Tıbbi Cihaz Sektörü Finansal Kriz İçinde!

Tıbbi cihaz ve malzeme sektörü içinde bulunduğu finansal krize çözüm arıyor! Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde 9 ayı, üniversite hastanelerinde ise 24 ayı bulan ödeme vadesi dolayısıyla sektörde firma sayısında erime ve ürün çeşitliliğinde daralma yaşadığı ifade ediliyor.

ARTED (Araştırmacı Tıp Teknolojileri Üreticileri Derneği), SADER (Sağlık Gereçleri Üreticileri ve Temsilcileri Derneği), SEİS (Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası) ve TÜMDEF (Tüm Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi Dernekleri Federasyonu) tarafından oluşturulan Sağlık Endüstrileri Platformu, 27 Ağustos 2019 tarihinde Ankara’da yaptığı basın toplantısında, kamu ve üniversite hastanelerinden ödeme alamadıkları finansal kriz içinde olduklarını ifade etti.

Toplantıya Güneydoğudan ve Egeden de medikal dernek temsilcileri katıldı.

Erkin Delikanlı

ORDER (Ortopedi ve Omurga Cerrahisi Tıbbi Malzeme İmalatçıları, İthalatçıları ve İhracatçıları Derneği) Başkanı Erkin Delikanlı tarafından yapılan açıklamada, “Kamu ve üniversite hastanelerinde satın alınan tıbbi cihazların ödeme vadeleri makul süreleri aşmıştır; Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde 9 ayı, üniversite hastanelerinde ise 24 ayı bulmaktadır” denildi.

Erkin Delikanlı, şöyle konuştu:

“Geçen 12 yıl içinde hastanelerin diğer masraf kalemlerine (elektrik, su, doğalgaz ödemeleri; personel ücretleri ve SGK primleri; temizlik, ulaşım, yemek giderleri, mefruşat ve bakım-onarım vb.) bakıldığında kur, enflasyon, asgari ücret artışları oranında fiyat düzenlemesine gidilmeyen tek satın alma kalemini tıbbi cihazlar oluşturmaktadır. Hastaneler, sağlık hizmeti sunmak için kullandıkları tıbbi cihazların ödemelerini yapmak yerine, aldıkları yan hizmetlerin (bakım-onarım, temizlik, yemek vb.) ödemelerini daha önce yapmaktadır. Hem ödemedeki gecikmeler hem de finansal araçlara ulaşma imkanımızın kalmaması sektörümüzü çıkılmaz bir darboğaza sokmaktadır.

SUT İlk Kez 2007’de Yayımlandı

Satın alınan tıbbi cihaz fiyatları Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) ile belirlenmektedir. SUT’un ilk kez yayımlandığı 2007 yılında tıbbi cihaz fiyatları belirlenirken dolar kuru 1,32 TL idi. O günden bugüne dolar kuru 4.5 kat artarken, kümülatif enflasyon %196 olarak gerçekleşmiştir. Ve o günden bugüne tıbbi cihaz ve hizmet ödemelerinde sistematik bir düzenleme, güncelleme yapılmamıştır.

Firma Sayısı Her Geçen Gün Azalıyor

Güncellenmeyen SUT fiyatları ve hastanelerin ödeme vadelerinde yaşanan gecikmeler sebebiyle;

  • Düşük fiyatlar ve geç ödeme politikası dolayısıyla küçülen ya da faaliyetlerini durdurmak zorunda kalan firma sayısı her geçen gün artmakta ve uzun eğitimlerden geçerek yetişen, konusunda deneyimli ve yetkin sektör çalışanları işsiz kalmakta,
  • Bayilik sisteminin sürdürülmesi mümkün olmadığından bazı ürün gruplarında büyük şehirler dışında hizmet götürülememekte,
  • Satılan ürünler ya yerine konulamamakta ya da üretilememekte,
  • Oluşan tıbbi cihaz açığını kapatmak için hastaneler ve sağlık çalışanları, kalitesinden emin olunmayan veya klinik açıdan yeterince deneyimlenmemiş tıbbi cihazları kullanma yoluna gitmeye mecbur kalmakta,
  • Yaşanan tedarik sıkıntıları nedeniyle hastalara tanı konulamamakta, tedavileri tam ve zamanında yapılamamakta,
  • Bulunabilen ürünlerde bedellerinin tamamı Kurum tarafından karşılanması gerekirken, hastalar ancak cepten ödeme yaparak ürün temin etmek zorunda kalmaktadır.

Öncelikli Tıbbi Cihaz ve Malzemeler Neler?

Yaraları saran sargı bezi; kalbi attıran kalp pili, yetmezliği çözen kalp kapakları, tıkalı damarları açan kateter, balon, stent, kalp nakli için zaman kazandıran yapay kalp destek cihazları; bebek, çocuk ve erişkin sonda ve idrar torbaları; hastalıklara tanı koyduran laboratuvar testleri, numune alınan enjektör ve tüpler; yara bakım ürünleri; MR, tomografi, ultrason gibi görüntüleme cihazları; aktif hayata döndüren diz ve kalça protezleri, diyaliz makineleri, beyin ve ağrı pilleri; şeker hastalarının takibini yapan şeker ölçüm cihazları ve çubukları; insülin enjeksiyonu yapılmasını mümkün kılan kalem ve iğne uçları; kapalı ve laparoskopik tüm cerrahilerde kullanılan el aletleri, kesikleri kapatan sütürler, hasta başı monitörler, ameliyat sonrası yoğun bakımda bağlanılan cihazlar tıbbi cihazdır.”

Hastaneler Daha Düşük Kaliteli Ürün Alıyor

Toplantıda; tedarik sorununun aynı zamanda; ürün çeşitliliğinin azalması, giderek daha az sayıda firmanın ayakta kalması, ürün kalitesinin düşmesi, hastanelerin daha düşük kaliteli ürünleri satın almak zorunda kalması gibi yan sorunları da beraberinde getirdiği ifade edildi. Son iki senede ihaleye giren firma sayısının yüzde 65 – 75 aralığında azaldığı ve giderek daha az sayıda firmanın daha az ürünle ve daha az rekabetçi ortamda varlık göstermeye çalıştığı kaydedildi.

8 Bin Firma Kapandı

Metin Demir

SEİS Başkanı Metin Demir ise aldığı bilgilere göre 8 bin firmanın kapandığını ifade etti. “Sektörde erime olduğu ortada” diye konuşan Demir şöyle devam etti:

“Tıbbi cihaz sektörüne baktığımızda; 150 milyar liralık sağlık pazarının yüzde 7-8’idir. Bu aslında çok küçük bir oran. Demem o ki bu sektörün sorunlarını çözecek rakamlar o kadar devasa değil! Üniversitelerin zaten 2 seneye varan ödemeleri oluyordu ama Sağlık Bakanlığı hastaneleri düzenli ödeme yaptığı için firmalar hayatını bir şekilde sürdürülebiliyordu. Sağlık Bakanlığı da ödemelerini bu sene aksatmaya başladı ve sektör Haziran ayında ödeme alamadı. Temmuzda da alamadı. Ağustosta can suyu alarak varlığını sürdürmeye çalışıyor.

“Bankadan Kredi Kullanamıyorsunuz”

Ekonomik krizin olduğu ülkemizde bankalar tarafında da zorluklar var; paranızı alamıyorsunuz bankadan kredi kullanamıyorsunuz, kaynaklar sınırlı.

Bugüne kadar hizmetin hala veriliyor olması, tıbbi cihaz sektörünün, kendi kaynakları, evi, arabası, tarlası ve var olan tüm finansal enstrümanlarını harekete geçirerek sisteme enjekte etmesiyle mümkün oldu. Yoksa hiç bir sektörde bu kadar geriden gelinmez.

“Bu Toplantıları Ayda Bir Yapacağız”

Sorunlarımız çözülene kadar bu toplantıları ayda bir yapmayı planlıyoruz. Muhataplarımızla birlikte haftalık bir çalışma yapsak bu sorunlarımızı çözebileceğimize inanıyorum fakat şu anki iletişimsizliği aşmak zorundayız.”

Firmalar İhalelere Katılamıyor!

Toplantıda ayrıca, ihaleye katılamayan firmaların arttığına dikkat çekildi ve durum şu ifadelerle anlatıldı:

“Siyami Ersek Hastanesinin ihalesine birkaç sene önce yaklaşık 150 firma girerken bugün aynı ihaleye 25 – 30 firmadan daha fazlası girmiyor. Aynı şey İzmir İl Sağlık Müdürlüğünün düzenlediği ihalede de görülebilir. Birkaç sene önce, ülkenin her tarafından firmalar bu ihaleye teklif verirlerken bugün 20-25 firma teklif verebildi. Bu durum, geri kalan firmaların ya artık hayatlarını sürdürmediği ya da teklif verecek cesaretlerini olmadığını gösterir.”

“Herhangi bir Yaptırım Yok!”

Umut Gökalp

ARTED başkanı Umut Gökalp de, “Tıbbi cihaz sektöründe belirsizlik bir diğer sorunlu konu! Maalesef önümüzü göremiyoruz. Vadesi dolduğu halde yapılmayan ödemeye karşı herhangi bir yaptırım yok. uzun vadede sürdürülebilir bir sistem yok fakat hızla oluşturulmak zorunda.

“Bir Adım Öteye Geçmek İstiyoruz”

SADER Başkanı Tansu Halıcı ise, “Platform olarak 2 yıldır varlık gösteriyoruz. Finansla sorunları aşmak ve bir adım öteye geçmek istiyoruz. Yerli üretim konusunu tartışmak istiyoruz. Problem daha da büyümeden çözümlenmelidir. Şöyle ifade edeyim; bizler kamu bankaları ile çalışıyoruz ve bankaların bilançomuzda gördükleri, kamu hastanelerinden alacaklarımız dolayısıyla, negatif olarak değerlendiriliyor” diye konuştu.

“Ödeme, Vicdan ve Keyfiyet Konusu Değildir!”

