Özel Hastaneler Tedarik Zincirini Nasıl Yönetiyor?

Acıbadem Sağlık Grubu Satın Alma Direktörü Hakan Evsine:

“Acıbadem’in tüm satın almalarını merkezi olarak yönetiyoruz. Yurtdışında da hastanelerimiz var, bazı ürünlerin ithalat ve ihracatını sağlıyoruz. Çok farklı malzemeler alıyoruz. Ameliyatlarda kullandığımız malzemeler, basit sarflar var. Resmi olarak bir ecza deposuyuz aynı zamanda. Satın alma, birçok disiplini bir arada yönetmeniz gereken bir yer. Tabi ki maliyet önemli… Biz Acıbadem’de satın almaları alt disiplinlere bölerek yönettik. Alt uzmanlıklar yarattık. Hastanelerdeki depoların yönetimleri de bizde! Grup olarak biyomedikal hizmetler de bana bağlı.

Tedarikçilerimiz var, merkez satın almacılarımız var. Samandra’da merkez bir depomuz var. hastanelerin her birinde an depolarımız var ve nihayetinde servis depolarımız var. Oracle ve hastane grubumun kendi yazılımı olan bir sistemle yönetiyoruz. Bu iki yazılım tamamen entegre vaziyette.

Büyük bir sağlık sisteminin tedariğini yapacaksanız iyi bir kurumsal kaynak planlama (Enterprise Resource Planning – ERP) sisteminiz olacak. ERP sistemini de ihtiyacımıza göre devamlı geliştiriyoruz.

Merkez depoyu tedarikçilerimiz besliyor. Buradan hastanelerdeki ana depolara sevk ediliyor. Bu şekilde besleniyor. Hemşire ve hekimlerle takım oyunu oynayarak satın alım yapabilirsiniz, tek başına sözkonusu olamaz.”

Medicalpark Tedarik Yönetimi Direktörü Mustafa Işık:

“Hastanecilik sektöründe, satın almacılık marifetiyle yapılan alım oranları toplam alımların yaklaşık yüzde 40’ına tekabül ediyor. Yüzde 40 ciddi bir oran. Basit bir örnekle ifade etmek gerekirse; 1 dolarlık satın almada yapılacak bir iyileştirme aslında 2,86 dolarlık ciro getirmeyle eş değerde olabiliyor. 500 bin TL satın almada yapılacak bir iyileştirme 1 milyon 400 bin TL’lik gelir artışıyla eş değerde. Bu, bire üç kuralı olarak geçiyor. Satın almada bir birimde yapılacak iyileştirme nakit akışına etki etmektedir.

SGK odaklı bir hastane varsayalım. Toplam gelirinin yüzde 65’ini SGK oluşturuyor. En büyük gider kalemi doktorlar sonra personel ve üçüncü sırada ilaç malzeme harcamaları geliyor.

Stratejik Satın Alma Nasıl Olur?
Talebi önceden tahmin eden ve bütçe odaklı talebi yönlendiren doğru fiyat stratejilerini planlayan ve organize eden anahtar tedarikçiyi seçen koruyan ve geliştiren, bunları ERP sisteminde takip edebilen ve en kritiği de bunu sürdürülebilir haliyle işi sonuçlandıran bir yaklaşım olarak ifade edebiliriz.

Medicalpark’ta merkezi depo yok, 31 hastanenin kendi içinde depolar var. Merkezden yapılan anlaşmalar sisteme tanımlanıyor, bu anlaşmalı kurallara göre mevcut yazılımımızda hastaneler sipariş veriyor. Lojistik süreci tedarikçiler sahipleniyor. Teslimat maliyetini üstleniyorlar.

Satın Alımda 4 Sınıf
1987 yılında geliştirilen bir matriksten bahsetmek isterim; ürünler 4 sınıfa yerleştiriliyor. Kaldıraç, stratejik, önemsiz ve darboğaz ürünler olarak tanımlanıyor. Kaldıraç ürün; çok sayıda tedarikçi tarafından pazarda satışı yapılan ürünler; basit tıbbi sarflar mesela bu grupta.

Stratejik ürünler için seçilmiş tedarikçiler var. Yüksek derecede bağımlılık sözkonusu, onkolojik ürünler gibi. Kritik ve yüksek alımların ön planda olduğu bir alandan bahsediyoruz. Önemsiz ve rutin ürünler kolaylıkla temin edilen ürünler, temizlik ve kırtasiye grupları gibi. Darboğaz ürünler, az sayıda tedarikçisi var ve ürün sayısı da az. Çok fazla tedarikçi alternatifiniz yok, o ürünü o tedarikçiden almak durumundasınız. Hastane ürünlerinizin hangi kategoride ne kadar ürün tükettiğinizi bilebilmeniz gerekiyor.”

Medipol Sağlık Grubu Satın Alma Direktörü İsmail Hızlı:

“Medipol Üniversitesi eğitim grubu ve sağlık grubu olarak 2 ayrı başlıkta takip ettiğimiz satın alma organizasyonumuz var. Merkezi alım yapıyoruz.

Satın alma yönetiminde 4.0 uygulamalarından bahsetmek isterim: Satın alımlarda ‘ucuz’ kavramı yerine ‘değer’ kavramını öne çıkartıyoruz. Büyük hastane gruplarını hariç tutarak, hastanecilik sektörünün satın alma ve tedarik yönetiminde 3.0 olduğunu ifade edebilirim. Medipol 4.0 uygulamalarını hayata geçiriyor. Sağlam bir altyapımız var.

Sağlıkta 4.0’da iki ana başlık öne çıkıyor: Sıfır risk ile operasyonların yapılması ve giyilebilir teknoloji. İlki hastane içi ve diğeri dışıyla ilgili… Medipol’de sıfır risk ile operasyona yönelik; ameliyathanede paket maliyetlerin standardize edilebilmesi amacıyla, her birimle tek tek görüştük ve her ameliyat için paket hazırladık. Bu paketler ameliyatlardan önce hazırlanıyor, barkodlanıyor ve ameliyathaneye ulaştırılıyor. Malzeme standardımızı bu şekilde oluşturduk.

Yalın hastane benim hayat felsefemi değiştiren bir olgudur. İsrafı engelleme ve insana saygı üzerine kurgulanıyor. Departmanlar arası tabuları yıkarak ekip çalışmasını ön plana koymamızı ifade ediyor. Hastanenin kalite süreçlerini de iyileştiriyor. Medipol’de yalın yönetim uygulamalarının çoğunu hayata geçiriyoruz.”

