine sahiptir.

Refik Öner, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendiği bölümü mezunudur, ayrıca Harvard Business School’dan “Clayton Christensen ile Yıkıcı Strateji” sertifikası sahibidir.