MASSİAD (Marmara Tıbbi Cihaz Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği)  Başkanı Mahmut Cumbul ise, “Ödeme konusunun vicdan ve keyfiyet konusu olmaktan çıkartılmasını yasal güvence sistemine dönüşmesini istiyoruz. Dünyada bunun örnekleri var. Biz her dönem ricacı olan, parasını alacak mı alamayacak mı diyen bir sektörün ülkeye de kendisine de yararlı olamayacağına inanıyoruz. Geri ödeme sisteminin otomatik bir mekanizmayla sürekli güncellenen bir hal almasını ve ödemenin de yasal güvenceye alınmasını talep ediyoruz” dedi.

“Türkiye’nin en iyi izlenebilir sektörüyüz”

TÜMDEF Başkanı Kemal Yaz ise, “Tıbbi cihaz, kayıt altında olan Türkiye’nin en iyi izlenebilir sektörü. Şehir hastaneleri projelerinde bu sektörü çok daha iyi bir hale getirebilirdik aslında ama geç kaldık. Yerel ve yerelleşme denildiği halde daha kötü bir hale gidiyoruz” diye konuştu.

Radyasyon Onkolojisi Asistan Sayısı Hızla Arttırılmalı

“Önümüzdeki yıllarda radyoterapi alması gerekecek hasta sayısında artış bekleniyor. Yakın gelecekte branşımızı temsil edecek uzman sayısının kritik düzeylere inme riski bulunuyor. Bu nedenle radyasyon onkolojisi için planlanan asistan sayılarının hızla arttırılması gerekiyor”

Prof. Dr. Beste Atasoy

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi AD Başkanı ve S.B.-M.Ü. Pendik E.A.H. Radyasyon Onkolojisi Kliniği Sağlık Hizmetleri Sorumlusu Prof. Dr. Beste Atasoy, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

Kliniğinizi tanıyabilir miyiz?

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı 1996 yılında kuruldu. Altunizade’de bulunan Marmara Üniversitesi Hastanesinde 2010 yılının sonbaharına kadar referans bir merkez olarak tedavi ve poliklinik hizmetlerini, akademik çalışmalarını devam ettirdi. Bu tarihte hastane Pendik’te bulunan ve ortak kullanım protokolü uyarınca hizmet veren Sağlık Bakanlığı Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesine taşındı. Ancak ana binada radyasyon onkolojisi kliniği altyapısı için bir alan bulunmamaktaydı. Bu nedenle yeni ve uygun bir ek binanın yapılması zaman aldı. Cihazların da kurulduğu Ağustos 2013’e kadar poliklinik hizmeti veren kliniğimiz bu tarihten beri tedavi ve poliklinik hizmetlerine aralıksız devam etmektedir.

Tıbbi cihaz donanımınız konusunda bilgi verir misiniz?

Şu an iki yüksek enerjili lineer hızlandırıcıyla ve bir yüksek doz hızlı brakiterapi cihazıyla çalışmaktayız. Eksternal tedavilerde olduğu gibi brakiterapide de uygulamalarımız üç boyutlu bilgisayarlı planlama eşliğinde yapılmaktadır. Kliniğimizde eksternal tedavilerin tamamı yoğunluk ayarlı yapılan planlamalarla ve görüntü rehberliğinde gerçekleştirilmektedir. Ayrıca gerekli endikasyonlarda solunum kontrollü uygulama yapılmakta ve yine uygun hastalarda tedavi stereotaktik radyoterapi prensipleri doğrultusunda gerçekleştirilmektedir. Tıp Fakültemizin varlığıyla akademik kimliği güçlü bir eğitim araştırma hastanesi kliniği olarak zaman içinde ve ihtiyaçlar doğrultusunda altyapının daha da gelişmesi mümkün gözükmektedir.

Çalışma ekibinizi tanıyabilir miyiz?

Ekibimiz, 9 hekim (2 profesör, 2 doçent, 1 doktor öğretim üyesi, 2 uzman, 2 asistan), biri yüksek lisans öğrencisi 5 sağlık fizikçisi, 13 tekniker, 2 hemşire, 5 yardımcı personel ve 1 diyetisyen olmak üzere 35 kişiden oluşmaktadır.

Yıllık tedavi alan yeni hasta sayısı ve bunların endikasyonlara göre dağılımları nasıldır?

Kliniğimizde 2018 verilerine göre yıllık tedavi alan yeni hasta sayısı 1079’dur. Poliklinik sayımız 10.000’in üzerindedir. Hastaların %70’e yakını küratif geri kalan hastalarımız palyatif tedavi almaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık görülen tümörlerden meme kanseri ve akciğer kanseri sıklık olarak ilk sıralarda yer almaktadır. Bununla birlikte Anadolu yakasının İstanbul sınırında kalan büyük bir hastanesi olarak nadir tümörler dahil tüm tümör gruplarını gördüğümüzü ve tedavi ettiğimizi söyleyebiliriz.

Akademik çalışmalarınız konusunda bilgi verir misiniz?

Anabilim dalımızda asistan eğitimleri Tıpta Uzmanlık Öğrencisi Çekirdek Eğitim Programı kapsamında devam etmektedir. Şu an bu konuda Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği akreditasyon belgesi için başvurmak üzere çalışıyoruz. Bunun dışında, Sağlık Bilimleri Enstitülerinden, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okullarından ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinden gelen öğrencilerin teorik, uygulamalı ya da seçmeli derslerinde yer almakta ve staj yeri olarak eğitimlerine destek olmaktayız. Ayrıca önümüzdeki dönemler içinde Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde açılmasını arzu ettiğimiz Radyobiyoloji ve Radyofizik Yüksek Lisans Programlarımız adına hazırlık yapmaktayız. Bunun dışında onkoloji ve radyoterapi adına ülkemizde düzenlenen kurs ve toplantılarda öğretim üyesi ve uzmanlarımız eğitici ve düzenleyici olarak görev almaktadırlar.

Öğretim üyeleri ve uzmanların hepsi radyasyon onkolojisi kapsamında kendi ilgi alanlarında klinik ve akademik çalışmalarına devam etmektedirler. Ayrıca yürütücü/ yardımcı araştırıcı olarak BAPKO ve TÜBİTAK destekli projelerde yer almaktadırlar. Tüm bunların yanında bünyemizdeki Şükran Karabelli Radyobiyoloji Laboratuvarında da translasyonel çalışmalarımız farklı disiplin ve bölümlerden danışman hocalarımızla birlikte yürütülmektedir. Bu anlamda sizin aracılığınızla buradan “iyonizan radyasyon” ve “kanser” anahtar kelimeleri üzerinde çalışma yapmak isteyen tüm araştırıcılara ve ortak tüm çalışmalara açık olduğumuzu belirtmek isterim.

Bunun dışında hem radyasyon onkolojisi olarak hem de multidisipliner şekilde düzenlenen ulusal ve uluslararası toplantılara ve kurslara ev sahipliği yapmaktayız. Bunlardan ilkini 27-28 Eylül 2019 tarihlerinde gerçekleştireceğimiz Marmara Radyasyon Onkolojisi Günleri adlı sempozyumumuza ilgilenen meslektaşlarımızı davet etmek isterim (www.marrad2019. org).

Hastanenizde radyasyon onkolojisi uzman ve asistan hekim sayısı yeterli mi?

Asistan hekim sayısı tüm Türkiye’de olduğu gibi bizde de olması gerekenin altındadır. Bununla birlikte, önümüzdeki yıllarda radyoterapi alması gerekecek hasta sayısında artış beklendiği bir gerçektir. Yakın gelecekte branşı temsil edecek uzman sayısının kritik düzeylere inme riski bulunmaktadır. Bu nedenle bendeniz de şahsım ve bölümüm adına buradan radyasyon onkolojisi için planlanan asistan sayılarının hızla arttırılması için çağrıda bulunmak isterim.

Onkoloji hemşireleriniz niteliksel ve niceliksel anlamda sizce yeterlilik arz ediyor mu?

Onkolojiye özel personel yetiştiren bir hemşirelik programı ne yazık ki ülkemizde bulunmamaktadır. Şu an kliniğimizde birlikte çalıştığımız iki hemşiremiz vardır. Bu meslektaşlarımıza bölüm görevlendirilmelerinin ardından kısa bir eğitim vermiş bulunmaktayız. Kliniğin farklı yerlerinde çalışarak ihtiyaçları öğrenmekte ve kendileri de bu doğrultuda öneriler getirmektedirler. Bununla birlikte Türkiye’de Radyasyon Onkolojisi Hemşireliği Sertifika Programı gibi bir programın açılabilmesi halinde radyoterapideki klinik hizmetlerin niteliğinde ciddi bir artış sağlanabileceğini düşünmekteyim.

Radyasyon onkolojisi açısından Türkiye’de kanser adına geliştirilmesi yönünde yapılması gerekenler sizce nelerdir?

Bilginin üretilmesi ve geliştirilmesi konusuna yer verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Maddi destek ve uzun zamanda kazanılan bir araştırma kültürü gerektirse de nitelikli preklinik ve klinik çalışmalarla iyi birer kullanıcı-uygulayıcı olmanın ötesine geçilmelidir düşüncesindeyim. Bu kapsamda nitelikli insan yetiştirilmesi, uluslararası iş birliklerinin arttırılması için gayret ve planlama gerekmektedir.

Birinci basamak aile hekimlerinin de onkolojik hasta yönetiminde rol oynaması gerektiği yönündeki görüşleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kanser, ancak multidisipliner bir yaklaşımla ve bir takım anlayışıyla yönetilebilecek bir hastalıktır. Kanser tanısı sonrası tedavi ve takiplerin yer aldığı bu uzun süreçte ilgili her disiplin katkıda bulunabilir. Bundan üç yıl kadar önce tıbbi onkoloji bilim dalı, aile hekimliği ve fizik tedavi ve rehabilitasyon anabilim dallarının içinde olduğu bir çalışmamızda hastaneye yatış bekleyen metastatik hasta grubunda en sık yatış nedeninin beslenme desteği ihtiyacı ve ağrı palyasyonu olduğunu görmüştük. Bu anlamda aile hekimlerinin özellikle hastanın yaşam kalitesini yükseltecek evde bakım desteği ve bakım vericilerin desteklenmesi konularında biz onkoloji profesyonellerine büyük katkılarının olabileceğini düşünmekteyim.