Memorial Sağlık Grubu Satın Alma Direktörü Doğan Tatari:

“Lojistik konusunda şöyle bilgi vereyim: İstanbul’da ve Antalya’da dağıtım merkezimiz var. Ürünlerin bir kısmını dağıtım merkezine alıp hastanelere dağıtıyoruz. Bir kısmını direk hastanelere sevk ettiriyoruz. Ürünün hacmi, tüketim durumun göre hareket ediyoruz. Takibini yaptığımız 8 bin kadar stoklu kalem var. 800 farklı depolar var takip ettiğimiz. Sistem üzerinde de 60 binden fazla kalem var. Bilgi sistem desteği burada çok önemli.”

“GSS Sadece Maliyeti Değil; Kalite ve Memnuniyeti de Gözetmeli”

9. ve 10. OHSAD Kurultayı programının hazırlanmasında görev alan OHSAD Yönetim Kurulu Danışmanı Hüseyin Çelik, bu seneki Kurultayı klinikiletişim okurları için değerlendirdi.

Hüseyin Çelik

“OHSAD, 10. yılı ile birlikte sektör buluşmalarını gelenekselleştirdi. Son iki yıldır OHSAD Kurultayı programının oluşmasına katkı sunmaya çalıştım. Geniş katılımlı oturumlar yanı sıra sektör sorunları özelinde, hem teorik hem de çalışma hayatında pratik karşılığı olan konuların tartışıldığı eş zamanlı oturumlar düzenledik. Bunun ilkini geçen sene yapmıştık, bu sene geniş kapsamlı haliyle yeniden düzenledik ve epeyi ilgi gördü. Salonlar doluydu ve insanlar yer bulmakta zorlandılar. Önümüzdeki yıllarda bu konsepti devam ettirmeye çalışacağız.

Bu yönüyle baktığımızda OHSAD sadece kamu kurumlarıyla değil, özel sektör, üniversite, akademi ve uygulayıcılarla bir araya geldiği platforma dönüştü.

Sıkı Maliyet Politikası

Bu senenin teması GSS’nin 10. yılı olması dolayısıyla sağlığın finansmanı idi. GSS’yi hayata geçirirken özellikle finansal sürdürülebilirlik adına kaygılar vardı. Bugün gelinen noktada anlaşılan o ki yapılan düzenlemeler kantarın topuzunu kaçırırcasına sıkı bir maliyet politikası uyguladı. Hem kamu hem de özel hastaneler ve üniversite sağlık hizmeti sunucularının mevcut hizmet standartları ve kalitesini tehdit eder hale geldi. Bu yönüyle GSS’nin 10. yılında amaçlananlar ile elde edilen sonuçlara bakılarak, bundan sonra sistemin sürdürülebilirliği adına riskleri ortaya koyarak, bunları birlikte yönetmemiz yönünde oldukça şeffaf, katılımcı ortamda tartışmalar yapıldı.

GSS Büyük Ölçüde Amacına Ulaştı

Yasalaşma sürecinde görev alan biri olarak ifade etmek isterim ki, GSS büyük ölçüde amacına ulaştı. Ancak bütün sağlık hizmetlerini ve doğumundan ölümüne kadar herkesi kapsıyor olmasının sağlık harcamalarında yaratacağı olası riski dikkate alarak Kanun 1.10.2008’de yürürlüğe girmeden EKK kararı ile bazı katı politikalar uygulandı. Başlangıçta kamu ile özeli daha rekabetçi bir ortamda yarıştırmaya çalışırken sistem maalesef kamu ve özeli birbirinden ayıran bir yapıda uygulandı. Burada en büyük sıkıntıyı son 5 – 6 yıldır özel sektör yaşamaya başladı. Kamu, SUT fiyatları üzerinde oluşan maliyetini genel ve özel bütçeden aktarmaya devam ederken SUT fiyatının ve buna endeksli olan yüzde 200 fark ücretinin sabit kalması sonucu başta fark alınmayan branşlar olmak üzere özel sektör enflasyon, kur artışı gibi nedenlerle kendi maliyet artışını karşılamakta yetersiz kaldı.

Burada politika yapıcılar açılım sağlayamadı. Bu da vatandaş ve sektör açısından olumsuz sonuçlara yol açmaya başladı. OHSAD Kurultayında bu konu sıklıkla vurgulandı. Bu yönüyle GSS’nin, kurulma amaçlarından biraz uzaklaştığını ifade etmek mümkün!

Dengeleyici Politika Uygulanmadı

Kamu ve özeli herhangi bir mülkiyet ayrımına tabi olmaksızın hizmet alan vatandaşın hakkını, hukukunu esas alarak kurgulamıştık; kamu ile özelin rekabetinden vatandaşın kazanacağını düşünmüştük ve GSS’nin herhangi bir istisna olmaksızın tüm nüfusus kapsayacak şekilde uygulanmasını hedeflemiştik. İşverene ek bir mali yük getirmemek için prim oranlarında artış öngörmedik. SSK Yasasında var olan prim oranlarını aynen korumaya çalıştık. Bu kamu politika yapıcıları açısından olası harcama riskini yönetmek için maliyet kontrol unsurlarının aşırı ölçüde devreye alınmasında etkili oldu. İlerleyen dönemlerde bunu dengeleyecek politikalar da uygulanmadığı için GSMH içinde sağlığa ayrılan payın o kadar büyük, genişletici politikaya rağmen daha da düştüğünü gördük. Kamu ve özel sektör için fiyatlandırma politikalarını ve yöntemlerini gözden geçirmeye ciddi şekilde ihtiyaç duyduğumuz bir dönem içindeyiz.

Kalite ve Memnuniyet İlk Planda Olmalı

Dünyaya örnek gösterilen sağlık finansman sistemimizin geçmişte SSK’da olduğu gibi hataya düşmemesi gerekiyor. SSK o dönemde hep maliyet tasarrufu yöntemine gitti; hizmet kalitesini, vatandaşın memnuniyetini ikinci plana koydu ve bunun sonucunda vatandaşa yaşattığı sıkıntı nedeniyle devredilen bir kuruma dönüştü. Burada kuşkusuz ki tek karar verici SGK değil; 9 kişilik Fiyatlandırma Komisyonunun 2 üyesini temsil ediyor. Ama tümüne baktığımız yapının sadece maliyet kontrolüne odaklanmış olması hizmet sunucularının sorunlarına gereken önemi vermemiş olmaması bence en temel sorunlardan biridir. Bu çözülmediği takdirde bunun bedelini yine vatandaş ödeyecektir. Kayıt dışılık artacak, devlet hastanelerinde vatandaşın cepten para ödediği kayıt dışılık ortaya çıkacaktır. Eski sağlık sisteminin istenmeyen göstergelerini yaşamaya başlayacağız. Ben bunu en büyük tehdit olarak görüyorum.