Disiplininiz çerçevesinde umutla takip ettiğiniz yeni gelişmeler, uygulamalar var mı?

Radyasyon onkolojisinde tedavi cihazları ve teknikler konusunda belli bir doygunluğa ulaşıldığını düşünüyorum. Bundan sonra geleceğin konuları olan yapay zeka ve Endüstri 4.0 kapsamındaki gelişmelerin radyoterapiye entegrasyonu asıl merak ettiğim konular arasında yer almaktadır.

Radyasyon onkolojisi genç hekimler tarafından tercih edilen bir branş mı? Tercih edecek meslektaşlarınıza neler tavsiye edersiniz?

Radyasyon onkolojisi son birkaç yıldır Tıpta Uzmanlık Sınavında yüksek puanla ilk sıralarda tercih edilen bir branş haline geldi. Bunda ne yazık ki genel olarak yataklı servisin ve nöbet sisteminin olmayışının ve tedavilerinin sadece hafta içi yapılışının etkisinin olduğunu düşünmekteyim. Unutulmamalıdır ki, radyasyon onkolojisi tam anlamıyla bir klinik branştır. Radyoterapi kanser gibi kronik bir hastalığın tüm evrelerinde gerek kür ve gerekse palyasyonda yer alan bir tedavi yöntemidir. Disiplinimiz, tüm cerrahi branşlarla ve tıbbi onkoloji başta olmak üzere ilgili dahili branşlarla beraber çalışır. Bunun dışında radyobiyoloji aracılığıyla temel tıp ve fen bilimleriyle ve radyofizik aracılığıyla sağlık fiziği, fizik mühendisliği ve biyomedikal gibi diğer branş ve disiplinlerle ilişki içindedir. Hasta grubunun tamamı malignite tanısı almış hastalardır. Dolayısıyla kanserde tedavi denince adeta kavşak noktasında durmaktadır. Haliyle bu disiplinin uzmanlarından beklentileri yüksektir. Genç meslektaşlarımızın bu bölümü seçerken tüm bunları göz önünde bulundurmalarını önermek isterim.

Novartis Onkoloji Türkiye & Eczacıbaşı İş Birliği

Novartis Onkoloji Türkiye Genel Müdürü Pınar Üstündağ ve  Eczacıbaşı İlaç Pazarlama A.Ş. Genel Müdürü Canan Bademlioğlu

Novartis Onkoloji Türkiye ve Eczacıbaşı İlaç Pazarlama A.Ş. faaliyet gösterdikleri alanlardaki ürünlere hasta erişimini güçlendirmek amacıyla hayata geçirdikleri yeni iş modeli doğrultusunda, güçlü bir iş birliğine imza attı.
Novartis Onkoloji Türkiye; Akromegali, NET, GİST, KML ve Akciğer Kanseri tedavi alanlarındaki 3 ürününün (ruhsatları Novartis’te kalmak suretiyle) satış, tanıtım ve dağıtım haklarını 1 Ağustos 2019 tarihi itibariyle süreli olarak Eczacıbaşı İlaç Pazarlama A.Ş.’ ye tanıdı.

Türkiye’de onkoloji ve hematoloji alanındaki 20 ürünü ve 100’e yakın çalışanı ile hastaların hayatlarına değer katmak üzere çalışan Novartis Onkoloji Türkiye ve hastane ürünleri, dermatoloji, üroloji, gastroenteroloji, pediatri, tüketici sağlığı ve onkoloji alanında 350 çalışanıyla faaliyet gösteren Eczacıbaşı İlaç Pazarlama A.Ş. hastayı ve operasyonel verimliliği odak noktasına koyan ortak bir iş birliği sözleşmesine imza attı.

3 ürünün satış, tanıtım ve dağıtım hakkı Eczacıbaşı İlaç’ta

İki firma arasındaki iş birliği nedeniyle düzenlenen imza töreninde konuşan Novartis Onkoloji Türkiye Genel Müdürü Pınar Üstündağ, iş süreçlerini daha odaklı bir şekilde yönetebilmek ve yenilikçi ürünlerin hastalara erişimini daha da artırmak amacıyla bu iş birliğini hayata geçirdiklerini ifade ederek, “Novartis Onkoloji olarak kanser ve ilgili hastalıkları olan hastaların tıbbi ihtiyaçlarına yanıt vermeye yönelik, yenilikçi onkoloji ilaçları geliştirmek ve sunmak üzere faaliyetlerimize devam ediyoruz. Bu kapsamda; onkoloji, hematoloji ve nadir hastalıklar alanında 25’i aşkın hastalık için 20’ye yakın ürünümüzle global olarak en büyük portföylerden birine sahibiz. İlaç sektöründe her gün daha fazla gelişim ve katma değer ihtiyacına paralel olarak bu alandaki sorumluluğumuzu; halk sağlığında hedeflenen iyileştirmeler için iş birlikleri, istihdama, ülke ekonomisine ve Ar-Ge kapasitesine yapılacak destekler ile değerlendiriyoruz. Bu sorumluluğun bilinci ile yerel üretim projelerimizin yanı sıra yeni iş birliği anlaşmalarıyla da bu vizyonumuzu destekliyoruz. Bu doğrultuda Novartis Onkoloji Türkiye olarak, Eczacıbaşı İlaç Pazarlama A.Ş. ile hayata geçirdiğimiz bu güçlü iş birliğinin önümüzdeki dönemde hastalar için ciddi katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Akromegali, NET, GİST, KML ve Akciğer Kanseri tedavi alanlarındaki 3 ürünümüzün satış, tanıtım ve dağıtım haklarının süreli olarak tanınmasına ilişkin anlaşmamız ile iş süreçlerimizde odaklı bir anlayışı sahipleneceğiz.” dedi.

Eczacıbaşı İlaç için kilometre taşı

Sağlık alanında, çağdaş, güvenilir ve yenilikçi çözümlerle hastaların yaşam kalitesini artırmak için çalıştıklarını belirten Eczacıbaşı İlaç Pazarlama A.Ş. Genel Müdürü Canan Bademlioğlu ise, “70 yılı aşkın süredir, hasta odaklı yaklaşımımızı dünyadaki öncü kuruluşlarla yaptığımız işbirlikleri ile güçlendiriyor, ülkemizde hastaların doğru tedaviye ulaşmalarına katkı sağlıyoruz. Novartis Onkoloji ile hayata geçirdiğimiz bu önemli anlaşma, köklü geçmişimize, hastalara ve topluma karşı taşıdığımız sorumluluğa ve kuruluş vizyonumuza uyumu ile bu iş birliğine olan inancımızı artırıyor. Bu nedenle yaptığımız stratejik iş birliğini, onkoloji hastalarının ihtiyaçlarına yönelik tedavileri almalarına katkı sağlama hedefimizin önemli kilometre taşlarından bir tanesi olarak görüyoruz. Akromegali, NET, GİST, KML ve Akciğer Kanseri tedavi alanlarındaki yenilikçi ürünlerin portföyümüze katılması ile onkoloji, hematoloji ve endokrinoloji alanlarında hastalara karşı artan sorumluluğumuzun bilinciyle değer yaratmayı hedefliyoruz” diye konuştu.

Hepatit Sıklığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Yüksek!

Prof. Dr. Filiz Akyüz

Viral hepatitler tüm dünyada yaygın olarak görülen, ülke ekonomilerini çok yakından ilgilendiren ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Dünya genelinde hastalığın büyük oranda geç dönemde belirti vermesi ve hastaların büyük çoğunluğunun hastalıklarının farkında olmamaları nedeniyle hepatite dikkat çekmek amacıyla 28 Temmuz günü “Dünya Hepatit Günü” olarak belirlenmiştir. 

Türk Gastroenteroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Filiz Akyüz, Dünya Hepatit Günü öncesi açıklamalarda bulundu. Akyüz, Karaciğerde hasar yaparak sarılığa neden olan virüslerin başında en fazla hepatit A (HAV), hepatit B (HBV), hepatit C (HCV), hepatit D (HDV) ve hepatit E (HEV) virüslerinin geldiğini söyledi.

Hepatit B, C ve D virüslerinin sıklıkla kronikleştiğini ifade eden Akyüz, “Bu virüsler, genellikle karaciğerin büyümesi ile ortaya çıkan siroz hastalığına kadar ilerler, hatta karaciğer kanserine neden olabilirler” diyerek, hepatit E virüsünün özellikle gebelerde ölümcül olabilen enfeksiyona yol açabildiğine dikkat çekti.

“Hepatit Sıklığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Yüksek”

Dünya genelinde yaklaşık 250 milyon kişinin hepatit B ile enfekte olduğunu belirten Doktor Filiz Akyüz, “Verilere göre, yalnız 2013 yılında 686 bin kişi hepatit B ile ilişkili kronik karaciğer hastalığı veya karaciğer kanseri yüzünden yaşamını yitirdi” diye konuştu. Akyüz, hepatit C virüsünün dünya genelinde görülme sıklığının ise yüzde 3 olduğunu söyleyerek, “Dünyada 130-210 milyon kişinin bu virüsle enfekte olduğu öngörülmektedir.” dedi.

Türkiye’de hepatit B ve hepatit C sıklığına ilişkin bir araştırma yapıldığını belirten Akyüz, şöyle devam etti:

“Yaklaşık 5 bin 400 kişinin tarandığı çalışmada, Türkiye’de hepatit B yüzde 4 ve hepatit C oranı yüzde 0,5 olarak saptandı. Toplumun yüzde 30’unun hepatit B ile karşılaşmış olduğu tespit edildi. Türkiye’de bölgelere göre oran değişmekle birlikte Doğuya doğru gittikçe hepatit görülme sıklığının arttığı belirlendi. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da hepatit B sıklığının yüksek olduğu ve hepatit D virüsünün de önemli bir sorun olduğu tespit edildi. Hepatit B ve hepatit A için aşılama programlarının uygulanması ile genç nüfusta hepatit B sıklığı azalmaktadır. Ancak göçler ve son dönemlerde aşılamanın ihmali ile bu sorunun uzun bir müddet daha ülkemiz için problem olmaya devam etmesi beklenmektedir.”