OHSAD’da Uluslararası Açılım

OHSAD Kurultayının sonuca etki edecek şekilde tasarlanabilmesi için kamuyla belki daha yakın iş birliği gerekiyor. Bence en önemli paydaş Sağlık Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Sağlık ve Gıda Politikaları Kuruludur. Bu Kurulun 4 üyesinin 10. Kurultayda yer alması, toplantıya katılması ayrı bir kazanım oldu.

Toplantının sonuçları herhangi kısıtlamaya tabi olmadan Kurultayın ilk günü tüm katılımcılarla paylaşıldı. Umuyoruz ki bu öneriler politika yapıcılar tarafından dikkate alınır. Sağlık sistemimiz geleceğe güçlü şekilde devam eder.

Türkiye sağlık pazarı artık uluslar arası nitelik kazanıyor, sağlık turizmi bunun önemli bir göstergesi. Yurtdışında sağlık yatırımı yapan girişimciler de her geçen gün artıyor. Bu da Turquality programının da devreye girmesi bu sürece ayrı bir ivme kazandıracaktır. OHSAD Kurultayının da uluslar arası yapılmasına yönelik açılımları gündeme getirmesi önemli olacaktır.”

Zincir de olsa Her Hastanenin Yönetimi Farklı!

Memorial Hastaneler Grubu Genel Müdürü Uğur Genç, hastane işletmeciliği tecrübesini şöyle anlattı:

Uğur Genç

“2000 – 2005 arasında, dünyanın önde gelen yönetim danışmanlığı firmasında Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin gelecekte nasıl olması gerektiği konusunda onlara akıl verme şansı yakaladım. 2005’ten beri de Memorial Sağlık Grubunu yönetmeye çalışıyorum.

Karlılık mı, büyümek mi, ölçek mi, dinamizm mi diye düşündüğümde bence en önemlisi karlılık! Bunu nerede daha iyi gördüm biliyor musunuz? Bir buçuk yıl önce Memorial borsaya açılacağı zaman dünyanın önemli yatırımcılarının olduğu ülkeleri gezdim. 5 – 6 ülkeye gittim ve 40’tan fazla yatırımcıyla konuştum. Kimsenin karlılık dışında baktığı çok fazla bir şey yok. Karlılık aslında neyi gösteriyor? Nette elinizde kalan parayı gösteren en önemli kriter. Sene sonunda elinizde kalacak olan serbest paranın ne olduğuna bakıyorlar.

Karlılık için ne gerekir; büyüklük gerekir, ölçek gerekir, ölçekten yararlanmak gerekir. Ben dinamizmi biraz da şirket kültürü olarak yorumluyorum.

Kapasiteniz büyümüyorsa ölçekler sınırlamışsa fiyatlarımızı arttırarak büyüyebiliriz. İnsanlar aslında bir değere para öderler ve bizim o değeri arttırmamız gerekir. Bizim değerimiz ne; hastamıza sunduğumuz hizmetin kalitesi. O kaliteyi arttırdığımız zaman insanlar daha fazla para vermeye geleceklerdir.

Kurucu Ekip Çok Önemli

Biz Anadolu’da hastaneler aldık. Analizlerini yaparken, belki 30 – 40 farklı hastane görme fırsatımız oldu. Orada çok fazla şey gördüm. O nedenle kaliteye odaklanmak ve hizmet fiyatını arttırabiliyor olmak bence elimizdeki en önemli araçlardan biri.

Ben 15 yıldır sektördeyim. Gördüğüm şey şu: Bu sektör insan işi ve bizim en önemli işimiz insanları yönetmek. İnsan kaynağı kalitemizin daha iyi olması gerekiyor. Bu kültür işi… Kültür aslında her hastanenin iş yapma şeklini ortaya koyan en önemli nokta. Birçok hastane satın aldığımız için onları Memorial kültürü diye bir kıvama getirmek istiyorum. Bunu bazılarında beceriyorum ama bazılarında da beceremiyorum. O hastane nasıl kurulmuşsa, o kurucu ekip çok önemli; doktor, hemşire, yönetici personel çok önemli ve biz onların iş yapma şekliyle gidiyoruz. Ve çok zor değişiyor en eski hastanemiz Şişli ve en yeni hastanemiz Bahçelievler. Bahçelievler ve Şişli hastanelerimiz arasında iş yapma şeklinde fark var! Hangisinin doğru olduğunu biliyorum ama değiştiremiyorum.

İnsanları çok iyi değerlendirip, onları iyi yetiştirip ve bunu hastalara hissettirmemiz lazım. Fiyatı da bence ancak o zaman arttırabiliriz.

Her Şehrin Hastanesi Farklı

Türkiye’nin gerçeği, vizyoner perspektiflerimizden biraz uzak kalabiliyor. Bizim işimiz yerel bir iş. Ben Diyarbakır Hastanesini farklı yönetiyorum, Kayseri Hastanesini farklı yönetiyorum, Antalya’da üç hastanemiz var üçünü de farklı yönetiyorum. Benim amacım, sektöre ilk girdiğimde, bir üst sistem kurup bunu her yere kopyalamaktı. Ama böyle olmadı. O hastanelere farklı bakmak gerekiyor, piyasa dinamikleri her şehirde farklı. Bu nedenle rekabet değil iş birliği yapmak lazım. Beraber ne yapabiliriz diye bakmak lazım. Hastayı dinlemek lazım; müşteriden mesajları almak lazım…

İlk yapmamız gereken şey bence gelir gider tablosudur; kasadaki para gerçek para değil. Bina, asansör eskidiğinde onu yapacak paranın bir yerde olması lazım. Düzgün gelir gider tablosu, aylık bilanço ilk elde yapılması gerekendir.”

Şehir Hastaneleri Yatırımcıları Anlattı

Akfen İnşaat Genel Müdür Yardımcısı Uğur Kılınç, şehir hastaneleri işletmeciliğindeki rollerini anlattı.

“Adı kamu özel ortaklığı da olsa ortak tarafında kamuya bağlı çalışıyoruz. Rekabeti ciddi noktaya taşıyacak diye düşünüyoruz diye konuşan Kılınç, “Bundan 5 sene önceye kadar özel hastaneler yapıyorduk. Son 5 senedir sağlık kampüsleri inşa ediyoruz. Tekliflerimizi alırken 5.5 – 6 yıllık kontratlarla medikal sektörle buluşuyoruz. Mesela laboratuvar hizmetleri için fiyatı sabitleyerek uzun süreli anlaşma yapmak zorundayız. Özel ve kamunun alışkın olmadığı metot, finansman konusunda zorlanıyorlar” dedi.

“Tek Yerden Hizmet Almak İstiyoruz”

Hizmet aldıkları muhatapları azaltarak tek yerden hizmet almak istediklerini belirten Kılınç, şunları kaydetti:

“Biz 19 hizmeti veriyoruz; P2 kısmında da tıbbi ve otelcilik hizmetleri veriyoruz. İstiyoruz ki otelcilik hizmetlerinin tamamını tek elden yürütelim. Temizlik, yemek, güvenlik, hasta yönlendirme, ilaçlama, otopark gibi hizmetlerin tamamı için tek bir insanla muhatap olalım. Çünkü bu kadar büyük tesisleri birden fazla muhatapla yürütemez hale geliyorsunuz. Eskişehir Şehir Hastanesi 335 bin metrekarelik bir hastane. Yaklaşık 3 bin personeli var, günde 9 – 10 bin hasta geliyor. Böyle bir yapıda muhatapları ne kadar azaltıp tek bir yerle muhatap olursak işler daha yönetilebilir hale gelecek.

Eskişehir gibi Isparta Şehir Hastanesinde de hastane sahipleri, biz hastaneyi açtıktan sonra yatak arttırma yoluna gittiler.”

GAZİANTEP ŞEHİR HASTANESİ 2020’DE AÇILACAK

Kayı Holding İnşaat Sağlık İşletmeleri Grup Başkanı Özgür Demirçivi de “Gaziantep Şehir Hastanesinin yatırımcısı ve işletmecisi konumundayız. Ortaklık yapımız diğer şehir hastanesi yatırımcılarından biraz farklı. Yatırım tarafında iki uluslararası yatırımcımız var. İşletme tarafında da bir uluslar arası yatırımcıyla beraberiz. Gaziantep Şehir Hastanesi 1875 yataklı bir hastane, 640 bin metrekare. 2020 yılında hastaneyi açmayı planlıyoruz” dedi.

Demirçivi’nin konuşmasında öne çıkan hususlar şöyle:

“Kamuyla olan ortaklığımız 5 yıl önce başladı. Kayı Medikal olarak 60 hastanede 900 personelimizle yatırımcı ve işletmeci olarak radyoloji, radyoterapi, nükleer tıp ve fizik tedavi alanında hizmet veriyoruz. PPP alanında yurtdışında takip ettiğimiz projelerimiz var; Romanya ve Kazakistan’da.

Doluluk garantisi sadece radyoloji, radyoterapi ve fizik tedavi gibi bölümlerde var. Hastanenin geneline yönelik bir doluluk garantisi yok. Medikal ekipman yatırımcıları açısından Bakanlığın verdiği fiyatlar artmıyor.

Gaziantep Şehir Hastanesine ilişkin kafamızdaki soru aslında bizim P2 fiyatlarımız… Kurlar bugün çok farklı. Güncel kurun Bakanlık fiyatlarına nasıl yansıyacağı merak edilen bir konu.”

“Özel Hastaneler Yönetmeliği Çok Katı Planlama Getiriyor!”

Dr. Reşat Bahat

Sağlık Kurumlarının Basamaklandırılmasına İlişkin Genelge ile Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme ile birlikte ileri düzey hastane adıyla yüksek seviye merkezler tanımlandı. Bakanlığın belirlediği şartlara uyum sağlayarak hizmet standartlarını karşılayabilen hastaneler, 3. Basamak vasfını kazanabilecek. Ayrıca özel hastaneler vakıf üniversiteleri ile iş birliği protokolü imzalayabilecek.

Sözkonusu düzenleme özel sağlık sektöründe tepkiyle karşılandı. OHSAD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Reşat Bahat, Yönetmelik’in çok daha planlamacı çok daha katı olduğunu ifade etti.

Bahat, şöyle konuştu:

“Burada bir hayal kırıklığımız var. Yönetmelik yayınlanmadan önce bizimle tartışılmasını ümit ederdik. Yaptığımız toplantıların tamamında da sektörün çok ciddi serzenişi var. Yönetmelik hükümleri çok flu, belirsiz. 3. Basamak şartları çok flu, belirsiz. Bunun mutlaka alt yöneticilerle yol haritası çizilecektir ama ciddi bir memnuniyetsizlik oluştu.

Afiliasyonu avantajlı halde bırakmak gerekirdi. Afiliasyonun maddi avantajını çok doğru bulmuyorum ama afiliasyonun branş bazında avantajlı. Çünkü üniversite olmanız tıp fakültesi olmanız için belli dallara ihtiyacınız var.

Branş ilave edemeyeceksem, hocanın ücretini ben ödeyeceksem, fazla ödeme alamayacaksam, üniversite hastanesi olmanın para dışında hiçbir avantajı olmayacaksa özel hastane olarak ben neden üniversite ile afiliye olayım? Öte yandan ben üniversite ile afiliye olmazsam öğrencileri kim yetiştirecek? Öğrenciler ortada kaldı burada.

Bence para şehir hastanesine de herkese de eşit verilmeli. Nitelikli işlere daha fazla para ödenmeli. SUT fiyatlarının yüzde yüz oranında arttırılmasını ve enflasyona endekslenmesini beklerken bu düzenleme bizlerde şok etkisi yarattı. İkinci problemimiz birinci problem haline getirildi. Çok daha planlamacı çok daha katı bir Yönetmelik oldu.”

Afiliasyon Uygulaması Neden Sorunlu?

Prof. Dr. Sabahattin Aydın

Sağlık hizmetlerinde stratejik iş birliği ve afiliasyon olanaklarına ilişkin görüşlerini aktaran Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sabahattin Aydın, şöyle konuştu:

“Dünyada tek başına iş yapma anlayışı yok oluyor; aile şirketleri yerini şirket evliliklerine, uluslar arası şirketlere dönüşüyor. Bir bilim insanın yaptığı çalışmalar yerine artık multidisipliner çalışmalar değer kazanıyor, ürüne dönüşebiliyor. Üniversiteler tek başına belli araştırmalar yapıyor ve elbette değer kazanıyor ama şimdi üniversite – sanayi iş birliği ile beklenen ürünler ortaya çıkabiliyor. Kamu tek başına yaptığı işlerden memnun olmayınca özel sektörü yanına alıp kamu-özel ortaklığı ile projeler hayata geçiriyor. Her sahada artık tek başına başarı sağlamak çok mümkün değil! Biz de bu trendden kaçamayız. Her geçen gün daha güçlü ve daha fazla iş birliklerine mahkum olacağız. Bu yöntemi iyi öğrenmek ve uygulamak zorundayız.