Aşılama Programları ve Tanı Testleri

Prof. Dr. Akyüz, dünyada hepatit C için henüz bir aşı uygulamasının bulunmadığının altını çizerek, hepatit C için en önemli risk faktörlerinin riskli iğne kullanımı, diş tedavisi, ameliyat, güvensiz kan transfüzyonu veya kontrolsüz cinsel ilişki olduğuna dikkati çekti.

Hepatit A virüsünde ise risk faktörlerinin kötü hijyen, kontamine sular veya deniz ürünlerinin tüketilmesi ile oluştuğunun altını çizen Akyüz, “Ülkemizde hepatit B virüsünün en önemli bulaş yollarından biri de anneden geçiştir. Bu nedenle aşılama programları ve tanı testleri önem kazanmaktadır.” dedi.

“Aşılama ve Risklerden Uzak Kalma En Ucuz Tedbirdir”

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından bu virüslerin ortadan kaldırılabilmesine yönelik planlamalar yapıldığını anlatan Akyüz, “DSÖ, tedavi ve aşı uygulamaları ile 2030 yılında ölüm ve bu hastalıklarla ilişkili problemlerin yüzde 65 azaltılmasını hedeflemektedir. Ülkemiz için de başta riskli gruplar olmak üzere tarama programları ile buzdağının altındaki hastaların tespiti ve tedavisi önem taşımaktadır. Öncelikle farkındalığın artması, aşılama ve risklerden uzak kalmak alınabilecek en ucuz tedbirlerdir” dedi.

Eğitim, Sağlık ve Sigorta Sektöründen Tamamlayıcı Sağlık Sigortası İş birliği

Servet Özkök, Dr. Ruhsan Gezgin ve Aykut Özalp

Sancak Group bünyesinde faaliyet gösteren Mektebim Okulları tarafından kurulan, kurum ve devlet okullarında çalışan öğretmenlere kişisel ve mesleki gelişim alanlarında eğitim hizmeti sunacak olan “Öğretmen Yetiştirme Merkezleri” 2019-2020 eğitim öğretim yılı itibarıyla faaliyetlerine başlıyor.

Öğretmen Yetiştirme Merkezleri’nin ilk projesi olan “Sana Değer Öğretmenim” programının ilk adımı olarak, öğretmenlere yönelik tamamlayıcı sağlık sigortası (TSS) hizmeti için Mektebim Okulları; Medical Park, BTN Sigorta ve Allianz Türkiye ile iş birliğine imza attı.

Mektebim Okullarının Tüm Öğretmenlerine TSS

Bu proje kapsamında lisansüstü programlar, eğitim ve araştırma amaçlı yurtdışı gezileri düzenleyecek ve bu çalışmalarla bir yandan öğretmenlerin kişisel gelişimlerine ve profesyonel yeterliliklerine destek olacak. “Sana Değer Öğretmenim” programı kapsamında tüm öğretmenlerine TSS hizmeti sunacak olan Mektebim Okulları, bu hizmet için sağlık ve sigortacılık sektörünün önemli isimlerinden Medical Park, BTN Sigorta ve Allianz Türkiye ile iş birliği anlaşmasına imza attı.  

İmza törenine Mektebim Okulları Genel Müdürü Servet Özkök, MLP Care Anlaşmalı Kurumlar Cari İş Geliştirme Koordinatörü ve BTN Sigorta Genel Müdürü Dr. Ruhsan Gezgin ile Allianz Türkiye Satış ve Dağıtım Kanalları Direktörü Aykut Özalp katıldı. Toplantıda öğretmenler için hazırlanan TSS’nin kapsamı ve sunulacak hizmetler hakkında bilgi paylaşıldı.

“Okullarımızın Kapısını Tüm Öğretmenlere Açıyoruz”

Mektebim Okulları Avcılar Kampüsünde düzenlenen toplantıda konuşan Mektebim Okulları Genel Müdürü Servet Özkök, “Bu yıl itibarıyla Mektebim Okulları olarak kampüslerimizi öğretmen ve öğretmen adaylarımıza açıyoruz. Öğretmen Geliştirme Merkezlerimiz ile Türkiye’deki tüm öğretmenlerimizin hizmetindeyiz. Öğretmenlerimizin sağlığı kurumumuz tarafından yapılan sağlık sigortası ile güvence altına alınmıştır. Öğretmenlerimizin bedenen, ruhen ve fiziken sağlıklı olmaları bizim için çok önemli. TSS kapsamında kurumumuza özel birçok hizmetten faydalanabilecekler. Ayrıca tüm okullarımızın kapısını o bölgede görev yapan devlet ya da özel okullarda çalışan tüm öğretmenlerimize açıyoruz. Bugün öğretmenlerimize yönelik yaptığımız yatırımların ilk ayağı olan TSS’yi konuşmak üzere bir araya geldik. Programımız, üniversite iş birlikleri ile gerçekleşecek lisansüstü eğitim programlarıyla, eğitim ve araştırma içerikli yurtdışı gezileriyle, öğretmen ve yönetici yetiştirme programlarıyla devam edecek” dedi.

Medical Park 2012’den beri Sigorta Sektöründe

MLP Care Anlaşmalı Kurumlar Cari İş Geliştirme Koordinatörü ve BTN Sigorta Genel Müdürü Dr. Ruhsan Gezgin de toplantıda yaptığı konuşmada projede yer almaktan duydukları heyecanı paylaşarak, “MLP Care olarak; gerek hastanelerimizle gerekse BTN Sigorta ve BTN Assistance gibi iştiraklerimizle 2012 yılından itibaren TSS kavramının ülkemizde oluşturulmasında öncü rol üstlendik. TSS ile binlerce kişinin sağlığının koruma altına almasına vesile olduk. Mektebim Okullarının değerli öğretmenlerine yönelik hayata geçirdiğimiz bu proje bizim için ayrı bir anlama sahip. Mektebim Okullarında görev yapan eğitimcilerimiz Medical Park Hastanelerimizde sunulan birçok sağlık hizmetinden özel imkânlarla faydalanabilecek. Öğretmenlerimizin sağlığı artık Medical Park’a emanet. Bu değerli projenin bir paydaşı olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.

Bir Diğer Paydaş Allianz Sigorta

Allianz Türkiye Satış ve Dağıtım Kanalları Direktörü Aykut Özalp, öğretmenlerin hayatına değer katacak projelerde yer almanın Allianz Türkiye için büyük önem taşıdığını söyledi. Özalp şöyle konuştu: “Allianz Türkiye olarak, sağlık sigortacılığında sadece sağlık harcamalarını finanse eden kurum olmanın ötesine geçen bir vizyonla faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Önceliğimiz her zaman; değişen talep ve ihtiyaçlara göre yenilikçi çözüm ve uygulamalar sunabilmek. Ülkemizin seçkin eğitim kurumlarından Mektebim Okulları’nı öğretmenlerine tamamlayıcı sağlık sigortası hizmeti sunulması konusunda attığı bu adımdan dolayı kutluyor, bu projenin bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz.”

Hastanelerin İnme Birimleri Bakanlıkça Tescillenecek

Sağlık Bakanlığı, inme vakalarına en hızlı ve etkin şekilde müdahale edebilmek üzere koordinasyonun sağlanması, inme birimlerinin Bakanlıkça tescili ve hekimlerin yetkilendirilmesi gibi düzenlemeleri içeren Yönerge yayımladı.

Kalp hastalıkları ve kanserden sonra dünya genelinde en sık üçüncü ölüm sebebi olan inme, aynı zamanda erişkin yaş grubunda en önemli engellilik kaynağı. Ülkemizde inme sıklığı erişkin nüfusta binde 1-2 kişi seviyesinde ve yılda ortalama 50 ila 100 bin yeni inme vakası yaşanıyor.

Beyin ana damarlarının kan pıhtısı ile ani tıkanmasıyla ortaya çıkan akut inmede tedavinin başarısı, beyin hücreleri tamamen ölmeden damar açıcı yöntemlere başlanabilmesine bağlıdır. Bu hassas sürecin yönetilmesi ve hastaların en kısa zamanda damar açıcı tedaviye ulaştırılması, kapsamlı bir organizasyonu ve koordinasyonu gerektirmektedir.
 
Akut İnmeli Hastalara Verilecek Sağlık Hizmetleri Hakkında Yönerge ile ülkemizde inme hastalığına bağlı ölüm ve sakatlıkları önemli ölçüde azaltmayı ve hastalık sonrası yaşam kalitesinin yüksek seviyede tutulabilmesini hedefleniyor.

İnme birimleri yapılandırılarak tescillenecek

Buna göre; nöroloji kliniği, bilgisayarlı tomografi, yoğun bakım yatağı gibi kaynaklara sahip kamu, üniversite ve özel hastanelerde inme birimleri yapılandırılarak tescil işlemi başlatılacak. Bilimsel komisyon tarafından izlenecek olan merkezlerden idealin altında klinik sonuçları olanlar denetim altına alınacak.

Hekimler Yetkilendirilecek

Akut inmeye müdahale edecek hekimler, Sağlık Bakanlığı tarafından yetkilendirilecek ve insan kaynağının geliştirilmesi için eğitim faaliyetleri zorunlu olacak. Yönerge ile ayrıca hastaların hızla uygun merkezlere sevk edilmesi için hükümler ve algoritmalar belirlendi ve İl Sağlık Müdürlükleri bünyesinde koordinasyon komisyonları kurulması zorunluluğu da getirildi.

Philips’in anjiyografide yeni nesil platformu Azurion!

Philips’in anjiyo cihazı Azurion, laboratuvar verimliliğini optimize ederken doktorların hastalarına en iyi bakımı sunmalarına olanak veriyor. Yeni nesil IGT – Image Guided Therapy platformu Azurion, daha düşük doz ve daha yüksek görüntü kalitesi sunarak daha fazla hastanın teşhis ve tedavisine imkan sağlıyor.