Afiliasyon: İki Sayfalık Bir Protokol

Birden fazla kurumun bir araya gelip iyi bir iş birliği yapması için vazgeçilmez şart her ikisinin de iyi bir stratejik hedefinin olmasıdır. Bugün içinde yaşadığımız sorunların en bariz göstergesi bu. Her iki kurumun da kısa vadeli hedefleri olmakla birlikte uzun vadeli stratejisi olmadığı için bir araya geldiğinde çatışma daha fazla oluyor. Stratejik iş birliklerinde çatışma kaçınılmaz, önemli olan o çatışmayı yönetmektir.

Bu tür iş birliklerinde, afiliasyon, bugün en zayıf olduğumuz konu iki sayfalık bir protokolle yola çıkıp sonrasında sorunlar yaşadığımız bir sürece giriyoruz. belki iki sayfa değil iki yüz sayfalık detaylı stratejilerin masaya yatırıldığı bir model oluşturmak zorundayız.

Çalışanın Görev Tanımı Belli Değil

İkinci husus, çalışanların görev tanımlarının belirsizliği… Bir kişiye iş verili ve onun amiri daha çok görev sınırını belirler, o kişi becerikliyse görev sınırı genişler beceriksizse daralır. Halbuki önceden yazılı sınırları çizili görev tanımları olsaydı birlikte stratejik iş birliği yaptığımız iki kurum bir araya geldiğinde bu görev tanımlarının nerede kesiştiği hangisinin yetkisinin nerede başlayıp nerede bittiği çok net olur.

Afiliye Kurumun Kendi Lideri Olabilir

Bir başka husus, aslında birden fazla kurum bir araya geldiğinde bunların istihdam çeşitliliği başlı başına problem. Üniversite hastanesi, üniversitenin kendi içindeki bir iş birliği modelidir. Üniversite bir hastane kurmuştur, bir de tıp fakültesi kurmuştur, bu iki akademik birimi kendi aralarında afiliasyon yaparlar ama hastanede çalışacak bütün istihdamı rektör belirler.

Bu nedenle iş birlikleri, afiliasyonlarda ortak hedefler konulursa, iş birliğinde uzlaşılırsa ya da ortak olmayan hedefler ayrılır ve burada istihdam ve görevlendirmeler farklılaştırılırsa bu iş birlikleri daha sağlıklı gider.

Yönetim anlamında demokratik kültürümüz yok, eşit insanların eşit şekilde ama ilgi, görev ve sorumlulukları farklı olarak yönetim erkinde rol alması gibi bir kültüre sahip değiliz. Başımızda emredici lider isteriz, böyle bir temayülümüz var. Afiliasyon sonucu oluşan üçüncü kuruma liderlik tanımlamamız gerekebilir.”

2017’de Sağlık Turizmi Geliri 763 Milyon Dolar

Ticaret Bakanlığı Sağlık Turizmi Daire Başkanı Alperen Kaçar, OHSAD Kurultayında yaptığı sunumda şu bilgileri verdi:

Alperen kaçar

“Ticaret Bakanlığı neden hizmet sektörüne destek vermeye başladı?” sorusuyla konuşmasına başlayan Ticaret Bakanlığı Sağlık Turizmi Daire Başkanı Alperen Kaçar şunları kaydetti:

“2018’de Yaklaşık 49 milyar dolarlık bir hizmet ihracatımız var. İthalatı da 20 milyar dolara yakın. Cari fazla verdiğimiz bir sektör. Bakanlığımız yaklaşık 8 yıldır hizmet ihracatına elinden gelen desteği sağlıyor. Ülkemizin sağlık turizmi gelirini 2017’de 763 milyon dolar olarak hesapladık.”

Saha önce Bakanlığımız incelemeci konumdaydı. Bunu artık Hizmet İhracatçıları Birliğine (HİB) devrettik.”

İyi Ekipler Bir Ülkeyi Fethedebilir

Prof. Dr. Orhan Gazi Yiğitbaşı

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Sağlık İş Konseyi Başkanı Prof. Dr. Orhan Gazi Yiğitbaşı, sağlık turizminde çok iyi noktada olduğumuzu ifade etti. Son iki – üç yıl içinde ülke kapasitesinin yüzde 50 arttığını belirterek şunları kaydetti:

“Büyük hastanelerde sadece sağlık turizmi işi yapan çalışma gruplarımız var. Benim çalıştığım hastane Medipol’de 150 kişi sadece uluslar arası sağlık turizmi departmanında çalışıyor. Anadolu Sağlık merkezinde 60 – 70 kişi! Büyük hastaneler bu işi dev bir noktaya getirdiler. İyi ekipler bir ülkeyi çok iyi fethedebiliyor. ‘Bir ülke hastasını yurt dışına ne zaman gönderir?’ konusunu sektör çok iyi çözdü. Ne zaman gönderir:

O tedavi modalitesi o ülkede yapılmıyorsa; yapılıyor fakat sigorta şirketleri bunu karşılamıyorsa; yapılıyorsa ve parası ödeniyorsa fakat sırası çoksa hastalar başka ülkeye gidiyor. Bu şekilde ekipler başka bir ülkeyi fethedebiliyor.

Biz yüzde 20 – 30 oranında aracı ile çalışıyorduk bugün artık bu oran yüzde 10’lara düştü. İşi öğrenmeye başladıkça yaşadığımız sıkıntıları rehabilite etmeyi öğrendik. Ofisler açtık. Bazı gruplar oralarda hastaneler de açtı.

Özel hastanelerde yüzde 10 – 15 oranındaki hastamız yabancı hastalardan oluşuyor. Ciromuzun ise yüzde 25 – 30’unu neredeyse yabancı hastadan kazanıyoruz. Bu çok güzel bir rakam… Bugün ben Türkiye’ye bir anda 300 – 400 hasta getirsem kilitleniriz. Şehir hastaneleri hazır değiliz. Özel hastanelerde bu 300 – 400 hastayı kabul edecek yer yok şu anda. Burada yeni bir çıkışa ihtiyacımız var; USHAŞ bu nedenle önemli bir adım! Devlet sahaya girerse bu çıkışı beraberce yakalarız. Sağlık turizminde rekabette dünya markası yaratmamız lazım; ben tek başıma Acıbadem olarak Memorial veya Medipol olarak bir marka yaratabilirim ama dünya rekabetinde hepimizin bir marka yaratması lazım. Devlet girerse bu işe farklı olur.

Sağlık Turistine Kolaylaştırıcı İşlemler Uygulanmalı

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Genel Sekreteri Prof. Dr. Kerem Alkin, sağlık turizminde Türkiye’nin odaklanması gereken temel coğrafyanın Afrika olması gerektiğini vurguladı ve şöyle devam etti:

“Medikal turizm taleplerinde, küresel ölçekte en yüksek talebi yüzde 25 payla kozmetik tedavisi oluşturuyor. Bunu diş tedavisinin takip ettiği gözleniyor. Ülkeler artan rekabet nedeniyle ülkeye girişte, gümrük kapılarında, sağlık turizmi amaçlı gelen turistler için ayrı ‘hızlı geçiş’ ve ‘kolay işlem’ bankoları oluşturuluyor, ‘e-vize’ uygulaması gündemde.

Medikal turizm taleplerinde gözlenen trend, hızla, sadece ucuz sağlık hizmeti almaktan, daha kaliteli doktorlara, daha kaliteli sağlık hizmetlerine, daha ileri teknoloji sunan sağlık hizmetlerine doğru evriliyor.”

Amerika Önemli Bir Pazar

Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada medikal turizm hareketliliğinin artıyor olması, bu potansiyeli değerlendirmek açısından önemli. Türkiye’ye uzak gözüken Kuzey Amerika pazarı da, zaman içerisinde radara alınması gereken bir pazar olarak öne çıkıyor. Gözlenen o ki Amerikalılar çok mutsuz! Sağlık hizmetleri kötü ve diş tedavilerini ülkemizde yaptırıyorlar. Ülkelerine göre en az 2,5 kat daha az ödüyorlar ve son derece kaliteli hizmet alabiliyorlar. Asya ve Latin Amerika pazarındaki hareketlenme ise zaman içerisinde hızlanacaktır.

İstanbul’da Hastane – SGK İlişkileri Nasıl?

Murat Göktaş

İstanbul’da 7500 civarında sağlık hizmeti sunucusuyla anlaşması bulunan İstanbul SGK İl Müdürü Murat Göktaş, ilave ücretin serbest olması gerektiğini ifade etti. OHSAD Kurultayına katılan Göktaş şunları kaydetti:

“Bazı istisnalar dışında sağlık hizmeti sunucuları bize sorun yaratmıyor. İlave ücretin aşılması konusunda sıkıntılarımız var ama benim kendi fikrim odur ki başından beri ilave ücrete kamu müdahalesini uygun bulmuyorum. Kamu hangi sağlık hizmetleri için ilave ücret alınmayacağı konusunda bir düzenleme yapmış; hastanelerin önemli miktardaki cirolarını da bu alanlar oluşturuyor. Ama bir ortopedi ameliyatı olacak hastanın terci edeceği hastaneden alacağı otelcilik hizmetine ve hangi hekimden hizmet alacağına bağlı olarak ilave ücrette kısıtlamanın devlet tarafından konulmasını uygun bulmuyorum. İlave ücretin piyasa şartlarına göre arz – talep dengesine göre oluşması gerektiğini düşünüyorum. Çok fazla ilave ücret alıyorsanız hastalar bir süre sonra zaten sizi tercih etmezler.

Her Yıl Yüzde 15 – 20 Fazla Ödüyoruz

Nüfusun ve işlem sayısının artmasına paralel olarak İstanbul’da her yıl sağlık hizmeti sunucularına ödediğimiz pay yıllık yüzde 15 – 20 artıyor. Kendi bölgemdeki sağlık hizmeti sunucularına yıllık 4,3 milyar TL ödeme yapıyorum. Bu her yıl yaklaşık 300 – 400 milyon civarında artış gösteriyor. Global bütçeye geçtikten sonra farklılaşma olsa da hizmet sunucularına ödenen parada yüzde 15 artış oluyor.

Mutabakat Komisyon Sayımızı Arttırıyoruz

Hastanelerin bizden beklentileri var; incelemeler ve mutabakatların zamanında yapılması. Biz, 80 personelle her ay yaklaşık 224 bin hastayı inceliyoruz. Bu kadar fazla faturayı incelemek kolay olmuyor. Tıp ve dal merkezleri için avans ödeme süresini iki aya düşürdük. Özel hastaneler için bu süre 4 ay. Üniversite hastaneleri için de 5 ay civarında. Ağustos ayında avanstan çıkmayı düşünüyoruz. Mutabakat komisyonumuzun sayısını arttırıyoruz.

Acil Servisteki Karmaşa Çözülecek

Acil ile ilgili bir kargaşa var. Sağlık Bakanlığı hasta memnuniyeti açısından; SGK maliyet açısından değerlendiriyor. Kurumların performansları bu ölçüye göre değerlendiriliyor. Acilde alan kargaşası yaşıyoruz. Bakanlık ambulansla gelen herkesi acil olarak değerlendiriyor, doğru olabilir ama sonra şöyle bir sorun çıkıyor; ilk müdahale sonrasında hasta daha nitelikli bir operasyona ihtiyaç duyduğunda bunun hala acil olarak değerlendirilip-değerlendirilmeyeceği tartışılıyor.

Bu konuda Bakanlıkla bir çalışma yaptık ve belli bir aşamaya geldik. Hastanelere duyurusunu yapacağız.

Yine acilde ödenip yoğun bakımda ödenmeyen birtakım ilaçlarla ilgili sıkıntılar iletildi. Paydaşlara aktardık.

İlave Ücret Alınamayan İşlemler

İlave ücret alınamayan işlemlerin toplam ciro içindeki payının çok yüksek olması nedeniyle hastanelerden gelen bir talep var. Ya belli bir miktar ilave ücret alınmasını ya da SUT’ta bunlar için yapılan ödemenin arttırılması isteniyor. Hakikaten ilave ücret alınmayan alanların toplam ciro içindeki payı 40, 50TL’ye ulaştığı görülüyor, hastanelerin taleplerini yerinde buluyorum. Raporlama yapıyoruz.

SGK’nın Beklentileri Neler?

SGK olarak bizlerin de sağlık hizmeti sunucularından beklentilerimiz var; özel hasta bakılması durumunda bununla ilgili taahhütnamenin mutlaka yazılı alınması ve kurum tarafından istenmesi durumunda ibraz edilmesi gerekli. Sunulmayan sağlık hizmetine ilişkin yazılı dilekçeyle iptalini istemelisiniz. Bizler beklemeden bunları yapmanızı bekliyoruz.

Hastanelerin bazı kampanyalar düzenlemesinin ben sorun yaratmaması gerektiğine inanıyorum. Mesela sünnet kampanyası ile ilgili ceza uygulanmamalı. Check-up gibi talep arttırıcı, gereksiz kaynak yaratacak kampanyalar için bu geçerli olmamalı.

Ceza Oranları Nasıl?