İki yıl önce Türkiye piyasasına giren ve klinisyenlerle yakın iş birliği içinde geliştirilen Azurionda, tanısal anjiyografi ve PKGden (perkütan koroner girişim) kompleks vasküler işlemlere kadar çeşitli prosedürler uygulanabiliyor. Azurion, hazırlık aşaması hatalarını en aza indirmek için klinisyenlere önceden programlanmış, kişiselleştirilmiş ayarlar aracılığıyla üstün nitelikli bakım sunma olanağı verirken, düşük radyasyonla yüksek kaliteli görüntüleme özellikleri sunuyor. Platform, klinisyenlerin hazırlık ve prosedür sürelerini kısaltıp daha verimli çalışmalarını sağlayarak, daha fazla hastanın teşhis ve tedavisine imkân tanımak üzere tasarlandı.

Azurion, hastane ve uzman kliniklerde, kardiyoloji, onkoloji, vasküler ve nörovasküler girişimler dahil çeşitli alanlarda tanı ve tedavi amaçlı kullanılabiliyor. Azurion platformunun yeni iş akışı yaklaşımı, birçok farklı prosedür sırasında destek olarak, prosedürlerin doğruluğunu ve verimliliğini artırmalarına yardımcı olduğu gibi, aynı zamanda kompleks girişimsel işlemler esnasında klinisyenler için çok sayıda gelişmiş iş akışı iyileştirme olanağı sunuyor.

İlk seferde doğru görüntüleme

Philips Türkiye Sağlık Sistemleri Pazarlama Direktörü, Gamze Arbak konuyla ilgili olarak IGTye yönelik vizyonumuz, doktorlara her hasta için doğru tedaviyi seçme, yönlendirme, uygulama ve doğrulama süreçlerinde yardımcı olarak, minimal invaziv girişimlerin önünü açacak entegre çözümler sunmak. Yalnızca bir taramanın bile tekrarlanmak zorunda kalması, doktorların programlarının gerisinde kalmalarına yol açtığı gibi hasta bekleme süreleri ve personel mesailerini de uzatıyor, dolayısıyla ilk seferde doğru görüntüleme yapmak son derece önemli. Bu vizyonu gerçekleştirmek için doktorlarla birlikte çalışarak, tedaviyi daha verimli, daha uygun ve daha kişisel hale getirip toplam bakım maliyetini düşürerek hastaları iyileştirmek için kararlılıkla çalışıyoruz. Bu dönüm noktasına gelmemizi sağlayan, sistemleri ve akıllı cihazları bir araya getiren, Image Guided Therapy alanındaki benzersiz konumumuz oldu. Azurionun piyasaya sürülmesi, Philips’in IGT alanında attığı en yeni adımdedi.

Daha kısa sürede daha fazla hasta tedavisi

Şu anda, IGTnin geleceğini beş temel pazar eğilimi şekillendiriyor: Etkin maliyetle bakım sunma; kompleks prosedürler için artan talep; hastaneler arasında artan rekabet; sağlık tesislerinin konsolidasyonu ve ölçüm odaklı sonuçlar. Bu eğilimler, bakım hizmetinin sunulma biçimini değiştiriyor ve dünyadaki bütün girişimsel laboratuvarlar için güçlükler yaratıyor. Hastalar açısından, daha kısa hazırlık süreleri genel hasta deneyimini iyileştirdiği gibi, hasta yakınlarının bekleme sürelerini de kısaltıyor. Klinisyen ve yöneticiler için ise, daha kısa sürede daha fazla hastanın tedavi edilebileceği anlamına geliyor. Paralel çalışma teknolojisi, klinisyenlerin aynı anda farklı görevleri yerine getirmelerine olanak veriyor.

Yüzde 40 daha geniş görüş alanı

Üst düzey bakım için derin bir klinik iç görü sağlayan platform, yüksek kalite görüntü ve kardiyak çalışmalarda yaklaşık yüzde 40 daha geniş bir görüş alanı sağlayan yeni bir 12 inç detektör içeriyor. Anjiyografi masası yanında yer alan yeni teknolojik donanıma sahip esnek bir ekran, klinisyenlerin girişim sırasında anında hasta verilerine erişmelerine olanak sağlıyor. Anjiyografi masası yanından FlexVision Pro ve TSM Pro ile kontrol imkânı ise klinisyenlerin muayene ve kontrol odaları arasında daha az gidip gelmelerini, dolayısıyla da yeniden sterilizasyon yapma ihtiyacını ve enfeksiyon riskini azaltıyor. Bir laboratuvarda çoklu çalışma noktaları olması, klinisyenlere uygulamaları görüntüleme, denetleme ve değiştirme ve prosedürler arasında kesintisiz geçiş yapma esnekliği sağlıyor.

Düşük radyasyon ortamında çalışma

Prosedür kartları, klinisyenlerin farklı girişimsel uygulamalar için rutin görevler ve kişisel tercihleri önceden programlamasına olanak tanıyarak zamandan tasarruf sağlıyor. Rutin görevlerin önceden programlanması, hazırlık hatalarını en aza indirmeye yardımcı oluyor. Hastanede farklı prosedürler için oluşturulan kontrol listeleri sisteme yüklenebiliyor ve böylece prosedür tutarlılığının korunmasına yardımcı oluyor. Azurion, yeni Sıfır Doz özelliği sayesinde çok düşük radyasyon ortamında çalışmasıyla da oldukça güvenli. Ara yüzleri kolayca birbirine bağlayan platformun Philips Volcano ve diğer markaların çevre birimleriyle kolayca kontrol edilebiliyor, bu da eğitim sürelerini kısaltan ve personel rotasyonunu kolaylaştıran standart bir kullanıcı ara yüzü sunuyor.

Philips, Canlı Görüntüleme ile Yönlendirme alanında, StentBoost, EchoNavigator, HeartNavigator, EP Navigator, OncoSuite, XperCT ve daha birçok yenilikle klinisyenlerin, en faydalı tedavi yöntemini belirlemelerine yardımcı olan inovasyonların sürekli öncülüğünü yapıyor. Tüm bu gelişmiş girişimsel araçlar, klinik iş akışını desteklemek için Azurion 7’ye kusursuz bir şekilde entegre ediliyor.

Dünya çapında 60ın üzerinde kullanıcının katıldığı bir simülasyon çalışmasında, Kontrol Listesi ve Protokolleri sistem üzerinde görüntüleme imkanının hazırlık hatalarını en aza indirmeye yardımcı olacağı sonucuna varılırken, katılımcıların yüzde 91’i Azurion’un prosedür sürelerini kısaltacağını belirtti, yüzde 96’sı ise kullanım kolaylığından duydukları memnuniyeti aktardı.

İlaçta En Çok İthalat Hangi Ülkelerden Yapılıyor?

2018’de en çok ilaç ithalatı yapılan ülkeler arasında ilk beş sırada Almanya, ABD, İsviçre, Güney Kore ve İtalya geliyor.

Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) tarafından yapılan basın açıklamasında şu bilgilere yer verildi:
“Türkiye’de eczacılık ürünleri ithalatı incelendiğinde İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) raporundan elde edilen bilgilere göre Almanya’dan 2017 yılında 828 milyon dolarlık ürün ithal edilirken, 2018 yılında bu rakam yüzde 6,3 artarak 880 milyon dolara yükseldi. Özellikle Almanya’dan ithal edilen ilaç bedeli rakamları 2015 yılından bu zamana kadar sürekli bir artış göstermektedir.  

2018 yılında yüzde 111,1 ile en büyük artış Güney Kore’den yapılan ithalatta gerçekleşmiş olup, ithalata ödenen para 182 milyon dolardan 384 milyon dolara yükseldi. En az artış ise yüzde 5,2 ile İtalya’dan yapılan ithalatta gerçekleşerek, 363 milyon dolarlık ürün ithal edildi.

İlaç ithalatı Türkiye’nin milyarlarca dövizinin yurt dışına çıkmasına neden oluyor. Yerli ilacın üretiminin ve kullanılmasının özendirilmesine yönelik çalışmaların bir an önce hızlandırılması gerekiyor.

Türkiye’nin en çok ilaç ithalat yaptığı ilk beş ülkeden yapılan ithalat için harcanan paranın 2 milyar 589 milyon doları sadece bu beş ülkeye yapılıyor. Bu rakamlar Türkiye’nin ilaçta dışa önemli ölçüde bağımlı olduğunu gösteriyor.”

HIMSS’19 Eurasia 30 Ekim’de Başlıyor!

HIMSS’19 Eurasia, Sağlık Bilişimi ve Teknolojileri Konferansı ve Fuarı 30 Ekim – 1 Kasım 2019 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek.

Konferans Konuları Neler?