Denetim sonucu elimizde bekleyen 900 civarında şikayet var. Gerçeğe aykırı faturalama (kasten yapılmış değil kodlaması farklı yerden yapılmış) 295 adet, ilave ücrete uymama 201 adet, sunulmayan sağlık hizmeti 180 adet, kimlik kullanımı 140 adet olmuş.”

USHAŞ’I Daha Yakından Tanıyalım!

Sağlık Hizmetleri A.Ş. (USHAŞ) Genel Müdürü olan Mehmet Ali Kılıçkaya, OHSAD Kurultayında şöyle konuştu:

Mehmet Ali Kılıçkaya

3 Ağustos 2018 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak kurulan USHAŞ’ın merkezi Bilkent Sağlık Kampüsünde yer alıyor. Önceden Ticaret Bakanlığında İhracat Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan ve şu anda Uluslar arası Sağlık Hizmetleri A.Ş. (USHAŞ) Genel Müdürü olan Mehmet Ali Kılıçkaya, USHAŞ hakkında merak edilenleri OHSAD Kurultayında anlattı.

Kılıçkaya, Türkiye’nin sağlık turizminde rekabet avantajına sahip olduğunu belirterek, “Yakın uçuş mesafesi (Ülkemiz 4 saatlik uçuş mesafesinde yaklaşık 1 milyar insana ve 57 ülkeye hitap eden önemli bir jeografik konuma sahip) yanı sıra uygun tedavi maliyetleri, kalifiye personelle kaliteli hizmet sunuyoruz. Modern tıbbi teknolojimiz var, bekleme süresi az, sosyo-kültürel benzerliklerimiz var ve bununla birlikte turistik faaliyetlerimiz çok çeşitli.

Ülkemizde, 48 adet JCI akreditasyonuna sahip sağlık kuruluşu var. Dünyadaki sağlık turizmi harcamaları yaklaşık 500 milyar dolar ile ifade ediliyor, bu rakamın 2023 yılında 1 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Sağlık turizminde hedefimiz 2023’te 2 milyon hastadan 20 milyar dolar gelir etmektir. USHAŞ bu nedenle kurulmuş bir teşkilattır.

Yetki Belgeli 632 Kuruluş Var

Sağlık Bakanlığı tarafından yetki belgesi verilmiş sağlık tesisi ve aracı kuruluşlar sayıları şöyledir:

Özel sağlık tesisi 456; kamu sağlık tesisi 83; kamu üniversite hastanesi 19; vakıf üniversite hastanesi 20; aracı kuruluş 44 olmak üzere toplam kuruluş sayısı 632’dir.

USHAŞ’tan Beklentiler Neler?

Kılıçkaya özel sektörün USHAŞ’tan beklenti ve taleplerini şöyle ifade etti:

“En başta destinasyon tanıtımı yapmamız bekleniyor. Hedef ülkelerin sağlık sistemlerinin takibi ve bu ülkelerdeki boşlukların paylaşılması ikinci sırada geliyor. Diğer talepler şöyle; vize problemlerinin giderilmesi, garanti mekanizmasının kurulması yani USHAŞ’ın garantörlük yapması, alacakların garanti altına alınması ve komplikasyonların yönetimi, ikili anlaşmaların tekrar gözden geçirilmesi (özellikle Almanya, Arnavutluk), sigorta şirketleri ile görüşülmesi ve alternatif poliçelerin üretilmesi, kamudaki fiyatların özelin çok altında kalmaması gerekliliği, sistemin sınırlayıcı değil kapsayıcı olması, hastanelerin tıbbi kaliteye göre sınıflandırılması, medikal sonuçların ve şikayetlerin izlenebildiği bilişim altyapısı kurulması, sağlık turizminde muhatap kuruluş olması (taleplerin ilgili kamu otoritesine aktarımı ve takibi), periyodik denetimlerin güçlendirilmesi. USHAŞ ile ilgili beklentiler genel olarak olumlu!

Neler Yapabiliriz?

Sağlık turizmi kapsamında; termal ve ileri yaş turizminin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Medikal turizm ile ilgili ne yapabiliriz? Hedef ülkeleri belirleyebiliriz. Batı Avrupa Ülkeleri ve Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika, Orta Asya ve Bağımsız Ülke Devletlerinin hemen hemen hepsi bizim için hedef pazardır. Pazar seçerken ekonomik ve siyasi ilişkilerimize bakmamız gerek. Coğrafi ve kültürel yakınlığımız, ilgili ülkedeki uzun bekleme süreleri ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği bizim için kriter olmalı. Türkiye’nin sahip olduğu rekabetçi fiyat avantajı ve ikili anlaşmalar bu pazarların seçiminde etkili olmalı.”

Yıllara göre uluslararası hasta sayılarına baktığımızda 2018 yılında ilk 10 aylık dönemde toplam 368.903 uluslararası hasta Türkiye’de sağlık hizmeti almış olup, %66’sına denk gelen 243.102 hasta özel sağlık kurumlarını tercih etmiş, geriye kalan %34 içerisinde yer alan 125.801 uluslararası hasta ise kamu sağlık kurumlarını tercih etmiştir.

Uluslararası hastaların geldiği ülkelere göre dağılımına baktığımızda 2017 yılında Türkiye’de sağlık hizmeti alan uluslararası hastaların geldiği ilk 10 ülke arasında 33.765 hasta ile Irak, ilk sırada yer almaktadır. İlk 10’da yer alan ülkelere bakıldığında önceki yıllarda olduğu gibi bu ülkelerin; 3,5-4 saatlik uçuş mesafesindeki ülkeler, komşu ülkeler, Müslüman nüfusun ağırlıkta olduğu ülkeler, gurbetçi vatandaşlarımızın ağırlıkta olduğu ülkeler ve genel anlamda çok sayıda turist ağırladığımız ülkeler olduğu görülmektedir.

HİSER Projesi

Özel sektörle birlikte USHAŞ’ın yapabileceği en güzel çalışma Hizmet Sektörü Rekabet Gücünün Arttırılması – HİSER Projesi olacaktır” diye konuşan Kılıçkaya şöyle devam etti:

“Ticaret Bakanlığında görev yaparken çalıştığım farklı destek projelerinin son derece olumlu geri dönüşlerini aldık. Bunu sağlık sektöründe de hayata geçirmek ve bunun bir parçası olmak istiyoruz. Bu proje başlatılırsa biz özel sektörle daha dinamik bir istişare ortamına gireceğiz ve bir danışman firma marifetiyle – iyi bir danışman seçmeliyiz – stratejimizi tartışacağız. Bu aslında sektörün de stratejisi olmuş olacak. Ayrıca bu çalışmada ortak eğitim ve danışmanlık faaliyetleri çıkacak. Sonrasında pazarlama ve alım heyeti faaliyetlerini Ticaret Bakanlığımız yüzde 75 destek veriyor. Bu projeyi başlatırsak özel sektörle daha dinamik pazarlama faaliyetleri yapacağız.

HİSER dışında da hedef ülkelere yönelik USHAŞ’ın tanıtım ve pazarlama etkinlikleri olacak. USHAŞ’ın kurumsal kimlik çalışması hazırlanıyor. Yurtdışına dönük özgün bir marka olacak. Türkiye’nin sağlık turizminde çatı markasının bu olması düşünülüyor. Pazarlama faaliyetlerimizin en önemli parçası sağlık turizmi portalı olabilir. Sağlık Bakanlığı çalışma başlattı.

Mevzuatlar Neler?

Sağlık turizmi ile ilgili yürürlükteki mevzuatlar şunlar:

  • 13/07/2017 Tarihli Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik
  • 23/07/2013 tarihli Sağlık Turizmi ve Turist Sağlığı Kapsamında Sunulacak Sağlık Hizmetleri Hakkında Yönerge.

Teşviklere İlişkin Yürürlükteki Mevzuat:

  • 2015/8 tarih sayılı  Döviz Kazandırıcı Hizmet Ticaretinin Desteklenmesi Hakkında Karar 
  • 2015/9 sayılı Döviz Kazandırıcı Hizmet Sektörleri Markalaşma Destekleri Hakkında Karar
  • Gelir Vergisi Kanunu (Madde 3-Yurt dışına hizmet veren işletmelerde vergi indirimi)

İlaç Politikaları Nasıl Olmalı?

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) Genel Sekreteri Yrd. Uzm. Ecz. Halil Tunç Köksal, ilaç endüstrisi açısından Türkiye’nin demografik yapısını yorumlayarak şunları kaydetti:

“10 yıl içerisinde ilaç pazarı yüzde 131 büyüdü. Demografiye batkımızda; genç nüfus artış hızını azalttı. Orta yaş ve ileri yaş ortalamaları yükseliyor. Kronik hastalıklar, ilaca özel sağlık maliyetlerinin artacağı anlamına geliyor bu. Kutu satışları ve TL satış oranları daha da afaki oranda artacak ilerde. Politikalarımızı ona göre şekillendirmeliyiz. Yıllık nüfus artış hızı 2017 yılında ‰12,4 iken, 2018 yılında ‰14,7 oldu.

İlaçta Global Bütçe Etkisi

İlaç harcamasının GSYİH içerisindeki payına baktığımızda; 2009 yılından sonra kamu ilaç harcamalarının GSYİH’ya oranının 1,3’e düşürülmesi hedeflendi. Ancak global bütçe nedeniyle harcamalar hedefin çok daha altında gerçekleşti ve o seviyede devam ediyor. 2009 yılında kamu ilaç harcamalarının hızlı bir şekilde düşürülmesi amacıyla global bütçe uygulamasına geçildi.

Sağlanan sağlık hizmetinin kapsamı ve kalitesi ile örtüşmeyen ilaç bütçeleri oluşturulmaya başlandı. Uygulama ile birlikte İlaç fiyatları reel olarak düştü; ek olarak SGK tarafından yüksek tutarda iskontolar talep edildi; Dünyadaki en ucuz ilaç fiyatlarına sahip ülkeler arasına girdik.

İlaç Fiyatları İtalya, Fransa, Yunanistan, Portekiz, İspanya arasında ürünün en ucuz olduğu ülkedeki fiyat Sağlık Bakanlığı tarafından kaynak fiyat olarak belirleniyor.

Sektörel Veriler Nasıl?

İlaç üretim tesisleri; 2010’da 49 iken 2018’de 82’ye yükseldi. Akredite Ar-Ge merkezi sayısı; 2010’da 4, 2013’te 6, 2015’te 13 ve 2019’da 32 oldu. Toplam Ar-Ge çalışanı 231.

2018 yılında Türkiye’nin toplam ihracatı %7 büyürken ilaç ihracatı %31 büyüdü. Bu ciddi anlamda dünyaya ilaç satmaya başladığımızın bir işareti.

İlaç Politikası Nasıl Olmalı?

Dengeleyici, eşgüdümlü politikalar izlenmelidir. Sanayi dönüşümünü tamamlamış, yatırımları hız kazanmış, Ar-Ge yetkinliğini artırmış, biyoteknoloji alanında daha güçlü bir oyuncu, daha yüksek katma değerli ilaçlar üreten, Türkiye’ye ek istihdam, ekonomiye katkı sağlayan, net ihracatçı, küresel bir oyuncu profiline sahip olmalıyız.

Neler Yapılmalı?

Uygulanmakta olan Avro değerinin, güncel Avro kuruna yakınlaştırılması amacıyla, %60 tutarındaki ortalama oran kademeli olarak %100’e çıkarılmalıdır.

Geri ödeme başvuru dönemi sayısı ikiden üçe çıkartılmalıdır.

Önemli sistem değişikliklerinde paydaş görüşleri alınmalı ve geçişlerde makul süreler tanınmalıdır. Geri ödeme sekreterya görevleri kapsamının genişletilmesi gereklidir.

Ruhsat alan ürünler geri ödeme sistemine gecikmeksizin kabul edilmelidir.

Klinik çalışmalarda kullanılan referans ürün bedelleri kamu tarafından ödenmelidir.

Biyoteknoloji alanında yol kat etmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizin ihtiyaçları çerçevesinde kendimize özgü bir mevzuat oluşturulmalıdır.

Biyoteknolojik ilaçların pazara giriş süresini kısaltacak düzenlemeler yapılmalıdır.

Yeni hastalarda tedaviye biyobenzer ürün ile başlanması sağlanmalı, mevcut hastalarda ise biyobenzer ürünlere geçiş özendirilmelidir.

Kamu birim fiyatının %5 altında yapılan başvurular kaldırılmalıdır.

Toplum sağlığına katkısı ve ihracat potansiyeli dikkate alınarak kombine ürünlerin geri ödemedeki haksız uygulamalar düzeltilmelidir.

Ülkemizin rakipleri ile etkin rekabet edebilmesi için kamu Ar-Ge alanındaki vergisel teşviklerin yanında doğrudan teşvik mekanizması kapsamında ürün teşvik sistemi oluşturulmalıdır.

Hem endüstrimiz hem de ülkemiz ekonomisi bakımından son derece olumlu ilerleyen yerelleşme politikasına, hız kesmeden ve taviz vermeden devam edilmelidir.