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN HIMSS OLGUNLUK MODELLERİ
EMRAM (Elektronik Sağlık Kaydı Benimseme Modeli)
CCMM (Bakım Sürekliliği Benimseme Modeli)
O-EMRAM
AMAM (Analitik Olgunluk Benimseme Modeli)
DIAM (Dijital Görüntüleme Adaptasyon Modeli)

  • SAĞLIKTA HİZMET SÜREKLİLİĞİNDE BİLİŞİMİN ROLÜ
    112 Acil – Hastane – Aile Hekimi Arasında Sağlık Hizmet Sürekliliği
    Hastaneler arasında e-Nabız üzerinden bilgi akışının yönetimi
    CCMM (HIMSS Bakım Sürekliliği Benimseme Modeli)
    Sektör Sunumları
  • SAĞLIKTA İŞ ANALİTİĞİ
    Veriden Bilgiye
    KKDS’de İyi Uygulama Örnekleri
    AMAM Modeli
    Radyolojide KKDS
    Sektör Sunumları
  • SKS (SAĞLIK KALİTE SİSTEMİ) – HIMSS EMRAM SİNERJİSİ
    SKS Hastane ve EMRAM
    SKS Diş Hastanesi ve O-EMRAM
  • SAĞLIKTA DİJİTAL DÖNÜŞÜM
    Klinik Bakış Açısıyla Hastanelerden Evde Bakıma
    Kronik Hastalık Yönetimi
    Evde Sağlık Hizmetleri
  • SAĞLIK HİZMET SUNUMUNDA HASTA YÖNETİMİ
    Hasta Odağında Sağlık Hizmet Sunumundan Hastanın Yönetiminde Sağlık Hizmet Sunumuna
  • SAĞLIKTA NESNELERİN İNTERNETİ
    Birbirleri ile ve Sistemlerle Bağlantılı İletişim Ağları
  • KLİNİK KARAR DESTEK SİSTEMLERİ
    Sağlıkta Yapay Zekanın Geniş Çaplı Kullanımına Hazır mıyız?Elektronik Sağlık Kayıtlarına Dayalı Klinik Karar Destek Sistemleri
  • AÇIK İNOVASYON
    Sağlıkta Start-up Vakti
  • GELECEĞİN HASTANE LİDERLERİ
    En İyi Uygulama Örnekleri

HALK SAĞLIĞI VE BİLİŞİM

KİŞİYE ÖZGÜ TIP TEKNOLOJİLERİ

KLİNİK ARAŞTIRMALARDA BİLİŞİM

YAPAY ZEKA İLE DÖNÜŞEN SAĞLIK

HEMŞİRELİK HİZMETLERİ VE BİLİŞİM

Sergilenecek ürün ve hizmetler
Hasta merkezli bakım ve dijital terapötikler (Ses teknolojileri, giyilebilir teknolojiler, combo ürünler, sağlıklı yaşlanma ve AR/VR teknolojileri)

Büyük Veri & AI-Yapay zeka (BotHealth, 5G, sağlık sistemini öğrenme, digital twin teknolojileri, derin öğrenme)

HIMSS Ödül Töreni
HIMSS’in belirlediği standartları sağlayan başarılı hastanelere ödüllerinin takdim edileceği törende, bu hastanelerin yöneticileri, çalışanları ve işbirliği yaptıkları kuruluşların yöneticileri bir araya geliyor. Geçtiğimiz yıl 164 hastane HIMSS 6, 1 hastane de HIMSS 7 seviyesi ile ödüllendirildi.

Ülke Delegasyonları
T.C. Sağlık Bakanlığının daveti üzerine 58 ülkeden üst düzey Sağlık Bakanlığı yöneticileri davet edilerek, bölgesel iş birliklerinin zemini hazırlanacak. Geçtiğimiz yıl 23 ülkelerden 6 ülke sağlık bakanı ve 100 kadar yabancı davetli katıldı.

Dijital Hastane
HIMSS Avrasya çerçevesinde 2 yıldır uygulanan “Dijital Hastane” konseptinin bu yıl 3.’sü gerçekleşecek. HIMSS 7 seviyesinde olması gereken teknolojilerin ve gereksinimlerin anlatıldığı Dijital Hastane simülasyon alanı ile ziyaretçiler geleceğin hastaneleri ve evde bakım teknolojilerini uygulamalı olarak yakından görebilecek.

Detaylar: https://himsseurasia.com/

klinikiletişim’in yeni sayısında neler var?

klinikiletişim dergisinin yeni sayısı yayınlandı. Haziran – Temmuz 2019 sayısında işlenen konular özetle şöyle:

Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) bu yılki toplantısının ana temasını sağlığın finansmanı olarak belirledi. Sağlık finansmanında reform arayışlarının tartışıldığı ilk gün yapılan oturumda ortak akıl toplantısının sonuçları açıklandı.

Sağlığın finansmanı konusunda En Sık Kullanılan Kavramlar / Sağlık Finansmanında Türkiye’de Yaşanan Olumlu ve Olumsuz Başlıklar / Öneriler neler?

Bu yılki oturumları klinikiletişim okurları için değerlendiren OHSAD Başkanı Dr. Reşat Bahat’a göre, özel hastanecilik büyümüyor sadece şişmanlıyor!

OHSAD 2020’de yurt dışına açılmayı planlıyor! Gelecek senelerde hastane sahipleri ve yöneticilerinden oluşan uluslararası katılımcı sayısı artacak.

SGK Başkanı Dr. Mehmet Selim Bağlı: “Bizim hesaplarımıza göre 2071’e kadar dışsal ciddi bir değişiklik olmazsa temel parametrelerle oynanamazsa SGK’nın topladığı primlerin, emekli maaş ödemeleriyle sağlık harcamalarını karşılama oranları yüzde 75’în altına düşmeyecek”

Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Dr. Abdülvahit Sözüer: “Şehir hastaneleri bizim genel bütçemize konulmuş bir pay; bu yıl 3,5 milyarlık bütçesi konuldu. Şehir hastaneleri bizim için fırsat olabilir. Bu fırsatı hemen değerlendirmeliyiz. Gözler üstümüzde!”

Cumhurbaşkanlığı Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. Necdet Ünüvar: “SUT’un sadece güncellenmesi yetmez, çeşitlendirilmesi de gerekiyor. SUT’u öyle bir planlanmalı ki 1., 2. ve 3.
basamaklar arasındaki çeşitliliği ile sağlık sisteminin iyileşmesine katkı
sağlayacak noktaya taşımalıyız”

Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş. (USHAŞ) Genel Müdürü Mehmet Ali Kılıçkaya: “Sağlık turizmi kapsamında; termal ve ileri yaş
turizminin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum”

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Genel Sekreteri Prof. Dr. Kerem Alkin: “Ülkeye girişte, gümrük kapılarında, sağlık turizmi amaçlı gelen turistler için ayrı ‘hızlı geçiş’ ve ‘kolay işlem’ bankoları oluşturuluyor, ‘e-vize’ uygulaması gündemde”

Ticaret Bakanlığı Sağlık Turizmi Daire Başkanı Alperen Kaçar: “2018’de Yaklaşık 49 milyar dolarlık bir hizmet ihracatımız var. İthalatı
da 20 milyar dolara yakın. Cari fazla verdiğimiz bir sektör”

Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın: “Afi liasyon konusunda bugün en zayıf olduğumuz konu iki sayfalık bir protokolle yola çıkıp sonrasında sorunlar yaşadığımız bir sürece giriyoruz. Belki iki sayfa değil iki yüz sayfalık detaylı stratejilerin masaya yatırıldığı bir model oluşturmak zorundayız”

Kendisinin de afiliasyon deneyimi yaşadığını ifade eden OHSAD Başkanı Dr. Reşat Bahat: “Branş bazlı afiliasyonu neden tartışmıyoruz? Bunun şartlarını iyi şekilde oluşturursak daha geniş bazlı afiliasyonlar oluşturabiliriz. Bence bu işi yanlış taraf fonluyor”

Acıbadem Sağlık Grubu Genel Müdürü Tahsin Güney: “GSS’de istediğimiz yere geldik mi derseniz bana göre gelmedik. Araştırmalar şunu gösteriyor; gelir ve eğitim düzeyi yükseldikçe sağlık hizmetlerinden insanlar daha fazla yararlanıyor. Gelir düzeyi yüksek insanların sağlık sistemine katkılarının önünü açmanız gerekiyor. Bunlardan biri tamamlayıcı sağlık sigortasıdır. Maalesef toplumun yüzde 3 – 4’ü civarında özel sağlık sigortası var”

GSK GSS Genel Müdürü Dr. Mustafa Özderyol: “2015’te ciddi tartışmalar yaşandı ve biz kanunumuza kişisel sağlık verilerinin paylaşılamayacağı hükmünü koyduk. Bu hüküm bazı yerlerde bizim elimizi güçlendirdi ama biraz da kurumun kendi içine kapanmasına sebep oldu. böyle büyük bir verinin toplandığı bir ülkede ileriye dönük projeksiyonların yapılması gerekir diye düşünüyorum. Bu verilerin
kişisel değil anonimleştirilerek açılması gerektiğine inanıyorum.”

OHSAD Yönetim Kurulu Danışmanı Hüseyin Çelik: “Sağlık finansman sistemimiz, geçmişte SSK’nın düştüğü hataya düşmemeli! SSK o dönemde hep maliyet tasarrufu yöntemine gitti; hizmet kalitesini, vatandaşın memnuniyetini ikinci plana koydu. GSS’nin sadece maliyet kontrolüne odaklanmış olması hizmet sunucularının sorunlarına gereken önemi vermemiş olması bence en temel sorunlardan biri”

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) Genel Sekreteri Yrd. Uzm. Ecz. Halil Tunç Köksal: “İlaç üretim tesisleri; 2010’da 49 iken 2018’de 82’ye yükseldi. Akredite Ar-Ge merkezi sayısı; 2010’da 4,
2013’te 6, 2015’te 13 ve 2019’da 32 oldu. Toplam Ar- Ge çalışanı 231″

Güven Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Banu Küçükel: “Gelecekte biz büyümeyi dijital platformlarda büyümek olarak göreceğiz. Hastasız hastanecilik geliyor. Hatta patronsuz hastanelerin geleceği konuşuluyor. hastanelerimizin sınırlarına bağlı kalmayacağız ve orada planlama yok artık!”

Özel Hastaneler Tedarik Zincirini Nasıl Yönetiyor?

Acıbadem Sağlık Grubu Satın Alma Direktörü Hakan Evsine: “Acıbadem’in tüm satın almalarını merkezi olarak yönetiyoruz. Satın almaları alt disiplinlere bölerek yönettik. Alt uzmanlıklar yarattık. Hastanelerdeki depoların yönetimleri de bizde!

Medicalpark Tedarik Yönetimi Direktörü Mustafa Işık:
“Medicalpark’ta merkezi depo yok, 31 hastanenin kendi içinde depolar var. Merkezden yapılan anlaşmalar sisteme tanımlanıyor, bu anlaşmalı kurallara göre mevcut yazılımımızda hastaneler sipariş veriyor. Lojistik süreci tedarikçiler sahipleniyor. Teslimat maliyetini üstleniyorlar”

Memorial Sağlık Grubu Satın Alma Direktörü Doğan Tatari:
“İstanbul’da ve Antalya’da dağıtım merkezimiz var. Ürünlerin bir kısmını dağıtım merkezine alıp hastanelere dağıtıyoruz. Bir kısmını direk hastanelere sevk ettiriyoruz. Ürünün hacmi, tüketim durumuna göre hareket ediyoruz”

Medipol Sağlık Grubu Satın Alma Direktörü İsmail Hızlı:
“Medipol Üniversitesi eğitim grubu ve sağlık grubu olarak 2 ayrı başlıkta takip ettiğimiz satın alma organizasyonumuz var. Merkezi alım yapıyoruz”

İstanbul SGK İl Müdürü Murat Göktaş, İstanbul’da hastanelerle SGK ilişkisini anlattı!

Memorial Hastaneler Grubu Genel Müdürü Uğur Genç: “Zincir de olsa her hastanenin yönetimi farklı!”

Holding Yöneticileri, Şehir Hastaneleri Yatırımcısı olarak deneyimlerini Anlattı!

İlaç Endüstrisinde Son Dönemde Yapılan Yeni İş Birlikleri Neler?

LG İnovatif Ürünleriyle Sağlık Sektörüne Yeni Bir Soluk Getiriyor!

LG Electronics Türkiye Medikal-IT Ürünler Bölüm Satış Müdürü Ekin Doğan, klinikiletişim’in sorularını yanıtladı.

Ekin Doğan

Sizi tanıyabilir miyiz?
İnşaat mühendisliği eğitimi aldıktan sonra, 2001 yılında LG Electronics (LG)’nin Türkiye’deki ilk IT distrübütörü olan firmada çalışma hayatına atıldım. 2010 yılında ise LG Türkiye Genel Merkez ofisine geçiş yaptım. Kariyerime LG Türkiye ekibinde Medikal ve IT Satış Bölüm Müdürü olarak devam ediyorum.

LG olarak, geniş ürün gamımızla kullanıcı hayatlarını kolaylaştıran çözümler sunuyoruz. Yeni ürün ailemiz olan medikal cihazlarımız ile sağlık sektörüne de faydalı olacağız. Özellikle sağlık çalışanlarına tanı, takip ve tedavi süreçlerinde kolaylık sağlayacak ürünlerimiz ile sektörde yer alacağız.

LG Electronics’in yeni medikal ürünleri ne zaman faaliyete geçti? LG’nin Türkiye sağlık sektöründeki hedefleri neler?
LG olarak sektöre daima hayatı kolaylaştıran, pratik ve yenilikçi çözümler sunduk. Hem son kullanıcıya, hem de iş dünyasına hitap eden inovatif ürünlerimizi kullanıcılarla buluşturduk. Aynı yaklaşım ve prensiplerle yeni ürün gamımızla sağlık sektörüne yönelmeye karar verdik. Türkiye’de titizlikle sürdürülen araştırmalarımız ve çalışmalarımız sonucunda sağlık sektörünün ihtiyaçlarını tam olarak tespit ederek, bu ihtiyaçlara yanıt verecek ürünlerimizi sunduk. Kaliteli, rahat kullanılabilen ve üstün özelliklere sahip yeni ürünlerimizin sektöre yeni bir soluk getireceğine inanıyoruz.

İlk olarak pazara hangi ürünlerinizi sundunuz? Ürünlerinizin öne çıkan özellikleri nelerdir? Bilgi verebilir misiniz?
Uzun bir hazırlık döneminin ardından ilk olarak monitör ürün grubumuzu sektöre sunduk. Klinik İnceleme Monitörümüz olan 27HJ712C ve 27HJ713C modeli ve Cerrahi Monitörümüz 27HJ710S ve 27HK510S modeli ürünlerimiz ile Türkiye pazarına girdik. Her iki modelimiz de DICOM* Part 14 ile uyumlu ekran deneyimini 8 MP çözünürlüklü görüntü kalitesiyle sunuyor. 1.3 MP Klinik İnceleme Monitörü 19HK312C ile; radyoloji bölümü, değişimler ve çalışma bilgileri gibi çoklu görevleri rahatlıkla yerine getirebilecek.

Klinik İnceleme Monitörlerimizde bulunan, Flicker Safe modu ve Okuyucu Modu, monitörü uzun süre kullandıktan sonra bile göz yorgunluğunu azaltabiliyor. Dynamic Sync özelliği tutarlı ve doğru görüntü kalitesiyle hızlı yanıt süresini garanti ederken, sunduğu Ultra HD görüntü kalitesi, 350 nits parlaklık ve sRGB renk gamının %99’luk bölümü, daha önceden görülmesi zor olan alanların ayrıntılı gözlemini mümkün kılıyor.

4K 27HJ710S ve FHD 27HJ510S Cerrahi Monitörlerimizde Flicker Safe, Okuyucu Modu ve Dnamic Sync özelliklerine ek olarak, 10bit ekran rengi, %115 sRGB ile zenginleştirilmiş Derin Kırmızı özelliği, yüzey yansımalarını önleyen bir kaplama, harici ışık kaynaklarından gelen yansımayı azaltan bir optik bağlayıcı, tanı ve tedavi esnasında tüm gerçek zamanlı bilgileri net bir şekilde görüntülemeyi sağlayan hızlı tepki süresi özellikleri ile cerrahi prosedürlerin doğru bir şekilde tamamlanabilmesini sağlıyor.

21 inç IPS ekranıyla her açıdan yüksek çözünürlüklü görüntü kalitesi ve renk ifadesi sunan 3MP Teşhis Monitörü 21HK512D montiörü, 1000 nit parlaklık ile net bir şekilde görüntüleme imkanı sunuyor. DICOM Part 14 ile uyumlu olan monitör, gri tonlamalı görüntüleri doğru şekilde görüntüleyebiliyor.

LG Dijital X-ray Dedektörü 17HK700G, rakiplerden yüzde 50 daha hafif olan dedektör, 150 kg ağırlığa kadar dayanıklılık gösteriyor. Tam görüntüyü aktarması yalnızca 3 saniye sürerken, uçak motorları veya araba çerçeveleri için kullanılan karbon fiberden yapıldığından düşme nedeniyle oluşan hasar riskini miniminize ediyor. 14HK701G dedektör ise; en güncel Wi-Fi protokolüyle kablosuz film çekmeyi destekliyor.

Pazarda konumlandırdığınız ürünler ile medikal sektöründe çalışanlardan nasıl geri dönüşler aldınız?
Ürünleri pazara sunmadan önce iş ortaklarımızın ve sektör çalışanlarının ürünlerimizi deneyimlemesini sağladık ve kendilerinden geri bildirimde bulunmalarını rica ettik. Bu geri bildirimler bizler için çok değerliydi. Ürün ailemizin tamamı son şeklini alana kadar birebir deneyimlendi ve Türkiye sağlık sektöründen gelen yorumlar titizlikle yurt dışındaki Ar-Ge ekibimiz ile paylaşıldı. Bu yorumlar, ürün ailesinin genişlemesinde ve sektör taleplerine cevap veren ürünlerin Türkiye’ye getirilmesinde oldukça faydalı oldu. LG Türkiye olarak şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yenilikçi ürünler geliştirmeye ve ürünlerimizi büyük bir hızla kullanıcılarla buluşturmaya devam edeceğiz. Her zaman daha kaliteli, insan hayatına fayda sağlayacak ve ihtiyaçları karşılayacak ürünler için tüm gücümüzle Ar-Ge çalışmalarımıza odaklanacağız.

Ağırlıklı olarak hangi hastanelerle (kamu, özel, üniversite, vakıf) branşlarla çalışıyorsunuz?
LG Türkiye olarak, Görüntüleme Sistemleri alanında hizmet vermekteyiz. Medikal monitorlerimizin kullanım alanlarını klinik inceleme, radyoloji, cerrahi olmak üzere üç ana grupta toplayabiliriz. Bunun yanı sıra yine dijital dedektörlerimiz ile radyoloji alanında yer alıyoruz. Sağlık sektöründeki diğer üreticiler ve bayilerimiz aracılığıyla kamu, özel ve vakıf hastaneleri ile sürekli iletişim halindeyiz. LG Türkiye olarak medikal ürünlerimiz ile pazarda güçlü bir yer edinmeyi planlıyoruz. Sağlık sektörü ile ilgili konferans, fuar, oturumları yakından takip edip katılımlarımızla sektöre destek veriyoruz.

Hastaneler için servis/satış sonrası servis imkanlarınız nasıldır?
LG, Türkiye’de uzun yıllardır başarılı bir şekilde ticari hayatına devam ediyor. Dolayısıyla LG Türkiye bünyesinde, satış ve pazarlama ekiplerinin yanısıra, satış sonrası hizmetler konusunda da tecrübeli ve alanında uzman bir ekip bulunuyor. Kullanıcıların cihazlarla ilgili teknik servis ihtiyaçlarını en kısa sürede çözme anlayışı ile hareket ediyoruz. LG Electronics olarak şimdiye kadar piyasaya sunduğumuz tüm ürünlerde olduğu gibi medikal ürünlerinde de her zaman ürünümüzün arkasındayız.

LG’nin kurumsal değerleri nelerdir?
Amacımız, müşterilerimizi anlamak ve sınırsız yenilikler aracılığıyla optimum çözümler, yeni deneyimler sunmak. Böylece müşterilerimizin daha iyi yaşama sahip olmasına yardımcı olmaktır. LG Electronics olarak tüketici elektroniğinde dünya lideri bir marka olarak, “Senden Öğreniyorum” ilkesi ile daha kaliteli ve insan hayatına fayda sağlayacak ürünler için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Mikroçipler Aslında Küçük Birer Laboratuvar!

Nüve A.Ş.’nin periyodik kurumsal yayını olan N Haber, bu yaz periyodunda yayınlanan 38. sayısında İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Devrim Pesen Okvur ile söyleşi yaptı. Sözkonusu Kurumda 9 yıldır çalışan ve bunun 8 yılında Nüve ürünlerini tercih eden Prof. Dr. Devrim Pesen Okvur, geliştirdiği mikroçiplerle tanınıyor.

Prof. Dr. Devrim Pesen Okvur

Söyleşinin öne çıkan hususlarını klinikiletişim okurları için derledik.

Sizi tanıyabilir miyiz?

Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji – Genetik Bölümünden 1999 yılında mezun oldum. O zamanlar Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü ilk kez Bilkent Üniversitesinde açılmıştı. Bizler ilk mezunlardandık. Doktora eğitimimi ABD’de John Hopkins Üniversitesinde hücresel moleküler fizyoloji alanında tamamladım. Ardından önce İsveç’te Karolinska Enstitüsünde mikrobiyoloji alanında ve sonra yine İsveç’te Kraliyet Teknoloji Enstitüsünde uygulamalı fizik alanında post-doktora yaptım. Sonra tekrar Amerika Birleşik Devletleri’ne dönerek Yeshiva Üniversitesi Albert Einstein College of Medicine’da meme kanseri üzerine post-doktora yaptım. Eğitimler sonrasında Türkiye’ye dönmeye karar verdim.

Benim yaptığım deneyler temiz oda, elektron demeti ile litografi gibi ciddi bir altyapı gerektiren deneylerdi. O zamanlar istediğim altyapı sadece Ankara ve İzmir’de vardı. Kullanabileceğim cihazlar nerede var diye düşününce ve İzmir de güzel bir şehir olduğu için tercihim İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünden yana oldu.

Nüve ile nasıl tanıştınız? Neden Nüve ürünlerini tercih ettiniz?

İzmir’e geldiğimde büyük bir heyecan ve özveri ile laboratuvar kurmak istedim. Nüve ile ilk o zamanlarda tanıştım. İthal cihazlarla ilgili birçok kötü tecrübe duyuyordum. Mesela aldıkları cihazlar arızalandığında, onarım için aylarca beklemek zorunda kalanlar veya onarım maliyetleri sebebiyle cihazları tamir edilemeyenler vardı. Nüve’de böyle bir sorun yok. Biz telefon ediyoruz mümkünse ertesi gün ama en fazla bir hafta içerisinde problemimizi çözüyorlar. Araştırmaların aksamaması için bu çok önemli. Biz Nüve’yi yerli olması, kaliteli olması, fiyatlarının uygun olması ve rahat ulaşılabilir olması sebebiyle tercih ettik.

Laboratuvarınızda birçok Nüve cihazı kullanıyorsunuz. Bu cihazlarla hangi testleri yapıyorsunuz?

Bizim laboratuvarımız Nüve’nin vitrini gibi! Otoklav, inkübatörler, fırınlar, santrifüjler, su banyoları, mikrobiyolojik kabin üstelik üç adet… Biz hücre kültürü çalışmaları yapıyoruz. Örneğin karbondioksitli inkübatörün içine rotator ya da mini mikroskop cihazlarını yerleştirerek çalışmalarımızı rahatlıkla yapıyoruz.

Çalışmalarınız arasında öne çıkan ve tüm dünyada ses getiren mikroçipler hakkında bilgi verebilir misiniz?

Mikroçip aslında küçük bir laboratuvar… Mikroçip denince insanlar elektronik devreli bir şey hayal ediyorlar. Bu yüzden ben Türkçeleştirmek için “Minyatür Laboratuvar – Mini Laboratuvar” dedim. Büyük bir hücre kültürü laboratuvarı düşünün! İçerisinde kocaman mikrobiyolojik kabin, inkübatörler vb. cihazlar var. Bunlar büyük ölçekli ve doğal olarak sarfiyatları da büyük ölçekli. Mikroçiplerde tüm sarfiyatlarınız, hacimler vb. çok azalıyor. Örneğin 50 mikrolitre, bunu normal klasik deney ölçeğine çevirirseniz karşılığı 10 – 20 mililitredir.

Daha da önemlisi biz bu mikroçiplerde canlıdaki ortamı taklit etmeye çalışıyoruz. Mesela iki boyutlu hücre kültürünün gerçekçi olmadığını artık insanlar kabul ediyorlar. Üç boyutlu hücre kültürü olması gerek ya da canlılardaki gibi çeşitli hücre tiplerinin birlikte çalışılması gerekiyor. Canlılarda belli bir organizasyon var. Belli hücreler belli yerlerde. Epitel hücre var, altında bağ doku hücresi var. İşte bu mikroçipler bizim canlıdaki ortamı gerçekten taklit etmemize olanak sağlıyor. Farklı disiplinlerden teknikleri bir araya getirmiş oluyoruz. Fizik ve mühendislik teknikleri kullanılarak nasıl bilgisayar mikroçipleri yapılıyorsa, biz orada kullanılan teknikleri biyolojiye, hücre kültürüne uygun ortamlar yapmak için kullanıyoruz.

Aslında küçük evler yapıyoruz. Gerçekten 2 oda bir salon, 3 oda 1 salon diyebileceğimiz evler. İki bölmesinde iki farklı hücrenin yetiştirildiği, bir bölmesinde akışın olduğu ortamlar yaratıyoruz. Yani hücrelere kendilerini evlerindelermiş gibi hissettirmeye çalışıyoruz. Bir hücreye ilaç testi yaptığınızda hücreler kendilerini kendi ortamlarındaymış gibi hissetmezlerse bu ilaca verecekleri tepki de farklı olacaktır. Bu sebeple yapılan ilaç testlerinde, in-vivo dediğimiz canlıdaki doğal ortamı ne kadar taklit edebilirsek sonuçlarımız o kadar doğru olacaktır.

Mikroçiplerde insan hücreleri de kullanıyor musunuz?

Evet. Bu mikroçiplerde, insan hücreleri de kullanıyoruz. Ve bu çok önemli bir adım. Bu demektir ki hem hayvan deneylerini azaltabilir hem de insan hücresiyle çalıştığımız için daha gerçekçi sonuçlar elde edebiliriz.

İnsan hücresiyle çalışmanın ileride geleceği nokta “Personal Medicine” denilen “Kişisel Tıp”tır. Doktora gittiğimizde “şu ilaçtan başlayalım, bunu bir deneyelim” deniliyor ama her hasta farklıdır ve her ilaç her hastaya faydalı olmayabiliyor. Bu mikroçipler sayesinde, bu denemeler hastadan alınan hücreler üzerinde mikroçiplerde yapılacak ve hastaya en uygun tedavi yöntemi geliştirilecektir. Biz de şu anda yaptığımız bir projede, hastalardan alınan örnekleri kullanıyoruz.

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü teknoparkında kurmuş olduğunuz İNİTİO isimli bir de şirketiniz var.  Burada neler yapıyorsunuz? 

İNİTİO Latince başlangıç demek. İsmine öğrencilerimizle birlikte karar verdik. Bu bizim için başlangıç dedik. Akademik olarak birçok şey yapıyoruz ama bunları topluma daha kısa sürede nasıl sunabiliriz? Bu birinci motivasyonumuz. Diğer motivasyonumuz ise biz bu çipleri kullandığımızda çevremizdeki arkadaşlarımız bu çipleri nereden aldığımızı sordular. Biz de kendimizin yaptığını söyledik. Sonrasında araştırdığımızda dünyada bu çipleri üreten ve satan şirketler olduğunu gördük. Tübitak’ın 1512 programının desteğini alarak şirketimizi kurduk.

Bir tane Amerika’da patentimiz var, iki tane de başvuru halinde Uluslararası Patent (PCT)’imiz var. Tabii ki çalışmalarımız devam ediyor. Şimdi bir çip daha geliştiriyoruz. Bu işte bir yanda sanatçılık var: “Bu çip nasıl olmalı?” Bir yanda ise mühendislik var: “Çözmek istediğimiz soru ne?” Biz canlıda nasıl bir şeyi taklit etmek istiyoruz? Bu iki faktörü birleştirerek ürün çıkarmaya çalışıyoruz.

Gündeminizde yer alan çalışmalardan bahseder misiniz?

Mikroçip çalışmaları çok esnek bir platform. Bu alanda çalışmaya devam etmek istiyorum. Örneğin şu anda bitki ile ilgili bir öğrencimiz tez yapıyor. O çalışma için yine Nüve’den bir test kabini aldık.

Önümüzdeki zamanlarda daha çok hastadan alınan örneklerle ilgili çalışmalar yapmak istiyoruz. Şu anda tıp fakülteleriyle ortak çalışmalar planlıyoruz. Mikroçiplerin tüm çalışmalarımızda olacağını düşünüyorum. Şimdi kanser çalışıyoruz. Bitki çalışmalarına başladık, sonrasında başka hastalık modellerine geçebiliriz. Ama çalışmalarımız biraz fizik, biraz matematik, biraz mühendislik, biyoloji, tıp gibi her zaman disiplinler arası çalışmalar olacak.

Nüve’nin bölge bayisi İndem’in çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nüve’den ve bölge bayisi İndem’den çok memnunum. Ben İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesine geleli 9 yıl oldu ve 8 yıldır Nüve ile çalışıyorum. Nüve ürünlerini hep tavsiye ediyorum. Hatta tavsiye ettiğim arkadaşlarım da aldılar ve çok memnunlar. Bizim çok sorun yaşadığımız hatta kavga ettiğimiz ithalatçı firmalar oldu. Çözülemeyen sorunlardı bunlar. Nüve ile bugüne kadar çözülmemiş bir sorunumuz olmadı. Bakım-servis-onarım çok önemli. İletişimimizin hep bu şekilde devam etmesini diliyorum.

Genç bilim insanlarına tavsiyeleriniz nelerdir?

Genç bilim insanları ne yapmak istediklerini çok iyi düşünsünler, emin olsunlar öyle girsinler bilim dünyasına. Bu işi yapacaksanız eğer bir şeyleri merak ettiğiniz için, yeni bilgi üretmek istediğiniz için bu işe girmelisiniz; yoksa bu işte para yok. Ama gençler gerçekten merak ediyorlarsa, bilgi üretmek istiyorlarsa o zaman kesinlikle bilime dahil olsunlar çünkü bilim insanlarına ihtiyacımız var. Bu çok zor bir yol. Kesinlikle bu kararı vermeden önce çok çok iyi düşünmeliler. Aslında bu aşk işi. Tamamen sevmeniz lazım. Zor bir yol ama bazı yollar da o yolu isteyen için kolay.